Mustafa Özbağ Efendi hazretleri, 2018 yılında Karabaş-i Velî Tekkesi’nde akdolunan bu 25. sohbet-i şerîfinde, Mesnevî’nin 310-315. beyitlerinden hareketle insanın içindeki “altın definesi” için evini (bedenini) harap etmesi ve defineyi bulduktan sonra yeniden ihyâ etmesi metaforunu, suyun arkını (bilgi kanalını) temizleyip berrak su akıtma benzetmesini, derinin yarılıp temrinin çıkarılması ve yepyeni deri bitmesi tasvîrini, kalenin kâfirlerden fethedilip yeniden istikâm düzenlenmesi alegorisini, kalpte 70.000 zulmet perdesinin bulunduğunu ve bu perdelerin ancak riyâzat-mücâhede ile aşılacağını, hakîkî mürşidin Allâh olduğunu ve velîlerin Allâh’ın cemâliyle cemâllenmiş kimseler olduğunu, Kehf sûresi 65 (“Biz ona ilm-i ledün öğrettik”), Enfâl 29 (“Takvâ üzere olursanız Allâh size nûr verir”), En’âm 125 (“Allâh bir kimseyi hidâyete erdirmek isterse kalbini İslâm için şerh eder”) ve Zümer 22 (“İslâm için kalbi şerh edilen kimse Rabbinden bir nûr üzerine bulunmuş olur”) âyetlerini, Hz. Peygamber’in muhteşem nûr duâsını (“Allâh’ım kalbime bir nûr koy, gözüme bir nûr ihsân et, kulağıma bir nûr lütfet, sağıma-soluma-üstüme-altıma-önüme nûr ver, bana bir nûr ihsân et”), Cenâb-ı Hakk’ın mücâdelesiz de vermesini (Mûsâ kavminin çölde cennetten rızıklanması, İsâ aleyhisselâm’ın havârîlerine inen sofra ve şartının bozulması), iflâs etmişken gece saat 12’de sarhoş bir adamın sipariş telefonu açmasıyla ticârete dönüş kıssasını (“İflâs ettikten sonra yaptığım ilk iş — 7.500 dolar kâr kaldı, ertesi sabah göğüs ileride gözler çakmakça Mustafa Özbağ tüccar olarak meydana çıktı”), “Allâh yoktan var eder, her yer kapalı dersin açar, güneş gibi pırıl pırıl aydınlatır” tesbîtini, “aşıklar her dem hayretten hayrete geçerler — içtikçe içesi gelir, hayrete düştükçe hayrete düşesi gelir” tasavvufî hâli, iki tür velîyi (cemâle bakan ve cemâl olan — “onlara bakıldığında Allâh hatıra gelir” hadîs-i kudsîsi), “bir kadını sevmeyen bir erkek Allâh’ı sevebilir mi? Sevemez” tesbîtini ve Hz. Peygamber’in “içimizden en fazla kimi seversin? Âyşe’yi” hadîsini, Lât-Uzzâ-Menât putlarının bâtınî mânâsını (Lât=kadın/şehvet, Uzzâ=siyâsî-askerî güç, Menât=para/ekonomi), “bu topraklara âit hiçbir şeyin bozulmasına müsâade etmeyin — köpeğimiz dâhil” uyarısını, Eyyûb aleyhisselâm’ın mağara kıssasını ve eşinin şeytanın üç kılığına rağmen onu terk etmemesini, “hakîkate eren âşıklar çektiklerini çile olarak görmezler — akıllılar çile görür” hikmetini, evlilik yaşı tartışmasını (Avrupa’daki cinsellik yaşı karşılaştırması, 14 yaşında evlendirilmek istenmesi hatırası), kahvede yarım saatlik sohbet kıssasını (“200 bin fahişeyi İslâm mı üretti?”), semâ eğitiminde her çarkta “Allâh” denildiğini ve “bir topluluk Allâh’ı zikrederek dağılırsa af olmuş olarak kalkarlar” hadîs-i kudsîsini tafsîlâtıyla beyan buyurmuşlardır.
Mesnevî’den Define Metaforu: İnsanın İçindeki Sır İçin Kendini Harap Etmek
Efendi hazretleri Mesnevî’nin 310. beytinden devam etmiştir: “Altın definesi için evi harap etmiştir. Fakat o altın definesini elde ettikten sonra o evi daha mâmur bir hâle getirmiştir.” İnsan Allâh yolunda define gibidir — içinde büyük sırları, büyük zenginliği saklar. O defineye ulaşmak için ne yapar? Kendisini harap eder, mücâdele eder, mücâhede eder. Oruç tutar, Allâh’ı zikreder, mücâdele yoluna girer. Bedeni harap olur, rengi solar, uykusu kaçar, normalitesini kaybeder. Ama aradığını bulursa yeniden ihyâ olur. Bayındır’dan bir misâl vermiştir: “Definecilar kabr-i şerîfin etrafında hiçbir şey bırakmadılar — insanlar define için ayrı bir hastalık.”
Ark Metaforu: Bulanık Bilgi Kanallarını Temizleyip Berrak Su Akıtmak
“Suyu kesmiş, suyun aktığı yolu temizlemiş. Ondan sonra artık içilecek su akıtmıştır.” Efendi hazretleri bu metaforu dînî bilgi kanallarına tatbîk etmiştir: “Bizim insanımız dine aç. Dine aç olan bir topluluk. İnsanlar doğru din eğitimini nereden alacaklarını bilmiyorlar. Önlerine gelen her şeye kanıyorlar. Kanınca da doğru bilgiyi alıp almadıklarını mihenge vuracak bir mihenkleri yok.” Bu bulanık bilgi kanalları: İran’dan Şia düşüncesi, Suud’dan Vahhâbî akımı, neo-selef, hadîs inkârcıları, “bu âyetleri yeniden dizayn etmek lâzım” diyenler, “horoz kurban olur” diyenler, “Kur’ân bize yeter” deyip 35 tane kitap satan kampanyacılar. “Madem Kur’ân bize yeter, neden 35 tane bu adamın kitabını alalım?”
Kale Metaforu: Kalbi Şeytandan Fethetmek
“Kaleyi yıkıp kâfirlerden almış, ondan sonra oraya yüzlerce burç ve hendek yapmıştır.” Efendi hazretleri bu kaleyi “mü’minin kalbi” olarak tefsîr etmiştir: “Şeytan otağını kalbimize kurmuş. Her sabah askerlerini vücut şehrine gönderiyor.” Hadîs-i şerîf: “Şeytan kalbin kapısında durur. Ne zaman kalpte zikrullâh durdu, eksildi, şeytan hemen gelir oturur. Ne zaman o kimse Allâh’ı zikretti, şeytan kalbini bırakır.” Fethetmenin tek iksîri: “Şeytanı kalpten kovmanın tek iksîri Allâh’ı zikretmektir. ‘Lâ ilâhe illallâh’ şeytanı kovmanın birinci adımıdır. İkincisi zikrullâhın kalbe yerleşmesi, oturmasıdır.”
Kalpte 70.000 Zulmet Perdesi
Efendi hazretleri hadîs-i şerîften nakletmiştir: “Kalpte 70.000 zulmet perdesi vardır. Bu perdeleri geçmektir. Bu perdeleri geçince hakîkate ulaşırsın.” Bu perdeler nefsin, şeytanın, dünyevî ihtirâsların, haram duygularının kalbi karartmasıdır. Her perde bir mücâhede ile aşılır — zikir, oruç, namaz, tövbe, sabır ile. “Yoksa bu perdelere geçilmedikçe hakîkate ulaşamazsın.”
Hakîkî Mürşid Allâh’tır
Efendi hazretleri çok mühim bir tesbît yapmıştır: “Aslında bu hakîkate ulaştıracak yolu öğreten gerçek mürşid Allâh’tır. Bizim mürşid olarak gördüğümüz kimseler, Allâh’ın cemâliyle cemâllenmiş olduklarından dolayı biz onlara mürşid deriz. Gerçek hikmet sâhibi çünkü Allâh’tır. Allâh kimin gönlüne bir hikmet koyduysa, fazlından-kereminden koymuştur. Onun sâhibi Allâh’tır.”
Dört Âyet-i Kerîme: Kalbin Nûrlanma Mertebeleri
Efendi hazretleri bu mücâhedenin Kur’ânî delîllerini sıralamıştır:
- Kehf sûresi 65: “Biz ona ilm-i ledün öğrettik” — Hızır aleyhisselâma verilen husûsî ilim.
- Enfâl sûresi 29: “Eğer takvâ üzere olursanız Allâh size bir nûr verir gönlünüze” — Takvâ → kalbe nûr.
- En’âm sûresi 125: “Allâh bir kimseyi hidâyete erdirmek isterse kalbini İslâm için şerh eder” — Kalbin açılması.
- Zümer sûresi 22: “İslâm için kalbi şerh edilen kimse Rabbinden bir nûr üzerine bulunmuş olur” — Şerh → nûr → hidâyet.
Hz. Peygamber’in Muhteşem Nûr Duâsı
Efendi hazretleri Hz. Peygamber’in riyâzâtın sonucunda yapılacak duâyı okumuştur: “Allâh’ım kalbime bir nûr koy. Gözüme bir nûr ihsân et. Kulağıma bir nûr lütfet. Sağıma bir nûr bahşet. Sol tarafıma bir nûr ikrâm et. Üst tarafıma bir nûr ver. Alt tarafıma bir nûr koy. Önümü nûrlu kıl. Bana bir nûr ihsân et. Âmîn.” Bu duâ (Buhârî, Daavât 9; Müslim, Müsâfirîn 181), sâlikin vücûdunun her tarafının — kalbin, gözün, kulağın, sağın, solun, üstün, altın, önün — nûrla kaplanmasını talep eder.
Cenâb-ı Hakk Mücâdelesiz de Verir: Mûsâ Kavmi ve İsâ’nın Havârileri
Efendi hazretleri “riyâzatla gelen” ile “Allâh’ın lütfuyla mücâdelesiz gelen” arasındaki farkı anlatmıştır: Mûsâ kavmi çölde hiç çalışmadan cennetten nimetlendirilmiştir. İsâ’nın havârileri de aynısını istemiş — “Sen peygambersen Mûsâ’ya böyle mucize vardı, sende de olsun.” İsâ aleyhisselâm kızdı: “Siz haddi aşanlardan oldunuz.” Ama duâ etti, cennetten sofra indi. Şartı: “Ertesi güne yemek ayırmayacaksınız, dağıtacaksınız.” Havâriler hırslandı, ertesi güne ayırdı, fakire vermedi — Allâh rızkı kesti. Ders: “Zahmetsiz Cenâb-ı Hakk rızık verir mi? Evet. Ama şartına uymazsan keser.”
İflâs Sonrası Sarhoş Adamın Siparişiyle Ticârete Dönüş
Efendi hazretleri kendi hayâtından muhteşem bir kıssa anlatmıştır: “İflâs etmişim. Perperişanım. Kimse yüzüme bakmıyor.” Gece saat 12’de sarhoş bir adam aramış: “Şu kadar yatak örtüsü, nevresim, yastık, perde lâzım.” Efendi hazretleri fiyat çıkarmış, adamın gönderdiği paranın yarısıyla bütün malı almış. “9 lira dediği malı adam peşin para deyince 3 liraya düşürdü.” Sonuç: “7.500 dolar kâr kaldı. İflâs ettikten sonra yaptığım ilk iş. Ertesi sabah göğüs ileride, gözler çakmakça Mustafa Özbağ tüccar olarak meydana çıktı.” Ders: “Allâh lütfeder mi? Evet. Yoktan var eder mi? Evet. Her yer kapalı dersin — açar mı? Evet. Sen yeter ki ona kulluk et, istikâmetini bozma, ‘Ya Rabbî’ demekten vazgeçme.”
“Aşıklar Her Dem Hayretten Hayrete Geçerler”
Efendi hazretleri aşıklık makâmını şöyle tasvîr etmiştir: “Aşık her dem hayretten hayrete geçer. Çünkü her dem sevgili ayrı bir güzellik sunar ona. Her dem ayrı bir koku, ayrı bir anlayış, ayrı bir tecelliyât. Aşık her anla her dem hayret perdesinden hayret perdesine geçer. O hayret perdesinin sarhoşluğundan hiç kurtulmaz. İçtikçe içesi gelir. Hayrete düştükçe hayrete düşesi gelir. Hiç iyi bir sarhoş ‘ben sarhoş oldum’ der mi? Demez. ‘Getirin ne varsa’ der.” Bayındır’dan: “32 yıl geçti, Mustafa Özbağ bir gün kafayı kıracak diyorlar. Bayındır’a tekrar geri gelecek. Hâlâ bekliyorlar.”
İki Tür Velî: Cemâle Bakan ve Cemâl Olan
Efendi hazretleri Mesnevî’den velîlerin iki mertebesini hatırlatmıştır: “Birinin yüzü sevgiliye karşıdır — bu dosttur, cemâle bakandır. Öbürünün yüzü sevgilinin yüzü olmuştur — bu vasıl olmuştur, cemâl ondadır.” Hadîs-i kudsî: “Allâh’ın öyle kulları vardır ki onlara bakıldığında Allâh hatıra gelir.” Bu, ikinci mertebedeki velîdir — cemâl ona tecellî etmiş, ona bakan Allâh’ı hatırlar. “Ne dedi Cenâb-ı Resûlullâh? ‘Allâh’ı görüyormuşçasına yaşamaktır ihsân.’ İkincisi: ‘Göremesen dahi her daim onun seni gördüğünü hissetmektir.'”
“Bir Kadını Sevmeyen Erkek Allâh’ı Sevebilir Mi? Sevemez”
Efendi hazretleri sohbetin en cesûr tesbîtlerinden birini yapmıştır: “Bir kadını sevmeyen bir erkek Allâh’ı sevebilir mi? Sevemez.” Hz. Peygamber’e sorulmuş: “İçimizden en fazla kimi seversin?” Cevap: “Âyşe’yi.” Sahâbî: “Onu sormak istemedim, erkeklerden kimi?” “Ebû Bekir’i.” Efendi hazretleri: “Neden? Sevdiğinin sevdiğini seviyor. İşte bir kadını seviyorsun — eyvallâh. Onun annesini de seveceksin, babasını da. ‘Seni seviyorum ama anan girmesin eve’ — bu nasıl sevmek? Sevdiğinin sevdiğini de seversin.” Ders: “Biz Allâh’ı severiz. Allâh’ın sevdiğini de severiz — Resûlünü, velîlerini, mahlûkâtını.”
Lât, Uzzâ, Menât Putlarının Bâtınî Mânâsı
Efendi hazretleri Mekke müşriklerinin üç büyük putunun bâtınî karşılıklarını açıklamıştır: “Lât bir kadın puttur — Hz. Ali efendimiz gönderildi onu yıkmaya, içinden dağınık saçlı bir kadın çıktı. Lât kadını, haram olan şehveti simgeler. Uzzâ güçtür — siyâsî, askerî, bürokratik güç. Menât paradır — ekonomidir.” Ümmeti Muhammed için üç korku: “(1) Siyâsî-askerî güç insanın eline geçerse putlaştırabilir mi? Evet. (2) Haram şehvet — kadın veya erkek şehvetini putlaştırabilir mi? Evet. (3) Para — ekonomiyi putlaştırabilir mi? Evet. Şimdi de bu anlayışlara secde ediyoruz.”
Eyyûb Aleyhisselâm’ın Mağara Kıssası ve Şeytanın Üç Kılığı
Efendi hazretleri Eyyûb aleyhisselâm’ın kıssasını detaylıca anlatmıştır: Kavmi onu dışarı attı — hastalığından değil, Allâh’ı anlatmasından. Çöplüğe attılar, mağaraya hapsettiler. Eşi her gün yemek-su taşıyordu. Şeytan üç kılıkta geldi: (1) Komutan — “Seni saraylarda yaşatayım.” (2) Yakışıklı delikanlı. (3) Zengin adam. Eşi üçünü de reddetti: “Benim Eyyûb’üm var, onu bırakamam.” Bir gün eşi geldiğinde — genç bir adam var içeride. “Yavrum, burada benim bir ihtiyârım vardı, nerede?” Eyyûb: “Allâh burada bir su ikrâm etti, yıkandım böyle oldum. Hadi sen de yıkan.” İkisi de genç oldu, Allâh yeniden evlât ve zenginlik verdi. Efendi hazretleri: “Hakîkate eren âşıklar, çektiklerini çile olarak görmezler. Akıllılar çile görür.”
“Allâh Sevdiğine Çile Çektirmez — Ateşi Saray Eder”
Efendi hazretleri İbrâhîm aleyhisselâm’ın ateş kıssasını sevgi perspektifinden anlatmıştır: “Sâre, sevdiğini ateşte bırakmadı. ‘O ateşteyse ben neden dışarıdayım?’ dedi. İçeri attı kendini. Baktı ki ateş serî ve selâmetli — cennet bahçesi, gül kokluyorlar.” Aynı şekilde Burûc sûresindeki kız da ateşe atılınca yanmamış ve annesine “Burada gördüğün ateş değil” diye bağırmıştır. Ders: “Dışarıdan bakan akıllılar çile görür. İçerideki âşık cennet bahçesi görür.”
Evlilik Yaşı Tartışması: “Kime Yaş Koyacaksınız?”
Efendi hazretleri evlilik yaşı meselesinde çok açık konuşmuştur: “İslâm bu konuda yaş koymamış. Bir kimse var 30 yaşında asla evlenmez, bir kimse var 16 yaşında evlenir.” Kendi hatırasını anlatmıştır: 14 yaşında Yunanistan’dan gelen akrabalar onu evlendirmek istemiş, 16 yaşında annesi teyzenin evinde bir kız göstermiş. İkisini de reddetmiştir ama “evlensem evlenir miydim? Evet. Bir evin sorumluluğunu götürebilir miydim 16 yaşında? Evet.” Avrupa karşılaştırması: Hollanda’da 12, Belçika’da 13-14, İngiltere’de 16, Amerika’da 12 yaş cinsel karar verme yaşı. “Türkiye’de fuhuş yaşı 15 — devletin açıklaması. Neden İslâm’daki evlilik yaşı tartışılıyor da bunlar tartışılmıyor?”
Kahvede Yarım Saatlik Sohbet: “200 Bin Fahişeyi İslâm Mı Üretti?”
Efendi hazretleri bir köy kahvesinde yaşadığı kıssayı anlatmıştır: Kahveyi yarım saatliğine 100 liraya kiralamış, televizyonu kapattırmış, “size hiçbir şey satmayacağım, para istemeyeceğim — yarım saatinizi verin” demiş. Sohbet dönüp dolaşıp kadın meselesine gelmiş. Gençlere sormuş: “Kız kardeşinin böyle olmasını ister misin?” “İstemem.” “Olsa ne yaparsın?” “Vururum!” Efendi hazretleri: “Hepiniz katliamcısınız burada — kendi kardeşiniz olunca vuruyorsunuz, başkasının kardeşi olunca olsun mu istiyorsunuz? 200 bin tane fahişe var — İslâm mı üretti?”
“Sevdiğinin Yaptığını da Seversin”
Efendi hazretleri aşkın kemâlini çok samîmî bir dille anlatmıştır: “Bir yemek yapmış — ağzını alsan dişini kırmazsa kesin mideni patlatır. At duvara, kaç kenara. Ama onu sevdiğin yapmış. Ağzında dolaştırma dahi hissetmesin. ‘Ya ne muhteşem bir şey olmuş, ilk defa yiyorum böyle bir muhteşem yemek.’ ‘Aşkım güzel olmuş ama hiç annemin yaptığı gibi değil.’ — Git annenin evinde otur o zaman! Sevdiğinin yaptığını dahi sevmek — sevdiğinin sevdiğini sevmek.” Erkeklere: “Adam sevmezse kadının yürüyüşüne bile bahane bulur. ‘Şunun yürüyüşüne bak’ — bir saat sonra o kadına nasıl ‘seni seviyorum’ diyeceksin?”
Semâ Eğitimi: “Her Çarkta Allâh Diyorlar”
Efendi hazretleri semâ eğitiminin mahiyetini açıklamıştır: “Biz kardeşlerimizi semâ edecek olan kardeşlerimizi hazırlarken onlara hem dînî eğitimlerini veriyoruz, hem de her semâda bir çark — kendi eksen etrafında bir dönüş — her çarkta ‘Allâh’ diyerekten semâ etmelerini tâlim ve terbiye ediyoruz. Her çarkta Allâh, Allâh, Allâh.” Ney ve kudüm durduğunda dervişlerin zikir sesi duyulur: “Bir an bütün sesten uzaklaşır, onların zikrullâh sesini duyarsınız.”
“Bir Topluluk Allâh’ı Zikrederek Dağılırsa Af Olmuş Olarak Kalkarlar”
Efendi hazretleri sohbetin son hadîs-i kudsîsini okumuştur: “Bir topluluk Allâh’ı zikredip dağılırsa ‘af olmuş olarak kalkınız’ diyor.” Sonra çok önemli bir fıkhî tespit eklemiştir: “Zikir için abdest lâzım değil, zikir için gusül lâzım değil, zikir için hiçbir ritüel lâzım değil. Âyet-i kerîme: ‘Kim Allâh’ı zikrederse Allâh da onu zikreder.’ Allâh hepinizi zikretsin.”
Âmelî Dersler
Efendi hazretlerinin bu 25. sohbet-i şerîfinden çıkarılacak âmelî dersler:
- İçindeki defineyi bul: Kendini harap et (mücâhede), defineyi bul, sonra ihyâ ol.
- Bilgi kanalını temizle: Vahhâbî-Şia-hadîs inkârcısı bulanık sulardan uzak dur.
- Kalbi fethet: Şeytanın otağını zikrullâhla kaldır.
- 70.000 perdeyi aş: Her perde bir mücâhede, bir zikir, bir tövbe ile.
- Hakîkî mürşid Allâh’tır.
- Dört âyeti ezberle: Kehf 65, Enfâl 29, En’âm 125, Zümer 22.
- Nûr duâsını her gün oku: “Allâh’ım kalbime nûr koy…”
- Allâh yoktan var eder: İflâs etsen bile “Ya Rabbî” de, kapı açılır.
- “İçtikçe içesi gelir”: Allâh aşkının sarhoşluğundan ayılma.
- Lât=şehvet, Uzzâ=güç, Menât=para: Modern putlarını tanı.
- Eyyûb gibi sabret: Eşin seni terk etmezse, Allâh her şeyi geri verir.
- “Çile” dışarıdan bakanın gördüğüdür: İçerideki âşık cennet bahçesi görür.
- Sevdiğinin sevdiğini sev: Annesini, babasını, yaptığı yemeği.
- Her çarkta “Allâh” de: Semâ bir dans değil, zikirdir.
- “Af olmuş olarak kalkınız”: Zikir meclisinden çıkan affolunmuştur.
Referanslar ve Kaynaklar
Bu sohbette atıfta bulunulan âyet-i kerîmeler, hadîs-i şerîfler ve tasavvufî kaynaklar:
- Mesnevî — Beyit 310-315: Define, ark, deri, kale metaforları
- Kehf sûresi, 65. âyet — “Biz ona ilm-i ledün öğrettik”
- Enfâl sûresi, 29. âyet — “Takvâ üzere olursanız Allâh size nûr verir”
- En’âm sûresi, 125. âyet — “Kalbini İslâm için şerh eder”
- Zümer sûresi, 22. âyet — “İslâm için kalbi şerh edilen Rabbinden nûr üzerinedir”
- Ankebût sûresi, 69. âyet — “Yolumuzda mücâhede edenlere yollarımızı açarız”
- Hadîs-i Şerîf — Hz. Peygamber’in nûr duâsı (Buhârî, Daavât 9; Müslim, Müsâfirîn 181)
- Hadîs-i Şerîf — “Kalpte 70.000 zulmet perdesi vardır”
- Hadîs-i Şerîf — “Şeytan kalbin kapısında durur — zikrullâh olunca çıkar” (Tirmizî)
- Hadîs-i Şerîf — “40 gün haramdan uzak dur, kalbine ilâhî ilim gelir”
- Hadîs-i Şerîf — “İçimizden en fazla kimi seversin? Âyşe’yi” (Buhârî, Fadâilü’l-ashâb)
- Hadîs-i Kudsî — “Af olmuş olarak kalkınız” (zikir meclisi hadîsi)
- Mûsâ kavminin çölde cennetten nimetlenmesi (Bakara 57)
- İsâ aleyhisselâm’ın havârîlerine inen sofra (Mâide 112-115)
- Eyyûb aleyhisselâm — Mağara kıssası, şeytanın üç kılığı, eşinin sadâkati
- Lât, Uzzâ, Menât — Bâtınî mânâları: şehvet, güç, para
- Hz. Mevlânâ — “Bize ölçüp biçmek yasaklanmadı, onu sevmek yasaklandı”
- Efendi hazretleri — İflâs sonrası sarhoş adamın siparişiyle ticârete dönüş kıssası
Sohbetin Özeti
Efendi hazretlerinin Karabaş-i Velî Tekkesi’ndeki bu 25. sohbeti, Mesnevî’nin 310-315. beyitlerinden define-ark-deri-kale metaforlarıyla nefis terbiyesinin mâhiyetini, kalpte 70.000 zulmet perdesini, hakîkî mürşidin Allâh olduğunu, dört âyet-i kerîme ile kalbin nûrlanma mertebelerini, Hz. Peygamber’in muhteşem nûr duâsını, Cenâb-ı Hakk’ın mücâdelesiz de vermesini Mûsâ kavmi ve İsâ’nın havârileri örnekleriyle, iflâs sonrası sarhoş adamın siparişiyle ticârete dönüş kıssasını, aşıkların her dem hayretten hayrete geçmesini, iki tür velîyi (cemâle bakan ve cemâl olan), “bir kadını sevmeyen erkek Allâh’ı sevemez” tesbîtini, Lât-Uzzâ-Menât putlarının bâtınî mânâlarını (şehvet-güç-para), Eyyûb aleyhisselâm’ın mağara kıssasını ve eşinin şeytanın üç kılığına rağmen sadâkatini, “hakîkate eren âşıklar çektiklerini çile görmezler” hikmetini, evlilik yaşı tartışmasını, kahvede yarım saatlik sohbet kıssasını, “sevdiğinin yaptığını da sev” düstûrunu, semâ eğitiminde her çarkta “Allâh” denildiğini ve “af olmuş olarak kalkınız” hadîs-i kudsîsini ihtivâ eden kapsamlı bir ders-i şerîftir. Allâhü Teâlâ cümlemizi bu sohbetin feyzinden mahrûm bırakmasın. Âmîn.