Mustafa Özbağ Efendi hazretleri, 2018 yılında Karabaş-i Velî Tekkesi’nde akdolunan bu 24. sohbet-i şerîfinde, Yûnus Emre ve Hacı Bayram Velî’nin şiirlerinde “Allâh” yerine “Çalap” kullanmasının öz Türkçe bir kelime olduğunu ve büyütülecek bir mesele olmadığını, fitne uykudadır uyandırana lânet olsun hadîsini, namusa iftirâ atmanın yedi büyük günâh-ı kebâirden biri olduğunu (Allâh’a şirk, anne-babaya âsîlik, namuslu kadına iftirâ, savaştan kaçmak, fâiz yemek, laf dolaştırmak), zinâ isnâdının ancak itiraf veya dört şâhitle mümkün olduğunu, bereketin sırrının azla yetinmek ve tasadduk etmek olduğunu (sahâbînin maaşı beşten üçe düşürüldüğünde bereket artması kıssası), rüyâda peygamberlerle kendi dilinde konuşulduğunu (diller arasında üstünlük olmadığını), “biz camdan öptürecek şeyhlerden değiliz — kapımız herkese açık, herkes istediği gibi konuşur” düstûrunu, Şeyh Efendi hazretlerinin “biz üstâdımızdan böyle gördük, kapıyı kapatamayız” kıssasını, kendi topluluğunda para-makam-menfaat olmadığının ispatını (“Lokmacılar ücret alıyor mu? Hayır. Zorla mı? Hayır. Ne aldanması kardeşim?”), İbn Arabî’nin Fusûsu’l-Hikem’inden velînin hadîs sahîhliğini Hz. Peygamber’den doğrudan teyit etmesini (“Sahîh denilen bir hadîsi Hz. Peygamber ‘ben bunu söylemedim’ derse velî onunla amel etmez”), keşf sâhibinin uydurma hadîsin kimin uydurduğunu bildiğini ve İslâm hukûkuna göre tecâvüz-kasden öldürme-uyuşturucu satıcılığı-eşcinselliğin cezâsının ölüm olduğunu tafsîlâtıyla beyan buyurmuşlardır.
“Çalap” ve “Tanrı” Kelimesi: Büyütülecek Bir Mesele Değil
Efendi hazretleri sohbete bir dil meselesiyle başlamıştır: “Yûnus Emre, Hacı Bayram Velî ve bazı evliyâlar şiirlerinde Allâh’a ‘Çalap’ diye sesleniyorlar. İnsanların Allâh’ı muhakkak ‘Allâh’ olarak söylemelerinde fayda var. Ama Türklerin öz Türkçesi var. Öz Türkçesine göre orada Allâh lafının karşılığı olarak değil — dilleri o. Dilleri öyle olunca öyle söylemişler. Bunlar büyütülecek meseleler değil.” Türk velîlerinin kendi ana dillerinde Cenâb-ı Hakk’a hitâb etmeleri, İslâm’ın evrenselliğinin bir göstergesidir: Allâh her dilde çağrılır ve her dilden duyar. “Çalap” kadîm Türkçede “yaratıcı, sâhip, hâkim” demektir ve Kur’ân’daki “Rabb” kavramının Türkçe karşılığı olarak kullanılmıştır.
Namusa İftirâ: Yedi Büyük Günâh-ı Kebâirden Biri
Efendi hazretleri cemaatten gelen ağır bir soruya (kayınvâlidenin geline nâmus iftirâsı) cevap verirken yedi büyük günâh-ı kebâiri sıralamıştır: “Büyük günâh yedidir: Allâh’a şirk koşmak, anne-babaya âsî olmak, namuslu kadının iffetine lâf söylemek, savaş meydanından kaçmak, fâiz yemek, orta yerde lâf dolaştırmak — Allâh muhâfaza eylesin.” Zinâ isnâdının hukûkî şartlarını da açıklamıştır: “Bir kimsenin zânî olduğuna hükmetmek için bir, o kimsenin kendisinin ‘ben zinâ ettim’ demesi lâzım. İki, dört tane akıl bâliğ erkeğin zinâ fiiliyâtını bil-fiil görmesi lâzım. Öbür türlü iftirâdır — büyük günâh-ı kebâir işlemiş olursun.”
Bereketin Sırrı: “Maaşını Beşten Üçe Düşürdüler — Bereket Artmaya Başladı”
Efendi hazretleri bereket meselesini Hz. Peygamber’in bir tatbîkiyle anlatmıştır: “Geldi sahâbeden bir kimse, dedi ki ‘Yetiştiremiyorum yâ Resûlallâh.’ ‘Ne kadar maaş alıyorsun?’ ‘Beş dirhem.’ ‘Hazîneye söyle, üç dirhem yapsınlar maaşını.’ Tekrar karşılaştılar — ‘Nasıl durum şimdi?’ ‘Allâh senden râzı olsun, hamdolsun, artıyor bile.'” Efendi hazretleri bu kıssadan çıkan prensibi şöyle koymuştur: “Biz de şimdi ‘yetmiyor’ deyince arttırıyoruz daha.” Bereketin üç anahtarı: (1) Tasadduk etmek, (2) besmele çekmek, (3) azla yetinmeyi bilmek. Çocuklara da aynı prensip uygulanmalıdır: Harçlık yetmiyorsa artırmak değil, tasarrufu öğretmek gerekir.
“Biz Camdan Öptürecek Şeyhlerden Değiliz”
Efendi hazretleri bir fotoğrafa atıfla eleştiri yapmıştır: “Konuşmuyorum şimdi — bir fotoğraf yayınlamışlar, şeyhi orada oturuyor, adam camdan öpüyor. Allâh affetsin.” Ardından kendi topluluğundaki düstûru anlatmıştır: “Var mı sizden ücret isteyen? Duyamadım sesinizi! Benim adımı kullanarak para isteyen var mı? Lokmacılar lokma dağıtıyorlar mı? Ücret alıyorlar mı? Zorla mı? Hayır.” Sonra ispatını yapmıştır: “Bu topluluğu para istemez, hizmetinin karşılığında bir şey istemez. Mustafa Özbağ mı dağıtıyor lokmayı? Hayır. Bana mı getiriyor? Hayır. Para mı kazanıyor? Hayır. Kim aldanacak burada? Makam yok burada. Ben size bugüne kadar ‘ben şeyhim, ben velîyim, ben mürşidim’ — ağzımdan böyle bir lâf duydunuz mu? Hayır.”
Şeyh Efendi’nin “Kapıyı Kapatamayız” Kıssası
Efendi hazretleri 1987-88 yıllarında yaşanan bir hâdiseyi nakletmiştir: Bir kasabanın zâhirî (Şeyh Efendi’nin halîfesi) gelip “tarzımızı değiştirelim, siz herkesle görüşüyorsunuz, kıymet bilinmiyorsunuz, kapıyı kapatalım, telefonunuzu açmasın kimse” teklifinde bulunmuştur. İstanbul’dan ve Anadolu’dan isimler vererek “filancı şeyhe ulaşamıyorlar, evlerinin önünde yatıp kalkıyorlar, o yüzden daha çok bağlanıyorlar” demiştir. Şeyh Efendi hazretleri kafasını sallamış, sonra Efendi hazretlerine “Sen ne düşünüyorsun?” diye sormuş. Efendi hazretleri: “Söylediği her şey sünnete aykırı efendim.” Şeyh Efendi: “Yavrum biz Mustafa Efendi’den (üstâdımızdan) böyle gördük. Biz kapımızı kapatamayız. Görüşmek isteyen gelir görüşür, konuşur. Derdi olan derdini anlatır, rüyâsı olan rüyâsını anlatır. Biz yapamayız yavrum onu. Biz üstâdımızdan böyle gördük, bunun dışında bir şey yapamayız.”
Rüyâda Peygamberlerle Kendi Dilinde Konuşulur
Efendi hazretleri “mahşerde herkes kendi dilinde mi konuşacak, Türkçe var mı orada?” sorusuna tebessümle cevap vermiştir: “Rüyânda Peygamber Efendimiz sallallâhu aleyhi ve sellem ile konuşuyorsun — Arapça mı konuşuyorsun? Cebrâîl aleyhisselâm ile konuşuyorsun — Arapça mı? Abdülkâdir Geylânî Hazretleri ile konuşuyorsun — Arapça mı? Hz. Ebû Bekir, Ömer, Osmân hangisi ise hâline göre — Arapça mı konuşuyorsun?” Cevâbı: “Diller tesbîh tânesi gibidir. Birbirlerinden üstünlüğü-alçaklığı yoktur.” Her dil Cenâb-ı Hakk’ın “Rabb’in kelâmından çıkma”dır.
İbn Arabî’den: Velî Hadîsin Sahîhliğini Hz. Peygamber’den Doğrudan Teyit Eder
Efendi hazretleri İbn Arabî’nin Fusûsu’l-Hikem’inden çok önemli bir pasaj okumuştur: “Nakil zinciri bakımından sahîh nice hadîs vardır ki bu keşf sâhibi bunları öğrenmiş ve Hz. Peygamber’e bunların doğruluğunu sormuştur. Hz. Peygamber onu reddeder ve ‘Ben bunu söylemedim ve bununla hüküm vermedim’ der. Böylece velî bunun zayıf olduğunu bilir ve Rabbinden apaçık bir delîl üzere onunla amel etmekten vazgeçer.” Tersi de doğrudur: “Rivayet ehli gerçekte sahîh olmamasına rağmen rivayet zinciri sahîh olduğu için onunla amel eder.” Bu, hadîs ilminin zâhirî kritiğinin (sened tahlîli) yanında bir de bâtınî kritiği (velînin keşfi) olduğunu gösterir.
Keşf Sâhibi Uydurma Hadîsin Kimin Uydurduğunu Bilir
İbn Arabî’den devâm: “Bu keşf sâhibi bir hadîsi kimin uydurduğunu bilebilir. Ya uyduranın adı kendisine söylenir, ya da o kişinin sûreti karşısına getirilir.” Efendi hazretleri bunu şöyle açmıştır: Bir kimse hadîs uydurduysa veya olmayan bir şeyi varmış gibi gösterdiyse, keşf sâhibi velî ya o uydurucunun ismini bilir ya da mânevî âlemde onun yüzünü görür. Bu, İslâm’ın hadîs koruma mekanizmasının sâdece zâhirî (sened kritiği) değil, aynı zamanda bâtınî (velî keşfi) bir boyutunun da olduğunu gösterir.
“Sahîh Bilgi Kanalı: Velîler Hz. Peygamber’den Doğrudan Alır”
Efendi hazretleri velîlerin bilgi kaynaklarını sıralamıştır: “Hz. Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretlerini rüyâsında ve hâlinde görüp hadîs-i şerîfi onun ağzından alan, Cebrâîl aleyhisselâmı görüp bizâtihî hadîs-i şerîfi ondan alan kimseler. İsâ aleyhisselâm ile alâkalı bir bahis varsa İsâ’nın ağzından, Mûsâ ile alâkalı bir mesele varsa Mûsâ’nın ağzından, Hızır ile alâkalı bir mesele varsa Hızır’ın ağzından alan.” Şüphe hâlinde: “Bir peygamber onu tasdîk ediyor, veyâhut da bir sahâbe tasdîk ediyor. Şeytan peygamber sûretine giremez — bunlar sahîh haber kanalıdır.”
“Sufîler Kendilerine Bunu Hüccet Kabul Ederler”
Efendi hazretleri sûfîlerin hadîs anlayışını şöyle özetlemiştir: “Hz. Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretleri böyle buyurdu denildi mi, sûfîler kendilerine bunu hüccet kabul ederler.” Hadîs râvîleri aradaki bir zayıf râvî yüzünden hadîsi “zayıf” veya “mevzû” diye nitelendirebilir — ama “sözün kendisinde şüphe yok, yoldaki râvîde şüphe var.” Sûfîler ise o sözü doğrudan kaynağından (Hz. Peygamber’den) aldıklarında, râvî zincirindeki problem onları ilgilendirmez. “Doğru bir sözü yanlış bir kimse aktarmış — doğru sözün üzerinde şüphe yok, yolda şüphe var.”
İslâm Hukûkuna Göre İdam Cezâsı
Efendi hazretleri sohbetin sonunda “tecâvüzcülere af çıktı mı?” sorusuna İslâm hukûkunun hükümlerini sıralamıştır: “Tecâvüzcünün suçu idamdır, İslâm hukûkuna göre. Bir kimse kasten bile bile haksız yere bir adamı öldürürse cezâsı ölümdür. Askerimizi şehîd etmiş — cezâsı ölüm. Polisimizi şehîd etmiş — cezâsı ölüm. Uyuşturucu satıyor — cezâsı ölüm. Eşcinsellik yapıyor — cezâsı ölüm.” Sonra gerçekçi bir tespit eklemiştir: “Bunlar uygulanmıyorsa zâten affetmiş oluyorsunuz onları. Yaşadığımız devlet sistemi İslâmî bir devlet sistemi değil — lâik demokratik insan haklarına dayalı bir hukûk devletinde yaşıyoruz.”
Âmelî Dersler
Efendi hazretlerinin bu 24. sohbet-i şerîfinden çıkarılacak âmelî dersler:
- “Çalap” kelimesi mesele değil: Türk velîleri kendi dillerinde Allâh’a hitâp etmişlerdir.
- Namusa iftirâ yedi büyük günâhtan biri: Dört şâhit veya itiraf olmadan zinâ isnâdı haramdır.
- Bereketin anahtarı azla yetinmek: Maaşı düşür, bereket artar — sahâbî kıssası.
- Tasadduk et, besmele çek.
- Camdan öptüren şeyh değildir: Makam-para-şöhret arayan sûfî olamaz.
- Kapıyı kapatma: Şeyh Efendi’nin düstûru — “Üstâdımızdan böyle gördük.”
- Diller tesbîh tânesi gibidir: Üstünlük-alçaklık yoktur.
- Velî hadîsi Hz. Peygamber’den doğrudan teyit eder: İbn Arabî’nin tesbîti.
- Keşf sâhibi uydurma hadîsin kimin uydurduğunu bilir.
- “Sözde şüphe yok, yolda şüphe var”: Sûfîler kaynağından alır.
- İslâm hukûkunda tecâvüz-cinayet-uyuşturucu cezâsı ölümdür.
- Lâik devlette bu hükümler uygulanmıyor — gerçekçi ol.
Referanslar ve Kaynaklar
Bu sohbette atıfta bulunulan âyet-i kerîmeler, hadîs-i şerîfler ve tasavvufî kaynaklar:
- Hadîs-i Şerîf — Yedi büyük günâh-ı kebâir (Buhârî, Vesâyâ 23; Müslim, Îmân 144)
- Hadîs-i Şerîf — “Fitne uykudadır, uyandırana lânet olsun”
- Hadîs-i Şerîf — Sahâbînin maaşının beşten üçe düşürülmesi ve bereketin artması
- Hadîs-i Şerîf — Sahîh rüyâ peygamberliğin 46 cüzünden bir cüzdür (Buhârî, Ta’bîr 26)
- Muhyiddîn İbn Arabî — Fusûsu’l-Hikem: Velînin sahîh hadîsi Hz. Peygamber’den teyit etmesi
- Muhyiddîn İbn Arabî — “Keşf sâhibi uydurma hadîsin kimin uydurduğunu bilir”
- Muhyiddîn İbn Arabî — “Sahîh denilen hadîsi Hz. Peygamber ‘ben söylemedim’ derse velî amel etmez”
- İmâm Müslim — Sahîh’inin girişinde keşf sâhibinin hadîs uyduranı tanıması bahsi
- Yûnus Emre — “Çalap” kelimesinin kullanımı
- Hacı Bayram Velî — Şiirlerinde “Çalap” hitâbı
- Şeyh Efendi (Nevşehirli Abdullah Gürbüz Efendi) — “Biz üstâdımızdan böyle gördük, kapıyı kapatamayız”
- İslâm cezâ hukûku — Tecâvüz, kasden öldürme, uyuşturucu satıcılığı cezâları
Sohbetin Özeti
Efendi hazretlerinin Karabaş-i Velî Tekkesi’ndeki bu 24. sohbeti, “Çalap” kelimesinin meşrûiyetiyle açılmış; namusa iftirânın yedi büyük günâhtan biri olduğu vurgulanmış; bereketin sırrının azla yetinmek olduğu sahâbî kıssasıyla gösterilmiş; “camdan öptürecek şeyhlerden değiliz” düstûruyla sahte şeyhlik eleştirisi yapılmış; Şeyh Efendi’nin “kapıyı kapatamayız, üstâdımızdan böyle gördük” kıssasıyla erişilebilirliğin sünnet olduğu beyan edilmiş; rüyâda peygamberlerle kendi dilinde konuşulduğu gösterilerek diller arası eşitlik vurgulanmış; İbn Arabî’nin Fusûsu’l-Hikem’inden velînin hadîs sahîhliğini Hz. Peygamber’den doğrudan teyit etmesi, keşf sâhibinin uydurma hadîsin kimin uydurduğunu bilmesi ve “sözde şüphe yok, yolda şüphe var” prensibi tafsîlâtıyla açıklanmış ve İslâm hukûkuna göre idam cezâsının tatbîk alanları sıralanmıştır. Allâhü Teâlâ cümlemizi bu sohbetin feyzinden mahrûm bırakmasın. Âmîn.