Karabaş-i Velî Tekkesi 2018

44. Karabaş-ı Velî Tekkesi 2018 Sohbeti — Ashab-ı Uhdud, Mesnevî’nin Özlemi, Hikmetle Davet ve Acıda Lezzet

Mustafa Özbağ Efendi hazretleri, Karabaş-ı Velî Tekkesi’nde bir önceki dersten devam edilen bu 44. sohbet-i şerîfinde; Hz. Mevlânâ’nın Mesnevî’sinin ruhundan beslenen derin bir tematik yolculuğa çıkmıştır. Sohbete Buruç Sûresi’nin arka planını oluşturan Ashab-ı Uhdud (hendek) kıssasıyla giren Efendi hazretleri, Zünuvas’ın ateş dolu hendeklerine inananları attığı bu tarihsel olayı Hz. Pir’in Mesnevî’deki yorumuyla buluşturmuştur: O kız çocuğunun ağzından seslenen Hz. Pir, ‘Din lezzetinden başka her şey azaptan ibarettir; nefsinize ateş gibi görünen o dine koşun’ der. Dünyayı ateş gibi gören gözün bağlı, dini ateş gibi gören gözün ise açık olduğunu anlatan Efendi hazretleri, Mesnevî’nin ilk beyitlerindeki özlem temini ‘ötelerden kopup gelen, aslından uzak düşen ruhun yeniden aslına dönme isteği’ ekseninde yorumlamıştır. Camiye girmekteki aynılaşma hastalığını teşhis etmiş; markete girer gibi camiye girenin iç dünyasındaki boşluğu ve bu boşluktan kurtulmanın yolunu göstermiştir. Nahl Sûresi’nin ‘hikmetle ve güzel öğütle davet et’ emrini açıklayan Efendi hazretleri, ‘dinde zorlama yok’ ilkesini doğru çerçeveye oturtmuş; ‘Mihrab’a gelince yapacağım’ türünden ertelemeciliğin ruhun paslanmasına yol açtığını vurgulamıştır. Son bölümde acının içine sevgilinin lezzet kattığı ilkesini anlatan Efendi hazretleri; sahte din adamlarının ‘Mehdi benim’ söylemiyle topladıkları kaynakların darbeye dönüştürüleceği planına dair uyarısını yapmış ve Zünnu Basın’ın ibretlik akıbetiyle sohbeti noktalamıştır.



Zünuvas ve Ashab-ı Uhdud: Ateşi Gözleyenin Gözü Bağlanır, Ateşe Girenin Gözü Açılır

Selamünaleyküm. Allah gecenizi hayır eylesin inşallah. Cenab-ı Hak gündüzlerinizi, ayınızı, yılınızı, ömrünüzü, bütün nefeslerinizi hayırlı eylesin. Rabbim hayra koşan, hayrı yaşayan, hayrı tebliğ eden, hayır içerisinde hayatını sonlandıran kullarından eylesin inşallah. Geçen aydan devam edeceğiz. İnşallah konuyu anlamamız için böyle kısaca özetleyecek olursak. Bir Yahudi padişah vardı. Bu Yahudi padişah çevresindeki inananları zulmediyordu. Bu Yahudi padişah, bütün herkes kendisine tabi olsun, kendisine biat etsin, kendi zulmüne ses çıkartmasın diye uğraşıyordu. Bu rivayet edilir ki Hristiyan kaynaklarda Zü’nüvas adında putperestlik ile Yahudilik arasında gidip gelen, bazıları tarafından putperest olarak nitelendiren ama bazıları tarafından putperestlikten Yahudiliğe döndü söylenen zalim bir kral idi. Bu zalim kral, şehrin ortasına büyük bir ateş yakarak inananları o ateşte imtihan ediyordu. O inananları o ateşte sınıyordu. O ateşin içerisine henüz daha ergenlikten yeni çıkmış bir kız çocuğu atıldı.

Bu kız çocuğu atılınca o putun önünde secde etmedi, putun önünde eğilmedi diye onun Zü’nüvas’ını askerleri ateşe attı. Ateşe atınca o iman ehli kız ateş onu yakmadı, Sari’yi yakmadığı gibi, İbrahim’i yakmadığı gibi. Öyle olunca kız ateşin içerisinden annesine seslenmeye başladı. Anne, analık hakkı için gel gir. Bu ateşin ateşlik hassası yok ama gel gir tam talih ve devlet zamanı. Ana gel gir, devleti elinden kaçırma. O köpeğin kudretini gördün, gel bir de Allah’ın lütuf ve kudretini gör. Ben sana acıdığımdan ayağımdan çekiyorum. Yoksa neşemden zaten seni kayıracak halde değilim. İçeri gel, başkalarını da çağır ki. Padişah ateş içinde sofra kurmuştur. Ey Müslümanlar, hepiniz ateşe girin. Din lezzetinden başka her şey azaptan ibarettir. Ey ahali, hepiniz yüzlerce baharı olan bu nasip’e pervane gibi katılın diye bağırdı.

Allah, Adem’den beri insanları ateşten kurtaracak, insanları azaptan kurtaracak, insanları heva ve hevesten kurtaracak, insanları şeytan ve şeytanın desteselerinden uyaracak peygamberler göndermiştir. Peygamberler gelmediği zaman Allah insanları uyaracak, insanlara kendi davetini duyuracak veliler, evliyalar, müminler görevlendirmiştir. Bunlar işi gücü haktır. İşi gücü Allah işidir. Onların işleri güçleri peygamber mesleğidir. Onlar peygamberleri kendilerine rehber edinmişler. Peygamberlerin yolundan giderler. Her peygamberin nasıl bir Ebu Cehili Firavun’un nemrudu var ise, her peygamber varisinin de bu Ebu Cehili nemrudu, firavunu vardır. Her müminin, her iman edenin bir firavunu, bir nemrudu vardır. Ve o firavunlar, o nemrutlar, o Ebu Cehiller kıyamete kadar var olacaktır. Kıyamete kadar da Allah yolunun çağırıcıları, Allah yolunun söyleyicileri, Allah yolunun davetçileri de olacaktır. İşte o zalim Padişah Zünuvas’ın ateşine atılan çocuk, o kız evladı gerçekten o ateşin bir göz bağı olduğunu ve o göz bağından kurtulanın ateşte yanmayacağını, gerçek manada iman edenlere ateşin dokunmayacağını söyler.

Ve der ki, asıl bu dünya hayatı ateştir. Asıl bu hevadan hevesten gelen nefes ateştir. Asıl ateş şeytana uyuştur. Asıl ateş nefse uyuştur. Asıl insanlar dünyanın üzerinde yürürken, ateşin üzerinde yürürler, farkında değildir. Asıl dünya ateştir. Asıl şehadet alemi ateştir. Asıl biz aslında nurlar dünyasından, ateşe sürgün gönderilmiş kullar olarak asıl ateşin içinde yaşamaktayız. Bu ateşten kurtuluşun yolu iman etmektir. Bu ateşten kurtuluşun yolu salih ameller işlemektir. Bu ateşten kurtuluşun yolu nebilerin yolunu tutmaktır. Bu ateşten kurtuluşun yolu velilerin, salihlerin yolunu tutmaktır. Eğer bu ateşten kurtulmanın yolunu istiyorsak, o zaman iman edip salih ameller işlememiz lazımdır. Hz. Pir Mevlânâ Celaletin Rumi Hazretleri, bu Zünuvas’ın hikayesinde en baştan, hikayenin başında der ki, sen bu hikayeyi anlamak için istersen, Buruç Suresini oku der.

Kur’ân’a atıfta bulunur. Ve Buruç Suresi de Allah o ateşlerin içerisine atılan müminleri görür diye başlar. Buruç Suresine bakılırsa bir zalimin inananları hendekler kazıp, o hendeklere ateşler doldurup, inananları oraya attığından bahseder. Ve Hz. Pir o kızcağızın ağzından seslenir. Ey Müslümanlar, hepiniz ateşe girin. Din lezzetinden başka her şey azaptan ibarettir. Sizin nefsinize ateş gibi görünen, Kur’ân ve Sünnet’e uyma, bizim gözümüze ateş gibi görünen, Allah’ın emirlerini yerine getirme, aslında gerçekte ateş değildir. Bu dinin lezzetidir. Herkes dinin lezzetini almadığından dolayı, dünyanın lezzetinin kulu kölesi olur. Dinin lezzetini almış olsa, Allah’a kulluk eder. Dinin lezzetini almayan bir kimse, şeytana, nefsine, heva ve hevesine kulluk eder. İşte insanlar ikiye ayrılırlar. Bir, dinin lezzetini alanlar. İki, dinin lezzetini almayanlar. Ve dinle ilişkisinin alakasını kesen insanlar.

Üçüncü bir grup insan yoktur. Ya Habil’den yanasınızdır, ya da Kabil’den yanasınızdır. Ya Kabil’in yolunu takip etmişinizdir, ya da Habil’in yolunu takip etmişinizdir. Ya Atanız Adem’in yolundan gitmişinizdir, ya da şeytana uyup heva ve hevesinizin yolundan gitmişinizdir. Şeytana uyup heva ve hevesinin yolundan gidenlere bu dünya cennettir. Harikadır. Yenilecek, içilecek, gezilecek, duyulacak, eğlenilecek. Her gece eller havada olacak. Lingolünge şişeler, kadehler patlasın, müzikler çalsın, kızlar dans edin, genç erkekler valise dursun. Bu dünya inanmayanın cennetidir. Ve cennet hayatı yaşar inanmayan bu dünyada. Ama inananlar için bu dünya cehennem hayatıdır. Çünkü onlar ötelere, geldiği yere dönmek ister. Hazret-i Mevlânâ’da da acı budur. Öyle der ya meslevinin başında, ötelerd

Mesnevi’nin İlk Nefesi: Özlem, Aslına Dönmek ve Camiye Aynılaşmadan Girmek

en kopup gelen kimse, aslından koparılmış kimse, yine nasıl aslına dönmek ister? Sevdiğinden koparılmış kimse, sevdiğinden uzaklara düşürülmüş kimse, sevdiğinden uzaklara düşürülmüş kimse, sürgün yemiş kimse, yine sevgilisinin mahce malini özlemez mi? Sevgilisinin kokusundan uzaklanan, uzaklaşan, sevgilisinin tebessümünden uzaklaşan, yine sevgilisini özlemez mi? Asıl onun için bir nefes ötesi cehennemdir. Sevgiliden uzakta alınan bir nefes, nefes değildir. Olsa olsa cehennem ateşidir. Dosttan uzak olan kimse, yediği lokma değildir. Olsa olsa ateş gözü yalamaktadır. Sevgilisiyle sofrasında oturmayan, sevgilisinin sofrasından uzak olan, olsa olsa, olsa olsa, ateş çemberine oturmuş, ateş yemekte, ateş içmektedir. Eğer o sevgililer sevgilisinin mahce malini görmediyse, eğer o sevgililer sevgilisini özlemediyse, eğer o sevgililer sevgilisini tanımadıysa, o beyhude aşkların peşine düşecek. Ne yazık ki o beyhude aşkların, kendi içerisinde ızdırabında inleyip gidecektir.

Hz. Pir, o kızcağızın ağzından seslenir. Ey Müslümanlar, hepiniz ateşe girin. Hani Hz. Muhammed Mustafa sallallâhu aleyhi ve sellem hazretleri buyurmuştur ya, ahir zamanda, iman edip salih amel işlemek, imanını muhafaza etmek, imanını korumak, ateşten kor tutmak gibidir. Ateşten kor tutmak. İman edip salih amel işleyip, imanını muhafaza eden, ateşten kor tutar gibi eli yanar. Ama atan dinden imandan olur, ebedi hayatını sonlandırır der. Ey ahali, hepiniz yüzlerce baharı olan, bu nasibe pervane olun. Gelin, din size dışarıdan ateş gibi gelir nefsinize. Din size dışarıdan sanki cehennemmiş gibi gelir. Sakın hiç kimse üzerine alınmasın. Bana şunu demişlerdir hep, örtüncem ama örtü bana ateş gibi gelir. Ya namazı kılcam ama, cehennem sanki, cami bana cehennem gibi geliyor. Ayağım geriye geriye gidiyor.

Hiç unutmuyorum, dev gencin başında bir arkadaş vardı. Sonradan çok samimi olduk biz onunla. Ben ona diyordum hadi cumaya gidelim, bir cuma gideceğiz. Bana öyle diyordu, cumaya giriyoruz böyle abdest aldık beraber, cumaya gireceğiz. Bana diyordu ki, birader sanki cehenneme giriyom ya diyordu. Ben diyordum ha gayret, üç adım kaldı, beş adım kaldı, on adım kaldı. Bak, caminin bahçesinden içeri girdiğimizde, senin cehennem gördüğün cennet olacak. Birader, yemin ediyorum seni tanımamış olsam, kimse beni götüremez. Senin delikanlılığını bildiğimden geliyorum. Gel yürü, beş adım kaldı, üç adım kaldı, iki adım kaldı, biz bayındır Hacı Sinan Camii’nin içine bir adım attık. Bir adım atınca, caminin bahçesinden içeri bir adım attık. Böyle rengi mengi değişti, hali değişti. Dedi ne yaptın, okudun mu bana dedi.

Dedim birader ben öyle okumasını bilmem. Benim okucum bir fatia vardır dedim, onu da yarım yamalak okurum, sen yürü. Dedim göreceksin bak, çok farklı bir huzur bulacaksın. Benimle beraber ilk defa camiye girmişti ve bana şunu dedi, ben hayatımda böyle bir şey yaşamadım hiç. Kıymetli dostlar, her gün camiye giden gelen bunu yaşamaz. O aynileşmiştir çünkü. O kahveye girer gibi camiye girer. O AVM’ye girer gibi camiye girer. O gidecek bir markete girdi ya, marketten bir tane, o mu bir tane, işte bisküvi bir tane, pirinç bir tane, şeker, alışverişe girer gibi camiye girer o. Mü’min, camiye girerken heyecan duyar. Seyde edecek, sevgiliyle konuşacak, fatiahi okucak, sevgiliyi met edecek, onu hamdü sena edecek, onunla yüz yüze gelecek. Elhamdülillahirrabbilalemin dediğinde bütün âlemini yüze gelecek.

Bütün âlemler gözünün önüne serilecek. Kalbinde sayısız âlemler ve her âlemde durduğunda buranın Rabbi Allah bir nida duyacak. Elhamdülillahirrabbilalemin bitmeyecek. Siz Allah’ın âlemlerini saymakla bitiremezsiniz. Allah’ın nimetlerini saymakla bitiremezsiniz. Allah’ın lütuflarını saymakla bitiremezsiniz. Allah’ın size bahşettiklerini saymakla bitiremez ve yetiştiremezsiniz. Onun bir tek karşılığı vardır. O da Allah’ın lütfudur, ikramudur. Elhamdülillahirrabbilalemin sözüdür. Siz âlemden âleme geçersiniz. Henüz daha Fatiha’nın başındasınızdır. Siz Elhamdülillahirrabbilalemin dediğinizde film kopar, bu dünya ile bağınız kesilir. Siz âlemden âleme geçmeye başlarsınız. Arkanızda namaza duran varsa öksürmeye başlarlar. Bizi unuttun ehâ, bizi unuttun Allahu Ekber, bizi unuttun Subhanallah, bizi unuttun Elhamdülillah. Arkanızda namaza duranlar sizi tekrar eteğinizden bu dünyaya çekerler. Mümin, âşık, gerçek manada namazını bitiremez. O Elhamdülillahirrabbilalemin’i bitiremedi ki Errahmanurrahim-i Malikiye-i Middine gelsin. Mümin camiye girerken her Elhamdülillahirrabbilalemin’i okuduğunda bugün hangi âlemlerde seyran edeceğim diye heyecan duyar.

Mümin namaza durarken alışkanlık haline gelmiş bir namaz değildir o. O çay içer gibi namaz kılmaz. O tavukların yem yediği gibi namaz kılmaz. Tık, tak, tık, tak, tık, tak, tık, tak, namaz kılmaz. Onun namazı namazdır, miraçtır. Heyecan duyar. Kalbi ürperir, vücudu titrer. Yüz bin sefer gerdeğe girse, yüz bin sefer ayrı gerdek zevki alsa Elhamdülillahirrabbilalemin’den aldığı zevk hiçbir şeyin yerini tutmaz. O her Fatiha-i Şerifeyi okuyacağında gerdeğe girecek kız gibi tiril tiril titrer. O yüzden din dışarıdan ateş gibi görünür ama içerisi sayısır bahar bahçesidir. Din dışarıdan sanki zorlukmuş gibi görünür ama içi sayısız yüz binlerce milyonlarca lütuf bahçesidir. İkram bahçesidir. O sonsuz ummanda yüzmek gibidir. Her kula çatışında yüz binlerce fersah ileri gidersin. Her dalışında yüz binlerce fersah içeri dalarsın. Her kulacında yüz binlerce alem seyran eder. Seyrullah’ın tadını çıkarırsın. Hz. Epir o kızın ağzından diyor ki gelin yüz

Hikmetle Davet, Dinde Zorlama Yok ve Ertelemenin Tuzağı: ‘Mihrab’a Gelince Yaparım’

binlerce baharı olan bu nasibe pervane olun etrafında dönün diyordu atılın diyordu. Cenab-ı Hak da peygamberlerine diyordu ki Rabbinizin yoluna hikmetle güzel öğütle davet edin. Cenab-ı Hak diyordu ki evet sen her daim öğüt ver hatırlat diyordu peygamberine ve yine peygamberlerine ve müminlere diyordu ki Cenab-ı Hak yumuşak huylulukla herhangi bir şeyde bulunursa bir mümin onu muhakkak ziynetledirip güzelleştirir diyordu. Dini ziynetleştirip güzelleştirin. Neyle? Güzel ahlakla. Neyle? Güzel huyla. Neyle? Tatlı dillilikle. Neyle? Tebessümle. Dini zenginleştirin, güzelleştirin, ziynetleştirin. Ey Müslümanım, o Müslümanım diyenler sizden tatlılık aksın, sizden yumuşaklık aksın sizden hoşluk aksın, sizden iyilik sudur etsin sizden tatlılık sudur etsin sizden ağzınızdan, gözünüzden, elinizden, ayağınızdan kötülük ve acılık çıkmasın Allah bizi onlardan eylesin inşallah Ve kız böyle feryat edince Hazreti Pir devam ediyor O cemaat ortasında böylece bağırmakta halk sesinden heybet içinde kalmaktaydı Bunun üzerine kadın erkek kendilerini ihtiyarsız ateşe atmaya başladılar O kızın sesini duyan, o kızın sesinden haberdar olan Mümin olup da ateşe atılmaktan korkan Müslüman olup da ateşe girmekten tereddüt eden Ya şimdi iyice dindarlaşırsam benim arkadaşlarım kalmaz Ben namaz kılmaya başlarsam işimi kaybederim Benim ortamım dini yaşamaya müsait değil ki Ya çok güzel de Yani bu İzmir’de, Çeşme’de otur musun?

Akşam grup vakti Akşam yemeğinde bir kadeh olmaz mı ya Ama buna şimdi ben kaybedeceğim onu E ne güzel bak Çeşme’de altın yunus da Altını üstünü kızartmak da var Aman kızarmayan yerim kalmasın Bir güzel ben döneceğim şimdi İzmir’e döndüğümde bakacaklar bana Ben beyaz Sen yanmadın mı? Bu sene tatil yapmadınız herhalde Yaptık Sen süliyetlerinden dolayı denize mi girmedin yoksa? Yok ben taşar, deniz taşar diye düşündüm o yüzden girmedim Bunlara muhatap kalmaktansa Ben biraz daha yaşayayım ya 60’a geldiğinde yaparım 60’a gelince ben daha genç görünüyorum Mihrab yerinde 70’e geldiğinde yaparım Ya Mustafa’cım çok iyi söylüyorsun da Bunun bir kadar haram olmaması lazım Ya yapma bunun azı da çoğu da haram Etme, evleme Ya Mustafa’cım bizim dedelerimizin dedesi şöyle dermiş Ya bırak dedenin dedesini Dedenin dedesi hırsızlık yaptıysa sen de mi hırsızlık yapacaksın?

Yapma Ama bunları bırakmak Hepsinden faz geçip heva ve hevese dur deyip Hey şeytan ben Adem’in çocuğuyum Beni kandıramazsın demek zor bir iş O yüzden bu zorluğu atlayınca İnsanlar o felahı bulunca atarlar kendini İşte Zünuvas denilen o katil, o zalim O putperest, şeytanın yeryüzünde yürüyen temsilcisine Aykırı hareket edip insanlar o davetçinin davetine O davetçinin davetine uyup kendilerini ateşe atmaya başladılar Hz. Muhammed Mustafa’a salallahu aleyhi ve sellem hazretleri Kureyşliler toplandılar Dedi ki ey Mekkeliler, ey Kureyşliler Size desem ki Bu dağın arkasında bir düşman var Sizin şehrinizi perişan edecek, helak edecek Canlarınızı alacak, yerle yeksan edecek Kadınlarınızı esir edecek, çocuklarınızın hırzına geçecek Sizin bütün mal varlıklarınızı yerle yeksan edecek desem Bana inanır mısınız? Herkes dediler ki Ey Muhammed, sen emin insansın Biz sana inanırız Böyle bir şey söylesen sana inanırız Bana bu kadar inanıyorsunuz, evet O zaman dedi gelin Yarın hesaba çekileceksiniz İman edin İyi ameller işleyin, salih insanlar olun Bunu söyleyince Kureyşliler dediler ki Biz atalarımızın dininden dönenlerden mi olalım?

Biz atalarımızın dinini terk etmeyiz Bakın Her dönemin Adem’den itibaren, Peygamber Muhammed’i Mustafa’ya kadar gelen peygamberleri var Davetçiler var O davetçiler vazifelerini hep yaptılar Allah bizi affetsin Bugünün de davetçileri var O davetçiler haykırmakta Gelin demekte Dine davet etmekte Bu kızcağızın yaptığı gibi Ve herkes kendiliğinden ateşe atılmaya başladı Hem de memur olmaksızın Kimse kendilerine cebretmeksizin Yalnız dost aşkıyla Dinde zorlama yoktur Ey Muhammed Sen herkesi iman ettireceğini mi zannediyorsun? Dinde zorlama yok Dinde zorlama yok Hiç kimseye zorla iman ettiremez Dinde zorlama yok Hiç kimseye zorla bir yere götüremez Hazreti Pir diyor ki Hiç kimseye cebretmeksizin Hiç kimseye zorlamaksızın Herkes kendisini ateşe atmaya başladı Yalnız dost aşkıyla Çünkü sevgili her acıya lezzet verir Bir kimse seviyorsa O Allah’a aşıksa O Allah’ı seviyorsa Onun Allah için çektiği acı değil Lezzet olur Ben onu Anteplilerin, Urfalıların acı sevgisine benzetiyorum Adamların acısız suları bile yok Suyu içerken bile acıyla içecekler Acısız tat almıyorlar Acısız tat almıyorlar Ben hatta dedim ki Bizim seyyidtaşlarda Allah rahmet eylesin Hacı dedim iyi ki baklavayı tatlı yapmışsınız siz Baklavanın içerisine neden acı biber koymadınız Kurbanım dedi Denedik de olmadı dedi Neyi denediniz dedim ben Acı pulbiberli baklava denedik olmadı dedi Hacı ciddi ciddi denedim ben denettim dedi Acı pulbiberli baklava hamurun üstüne su mu Şeker mi attırdın heee dedi Gayet rahat Allah rahmet eylesin şeyhim öyle dedi Mustafa efendi oğlum bunların acısız bir şey yok mu dedi Yok efendim dedim O zaman bir bardak su ver bana dedi ben içeyim dedi Bir bardak su verdim ben Dedik oğlum bundan bile acı geliyor dedi Sudan bile acı geliyor dedi Gelir efendim dedi bunlar Antepli Bardağlarında bile acı bulaşmıştır dedi Şimdi Allah sevgisi böyle bir sevgidir Hani acı böyle yapa yapa yer ya insan Ama yer yine Her tarafından ter ekar yer Bizim Ertan nerede Ertan Bir gün Ertan ile yemek yiyoruz böyle Arnavut bir yeri getirmiş Böyle kıvır kıvır üstü böyle Biber acılığından sinirinden dışarısı buruşmuş biberin Var ya böyle Arnavut biberleri Zehir gibi Dışı böyle buruşmuş acılığı dışına vurmuş İhtiyarlatmış hırsından Bizim Ertan o biberi yiyor Yüzünde bir ifade yok ama Bunun başında da saç yok ya onun Böyle dombur dombur domurmuş kafası Dedim Ertan Dedim kafa komple dedim ben domur domur domurmuş dedim ben Böyle bildiğiniz su çıkmış gibi Ama ondan lezzet duyuyor bu yiyor hiçbir şey yokmuş gibi Yani öyle öf bile demiyor hiç Gene aynı mı yiyor mu yana Acılara devam etsin ye sıkıntı yok şifadır Sevgili içine le

Acıda Lezzet, Sahte Din Adamlarının Planı ve Zünnu Basın’ın İbretlik Sonu

zzet katarmış her acının İşte her acı çekerse bir kimse Dünyada aşıklığından dolayı ona lezzetli gelir Yalnız dost aşkıyla çekilirse lezzetli olur Nihayet öyle oldu ki Oradaki bir hademe bir hizmetçi Ateşe atılmayınız diye men etmeye başladı İnsanlar din aşkıyla dost aşkıyla Allah aşkıyla dışarıdan ateş görünen yere Kendileri bölük bölük gitmeye başladılar Cenab-ı Hak peygamberini müjdeledi ya İnsanlar bölük bölük Müslüman olduğunda dedi insanlar bölük bölük Müslüman olmaya başladılar Öyle böyle bölük bölük Müslüman olmaya başlayınca O zalim bu sefer onların Müslüman olmalarını engellemek rezil zebil oldu çünkü Bunları men etti ateşe atılmaktan Önceden kendisi ateşe atacaktı şimdi onların önüne set çekti Ateşe atılmayın siz dini yaşamayın Siz dindar olmayın Siz dini yaşar dindar olur Dinin lezzetlerini alırsanız Biz zulmedemeyiz Biz insanları sömüremeyiz Biz kapitalist sistemin gereklerini sizin üzerinizde oturtamayız Bir deccal sistemini biz sizin ve insanlığın başında yerleştiremeyiz O yüzden siz asla gerçek bir dinle tanışmayın Siz Allah’a aşık olmak Resulullah’a aşık olmak Bunlarla tanışmayın Biz sizi din adına başka şeylerle tanıştıracağız Ne yapacağız?

Evet biz deccalist sistemin sahipleri olarak Sizi dindar görünen dinmiş gibi görünen gruplar kuracağız Orta Doğu’da bir dayiş kuracağız O dayiş Allahu Ekber deyip camilerde bombalacak İşte Müslümanlar bu diyeceğiz Biz Orta Doğu’yu kan gölüne çevireceğiz Mehsep kavgaları çıkaracağız Meşrep kavgaları çıkaracağız Birbirinizi de sizi dövüştüreceğiz Sonra da diyeceğiz ki din bu 3-5 tane ajan Müslüman yetiştireceğiz O ajan Müslümanları Müslümanların içerisine koyacağız Love Rimsler gibi Eksik olur mu? Eksik olmaz Onları koyacağız sizin içinize Onlar sanki İslam dini buymuş gibi sizden paralar toplacaklar Himmet toplacaklar, zekat toplacaklar, kurban toplacaklar Toplucaklar da toplacaklar, toplacaklar da toplacaklar Siz de dine hizmet ediyoruz Aman din buymuş deyip elinizde ne varsa vereceksiniz Ondan sonra da bir darbe yapacağız Aha Müslüman bu diyeceğiz Böylece sizin dindar olmanızı engelleyeceğiz Birisi çıkacak ben mehtim diyecek kafadan kırık Adamın raporu var Bütün Türkiye biliyor adam raporlu Zaten ne çekiyorsak raporlulardan çekiyoruz Hep söylüyorum ya Yıllardan beri söylüyor Kim?

X kimse Kardeşim raporu var adamın ya Adam normal değil Adam raporlu ya Adam ben mehtim de dese deli, sorunlu değil Peygamberim de dese deli, sorunlu değil Sen ne ama peşinden gidiyorsun adamın? Ama yok, dinlemiyor insanlar Biz ücretsiziz ya, ücretsiz olunca dinlenilmiyoruz Buraya her giren şu kadar para vereceğiz desek Adam para verdi, dinleyecek Gidiyorlar öyle değil mi? Bir sanatçıya gidiyorlar şimdi para verdiler Dinleyecekler sanatçıya Hangi şarkıyı söylerse söylesin Kimse demiyor ben sana para verdim bu şarkıyı söyleyeceksin Diyebiliyor mu demiyor Gidiyor bilent Ersoy’un bir reportuvarı var Onu okuyor Bir şey istekte bulunursan reportağımızda yok diyor Ben para verdim onu okuyacağım diye biliyor musun? Diyemiyor Bizim insanımız sanatçılara para vermeye alıştı ya Din adamlarına da, din adamın görüntüsü, kimselere de para vermeye alışıyor Ona para verince benim istediğim gibi fetva ver diyor O da veriyor Allah bizi affetsin O Yahudi yüzü kara ve mahcup bir hale geldi Bu sebeple pişman oldu Gönlü sıkıldı Zira halk imana eskiden olduğundan daha ziyade aşık Kendilerine feda etmekte daha fazla sadık oldular İnsanlar iman etmeyi daha fazla kabullendiler Daha fazla iman yolunda gitmeye başladılar O Yahudinin canı sıkıldı Şükrolsun ki şeytanın hilesi ayağına dolaştı Şükrolsun ki şeytan da kendisini yüzü kara gördü O kimse artık kurmuş olduğu plan, kurmuş olduğu sistem çöktü Artık onun içi daraldı Şeytanın hile ve desi sesi, şeytanlaşmış insanların hile ve desi sesi ne oldu?

Yıkıldı Halkın çehrisine sürüp bulaştırdığı zillet tamamıyla o adamlıktan dışarı padişahın yüzüne bulaştı O pervarsızca halkın elbisesini yırtardı Kendisinin ki yırtıldı, halkın elbisesi sağlam kaldı O Yahudi zünü basın, kurmuş olduğu bütün planlar, programlar çöktü O halkı rezil zebil edeceğim derken asıl rezil zebil olan, asıl yüzü kara olan o oldu Ve inananlar, ve iman edenler, ve imana gönül rızasıyla razı olanlar Ve imanlarını yaşayanlar ebedi hayatı kazandı Allah bizi onlardan eylesin inşallah Önümüzdeki ay konu başlığı Muhammed Aleyhisselâm’ın adını eylemerek anan kimsenin ağzının çırpak çarpık kalmasından devam edeceğiz Geceniz hayır olsun inşallah birazdan Sema zikri şerifi icra edilecek Biz Sema’da Allah’ı zikrederiz Sema’daki bütün meydandaki kardeşler kendi içlerinden Allah Allah Allah diye zikreder Müjdes size Siz de oturduğunuz yerde Allah Allah Allah diye zikredin Bunun abdestte, kustüre, açıklılığa, kapağılığa hiçbir şeye ihtiyacı yok Allah’ı zikir farzdır Kim Allah’ı zikrederse Allah da onu zikreder Kim cemaat halinde Allah’ı zikrederse af olmuş olarak kalkınız buyurur Hadisi kutsu ve hadisi şerifte O yüzden hep beraber içimizden Allah’ı zikredelim Allah Allah Allah diyelim Hani Bursa’da Meftun Süleyman Çelebi Han mevlit hanında der ya Bir kez aşk ile Allah dese lisan dökülür cümle günahlar mislihaza Yani sonbahar yapraklarının döküldüğü gibi insanın üzerinden de ne yapar günahlar dökülür Sema’da Allah Allah Allah diyerek buluşmak üzere Selamünaleyküm


Kaynaklar ve Referanslar

Kur’ân-ı Kerîm — Buruç Sûresi, 4-8. Âyetler — Ashab-ı Uhdud — “Kahrolsun o hendek sahipleri! Hani onlar, tutuşturulmuş ateşin başında oturmuşlardı; mü’minlere yaptıklarına şahit oluyorlardı.” — Zünuvas’ın Yemen’de ateş dolu hendeklere inananları attığı tarihsel olay; Hz. Mevlânâ’nın Mesnevî’sinde bu kıssayı iman ve aşkın ateşi üzerinden yorumlamasının Kur’ânî temeli.

Hz. Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî — Mesnevî, Dîbâce ve I. Cilt — ‘Dinle bu ney nasıl şikâyet eder, ayrılıkları nasıl anlatır.’ Mesnevî’nin ilk beytinden itibaren özlem teması işlenir: Aslından kopan, sevgilisinden uzak düşen ruh, geri dönmek ister. Efendi hazretleri bu temanın dünyevî aynılaşmadan korunmanın anahtarı olduğunu vurgulamıştır.

Hz. Mevlânâ — Zünuvas Kıssasının Yorumu — Hz. Pir, Mesnevî’de o kız çocuğunun ağzından seslenir: ‘Ey Müslümanlar, hepiniz ateşe girin; din lezzetinden başka her şey azaptan ibarettir.’ Dini dışarıdan ateş gibi gören nefsin aldanmışlığını, içine girince cennet olduğunu anlatır.

Kur’ân-ı Kerîm — Nahl Sûresi, 125. Âyet — Hikmetle Davet — “Rabbinin yoluna hikmetle ve güzel öğütle davet et; onlarla en güzel şekilde mücadele et.” — Sert değil, hikmetli; zorlayan değil, davet eden tebliğ anlayışının Kur’ânî dayanağı. ‘Dinde zorlama yok’ ilkesiyle birlikte değerlendirilmesi gerekir.

Kur’ân-ı Kerîm — Bakara Sûresi, 256. Âyet — Dinde Zorlama Yok — “Dinde zorlama yoktur.” — Bu âyet, kimseyi zorla iman ettirmenin mümkün olmadığını ve İslâm’ın tebliğ yönteminin ikna ve sevgi temelli olduğunu bildirir. Ancak bu âyet, ‘ben sorumlu değilim’ şeklinde yanlış yorumlanamaz; tebliğ görevi devam eder.

Ertelemenin Tehlikesi — ‘Mihrab’a Gelince Yaparım’ — Efendi hazretlerinin aktardığı kişinin sözü: ‘Mihrab’a gelince 70’e geldiğimde yaparım.’ Bu erteleme ruhun paslanmasına, ibadetin bedenin değil nefsinin ibadetine dönüşmesine yol açar. Büyük zatlar tövbeyi bugüne, ameli şimdiye bırakmayı emreder.

Acıda Lezzet — Tasavvufî İlke — ‘Sevgili içine lezzet katarmış her acının; yalnız dost aşkıyla çekilirse lezzetlidir.’ — Dünyevî meşakkatin ve ibadetin zorluğunun Allah aşkıyla çekildiğinde lezzete dönüştüğü ilkesi; Hz. Mevlânâ’nın ‘âşığa ateş su olur, deniz pınar’ ifadesiyle örtüşür.

Sahte Mehdi ve Toplum Manipülasyonu — Uyarı — Efendi hazretleri açıkladı: Sahte din adamları ‘Mehdi benim’ söylemiyle cemaat toplar, kaynakları bünyesinde biriktirir; ardından bu yapı bir darbe aracına dönüştürülerek ‘Müslümanlar böyle yapar’ denilir ve toplumun dinden soğutulması hedeflenir. Karabük başta olmak üzere çeşitli örnekler tarihsel ve güncel olarak verilmiştir.


Bu sohbet-i şerîf, Mustafa Özbağ Efendi hazretlerinin 2018 yılında Karabaş-ı Velî Tekkesi’nde icra buyurduğu 44. sohbetin transkriptinden tez formatında düzenlenmiştir. Orijinal video: https://www.youtube.com/watch?v=MOW8pdaSG5E