1. Nefsin Dört Türü, Tarikat’ın Hakikati ve Büyük Cihat: Nefisle Mücadele
Selamun aleyküm. Allah gecenize reylesin inşaAllah. Cenab-ı Hak gününüzü reylesin. Rey’nizi yılınızı ömrünüzü rey’nizi rey’nizi. Bu da 780. beylikten kalmış inşaAllah. Ama tabi 780’de dururken de nefisle alakalı geniş bir izahat gerekiyordu. O yüzden bunu da söylemiştim. Allah izin verirse inşaAllah bir dahaki ayak aldığımızda nefisle alakalı sun bir izahat meseleydi. Çünkü nefsi muhakkak olarak o kara suya pınar gibi. O yontulmuş put kara sayı gibidir. Put yapan nefis ana yolda bir pınardır.
Bir taş bahçesi yüz testiyi kırır ama pınar suyu durmadan kaynar. Put kırmak kolay, gayet kolaydır fakat nefsi kolay görmek cahilliktir. Eyvah oğul nefsin misal bir suretini istersen yedi kapıda cehennemin kısasını oku. Bunu ders yapıp ardından 780. beytte kalmıştık. Nefsin her anda her anda hilesi var. Eğer hilesin her hilesinde yüzlerce firavun firavuna uyanlarla boğulmuş. Niye 780. beytten devam edeceğiz inşaAllah. Nefsin her anda hilesi var.
Burada nefsin her anda hilesi var deyince bu nefis bize hileler kura. Bizim başımıza işler açan nefis manasında. Geçen ayki sohbette malum nefsin hangi manalardır? Ruhun dünyle alakalı ders yapmıştık. Ruh manasında, kalp manasında, beden bireyi manasında, bir şeyin bütünlüğü manasında, kötülükleri emreden manasında diye. Bunları kendi kendimize ders yapmıştık. Şimdi bu akşam da sufiler nefse ne nasıl bakmışlar? Nefsin meratiklerine, nefisten kasıt ne, maksat ne?
İnşaAllah bunlarla alakalı biraz böyle teknik gibi olacak. Canımız sıkılır ama biraz geniş bir izahat lazım. Bu biraz böyle hem ayetler hem de dilimizden döndüğünce, inşaAllah günümüze geldince hadislerle bu meseleyi anlatmaya çalışacağız. Tabi Kur’ân-ı Kerim’den geçen ay nefsin, nefis geçen ayet-i kerimlere bakarak da o ayet-i kerimler dışında nefsin manasını hangi noktada kullanıldığını söylemiştik. Bu tasarruflar sufiler nefsi hangi manada kullanmışlar?
Bu günde biz bu noktadan meseleye bakacağız. nefis dediklerinde ne demişler, ne anlamışlar, ne söylemişler? Tabi bunu bakarken bunu, Abdülhamid’in Neşab’inin bir eseri var. Bu süreni değil ama Neşab’ı bu. Orada insanın vücudu ve nefisle alakalı geniş bir izahat alabiliyorsunuz eğer o eseri bakarsınız. Çok yıllar önce o böyle bir şey elimize geçti, o kitap duruyor mu bilmiyorum da oradaki bir bölümlemişler oradan.
Tabi sufiler bunu kabullemişler, o kabullenilen bölünmeyi ve hatta manavlara çıkarmaya çalışacağız. Bu noktada nefsi dörde ayırmışlar sufiler. Bu nefsi tabi, bu insan vücudunun parçalarını bir arada tutan ve birbirinden ayrılmasına engel olan kuvvet. Buna biz tabi nefsi diyoruz. Bu vücudu bir arada tutan tabi nefsi. İkincisi nefsi nebati. Bu insanın bedenen büyümesi, beslenmesi ve gelişmesini sağlayan bitkisel kuvvet. Bunların hepsi de bir kuvvet, bir kuvvet vücudun üzerinden.
Üçüncüsü nefsi hayvanı. İnsanın iradesiyle his ve hareket etmenizi sağlayan bu kuvvetdir. Zahiri ve batı bütün büyü organların hepsi bu kuvvetin hizmetçileri durumundadır. Görme, ışığa, dokunma, tatma, şehvet bunların hepsi de nedir? Nefsi hayvanıdır. Bu insanın üzerinde tecelli eder. Bunların hepsi de fıtridir. geçen dersi takip ettiysemiz mesela insanda nefis aynı zamanda can hükmündedir dedi. Anne karında büyür. Aynı şey can hükmünde. Ruh çeker de, nefsi de, nefsi de. Nefsi de, karında büyür.
Aynı şey can hükmünde. Ruh çeker gider ama bedenin üzerindeki can hükmünde nefis durur. Siz uyurken ruh denilen, nefsin ayrı bir yüzü olarak görelim onu. O ruhu bırakır terk eder gider ama can devam eder. Vücudun çalışmasını sağlamak. Nefsi hayvani çalışmaya devam eder. Nefsi tabi çalışmaya devam eder. Nefsi nevati vücutta çalışmaya devam eder. Bunlar vücudu ne yapar? Devam eder. Bunlar vücutta kalır. Bunların hepsinin de yok olduğu, vücudu terk ettiği an ölüm olsun.
Ruh bu vücutla olan bağını keser. Ruh vücut olan bağını kesince bir daha tekrar geriye dönmezse ölüm gerçekleşer. Ölüm, ruhun bedeni tamamen takip etmesidir. Geri dönmemesidir. Bu nefsi tabi, nefsi nevati, nefsi hayvani hepsi bu bedenle beraber yok olur gider. Hiçbir işe yaramaz. Dördüncüsü nefsi insani. Bu nefsi insani dediğimizde nefsi natika derler ya eskiler. Konuşan nefis. Natika konuşmak demektir. Nefsi natika konuşan kimse hayvanla ayırdı.
bu ruh ve maddi birleşiminden oluşan bu soyut bir cevherdir. Bedene hafin güç olan insani nefis, hayvani nefsin destek ve yardımıyla vücut organları üzerinde etkinlik kulağı. İnsani nefis, hayvani nefse üstün geldiği sürece insan kemal sahibi, olgun bir kişi olur. Sufidere göre ana amaç ilk üç tür nefsin egemenliğinden kurtularak onları denetim altına alıp bu ruh adı verirler. Bu nefse insani nefsi özgürlüğünü sağlamaktır. İnsani nefsi özgürlüğünü sağlamak, insani nefsi ulaşmak.
Nefsi bu noktada ademiye veya kamile noktasına getirmek. Sufidin amacı da budur. İnsana nefis terbiyesi vermektir. İnsanın nefsini terbiye ederekten insanı en azından ayet-i kerimede beyan ederek ey nefis! Rabbine mutlumaim olarak döndür. Ayet-i kerimede beyan ederek ey nefis! Rabbine mutlumaim olarak döndür. Sufidin amaçlarından birisi budur. Sufi dördüncü makam olarak kabul edilen mutlumaim olmuş nefse ulaşmak. Bu tabi bir kısmı var. Ama en azından o hale ermek için uğraşır, gidinir, çabalar.
Hayvani nefisi baskı altına alarakta, onu terbiye ederekten biz hayvani nefsi öldürmek yoktur bizde. Bu zaten akıl dışı, mantık dışı bir şeydir. Nefisi öldürecek derler ya, nefis bulmak nefsi ölmez. O Cenab-ı Hakk’ın bize vermiş olduğu bir olgu, fıtri olan bir şeyi siz öldüremezsiniz. Bunu söyleyen, kendilerini tarikat, sufi veya felsefi yapılamaların hepsi de hata yapıyorlar, yanlış yapıyorlar, eksik öğretim içerisinde. Allah muhafaza eylesin.
nefsi bu manada ademiyet haline, Adem’e ilk nefis ve ruh yüklendiğinde ona bütün isimler de verildi. Bütün isimlerin verilmesi onda bir ademiyet oluştu. Ademiyet deriz biz ona. Biz, Rabb’i bize dönerken ilk bize üflenen nefis noktasında dönmemiz gerekir. Ey nefis Rabbine mutmain olarak dön. mutmainliği kazan, kendini o hale getir. Ademiyet faslını kapı arala. Adem olmaya çalış. Senin asıl maksadın, amacın bu olması lazım. Bunun için de nefis de terbiye. Nefse terbiye. Nefis de mücadele gerekir.
Nefis de mücadele etmezse nefsini ademiyet dediğimiz veya nefsi kamile, nefsi safiye dediğimiz noktaya getirmek. Çünkü nefsin bu manada. Sufiler bunu böyle nitelendirmişler. Bazıları nefsi dört kademi almış, bazıları üç kademi almış, bazıları yedi kademi almış. O yüzden üç kademi alanlar olmuş. Enmari, Deva, Müjmür, Mümer demişler. Bir kısmı dört kademi almış. Enmari, Deva, Müjmür, Mümer ondan sonra mutmainle demiş. Bir kısmı beş almış. Böyle değişik öğretiler var.
Ama umum olarak sufilerin büyük bir çoğunu nefsi yedi katedre de almışlar. Enmari, Deva, Müjmür, Mümer, mutmainle, radiyye, maddiye, safiye veya kimisi kamile der, kimisi zekiye der. Kimisi mon olarak farklı tabirler vardır. Ama nefsi, buradaki amaç nefsi en yüksek derecede olan safiye makamında geri dönülmesi istenir. Bu çünkü ademiyetin saf halidir. İnsanlar o saf hale ulaşıncaya kadar mücadele etmekle emrolunmuştur. Asıl gaye, maksat budur. Dinin de asıl gayesi maksatı budur.
İnsanların nefislerini terbiye edip insanları kâmil bir noktada yürümeseler. Neden? Nefis terbiye oldukça safileştikçe o kimsenin üzerinde Cenab-ı Hakk’ın sıfatsal tezabürleri görür. O bir aynâ hâline gelir. O aynâ hâline gelince Allah’ın sıfatları onun üzerinde parlak bir şekilde tecelli eder. Ve o kimse yeryüzünde Allah’ın öyle kulları vardır ki onlara bakıldığında, onlar görüldüğünde Allah hatıra gelir. Hâline ulaşmaktır. o kimse görüldüğünde insanların aklına Allah gelmesi lazım.
O kimse görüldüğünde vay den, ya gene bizden para isteyecek, vay gene bize bir şey diyecek, vay bize bağıracak, çağıracak şimdi, vay bize hakaret edecek. O adam bizi görürse şimdi ya kızar, bizi görürse döver, bizi görürse bizden para ister, bizi görürse şunu neden yapmadın der, bizi görürse bunu neden yapmadın der. Bakın insanların birisini gördüğünde aklına gelen şeyler. Ama yok, o kimse gördüğünde o kimsenin aklına Allah gelsin. Önemli olan bu.
Şimdi doktoru görür, adamın adına hastalık gelir aklına. Ya bir fırsatını bulsam mı, şuna bir hastalığımı bir sorsam da. Neden? Doktoru gördü, doktor olduğunu biliyor çünkü. Avukatı gördü, ya bir problemi vardı ondan diddi, hisseldim. Avukatı gördü, hukuk hakkına geldi. Problemi var. Cevdet’i gördü, araba hakkına geldi. Adam der ki ya arabada bir sıkıntı vardı ya, onu bir arada sorsaydın. Bak herkesin mesleği çıktı ortaya, öyle değil mi? Yok, o kimsenin mesleği çıkmayacak.
O kimseyi gördüğünde aklına o kimsenin Allah gelecek. Bu Safiye makamına gelen bir kimse için geçerli. sufiler bu nefsin tezkiyesi, bu nefisle mücadeleyi de kendilerine bir yol olarak bulmuşlar. Tarikat ismi nefisle mücadele etmenin yolu kat edecek. Tarikatın manası bu. Ben tarikat lafını çok kullanmak istemiyorum. Çünkü tarikat denilince otobüs yerleşmiş, kılık kıyafet olan, değişik düğünler var olan bir oluşum. Türkiye’de var olduğuna inanmıyorum.
Türkiye’de adı tarikat denilenler gerçekten tarikat değil. İster nakşibendi, ister kaderi, ister rufa, ister mevlevi. Onların oluşması için yer, zaman, mekan, retüeller, özel kıyafetler, özel haller, durumlar, o bun gibi. Bir özel okula gidiyorsunuz, öyle değil mi? Özel okulun seçtiği bir kıyafet var. O özel okul yok, kıyafeti zaten herkesin seçtiği kıyafetten seçmiyorum. Sebep? Saracak çünkü o. Far kazanacak bunu. Öyle değil mi? Evet.
Gidiyorsunuz okul, oynana, kıyafetleri, ondan sonra defteri, kitabı da oynana. Ondan sonra defteri, kitabı da oynana. Okul oynana, defteri, kitabı, kıyafeti de oynana olur mu? Oynana. O okula girecekse o pantolonu veya o eteği veya o kaza, o tişörtü almak zorundasın. Eşofmanını da alacaksın. Eşofmanını veriyor, tişörtünü veriyor, kazaını veriyor, pantolonunu veriyor, eteğini veriyor, her şeyi veriyor. Hepsini ondan alacaksın. Özel bir şey yapmış adam. Neden bu kılık, kıyafet, defter, kitap?
Okul oynana, defter, kitabı da oynana. Evet. Üç yaşa beş yukarı. Tarikat neyince aklınıza bu gerçek. Ders programı var, kılık, kıyafeti var, yeri var, mekanı var, ders günleri var. Tarikat bu. Türkiye’de. ama onların amacı, onların maksadı, nefsi terbiye etmek. Şimdi, sufinin yolu, işe nefsi terbiye etmek. Nefsini heva ve hevesini serbest bırakıp, nefsin heva ve hevesine halususuna göre yaşamak değil.
Şimdi ehl-i sufi topluluklar, adam topluman dördüne düşmüş ya, herkes istediği gibi orada nefsi at koş tutturabilir. Hiç kimse seslenmiyor ona. Bir terbiye yok. Sebeb? Ne için yola çıktın? Nefis terbiyesi için çıktın. Ne için yola çıktın? Allah’ı bilmek için yola çıktın. Yoksa git namazını kıl, orucunu tut, işine devam et. Böyle bir derdin yoksa. Bakın böyle bir derdin yoksa, ezan okudun, camiye git, camiden eve, evden camiye, hayatını devam et. Camiye, ev, iş. O üçgenin içerisinde git.
Bu da yol mudur? Evet. Bakın yol mudur bu? Evet. Küçümsemiyorum, yanlış anlaşılmasın. Yoktur bu da. Adam kendince haramlardan uzak duruyor. Yaşayabildiği kadar dinlemi yaşar, hayatına devam eder. Bu, kötülenecek yol değildir. Ama Cenab-ı Hakk’ın kullarından istediği bunun bir çift üstüdür. Bakın bunun bir çift üstüdür. O nedir? O dar kalan, o karanlık. Allah’a koşun. Ben insanları ve cinleri, beni bilsinler diye yarattım ben. O zaman iş farklılaştı.
o yüzden nefis ve cihat, nefis ve mücadele, nefsi teski etmek, terbiye etmek, manteliktesi ortaya çıkan, haç sürüsü, ayet 78, Allah’ın rızası uğrunda gerektiği gibi cihat ediniz. Tevbe 41, Allah yolunda mamlarınızla ve camlarınızla cihat ediniz. Enfâl 72, iman edip hicret edenler ve Allah yolunda camları ve malları ile cihat edenler, cihat edenler, ayetlerinden mücadeleli düşmana, şeytana ve nefse karşı yapılmış üç mücadele örneği çıkar. Müslümanın üç mücadelesi vardır.
Bir, düşmanlarına karşıdır. Müminlere düşman olanlar, iman edenlere düşman olanlarla mücadele etmekle mükelleftir. Başka bir ayet-i kerimde de sizi diğerlerinde de yurtlarından sürüp götürmek için isteyenlerle mücadeleyiniz ayet-i kerimizi ve buna işaret edin. İkincisi, nefisle alakalıdır. İkincisi, şeytanla alakalıdır. o zaman ne yaparız biz? Şeytana karşı mücadele edin. Çünkü şeytan bize vesvese verir. Şeytan bizi kötülüklere sevk eder. Üçüncü mücadele edeceğimiz şey, nefsimizdir. Ne yapar?
Nefis de bize kötülüğü elde eder. Bu uzun bir Tebuk savaşı ile alakalı sıkıntılar var ya, Tebuk savaşı ile alakalı sıkıntılardan sonra Müslümanlara Tebuk savaşı büyük bir ders der. Çok uzun bu mesele. Buraya aldım ama ben bu uzun meseleyi anlatmak istemiyorum. ayet-i kerimde de yemin olsun ki Allah peygamberin ve sıkıntılı zamanda peygamberi tabi olan muhacirlerle ensarın içlerinden bir takımın kalpleri kaymak üzereyken tevhüvilerini kabul etti.
Sonra da tevhüvilerin sebebiyleriyle onları affetti. Şüphesiz ki Allah onlara karşı çok şerkatli ve narhanetlidir. Ve savaştan geri kalan o üç kişinin tevhüsünü de bütün genişliğine rağmen yeryüzünün kendilerine dar geldiği, ruhlarının son derece sıkıldığını, Allah’ın cezasından kurtulmak için Allah’tan başka bir sığınak olmadığını anladıkları bir zamanda da Cenab-ı Hak onların tevhüvilerini kabul etti. Meşhur o üç kişi Tebuk savaşı söylemek için de onlar üç kişi nefislerine uydular.
Ne yaptılar? Bu üç kişi tam hurma toplamada zamanıydı. Çok sıcak, gevşek davrandılar. Askerler gitti, bunlar gitmedi. Gevşek davrandılar. Nefislerine yenildiler. Mallarına düştüler. Tam hurma toplama zamanı, biz hurma toplayacağız, hurmalıklarımız da çok dediler. Gevşek davrandılar. Dönüşte Hz. Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem’e de koto yolladı. Onun üçüyle de görüşmedik. Üçüyle de selamlı sabahı kesti. Sahabeleri dedi ki sizler de selamlı sabahı kesin. Onlar pişman oldular.
Nefis ve şeytan onları bu mücadeleden geri bıraktı. Onları tevbe ettiler. Tövbe ettikten sonra Cenab-ı Hak onların tevbelerini kabul etti. Ayetle sabitlendi. Ondan sonra da ne oldu? Onlar normal hayatlarına devam ettiler. Bununla alakalı hem ayet var, bu konuyla alakalı hem de hadisler var. bu noktada tövbe ederse bir kimse, nefisle mücadeleden gevşeklik gösterip geri döndü, tövbe etti. Allah onu affetti. nefisle mücadelenin başlangıcı bu. Diğer taraftan da o Bedir’den sonra da Hz.
Peygamber Sallallâhu Aleyhi ve Sellem Hazretleri sahabe, bundan daha büyük bir savaş olur mu? Daha şerit bir savaş olur mu? Çok büyük bir savaş kazandı. Çok büyük bir havadileden geçti diye asap kendi arasında konuşmaya başladı. Ki kolay bir savaş değildi. Cenab-ı Hak Müslümanlar kafirlere baktığında Müslümanlara kafirleri az gösteriyordu. Ama çoktular. Kafirler Müslümanlara baktığında çok az gösteriyorlardı. Ayet-i Kerbe de diyor ki biz onları imtihan için böyle gösterdik. Ne zamana kadar?
Ta ki bir köle esir edildi müşriklerden. Onu böyle konuşturmak için uğraştılar. Ama o konuşmadı. Konuşmayınca Hz. Peygamber dahi bir kimse dedi ki, gününde kaç deve kesiyorlardı? O dedi ki 10 deve kesiyorlardı. 10 deve kesiyorlardı. Dedi ki bir deve 100 kişiye yemek, 10 deve 1000 kişiye. Onlar 1000 kişi dedi. Hz. Tapas diyor ki Allah’ın Resulü böyle değinceye kadar biz onları 300-400 kişi zannediyorduk diyor. Onların 1000 kişi olduğu çıktı. Böyle büyük bir kanlı savaş oldu.
müşriklerden 25-30 tane 40 tane müşriklerin elebaşı olanlar öldürüldüler. Onlar cesetleri orada meydanda bırakıldı. Onlar böyle 3-4 gün meydanda durdu cesetleri. Herkes kendi yaralarını topladı. Müşrikler çektiler gittiler. Allah Resulüne bir emir gelmedi. Bu sisi müşriklerin o cesetleri orta yerine savaş meydanına getirildi. Sıralandı. Bir gün, iki gün, üç gün durdu o müşriklerin o cesetleri. Sonra onların hepsi de kör bir bedir kuyusuna atıldı. sülü oğul meydanı bir kuyu.
Ondan sonra Allah Resulü gitti kuyunun başına. Ey ut be şey be. Onlar da orada öldürüldü. Şimdi dedi, şimdi Allah’ın varlığına birliğine benim dedi onun peygamberi oldum. Gördünüz mü? Bu enteresan bir vakit. Şimdi dedi şehadet ettiniz mi gördünüz mü? Ve ondan sonra bedirden dönülüyor artık. Galibi olur. Ve bu şehadetlerden dönülüyor. Ve bu şehadetlerden dönülüyor. Şehadetlerden dönülüyor. Ve ondan sonra bedirden dönülüyor artık galibi olarak.
Sahabeler dediler ki, bu kadar zorlukların altında bu kadar çıkıcının altında muhteşem bir savaş kazandı. Dedikleri anda dedi ki, gazeten derken dedi ki, küçük cihattan büyük cihada dönüyoruz. Sahabeler dediler ki, ya Resulallah kim var karşımızda büyük cihat deyince, o da dedi ki, o da nefis mücadelesidir. Büyük cihat nefsimiz de mücadeledir. Nefis mücadelesidir dedi. Çünkü nefis de mücadele etmeyen bir kimse, cihat bir hak meydanından çıksa, öldürülse şehid olmaz.
Büyük örnekler var mesela, birisi çıktı tam önümüze dedi, dediler ki şehid oluyor Allah Resulü hayır dedi. Koştular gördüler onu, buldular yaralıların içerisinde. Kafasını kaldırdılar, sen ne için savaştın? O dedi ki, bunlar gelir bizi vurmalı, yanımıza sahip olurlar diye savaştılar. Öldü dediler, sadat ya Resulallah. Birisi böyle şehit oldu dedi, ona da koştular. O esnada hançerini karnın üzerine, kalbin üzerine tuttu. Dedi ki, ben böyle ölecek bir kimsemiyim.
Kendi kendine inkar etti, hançerinin üzerine attı kendini. Hançerini attı kendine, bunu hançer toprağa dayadı, kılıcına. Dedi ki, ben böyle ölecek bir kimsemiyim. Böyle uydurup tam bir yer alınacağım, böyle kalacağım. Ben kahraman insanım. Eee, kahraman ölmem lazım. Hançerinin üzerine kendi kendine karnı etti. Demek ki asıl cihat, nefis de olan cihat. Nefis de cihat etmezse bir kimse savaş meydanında ölebilir ama şehid olmaz. O.
O yüzden, Tirmizi, Ahmet, Müsnet, hepsinde geçiyor ki, hakiki mücahit nefsine karşı mücadele edenler. Allah bizi nefsiyle mücadele edenler. E iman edenler, size ne oldu, size Allah yolunda cihada çıkın denildiği zaman yere çakılıp kaldınız, ahiretten vazgeçip, dünya hayatına mı razı olsun, nefsiyle mücadele edenler. O yüzden ahiretten vazgeçip, dünya hayatına mı razı olsun. Oysa ahirete göre dünya hayatını yararır. Pek az bir şeydir.
Eğer Allah yolunda sefere çıkmazsanız, sizi elen dolu bir azap ile cezamandırır. Ve yerinize sizden başka bir toplum getirir. Siz ise ona hiçbir zarar veremezsiniz. Allah her şeye hakkıyla gücü yeten bir terve, 38-39. ayetleri, yanında nefislerinden koyup da cihat etmeyenlere bu noktada ne yapar, ikaz eder. O zaman sen nefsinle mücadele edeceksin, dünya hayatının güzelliklerine kendini kaptırmayacaksın.
Dünya hayatının güzelliklerine kendini kaptırır, nefisle mücadele etmezsen, tehdit büyük, Allah muhafaza eylesin. O yüzden Hz. Peygamber Sabuhan ve Selam Hazretleri bu noktada ashabına nefisle mücadele eder. Mesela ahlaki meselelerin hepsi de nefisle mücadele içerisine girer. Ahlaki disiplin. Hepsi de nefisle mücadele içerisine girer. Tekrar söylüyorum. Ahlaki disiplinler nefisle mücadele içerisine girer. Bütün ahlaki disiplinler. Allah bizi muhafaza eylesin.
O yüzden nefis terbiyesinin de bir yoldur ya, bu yol bir nefsani tarikatlar vardır. Ondan sonra bir de buna nefsani tarikatlar dedikleri nefisleriyle mücadele eden tarikatlardır. Nefisle mücadeleyi öne alırlar kendilerince. Biz nefisle mücadeleyi öne alan topluluklardan birisiyizdir. Biz o şeddar ehli olmak aşk ehli olmayı nefisle mücadele içerisinde yaşarız.
Nefisle mücadeleyi bırakıp bir kisinin böyle topluluklar var, sevelim sevgilerim böyle gönlümüzü hoş edelim diye biz o topluluklardan olmamaya gayret ederiz. Bizdeki o aşk ehli olmak tırnak içerisinde nefisle mücadelenin içindedir. Kur’ân sünnet dairesinin içindedir. Kur’ân sünnet dairesinin dışında değildir. Bunun altını özellikle çiziyorum. O yüzden bu nefisle mücadele eder, mücadele eder bütün ehli sufini yedi makam belirlemişler.
Nefsin durakları, Emare, Levvehme, Mülhüme, Mutmehine, Radhiye, Marziye, Raziye, ondan sonra Kamile diye sıralamışlar. Bu yedi nefis melatibinin karşısına da esmaları koymuşlar. Emare’nin esması Le’l-ehe illallah, Levvehme’nin esması Ya Allah, Mülhüme’nin esması Hu, Mutmehine’nin esması Hay, Hap, Kayyum, Kahhar olarak yedi melatibin, yedi ismi şerifi o kimselere terkin edilmiş. Bunlar bizim dergamızda görülen rüyalarla verilir.
O kimsenin rüyasında ona öyle bir esma terkin edildiğinde ona üstadı o esmayı ona verir. Göre göre gideriz biz. O sufi bunu görür. O sufi bunu görünce ona esma verilir. Veya da şey efendisi o esmayı görse dahi o kimseyi biraz daha pişsin, biraz daha otursun, biraz daha yerleşsin de ona esmayı vermeye bilir de bu bir öğreti, bu bir disiplin. Ona rüyasında Hu esmasını vermişlerdir. Şey efendisi ona Hu esmasını terkin etmeye bilir. Terk etmeleri çıkıyordu. Yok eline bak. O yüzden bu bir disiplin.
O şöyle düşünmeyecek arkadaşlar. Ya bana rüyamda Hu esması veririm ama Şey efendim benim hakkım yok ya bana Hu esması vermem. Değil. Böyle düşünmüyor. Bu nefsin oyunudır. O kimsenin verilir o esma. Veya verilmiş ki önemli değil. Şey efendisi ona şimdi Hu esmasını okuduysan muhtemelen düşecek. Düşeceğine esmayı vermeyeyim. Bu Hu esmada çalışsın diyebilirim. O yüzden emmari, levvami, müldürme, mutmainler, raziye, marziye ve safiye dedi bazıları tamir eder, razıları zeki eder.
Bu yedi nefis meratibini geçmektir derdi biz. Seyri suyluk da budur. O kimse böylece suylukunu ne yapmış olur? Tamamlamış olur. Ve o suylukunu tamamlamakla yüklü nüfus. Bu şimdi bu nefis meratibini nefsin isimleri ve hallerini biraz böyle inşallah sıkılmayacaksınız inşallah. Yavaş yavaş anlatmaya gayret edeceğim. Zaten bunları biz derslerin içerisinde bölüm bölüm işliyoruz. Ama inşallah biz şimdi bunları biraz daha teknik olarak işleyiz.
2. Nefsi Emmâre: Hayvaniyet Perdesi ve Allah’tan Uzak Yaşamak
Nefsi emmari. Birinci dersimiz bu. Bu nefis, nefsi emmari. Genelde Müslüman ama Müslümanlıkla hiç alakası olmayan kimselerle alakalı. O la ilahe illallah ve muhammeden resulullah demiştir Müslüman’dır. Biz onu Müslümanlığına bir şey demeyiz. Ama nefis olarak o bir Müslüman gibi yaşamaz. Bununla alakalı inşallah. Biz Kur’ân-ı Kerim’de geçen ayet-i kerimeleri ince ince okumaya gayret edelim. Casia ayet 23. Ey Muhammed! Heva ve hevesini kendine ilah edinen. Heva ve hevesini kendine ilah edinen.
Ve Allah’ın da bu o heva ve hevesini ilah edildiği için saptırdığı, kulağını ve kalbini mühürlediği ve gözüne perde çektiği kimseyi gördün mü? Bir Müslüman düşünür, o Müslüman heva ve hevesini kendine ilah edilmiş. Öldüğünce gözü perdeli, kulağı perdeli, kalbi mühürlü, namazı görmüyor, orucu görmüyor, ibadeti görmüyor, haram helal tanımıyor. Heva ve hevesine uymuş o. Ben bazen örneklerim ya, İzmir’de, ya Mustafa’cım yapma kardeşim. Bak Hz.
Peygamber geçiyordu, orada insanlar içiyorlardı, tatlı tatlı sohbet ediyorlardı. Hz. Peygamber baktı onlara, sağlıyorlar ve selam. Ümmetim ne güzel, keyif ediyor dedi. Onlar kavga ettiklerini gördü, kavga ettiklerini görünce bu ümmetime haram olsun dedi. İçki o yüzden haram oldu kardeşim. Bir tabur içersen, keyif edersen haram değil. Ben oradan gelmeyeyim. Abi yapma etmem, böyle değil. O heva ve hevesini ilah edilmiyor. Ya bir kimseye diyorsun ki bu haram olmaması lazım ya.
Kardeşim bu haram müminliği senden faiz alma, yapma. Ödemiyor adamı, ya kardeşim adam mağaz satmaz ama. Rızkın ondan mı senin? Adama de ki kardeşim sen ödeme deyin. Uymuyorsun, satmayacağım sana mağazı. Adamdan faiz alma. Adam ödemesin diye bakıyor, ödemeyecek, çalıştıracak. Onlar nefis, nefis çalıştıracak. Onlar bu nefis, kötülüğü emreder. Halkın genelde avamı nefsidir. bunlar aşağı tabaka yenitelendirilen insanlardır. Bunlar sevgiden, bu manada ilahi sevgiden, ilahi muhabbetten yoksunlar.
Bunlar böyle dünyanın sefasına dalmış. Dünyanın karanlık, dergislerinde mahvelerini yürüyen insanlar. Bunlar hayvani içgüdüye kendilerini kurban etmişler. vardı ya bir hayvan nefis dediydikçe, o hayvani nefse kendilerini kurban etmişler. Hayvani nefsin tecelliyatı bunların üzerinde tamamiyetle oturmuş. Artık her şeyi hayvancı yaşıyorlar. Dışarıdan baktığınızda adem, dışarıdan baktığınızda adem, içeriden baktığınızda hayvan.
Bir kısım sufiler sevgisulüklerinden, dördüncü makam geçtikten sonra bunların hallerini görürler. Dördüncü makamın sonuna doğru mukmai neden ondan sonra raziyeye geçince, o esnada çünkü o raziye makamı iyinin kötünün o kimseye ilham edildiği makamdır. O artık rüyasında görür, halinde görmeye başlar. Ve mesela insan bakar ona, Allahumme vakıf ve domuz suretinde insan mı, tilki suretinde insan mı bir anda yılan olur.
Kimisi yeşil yılan olur, kimisi kırmızı yakut yılan olur, kimisi beyaz yılan olur, kimisi sarı yılan olur. Değişiktir. tilki görürsün, tilki genelde boz renkledir, onu siyah tilki olarak görürsün. Veya çok özellikle merkep suretinde görürsün. Bunlara katlanmak zordur. Bazen arkadaşım, arkadaşlarım, arkadaşlarım, arkadaşlarım, arkadaşlarım, insanların halini açırsan, o sadece Geylân Hazretleri bile görmekte kalmıyorsun. O güzel, oh Betullah’ı gördün. Allah, Allah, Betullah’ı gördün. Harika.
Ama o esnada tanıdığı, yakın olduğu bir kimseydi, tilki suretinde gördün. Bildiği bir kimseyi başka bir hayvan suretinde gördün. Onu kaldırmak zordur. bu nefsi emmârede olanlar, Arad Suresi ayet 179, onlar hayvan gibidirler. Daha da şaşkındırlar. Bakın onlar, Allah’ın emmârede olanlar, Allah’ın emmârede olanlar, nefsi emmârede olanlar, nefsi emmârede olanlar, onlar hayvan gibidirler. Daha da şaşkındırlar. Bakın onlar hayvan gibidirler. Bunu sevgisulüktekul’den derviş görür bunu.
Onlar hayvan gibidirler. Emmâredeki kimseler, onlar insan gönlünde hayvandır. Arad Suresi ayet 179, onlar hayvan gibidirler. Daha da şaşkındırlar. Ayetenin belirttiği kimseler. Onlar dünyaya kalmışlar. Onlar dünyaya alınmışlar. Onlar Müslüman herhalde. Asla bakın, onun küfrüne fetva vermek yok. Biz onun küfrüne fetva vermeyiz. Müslüman mıdırlar evet. Ama hayvan gibi yaşarlar. Hayvani içbüdükleriyle hareket ederler. Hayvanlar gibi yerliler, içerler, hayvanlar gibi cinsel ilişkiye girerler.
Herkesin önünde bunları yapmak için hayvanlar gibi içerler, hayvanlar gibi cinsel ilişkiye girerler. Herkesin önünde bunları yapmaktan sakınmazlar. Görürsünüz yollarda, bahçelerde, kartlarda. onu bir özgürlülmüş gibi görürler ya onlar. Evet, hayvanlar gibi özgürsünüz. Hayvanlar nasıl özgürse, özgürsünüz siz de. Neden? Onlar hayvanlar gibi yaşıyorlar. Kur’ân-ı Kerim’de nefsimi temize çıkarmıyor. Çünkü nefs aşırı şekilde kötülüğü emreder. Var ya Yusuf Aleyhisselâm’la alakalı.
Nefis insanı hep kötülüğü emreder. Bu emmaredir. Allah muhafaza eylesin. Amin. Naziyat ayet 37 ve 39. Azıcık dünya hayatını tercih edenin varıp kalacak yer cehennemdir. Onların gidecekleri yer neresidir? Cehennemdir. Araf 175-176. Ey Muhammed! Onları şu adamın haline al. Biz ona ayetlerimizi vermiştik. O onlardan sığırılıp çıktı. Şeytan onu peşine taktı. Nihayet azgınlardan oldu. O ne yaptı? Ona ayetler anlatıldı. Dik ona tebliğ bildi. Söylenilmesine rağmen o şeytanın yoluna gitti.
Heba hevesine uydur. Allah muhafaza eylesin. En değerli şeyleri köpeğe attı. En kıymetli sevgilileri eba etti. O böyle her türlü hastalığı kendisine çekti. Hayvani hastalıkta. Ne varsa bunun üzerinde bütün her bir şeyden bütün her türlü melaneti üzerine aldı. Böyle bir kimseyle karşılaştığınızda onu tavsiye edeceğiniz, onu söyleyeceğiniz şey kardeşi Lailah-ı İlallah’a devam edin. O çünkü nefsinin zevunu olmuş. Onun zikri Lailah-ı İlallah’dır. Durduğu makam hayvani bir makamdır.
Onun makamı hayvanidir. İnsani değildir. Allah muhafaza eylesin. İkinci nefis melatemi nefsi levvanedir. Levvanet kıyamet suresi ayeti ki kendini kınayan nefse yemin ederim ki mutlaka diriltireceksiniz. Ayette geçelim. Kendini kınayan diye tercüme edilen, mana verilen levvanet kelimesinden alınmıştır. Levmeden kendisini kınayan, levmeden kendisini kötüleyen, levmeden o günahlarının kusurlarının bakıyor da kendi kendine bunu neden işledin diyen nefsi tarif eder.
O yüzden bu nefis sahibi kimse yapıp ettiklerini hep kendi kendisine kınar. Ama yapmaktan da vazgeçmez. İçkiyi içer, ben namaha içtim dün akşam uyudum, bu insanlara yaptım. Ya Rabbi beni affet ya. Gıybet edeb. Bak gördün mü ya ben yine gıybet ettim ya. Ya ben namaha gıybet ettim ya, yine milletin dedikodusunu yaptım. Bu, o kimsenin kalbine ince ince latif nur pırıntıları geliyor. İnce ince onun vicdanını çalışmaya başlıyor.
Bu artık böyle bir hata işlediğinde, günah işlediğinde bir günah kebariyle baş başa kalbinde bunu yaptığında bu pişmanlık duyuyor. Bu levmeden pişman olma, bu hatalik bir, bu haksızlık yapıyor. Kınıyor kendisini. O kendi kendisine bakıyor, ayıp bana ya diyor. Ama bazen karşılaşırsınız ya, ya ayıp bir zaman yapıyoruz yine. Ya bize yakışmıyor aslında ama yapıyoruz . Ya bu bize oturmadı, bu bize yakışmadı. Böyle olmaması lazım ama yapıyoruz . Ne yapıyor kendi kendisini hep ayıplıyor.
Kendisi kendisine hep tabiri caiz kınıyor. Bu kimsenin bu nefis meratındaki Allah’ın zikirlerinden Allah’ın zikirlerinden ya Allah ismi celali. O devamlı kendisini ne yapıyor? Kınıyor. Bu la ilahe illallah tevhiden mana verirken de la maksude illallah olarak mana verecek. Önce la ilahe illallah’tı. Allah’tan başka illah yoktu. Onu çekiyordu. Vereceği mana da Allah’tan başka illah yoktu. Artık o Allah ismi şerifini söylerken tevhidde mana itibarıyla la maksude illallah. benim maksudum Allah.
Benim maksudum Allah’tan başka bir şey değil. Mana verirken bu mana vercek. Ama bunun ismi şerifi ya Allah’tır. Rehame’nin ismi şerifi.
3. Nefsi Levvâme ve Mülhime: Kınayan Vicdan ve İlhamın Kapısı
Nefsi mülhüme gelir. Bu kimse pişman oldu. Pişmanlıklarından artık günahlardan sıyırılmaya başladı. Günah işlememeye. Bile bile büyük günah-i kebail işlememeye başladı. Bu kimse artık önceden bir namaz kılıyor. Aradan namazı kaçırıyordu. Es geçiyordu. Namazı es geçtiği için ya ben yine namazı bu ara kılmadım bugün diyordu. akşamın hepsini birden kılalım. Akşam da kılmaya. Ertesi gün bir bakıyor namaz kılıyor. Bir, iki, üç gün namaza devam ediyor. Dördüncü gün yine bırakıyor o kimse namazı.
Bu kim? Nefsi devam eder. Herkese yaşıyor o. Bakıyorsun üç ders beş ders gelmiş. Gürdür gürdür zekullah yapıyor. Altıncı ders yok. Üçüncü ders yok. Ve o ara ya bizim bu ara düğün var. Kim var ? Ya bu düğüne gideceğim, ben şimdi utanıyorum. Orada çalacağım, oynayacağım, kalkacağım, işeceğiz. Ya hocam yanlış anlama. Biz de şimdi orada hiç meyince de olmuyor. O yüzden utancığımdan gelmiyorum. Veya gittik orada böyle içirdiler. Onlar gelirler söylerler bana. Ben derim ki kardeş ne günah işledi?
Sen işledin. Allah gafururrahim de tövbe. Devam et işine yoluna. Bu Lervanedeki hali artık günah kebayelerden uzaktırıyor. hadis-i kudsi var ya kul farzları yerine getirmek de Allah’a sevgili bir iş yapmış olur. O artık farzları yerine getiriyor. Farzları yerine getiriyor. Farzları yerine getirince o kimse ne yaptı? Münhümeye geçti. Artık o farzları yerine getiriyor. Onun böyle tatlı tatlı kalbine ilhamlar gelmeye başladı ince ince. Onun farzlarasını sıkı yapıştı o.
Artık onun namazları kaçmıyor. Artık o bile bile günah kebali işlemiyor. Nefis de müsaade eder. Devamın uyanı kalbi. Münhüme ilham alın. İlham edilen nefis. Artık o kalbi Cenab-ı Hakk’ın ilahi ilhamına, ilahi vaidatlarına hazır olmaya başladı. Üzerindeki siyah lekeler beyazlamaya başladı. O boyuna kalbi cilalıyor. Aman farzlara dikkat ediyor. Aman yanına nafileler eklemeye başlıyor. Bir şeyde haramiyet var. Onlar uzak duruyor. Allah muhafaza eylesin. Böyle artık o kötü huylarını terk ediyor.
Güzel yerine güzel ahlaka koyuyor. Bizim yolumuz mücadele yolu. Biz sorumluyuz. O yüzden biz mükellefiz. Mükellef olduğumuz için biz cüz irademizle, aklımızla mücadele edeceğiz. Bizim yolumuz cüz iradayı redden bir yol değil. Ben cüz iradayı redden bir kimse değilim. Ahlakın mücadeleyle güzelleşileceğini ve düzeleceğine inananlardan biz dinimizi mücadele ederekten yaşarız. Yoksa nefsimizi bırakırsak hiç kimsenin canına maskılmak istemez. Biz mücadele ederiz.
O yüzden o kimse artık böyle yavaş yavaş iyi, kötü’yü öğreniyor. Onun kalbine yavaş yavaş ilham gelmeye başlıyor. Şem suresi. Ayet o nefse ve ona birtakım kabiliyetler verip de iyilik ve kötülüklerine ilham edene yemin ederim ki nefsini kötülüklerden alındı, kurtuluşa vermiş, onu kötülükler gömende ziyan etmiştir. Bu 7. ayetten 10. ayete kadar. Bu bu 10. ayet. Unutmayın. O ta Safiye makamında da bu ne olacak? Bizim elimize yapışacak. Bize lazım olan ne? İyilik ve kötülüklerine ilham edene.
O nefse iyiliği ve kötülüğünü yaptı, ilham etti Cenab-ı Hak artık. O nefse ilham gelmeye başladı. Buna dokunma, buna dokunma. Bu haram. Bundan uzak dur. Bundan uzak dur. Oğul, burada sıkıntı var. Buradan yürü. Buradan git. Buradan aklı al. Kalbine ilham geliyor. Bunun oluşması için o kimse devamlı zikrullah halinde olacak. Zaten bunun başında o kimse esmasını görür. O bu esmasını alır. Onun kalbinde hu hu hu hu hu. Tabirci herif kokuk kuşu gibi.
O istese de istemese de, O etraftan da bunu duymaya başlar. Lâ lâhi lana lâ lâ lâ lâ lâ lâ lâ lâ lâ lâ lâ lâ lâ lâ lana. Lâ lâhi lana hu, lâ lâ hi lana hu. Yolda gidiyor. Bir yerlerden ses geliyor. Döner. Yok orada duvarmış. O hu hu hu hu hu. Diğerler’den ses geliyor… Haa Cheng身的喍富 Duvarda Vuuuu sesi geliyor. GG luggage나回 Bakan TIME Hu hu hu hu hu hu Onun kalbine ilham geliyor. Başlangıç bu. Şimdi kadından cemil gelecek. Bak cemil geliyor. Oha cemil geliyor. Gerçekten ya.
Kalbine ilham geliyor. A başladı. evi, ah bir anda evin kapısından geldi. Ah bir anda evi geldi önünden. Ah bir anda harununu gördü. Ah yemeğe yakıyor. Dayanamadı. Yemek yanıyor. O da duydu orada. Lan herif burada bak ya. Kurtulamadın mı adamdan? Yemek yanıyordu. Lan hayal edilmiyor mu sana? Koşturdu. Gerçekten yanıyormuş evi. Eyvah dedi ya. Ben bunu seslenip koydum. Bu esmasının tecelliyatlarında. Bunları yaşayan, yaşamayan bilmez. Onun kalbine ilham geliyor.
O dışarıdan da duymaya başladı artık. Zikrullah da zikrullah yapılıyor. Allah Allah Allah Allah. Ama üç dört tane sakallı toplamış. Oradakinden Allah derken. Allah hu, Allah hu, Allah hu. Oradakinden Allah diyor ya. Onlarda esnaf ekliyorlar. Topluluk Allah hu, Allah hu. O, o esni duyuyor. Ölmek için. Ölmek için duyuyor. Önceden ne duyuyordu? Bir anda Allah diyordu. Ah tamam. Kalbinde birden geliyorlardı. Şimdi hu gelmeye başladı. O , Allah muhafaza eylesin. O kimse ne yaptı?
Nefsi onun iyilikleri ve kötülükleri görmeye başladı. Ve o kimse iyi olmaya gayret etti. Artık o kötülüklerden seyrılı. Kötülüklerden alınmaya başladı. Naziye ayet 40-41. Rabbinin huzuruna çıkacağından korkup, kendini şehve-i arzularından koruyana gelince. Artık o kendini şehvani arzularından koruyor. Hayvani nefisten koruyor kendisini. O hayvanlıktan, hayvanilehten kendini arındırmış. Kendini koruyor. O Rabbinin huzuruna çıkıp hesap vereceğini düşünüyor.
O yüzden o kolay kolay günahı kebailerden uzak duruyor. Onun kalbi de artık inham almaya başladı. Akıl olarak, beden olarak günahlardan uzak durdu. Kalbi de inham almaya başladı. Furkan ayet 70-70’in tövbeni salih amel işlerse şüphesiz o Allah’a hakkıyla yönelmiş olur. Artık o tövbe etti günahlardan. Bir daha tövbe etti günahlara dönmüyor artık. Leyvanete dönüyordu. Şimdi dönmüyor artık. Şimdi o ne yaptı? Kendisini Allah’a yönel dedi. O Hakka yöneldi.
Ve Hakka yönelişinin tecelliyatı salih amel işlemaya başladı. haram işlemiyor artık. Haramdan elini eteni kesti. Haramdan dilini kesti. Haramdan gözünü kesti. Haraman başlangıcın ilk adımı gözdür. Harama bakarsan kalbine reke gelir anında. Bu nedir? Bir kadına şehvetle bakmak. Bir erkeğe şehvetle bakmak. Bir harama bakmaktır. Meyhaneye bakarsın harama giriş yaptın sen. Bakma meyhaneye de. Hayır. Gözüne haram olan her şeyden sakındır. Haram olan kadının eteğinin boyu sadece o değil.
Haram işlenen yere de bakma. Bir yerde açıktan alenen haram işleniyor. Gözünü alenen haram işleyen yerden sakındır. Uzaklaştır. Haramın başlangıcı, tekrar söylüyorum insanın gözüdür. O mümin erkeklere ve kadınlara söyle gözlerini haramdan uzak tutsunlar. O zaman bir kadınla göz göze gelme. Bir erkekle göz göze gelme. Gözünü haramdan uzak tut. Bakma. Orasını burasını göreceğim diye uğraşma. Gözünü haramdan uzak tut. Orada içki içinen bir yer var. Bakma kardeşim oraya.
Açıktan haram işleniyor bir yerde. Bakma. Açıktan bir adam bir kadınla birbirlerine yumulmuşlar gidiyorlar yolda. Bakma ya. Bakma. Kendini ne yapacaksın? Uzaklaştıracaksın. Tegâbün ayet 16 Gücünüzün yettiği kadar Allah’tan korkun. Emirlerini dinleyin. Sen gücünü yettiğince onun emirlerini dinle. Haramdan uzak dur. Allah muhafaza eylesin. İtaat et Allah. Ayeti kerimede diyor ki Allah’tan korkun. Emirlerini dinleyin. İtaat edin. İtaat edin. Emirlerini dinleyin. İtaat edin. İtaat çünkü.
Bu esnada itaat etmemek aklına gelir. İtahatsizlik gelir. Disiplinsizlik gelir. Dinlersin. Dinlemek iyidir. İtaat etmediğin zaman dinlemenin bir anlamı yoktur. Burada insanların ayaklarının kaydığı yerlerdir bunlar. Bu kimse dinler çok güzel. Sohbette de dinler şeyhini. İtaat etmez. Dinlemenin arkasından gelecek olan şey itaattır. Dinledin itaat et. Dinledin itaat et. Duydun itaat et. Dinleyip itaat etmezsen dinlemenin bir anlamı kalmadı. Birine diyorsun ki yapma. Yapıyorum.
Ya ne anlamı kaldı sana yapmadığın işini? Gitme. Gidiyor. Ne anlamı kaldı? Gitme. Gidiyor. Ne anlamı kaldı? Yap. En büyük problem itaat etmeler. Efendim şöyle şöyle yapalım bunu böyle. Bunu böyle yap. Yok itaat etmiyor. Dinliyor mu? Çok iyi. İtaat yok. Allah muhafaza eylesin. Ancak dinleyip itaat edenler kurtuluşa şeker. Allah muhafaza eylesin. Öyle diyor çünkü. Bu sizin için hayırlıdır. Dinleyip itaat ederseniz ayet-i kerimenin devamında öyle diyor. Bu sizin için daha hayırlıdır.
Allah bizi onlardan eylesin. O yüzden bu noktada o kimsenin nefsine kötü şeyler de ilham edilir. Bunlara uyma. Buradan gitme. Bunu yapma. Bunu etme. Ve öbür taraftan da iyi şeyler de ona gösterilir. Mesela cimrilik yapma, cömertlik yapma. Karşılığı nedir? Cömertliktir. Namazını kılmamazlık etmek karşılığı namaz kılmaktır. İtaatler senin kalbine gelir ilham. Ve sen bu noktada o mücadeleyi vermekle mükellesin. Allah muhafaza eylesin. O kimsenin kalbinde hak da vardır, batıl da vardır.
O kimsenin kalbinde haram da vardır, helal da vardır. O kimsenin içerisinde iyilikler de vardır, kötülükler de vardır. O kimsenin üzerinde tamamiyet ve iyilik hakim olmamıştır daha. O kimsenin kalbi tam olarak berraklaşmamıştır. Kötülük de vardır. Orada öğreti de vardır çünkü. O kimse hülyudur daha. O böyle bir an gelir bütün her tarafın hüvesi, masını çektiğini görür. Bir an bir bakar hiçbir şey yok. Eyvahlar bir şeyler yaptımlar. Tövbe etmeye başlar. Zekullaha başlar tekrar.
Tekrar toparlamaya başlar. Doğru su odur onu. Al, gene toparlandı. Ama tekrar düşebilir mi orada? Düşebilir. Allah muhafaza eylesin. böyle dördüncü makama doğru, dördüncü makamın halleri o kimsenin üzerinde tecelli de edebilir. Üçüncü makam, o mülhümenin halleri de tecelli edebilir. Arada gider gelir o böyle. Tam sabit olma. Dervişler için en tehlikeli yerdir. Berrak. Dervişler için iki tane tehlikeli yer vardır. Mülhüme ve mutmainler. Dervişlerin en tehlikeli yeridir burası.
bir bakmışım o mülhümede takılmış kalmış. Öyle kalabilir de. Bir bakmışım mülhümeder devam eder mülhüme, mülhümeder devam eder mülhüme. Orada takılmış kalmış. Böyle kırık plak gibi orada duruyor. Silkelenemiyor müdürlüğü. Tehlikeli yer. Bu günkü derviş kardeşler için tehlikeli yerlerden üç makam. Dervâme, mülhüme, mutmainle. Dervişlerin büyük güç onunla bu üçünün ağzında dolaşır. Dervâme, mülhüme, mutmainle. Mutmainle de olan kimse de kendini şeyh görmek hatta dolaşar. Allah muhafaza eylesin.
Bu yüzden burada o kimse aşıklığı kendine rehber edecek. Kanaat ehli olacak. Mülhümedeki kimse alçak gönüllü olacak. Bunlara böyle dikkat edecek. Sabırlı olacak. Mülhümedeki kimse sabırlı olacak. erkek kadın mülhümeye geldi. O güne kadar eşi laf söylemedi, eşi laf söylemedi. O zamana kadar bir sıkıntı görmeyen sıkıntı görmeye başlarsın. Sabır lazım, masin lazım, kanatikârlık lazım. Etrafındaki insanların hatalarını görmeye başlarsın. Onu hem hata yaparlar, hem üzüldülerler.
Üzüllerini kabile edeceksin. Bir yanlışlık yap, özür dilerim. Helal olsun o sıkıntı, özgür kalır. İşin de iyi olur. İşin de iyi olur. İnsanlara bu noktada hüsnü zammetleyeceksin. Mülhümenin ahlaki tecelli etmelerine. İnsanlara hüsnü zammetle. Yok canım, bu adamın vardır bir sıkıntılı işi. Şu hesap kaydırır ayağını. Hüsnü zammetle. İyi bir kardeşimizdir. Muhakkak iyidir, kalırız. Bir sıkıntımız yok. Hüsnü zammet. İnsanların içerisindir bu noktada.
Kendi kendine iyi ahlaklığı belirtmeye başlayacak. Sen zaten alçak gümrülü olduğunda, tevâsı sahibi olduğunda, insanları affettiğinde, insanlara sert davranmadığında, senin etrafında insanlar toplanmaya başlayacak. Zâkir etrafında kimse yok. Allah Allah, neden? Alçak gümrülü değil. Neden? Sert davranmıyor. Neden? Affetmiyor mu insanları? Hoha. Hizmet ediyor. İnsanlar vahşi meşhur oluyor. Burada bir kimse, sevabını da günahını da Allah’ın yardımı ile biliyor artık. İlham ediyor.
, artık bu gülhümenin sonuna doğru, öyle bir hal olur ki insanlar, insanlardan, insanlardan dervişler, uzaklaşmaya başlarlar. Kendi kendine öyle bir his gelir. , şu sohbet, , sohbet der ki bu sohbette, ya şu akrabalar gitse, Allah’ı zikretsem, o hale bile gelir. Anne, baba, elişim, çoluk, çocuk, kendime alsam . Ya şöyle bir dağ çıksam, bir kulübe yapsam da, orada Allah’ı zikretsem. Böyle o hale gelir onlar. O yüzden şeyh lazımdır o kimseye. Dikkat edin. Şeyh bunu dağ çıkarmaz.
Şeyh bunu mümzemi bir hayat yaşatmaz. Ya neden mecbur kullarını derse gelin diye, kalabalık görmek için mi? Hayır. O kimse kendi kendine der, ya ben de bizi kuralım, yaparım, uzaktır. Geçen şimdi orada dedikodu olacak. Değil. Bizde mümzevilik yoktur. O daksıya gelecek, o sohbete gelecek. Mümzevilik yok. O kendine çekilmeyecek. Hayattan korkmayacak. Rurpanlık yok bizde. Yok. O kimse hayatın içerisinde olacak. Allah muhafaza eylesin. O yüzden o kimse böyle, aşk hali onu vurur bazen.
Aşk hali vurduğunda, uçası gelir. Der ki ya ben ruhlar halinde beni, bir katılsam ya, şu dünyadan bir kurtulsam. Şuradan böyle duvardan öbür tarafı bir, geçiversem ben. Bu halde haldenler. Allah muhafaza eylesin. O yüzden bu zikri, bu halin zikri, hu esmasıdır. Tevfik ile mana verirken de, la ma’buda illallah. Allah’tan başka mağbud yoktur. diye de, mana verir. Allah muhafaza eylesin. O yüzden bu noktada, o kimse artık böyle, bu halde, bir daha, daha önce işlemiş olduğu günahlara, hiç dönmez.
Burası çok önemli. Mülhümeyi sabitleyen hal, o dervişin, daha önce işlemiş olduğu günahlara, hiç dönmemesidir. Bakın hal budur. O dervişin, daha önce işlemiş olduğu günahlara, bakın hal budur. O, tekrar söylüyorum, işlemiş olduğu günahlara, bir daha dönmez. O mülhümede oturur. Bakın o mülhümede oturur. Önceden namazı kah kılıyordu, kah kılmıyordu. Beş rakit namazını kılıyor. 30 Ramazan orucunu tutuyor. O önceden , ya arada böyle de bir gıybet ediyordu, etmiyor artık.
O delikodu dediyordu, etmiyor artık. O iftira da ediyordu, etmiyor artık. O suizan da besliyordu, beslemiyor artık. O anneye, babaya laf da söylüyordu, söylemiyor artık. O eşini hakaret ediyordu, etmiyor artık. O eşini küçük görüyordu, görmüyor artık. O insanları küçük görüyordu, görmüyor artık. O insanlarının aleyhine de işler yapıyordu önceden. Yapmıyor artık. Kesinlikle o kimsede daha önce işlemiş olduğu günah kebailer sıfır. Bakın günah kebailer sıfır.
Bir kimse mülhümede oturmak istiyorsa, günah kebail sıfır. Farzlar da bir tamam yerine geliyor. O zaman mutmainliğe çıkıyor. Günah kebailer sıfır, farzları sık sıkı yerine getiriyor. Farzları sık sıkı yerine getiriyor. Birisinin kadın, erkek ağzından küfür çıktı. Mülhümede işi yok onun. Hakaret çıktı mülhümede işi yok onun. Açık açık konuşuyor ki herkes kendi nefsini ona göre hizaya çeksin diye. Aa kim gelmiş ya ne bu barbarası aman bırak ya şu barbarası ya. Gitti. O kimse mülhümede değil.
Bakın o kimse mülhümede değil. Tak o kimse burada ne oturuyorsun oraya. O kimse mülhümede değil. Kesinlikle değil. Kimse kendisini farklı bir aynada görmesin. Kimse. O kimseden günah kebail çıkmazsın. Çıkmadı farzları yerine getiriyor. Hadisi kutsi farzları yerine getirmesi Allah’ın hoşuna gider en güzel şeydir. Mülhümede. Ve Allah’ı sever.
4. Nefsi Mutmainn: Kalbin Zikrullah ile Sükúneti ve Keramet Perdeleri
Mutmainler. Bu kimsenin Allah’ın sevgisi mutmainler. Nefsi mutmainler. Feccu suresi ayet 27 En mutmain olan nefs. Nefse hitap geldi. Hangi nefse hitap geldi? Mutmain. Neye? Ev işen nefse geldi. Emarede hitap yok. Levvame de hitap yok. Mutmain neye geldi? Hitap var. Ey mutmain o nefs. Bu hitap nerede? Cennette. O sufi gerçek manada. Mutmain neye geçtiyse hitap alacak. Ya zikrullah da alacak. Ya manada alacak. Hitap alacak. Hitap aldı. Bu da o hitaba mazhar oldu artık.
Cenab-ı Hak ona hitap ediyor. O Allah’a doğru gidiyor artık. Allah’a yakınlaşma yolunda artık o. Onun işi farklılaştı. Rengi farklılaştı. Tadı farklılaştı. Hane farklılaştı. Artık o dinin kendi içerisindeki ruhunuzun sırlarına vakıf olmaya başladı. O böyle şeriat dediğim böyle tavırcıyarsa kabuk değil şeriatın inceliklerine hakim olmaya başladı. Artık o böyle doğru. O yumuşak uyru. O güler yüzlü. O tatlı dilli. O böyle insanların gönlüne ferahlık veren bir kimse.
İnsanların gönlüne tatlılık veren bir kimse. O tevazu da yerlere seriyor her şeyi. O birisi onu kullanıyor o keleplerinden. O kadar açık görünüyor. kadının birisi geldi. Allah Resulü sallallâhu aleyhi ve sellem. Sen niye dolaşıyorsun burada oturup dediler? Ne iş yapıyorsun sen? Hazreti Peygamber daha hiçbir cevap vermeden şu dedilerin çuvalımı aldı, getirmedi. O ben Peygamberim demedim. Çuvalı aldı sırtına kadının o arkada gidiyor. Kadının Medine sokaklarının arkasında evine kadar götürdü.
Benim evim burası dedi, buraya koydu çuvalı. O da oraya koydu. O güler yüzlü de insanlara yardım etmeler Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretlerinin izinde. Evet. O böyle insanların arasında birbirinin gibi. Bundan bıkmak yok. Bu halden usanmak yok. Bu ahlakın güzelliğinden çıkmak yok. Evet. O nefis artık Allah’ın varlığının birini Muhammed Mustafa’nın Peygamberliğini şehadet etmiş kimse. Kendi içinde kalbinde ruhunda tasdik etmiş. İlman artık olumlaşma dervesine girmiş.
kırmızı olacak ya ilma yeşilden pembeliye dönmüş. Olumlaşma yolunda. Artık o hayvaniyetten tamamıyla kurtuldu. Hayvaniyetle bir bağ kalmadı artık. Bakın, onda hayvaniyetle alakalı bir bağ kalmadı. O kimse devamlı kendini bu noktada ruhaniyete bağladı, maneviyete bağladı. O böyle Muhammed’e itaat edecekti ya oradan Muhammed’e itaat etmede zorlama vardı. Bunda zorlama yok. Bu itaate sevgiyle yaklaşıyor. Sevdiğinden itaat ediyor artık. Sevdiğinden yaşıyor. Severekten yaşıyor.
Sevdiğinden yapıyor her şeyi. Aşıklıkta o belli bir olgunluğa ereçti. O artık böyle günah işlemek için böyle kafasını çevirmiyor bile. İçinden bile geçmiyor. Onun kalbinden böyle bir altyazı olarak dahi geçmiyor. Günahla alakalı. Herkes günahlar sevk etmek için uğraşıyor. Onun kalbinden altyazı olarak bile geçmiyor. Ekran onu puslanmıyor hiç. Ekran kararmıyor onu. Ekran bulanmıyor artık onu. Bulanıklığı gitti. Huyulu gitti onu. O böyle tabiri caizse aynı gibi oldu.
O ama zikrullah onda devam ediyor. Artık onun kalbinde bir velet oluştu. Çocuk oluştu. Kalbinde zikrullah cümrüm cümrüm gidiyor. O sohbette de kalbinde zikrullah gidiyor. Yolda da kalbinden zikrullah gidiyor. O konuşurken de kalbi ondan bağımsız zikrullah ediyor. Kalbi ondan bağımsız ilham oluyor. O böyle konuşurken de kalbine bir taraftan akıyor. O böyle yolda yürürken de kalbine akıyor. İlahi varidatlara açıldı. İlahi varidatlara açıldı. O buna da kendi kendine ayret ediyor.
O da sohbette de böyle oluyor mu? O böyle şaşkın tonut gibi tabiri caizse böyle bir aptalık manasında değil. Böyle hayret kapısı açılıyor ona. Bu farklı bir noktada artık. Onun kalbi farklı artık. Müllümedeki gibi perdeler puslu değil. Müllümedeki gibi kalpte karartılar yok. O perdeler artık perdeler böyle safiyete doğru gidiyor. Hakikati görmeye başlıyor. Hakikate rahım olmaya başlıyor. Adem ama Adem değil. Hakikate rahım oluyor. insan ama insan değil. Hakikate rahım oluyor.
Ve hatta gördüğü, yediği, içtiği her şeyi hakikatine ne yapıyor? Aşina oluyor. Artık o böyle tabiri caizse Mevlâsında sükûn oluyor. Başka bir yerde sükûnet yok onun için. O böyle kendi kendine zikrullah, ibadetten kendi kendine böyle koşuşturmada sükûn oluyor. O böyle yemekte, içmede, uyumada sükûn bulmuyor. Herkes böyle bir yemek içsem o yemekte sükûnet bulmuyor. Bir yatsam uyusam uyku ara uyku da sükûnet bulmuyor. Veya böyle bir hayvanı bir şey yapsa onda sükûnet bulmuyor.
Millet diyor ya şöyle bir yeşilliğe gidelim ya onun yeşilliği manada onun yeri artık mutlum enneğe geldiğinde dünya da bağlantısı kesildi. Onun bakışı değişti. Onun görüşü değişti. O her şeye maneviyattan bakıyor. Her şeye bunu tarif eden bir ayeti kerime daha var. Hep söylüyoruz ya o iman edenler gönülleri Allah’ın zikriyle sükûnete erenlerdir. Onların gönülleri zikrullah ile sükûn eder. O zikrullah da sükûnet bulur. O ibadete sükûnet bulur. O hayır hasanete sükûnet bulur.
O iyilikte sükûnet bulur. Başka yerde de sükûnet olmaz. Rahat Suresi Bilesiniz ki katlar ancak Allah’ı zikirle huzur bulur mutlu olunur. Ayeti kerime neydi başlamıştaki? En mutmain olan nefs. Bu mutmain olan nefs neydi? Zikirle mutmain olan. Kalpler ancak zikrullah ile mutmain olur. Bak kalpler artık o kimsenin kalbi konuşuyor. Nefis de boğulmaktı. Hayvaniyet de boğulmaktı onun. Onun kalbi ancak zikrullah ile mutmain oluyor. Ancak her şeyi zikir gözüyle, zikir tadında bakıyor.
Allah biz onlardan evveliz. Onun makamı artık bir adım daha arttı sır oldu. Ufak ufak onlara sırlar geliyor. Kalbine. Kapatması ne bilecek ama. Zikrullah ismi nasıl? Kalbine bir şey geldi. Ya biliyor musun kalbime? Yok hayır. O sır. Artık sen süreklisin. Bir adım attın sürekliyordu. Baktın Barbaros’un yarın başına bir şey gelecek gördün. Sır. Barbaros yarın sen nereye gideceksin ya? Şuraya gideceksin. Sakın gitme başına böyle böyle bir şey gelecek. Sakın ha. Sır.
Bunlara dayanmak, katlanmak zor şeylerdir. Ertesi gün çocuk hasta olacak. Biliyorsun. Hanım çocuğu öp bak yarın. Neden ya? Ya öp sen . Ya neden? Ya öp hasta olacak gördüm ben onu. Gittin. Bunu hep dayanmak, katlanmak zor. Tehlikeli dediğin yerler bunlar. Bir bakmışsın en sevdiğin ölüyorum. Hareket başlamış, toplamış başına. Selahlar okunuyor. Aha ölüyorum. Kimmiş ya selah sonuna? Aha senin çocuğunmuş. Sır. Sakın ha. Söyle bakayım size. İmtihanı yok. Sır perdeleri aralanıyor sana.
İlham perdeleri aralanıyor sana. Keramet perdeleri aralanıyor sana. Keramet perdeleri. Sakın. Sakın. Sakın. Allah muhafaza eylesin. Amin. O bu esnanda da artık tabiri caizse hakikati Muhammediye’ye doğru yürüyor. Ondan almaya başlıyor artık. Bakıyor şeyhi bir anda Muhammed Mustafa olmuş arzına A şeyhi olmuş bir anda Muhammed Mustafa olmuş A şeyhi olmuş. Onun halide değişiyor. Bunun esması ne? Ha esması. Önceden duvardan hu duyuyordu ya. Şimdi aslında bir yerden böyle huy. Gitti.
Nereden geldi dedi. Böyle etrafına baktı. Ana. Kimisi yok. Eyvah. O duymuş sadece. İş değişmeye başladı. Hay. Hay. Hay. Hay. Vücut da büyümmeye başladı. Hay dedikçe büyüyor. Hay dedikçe büyüyor. Hay dedikçe büyüyor. Hay dedikçe büyüyor. Hay dedikçe büyüyor. Hay dedikçe büyüyor. Hay dedikçe büyüyor. Eyvah eyvah. Bir taraftan bakıyor. Ben duymuyum diyor. Manevi tecelliatlar değişmeye başlıyor. Ama onun zikrullahı makamı pay etmez. Onun durduğu yer sır makamı artık.
Onun kalbi Muhammed Mustafa’dan almaya başladı artık. Bu noktada her yerde kalbi olarak şeyhinin hitabını duymaya başlıyor. Onu görmeye başlıyor. Her tarafta. Güneşe bakıyor. Şeyhi olmuş. Dağa bakıyor. Şeyhi olmuş. Bir bakıyor. Şeyhi bulut gibi onu izliyor. İki tane göz takıyor üzerinde. Yanındakine diyor. Gözleri gördün mü? Orada kafası gitmiş olarak görüyor seni. İlk önce anlamıyor musun ya sen de? İki tane göz takıyor bak ettin mi? Hayırdır abi ne gözü ya? Sen görmüşsün.
Bunları çalmayın yanınıza. Yarın öbürünü açık açık söyleyin. Beni iki tane göz takip ediyor. Kimse demesin. Hal bunlar. Onları yaşıyor. Onun üzerinde keramet oluyor. Bunun tevhide verdiği mana da la mevcude illallah. o ilahideki gibi la mevcude illallah la matlubel illallah la mevcude illallah. Yavrum ne söylüyorsun ya? Bunun halini biliyor musun? Hayır. Tecelli hediye ediyatını biliyor musun? Hayır. Fiyiliyatını biliyor musun? Hayır. Ne konuşuyorsun edebiyatı olarak?
Veya bir başkası diyor la mevcude illallah. Allah’tan başka mevcudu yok. İyi. Haline baktın mısın? Kalbine geldi mi öyle bir şey? Boş kelam yok. Nefis tebricat eyledi boş kelam yok falan muhafaza eylesin. Burada oturdu artık o. Burada yerleşti. O baba derviş oldu o. Kadın erkek hiç önemli değil. Öyle bir şey oldu ki artık uçanı kaçanı gelene gideni böyle kamera geliyor. Herkes oturuyor biliyor ama orada değil o. Vücuden orada. Bağı kalmadı dünyayla onun.
O kimse nefs-i mutmainliğe geldi mi dünyayla balık kalmaz onun. Bakın dünyayla balık kalmaz. Ondan sonra ne oldu?
5. Nefsi Râziye, Marziye ve Safiye: Velîlerin Yolculuğu ve Zamanın Kutupları
Nefs-i raziyyeye geldi. Razı olan, hoşnut olan nefis. Ayet-i kerimesi fecir suresi. Bir önce başladık ya ey mutmainli olan nefis diye. Ardından ey mutmainli olan nefis hitap etti. Şimdi ona hitap devam ediyor. Sen Rabbinden razı, Rabbin de senden razı olarak tanımadın. Burası razıye makamı, razıyet makamı. Artı o nefis sahibinden Allah razı. Ama önce o nefis sahibi Allah’tan razı.
Bu ne demek ya şu neden şöyle oldu, bu neden böyle oldu, bu neden yan yattı, bu neden çamura baktı, bu neden yan baktı, bu neden düz baktı, bu neden geldi, bu neden gitti, bunu neden aldın, bunu neden verdin, bu böyle mi oldu, bu şöyle mi oldu gelene hoş geldin. Allah razı olsun. Ondan geldi ya. Ha gidiyor. Allah’a emanet ol. Ondan geldi ona gitti. O razı artık. Ona bir şey geliyor, gidiyor, geliyor, gidiyor, yan yatıyor, çamura batıyor, devriyor. Kendisi de. Bu arada da eza-i cefayı unutmayın.
Mülhüme’den sonra başladı yandan. Kimisi çimdik attı, kimisi laf attı, kimisi cermattı, kimisi sıkıntı verdik. Mülhüme’de başlıyor bundan. Eşinden, çoluğundan, çocuğundan, annenden, babandan, etrafından, arkadaşlarından gelir. Maşallah. Gelir böyle. Mülhüme’de, hutme’nin de de maşallah güzel böyle. Bir de bizim bol bir şekilde akan bela, müsibet, sıkıntı, dert, kalp, kasebet o eksik olmaz. Bunlar lazım. Razı eder. Maşallah subhanallah. Yağmur gibi bakıyor.
kafanı çıkarsan sanki asit yanıyor, eritecek böyle. Ama razı olmak bana. Neden? Önce sen ondan razı oluyorsun. Âyet-i Kerîme öyle. Sen Rabbinden razı. Sen razı olacaksın önce. Sen razı olmazsan o senden razı olmaz. Sen razıysan bir şey değiştirmeye çalışma o zaman. Teslim ol. Burada kimisi cebriyeye kaymış, kimisi kaderiyeye kaymış. Sıkıntılı yerdir. Allah’ımı hafaza eylesin. Bu artık böyle o kimse Allah’ın ahlakıyla ahlaklanma yoluna gidiyor. O ahlakı incelmeye başladı.
Ahlak iyice güzelleşmeye başladı. Onun artık güzel, iyi, hoş olanlar hep onun her cehinde. Şikayet zerrece yok. Rahatsız olacak ya. Şikayet yok. Bakın şihan, şikayet yok. Acıdan, sanıcıdan, sıkıntıdan, elemden, derdden, kederden şikayet yok. Hastalıktan şikayet yok. Başınıza gelen beladan, musibetten, sıkıntıdan şikayet yok. Ab neden? Babadan, eşten, çocuktan, arkadaştan, dosttan şikayet yok. Hayatta şikayet yok onlar. Şikayeti bok çalıdı, attı kendini. Hiçbir şeyden şikayet yok.
Ya bir şeyden bir şikayet et. O şikayet etmek küfür gibi onun için. Bir şeyden şikayet etmek onun için küfür gibi. Bir şeyden memnuniyetsizlik beyan etmek onun için küfür gibi. Önüne ne geliyorsa yaşıyor. Anlı yaşam. Güzel bir şeydir. Bir an sonrasını düşünmek yok. Bir an sonra ne gelecekse gelecek. Rahatsızsın . Harika bir şey bu ya. Artık o kimsede ona bakan derler ki, bu insan mı ya? Beşerli özelliklerini kaybetmiş bir kimse. Onun bir şeyi kendi kendine tatmin etmez.
Psikolojik olarak bir şeyden böyle kendini tatminkar etme duyurusu yoktur psikolojisiye. insan bir şeyden kendini tatmin etmeye çalışır. Ama hayvani ama insani. Onun tatmin duyurusu onda yoktur. Böyle bir şey yok. O hep üvey kuşu gibi ötelere gitsin. O urdu çekmenin yolunda. O verdirini göğe dayamış. Onun bu noktada bu dünya değişiyor artık. Onun gönlü nur perdesinden nur perdesine gidiyor artık.
O böyle Cenab-ı Hakkın sıfatlarının, Cenab-ı Hakkın esmalarının üzerindeki tecelliyatıyla haşir meşhir. O Cenab-ı Hakkın etrafındaki sıfatlarla haşir meşhir. Tabir-i caizse mutmainede bir aya cennetteydi, bir aya dünyadaydı. Mutmainede. Artık bunu bir aya dünyada değil artık. Tabir-i caizse o gitti bir baktı ki cennette oturuyor. Ona Cenab-ı Hak hitap ediyor. Direkt. Hitap ettiğinde bütün vücut kulak oluyor. Her şeyini duyuyor. Esması Hak. Gerçek. Oturdu, yerleşti. Esması Hak.
O da bir aya cennette hak. O hak dediğinde bimbetana hak çıkıyor ondan. Onun için artık hak bir de şeydir gerçek hakikat manasında. Her şey gerçek her şey hakikate uygun. Her şey hakikate uygun. Onun rahatsız olmada hiçbir şey yok. Herkes bir şey diyor çırpınıyor. O duygusuz gibi çırpınmıyor. Herkes ahı efkan ediyor. Ne gittin be? Hayır. Onu etkilemiyor. Muhakkak Allah’ın kullarına üzülüyor. Ama rahatsız olmuş. Ondan rahatsız. Ondan rahatsız olunca o da ondan rahatsız.
İki rahatsızlık cennet olmuş. Burası bir de cem birleme makamı. İki razıya cem oldu birleme makamı. Cem olmuyor. Bak o razı, oğullar razı, oğullar razı. Bazen onun yerine geçiyor, onun yerine geçiyor. Anlıyor musun bazı? Evet. Razı olmuş hatta. Onun tevhiddeki hakikat tecelliyatı tecelliyatı la mevcude illa ahatike Bu halde ki bir kimse şehrike dalıyor. Ondan şehir olarak düşer. O kimse artık şehir kebalıyor. Beşinci makam, hakez masum almış tecelliyatı almış düşmüş o halden.
Almış şu yok ki büyük güç olmuş. bunu böyle söyleyeceğim şimdi halan kardeşler, hepsi de düştüler. Böyle söylemem onları yerlik için değil kendilerini toplamaları için. Kendim de üzülüyorum onlara. Bir usta sanatıyla ölür. Belki de o kimselerden daha fazla üzülüyorum ben. Şimdi dinliyorlar ya bir de sohbetler elken ele deyiden bile gidiyor ya benim nazarımda en üzüntü verici şeylerden birisi olur.
Bir kardeşin mülhümeten lehvameye düşmesi mutmain eden mülhümeye düşmesi, hakez masum almış aşağıya düşmesi çok üzülüyorum ona. Bu ona çok üzülüyorum. Suhubu dükkanı benim üzerim en önemli şeylerden birisi odur. Çünkü o böyle 5. esmayı bitirse, diyeceğim ki artık bu afolet takacak. kurunay olacak. bu bir şey yok. Kurunay olacak. Tabiri celalisi bir şey aday olacak. O kimse hakez masumda böyle oturdu, yerleşti duruyor orada. Burası çok kayban bir zemini çünkü. Burası sıkıntılı bir yer.
Yukarı doğru tırmandıkça sıkıntı çoğalıyor zaten. Ama oranın zemini daha da kayban. onun rüyasında şeyh olarak görürler, onun halinde görürler. Sıkıntılı bir yer burası. Onun nefsi kaynayacak. Onun böyle artık o cezbeden bir hale gelir. O cezbeden bir hale gelince etrafındaki o cezbede katılmayacak. Allah muhafaza eylesin. O böyle eğer yerleşir oturursa artık mutmainde de sır ehli diye o sırrın arkasındaki sırra erişmeye başladı. O sırrın sırrına doğru gidiyor.
Bakın bir sır var, sırrın sırrı var. Bazen diyorum ya hakikatin hakikati vardır. Onun da hakikati vardır. Hakikatin hakikati vardır. Onun da hakikati vardır. Sır vardır. Sırrın sırrı vardır. Onun da sırrı vardır. O böyle kitaplarda okuduğunuz gibi değil. Hayır, sır ehli oldu. Gelsin bana nasıl okumasın ehli? Evet. O kimsiydi? Ne yapıyor? O böyle ruhadilerle uğraşmaya başlar. Sizin tadirinizle. Meleklerle konuşmaya başlar. Peygamberlerle konuşmaya başlar.
Böyle büyük veli zatlarla konuşmaya başlar. Onlarla haşir neşir olmaya başlar. Cimdi taifesiyle haşir neşir olmaya başlar. Onlar gelirler çünkü ona. O işi artık onun böyle ruhaniyelerine gelir. O böyle ona baksan bu dünyaya ait değil dersin o adama. Veya bu kadın bu dünyaya aitmiş gibi gelmez. Onun işi o tarafıdır. Ondan sonra ne olur marziyeye geçer. Marziye ne demek? O da hoşnut olunan, kendisinden razı olunan nefistir.
O artık razı razı hoşnutlukta artık o son kademinin verdiği heyecan vardır. Böyle o psikolojisi sanki mutluluğun son aşamasında gibidir. Onu mutsuz edecek bir şey bulunmuyor gibidir artık o. Böyle ondan mutluluk akıyordur. O her tarafa da mutluluk dağıtıyordu. Böyle enteresan bir noktadır o. Ve ona bakan mutlu olur kendince. Aa gördü ya bunu. Tuhaftır ya etraftaki insanlar derler ya ne oldu gördüğünde? Ya o artık o farklı bir şeydir. Etrafı o farklı bir ne diyorlar? Elektrik mi diyorlar siz ona?
Etrafa farklı bir elektrik veriyor. Öyle değil mi? Aa elektrik ne kuvvetli değil mi? Öyle mi deniyorlar? O böyle onun üzerinde artık Cenab-ı Hakkın değişik nur tecelliyatları olmaya başlar onun üzerinde. Değişik nurun rengini de tecelli etmeye başlar. O böyle etrafındaki insanların kusurlarını affeder. Artık o güzel düşünür. Artık böyle Allah rızası için sever her şeyi. Böyle nefis muhasebesini yapar artık o. Nefis muhasebesinde en ince ayrıntıları düşünmeye başlar.
Böyle artık Cenab-ı Hakkın o dedin ya sırrın sırrına kavuşur. Onun da sırrı vardır diye. Böyle o Allah’ın sır noktasında durur artık. Âyet-i Kerîme Rahman’ın kuluları ki onlar yeryüzünde alçak gönüllü olarak yürürler ve cahiller kendilerine laf atanlarsa selam verirler. Furkan ayet 73 o artık Rahman’ın kulu olmuştur. Rahman ismi şerifi onun üzerinde tecelli etmiştir. Rahman ismi şerifi bütün ismi şeriflerinin üzerindedir.
Rahman ismi şerifi bir kimsenin üzerinde tecelli ederse bütün sıfatsal boyutlar onun üzerinde tecelli eder. Rahman’ın kulu oldu. Dikkat edin. Rahman’ın kulu oldu. Rahman ismi şerifi Allah ismi şerifinin altındadır. Rahman ismi şerifi bütün ismi şerifleri kendi ismi şerifinin altında toplayan Rahman ismi şeriftir. Ve Rahman’ın kulu demek, burada Allah’ın kulu demiyor bakıyorum. Rahman’ın kulu. Rahman ismi şerifi bütün ismi şerifleri çatısında topladı şemşenin altında.
O zatın üzerinde de bütün bu ismi şerifler tecelli etti. Rahman ismi şerifinin altındaki bütün isimler artık böyle o Cenab-ı Hak’ın tabiri cahilse emanına girdi. şimdi bugünün şu ana kadar olan sohbeti de şimdi cem edecek bu dediğim şey. Cenab-ı Hak’ın bir hadisi kutsesi var ya kim beni veli kulumun düşmanlık ederse, o kimse artık veli kul oldu. 6. esmayı aldı. Hayyum esmasını aldı. Allah’ın veli kulu artık bu. 5.
evliya 4 evliya 4 ve 5 evliya Onların kendi içlerinde kademeleri var da şimdi oraya 20. 3 evliyalığa 1 adım numandır. 3’te. 4 evliyalıdır. 5 evliyalıkta kemali erdi artık o. 6 veli kul oldu. Şimdi 7. makamı anlatınca fark anlayacağız. Bu farkı insanlar fark edemezler. O kimse 6. nifis meraatibine geldiğinde Allah’ın velisidir. Onlar için korku yoktur. Hayati kerimese o güzende tecelli eder. Hadisi kutsesi kim beni veli kuluma düşmanlık ederse diye başlıyor. Harbi ilan ederim.
kulumu bana yaklaştığına şeyler arasında en çok hoşuma giden ona farz kıldığım şeyleri de eda etmesidir. Kulumadan afiyetle ibadetlerine gelir. Bundan devam ediyor ya. Meşhur hadisi kutsesi uzun uzun ben anlatmayacağım. Burası çok güzel. diyor ya o benimle görür. Benimle duyar. Benimle tutar. Benimle görür. Ben onun bak benimle tutar. Benimle görür. Bu altının halidir. Benimle görür. Benimle tutar. Benimle görür. Bu altının halidir. 7’den şunu da. 7’den. Altıda ne dedi? Benimle görür.
Benimle tutar. 7’den ne dedi? Gören gözü olur. Altıda benimle görür dedi. Hadisi kutsesi devam ediyor ya. 7’den ne yapıyor? Benimle görür. Gören gözü. Tutan eli. Yürüyen ayı olur. Altıda benimle görür. Benimle tutar. Benimle görür. kul Allah’a yapıştı. Onunla görür. 7’den benimle görür dedi. Burada ince bir perde var. o kimsenin esması da ne? Altındaki esma. O kimse Kayyum esmasını aldı. Kayyum esmasını aldı. Onun manevi makamı da kürsünün bir altı oldu. Belirle görür. Belirle konuşur.
Kürsü oldu. Bu 7. makam burada ayır veriyoruz şimdi. 7. makam o da velilikte en kemal noktası. Kimlerin? Zamanın kutuplarının hali. Bu ne? Bu artık bunlar artık bütün makamları geçmiş. Velileri yetiştiren makamı oturmuşlar. 1’ler, 3’ler, 5’ler diyoruz ya bu 7. makama oturan kimseler artık bunlar Safiye makamı. Bunlar velileri yetiştiren makam. Bunun da artık isim şerifi kahar isim şerifi. Onların da dersine kahar isim şerifi. Ve artık bunlar arınmaları tamamlanmış. Felaha kavuşmuşlar.
Kurtuluşa kavuşmuşlar. Bunlar artık kestrette vahdette vahdette kestret yaşıyorlar. Artık bunlar Allah’a affetsin. Düşünebiliyor musunuz? 7 milyon insan var 7 milyon insanın içerisinde 3 kişi. Yeter mi bu kadar? Yeter mi? 7 milyon insanla 3 kişi. Bunun tabiri su, filak dermişler hepsi de 7 milyonla 3 kişiden herkes kendi şeyhini görür. Hakkıdır. Ama bu bizim bu noktada dergahımızın nefis melatibleriyle alakalı genel görüşür ve düşüncesi doktrini budur.
O yüzden bu noktada nefis melatiblerinin herhâlde bugüne kadar en tek Allah’ın bir şekilde sohbeti de burada oldu. Çünkü şey sohbeti dönüp dolaştı. Bu hale geldi burada. Bu hale gelince de biz bu sohbeti yapmakta kendimizi mükellef kıldık. Rabbim inşaAllah hepimize dinleyip itaat edip amir edenlerden eylesin. Biraz böyle alıp olabilir veya çok doktirine sohbetmiş gibi gelebilir. Hakkımıza helal olsun. Allah’a da imanla helal olsun.
İnşaAllah Cenab-ı Hak tekrar tekrar bizleri bu halleriyle hallendirdiklerinden eylesin. Biz böyle burada keseceğim sohbeti. Çünkü saat 11.00 17.00 geçiyor. Sohbeti ana hatları ile hazırlamıştım. Vaktim kalmadı. Biraz da tabiri caizse dedim hadi şey yapayım geri kalanını halledeyim diye öyle bir şey yapmıştım. Rabbim inşaAllah iyiyse. Devam edin. Musa’nın Allah’ına ve Musa’ya kaç. Allah’a izin verirse inşaAllah bir dahaki şeyde ayda buradan devam edeceğiz. Hakkımıza helal olsun.
Bu sorulara girersek bugün zaman olarak işin içinden çıkamayız. Sorular sende emanet yap. Kursun belki de bayatlayacak önümüzdeki ayakada. Taze bir ayda birleştiririz. Hakkımıza helal olsun. Allah’a emanet olun. Bunu yarım bıraksaydık olmazdı. emar edeli emame mümevme mukvayini parçalasaydık. Böyle bütün bir sohbet olmazdı. Böyle bütün bir sohbet olsun. Dergada böyle bir şey olsun. İyi ders olsun.
Herkes oradan inşaAllah tabi rica etse alsın, yazsın, dinlesin tekrar tekrar diye hepsini bitireyim istedim. Bu yüzden fazlaca vaktinizi aldım belki de. Hakkımıza helal olsun. Biz genelde 11’de bitiririz. Bu sohbetlerin programları yaman bugün 2. kaçtı. Bu yüzden ben hızla çıkacağım. Hakkınızı helal olsun.
Kaynakça ve Referanslar
- Nefsin dört türü (tabi, nebati, hayvani, insani): Abdülhamîd en-Neşşâb; İbn Sînâ, Kitâbu’n-Nefs; Gazâlî, İhyâu Ulûmi’d-Dîn
- Ey nefis! Rabbine mutmainn olarak dön: Fecr 89/27-30
- Nefse iyilik ve kötülüğü ilham etmek: Şems 91/7-10
- Heva ve hevesini ilah edinen: Câsiye 45/23
- Onlar hayvan gibidirler, daha da şaşkındırlar: A’râf 7/179
- Azıcık dünya hayatını tercih edenin yeri cehennemdir: Nâziât 79/37-39
- Kendini kınayan nefse yemin ederim: Kıyâmet 75/2
- Kalpler ancak Allah’ı zikirle huzur bulur: Ra’d 13/28
- Büyük cihat nefsimizle mücadeledir: Tirmizî, Fedâilu’l-Cihâd 2; Ahmed b. Hanbel, Müsned
- Allah yolunda mallarınızla ve canlarınızla cihat ediniz: Tevbe 41; Enfâl 72
- Gücünüzün yettiği kadar Allah’tan korkun: Teğâbün 64/16
- Tebûk savaşı ve geri kalan üç sahabe: Tevbe 9/117-118
- Rahman’ın kulları yeryüzünde alçak gönüllü yürürler: Furkân 25/63
- Kim velîme düşmanlık ederse… (Hadîs-i Kudsî): Buhârî, Rikak 38
- Nefis meratiblari (7 makam) ve esmâ-i ilâhiyye haritası: Nakşibendî-Hâlidî silsilesi; Abdülkâdir-i Geylânî, Fütûhu’l-Gayb; Kuşeyrî, Risâle