1. Sadaka, Dergâh Âdâbı ve Yıldız İlminin Haramlığı
11 Mayıs Cuma Selamun aleyküm Allah gecenizi hayır etsin inşallah Cenab-ı Hak gününüzünü hayırlı eylesin Ayınızı yılınızı ömrünüzü hayırlı eylesin 8 Mayıs Salı günü Çanakkale Eski Kelisi’deyim Cuma günü 11 Mayıs Cuma Gemlik’deyim 15 Mayıs Salı Polatlı Akşamüstü’de Ankara’dayım O yüzden sohbeti dinleyenler şimdiden kartlarını alsınlar 18 Mayıs Cuma İzmit’deyim Allah izin verirse 22 Mayıs İstanbul’dayım Neyse sizi ilgilendiren cuma günüydü Sadaka vermek ömrü uzatır gibi sözler doğru mu?
Bu söz hadîs-i şerîf o yüzden doğru Sadaka belayı def eder Hadis-i şerif sadaka ömrü uzatır Sadaka belayı enes-i şerif sahabe rahatsızlandığında, hastalandığında sadaka döğütür Başınıza bir bela bir müsyubet gelirse Sadaka döğütürken, onu def etmeye çalışın O yüzden sadaka güzel amellerden birisi Daha önce içinde bulunduğum dergahta şehir olarak farklı bağışlamada oranın zâkiri filan babanın da ruhuna şeklinde geçiriyor demiştim. Yanlış duymuşum hakkınızı helal edin, helal olsun.
Filanca ağabeyimizin de ruhuna diyerek bağışlamada isminin geçmesine müsaade ediyor. Bu sıkıntılı bir durum mudur? Evet. Bizim derganın adabında, erkânında böyle bir şey yoktur. Biz bütün derviş kardeşlerimize dert çıkarız. Üstadımızın ruhaniyetine deriz. Biz yaşayan velilerin, mürşid-i kâmilerin ruhaniyetine deriz. Bütün derviş kardeşlerimizin ruhaniyetine deriz. Bizim ders kağıtlarında, filanca ağabeyimizin de ruhaniyetine diye bir ibara olmaz.
Bizim dergahımızın adabının dışında, bizim dergahdan değildir o. 750. Bey, Güneş bir burçtan bir burça gidip durduğundan geçen Twitter’da yazmıştım. Sufilik, bizim bildiğimiz sufilik. Çavuşu zâkir-i nâkibi nugabbâ’yı halife-i şehye yerine koymak değildir. Kim bunu yaparsa, yola laf getirmiş olur. Kim başındaki çavuşu zâkir-i nâkibi nugabbâ’yı şehye gibi tutar görürse, sapkınlardan olur. Hangi çavuşu zâkir-i nâkibi nugabbâ buna müsaade ederse, o da sapkınlardan olur.
Dergan, adab ve erkanı bellidir. Sufi topluluklar insanların heva ve heveslerine göre konuşlanacak, heva ve hevesine göre konumlanacak, heva ve hevesine göre şekillenecek yerler değildir. Aman kırılmasın, aman dökülmesin, aman şöyle olmasın. Yok kardeşim, biz kimsenin özeliyle, özel hayatıyla, iyi kimimiz yok. Biz adabı, erkanı olması gerekeni ölçü olarak söyleriz. Kimseden akşam yemeğimiz gelmiyor. Allah için herkes burada. O yüzden birilerinin nefislerini yolu peşkeş çekecek değiliz.
Bu kim olursa olsun. Kim olursa olsun bu. Ben taa en başından dedim, benim taadüm bu. Kur’ân Sünnet, vatan millet, ilk sufilerin yolu. İlk sufilerin yolu. Bizim adabımız böyle sünnete uygun mu? Değil. Ne? Sünnete uygun olmayan adap mı olurmuş? Bizim şeyhimizin şeyhimizin şeyhi böyle yapardı. O kendi, öyle yapmış o. Biz yapmıyoruz kardeşim. Biz sünnete uygun olacak. İmamların iştahadına uygun olacak.
İlk sufilerin, o yol adabı, Kuşehir’i Risalesinden tutun da , ne bileyim, Gazali’den tutun da, Arabi’den tutun da, Hz. Mevlânâ’ya kadar. Bunların ölçülerine uygun olacak. Yok, bu sefer herkes kendi kafasına göre bir ölçü çıkarırsa, herkes kendi kafasından bir şey çıkarırsa, yol yol olmaktan çıkar. Biz, bizden sonra gelecek olanlara temiz, sahih, istikameti düzgün bir miras bırakacağız. Bakın bu tekke 450 yıllık. 350 yıllık. Buraya yurt içinden, yurt dışından herkes geliyor.
Burada hizmet edenler. Burada, o kimsenin üzerinde bir hizmet kıyafeti var mı? Var. Dikkatli davranacak. Kılı kırk yaracak. Ben buraya oturmuşum mu, oturmuşum. Başıma sik kedi geçirmişim mi? Evet, ben burada kılı kırk yaracağım. İnsanlar ölçü öğrenecekler. İnsanlar ölçü öğrenecekler. Burada hiç kimsenin hevasına uymaya hakkı yok. Bir görevli yazısı var mı? Var. O kılı kırk yaracak. Ali Semazenbaşı, kılı kırk yaracak.
Buraya içeri girerken, çıkarken, sokakta giderken, caddede giderken, kılı kırk yarmak zorunda o. Semazenbaşları, kılı kırk yaracaklar. Sebep? Ölçü kalacak arkaya. Kılı kırk yarmıyorsa, yaramıyorsa, diyecek ki hakkı ne ile alak? Ben ferahat ediyorum. Eyvallah. Eyvallah. Eyvallah. Sebep? Bizden sonrakinlere şu kalmayacak. böyle de yapardık biz. Yok kardeşim. Böyle de yapardık. Yok. O yüzden Zakir abimizdir. O zaman herkes otursun başındaki Zakiri, şeyh tanısın.
Herkes otursun başında ders yaptıranı, şeyh tanısın. Geldi yeni birisi, ha demek ki şeyh buydu dedi. Kim verecek hesabını? Sufilek tecrübedir. Bir vasıl da, bir bakı açıdan bakınca tecrübedir. Üstatlık tecrübedir. O kimse, şeyhinin yanında bulunmaktan dolayı, olan hadiselerden, olandan bitenden gerekli dersi almıştır. Tecrübelidir o. Şimdi ben olayı anlatınca, şehri de arkadaşlar belki de bilecekler, bir şey efendiyle beraber bir yere gittik.
Orada bir dervişlerden birisi tuhaf hareketler yapıyor böyle. Oranın Zakiri de bana diyor ki, ağabey bunu şey efendiyle görüştürelim. Ben diyorum ki, bunu görüştürme, bu normal değil. Görüştürme bunu diyorum. Gördüm bir iki tuhaf hareketini. Lillaki o beni geçti. Görüştürdü. Görüştürüyor. Tam böyle dersten çıkıyoruz. efendim bu kardeşimizin de değişik halleri var filan, halleri var filan fişman dedi. O böyle kasıyo kendini. Şey efendi Allah rahmet eylesin. Böyle baktı. Senin şeyhin kim dedi?
Ali baba efendim dedi. Ali baba dedi, dergan içerisinde derganın hakibini, kabbası. Bir dergatta bir şeyhe baba denilir. İkinci bir kimseye baba dönmez. Şeyhin bir babası vardır. Derganın bir babası vardır. O da şey efendidir. İkinci bir kimseye baba dönmez. Adaptır. Ali baba deyince döndü. Ali baba deyince döndü. Ali baba dediği kimse de orada. başımızda. O da orada. Onu söyleyen Zâkire dedi, oğlum bunun şeyhi Ali babaymış dedi.
Şimdi sen kendine baba dedirtirsen bir yerde, umulmadık yerde taş baş yarar. Cenab-ı Hak onu şeyhin önüne getirir. Bak şeyhin önüne getirir. Ali abi de orada. Kaldı. Mustafa efendi, oğlum bir baba olmadın dedi bana. Böyle giderse olamayacağım efendim. Ben dedim ben de. Hay, Ali babanınmış bak. Ali babanınmış bak. Çıkıyoruz biz. Öbür Zâkir arkadaşa dedim, demedim mi ben sana dedim. Görüştürme diye. Ona döndü, oğlum kim kimin dervişi, kim kimin şeyhi, sen daha onu bilmiyorsun dedi ona.
Sen daha onu bilmiyorsun dedi. Kırılacakmış. Bunda kırılacak bir şey yok kardeşim. Dergahımızın şeyhi kim? Abdullah Gürbüz efendi. Bitti. Dervişe dersin ki, kardeş, bizim şeyhimiz Abdullah Gürbüz efendi. Zâkir, ben burada zâkirim. Eyvallah. Şeyh efendimiz de bu hizmeti verdi. Eyvallah. Biz sizin ağabeyiniziz. Biz sizin şeyhiniz değiliz. Bizi şeyhinizin yerine koymayın. Biz sizi ablanız. Bizi şeyhinizin yerine koymayın. Bitti bu kadar. Bunu Zâkir Çavuş, Nâkib Nugap’a bunu beyan eder.
Bir derviş bunu tanımamıştır. Şeyh efendiyle uzaktır. Ne bileyim nefse tatlı gelir. Zâkir nefse tatlı gelir. Neden tatlı gelir? Zâkir ona şunu yap, bunu yap demez. Onun dokunmaz ona. Zâkir’in işi nedir? O kalabalık olayım, insan toplayayım diye uğraşır. Zâkir onu yetiştiremez zaten. Yerler, içerler, hoş sohbet ederler Zâkir, o Zâkir. Hepimiz yaptık. Onun nefsine tatlı gelir. Şeyh nefse azalır. Şeyh nefse acı gelir. Şeyh’in yanında nefis durmak istemez. Şeyh’in sohbetinden kaçar.
Şeyh’in nazarından kaçar nefis. Şeyh’in hizmetinden kaçar nefis. Ağır gelir. Sen konuşmak istersin o konuşmaz o esnada. Ağır gelir. Sen yemek istersin o yemez. Ağır gelir sana. O yüzden nefis kaçırır. Nefis ondan kaçırır seni Zâkir’e bağlar. Nefis seni ondan kaçırır ablaya bağlar seni. Abla, abla, abla, abla aşağı abla yukarı. Birine öyle dedim. Dedim senin şeyhin Abdullah efendinin mi filancı ablamı? Kaldı. Filancı abla ise git de ki şeyhim sensin de. Öncekilerde hastalık.
Şeyhin hanımına gider o kimisi. Arada sıkıntı var şeyhin hanımına gidecek. Ona anlatacak. Efendim babaya söyle. Senin şeyhin hanımı mı? Şeyhin hanımı ise git ona diz çök önünde. Bunlar nefsin şeytanla ortaklaşa kurmuş olduğu tezgahlardır. Sen nefsinin boynundan tut, bük al altına, otur şeyhin dizinin dibinde. Yapsa da senin şeyhin. Yere de serse senin şeyhin. Ayağa da kaldırsa senin şeyhin. Üzerinde de belense de senin şeyhin. Hz.
Peygamber Allah’ım senin sevgini seni sevenin sevgisini seni sevdirecek olanın sevgisini diye dua etti. Bu nedir? Bir kimsenin Allah’a olan sevgisi Resulullah Aleyhissalama olan sevgisi bir de üstadına olan sevgisidir. Sufiler bunu böyle şerh ederler. Sana üç sevgi lazım. Bir Allah’a olan sevgin. İki Resulullah Salamun Aleyhissalama Hazretlerine. Üç, şeyhine olan sevgin. Bir insan şeyhini Allah için sever. Allah için sever. Allah için sevdiği zaman neden?
Hadisi kudside der ya Hiçbir gölgenin bulunmadığı yerde Arşalan’ın gölgesinde gölgelenecek kim? Allah için birbirlerini sevenler. Sufiler için bu çok önemlidir. Sufilik şeyhini Allah için sevmektir. Sufilik derviş kardeşlerini Allah için sevmektir. Bu kadar. Bu sevgi seni Arşalan’ın gölgesinde gölgelendirir. Ama sen Zâkir’e Nâkib’e, Nûgab’a’ya şeyh gibi davranır. Şeyh gibi söylerse bu olmaz. Zâkir, Nâkib, Nûgab’a kendisine derslerde Fâtiha okutuyorsa bu olmaz. Bizim dergamızda olmaz.
O bizim dergahtan değildir. Ben hangi dergahtan olduğunu bilmiyorum. O yüzden o bizim dergahtan değildir. Allah muhafaza eylesin. Allah kardeşler arasında muhabbet versin. İki kardeşin birbirine küsmesi hoş bir şey değil. Aleyküm selam Yunak dervişlerine bizden de selam olsun inşallah. Güneş bir burçtan bir burça gidip durduğundan pencereye vuran ziyası da evin etrafında döner dolaşır. Kimin bir yıldızla alaka ve merbuyeti varsa o kendi yıldızıyla döner dolaşır. O yıldızın tesiri altındadır.
Talihli zühre ise şevki çalıp çağırmaya aşkı diler. Onlara adam akıllı meyili vardır. Kan dökücü huylu mirri ise merih ise mensub merihe mensub ise cenk,bühtan ve düşmanlı karar. Yıldızların arasında yıldızlar vardır ki onlarda ihtirak ihtirak ve nahis olmaz. Yıldızlar insanlık tarihi boyunca gökyüzü insanların ilgisini çekmiş. Gökyüzü insanların ilgisini çektiği için yıldızların üzerinde insanlar yoğunlaşmaya çalışmışlar. Yıldızların dünya üzerindeki etkilerini araştırmışlar.
Yıldızların insanların üzerindeki etkilerini araştırmışlar. Bu konuda değişik ilim sahibi olmaya çalışmışlar. Ama bunların bir kısmı batıl olmuş, bir kısmı hakikat olmuş. Sonuçta yıldızlarla alakalı insanoğlu kendince hep bir şeylerle uğraşmış. Tabi bu Hz. Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretlerine gelinceye kadar devam etmiş. Tabi bu yıldızlardan sihir ilmini çıkarmışlar. Örneğin, bu sihir ilmiyle uğraşanlar bu yıldızların üzerinde daha da uğraşmışlar.
Şimdi de bu yıldızların üzerinden, insanlar değişik böyle ilimler çıkarmaya çalışıyorlar. İnsanların üzerinde sihir yapmaya, büyü yapmaya çalışıyorlar. Kimisi bu yıldızların üzerinden kendince sihirleri, büyüleri bozmaya çalışıyor. Ta ki bu aslında Hz. Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretleri tarafından yasaklanmış. Ama ne yazık ki bunun üzerinde insanlar köhür noktasında da olsa bunlara devam ediyor.
2. Kahinlik, Büyü ve Sufinin Rüya İlmesi
İbn Abbas naklediyor. Resulullah aleyhisselatü vesselam buyurdular ki kim Allah’ın zikrettiğinin gayrısı için yıldızlar ilminle bir bab iktibas ederse sihirden bir şube iktibas etmiş olur. Müneccim kahindir. Kahin de sihirbazdır. Sihirbaz da kafirdir. Demek ki sihirbazlık mehsiyeni yerine getirenler sihir yapanlar sihirbazlar hadîs-i şerîf mucibince kafirdir. Yine hadîs-i şerîf Ebu Davud’dan kim yıldızlarla ilgili bir ilim iktibas etmişse sihirden bir şube iktibas etmiş demektir.
Yıldız ilmi artıkça sihir ilmi de artar. Allah’a yemin olsun bu da hadîs-i şerîf Allah hiç kimsenin ne yaşamasını, ne ölmesini ne de rızkını herhangi bir yıldıza bağlanmıştır. Bunu söyleyenler Allah hakkında yalan düzüyorlar ve kendilerine bahaneler uydurup avunuyorlar. Bu hadis-i şerifler mucibince yıldızlardan hisse çıkarmak. filanca yıldız filanca yıldızın yörüngesine girdi rızık bol olacak. Filanca yıldız filanca izin arkasına geçti darlık olacak.
Yok filanca yıldız filanca yıldız da şöyle eşleşti. O yüzden bu sene evlenenler böyle olacak. Bunların hepsi de küfür. Yıldıznameye bakmak, yıldızlardan hisse çıkarmak, yıldızlardan büyü yapmak, yıldızlardan sihir yapmak bunların hepsi de küfür. Kim böyle bir sihir ve büyü, böyle bir sihir, böyle bir yıldız ilminden insanların üzerinde gelecekle alakalı bir şeyler söyler kahinlik yaparsa küfre düşmüş olur. Nikahı düşer. Tecd-i iman tecd-i nikah gerekli.
Bir erkek böyle bir kahine, böyle bir yıldıznameciye inanırsa nikahı düşmüş olur. Böyle bir kadın, böyle bir şey inanırsa nikahı düşmüş olur. Doğacak olan çocuk veledizina olur. Allah muhafaza eylesin. O yüzden böyle sihirle, ne bileyim kahinlikle, ne bileyim böyle büyücülükle uğraşanlar küfür üzerine ölürler tövbe etmez derse. Bir kimse bunlara inanırsa, bunlara inanırsa o da küfür üzerine ölür.
Fala inanan, büyücülükle uğraşan, sihirle uğraşan, kahinlikle uğraşanlar Allah’ın lanetine uğramış insanlardır. Ve bunlar tövbe etmeden, tövbe edip geri dönerlerse ne ala. Tövbe etmezlerse küfür üzerine ölürler. Bunlara giden kimse de, bunlara inanırsa tam olarak onlar da küfür üzerine ölürler. Allah muhafaza eylesin. Bunlar Müslüman bir kimseyle evlenirlerse, tövbe etmezlerse nikahları düşmüş olur. Yıldızlarla alakalı böyle bir giriş yaptık.
Evet, demek ki bizim sufilerin böyle yıldızlarla, yıldız namelerle, kahinlerle, sihirbazlarla, büyücülerle işi olmaz. Sufiler ertesi günü rüyalarında görebilirler. Bir yıl sonra, üç yıl sonra, beş yıl sonra, on yıl sonra rüyalarında görebilirler. Bu ayrı bir ilimdir. Veya o esnada birisinde, biriyle alakalı bir rüya görebilir. Bu ayrı bir ilimdir. Bunun yıldıznameyle, kahinlikle, özel dualarla, özel kürlerle alakalı değildir. Bu o kimsenin dervişliğiyle alakalıdır.
O kimsenin sufiliyle alakalıdır. Ölçüde değildir bu. Ölçüde değildir bu. Görmeyebilir de, iyi derviştir, görmüyordur, görmez. Kiminin açılır, görür. O kimse de susar. Konuşmaz. Konuşmamalı. Rüyamda gördüm, sen yarın kaza yapacaksın. Bu konuşulmaz. Bu ancak üstada aittir burası. Sen rüyanda görmüş olabilirsin, sıkıntı olur. Müstahidini ararsın, dersin ki ya, böyle böyle ben bir rüya gördüm. Bu kadar. Bir kardeşinin hakkında görebilirsin. Eyvallah. Bu kadar. Bu konuşulmaz. Başkasına da anlatılmaz.
3. Kaza Kıssası, Raziyet Makamı ve Mesnevî 750. Beyit Tefsiri
Bizim çanta caci Mehmet vardı, Abdurrahmanirrahmanirrahim’in babası. Allah rahmet eylesin. Biz böyle onunla iyi dostluk yaptık. Cenab-ı Hak cennetinde makamını arttırsın inşallah. Demirtaş’ta ilk bizim zikullah yapılacak olan evi tahsis eden kimsedir. Bak zikullah yapacağımız evi tahsis eden kimsedir. Bir gün Nevşehir’e gideceğiz. O da yeni bir araba aldı. Rüyamda arabayı vuruyorum ben, kaza yapıyoruz. Allah yılısını versin dedim kendi içimden. Sabah Demirtaş’lı İsmail gelmemiştir.
Edris’in babası vefat etti. Allah rahmet eylesin. Onunla mı ilgileniyor? İsmail telefonu açtı bana. Ha burada mısın? Aradın beni hatırlıyor musun? İsmail de Demirtaş sabah aradı beni. Selamun aleyküm, aleyküm selam. Abi dedi ya yola çıkacaksınız ama dedi. Yolda kaza yaptığınızı gördüm dedi. Öyle mi İsmail? Öyleydi değil mi? Ben öyle hatırlıyorum. Öyle mi dedim demedim. İsmail sus aman sakın konuşma dedim. Öyle mi dedim sana? İsmail sus aman sakın konuşma dedim.
Sufilik göz göre göre ölüme gitmektir. Bırak kaza razı olacaksın ya raziyet makamı var. Ne diyor? Mutbeyin olan nefis sen Rabbinden razı bak birinci derecede kul razı oluyor. Sen Rabbinden razı Rabbin de senden razı olarak salih kullarımın içinde cennetime gir. Nefis mutmain olacak. Mutmain makamına gelecek. Mutmain makamına gelmek ne demek? Şek-i şüphesi yok. Kalbi berraklaşmış onun. Kalbi ilham alıyor artık onun. Bir çıt üstüne sen Rabbinden razı.
Ayet-i Keriminin bir çıt üstü Ayet-i Kerimin de razı ediyor ya sonra marzi ediyor. Sen Rabbinden razı başına gelecek olan gelecek. Susacaksın. Razısın çünkü. Razısın. Biz sabah çıktık yola. Bana verdi anahtarı abi al dedi. Ben bir müddet kullandım. Sonra verdim bunu. Dedim Allah’a cabi devam et. Allah rahmet eylesin. Bir müddet götürdü. Geliyoruz ben kaza yapacağımız yere doğru geliyoruz biz şimdi. Durdurdu arabayı. Abi al dedi. Götürseydin biraz daha dedim ben. Ya kabıyı al dedi sen götür.
Ben dedi. birden durdu birden verdi arabayı bana. İçimden dedim tamam. İçimden. Gidiyom ben şimdi. Ben halbuki hızlı kullanırım arabayı. O zaman da kartal yeni dağ. Ben durmam. Yolda. Arabada herkes yarası gibi asılır. Allah ne verdiyse giderim ben. Gitmezse de Cevdet’e söylüyorum. Cevdet bunun kadrını 260 gösteriyor. Bu 225 gidiyor. Ne var bunda diyorum ben. Haydi. Cevdet dalıyor arabaya. Çek o araba. Ben normal gidiyom. Bir tane Golf TD’yi pışt geçti. Bu dedi nereye gidiyor bu ya.
Abi dedi ya acaba ya bu gitmiyor mu dedi ya bu kim ya dedi. Dedim Mehmet abi dur rahat dur dedim. Yok be ya dedi. Vurdu torpide gitmiyor mu bu dedi. La havle ben çaktım. Adamı yumuldum arkadan. Geçtim adamı. Kendimi attım sağa. Gene selamete indim. O bir daha arkamızdan geldi. Ulan geçtim artık. Bırak değil mi? Yok yanımızdan bir de baktı da geçti. Hacı abi gene durmuyor. Allah rahmet eylesin. Yürü be Hacı abi be dedi. Yürü be dedi. Bu kim oluyor be dedi. İyi. Tam orada askeriye var.
Polat diye gelmezdi önce sanayiden gelmezdi önce aşağı doğru iniyor. Orayı da çok iyi biliyom. Orayı neden çok iyi biliyom. O da biliyor orayı. Biz bir haştan geri döndük. Haştan geri döndüğümüzde orada bir mola verdik. Orada bir namaz kıldık. Zikrullah yaptık. O da biliyor orayı. Böyle virajlı virajlı orası. Ben adamı bir daha tokatladım. Geçtim. Gene kaldım. Adam vüüüüşt geldi önümüze. O tekrar önümüze geldi. Bir bastı freni. Ben bastım. O bastı. Ben ona arkadan dokundum.
Böze de arkadan birisi dokundu. Bir cayırtadı ortalık tamam mı? İyi. Ben çektim el freni. Baktım. Önden bir tane mi iki tane mi ne? Far gitmiş. Tamam mı? Dedim. Cenab-ı Hakk’a dedim. Ya Rabbi sana hamd olsun dedim ben. Dedim. Bu kadar lan bitti. Ondan sonra. Ben çektim el freni. Hiçbir şey olmamış gibi aldım bir tane secdade yanıma. Orayı yeşilliğinin üzerine Allahu Ekber namaza durdum. Annesi sağa. Annesi diyor ki bir de namaza durdu diyor ya. Kaza yaptığı yetmiyor. Bir de namaza durdu diyor.
Bir de namaza durdu. Ben hiç Allahu Ekber namaz kılıyorum ben. Tabi millet geliyor. Yok tutanaklar tutuyorlar. Bilmem neler yapıyorlar. Ben Allahu Ekber namaz bitmiyor benim. Neyse bitti telaş. Bitti mi dedim hem bitti. Dedim. Hacı abi çabuk sen arabayı al. Hemen Polatlı’nın içinde iki tane far taktırdı. Bir tane nefar geçmiş gün şimdi farları taktırdı. Bulunmadı ilk önce böyle sıfır araba. Farlar bulundu. Farlar takıldı. Bir sıkıntı kalmadı. Arkada bir problem yok.
Biz gene akşam namazından sonra Nehepşehir’e gidiyoruz Şeyh Efendi. Biz yola çıktık ama şey ne o ben dedim al Hacı Ahmet. Hacı Mehmet bir daha arabayı sen al demedi çünkü Haccısı arkada. Durmuyor o. Şimdi İsmail hiç unutmam. İsmail sabah dedim sus. Sakın dedim hiç kimseye bir şey söylemez. Sufilik böyle bir şeydir. Görürsün rüyanla. Konuşmak yok. Ona müdahale etmek yok. Rahatlı olmak bu. Allah muhafaza eylesin. O yüzden sufiler görürler gelecekle alakalı bir şey. Eyvallah.
Kendi başına gelecek olan bir başkasının başına gelecek olan görür birileri. Buna susur susar. Zaten imtihanın sırrı bu. Ona teslim olacak mı, olmayacak mı? Burası böyle bile bile lades gibi bir şeydir bu. Aldanacağını bile bile gidersin. Asıl zor olan aldanmak budur. Bilmeden aldanır herkes. Zor olan aldanmak bile bile aldanmaktır. Burası nefse acı gelir. Burası insana sıkıntılı gelir. Bunlar sufinin kendi hayatında olur.
Ama bizim yıldıznameyle, kahinlikle, yok geleceği okumak böyle şeylerimiz yoktur bizim. Biz bunlar için uğraşmayız. Biz Allah’ın rızasını kazanmaya çalışırız. Biz Allah’ın rızasını kazanmaya çalışırız. Başka bir derdimiz olmaz. Güneş bir burçtan bir burça gidip durduğundan pencereye vuran ziyası da evin etrafında döner dolaşır. Güneş malum dünyayı aydınlatan dünya ve etrafındaki saman yolunu aydınlatan bir gezegendir. Sufi literatüründe Güneş hakikati Muhammediyedir.
Bu bir başkası başka bir şey ifade edebilir bunu. Burada Hz. İpir Güneşi hakikati Muhammediye evi de mümin kimsenin kalbi olarak tahayyül ettiğine inanıyorum. Böyle olunca Güneş her daim aleme rahmet saçar. Aleme mana olarak rahmet saçan da Hz. Muhammed Mustafa’dır. Enbiyâ ayet 107 seni ancak alemlere rahmet olarak gönderdik. Hz. Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretleri alemlere rahmet olarak gönderilmiş peygamberdir.
Ve sen hangi hâle geçersen geç, hangi makama doğru yürürsen yürü, her yürüdüğün yerde, her yürüdüğün perdede hakikati Muhammediye’den esintiler alırsın. Oradaki tecelliyat hakikati Muhammediye’ye aittir. Ve Sufi yolunda her merhalede hakikati Muhammediye’nin tecelliyatı vardır. Çünkü zâhir, batın, fiili veya kavli her ne var ise her şey hakikati Muhammediye’den doğar gelir Sufi’ye. Hakikati Muhammediye’den doğar.
O yüzden burada şeyde de Ahzab Suresi ayet 21 andolsun Allah’ın Resulünde sizin için Allah’a ve ahiret gününe kavuşmayı uman Allah’ı çok zikreden kimseler için güzel bir örnek vardır. O zaman Allah’ı zikredenler için Sufiler için her merhalede her nefis meratiminde her kalbi seyrü sulukun perdesinde ister emmare levâme mülhüme mutmeynne râdiye mardiyye safiye makamlarından geçerken ister kalbi tecelliyatlarda inmel yakîn, aynel yakîn hakkel yakîn noktalarında Sufiler için Hz.
Muhammed Mustafa’dan Sallallâhu aleyhi ve sellem Hazretlerinden ilim ve örnekler vardır. Sufi ister kalbi tecelliyatlarda ister nefis mertebelerinde nerede olursa olsun onun batmayan güneşi bu noktada Hz. Muhammed Mustafa’dır Sallallâhu aleyhi ve sellem Hazretleridir. Hz. Peygamber Hz. Peygamber Sallallâhu aleyhi ve sellem Hazretlerinden devreden çıkaranlara bakmayın siz. Onlar manadan uzak insanlar. Çünkü başka bir âyet-i kerîme de de de ki eğer Allah’ı seviyorsanız bana uyun.
Ki Allah da sizi sevsin, günahlarınızı bağışlasın. Ayet-i kerime Galîmran ayet 31 de ki Allah’ı seviyorsanız bana uyun. Uyun ki Allah sizi sevsin, bağışlasın. Eğer Muhammed Mustafa’nın izini takip etmiyorsan Sallallâhu aleyhi ve sellemin eğer ona uymuyorsan eğer ona uymuyorsan Allah’ın seni sevmesini bekleme. Bağışlanmayı de bekleme. Bağışlanmayı da bekleme. Ona uymuyorsan Allah’ın seni sevmesini bekleme. Bağışlanmayı da bekleme. Allah’ı sevmek soyut bir kavramdır.
Bunun somuta indirgenmiş hâli Hz. Muhammed’e Mustafa’ya uymaktır. Zaten Hz. Muhammed’e Mustafa’ya uymak delildir. O delil olmamış olsa herkes Müslüman olacak, herkes Sufi olacak zaten. Herkes bir mana padişahı olacak yürücek. Muhammed’e Mustafa’ya uymaktan herkes perperişan. Sebep nefse zor geliyor. Muhammed’e Mustafa’nın Hz.’nin izinden gitmek, peşinden gitmek, sünnetine uymak onun hâliyle hallemek nefislere zor geliyor. Nefislere acı geliyor. sen hangi hâle bürünürsen bürün.
Ama gün içerisinde, ama hafta içerisinde, ama aylar içerisinde, ama ömrünce ne tarafa dönersen dön. Senin her döndüğün noktada güneş bir burçtan bir burça gidip pencereden ziyası sana vuracak. Buradan pencere ne? Pencere senin aklın. Pencere senin aklın. Pencere senin dergahın, senin virdin, senin iyi amellerin. Oradan ziyasını vuracak sana. Sen hangi hâle bürünürsen bürün. Hangi noktaya gidersen git. Aslında derler ya, güneş şu burça girdi diye. Güneş bir burça girmez. Dünya o burça girer.
Dünya o burça girer. Güneş orada durur. Dünya güneşin etrafında döner. Yıldızlar, hepsi de güneşten alırlar alacaklarını. Güneşten alır. Yıldızlar tek başına bir şey değildir. Bu varlık aleminde bütün her şey, Hz. Muhammed Mustafa’nın maneviyatından alır. Hakikat-ı Muhammedi’den alır her şeyi. Her şeyi. O yüzden ne tarafa dönerse dönsün, ne tarafa giderse gitsin, hakikat-ı Muhammedi’den alacaktır.
4. Peygamber Sevgisi, Sönmeyen Yıldızlar ve Mürşid-i Kâmil Yolculuğu
De ki, eğer babalarınız, oğullarınız, kardeşleriniz, eşleriniz, aşiretiniz, kazandığınız mallar, kesada uğramasından korktuğunuz bir ticaret ve beğendiğiniz meskenler, size Allah’tan, Peygamberinden ve onun yolundan, cihattan daha sevgiliyse, artık Allah’ın emri gelinceye kadar bekleyin. Allah fasık topluluğu doğru yola erdirmez.
Demek ki bir kimsenin babasından, oğlundan, kardeşinden, eşinden, aşiretinden, kazandığından, kazanmayı düşündüğün ticaretinden, beğendiği evlerinden, her şeyden, gözünün gördüğü her şeyden, Allah ve Peygamberinden daha sevgili olmayacak. Dünyada gözünün gördüğü her şeyden, Allah, Peygamberi ve onların yolunda cihap etmekten daha sevgili gelmeyecek.
Eğer babası, oğlu, kardeşi, eşi, aşireti, kazandığı mal, atı, avradı, silahı, yok arabası, evi, barkı, makamı, mevkisi, dünya içerisindeki durumu, konumu, neyi varsa, neyi varsa, Allah’tan, Resulullah’tan, Sallallâhu Aleyhi ve Sellem’den ve onlar uğruna cihat etmekten daha sevgili gelmeyecek. Bakın Âyet-i Kerîme enteresan, Âyet-i Kerîme diyor ki Allah’tan, Peygamberinden ve onun yolunda cihattan daha sevgiliyse, senin dersinden daha sevgili olmayacak.
Senin Allah yolunda koşuşturmandan daha sevgili olmayacak. Daha sevgili olmayacak. Senin annen, baban, çocuğun, eşin, malın mülkün Allah’tan, Resulullah’tan ve onların yolunda cihat etmekten, koçmaktan daha önde olmayacak. Eğer daha önde olursa, Allah’ın emri gelinceye kadar bekleyin. Allah, fasık topluluğu doğru yola erdirmez. Böyle yapan bir kimse fasık oldu ve doğru yola ermeyecek. Buluşmayacak. Sırat-ı müstakimde olmayacak o. Sırat-ı müstakimde olmayacak.
O kimsenin sırat-ı müstakimde olması için, annesi, babası, oğlu, uşağı, katı yatı arabası, makamı mevkisi, nesi var ise bu dünyada ve dünyalık olarak. Allah’tan, Resulullah’tan ve onların yolunda koşuşturmaktan önde olmayacak. Olursa, o kimse asla doğru yola erdirilmez. Allah muhafaza eylesin. Ev bu manada müminlerin müminlerin en kemali yaşayan velilerdir. sohbetin başında evi de kalbe benzettik ya, müminlerin en kemal noktası velilerdir insanların içerisinde.
Mümin sıfatının en kemal noktasındaki tecelliyatı Hz. Muhammed Mustafa’nın üzerinde. Ondan sonra yaşayan velilerin üzerinde tecelli eder. O zaman onların kalplerinde de hakikat-i Muhammediye açılan pencereler vardır. O hakikat-i Muhammediye açılan pencereden hakikat-i Muhammediye’den sudur eden tecelliyatlar gelir. Allah muhafaza eylesin. Allah bizi o velilerin yolunda eylesin inşallah.
Kimin bir yıldızla alaka ve merbuiyeti varsa o kendi yıldızıyla döner dolaşır, o yıldızın tesiri altında kalır. Bu yıldız ashabım yıldızlar gibidir. Hangisine sarılırsanız beni bulursunuz. Bu işin zahir tarafıdır. Zahir tarafta ashab nedir? Hz. Peygamber Sallallâhu Aleyhi ve Sellem Hazretleri’ni gören ve Hz. Peygamber Sallallâhu Aleyhi ve Sellem Hazretleri’nin gördüğü kimselerdir. Bir de ashab vardır, manevi. Bunlar da kimlerdir? Sufiler bunu önemserler. Bir kimse Hz.
Peygamber Sallallâhu Aleyhi ve Sellem Hazretleri’ni gördüyse rüyasında halinde sufiler kendi içlerinden derler ki onu gören cehennem ateşi yakmayacak. Ateş onu yakmayacağına göre sufiler de kendi kellere ederler ki biz de manada ashabız derler. Ve aynı zamanda da Hz. Peygamber Sallallâhu Aleyhi ve Sellem Hazretleri kendisinden sonra halifelerinin olduğunu bu velilerin de, bu mürşidi kamillerin de birer Peygamber varisi olduğu hadis de sabittir.
Mesela zahir alim uleması da, alimler de Peygamber varisleridir. Onlar da Peygamber varisidir. O zaman öyle bir şey oluyorsa, insanlar o yıldızların teşhiri altına girmesi demek o velilerin teşhirinin altına girmesi demek. O alimlerin teşhiri altına girmesi demek. Allah bizi o teşhiri altında olanlardan eylesin. Burada tabi insanların kendilerine aktaap olarak kabul ettiği kimseler de vardır. Bir kimse kendisine birisini örnek kabul eder. Bir parti lideridir kendi örneği.
Parti liderinin peşinde koşar. Kendince bir patrondur o kimse. Onun peşinde koşar. Pro tipler vardır ya toplum içerisinde. Herkes o çok sevdi. Kiminin futbolcu mesela. Bayılıyor futbolcuya. Kimisinin bir artist, kimisinin bir sanatçı. Adına sanatçı diyorlar ya. İki şarkı ezberliyorlar, adı sanatçı oluyor. İki yürüyüş yapıyor, adı sanatçı oluyor. Türkiye öyle bir yer. İki mendeburluk yapıyor, adı sanatçı oluyor. On üç günde, beş günde bir sevgili değiştiriyor, adı sanatçı oluyor.
Bir ahlaksızlıkta yakalanıyor, adı sanatçı oluyor. Uyuşturucu satarken uyuşturucudan içeri giriyor. Sanatçı olarak televizyonların baş gözlüsüne oturtuluyor. Türkiye burası. Bu da bir şey. Bu da bir şey. Bu da bir şey. Bu da bir şey. Bu da bir şey. Bu da bir şey. Türkiye burası. Eşcinsel sanatçı olarak baş köşeye oturtuluyor. Fuhuş yaparken basılıyor, sanatçı baş köşeye oturtuluyor. Uyuşturucu kullanırken yakalanıyor, sanatçı baş köşeye oturtuluyor. Adı ne? Sanatçı.
Onu kendine aktap kabul ediyor. Onu seviyor. Onu seviyor. Onun yolundan gidiyor. Onunla haşrolacak. yıldız illaki iyilik manada değil. O yüzden Hz.Pir diyor ya, talihli zühre ise şevki çalıp çağırmaya aşkı diler. Onlara adam akıllı meyli artar. o yıldız eğer, böyle zühre yıldızıysa Zühre yıldızı ne? Mütolojide edebiyatın, güzelliğin, eğlencenin şehvani aşkın sembolü. Zühre yıldızı. ne vardı mütolojide? vardı ya, Zühre adında bir bayan çok güzeldi. Hoş sohbetti.
Evinde erkeklere zevk-i neşe oluştururdu. Namı her yere duyulmuştu. Namı her yere duyulmuştu. Harut’la Marut da neydi? Varlıklardan iki varlık. Onlar da dediler ki biz yeryüzünde olsaydık. Böyle fesada uğrayan, böyle haramlara düşen, böyle fitne çıkaran, yeryüzünde kan dökenlerden olmazdık dediler. Cenab-ı Hak da onları imtihan olarak gönderdi. Ayet de sabit. Babil devleti zamanında olduğu söyleniyor mütolojik olarak. Bu Habil ve Kabil, bu değişik bir ilme sahipler.
Simyacı gibi bir şeye dua ediyorlar. Tak Cenab-ı Hak tecelli ettiriyor onu. Herkese yardımcı olmaya başladılar. Herkese şey yapıyorlar. Ama kendilerince de bir esmaları var. Akşam ezanı okunduğunda o esmayı söylüyorlar. Tekrar gökyüzüne çıkıyorlar bunlar. Kurtuluyorlar dünyadan. Bu böyle devam ederken Zührenin namını duyuyorlar. Zührenin namını duyunca, Zühre de bunların namını duyuyor. Bunlar Zühre’ye alışıyorlar. Her gün Zühre’nin sohbetine gitmeye başlıyorlar.
Tabiri caizse Zühre’ye karşı akıyor bunlar. Ekesi de. halk dilinde yazılıyorlar Zühre’ye. Zühre de bunları habire hoş muhabbet yapıyor. Hoş muhabbet yapıyor ama bunları kullanmak istiyor. Bu tip kadınların bir de kabadayıları vardır. Adı kabadayı gibidir onların ama aslında kabadayı demek leke. Böyle çukur insanlar vardır. Haysiyetsiz şerefsiz insanlar vardır. Bu kadınların üzerinden geçinirler. Böyle bu kadınlara efelik yaparlar. Efeliğin adını kirletirler. Bunlar zırt obozun tekidir bunlar.
O kadınların üzerinden geçinirler. Onların parasını yerler. Onları tehdit ederler. Böyle bir kimse var. Bu kadını rahatsız ediyor. Zühre bunları anlatır bunu. Der ki beni bu adamdan kurtarırsanız. Ben der size kendimi sunarım. Yeter ki bunu öldürün. Bunlar ilk önce öldürmeyi kabul etmezler. Bir gün iki gün üç gün. En sonunda bunlara tabiri caizse bugünkü dille uyuşturucu verir. Bunlar sarhoş olur. Kendilerinden geçerler az bir şey. Bu adam gelir. Bunlara bu adamı öldürür zühre.
Bunlar adamı öldürürler. Ve bunlar o gizli esmayı zühreye söylerler. Sarhoşlar ya. Zühre o esmayı alınca esmayı söyler. Dünyadan kurtulur. Zühre yıldızının bizdeki mitolojik hikayesi budur. Bir ismi de nedir? Sirius’dur. Batılılar onu Sirius der. Zühre yıldızı derler. Başka ne? Çoban yıldızı derler. Başka ne? Venus yıldızı derler. Öyle değil mi? Bu meşhurdur. Kimse talihli. Zühre ise birisini aktap kabul ettiği kimse. Zühre yıldızı ahlakındaysa çalıp çağırmayı. Zühre ne yapıyordu?
Eğlence düzenliyordu. Erkeklerin gönüllerini hoş ediyordu. Huşa sebebiyet veriyordu. Bunlar bir kimse. Sen öyle bir kimseyi seversen kişi sevdiğine benzer. Ona benzersin. Ama yok. Sen kan dökücü merih mensubu ise cenk, büyüktan ve düşmanlık arar. Eğer yıldız olarak kabul ettin, aktap olarak kabul ettin bir kimse merih huyluysa merih huylu ne? Kabağ, yorgunluk, zahmet, hiddet, hainlik. Alçaklık, güç. Merihinde simgesi bu.
Eğer sen kendine yıldız olarak böyle bir adamı seçtiysen sen o huyla huylanırsın. O yolda yürüsün. Kan dökücü olursun. Allah muhafaza eylesin. Yıldızların ardında yıldızlar vardır ki onlar da ihtirak ve nahis olmaz. İhtirak ve nahis yanmak, sönmek, uğursuzluk manasında. Demek ki o yıldızların ardında öyle yıldızlar vardır ki onlar asla sönmezler. Onlar asla kaybolup gitmezler. Onlar asla uğursuzluk simgesi değildir. Bunlar kimlerdir? Bunlar kimlerdir? Bunlar kimlerdir?
Bunlar o batımayan güneşten her daim feyiz denen mürşid-i kamillerdir. O mürşid-i kamillerde yanıp kaybolma, uğursuzluk ve hatta ışığının gitmesi gibi sönmesi gibi şeyler ne olur? Olmaz. Zamanın 1, 3, 5, 7 ve 40’ları her daim bu noktada sönme, kayma, yaşayan kimseler değillerdir. Allah muhafaza eylesin. O yüzden bunlar peygamber varisleri hükmündedir. Peygamber varisleri olanlar da hangisine uyarsanız uyun Hz. Muhammed Mustafa’nın yolundan gitmiş olursunuz. O yüzden sohbetin başı neydi?
Bir sorudan itibaren Allah’ım senin sevgini, seni sevenin sevgisini, seni sevdirenin sevgisini, üç sevgi. Allah ve Resulünü sevdirenin sevgisi batmaz. Bunlar manevi yıldız hükmündedir. Bunlara tabi olan Muhammed Mustafa ulaşır. Onlar Muhammed Mustafa’nın her devirde varisleri vardır. Her devirde. Ya bu zamanda var mı diyen kimse küfre düşer. Veli mi olur bu zamanda diyen kimse küfre düşer. Tecd-i iman, tecd-i nikah gerekli. Bu zamanda da veli olur mu ya diyen kimsenin imanı gider.
İlk kimsenin veliline inanmıyorum. İnanma kardeşim, ayrı mesele. Gene de laf söyleme, olak ki velidir. Hadisi kutsi var. Velilere savaş açarsa bana savaş açmış gibidir. Bana savaş açalım diyor yırtıcı aslanım. Avından intikamını aldığı gibi ondan intikam alırım diyor. Dikkat et. Ben derim ya Allah’ı zikredenle uğraşma kardeşim. Geç sen. Kelin sahibi var. Uğraşma. Bak işine. Ama bu zamanda veli yok derse bir kimse, tekrar söylüyorum, küfre düşer.
Tutturmuşlar şimdi bir velinin, bir mürşidi Kamil’in dizinin dibinde durmak, yolundan gitmek, izinden gitmek, nefsini onun emri altında tezkiye etmek, terbiye etmek, zor geldiğinden ortalığa bir üveysilik çıktı şimdi. Bir yere gittim sohbete dediler ki bir üveysi şeyhi var sizinle görüşsek, üveysi şeyhi de mi var dedim. Geldi adam. Benim şeyhimin adabıdır. Böyle bir şeyhim diyen gelirse onu böyle koltuya otutturur. Ben şimdi onu böyle koltuya otutturdum, ben de yere diz çöktüm.
Bir kabardı böyle. Allah. biz de şöyle yapıyoruz da, böyle yapıyoruz da, şöyle yapıyoruz da, ben dinliyorum böyle büyük bir dikkatle. Dedim efendim, üveysi şeyhliği de var mı dedim. En canlıca nokta burası. Durdu, ses yok. sen şeyhsen üveysilik kalmadı, yol oldu. Üveysilik ne demektir? Ama kimse yalvarır, yakarır, Ya Rabbi bana bir Üstad, bana bir Mürşid-i Kamil arar, tarar, arar, tara. Yakın yerlerde bulamamıştır. Reysel Karan Hazretlerinin rüyasında görür, ona ders verir.
O bir şeyhi buluncaya kadar o dersi çeker. Ulan bu memleket şeyhim bir şeyinden geçilmiyor. Var mı? Var. Memlekette o kadar şey var, sen hiçbirisini de beğenme. Hiçbirisini de beğenme. Bir şeyhi beğenmemek küstahlıktır. Kim olursa olsun bu. Millet gitmiş, şeyh demiş, intisap etmiş ona. Allah mubarek etsin kardeşim. Eyvallah. Ben intisap etmem. Eyvallah. Öğütüyü konuş. Memlekette o kadar şeyh var, sen hiçbirisini beğenme. Sen kimsin ya? Sen kimsin? Sen nesin? Sen nesin? Sen nesin ki ya?
Arkadaş hiçbir şeyhi ben tanırım onları. Vay be Mustafa kardeş be. Bize bir nasip olmadı. Biz bulamadık birisi gibi. Bulamazsın abi sen. Neden? Ya bulamazsın abi sen. Sen her gittin şeyhin sarından tut cübbesine kadar bir şeyine bir bahane buluyorsun. Çok mübarek bir zat vardı. Ne kadar güzel zikrederdi. E abi ondan ders al hadi ya. Esnedi be abicim yanımızda ya. Esnemek şeytandan ya. Vay be abi dedim ya. Maşallah subhanallah. Ya sen bunu düşün. Çorumla Hacı Mustafa Efendi’ye gitmiş adam.
Çorumla Hacı Mustafa Efendi Hazretleri’nde gitmiş sohbetine katılmış zikrularına katılmış. Dedim abi ondan da mı ders almadın? Nasip değil dedi. Abi vallahi nasip değil sana dedim. Böyle baktı. Dedim çorumla Hacı Mustafa Efendi’yi gördün de ondan da ders almadı sen vallahi sana nasip değil billahi sana nasip değilmiş dedim. Böyle baktı. Asla da olmaz sana dedim. Mustafa’cım neden böyle söylüyorsun? Abi kibirlisin sen o zaman dedim. Kibirlisin sen dedim. Baktı böyle.
Evet gönlünde kibir olan bir kimse şeyh beğenmez. Kalbinde kibir olan bir kimse şeyh beğenmez. Kalbinde onun büyüklük var. Onun kalbi kararmış. Daha ileri. Onun kalbi mühürlenmiş. Kalbi mühürlenmiş onun. Peki bu tip yollarla işi gücü yoktur? İşi gücü yoktur? Yoktur. Ona bir şey söylenecek bir laf yoktur. Neden? O kendince bir Cenab-ı Hak Müslümanları üçe bölüyor ya, üçe ayırıyor ya. Onu geçen ders anlatmıştım ya size. Üçe. Öyle değil mi? Dur hemen bulacağım ayet-i kerimi size.
Biz kitabı kullarımızdan seçtiklerimize miras bıraktık. Onlardan kimi? Kendine zulmeder. Kimi orta yolu tutar kimi de Allah’ın izniyle hayırlı işlerde öne geçer. Kimisi ne yaparmış? Kendine zulmedermiş. Bu ümmet-i Muhammed’i üç kısmı ayırdı Cenab-ı Hak. Bunlardan bazıları kendilerine zulmediyorlar. Bunlar günahı kebailere giriyorlar, günahı segailere giriyorlar. O günahtan o günaha, o günahtan o günaha, o günahtan o günaha onlar günah perdelerinde geziyorlar.
Bunların namazda, abdestte, oruçta, dinle, diyanetle alakaları yok. Müslüman mı? Evet. Bunlar ne? Bunlar kendi nefislerine zulmeden kimseler. Bunlar Allah zulmetmiyor. Bunlar kendi nefislerine kendileri zulmediyorlar. Müslüman mı? Müslüman. Eyvallah. Biz bunlara kafir diyemeyiz. Ama bunlar ne? Nefislerine zulmedenler. İkinci kategori kimi? Orta yolu tutar. Bunlar da ne? Bunlar da farzları işlerler, haramlardan uzak dururlar. Eyvallah. Hayatı böyle geçirir. Orta yolu tutmuş.
Ona neden orta oda gidiyorsun diye sorgulanmaz. Eyvallah. Ama bazıları da var ki, bunlar önde gidenlerden. Bunlar ne? Bunlar salihlikte, hayır hasenatte, Allah yolunda cihat etmekte, koşuşturmakta, Allah’ı sevmede, sevdirmekte önde gidenlerden. Sufiler bunlardandır. Sufinin hedefi, önde gitmektir. Kardeş, koşmaktır. Allah yolunda sufinin hedefi. Sufi vasat bir Müslümanlık yoktur sufilikte. Sufi yolu tercih ettin mi? Evet. Bir üstade gittin, bağlandın mı? Evet. Bir yola girdin mi sen? Evet.
Orada nefisle mücadele edeceksin. Sen o yola girdin mi? Evet. O yolda koşacaksın sen. O yolun kendi içerisinde vasatı vardır, kendi içerisinde koşanı vardır. O yolun içindedir. O dışardaki orta yolu tutandan buranın vasatı koşan kimsedir. Dışardaki kimse bakar, ben size der, yetişemem ben. Halbuki o burada vasattır. Burada vasattır o. Bizim kendi içimizde vasattır. Bizim kendi içimizde vasat, sufi kimdir? Dersini çeker, Perşembe dersinde, mahalle dersinde, takip eder, o vasat sufidir.
Sufidir evet. Sıkıntı var mı yok? Ama o vasattır. Dersden derse koşacağım diye uğraşıyor. Bir işin ucundan tutacağım diye uğraşıyor. Vasatlıktan çıktı. Ortaya, orta yolu takip etti. Vasatlıktan çıktı o. O mahalle dersi, ana ders, kendi dersleri bu üçgenden çıktı. Bu pazar nerede? Gelibolu’daymışız. Hüra gelibolu ya. Fehim söyledi. Adam ne demiş? Bunlar mazot katili mi demiş. Ne demek? Mazot katili miydi? Bunlar demiş mazot katili. Fehim aktardı. Durmuyorlar demiş bir pazar evlerinde.
O dedi, öyle mi? Oradan oraya mı gidiyormuşuz biz? Elhamdülillah. Durmayan o vasatın üstüne çıktı. Koşuşturuyor. Bir iş var yapılacak. Şuradaki kardeşler, lokma da yatacağız diye uğraşıyor. Vasatın üstüne çıktı. Bak ne diyorum ben burada oturduğum yerden? Üzerinizde elbise var. Dikkatli olacaksınız. Üzerine semazen kıyafeti var. Dikkatli olacaksın. Üzerinde görevli yazısı var. Dikkatli olacaksın. O ortanın üstüne çıktı. Bir şeye hizmet etmeye çalışıyor. Koşuşturacağım diye uğraşıyor. Ne diyorum?
Ali dikkatli olacaksın diyorum. Yolda giderken bile dikkatli olacaksın. Sen vitrine bakıyorum zannedersin oradan bir kadın geçiyor dur. Der ki bak ya koca semazen başı. Kadına bakıyor. Der. Emir Sultan Hazretlerinin karşısında Çayıcan’ın önünde oturuyorum. Emir Sultan Hazretlerine karşı dertleşiyorum. Derdim büyük. Oturdum oradan karşından böyle bakıyorum ona. O bana bakıyor, ben ona bakıyorum. O bana bakıyor ağlıyor. Ben ona bakıyorum, ağlıyor bir de konuşuyorum. Caddenin karşısındayım.
Böyle konuşmak istemem ama. Bizim geçenlerde vefat eden Burhan Türkoğlu’nun kardeşi var. Pazartesi gün dedik yakaladım seni dedi. Sabah nerede yakaladın dedi. Ne yakaladın? Emir Sultan’ın önünde dedi kadınlara bakarken yakaladım seni dedi. Allah’ım düşünüyorum düşünüyorum düşünüyorum. Aklıma geldi, kalbime geldi. Allah Allah dedim ya. Sen ne yaşıyorsun dedim. Adam ne görüyor seni dedim içimden. Elimi omuzuna vurdum. Haklısın dedim. Bakmışımdır. Haklısın dedim bakmışımdır. Benim derdim dünya ne?
Alemden büyük. Adam diyor ki haaa dikkat edeceksin. Dikkat edeceksin. Kendine. Neden? Adam seni parasız seyrediyor, izliyor. Parasız izliyor seni. Senin ayakkabına bile bakıyor. Bende İzmir ayakkabısı var ya Sivri Burun. Onu giyiyorum ya ben Şeyh Efendi’nin zamanında da onu giyerdim ben arada böyle. Birisi Şeyh Efendi’ye demiş efendim Külhan Bey ayakkabısı giy ya da birisi. Mustafa Efendi Külhan Bey ayakkabısı giyiyormuşum dedi.
Efendim Külhan Bey ayakkabısı mı ne ayakkabısı değil ama bizim yöre’nin ayakkabısı mı herkes giyer bunu. Mustafa Efendi dedi. Oğlum insan koyunu parayla güder insanı parasız güder dedi. İnsanoğlu koyunu parayla güder. Ama insanı parasız güder dedi. İnsanı parasız güder insan. O zaman ne yapacak? Dikkatli olacak. Neden? Sen önde giden neredensin? Ayet-i Kerimete de öyle diyor. Hayırlı işlerde öne geçerler. sufilik hayırlı işlerde öne geçmektir. Koşuşturmaktır. Feryat Figan yürümektir. Koşmaktır.
Böyle olursa o zaman o kimsenin kutmu yıldızı o da koşuşturur. O da koşa. Sevdiği çünkü öyle. Öyle ya bu zamanda da veli var mı? Var. Ara bul. Yok dediğin anda küfre düştün. De ki bulamadım. Ya Rabbi bana bir veli kolunun yolunu nasip eyle. Onun elinden tutmayı nasip eyle. Onun gönlünü gönlüm etmeyi nasip eyle de yürü. Ama yok. Ne yapacak? He biz üveyse olduk. Hoş geldin 23 Nisan. Onca memlekete şeyh var. Şahı Nakşibendi Hazretleri 300 kusur tane şeyh dolaşmış. 300 kusur şeyhten ders almış.
Bu arkadaşlar şeyh bulamamışlar. Doğrudur. Bulamaz. Neden? Kalbi kararmış. Mühürlenmiş. Kalbin mühürlenmiş senin. Git bir kendine şeyh bul. Ona dua ettir kendine. Rüyanda bir şeyh bulamıyorsan göremiyorsan o yıldızların arzındaki sönmeyen bir yıldız bulamıyorsan yan derdine öyle işin kolayına, hevasına, nefsine gitme. Ya? E biz üveyse olduk. Veyahut da bu zamanda var mı? E bize nasip değilmiş. Sen nasip değilmiş dersen nasip olmaz sana. Demek var bir hata var bir kusurun. Var bir yanlışın.
Var bir hainliğin. Var bir yasaklığın. Var bir yasaklığın. Var bir yasaklığın. Bir hainliğin var senin. Bir hainliğin var senin. Maneviyatı var, yola var. O yaşayan şeyhe var. Var bir şey yapmışsın sen. Neden? E kapın kapanmış. Kapın kapanmış. Kapın kapanmış. Gidememişsin hiçbir yere. Allah muhafaza eylesin. E öyle olunca da diyorsun ki neymiş de, bulamamış da, yapamamış da, edememiş de, yokmuş da bu zamanda da zakirleri şehitmişler. Zakirleri şehitmişler. Çoğuşları şehitmişler.
Sabahleyin erken kalkan şeyh efendi bana da zakirlik verdi bende zakirim. Allah sağlığında verme dedi. Ha öldükten sonra rüyasında vermiş. Sesi de çıkmış. Abdullah baba bana zakirlik verdi. Ne? Ne zaman verdi? Bana soruyorlar. Eskiyim ya ben şimdi. Filanca kadın bir de şey filanca anne bir de anne. Allah Allah. Dedim şey efendinin nikahlı eşiymiş mi ki o dedim. Anne olmuş. Nasıl ? Dergahta dedim bir tek şey efendinin nikahlı eşi anne denir ona dedim. Başka kimseye anne denmez.
Ya dedim ya adab bu benim bildiğim. Kim bu kadın filanca. Aaa Ne olmuş? Rüyasında şey efendi ona vermiş. Ya dedim ona vermesine gerek yoktu. O zaten bekliyordu o çok. Dedim bana birkaç sefer salva yaptı ben onu zakir etmedim diye dedim. Kızıyordu zaten bana. Ha tamam şey efendi öldü dedim. Kendi kendini zakir tayin etmiştir. Yol bu değil. Yol bu değil. Şeyhimin bana söylediği var. Mustafa efendi beni iyi dinle. Buyurun efendim. Oğlum pir efendiler sana şehlik verirse sen şehlik yapma.
Pir efendilerin şehlik verdiği dahi ayağa kayabilir. Abdullah Gürbüz efendinin bana söylediği şey bu. Mustafa efendi evladım pir efendiler senin şehliliğine senin icadetini imzalasalar dahi şehlik yapma. Ben o Abdullah Gürbüz kendinin terbiyesinde yetişmiş bir kimseyim. Bana söylediği bu. Ya nasıl biz rüyamızda bize verdi deyip zakirlik yapacaksınız nakiplik yapacaksınız, nükabbalık yapacaksınız. Hiç olmazsa gidin dergahın eski bir nakibini bulun. Bizi deyin buraya zakir tayin ettiğin.
Aslında şeyhi vefat etmiş. Şeyhi vefat etmiş bir kimsenin nakipliği şeyhe aittir. O şeyh onu nakip etmiş. O şeyh vefat etmiş. Vefat ettiyse nakip nakip. Yeni bir şey onun nakipliğini kabul etmeyebilir. Nükabba, nükabba yeni bir şey onun nükabbalığını kabul etmeyebilir. Bunları kendinize virt olarak, ders olarak dinleyin. Ben de öleceğim, gideceğim bu dünyadan. Bunları size anlatacak olan kimse kalmayabilir. Eski terbiyeyi alan insanlar kalmadı çünkü. Bozuluyorlar. Paraya bozuluyorlar.
Makama bozuluyorlar. Mevkiye bozuluyorlar. Şak şaka bozuluyorlar. Altınak bozuluyorlar. Evet. Yapamaz o kimse. Ben Abdullah Gürbüz Efendi nükabbasıydım. Nükabbasıydım. The end. Bitti. Ya? Ne yaptı? Ne yaptı? Hz. Ömer Radıyallahu anh hazretleri. Hz. Ebubekir efendimizin valilerini değiştirdi mi? Değiştirdi. Komutanı değiştirdi mi? Değiştirdi. Hz. Osman Radıyallahu anh hazretleri halif oldu. Hz. Ömer efendimizin valilerini değiştirdi mi? Değiştirdi. Komutanlarını değiştirdi mi? Değiştirdi.
O valiler eksik miydi? O komutanlar eksik miydi? Halifenin hakkı var buna. Değiştirir. Hz. Ali Radıyallahu anh hazretleri halif oldu. Hz. Osman efendimizden kalan valileri değiştirdi mi? Değiştirdi. Genel kurmay başkanına varıncaya kadar değiştirdi mi? Değiştirdi. Değiştirdi. Değiştirdi. Birisi diyebildi mi? Ben Hz. Ebubekir efendimizin valisiydim. Beni değiştiremezsin dedi mi? Senin söylediğin sünnete uygun olacak. Sünnete uygun olanı yap. Bak. Benim gibi bir adamın birisi çıkar bunu söyler.
Kalırsın böyle. Ve ben Şeyh Efendi zamanında Nakibin-i Kabbay’dım. İyi Şeyh Efendi’nin zamanındaydım. Vefat ettik kardeşim. Öldü. Öldü. Sen bir şeyh buluncaya kadar bir şeyhe intisap edinceye kadar yeni bir şeyhe gidinceye kadar dersi yaptır, herkesi muhafaza et, muhafaza et, koru. Tamam. Ee sonra? Sonra bir sabah üveyse ol. Allah Allah. Yavrum senin şeyhin üveysi miydi? Değildi. Abdullah Gürbüz Efendi, Kadir’i’den, Rufa’yı’den, Bedevi’den, Duzik’i’den, Şazeli’den, Şahı Nakşibendi’den, Hz.
Mevlânâ’dan bizatihi dersi. Bizatihi dersi. Hacı Bayram Veli Mahmud-i Uday Hz. Emr Sultan Hz. Üftad Hz.’den manen dualı, destekli. Bunu dergahta herkes bilmez. Ders kağıtlarını Hacı Bayram Veli yazıttıran fakir bu. Dedim efendim yazalım ders kağıtlarını. Mustafa, yazalım efendim dedim. Evet. Hacı Bayram Veli Hz. ders kağıtlarını yazıttıran bu fakir. Evet. Kardeşim diyor efendim size dedim. Evet. Yol bu benim yürüdüğüm yol buydu. Benim bildiğim yol bu.
O zaman sen bu manada sönmeyen değişmeyen o manevi yıldızı bul. Yıldızların ardında öyle diyor çünkü yıldızların ardında yıldızlar var ki onlarda yanmak, sönmek, uğursuzluk onlarda herhangi bir yanlışlık onlarda herhangi bir yanlışlık herhangi bir yanlışlık olmaz. Bul. İsim yok bunda. Sen onu bul, onu bulmakla mükellefsin. Onu bulmakla mükellefsin. Sufi yolunda gidiyorsan onu bulmakla mükellefsin. Ashabım yıldızlar gibidir. O yıldızı hakla mükellefsin. Onu bulacaksın.
Allah bizi onlardan eylesin inşallah. Onlar bu meşhur yedi kat gökten başka diğer göklerde seyir ve hareket ederler. İnşallah. Buradan devam edeceğiz. Hakkınızı helal edin. Sürç ilahisani ettiysek affola inşallah.
5. Evlilik Sünnet-i Resûl’üdür: Mümin Hangi Korkuyu Bilmez?
Bu devirde evlenmekten korkuyorum evlenenlerin yandanını görünce korkuyorum nasıl düşünmeliyim. Yanlış. Evlenmek doğrudur düzgündür. Ayet de hadis de imamların iştahı ile sabittir. Evlenmeye muktedir olanlar hızla evlenecekler. Hızla evlenecekler. Evleniniz dininizin yarısını tamamlayınız. Evleniniz çoğalınız. Ben ümmetimin çokluğuyla övüncem. Evleniniz çok önemlisi. Dininizin yarısını tamamlayınız.
Ya bir tane doktor yanlış ameliyatı yaptı diye bütün doktorlar yanlış ameliyatı yapacak diye bir kaydı yok. birilerinin evliliği üç ay beş ay üç sene beş sene sürdü diye herkesin evliliği öyle sürecek diye bir kaydı yok. Ben burada kardeşlerimiz var. Hacı Erkan kaç yıl oldu evleneli? 20 yıl olmuş. Abdurrahim Abdurrahim’in nikahını ben kıydım bak ha. Sakın benden bundan bir keramet beklemeyin. Ha onun nikahını o kıydı uzun süre diye. Askele gitmeyin dedi Abdurrahim o zaman. Kaç yıl oldu?
25 yıl olmuş bak. Abdurrahim o kadar oldu mu? Maşallah subhanallah. Daha askere gitmemişti bu manken gibi dolaşıyordu ortalıkta. Dedim bak senin nikahını kıyıyorum. Eğer bu kıza bir yanlışlık yaparsan seni önce ben vururum dedim. Öyle mi dedi Abdurrahim? Başkasına bırakmam dedim. Seni ben vururum önce dedim. Ne sertmişim keskinmişim önceden maşallah subhanallah. İyi be o keskinlik boş ver. Keskinlik halimizden şikayetçi değiliz. Hamdolsun.
Bak o korkudan değil değil mi Abdurrahim öyle ben vuracağım diye korkundan 25 yıl olmadı değil mi? Allah hayır versin inşallah. Geceniz hayır olsun. Selamun aleyküm. Destur. Allah razı olsun.
Kaynakça ve Referanslar
- Sadaka ömrü uzatır / belayı def eder: Tirmizî, Birr 28; İbn Hibbân, Sahîh
- Arş gölgesinde yedi zümre (Allah için sevenler): Buhârî, Ezân 36; Müslim, Zekât 91
- Yıldız ilmi ve sihir (İbn Abbas rivayeti): Ebû Dâvûd, Tıbb 23; İbn Mâce, Edeb 56
- “Müneccim kahindir, kahin sihirbazdır”: Taberânî; Süyûtî, el-Câmiu’s-Sağîr
- Enbiyâ 107: “Seni ancak âlemlere rahmet olarak gönderdik.”
- Ahzâb 21: “Andolsun Allah’ın Resûlünde sizin için… güzel bir örnek vardır.”
- Âl-i İmrân 31: “De ki: Eğer Allah’ı seviyorsanız bana uyun, Allah da sizi sevsin.”
- Tevbe 24: “De ki: Babalarınız, oğullarınız… Allah ve Resûlünden ve O’nun yolunda cihattan daha sevgiliyse…”
- Fâtır 32: “Kitabı kullarımızdan seçtiklerimize miras bıraktık: kendine zulmeden, orta yolu tutan, hayırlıda öne geçen.”
- Velîlere harp ilânı (Hadîs-i Kudsî): Buhârî, Rikak 38
- Ashabım yıldızlar gibidir: Beyhakî, el-Medhal; İbn Abdilberr (zayıf; Sufi geleneğinde yaygın)
- Evlilik hadisleri: Buhârî, Nikâh 2; İbn Mâce, Nikâh 1 (“Evleniniz, çoğalınız…”)
- Mesnevî, Defter III, 750. Beyit: Celâleddîn-i Rûmî — “Güneş bir burçtan bir burca gidip durduktan sonra…”