Bu sohbette Karabaş-ı Velî Tekkesi’nde ele alınan konular: İbadetlerde huşunun şartları (imanın kemali, helal kazanç, İslami şehirleşme, salih mekân); Hz. Peygamber’in yolculuk esnasında mekânın manevî ağırlığı gerekçesiyle sabah namazını farklı yerde kıldırması; nikahın kolaylığı, denk olma meselesi ve derviş evlilik kıssası; Mesnevî 755. Beyit’in tefsiri: 7 kat göğün ötesindeki kozmik yıldızlar ve kutup veliler; bir mumdan öbür muma ışık aktarımı; âlim ve velilerin yeryüzündeki yıldız hükmü; âlimleri, şeyhleri, mezhepleri ve hadisleri itibarsızlaştırma süreci; Kur’ân’dan âyet kaldırma tartışmaları; esbab-ı nüzul bilmeden meal okumak; Mesnevî’nin son beyitiyle sohbet kapanışı.
1. İbadetlerde Huşu: İmanın Kemali, Helal Kazanç ve İslamî Şehirleşme
Selamun aleyküm. Allah gecenizi eylesin inşaAllah. Cenab-ı Hak gündüzünüzü hayırlı eylesin. Ayınızı, yılınızı, ömrünüzü hayırlı eylesin inşaAllah. Ramazan geliyor. Ramazanızı da şimdiden mübarek eylesin. Ramazanın sonunda af olmuş olanlardan eylesin. Ramazanı değerli ve kıymetli olarak geçirmeye gayret edelim inşaAllah. O yüzden o değer ve kıymet dairesinde inşaAllah bizi de Rabbim istihdam eder de o değerden o kıymetten bizden faydalanırsın inşaAllah. İçerideki Mesnev kitabını bana alıverin. Bu kendisini güncelleyecekmiş birkaç sefer açıp kapatacakmış.
Ya da buna nasıl girecekse gel, güncellemeye durdur. Durmaz bu. Peki içerideki Mesnev kitabını bana alıverin. Namazı huşu içinde kılmak için ne yapmalıyız? İbadetlerde huşu. İbadetlerde huşu için o kimsenin ilk önce imanının kemale ermiş olması lazım. Tam bir iman lazım. İmanında hiç şek şüphe kalmamış olması lazım. Eşhedü en lâ ilâhe illallah ve eşhedü enne Muhammeden abdühû ve resûlühû dedikten sonra bu noktada o kimsenin imanı kemal noktaya, olgunlaşmış noktaya gelecek. Üzerinde şek şüphe olmayacak.
Şek şüphe olmadıktan sonra kazancı helal olacak. İmanı kemale iman etti. O kemal noktada iman ettikten sonra o kimsenin kazancı helal yediği şey temiz olacak. Kazancı helal yediği şey temiz değil ise ibadetlerin hiçbirisinden huşu beklemesin. İslam temizdir. Temiz olanı ve temizliği sever. Temizliğin bir zahir kısmı vardır, bir de batın kısmı vardır. Zahir kısmı nedir? Bir kimsenin vücudunu, elbisesini ve namaz kılacağı, ibadet edeceği çevreyi etrafını temiz tutmasıdır. Müslüman bir topluluğun, şehri de temiz olur, yolları da temiz olur, evleri de temiz olur, caddeleri de temiz olur.
Yaşadıkları alan temiz olur. Adamın iş yeri, büro’su, ne bileyim ilgilendiğin her yer temiz olur. Bu işin zahir tarafıdır. Bir de güzel olur. Temiz ve güzel. Allah insanı ahzen takvim üzerine yarattı. en iyi, en güzel, en olgun, en kemal noktada yarattı. O insanoğlu nasıl Cenab-ı Hak onu en kemal noktada yarattıysa etrafını da en kemal noktaya getirmekle mükelleftir. Bu şehirleşme İslami değildir. Bizim yaşadığımız şehirleşme İslami değildir. İslami bir şehir sisteminde zenginler bir yerde, fukaralar bir yerde, orta haliler bir yerde değildir.
İslami bir şehirleşmede caddeler rahattır, evler rahattır, temizdir, düzenlidir, tertiplidir. Herkesin ister Hristiyan, ister Yahudi, ister Müslüman, ister Budist ibadet hanelerine rahat gidip gelebileceği, ibadetlerini rahat yapabileceği bir şehirleşme vardır İslam’da. İnsanların yollarının gelip geçeceği yerler, insanların gelip geçeceği yer işgal altında değildir. İşgal altında değildir. Lanet olsun o kimseye ki insanların gelip geçeceği yerleri engellerler gelip geçeceği yere konar. Topluma aittir, kamuya aittir.
Şimdi ibadetten huşuya çıktı, ibadette huşudan çıktı. Şehrin ne alakası var? Evet. Bir kimsenin ibadeti huşu içerisinde yapabilmesi için şehrin dönemi var. İbadeti huşu içinde yapabilmesi için sokakların da, caddelerin de önemi var, evlerin de önemi var, yaşadığı, meskenlerin de önemi var, yaşadığı yerlerin de önemi var. Hz. Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretleri bir gün gece yolculuğu yapıyordu, sabaha karşı durdular, sabah namazı için o uyumamak istedi. Bilal-i Habeş hazretleri dedi ki, ey Muhammed sen benim dizime yat, ben seni de sabah namazına kaldırırım.
Dizine yattı, o da uyuyakaldı. Her ikisi de uyuyakaldı, ashab da uyuyakaldı. Güneş yükselince sıcaklıkla uyandılar. Sıcaklıkla uyanınca Hz. Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretleri hızla oradan kalktı, bir müddet yol gittiler. Bir müddet yol gittikten sonra sabah namazını orada kıldı. Bulunduğu yerin kasavetli manasında olduğunu, kasavet olduğunu, orada ağırlık olduğunu, orada şeytanın onların üzerinde, şeyin üzerinde, ne o sahabenin üzerinde etkisinin olduğunu söyledi ve başka yerde namaz kıldı.
Bakın başka bir bölgede kıldı. Ve dedi ki sabah namazını devam edenler, sünnetini devam etsinler, kılsınlar. Sonra sabah namazını, sünnetini kıldırırlar, alınan farzını kıldırırlar. Şimdi bir insanın yaşadığı mekan, yaşadığı mekan dahi onun ibadetteki huşusunu etkiler. Dünyada üç şey nimettendir. Ne? Salih bir eş, ibadetteki huşu da önemlidir. Salih bir ev, ibadetteki huşu da önemlidir. Salih bir binek, ibadetteki huşu da önemlidir. Salih bir eş, salih bir eşi varsa bir kimsenin, kadın erkek önemli değil, evi cennet bahçesi olur.
Salih bir eş yoksa, evde bıdı bıdı varsa, adamda bıdı bıdı varsa, kadında bıdı bıdı varsa nereye o kimseler salih bir huşu içerisinde ibadet edecekler? Mümkün değil o. Evi güzel değilse, muntazam değilse, hoş değilse, orada huşu içerisinde ibadet etmesi mümkün değil. Buradaki güzellikten, hoşluktan kastım, lükslük değil. Müslümanın evi lüks olmaz. Gerçek mümin israfa yönelmez, lükse yönelmez. Gerçekten iman etmiş o kimse. Bu huşu içerisinde dinini yaşamak istiyorsa onun evinde israf olmaz, onun evinde lüks olmaz, onun evinde abartı olmaz, olmaz.
Müslümanlar zenginlik düşmanı değildir. Müslümanlar israf düşmanıdır. Müslüman şatahat, şatafat düşmanıdır. Müslüman gösteriş düşmanıdır. Müslümanlar evleriyle, eşyaları ile, arabaları ile, binekleriyle, çocukları ile, evlerinin içerisindeki lüksleri ile iftihar etmezler. Bunlarla övünmezler. Mümin malıyla övünen kimse değildir. Bir kimse malıyla övünüyorsa Allah muhafaza eylesin. Malına güveniyorsa Allah muhafaza eylesin. Şirke doğru gidiyor o kimse. Hiç kimse oğluna, kızına, damadına, akrabalarına, malına, mülküne güvenmeyecek.
Şirktir bu. O zaman huşunun bir içsel dengeleri ve olguları var. Bir de dışla alakalı olan şeyler var. Evet, İslam sadece içsellikle ilgilenmez. Sadece içsellikle ilgilenirse zaten bu sefer doğru merkezde doğru yolda gitmez o. Hem içi hem dışı ilgilendirir. Öyle olunca Müslüman mümin kendince ibadetindeki huşu yakalayabilmesi için iç ve dış dengesini o tutturması tutturması gerekir. İç dengesi Allah’tan Allah’a tevazu, Allah’a kulluk, Allah’a yakınlık kur peyda etmek. Biz ibadet birinci derecede farz olduğundan yaparız.
Bu işin temel noktasıdır. Biz ibadetleri farz olduğundan, vacip olduğundan, nafile olduğundan, sünnet olduğundan yaparız. Eyvallah. Bu işin görünen noktasıdır, şeriatıdır. Biz ibadetleri asıl sufi felsefesidir bu. Biz ibadetleri Allah’a yaklaşmak daha da yakın olmak için yaparız. Bunun içselliği nedir? Allah’a kulluk yapmak, Allah’a yakın olmak, O’nu sevmek, O’na muhabbet beslemek, O’na muhabbet beslemek, O’nun için yaşamak, O’nun istediği gibi yaşamaktır. Bunun dışı nedir? Bunun dışı temizliktir.
Dışında da ahseni takvimi ölçüsünde yürümektir. Bu adam trafikte saatlerce kalmış, akşam namazını eve yetişmek için uğraşıyor. Akşam namazına 5 dakika kalmış, 3 dakika kalmış. O kimse akşam namazını yetiştirecek. Nerede huşu kalacak ki onda? dışarı çıksanız, baksanız siz şimdi akşam namazı saatinde insanın işinden evine kadar yaşadığı stres yeterli insanın. Psikolojisini bozması için yeterli. Hangi şehre giderseniz gidin. İstanbul’da yaşayanlar için namazı cemetme fetvası veriyoruz. İstanbul’da ikindiden önce bir kimse çıksa Yasiye evine anca varacak karşıya.
Hele benim gibi yolu karıştıran, izi karıştıran bir kimse olduysa Allah hak getirir. On ikide anca varır. Eee o kimsede ne huşu bekleyeceğiz ki biz? Mümkün değil. İnsanların çalıştıkları iş ortamları ne kadar temiz? İnsanların temizlikten kastım sadece dışsal hicyenlik değil. Başlarındaki şefleri ne kadar onlara İslami davranıyor? Müdürleri ne kadar İslami davranıyor? Patronları ne kadar İslami ve insani davranıyor? Ne kadar hak, hukuka riayet ediliyor? Bir iş yeri çalıştıranın stresini kimse bilemez ki.
Yanında bir kişi çalışsa yeter sana. Bir kişi çalıştırdın mı yanında yeter. İkinciye gerek yok. Bir erkek için yanında bir tane eleman ondan sonra bir de böyle hafif huysuz bir hatun yeter dünyayı zehir etmek için. Üçüncü bir şeye aramana gerek yok. iş yerindeki elemanı değiştirirsin evdekini değiştiremezsin. Varsa imtihanın orada ikinciyi getirsen ikincisi de eleman da aynı olacak. İkinci eleman, üçüncü eleman, dördüncü eleman öğrettin gidiyor neden? Huzursuz. Bu da ayrı bir şey. Bakın bir kimsenin ibadetteki huysusu sadece o kimsenin içselliğiyle bağlı değil.
Yanıldığımız noktalardan birisi bu. Biz dini, bu acı bir şey. Deccalist kapitalist sistemin altında İslam yaşamaya çalışıyoruz. Deccalist kapitalist sistemin altında İslam yaşamaya çalışıyoruz. Bu nereye kadar huşu bulacağız ki biz? Koca koca AVM’ler var millet sabah ile bir giriyor gece çıkıyor. Bu son yüzyılın ibadethaneleri. Ben ibadethane diyorum oralara kızıyorlar bana. Bir de millet serzenişte bulunuyor. Buralara mescit yapılsın ibadet edeceğiz. Hz. Peygamber Sallallâhu Aleyhi ve Sellem Hazretleri diyor ki siz çarşıya gittiğinizde oralardan hızla geçiniz.
Oralarda şeytan çoktur. Biz çarşının göbeğine mescit kuracağız diye uğraşıyoruz. Biz camilerin altına alışveriş merkezi açıyoruz. Bir cami derneği, cami derneği cami yapıyor altını da dükkan yapıyor. Bu ne? Kiraya vereceğiz. Sebep? Caminin giderleri için. Ya bu caminin giderleri için olmadı aşağısız bir tane de market açın o zaman. Açıyorlardı zaten. Milletten paraları topluyorlar. Caminin altına market açıyorlar. Ondan sonra paralar gidiyor iflas ediyorlar. Oradaki cami derneğinde bir kavga bir gürültü bir patırtı bir çatırtı bir küldürtü.
Birili paralar gitmiş. Aynı şeyi belli dergahlar yapıyor. Belli cemaatler yapıyor. Yapıyorlar. Ne ne yapıyonuz? En kolayı da o market kuruyorlar bunlar. Bütün dervişler oradan olacak bütün cemaat oradan olacak marketi kuracaklar market büyüyecek zenginleşecek. O bir arkadaş öyle dedi. Kombatslan olacağız dedi. Ulan şimdi kombatslan da kalmadı. Nerede toplanan paralar şimdi? Yok. Kimin paraları? Müslümanların paraları. Ne oldu? İç oldu. Ama huşu içinde namaz kılmaya devam edecek gene o. Paraları iç etti ama benden büyük sakalı var benden büyük şalvarı var.
Devamlı sarıkla dolaşıyorlar. Harika. Evet. Gitti ama paralar. Hiç kimse hesabını sormuyor. Hiç kimse hesabını sormuyor. Ne? Huşu. hemen ben böyle imandan sonra helal kazancı bağladım ya huşuyu. E bugün bu zamanda Müslümanların en can alıcı noktası ya. Ya nereden kalktın şimdi helal kazancıya girdin? Böyle söyleyince birisi çıkıyor. Hocam şimdi helal kazanç diye bir şey mi kaldı? Bunu söyleyen ne biliyor musunuz? Kendisi haramdan geçiniyor. Tühya biz Allah bizi affetsin. Kazancımıza leke girmiştir sıkıntı girmiştir.
Ya Rabbi bizi affeyle. Böyle diyeceğine diyor ki bu zamanda helal kazanç mı kaldı diyor. Böylece vicdanını rahatlatıyor. Haram yemenin vicdanını rahatlatıyor. Haram yiyecek çünkü. Fetva buluyorlar. Haram yemeyle alakalı fetva buluyorlar. Bir yerden uyduruyorlar bir şey. Haram ya. Yeme. Müslümanın Müslümandan faiz alması haram. Annesiyle Kabe duvarının dibinde zina etmiş gibi günaha girer. Müslüman Müslüman’la faiz alamaz, faiz yiyemez. Müslüman Müslüman’la haksız kazanç yapamaz. Müslüman Müslüman’ı kandıramaz.
İman üzerine kandıramaz onu. İman üzerine yapamaz onu. Şimdi var ya iman üzerine hırsızlık yapamaz diye biz hırsızlığı sadece gidip oradan ekmek çalmak olarak görüyoruz. İslam ekmek çalana hiçbir ceza vermez. meşhurdu ya Antep’te çocuklar gitmişler iki dilim baklava yemişler. Dokuzar yıl ceza aldılar. Memlekette bankaları soyuyorlar o zaman için. İç ediyorlar bankaları. Bankaları iç edene hiçbir laf yok. Şirketleri iç ediyorlar. Devleti iç ediyorlar. Devleti iç ediyorlar. Devletten alıyorlar kredileri.
Alıyorlar teşvikleri. Teşvikleri iç ediyorlar. Hiç siz onların ceza gördüğünü gördünüz mü ceza aldığını? Yok. Oradan Antep’te iki çocuk iki dilim baklava aldı diye dokuzar yıl ceza yedi. İki dilim baklavadan. İki dilim baklava yiyen İslam’da cezası yok onun. Ekmek almış bir tane. Onda cezası yok. Oranın zenginlerine, oranın devlet teşkilatına, oranın belediye teşkilatına, İslam hukukuna göre onları diyor ki gelin bakayım siz. Ne oldu? Bu ülkede, bu şehirde açlar var haberiniz yok. Bu şehirde açıkta yaşayanlar var haberiniz yok.
Bu şehirde ekmeksiz olan, susuz olan, aç açık olanlar var. Sizin bundan haberiniz yok. Sorumlusu sizsiniz diyor İslam’da. İslam ona sorumluluk yüklüyor. İslami anlayışta, felsefede, inançta, tırnak içerisinde söyleyeyim. Belediye başkanı demek o şehirdeki açlardan, açıklardan, yoksullardan, fakirlerden, fukaralardan, dullardan ve yetimlerden sorumlu kimse demek. Siz Hz. Osman Efendimiz’in her gece erzak dağıttığını bilir misiniz? Hz. Hasan Efendimiz’in her gece erzak dağıttığını bilir misiniz küfeyle?
Her gece. Gece karardıktan sonra küfeyi alır sırtına Medine’nin arka sokaklarında, bugünkü dediğimiz varuşlarda açları açıklara dolaştırılır. Medineliler de derlerdi ki dedesi kadar onun, Müslümanlarda da bir de enteresan böyle bir hal var. Bakın Medineli Müslümanlar derlerdi ki dedesi kadar bu cömert değil Hz. Hasan Efendimiz’in. Arkasından konuşurlardı. Dedesi kadar cömert değildi. Öldüğündeki hikayeyi biliyorsunuz değil mi? Ölünce, tabi hizmetkarı yıkıyor, bakıyorlar yakın eşrafı, sırtında nasırlar var.
Küfe izleri var, nasırlar var diyorlar ki bunlar ne? Biraz da yara olmuş onlar, çatlamış patlamış, kanamış. Hizmetkarına soruyorlar, bunlar ne? Hizmetkarı o zaman söylüyor. Diyor ki biz her gece Medine’de arka sokaklarındaki fakir fukarayı dolaşır, onların ihtiyaçlarını görürdük. Her gece. Gece. Yine tırnak içerisinde İslam ahlakında zekat dağıtırken kamyonun üzerinden çuval atmak yok. Sadaka dağıtırken tırının üzerinden yoğurt atmak yok. Hacca gitmiş o da yoğurt tutacağım diye uğraşıyor. Nereye geldin?
Hacca. Parası olana farz, gücü yetene farz. Buraya yoğurt kapmağa mı geldin? Bir tane su kapacağım diye uğraşıyor. Buraya su kapmaya mı geldin? Yemek dağıtıyorlar ya, atıyorlar yemekleri. Yok İslam’da. Yok. Siz insanlara tırın üzerinden yemek atamazsınız, ekmek atamazsınız. Yok İslam’da. Yok biz bunları kaybettik. Şimdi kaybettiğimiz huşuyu aracağız. Allah bizi inşallah ona eriştirsin. Bir kimseye talip olmayı düşündüğümüzde si
2. Nikâhın Kolaylığı: Sünnet-i Resûl’e Göre Evlilik ve Derviş Kıssası
z denk değilsiniz, manayatınız farklı. Onun babası falanca, filanca, o çavuş ama sen değilsin. Onun gibi biri ancak filanca gibi manayatlı bir kimseye denk gibi şeyler söylüyorlar. Bu da bizim geri adım atmamıza sebep oluyor. Sizin bu konudaki düşünceleriniz nelerdir? Arkadaşlar böyle şeylerden geri adım atıyorlarsa bizim sohbetlerimizi dinlemiyorlar hiç demek. Bizim yolumuzdan gitmiyorlar demek. Bizim yolumuz sünneti Resulullah. Ben bekarım evlenmeyi düşünmüyorum. bir kiraya verdiğimiz bir yer vardı.
Oradaki kiracılar çıktı. Çıkınca ben de evi tadilat yaptım. Salonu genişlettim, büyüttüm. Dışarı biraz mutfak biraz böyle uydur kaydır olacak şekilde bir banyo yaptım. Benim düşüncem orayı dergah yanmaktı. Orada da zaten daha önce Risale-i Nur okuyanlara ben orayı şeye ver dedim, kiraya vermiştim. Onlar çıkınca ben tadilat yaptım artık şey yapacağız orada, zikrullah yapacağız. Dersi dedemin evinde yapıyoruz biz. Dedemin evinde de su yok, elektrik yok. Ondan sonra gaz lambasında ders yapıyoruz. Ben tabi orada Risale okuyan arkadaşlar vardı ondan sonra hiç onlara çıkın demedim ben.
Onlar kendileri çıktılar bir müddet sonra. Tabi o da ayrı bir hikaye de onlar Risale okuyanlar var. kendileri kendi evlerini Risale’ye açmıyorlar. Çünkü karakolu gidebirde çağırıyor. Benim bildiğim yok tabi karakolun çağırdığından. Ben verince evi dakika bir gol bir gel bakalım gittim buyurun. Dediler bunları vermiştiniz. Ha verdim. Ha yasak mı dedim ben. E değil ne yapıyorlar bilmiyorum dedim. Sonra bir sağa herhalde daha o kulaklar içindesin çok cevval bir adam. Çantacı Necmi abi meşhur. Onunla falan tanıştık sohbet ettik filan.
Neyse evde onlar vardı onlar çıkınca ben yıktım taban tahtası çaktım oraya. Biraz ağzını yüzünü düzelttim. Orada ders yapıyoruz artık biz zikrullah yapıyoruz. Tabi bizim için o salon büyük şey değil çok hoşumuza gidiyor harika. Şeyh Efendi geliyor filan. Bir gün Şeyh Efendi geldi. Abdest aldı. Ben havlu tuttum. Mustafa Efendi burası çok güzel oldu evladım. Allah razı olsun efendim dedi. Buraya bir dişi kuş lazım dedi bana. Allah Allah. Emredersiniz efendim. Evlen oğlum dedi. Ben daha önce de konuştuğumuzda ben evlenmeyi düşünmedi mi onu birkaç sefer beyan ettim.
Evlen deyince emredersiniz efendim dedim. Sonra neyse evlen dedi. Emirdemir’i keser evleneceğiz. Orman işletmesinde çalışıyorum. Orada park var çocuk parkı. Çocuk parkında da bir arkadaşın kayınvalidesiyle yanında bir kız var. Bizim arkadaşın çocuklarını oynatıyorlar orada. Kendi kendime dedim bu kız bekarsa alayım bunu ya dedim. Feraceli kız bir tek gözleri görünüyor başka hiçbir şey görülmüyor o kızdan. Nasıl olsa evleneceğim Şeyh Efendi evlen demiyse birini alayım evleneyim bitsin mesela. Evlilikse evlilik.
Şeyh Efendi telefonda cuma mübarek selamünaleyküm aleyküm selam. Dedim burada bir kız gördüm dedim. Bizim bir arkadaşın baldızının talebesiymiş. Müsaade edersen ona gideyim bir bakayım ben. Git bak dedi. Neyse gittik Manisa’da ondan sonra bir arkadaşın o baldızın evinde konuşacağız. Tabii onlar istihare falan yapmışlar. Benim istihare falan yapmadım ben gideceğim. aldım aldım bitecek benim işim. Şimdi millet işi büyütüyor çok uzatıyor böyle. Benim o zamanki kafam da o evlilik dedim bir dakikalık bir şey tamam tamam selamünaleyküm aleyküm selam.
Öyle benim için bir dakika. Yüzü de geçti de o yüzden tuhafına gitti. Ben gittim görüştüm dedim böyle böyle ben Kur’ân ve sünnet yaşamak istiyorum. Hiçbir eşya yok hiçbir şey yok. Tahtanın üzerine evleneceksin dedim. Tahtanın üzerinde yaşıyorum ben o zaman için. Bildiğiniz tahta bir tane dedenden kalma tahta bir divan var. O üstünde çaput minder var üzerinde. Samandan yastıklar var. Saman yastık. Ben ciddi ciddi böyle yaşıyorum. Bir tane örme kilim var. Önceden çaputtan örme kilimler vardı. Şimdi gençler bilmez onu.
Mahallede böyle kadınlar tahta tezgahlarda işlerdi. Bir şey eskiyince atılmazdı. Onlar böyle iplik gibi ince ince kesilir ondan çaput kilim olurdu. Unuttuk biz bunları. Biz bunları unuttuğumuz için zaten özgürlüğümüzü kaybettik. Evet. Biz böyle yaşamayı bıraktığımız için ülke olarak özgürlüğümüzü kaybettik. Ben onun üzerinde yaşıyorum. Allah affetsin. Bir duvar dolusu da kitaplık var. Kitabın üzerinde uyuyorum ben. Okuyorum haberi. Hadis okuyorum. Fıkıh okuyorum. Fetavayı hindiyeyi okuyorum. Buhari okuyorum komple.
Mesnevi okuyorum. Bildiğiniz kitabın üzerinde uyuyorum. Bir tane piknik tüpü var annemin. Üzerindeki demlik benim. Çay bardaklar benim. Geri kalan dedenden kalma. Miras. Hiçbir şey yok başka evin içinde. Dedemden kalma bakır kapkacaklar var. Ben onlarda yiyeceğim. Ben onlarda yiyip içiyorum. Dedemden kalma hepsi de. Baba dedemden kalma. Kimse kullanmıyor onları ben kullanıyorum. Şey değil miras . Dervişlik o zaman güzelmiş yanlız. Bunu da altını çizeyim. Neyse. Gittik konuştuk. Kızı dedim ki bende hiçbir şey yok dedim.
Benden hiçbir şey de bekleme. Dedim Kur’ân ve Sünnet’i yaşayacağız bu kadar. Ailen böyle kabul ediyorsa dedim şeyhimden ben bakmak için izin aldım. Şeyhim he derse ben Nikah kıyacağım götüreceğim. Bu kadar. Ben bir anneme danışayım. Annesi oradaymış. Gitmiş annesine danışmış. Annesi demiş ki bir yatak odası alsın. Ben dedim bir şey almayacağım diyorum siz daha yatak odası alsın diyorsunuz. Geldi tekrar. Annesi demiş iki çek yat alsın. Ya siz dedim Türkçe konuşuyor. Almayacağım hiçbir şey. Tabii bunlar da istihare yapmışlar ben gitmezden önce.
İstiharelerinde onlar kız demiş kız rüya görmüş o beşinci makamda. Annesi rüya görmüş o dördüncü makamda. Ondan sonra onlar böyle rüya görmüşler. İş bitik onlar da. Ondan sonra böyle böyle Allah’ın emrini koysun koyamam dedim şeyhimden izin almam lazım. Telefon aç. Aradım hacan ne çıktı dedim selamünaleyküm selam. Baba orada mı dedim hacan ne? Sivas’a gitti oğlum dedi. Dedim Sivas’a gitmiş bulamayız orada hiçbir yerde dedi. Mümkün değil. Ben de bulsam söyleyeceğim ama biz burada görüştük konuştuk.
Ondan sonra bir sıkıntı yok. Ben nikahı kıyıp götürüyorum diyeceğim. Aa buluşamadık dediler ki olmadı dediler ki babasıyla tanış olur gideyim tanışayım nerede? Kara yollarında şoför. Gittim kara yollarını buldum adama telefon açmışlar söylemişler. Ben dedim filancayı arıyorum dediler ki orada seni bekliyor. Ben yürüdüm gittim tabi adam gördü boy pos yakışıklılık endam yerinde. Böyle bir gördü beni selamünaleyküm selam ben Mustafa Özba bir sarmaştık. Maşallah dedi ya. Ondan sonra gözlerinden öpebilir miyim dedi hayır dedi.
Adam kaldı. Daha ilave söylediklerim var tabi. Şatıat o zaman. O zaman için şatıat bunlar. Tabi şimdi şatıat diyor. Adama şunu dedim. Deseniz ki dedim bu cesareti nereden buldunuz? Benim pirim Hazreti Ali radıyallahu anh Hazretleri dedim. O ki dedim kendi göbeğini kendi kesti kendi işini kendi yaptı dedim. Gitti peygamber salallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin kızını edep etti. İsteyemedi ama isteyeceğini beyan etti. Benim pirim o dedim. Adam böyle kaldı. Benim dedim sahabeden pirim Hazreti Ali radıyallahu anh Hazretleri.
Adama söylediğim şey bu. Benim şeyhim Nefşehli Abdullah Gürbüz efendi. Benim pirim Abdülkadir Geylan Hazretleri Ahmet el Rufay, Ahmet el Bedel İbrahim Dursun ki sıraladım. Sahabeden pirim benim Hazreti Ali radıyallahu anh Hazretleri dedim. Peygamberlerden pirim filanca dedim. Adam kaldı zaten. Söyleyecek laf yok. Yok dedi şeyhiniz dedi izin dedim ben bakmaya izin aldım. Eğer dedim isteme derse gelir ister alır götürürüm dedim. Adam kaldı. Ben dedim öyle geliver ayazım gidiver tingozum yapamam dedim.
Ben gelirim Allah’ın emrini koyar alır nikahımı kıyar alır götürürüm dedim. Bu kadar. Evlenmek bir dakika. İkinci dakikası israf. Üçüncü, dördüncü, beşinci dakikalar gitti zaten. Allah yoluna çıkasın. Bunu yazan kardeşler bunun kaçıncı seferi anlattım bilmiyorum ben bu şeyi kıssayı öyle değil mi? Bunu hala da böyle insanlar kendi kendilerine kendilerince dogmatik ölçüler koyuyorlarsa bunlar kendi problemleri. Müslüman, mümin evliliği kolay olanıdır. Nikahı kolay olanıdır. İşi kolay olanıdır. Kolaylaştırınız, zorlaştırmayınız hadisine uyan kimsedir.
Ama aynı Müslüman doğru sözlüdür. Doğru sözlü. Emin insandır. Onun sözüne güvenilir. O kimse bir söz verdiyse bitmiştir mesela. Mesele bitmiştir. Mümin bir erkek eşini boşamayı düşünmez. Mümin bir erkek. Geçindirmeyi düşünür. Geçinmiyorsa, geçindiremiyorsa birinci derecede erkek sorumludur ona. Problem varsa evde birinci derecede erkek sorumludur. Kadın değil. Kadına sorumluluk yükleyen erkekler zayıf kimlik ve kişilikli erkeklerdir. Evini geçindirebilecek o, bir kadını idare edebilecek, onun geçimini sağlayabilecek olgunlukta, kemalatta değil onlar.
Evet. O yüzden öyle. Evlenecek olan kimse gider selamın aleyküm aleyküm selam ben senin kızına talibim veya ben senin oğluna talibim veya ben sana talibim. Öyle. Çünkü daha önce evlenmiş ayrılmış bir kadın istediği kimseyle nikahlanabilir, hakkıdır. Anne sine babı Hanefi’ye göre, annesine babasına danışmak zorunda değildir. Evlenip ayrılmamış olanlar nikah kıymaya hiç evlenmemiş olan, hakları vardır Hanefi’ye göre. Ama ailelerinin isniyatifiyle yaparlarsa daha hayırlı olur, daha güzel olur. Ama aileler de zorlamayacak.
O kimse gider kızın babasıysa selamın aleyküm aleyküm selam ben sizin kızınıza talibim. Eğer evlenmeyi düşünüyorsa ben görüşmeye arz ediyorum. Bitti bu kadar. Görüştüler, konuştular var mı bir sıkıntı yok, var mı bir problem yok. Bitti selamın aleyküm aleyküm selam. Şimdi millet evliliği ağırlık. Benim gençliğimde Bayındır’da millet 20 bölüm, 30 bölüm, 50 bölüm tarla satardı evlenmek için o hale geldi şimdi insanlar gene. Şimdi insanlar tekrar o hale geldi. Döndüler, dolaştılar ya evdeki beyaz eşya alınacak olan beyaz eşyanın markası dahi konuşulur mu?
Perdenin markası konuşulur mu ya? Biz bu hale mi geldik? Şimdi evlenecek adam karşı taraf çocuğun erkeğin üzerinde tapu ne var onu soruyormuş. Allah bize hidayet eyle ya. 755. Beyid. Onlar bu meşhur 7 kat gökten başka d
3. Mesnevî 755. Beyit: Kozmik Yıldızlar, Kutup Veliler ve Yeryüzünde İlmin Nuru
iğer göklerde seyir ve hareket ederler. Birbirlerine bitişik ve birbirlerinden ayrı olmayan bu yıldızlar Allah’ın nurlarının ışığında dururlar. geçen derste bu yıldızların ardında yıldızlar vardır onlar sönmezler onlar bozulmazlar. Deyip zamanın mürşidi kamillerini velilerini anlattıydık. Aynı şey aynı şey devam ediyor aynı konu. Onlar bu meşhur 7 kat gökten başka diğer göklerde seyir ve hareket ederler. Hazreti Pir böyle söyleyerekten aslında 850 yıl önce saman yolunun dışını anlatıyor bize. İşin zahir tarafı.
Güneş sisteminin dışında sistemler olduğunu saman yolunun dışında değişik saman yolları olduğunu anlatıyor bize. Onlar meşhur 7 kat gökten başka 7 kat gökten başka diğer göklerde seyir ve hareket ederler. Demek ki öyle yıldızlar var öyle gezegenler var. Bu 7 kat gök dediği bu güneş sistemi bunun dışında bunun dışında diğer göklerde diğer gökte de değil göklerde saman yolunun dışında diğer saman yollarında ne yapıyorlar seyir ve hareket ediyorlar. Birbirlerine bitişikler birbirlerine bitişik ve birbirlerinden ayrı olmayan bu yıldızlar.
Şimdi bunlar hem böyle birbirlerinden ayrı değil birbirlerine de bitişik sistem olarak. Sistem olarak. Bunlar böyle ne yapıyorlar orada devam ediyorlar ve bunlar da yanma olmuyor değişme olmuyor. Bunlarda bozulma olmuyor. güneş sisteminde bozulma söz konusu olmuş olsa güneş sistemi komple kıyameti yaşar. Çöker güneş sistemi. Güneş kendi yörüngesinden milim kaymış olsa komple güneş sistemi çöker. Güneşte ısı bilmem kaç derece bilmem kaçta kaç eksilmiş olsa dünya buzhaneye döner. Bildiğiniz buzhane olur.
Ay buz kesilir anında. Dünya buz kesilir anında. Anında. Bakın anında. Dünyaya dışarıdan herhangi bir etki olmuş olsa dünyanın bütün yörüngesi bütün çalışma sistemi bozulur. Çünkü dünya tek başına bir şey değil bağlantılı. Bağlantılı olan yıldızlar bağlantılı oldukları noktaya göre hareket ederler. Ama öyle yıldızlar vardır ki onlar bağlantısı yoktur. Onlar başlı başlığına kutuptur. Hazreti Pir diyor ki o başlı başlığına kutup olanlar Allah’ın nurundan alırlar. Zamanın kutupları, zamanın kutupları direkt Allah’ın nurundan alırlar.
Direkt Allah’ın nurundan. Bir kısım veliler vardır. O veliler bir velinin nurundan alır. Bir pirin nurundan alır. Bir sufi şeyhinin nurundan alır. Şeyhinin nurundan alır. Sufinin hamı, sufinin bilmeyeni, yetişmemiş olanı nereden aldığını bilmez. Ama sufi direkt şeyhinin nurundan alır. Direkt. Başındaki şeyhi kutup ise o direk Cenab-ı Hak’tan alır. Eğer başındaki şeyhi kutup değil ise o bir kutuptan alır. Hazreti Pir yine başka bir beytinde der ya bir mumdan yanmaya bak. Hangi mumdan yanmışın önemli değil der.
Bir mum öbür mumdan yanar, o öbür mumdan yanar. Mumların arasında bir fark var mı da? Yoktur. İstersen şeyhinden al, ister Hazreti Peygamber’in Sallallâhu Aleyhi ve Sellem’den al. İstersen sen Cenab-ı Hak’tan al. Bu senin istidadınla alakalı. Bu senin onu kaldırıp kaldırmamanla. Buna yetişip yetişmemenle alakalı. Bu ampul kaç watt? 220 watt. 220 watt ile yanan bir ampule sen bakabiliyor musun? 60’lık, 70’lik, 80’lik, 100’lük bir ampule bakıyorsun. Gözün buna dayanıyor mu? Evet. Peki oraya 500’lük bir ampul koysak sen ona çıplak gözle bakabilecek misin?
Hayır. Ne olacak? Gözlerin kamaşacak gidecek. Hiçbir şey görmeyeceksin sen. Bakın hiçbir şey görmeyeceksin. Hiçbir şey tanımlayamayacaksın. Bu onun gibi bir şey. Hiçbir şey tanımlayamaz o manevi olarak. Bazen sufiler böyle hal görürler. Hal görürler. Hal gördüklerinde mesela Hz. Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretlerini gerçeğine yakın bir maneviyatta görürlerse gözleri kamaşır. Göremezler. Bu noktada mesela direkt nur olarak tecelli ederse hiç bakamazlar zaten. Bakın hiç bakamazlar. Kafasını kaldırıp bakamaz bile.
Ama kalbim bilir mi? Bilir mi o Hz. Muhammed Mustafa’nın nuru diye bilir. Kafasını kaldırıp bakamaz ama. Bakın tekrar söylüyorum. Kafasını kaldırıp bakamaz. Gözünü kaldırıp bakamaz ona. Sebep o daha henüz o hale gelmedi. Ve yine Hz. Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretlerinin gerçek nur tecelliyatıyla bir Müslümanın kaldırması çok zordur yine. Onun bakması yine zordur. O ayrı mesele. bunlar nedir? Bunlar bildiğimiz evliyaların üstünde olan kimselerdir. Evliyaların üstündedir bunlar. Evliya nedir?
4. 5. makamdakınlar evliyadır. 3. sonra evliyadır. Altıda veli olur o kimse. Nefis menatip olarak 6. makama geldiğinde o kimse veli olur. O 7. makama geldiğinde mürşidi kâmin olur. Ey Muhammed de ki ey mülkün sahibi Allah’ım. Mülkü dilediğine verir dilediğinden de o mülk alırsın. Dilediğini aziz, dilediğini zelil edersin. Hayır senin elindedir. Şüphesiz ki sen her şeye kalırsın. Bir kimse böyle olduysa onu hasislenme. Onu bu hale Allah getirmiştir. Dilediğine verir. Dilediğine hikmeti verir. Dilediğine veliliği verir.
Dilediğini peygamber yapar. Yapmış. Sen nefis bir şey olma. Sen nefis bir şey olma. Dilediğini peygamber yapar. Yapmış. Sen neden o veli oldu ben olmadım diye hasislenme. Neden o evliya oldu ben olmadım diye hasislenme. Sen çalış gayret et. Yürü sen. O eğer onu aziz ederse bir kimseyi Allah aziz edecekse bütün dünya insanları toplansa onu zelil edemez hiç kimse. Allah bir kimseyi de zelil edecekse bütün insanlar toplansa onu aziz edemez. yine bir âyet-i kerîme var ya Allah sana yardım edecekse diyor bütün insanlar onu engellemeye kalksa onu engelleyemez.
Allah sana yardım etmeyecekse bütün insanlar sana yardım etmeye çalışsa hiçbir kimsenin yardımı sana dokunmaz. Dokunmaz edemezler. Yardımın gerçeği hakikati sahibi Allah’tır. İyyâken abdü ve iyyâken esde’in. Ancak sana ibadet eder ancak senden yardım dileriz. Cenab-ı Hak sebepler dairesinde insanların üzerinden yardım ettirir ama onun arkasında gerçekte Allah vardır. Biz bu noktada Allah’ı göreceğiz. Hazreti Enes naklediyor. Yeryüzünde âlimler gökteki yıldızlar gibidir ki kara ve denizlerin karanlıklarında onlarla yollar aydınlanıp bulunur.
Yıldızlar batınca rehberlerin yolu şaşırmaları an meselesidir. Ahmet bin Hanbel’den nakletmiş. Demek ki yeryüzündeki âlimler, yeryüzündeki veliler, yeryüzündeki kutuplar, yeryüzündeki Allah dostları bunlar nedir? Gökteki yıldızlar gibidir. Bunlar güneş karanlığa gömüldüğünde, çekildiğinde, dünya karanlığa gömüldüğünde nasıl ki yıldızlar karanlıkta kalan bir kimseye yol gösterici hükmünde ise âlimler, şeyhler bunlar da ümmeti Muhammed’e yol gösterici yıldız hükmündedir. Onlarla yollar aydınlanır, onlarla insanlar yönlerini bulur.
Yönsüz, yolsuz insan bir yeri bulamaz. Ama İslam toplumunu dejenere etmek için, İslam toplumunu Kur’ân ve Sünnet’ten ayırmak için içerideki batıcılarla dışarıdaki gavurlar bir oldular. Bizim nezdimizde şeyhleri, âlimleri, yol göstericileri tu kaka ilan edip onların hepsini de gözümüzden düşürdüler. Bir kısmını bu kimselerin kendileri de sebep oldu. Nasıl sebep oldu? Nefislerine uydular. İnsanlardan şey’enillah dediler, insanlardan istediler. Yattıkları amellerin karşılığını insanlardan para, pul, makam, mevki olarak istediler.
Âlimler bozuldu, şeyhler de bozuldu. Şeyhler de dünyaya tamah ettiler. Şeyhler de etrafındaki insanların mallarına, mülklerine tamah ettiler. Onlar da bozuldular. Zaten dışarıdan bozmak istiyorlar, içeriden bozmak istiyorlar. E bunlar da kendi kendilerini bozdular. Hepsi de böyle tevafukat bozuklukta birleştiler. Ve böylece toplumun nezdinde değer kaybettiler. Toplum nezdinde değersiz kimler? Âlimler, şeyhler, hocalar, din adamları. Toplum nezdinde itibarsızlaştırıldılar. Yol gösterici hükmünde olan kimseler ne yazık ki itibarsızlaştı.
Farkında değil toplum. Böylece din itibarını yitirdi. Siz hiç kimseye, yavrum tıp okumana gerek yok, evde kitabı oku doktor olursun diyeni duydunuz mu? Siz hiç, evladım senin kalkıp da böyle eğitim fakültesinde okumana gerek yok. Al sen kitaplarını oku, öğretmen çıkarsın. Hiç duydunuz mu böyle bir laf? Sen hukuku evde çalışarak mı kazandın? Okula gitmedin mi? Gittin. Birisi demedi sana değil mi? Oku kitapları sen avukat olursun demedi. Hiç kimse demez bunu bakın. Siz birisine gitseniz ben kendi kendime bütün tıp kitaplarını okudum, doktor oldum kardeşim.
Gel bana tedavi ol, gel bana ameliyat olsa desek kim burada ameliyat olur? Kimse olmaz. Kim tedavi olur? Kimse olmaz. Hatta klasik otla çöple tedavi edeceğiz diye uğraşanlara da yükleniyorlar siz de gitmeyin onlara yapmayın etmeyin, ota çöpe gitmeyin. Ya bu deccalıların kurduğu bu hapları YouTube oyna. Neden? Onlar bu işin ilminde değil. Aile. Ya tıp olunca ilmine gideceksin okuyacaksın, iktisat olunca okuluna gideceksin, okuyacaksın herhangi bir meslek sahibi olunca gideceksin bir yerde okuyacaksın veya gideceksin bir yerde çalışacaksın, çıraklık yapacaksın, öğrencen.
Bütün dünya ilimler için, bütün bilimler için bu geçerli. Bir tek İslam dini için geçerli değil. Kitabını okusan evde, öğrenirsin evde. Oku Kuran’ın evde. Ha sen Kuran’a alim olursun. Elif’ten haberi yok benim gibi, B’den haberi yok. Bir tane meal alacak arkadaş eve, meali okuyacak, dini öğrenecek. Ya buna alim lazım değil mi? Değil. En güzeli de şuydu. Ne o? aracı kullanmayın, bilmem kimsenin, hiç kimseye şey yapmayın diye reklam var, bilmem kimin kitapları, bilmem kaç tane? 25.000 lira. Gece saat 3, kendi kendime dedim, ulan şu adamlara bakın Kuran yeter diyorlar dedim ben, bilmem kimin kitapları, bilmem kaç tane?
25 lira. Ulan Kuran yeterse sen ne yapayım 25 tane kitap yazdın. Yetmedin de mi 25 tane kitap yazdın sen? Hem Kuran yeter dedin, ee sen ne kitap yazdın o zaman? Ne kitap yazdın sen? Roman mı yazdın? Yok ne yazdın? Dedi kitap, Kuran’ı anlama, Kuran’ı öğrenme, Kuran’a tabi, indirilmiş din, gönderilmiş din, yok indirilmiş din. Yok indirilmiş din, yok indirilmiş din, üstü resmi var orada. Sen ne amma yazdın ya? Ne amma yazdın sen? Ah yok, buradaki amaç ne? Aslında amaç şu, dini hiç kimse gerçek manada anlamasın.
Gerçekten. Siz o derdi Kuran’ı mı zannediyorsunuz onlara? Öyle gelene diyorum, doğru söylüyorsun faiz, haram alan veren hepsi de haram. Kuran’ı haram etmiş mi diyorum ben? Etmiş. Bağırsana ya dedim ben faiz haram diye. Bakıyor şimdi bana. Kuran’ı yasak etmemişim kardeşim. Biz faiz haram derken helal mi diyoruz dedim? Biz de Kuran’a tabiyiz. Arkadaşlar faiz haram, fuhuş haram, kumar haram, falokları haram, domuz eti haram, kan haram, leş haram. Temiz yiyecekler helal. Paketlenmiş yiyeceklerin hiçbirisi de temiz değil.
Kuran diyor, helal yetmiyor. Size temiz ve helal yiyecekler size diyor, emredildi. Ve bir daha tehdit var eğer bundan saparsanız diyor. siz temiz ve helal yiyeceklerden saparsanız. Tehdit var. Evet büyük tehdit var. Neden? Allah insanı koruyor. Dertleri bu değil. Dertleri ne? İtibar kaybettiriyorlar. Ve insanlar dini öğrenmesin. Dini tam manasıyla anlamasın. Bakın İslam dünyasına buna Türkiye de dahil, buna Türkiye de dahil bütün dinini yaşamaya çalışan, yaşayan, biraz mürekkep yalamış, biraz böyle bir şeyler söyleyen kimselerin hepsi de itibar kaybının uğratılır.
Hepsi de. Hepsine de laf söylerler. İslam dünyasında en rahat laf söylenecek insanlar alimlerdir, şeyhlerdir, sufilerdir. En rahat. En rahat. Neden? İtibarsızlaştırırlar. İslam ile mücadele eden gavurlar itibarsızlaştırır. Müslümanlarla uğraşan gavurlar onları itibarsızlaştırır. Onların aleyhinde konuşur. Onların aleyhinde yazarlar. Televizyonda, basında, yayında her yerde onların aleyhine konuşulur. Onların aleyhine konuşulur. Ve insanlar bilir bilmez ne yazık ki onlara düşman olur. Onların aleyhinde konuşmaya başlarlar.
Allah Allah. Hiç tanımalarına gerek yok. Bilmelerine gerek yok. Ben bir dükkana girdim. Selamünaleyküm aleyküm selam. ooo. Mustafa abi hoş geldin falan böyle baktı. Mustafa Hoca dedikleri sen misin dedi. Ben hoca değilim dedim. Böyle baktı. Senin hakkında çok şeyler konuştum da dedi. Allah’a veresin hesabını dedim. Hakkını helal et dedi. Etmiyorum dedim. Böyle baktı şimdi bu. Dedim beni tanıyor musun? Hayır dedi. Böyle hafif sakalı da var. Dedim ya. Sakallı Müslüman dahi dedin. Tanımadığı bir kimsenin arkasından konuşuyorsa vay bizim dinimize dedin.
Vay bizim Müslümanlığımıza, vay bizim dindarlığımıza dedin. Neyse ya hakkını helal et. Bak nasıl tepeden davranıyor de. Ya ben sana etmiyorum dedim. Sen daha hakkını helal et diyorum bana dedim. Bir de kibirlenerekten söylüyorsun dedim. Tepeden bakaraktan söylüyorsun dedim. Sen kimsin dedim ya. Bu böyle baktı. Sen kendini ne zannediyorsun dedim ya. Ne zannediyorsun sen kendini dedim. Sen beni normal böyle dedim. Vasıfsız kimliksiz kişiliksiz kimselerle karıştırdın herhalde dedim. Mahşer de dedim böyle senin gırtlağından tutacağım kaldıracağım böyle dedim havaya dedim.
Mahşer dedim bana ait dedim. Senin dedim böyle gırtlağından tutacağım kaldıracağım silkeleyeceğim böyle dedim. Ben böyle dedim. Diyeceğim ki dedim ben. Ya Rabbi ben bunlardan davacıyım. Bunlar çünkü benim namusuma şerefime, haysiyetime benim kızlarıma, damatlarıma, çocuklarıma, aileme bunlar laf söyledi. Bunlar benim namusuma şerefime, haysiyetime laf söyledi. Bunlar benim dinime, imanıma, yoluma laf söyledi. Bunlardan davacıyım dedim dedim. Bunun rengi gitti. Mahşer de dedim beni bekle. Zaten bekleyeceğiniz de dedim.
Ama ben dedim büyük bir ihtişamla gelcem oraya dedim. Benimle olan hesabını toplacaklar böyle dedim. Sizin hesabınız bekliyor. Neden? Zaten Mustafa Özbağa gelecek diyecekler dedim. Böyle kaldı bu şimdi. Siz dedim dünyanın kralısınız şimdi. Dünya size güzel dedim. Filanca kimse at, fişmanca kimse at, fişmanca kimse at, at arkasından dedim. Benim arkamdan söylediklerinin %1’ini benim yüzüme söyleyebilir misin sen dedim ben. Böyle baktı bana. Bak söyleyemiyorsun dedim. Sen delikanlı yiğit adam değilsin ki dedim sana hakkımı helal edeyim.
Mahşer benim dedim. Şimdi o kimse, o kimse tanımadığımız, bilmediğimiz Müslümanların arkasından konuşmayı neden biz kendimize distir ediliyoruz? İtibarsızlaştırıyorlar çünkü. Bu bütün İslam dünyasında Osmanlı’dan sonra oldu. Osmanlı’da başladı bu. Siz Mısır’daki şeyhlerin ilaçla uyutulup kadınlarla fotoğraflarının çekilip gazetelerde basıldığını bilir misiniz? Evet. Evet. İtibarsızlaştırma adını. Siz Suriye’deki şeyhlerin böyle olduğunu bilir misiniz böyle yapıldığını? Bunu bana söyleyen Suriye bir iki önceki Diyanet İşleri Başkanı Ahmet Keftari.
Bu bütün İslam dünyasında oynanan bir oyun bu. Bakın önce alimleri, şeyhleri itibarsızlaştırdılar. Ardından mezhe
4. İtibarsızlaştırma Oyunu: Âlimler, Mezhepler, Hadisler ve Kur’ân’ı Hedef Almak
pleri itibarsızlaştırdılar. Bir mezhepsizlik ürettiler. Ardından hadisi şerifleri itibarsızlaştırdılar. Sahih miydi değil miydi, sahih değildi de atalım hadislerin hepsini. Ben 30 yıldır bağırıyorum ya sıra Kur’ân’a gelecek uyanın diye. Bundan 30 yıl önce ben kendim için konuştumu zannettiler. Birisi bunları bana dedi ki ya sen itibarsızlaştıracaklar diye sen böyle söylüyorsun dedi. Dedim ki Kur’ân’ın üzerinde itibarsızlaştırma hareketi başladığında beni hatırla dedim. Bunu çünkü Cumhuriyet’in ilk yıllarında mecliste bunu tartıştılar.
Kur’ân’ın içerisinden bazı ayetleri kaldıralım diye bunu beceremediler yapamadılar. Şimdi kim söylüyor bunu? Elin Fransız’ı söylüyor. Ne diyor? Kur’ân’ın içindeki belli ayetleri kaldıralım diyor. İncildeki ayetleri kaldıralım demiyor. Aynı cezalar İncilde’de var. Kur’ân’daki cezalar var ya fazlasıyla İncilde var. Neden biliyor? Fazlasıyla, fazlasıyla Tevrat’ta var. Kim bunun tartışmasını yapıyor? Kimse yapmıyor. Ama ne diyorlar? Kur’ân’da belli ayetleri kaldıralım. Neyin tartışmasını yapıyorlar?
Kur’ân tarihsel mi bakacağız? Evrensel mi bakacağız? Evrensel bakalım, tarihsel bakmayalım. O zaman evrensel bakınca Kur’ân’ın hukukla alakalı bu ayetlerini geçersiz kabul edelim. Bunu tartışıyorlar şimdi. Bakın itibarsızlaştırma nereye geldi dayandı? Biz şimdi ilk önce alimleri ardından şeyhleri, ardından mezhebi, ardından mezhepleri ardından hadisleri itibarsızlaştırdılar. Şimdi sokakta 18 yaşındaki çocuk diyor, Hocam hadisler sahih mi? Oğlum sen kaç yaşındasın dedim. 17 yaşındayım dedi. Sizin evinizde hiç hadis kitabı var mı dedim.
Yok amca dedi. Oğlum hadis kitabı yok evinizde dedim. Sen hadislerin sahih olup olmadığını nereden tartışacaksın? Tartışamazsın. Onlar söylüyorlar. Herkes din alimi. Adam oradan bir meal okuyor. Kur’ân’ı Kerim’de böyle ayet var. Kardeşim o ayet nerede indirildi? Niçin indirildi? Hangi olayın neticesinde olduğu? Esbab-ı nüzulünü biliyor musun? Hayır. Ya esbab-ı nüzulüne bakmadan o ayete nasıl mana vereceksin sen? Kur’ân kendi kendine tefsir eder hocam. Ben başka ayetlere baktım onu tefsir ettim.
Ya kardeşim Kur’ân muhakkak kendi kendine tefsir eder. Ama o esbab-ı nüzulüne bak. Sebebine bak. O ayetin sebebi ne? Ona göre Hz. Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretleri o ayetin tecelliyatın hükmünü nasıl vermiş ona bak. Yok bakmayacak. O mealden okudu bitti. Allah bizi muhafaza eyle zeynep. böyle alimler, alimler şimdi ta başa geldim. Alimler insanların karanlıkta kaldıkları zaman yol göstericileri desin. Asıl alim odur. Vakkaya iştahat eder. O esnada o kimse ne yapacağını ne edeceğini ne tarafa gideceğini bilemez.
O esnada yaşayan bir veliye, yaşayan bir alime, fıkıhla alakalıysa o kimseye danışır, o kimse ona yol gösterir. Işık hükmündedir. Işık hükmünde. Eğer onlar olmazlarsa o zaman zaten kıyamet kopar. en son Allah denilendi vefat ettikten sonra kıyameti bekleyiniz. Hadesesi tecelli eder. Rabbim muhafaza eyleyesin inşallah. Ben yine Hz. Pirden bunu şerh ederekten bitireyim. Ben de yaratılışta sizin gibi karanlıktım. Fakat vahiy güneşi bana böyle bir nur verdi. Güneşlere nispetle biraz karanlığım fakat insanların karanlıklarına nispetle nurluyum.
Dikkat edin. Tahammül edebilsin diye nurum zayıf. Çünkü sen parlak güneşin eri değilsin. Balla sirkeden meydana gelen sirken cebin gibi ben de nurlu zulmette meydana geldim ve bu suretle kalp hastalığına yol buldum, faydalı oldum. Hasta adam hastalıktan kurtulunca sirkeyi bırak, bal yiye gör. Gözü tahammül edemediği için çip ile yıldız ışık verir. O da bu suretle yol bulur. Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem’in Z’de bunun sırrını faşetme, gözetlemesi. Peygamber sahabem yıldızlar gibi yola gidenlere ışık şeytanlara taştır dedi.
Herkes uzaktan görebilseydi gökyüzündeki güneşle nurlanırdı. Ve ey aşağılık kişi, güneşin nuruna delalet etmek üzere yıldıza ne lüzum kalırdı? Ay, buluta, toprağa ve gölge der ki ben de sizin gibi insanım ancak bana vahiy geliyor. Allah bizi hayırda buluşup, hayırda ileriye doğru koşanlardan eylesin. Selamünaleyküm.
Kaynakça
Âyet-i Kerîmeler
- Âl-i İmrân Sûresì, 26. Âyet: “Ey mülkün sahibi Allah’ım! Dilediğine mülk verirsin, dilediğinden mülkü alırsın; dilediğini aziz, dilediğini zelil edersin.” — Sohbette veliliğin Allah’ın bağşı olduğu vurgulanarak atıfta bulunuldu.
- Fâtiha Sûresì, 5. Âyet: “Ancak sana ibadet eder, ancak senden yardım dileriz.” — Huşu konusunda kulluk bilincinin Kur’ânî temeli.
Hadîs-i Şerîfler
- Salih Ev-Eş-Binek Hadîsi: “Dünyada üç şey niİmettir: salih bir eş, salih bir ev ve salih bir binek.” (İbn Mâce, Nikâh 5; Ahmed b. Hanbel, Müsned)
- Hz. Peygamber’in Sabah Namazı Kıssası: Hz. Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem, sabah namazını kasavetli bir bölgede değil, oradan uzaklaştıktan sonra farklı bir yerde kıldı — mekânın manevî huzura etkisini ortaya koymak için. (Ebû Dâvûd, Salât 11; Buhârî, benzeri)
- Çarşıda Şeytan Hadîsi: “En sevdiğim beldeler mescitlerdir; en sevilmez olanlar ise çarşılardır.” (Müslim, Mesâcid 288; TirmiŞî, Salât 119)
- Âlimler Yıldız Gibidir Hadîsi: “Yeryüzündeki âlimler gökteki yıldızlar gibidir; kara ve denizlerin karanlıklarında onlarla yollar aydınlanıp bulunur.” (Ahmed b. Hanbel’den naklederek; İbn Mâce, Mukaddime 17 — benzeri)
- Nikâhı Kolaylaştırın Hadîsi: “Kolaylaştırınız, zorlaştırmayınız; sevdiriniz, nefret ettirmeyiniz.” (Buhârî, İlim 11; Müslim, Cihâd 6)
Mesnevî Beyitleri (Mevlânâ Celâleddin-i Rûmî)
- 755. Beyit: “Onlar bu meşhur yedi kat gökten başka diğer göklerde seyir ve hareket ederler; birbirlerine bitişik bu yıldızlar Allah’ın nurlarının ışığında dururlar.”
- “Peygamber sahabem yıldızlar gibi — yola gidenlere ışık, şeytanlara taş.”
- “Ben de yaratılışta sizin gibi karanlıktım; fakat vahiy güneşi bana bir nur verdi. Tahhammül edebilsin diye nurum zayıf — çip ile yıldız ışık verir, o da bu suretle yol bulur.” — Hz. Pir’in kendi halâli.
Sohbet videosu: https://www.youtube.com/watch?v=GcANV6rCNkE