Bu Ramazan sohbetinde Karabaş-ı Velî Tekkesi’nde ele alınan konular: Mesnevî’deki müstehcen kıssalar meselesi ve Ehl-i Sufiye açılan savaşın arka planı; düğün masrafları, takıların hükmü ve zekat meselesi; doğum doktoru, oruçta niyet ve cuma/zuhru-âhir tartışması; Mesnevi’nin veliler=yıldız beyiti: gökteki yıldızların üç vazifesi (göğün süsü, şeytana taş, yol gösterici) ve bu vazifelerin yeryüzündeki Allah dostlarına uygulanması; Lât, Menât, Uzzâ — tarih boyunca toplulukları yıkan üç etken: zina, haram para ve zulümle iktidar; Hz. Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem’in Mekkeli müşriklere verdiği çağlar aşan cevap; sapmak (fikrî) ile azmak (fiilî) arasındaki fark; Necm 2-4’ün tefsiri; derviş kıssası (merkep sureti); Enfal 29 ekseninde feraset nuru ve hakikat nuru; Kur’ân ve Sünnet’e bağlılığın kalpte açtığı kapı ve kudsi hadis.
1. Sorular ve Fıkhî Meseleler: Mesnevî Eleştirisi, Düğün Masrafı ve Cuma Namazı
Selamun aleyküm. Allah gecenize hayır etsin inşallah. Cenab-ı Hak gününüzünü hayırlı eylesin. Tuttuğunuz oruçları makbul ve kabul eylesin inşallah. Mesnevîde bulunan müsteşcen kıssaları gerçekten kendisi mi yazdı yoksa sonradan ilave mi edildi? Bu konuda bize aydınlatır mısınız? Bakışa göre bu. Bazıları bakınca müsteşcenlik görür, bazıları bakınca hikmet görür. O yüzden kime göre müsteşcenlik? Bu ayrı bir tartışma konusu. İnşallah o beytlere geldiğimizde bunları geniş Allah izin verirse, sağlık, afiyet verirse, bunları sohbet edeceğimiz zaman çok geniş bir şekilde inşallah sohbet edeceğim.
Ben de o beytlere gelmeyi inşallah murad ediyorum, istiyorum gerekli cevapları vermek için. Allah izin verirse inşallah. İnşallah. Son dönem bu Ehl-i Sufiye açılmış savaşlardan birisi. Mesnevinin üzerinde, birili menfezlerde, birili yerlerde Rûmilik dini diye böyle laf atıyorlar. Bu sadece bunu Hz. Mevlânâ Ceraeddin Rûm Hazretlerine karşı bir eleştiri olarak görürsek bunu ayağımız doğru yere basmaz. Bunun arkasında bu topraklardan, bu toprakların sesi, bu toprakların kokusu, bu toprakların nefesi, kökü dışarıda olmayan, içine neo su, yeni bir tabir çıkardılar ya neo selefi diye, bu selefilik değil neo selefi yeni selefilik.
İçinde yeni selefilik olmayan, içinde vahabilik olmayan, içinde kaderiye den, cebriye den bir koku olmayan, bu toprakların kendi sesi, bu toprakların kendi nefesi. Kur’ân ve Sünnet’i kendi dairesinde ve bütün insanlara şumul olacak şekilde anlayan, yaşayan, yaşatmaya çalışan Hz. Mevlânâ ve bu toprakların kökünden gelen Ehl-i Sufilere savaş açtılar. Çünkü dinin bu noktadaki metafizik boyutunu yaşayacak olan Sufiler, o Sufilerin temelini teşkil eden Anadolu topraklarına yetişmiş Yunus gibi, Hz. Mevlânâ gibi, Hacı Bektaş gibi, Hacı Bayram Veli gibi, Üftadı Hazretleri gibi, örneğin Bursa’mızda yine büyük zatlardan, Emir Sultan Hazretleri gibi bu zatların o nefesiyle nefeslenmek, onların kokusuyla kokulanmasını istemiyorlar.
Öyle olunca da saldırıyorlar. Bu da o saldırılardan birisi. Genelde şeyler bu Adnan’ın takımı, Adnan Hoca demeyeceğim ona çünkü, Adnan’ın takımı bunu konuşuyor. Hiç Allah affetsin, merhamet yok, hiç ferahsiyet yok. Allah yiyesin inşallah. Nikah bu kadar basit iken günümüzde düğünlerin aşırı derecede gösterişli olması, masraflı olması, uzaması ile insanlar evleniyoruz derken yanlış bir adımla mı o yuvanın temelini atıyorlar? Ne yazık ki öyle. İnsanlar evleniyoruz derlerken ne yazık ki batıyorlar.
Hem madden batıyorlar hem manen batıyorlar. Bu gelenek görenek bizim adetimiz böyle, bizim şüğümüz böyle, bizim buyumuz böyle. Kocaman kocaman salonlar tut, o salonlarda insanları ağırla, heva heveslerine, gösterişlerine, şatıatına, şatafatına çanak tut. Bunun adı ibadet olsun. Kadına yapılan takılar kadının hakkı. Kadının mı hakkı? Kadının ise zekatını kocası mı vermeli, kadın mı vermeli? Bu bu meseleye gelenek giriyor. Takılar kadına mı ait olacak, erkeğe mi ait olacak, ikisinin ortak malı mı olacak buraya gelenek giriyor.
Ama hiçbir şey konuşulmamış olsa kadına takılanlar kadının olur, erkeğe takılanlar da erkeğin tasarrufunda olur. Hiçbir şey konuşulmazsa neden insanlar düğün hediyesi olarak ama kız tarafını tanıyorlar ama oğlan tarafını tanıyorlar, düğün hediyesi olarak onlara bir ikramda bulunuyorlar. Bu kime takılırsa bu takılar konuşulmazsa, konuşulması özel bir anlaşma. Düğünden önce konuşuyor aileler diyorlar ki erkek takımı, erkek tarafı kime takılırsa takılsın takılar benimdir. Bayan tarafı da diyor ki bayana takılanlar bayan anlar.
Örneğin konuşulması mı lazım? Valla lazım. Bu yüzden kavga çıkıyor sonradan. Bu yüzden lazım. Tabi bizim insanımız bunları konuşmuyor. Bizim insanlarımız bunu konuşmayınca diyelim ki erkek araba alacak ve şu altınları ver bir araba alalım. Kızı diyor ki vermem. Kıyamet o zaman kopuyor zaten. Veyahut da oğlanın babası düğünü yaparken borçlanmış. Eee geline söyle altınları göndersin. E neden? E benim borcum mu? E gelin mi yaptı senin borcunu? Çıkmasaydın meydana o zaman. Yok ya göndersin gelin takıları.
Aha kavga çıktı. Kavga çıktı. İyi dinlesen iki tane var sende. Askerden kalacak sonuçta. Ne versin? Kavga çıkıyor. Bu işin içerisinde gelenek giriyor. Şimdi Ankara’dan daha ileriye doğru giderseniz orada gelenek de gelinin herhangi bir hakkının hukukunun olması söz konusu değil. Her şey adamın da değil. Adamın babasının. Doğru mu? Abdülalim. Oralarda öyle değil mi? Hossi senin doğruluğuna alakan yok da. Kim var? Diyarbakır, Muş içinizde. Doğru mu? Hatta erkeğin bile şeyi yok değil mi? Hakkı yok.
Babasının hakkı. Geleneğin hakkı. Gelenek. Ya bu böyle aaa neden böyle? Böyle şeye gerek yok. Geleneği o. Oranın kültürü o. ne gelinin hakkı? Oğlanın bile hakkı değil o. Her şey babaya ait. Öyle olunca konuşulması gerekiyor. Konuşulmazsa sıkıntı. Konuşulmadı. Kadının hakkı. Erkeğe takılan da erkeğin hakkı. Zekatı. Zekatı da kadına ait. Koca’ya ait değil. Kadının parasının zekatı kadına ait. Erkeğin parasının zekatı da erkeğe ait. Kadının erkek doğum doktoruna gitmesi caiz mi? Yoksa orada ehliyetli olan başka bir kimse gidebilir.
Niyet etmeden iftar saati, oruç açarsak oruç bozulur mu? Niyet ettim Allah rızası için bugünkü orucumu bozmaya demeden. Oruç bozarken de böyle niyetle mi bozuluyormuş ilk defa okudum? Niyet etmeden niyet etmeye gerek yok. Vakit girdiği zaman orucunuzu bozabilirsiniz. Niyet ettim Ya Rabbi bugünkü orucumu bozmaya diye bir söze gerek yok. Cuma namazlarında zuhru âir ve vakti sünnet namazları kılıyoruz. Peygamber Efendimiz zamanında bu şekilde kılınıyordu. Bu şekilde mi kılınıyordu olacak? Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretleri zamanında Hz.
Ebu Bekir, Ömer, Osman, Ali zamanında hiçbir zaman zuhru âir namazı diye bir namaz kılınmadı. Eski fıkıh kitaplarında zuhru âir namazı yoktur. Cuma namazı dört dekat cumanın sünnetidir. Sonra cumanın hutbesidir. Hutbeden sonra namazı ardından dört dekat cumanın son sünnetidir. Hütbe namazdan öncedir. Pardon namazdan sonradır. Hütbe namazdan sonradır. Ama sonradan namaza, hutbeye kimse kalmıyor diye hutbeye öne almışlar. Sahabe döneminde öne alınmadı. Hz. Ebu Bekir, Ömer, Osman, Ali zamanında öne alınmadı.
Sonradan onu da öne aldılar fetva ile. O yüzden bizim şu anda kıldığımız cumanın ibadet sıralaması Hz. Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretleri Hz. Ebu Bekir, Ömer, Osman, Ali efendimizin ibadet sıralamasında değil. Onlarda hutbe namazdan sonra, bizde şimdi namazdan önce. Evet. Bugün geciktik. Ramazanları böyle arada bir çekme oluyor. Hakkınızı helal edin. İsterseniz etmeyin. Sorayım sonra sizler. Hiç böyle helal olsun diye bağırmadınız . Televizyonda bir gördüm böyle. Koru halinde helal olsun diyorlar.
Birisi telefondan selam veriyor. Selamünaleyküm diyor. Adam böyle yapıyor. Bir, iki, üç yapıyor. Herkes o aleyküm selam diyor. Siz hiç. Bir tane böyle kuş getirmiyorsunuz şurada cık cık cık ötsün. O papağanı getirmiyorsunuz ben onu burada yemliyim. Hiç hiçbir şeyden haberiniz yok . Sonra biriniz soru sorsun ben böyle papağanla ilgileneyim. Ona yem yedireyim. Hiç, hiç, hiç. Olmayacaksınız. Allah’tan ki Adnan ağabeyimizler kahvemizi getiriyor. O da olmasa kahvesiz, susuz bunlarda perper eşya alacağız.
Herkemin talihi o yıldızlardan olursa o kimsenin zati kafirleri taşlayıp yakar. bu sönmeyen, kaymayan, bozulmayan yıldızlardan bahsediyordu ya geçen hafta Hazreti Pir. Bunlarda bozulma yoktu, bunlarda sönme yoktu, bunlarda kayma kaybolma yoktu. Biz bunları kime bağladık bunları zamanın büyük velilerine, mürşidi kâmilere bağladık. Hazreti Pir devam ediyor. Herkemin talihi o yıldızlardan olursa o kimsenin zati kafirleri taşlayıp yakar. Her kim bu yıldızlardan olursa büyük velilerden olursa, o büyük velilerin etrafında başında olursa, o velilerle beraber olursa bunlar ne yapıyormuş?
Bunlar kafirleri taşlayıp yakıyormuş. Çünkü başka bir hadisi kutside Allah dinini bunlarla ayakta tutar diyor. Allah dinini bu velilerle ayakta tutar. Katede
2. Allah’ın Velileri Yeryüzünün Yıldızları: Yol Gösterici, Şeytan Muhalifi ve Kur’ân’ın Hamisi
naklediyor. Bu yıldızlar üç maksatla yaratıldı. Bu mevcut yıldızlarla alakalı söylüyor. Bir Allah onları semaya ziynet ve süs kıldı. Bu bildiğimiz yıldızların yaratılış maksatlarından birisi neymiş? Bu semaya süsmüş. İkincisi şeytanlara atılacak taş kıldı. Demek ki ne yapıyormuş? Bu semadaki yıldızlardan şeytanlar taşlanıyormuş. Üçüncüsü geceleri istikamet tayin etmede işaretler kıldı. Kim yıldızlar hakkında bunların dışında bir tevil ileri sürerse, hissesine hataya düşer. Nasibini kaybeder, manasız bir yükün altına girer.
Ve hakkında bilgisi olmayan peygamberler ve meleklerin bile bilmekte aciz kaldıkları bir şeye burnunu sokmuş olur. Allah’a yeminle söylüyorum. Allah hiç kimsenin ne hayatını ne rızkını ne ölümünü herhangi bir yıldızla irtibatlık kılmamıştır. Aksini iddia edenler Allah hakkında yalan söyleyerek iftira ediyorlar. Rezin. Şimdi bu yıldızların ne görevi varmış? Üç. Birincisi neymiş? Bunlar gökte, semada birer süs, birer ziynetmiş. İkincisi ne? Bu yıldızlarla Cenab-ı Hak ne yapıyor? Şeytanları taşlıyor.
Üçüncüsü neymiş? Geceleri, istikametini kaybedenlere yol gösteriyor. gökteki yıldızlar gibi yeryüzünde de insanların içerisinde yaşayan Allah’ın velileri dostları vardır. Bu veliler, bu dostlar bir. Yeryüzünün süsü ve güzellikleridir. Eğer onlar yeryüzünde yürümemiş olsalar, yeryüzü ne yazık ki hiçbir nimet üretmez, bahşetmez. Hadis-i şerifte dedi ki Hz. Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hadis-i z-zatleri, yağmur bu zatlar yüzüsü hürmetine yağar. Yine bu zatlar yüzüsü hürmetine topraktan nebadat biter.
Bu zatlar yüzüsü hürmetine Cenab-ı Hak hayatı devam ettirir. Bu zatlar yeryüzünden kaldırıldığında kıyamet kopar. En son Allah diyen nefesini verdikten sonra kıyamet kopar der başka bir hadis-i şerifte. nasıl gökteki yıldızlar insanlara gece karanlıkta kalıp yol yordan bilmeyen insanlara yol gösteriyorsa bu yıldız hükmünde Allah’ın dostları velileri, alimler, yolunu kaybetmiş olan insanlara manevi yol göstericileridir. Yolunu kaybetmiş, sapkınlığa düşmüş, çok özür dilerim, küfre düşmüş, bataklığa düşmüş, yolunu kaybetmiş, izini kaybetmiş, istikametini kaybetmiş, ne tarafa gideceği belli değil, ne yapacağı belli değil, kararsız her an için bataklığa düşebilir, bataklığa düşmüş insanları ne yaparlar?
Bunlar Allah’ın izniyle insanlara yol göstericidir. Sufiler insanların içerisinde yol göstericidir. Her türlü zorluya, her türlü sıkıntıya, her türlü derde, her türlü çileye, her türlü probleme göğüs gererekten insanların içerisinde insanların karanlıktan aydınlığa ulaşması, eğrilikten doğruluğa ulaşması, yanlışlıktan, eksiklikten tamlığa doğru yürümesinde onlar birer yol göstericidir. Onlar aynı zamanda da şeytanla her daim savaşan Allah’ın askeri hükmündedirler. Onlar yeryüzünü şeytan ve şeytani düşünceler, duygular, hareketler yeryüzünü işgal etmesin diye şeytanla ve kafir cinnilerle amansız bir savaşın içindedirler.
Onlar her daim şeytanla ve kafir cinnilerle ve kafirlerle savaş halindedir. Bir sufi, bir Allah’ın dostu, bir Allah’ın velisi kafirlerle savaş halindedir. Her dem. Her dem. Öyle bu gavurcuklarda bizim dostumuz mürşid-i kamillerde yoktur. O böyle kendi kendine, hümanizmin kendince büyülü bir dünyası varmış gibi oradaki hevaya hevese kaptıranlar, biz bütün herkesle dostuz. Kimle dost olacaksın? Sivil insanların üzerine olanca bombasını kurşununu yağdıran gavurlarla mı dost olacaksın? Kimle dost olacaksın?
Müslümanların her gün her an kanını akıttanlarla mı dost olacaksın? Ramazan mübarek gün Müslümanları aç açık meydanda şanı şerefini kaybetmiş namusunu aysiyetini kaybetmiş bir halde getiren gavurlarla mı dost olacaksın? Kiminle dost olacaksın? Allah’ın indirdiğiyle hükmetmeyen, Allah’ın indirdikleriyle hareket etmeyen, Allah’ın vahgine tabi olmayıp, şeytana heva ve hevesine tabi olanlarla mı dost olacaksın? Bir kimse ya mümindir ya da değildir. Mümin ise onun dostu Allah, peygamber ve müminlerdir.
Onun başka bir dostu yoktur. Bakın onun başka bir dostu yoktur. Mümin ise. O yüzden bu Allah dostları, Allah’ın velileri, Allah’ın mürşidi kamilleri ancak Allah’a, peygambere ve iman edenlere dost olurlar. Ve iman edenlerin içerisinde yolunu şaşırmış, yolunu kaybetmiş, hasperkader gözü kararmış onlara yol gösterirler. o yüzden her dönemin, her zamanın velileri ve mürşidi kamilleri vardır. Her şehrin, her şehrin bir manevi kutbu vardır. Her mahallenin, her kazanın, her köyün bir manevi kutbu vardır.
Her evin bir manevi kutbu vardır. Onlar evin içerisinde mesela Kur’ân ve Sünnet’i doğru olanı tebliğ eden bir kimse vardır evde. O der ki bu haram bundan uzak durun. İnsanların nefislerine bu acı gelir. Her mahallede, her toplulukta, her şehirde bu tip insanlar vardır. Ama biz tanıyamamışızdır, görememişizdir, bulamamışızdır. Bu ayrı meseledir ama vardır. Ve onlar insanların doğru yola ulaşması için gayret gösterirler. İyilik yolunda koştururlar, iyilik yolunda, hidayet yolunda koştururlar, hidayet yolunda.
Siz onları şeytanın yolunda göremezsiniz. Siz onları şeytanla kol kola göremezsiniz. Siz onları şeytanın direktiflerini dinlerken göremezsiniz. Böyle onlar Kur’ân ve Sünnet eseniye sımsıkı yapışıp fi sebilillah Allah yolunda cenk ederler. bunlar hem şeytanın düşmanıdırlar, şeytan da bunlara düşmandır. Hem bunlar yeryüzünün ziyneti, süsü hükmündedir. Allah’ın öyle kulları vardır ki onlar görüldüğünde Allah hatıra gelir. Onlar yeryüzünün bu noktada süsü hükmündedir. Onlar yürüdüklerinde sanki bir peygamber yürüyormuş gibi olur.
Sünnet eseniyesiyle, ahlakıyla, simasıyla, her şeyiyle peygamberin yolunda giderler. Allah bizi onlarla beraber eylesin. Onun hışmı bazen galip gelen bazen mağlup olan ve teessiri böylece değişerek yürüyen merihin hışmına benzemez. Galip nur noksandan ve karanlıktan emindir. bu mürşid-i kamiller, bu veliler, bu peygamberler tamamı Adem’den Hz. Muhammed Mustafa’ya gelinceye kadar ve bu peygamberlerin varisi hükmünde olan Allah’ın dostları veliler, evliyalar. Bunlar hiçbir zaman kah o tarafa, kah bu tarafa, kah mağluptu, kah galipti değildir.
Bunlar Cenab-ı Hakk’ın Kur’ân ve Sünnetinden hiç sapmayan. Bunlar Kur’ân ve Sünnetten ödün vermeyen, Kur’ân ve Sünnet’i yaşamaktan ve yaşatmaktan geri dönmeyen kimselerdir. Can verilecekse can verirler, mal verilecekse mal verirler, nefes verilecekse nefes verirler. Ama onlar kendi hayatlarını bu noktada Kur’ân ve Sünnet’in dışında istihdam etmezler. Hz. Peygam
3. Lât, Menât, Uzzâ: Tarihte Bozulmanın Üç Sebebi ve Hz. Peygamber’in Çağlar Aşan Cevabı
ber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretlerine Mekkeli müşrikler geldiler, dediler ki, Ey Muhammed sallallâhu aleyhi ve sellem’e, ne istiyorsan söyle, bu Mekke’de hangi kadını istiyorsan söyle onu sana nikahlayalım. Evli ise boşaltacaklar ki hangi kadını istiyorsa. Dikkat edin. Söz konusu olan devletin başına geçmekse, aha dediler, geç devletin başına bizi idare et. Dikkat edin buraya. Burası imanın kemal noktası. Bir müminin, bir Müslümanın olması gereken nokta. Üçüncüsü, dediler ki derdin hazine ise, para ise, aha dediler sana Mekke devletinin hazinelerinin anahtarı.
Ve tarih boyunca Adem’den itibaren bozulma üç şeyden olmuştur. Bir, kadın. İki, para menat. Üç, devleti yöneltmek. Lâat menat uzza. Lâat menat uzza. Kur’ân’da geçer ya üç tane put ismi. Tarih boyunca Adem’den itibaren inananları bozan üç şeydir. Bir, kadın derken evdeki eşleriniz değil, kadın derken nikahlı eşleriniz değil. Buradaki kadından kasıt, zina etmek. Buradaki kadından kasıt, rüşvet olarak verilen kadınlar. Buradaki kadından kasıt, bir işini göstermek için peşkeş çekilen kadınlar. Buradaki kadından kasıt, heva ve heves, nefsaniyet.
Buradaki kadından kasıt, aman şu ihalimi şöyle olsun, aman buramız böyle olsun, aman şu işe girsin, aman bu işten çıksın, aman şu bürokratik olarak biz şu noktaya gelelim. Ne lazım kadın lazım. Verelim paşam padişahım demek. Tarih boyunca bozulmanın ana faktörleridir. İkincisi menat, para, helal kazancı hiç kimsenin söyleyecek bir lafı yoktur. İslam, Müslümanlık, müminlik helal kazanca düşmanlık değildir. Bir Müslüman helal bir kazanca düşman olamaz. Alın teriyle kazanılmış bir para kadar helal ve hak olan bir para yoktur.
Bir kimse alın teriyle kazanmış, çalışmış, ticaret yapmış, helalından kazanmış. Buna söyleyecek hiç kimsenin bir sözü yoktur. Buradaki paradan kasıt haram kazançtır. Haram paradır. Rüşvetten, kayırmacılıktan, üçkağıtçılıktan, beşkağıtçılıktan, çabuk köşeye dönmekten, ona bunu kayırmaktan, ona buna peşkeş çekmekten kazanılan paradır. Tarih boyunca İslam toplumlarını bozan, hatta İslam’ın dışında bütün toplumları bozan en önemli nesnelerden birisidir. Bundan nefsini terbiye etmeyenler, bununla nefsini terbiye etmeyenler, devlet kademelerinde ve hatta sivil kademelerde nereye gelirlerse gelsinler, ne yazık ki harama bulaşırlar.
Bir ülkenin batışıdır haram para, bir ülkenin batışıdır zina, bir ülkenin batışıdır ne halde nasıl ne şekilde olursa olsun idarenin başına geçme. Zulümle, zalimlikle, hainlikle, darbeyle bir ülkenin idaresinin başına geçme. Ve o gücü kendi zalimliğini, kendi zulmünü, kendi iktidarını götürmek için kullanma. Uzza! Allah muhafaza eylesin. Bunlar tarih boyunca İslam ümmetinin ve diğer ümmetlerin handikapı olmuştur. Hangi devlet yönetimi, hangi iktidar, hangi sistem olursa olsun eğer orada, eğer o memlekette, o eğer o sistemin içerisinde rüşvet alıp götürdüyse, kayırmacılık alıp götürdüyse, insanlar işlerini görebilmek için bürokrasiye üst kademedeki kimselere rüşvet vermek zorunda kalıyorlarsa ve insanlar arasında hukuk değil de kayırmacılık galip ise ve o topluluklar bunlara dur demiyorsa, bunları suskun bir şekilde kabulleniyorlarsa o topluluklar batmaya mahkumdur.
Bir toplulukta kadınlar herhangi bir işin olması için tabakların içerisinde erkeklere sunuluyorlarsa ve bir toplulukta kadınlar etlerini pazarlıyorlarsa ve o toplulukta kadınların etlerini pazarlamalarını hiç kimse ses çıkarmıyorsa ve kadınlar bu noktada insanların önünde peşkeş çekilecek bir nema haline geldiyse ve o toplulukta namus kavramı yok oluyorsa, zina serbest olmadıysa ve herkes zinaya makul, malum olabilir gözüyle bakıyorsa o topluluk batmaya mahkumdur. Bunlar tarih boyunca toplulukları batıran en önemli meselelerdir.
Hz. Peygambere Sallallâhu Aleyhi ve Sellem Hazretlerine dendi ki gel sen eğer kadın istiyorsan Mekkeli istediğin kadını al kendine, para istiyorsan almak Mekke Devleti’nin hazinesini sana verelim. Yok, sen yönetmek istiyorsan iktidar olmak istiyorsan al Mekke Devleti’nin iktidarını da sana verelim. Hz. Peygamber Sallallâhu Aleyhi ve Sellem Hazretlerinin çağlar aşan cevabı, çağlar aşan ve bütün çağlara ışık tutan ve bütün her şeyi yerle yeksan eden ve her şeyi bir merkezde toplayan cevabı, bir elime ayı verseniz, bir elime de güneşi verseniz ben La İlahe İllallah demekten vazgeçmeyeceğim.
Bir elime ayı verseniz, bir elime de güneşi verseniz. Biz aydan ahiret alemini kastetti diyelim, güneşten ahiret alemini kastetti diyelim, aydan da dünya alemini kastetti diyelim. Ne ahiret için ne de dünya için. İkisini de bana verseniz ben La İlahe İllallah demekten vazgeçmeyeceğim. bu Peygamberlerin, bu velilerin, bu evliyaların haleti ruhiyeleri budur. Onları siz kadınla, onları siz parayla, onları siz makamla davalarından vazgeçtiremezsiniz. Onlar bir gün dünyaya yönelik, ertesi gün ahirete yönelik, bir gün ona kanmış, bir gün ona kanmış, bir gün o kandırmış, bir gün bu kandırmış bir noktada göremezsiniz.
Onlar her daim Kur’ân ve Sünnet ile diptiridir. Necim süresi ayet 2-3-4. Arkadaşınız Muhammed sapmadı, azmadı. O hevadan arzularına göre konuşmaz. Onun konuşması kendisine vahye dilinden başkası değildir. Hz. Muhammed Mustafa heva ve hevesinden hiç konuşmadı, hiç azmadı, hiç sapmadı. Sapmak fikridir. Fikri plandadır sapışlar. Azmak ise zahirdir, fiili plandadır. Azmak. O kimse azar, fiili plandadır. Azgın ve sapkın. Azmak fiili planda. Gidip zina etmek, gidip kumar oynamak, gidip haram işlemek.
Haramı, helalı hiç dikkat etmeden önüne gelene hiç önemli değil, hayatını devam ettirmek. Bu azmış insandır. Adam rüşvet yemiş, azmış. İnsan kayırıyor, azmış. Haram işliyor, azmış. Haramların içerisinde dolaşıyor, azmış. Sapkın, felsefi noktada hadisleri inkar etmiş, sapkın. Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem Hazretleri de haşa günah işlemiş olabilir. Sapkın. Kadere iman yoktur. Sapkın. Sapkın. Bu ayetlerin bazılarının değişmesi lazım. Sapkın. Sapkın. Kur’ân ve sünnetin içerisinde hükmedilmiş bir şeyin üzerine hüküm koymaya çalışmak.
Sapkın. Sen kimsin kardeşim hüküm koyacak ya? Sen kendini ne zannettin iki kitap okumakla? Vahiyle mi yarışıyorsun? Sapkın. O heva ve hevesinden konuşmaz dedi, ayetle sabit. Hazreti Muhammed Mustafa sallallâhu aleyhi ve sellem Hazretlerinin komple hadislerini inkar edenler sapkın. Sapkın. O sapmadı, o azmadı da, o heva hevesinden de konuşmadı. Ne konuştuysa vahiy. bu veliler vahye tabi olurlar. Kimsenin hevasını hevesine değil. Bu evliyalar vahye tabi olurlar. Ahmet’in, Mehmet’in hevasını hevesine değil.
Bu peygamberler Allah’ın emrine tabidirler. Hiç kimseye değil. O zaman bunlar bir gün kuvvetlenip bir gün zayıflamazlar. Bir gün ışığını çok verip yarına az vermezler. Beş gün çok kuvvetli ışık verip üç gün sönük olmazlar. O velilerin nuru her daim aydınlatır. Gece, gündüz, yıl 365 değil ömür boyunca. Onlar bir gün fersiz, bir gün ferli, bir gün maneviyatlı, bir gün maneviyatsız değildir. dervişler zannederler ki. Ham olan dervişler, ya Üstad bizden feyzini kesti herhalde. Üstad feyzini kimseden kesmez.
Sen heva ve hevesine kapılmışındır. Sen kendi kendini perdelemişindir. İşi gücü yok Üstad senle mi uğraşacak. Bizim ipimizi kesti canım. Sen kendi kendini ipini kesersin. Sen kendi kendini ipini kesersin. Bu ara herhalde maneviyatı düştü galiba efendinin. Ne? Bunlar geçmiş dönemden bize konuşulan laflar. Tövbe. Oğlum sen ne diyorsun? Şey efendinin maneviyatı mı kesilirmiş? Ne bileyim ağabey ya. Önceden rüyamda görüyordum da bu ara göremiyorum. Kendine bakmıyorum. meşhur bir kıssa var ya. Dervişin birisi gelmiş efendin hazretleri öyle bir hal oluyor demiş.
Çok özür dilerim ama ben sizin merkep suretini görüyorum demiş. Evladım demiş yanında hiç çakı biçen yok mu? Var efendim demiş. Bir daha öyle bir hal olduğunda benim kulağımı kes de getir demiş. Madem merkebe dönüyorum ben. Emredersiniz efendim demiş. Dervişin kibirlisi böyle olur. Gitmiş tabii gece yine aynı hal olunca rabut ediyor ya arkadaş. Rabuta da la ilahe illallah ne çekiyorsa çekmiş bir bakmış ki şeyhi merkep suretine döndü. Çıkarmış hançerini. Cağırt kulağını kesecek. Yandım Allah kulak elinde.
Koşa koşa kendi kulağı. Efendim ben sizi merkep suretinde görüyorum de dedim. Kulağını kes dediniz. Ben kendi kulağımı kestim. Evladım sensin merkep suretinde manasında. Ona bir cevap vermiş. Dervişin safı, dervişin cahili, dervişin kibirlisi üstadının feyzinin düştüğünü zanneder. Cahildir o. Oysa onlar da sönme olmaz. Onlar da değişme olmaz. Onların nurları filo rasan lambası gibi yanar Allah’ın izniyle. Sen perdelenmişsindir. O yüzden Hz. Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretlerinin üzerinde de böyle hata yapmıştır, günah işlemiştir diyenlere cevap.
Necm suresi. O heva ve
4. Feraset Nuru ve Hakikat: Sapmak-Azmak, Derviş Kıssası ve Hak’a Yakınlığın Kudîsî Hadisi
hevesinden hiç konuşmadı. Enfal ayet 29. Ey iman edenler! Allah’tan korkarak hareket eder ve takva dairesinde bulunursanız Allah size hakkı batıldan ve doğruya eriden ayıracak bir kabiliyet, bir nur verir. Peygamber azmadı, sapmadı, heva hevesinden konuşmadı. İman edenler! Siz de Allah’tan korkarak takvaya ulaşırsanız, haramlardan uzak durur, farzları yerine getirir, sık sıkı Kur’ân ve Sünnet’e bağlı kalır, Allah’ı çokça zikrederseniz bakın devam ediyor. Allah size hakkı batıldan ayıran, doğruyu eriden ayıran bir nur verir size.
Sen Kur’ân ve Sünnet’e sımsıkı yapışır, haramlardan uzak durur, tövbeyle, zikirle hayatına devam edersen, iyiliklerde bulunur, iyi insan olursan, sen şeytanla, heva hevesle mücadele edersen, sen yanlışta değil, doğruda durursan, sen hakikate doğru yol alırsan, Cenab-ı Hak senin kalbine bir nur verir, feraset nuru dediğimiz nur bu. Senin kalbine bir nur verir, sen bu nurla görürsün, bu nurla duyarsın, benimle duyar, benimle işitir, benimle yürür, benimle konuşur dediği. Hadisi kutsi bu, bu Cenab-ı Hakk’ın sana altın tepside bir lütfu artık.
Sen öylesine sımsıkı Kur’ân ve Sünnet’e yapışmışsın, sen öylesine Allah’ın ipine tutunmuşsun, sen öylesine Sünnet’i Resulullah’ı yaşıyorsun. Artık senin Allah kalbine bir nur verdi, bu nurla sen görmen gerekeni görürsün, bu nurla sen duyman gerekeni duyarsın, bu nurla sen konuşman gerekeni konuşursun. Cenab-ı Hak bu nurun üzerinden sana ye, yeme, iç, içme, git, gitme, sev, sevme, doğruya doğru seni ne yapar, sevk eder. Artık sen o nurla nurlanırsın, senin kalbinde o feraset nuru bir müddet sonra hakikat nuruna dönüşür.
Bir müddet sonra hakikat nuruna dönüşünce artık sen hakikatin yeryüzünde yürüyen bir misali olursun. Senin döndüğün yere hakikat döner, senin baktığın yere hakikat doğar, senin tutunduğun yer hakikat olur. Artık sen hakikat üzerine yürürsün ki Allah senin üzerine nurunu tamamlamış olur. Artık sen hakikatin bir perdesi olursun, hakikatin perdesi. Sana bakan hakikati görür, seni dinleyen hakikati dinler. O zaman öyle bir kimseyi dinleyen kimse eğer kalbinde münafıklık var ise bir eğer hüsnü zambestersen onun kalbindeki münafıklık giderilir o mümin olur.
Ama onda hüsnü zambestersen onun münafıklığı artar, mühürlenir gider. O yüzden o hakikat nuruyla nurlanan Allah’ın velileri dostları yeryüzünde delildir. Ona bakanlar ya hidayete ulaşırlar, hidayet nurları artar ya da ona bakanlar küfrün en şedid noktasına giderler ki mühürlenirler. Allah muhafaza eylesin. O yüzden kim bu noktada Kur’ân ve Sünnet’e sımsıkı yapıştı, haramlardan uzak durdu, heva ve hevesinden uzak durdu, onun kalbine bir feraset nuru tecelletti. Allah bizi onlardan eylesin. Muhari.
Kulumun farz kıldığım şeylerle bana yaklaşmasından iyisi yoktur. Kulum bana nafilerle yaklaşmaya devam eder. Öyle olur ki artık onu severim. Onu sevdim mi? İşittiği kulağı, gördüğü gözü, tuttuğu eli ve yürüdüğü ayağı olurum. Benden isterse kesin kes veririm. Bana bir sığınsın onu muhakkak korurum. Allah bizi böyle kullardan olan, böyle kulların yanında olan kullarından eylesin. Amin. Böyle kullarla hemhal olan, o salihlerle beraber olanlardan eylesin inşallah. Amin. Önümüzdeki haftaya Allah izin verirse buradan devam edeceğiz.
Allah nurunun iki parmağı arasındadırdan devam edeceğiz. Hakkınızı helal edin. Yarın Malum Gelibolu programımız var. Allah’tan bir şey gelmezse, Allah izin verirse, hep beraber yarın Gelibolu’da iftarda buluşacağız inşallah. Geceniz hayır olsun. Selamünaleyküm.
Kaynakça
Âyet-i Kerîmeler
- Necm Sûresì, 2-4. Âyetler: “Arkadaşınız sapmadı, azmadı; hevadan konuşmaz; o yalnızca kendisine vahyolunan bir vahiydir.” — Peygamberlerin ve velilerin heva-hevesten arınlığının Kur’ânî delili.
- Enfâl Sûresì, 29. Âyet: “Ey iman edenler! Allah’tan korkuyla hareket ederseniz Allah size hak ile batılı ayırt edecek bir nur verir; günahlarınızı örter, sizi bağışlar.” — Takvadan doğan feraset nurunun Kur’ânî temeli.
- Necm Sûresì, 19-20. Âyetler (Dolaylı Atıf): “Lât’ı ve Uzzâ’yı gördünüz mü?” — Sohbette Lât, Menât, Uzzâ tarihte bozulmanın üç kaynağı olarak ele alındı.
Hadîs-i Şerîfler
- Hz. Peygamber’in Mekkeli Müşriklere Cevabı: “Bir elime ayı, bir elime de güneşi verseniz ben Lâ İlâhe İllallâh demekten vazgeçmeyeceğim.” (İbn İshâk, Sîre; İbn Hişâm, es-Sîre 1/265; İbn Kesîr, el-Bidâye ve’n-Nihâye)
- Veliler Yüzü Suyu Hürmetine Yağmur Hadisi: “Yağmur bu zatlar yüzü hürmetine yağar; topraktan nebat bu zatlar hürmetine biter.” (TirmiŞî, Menâkıb; benzeri rivayetler)
- Hadîs-i Kudsî — Kul ile Allah Arasındaki Yakınlaşma: “Kulumun bana farz kıldığım şeylerle yaklaşmasından daha sevgili olan yoktur; kulum nafilelerle yaklaşmaya devam edince onu severim; onu sevdim mi işittiği kulağı, gördüğü gözü, tuttuğu eli ve yürüdüğü ayağı olurum.” (Buhârî, Rikâk 38)
Mesnevî Beyiti (Mevlânâ Celâleddin-i Rûmî)
- “Her kim bu yıldızlardan olursa — büyük velilerden olursa — kafirleri taşlayip yakar; gökteki yıldızlar gibi yeryüzünde de Allah’ın dostları yol gösterici ve şeytana karşı savaşçıdır.” — Sohbetin ana Mesnevî beyiti.
Sohbet videosu: https://www.youtube.com/watch?v=aMRZ7AQDT_E