Bu sohbette Karabaş-ı Velî Tekkesi’nde ele alınan konular: İstitrac (kafir cinler), keramet ve teknoloji arasındaki fark; Lef-i Mahfuz, gayb ve Allah’ın zat-ı ilmi ile sıfat ilmi arasındaki ayrım; İbn Arabî’nin Hatem-ül Evliya anlayışı; rüyâların İslâm’da bilgi edinme yolu olması; yıldız ilmi ile kahinlik arasındaki sınır; sufi’nin kendine hâkimiyeti (haram ve zikir); müminlik sıfatının terk edilmesi ve sosyal medya acımasızlığı; bilginin erdemliliği getirmesi zorunluluğu ve gül şerbeti metaforu; Edirne Muradiye Mevlevîhânesi’nin tarihi ve yıkılışı; tekke-cami ayrımı; Osmanlı sufi mirası ve Gelibolu Mevlevîhânesi; Yunus Emre nefis meratibi şiiri; mutlak kader ile cüzdi irade meselesi.
1. İstitrac, Keramet ve Teknoloji: Olağüstü Hallerin Sınıflandırması
Hadi bakalım başlayın. Ben ondan yanayım. Pozitif ayrımcılık. Ben densin. Evet hadi bakalım. Soru yoksa sohbeti bitirebiliriz. Hoş geldiniz, sefalar getirdiniz. Sizi görmek çok güzel bir şey. Şimdi enteresan bir soruyla başlayalım o zaman bugüne. Şimdi uzak doğuda Tibet’e gidelim mesela. zen rahipleri belli bir eğitimden sonra uçuyorlar veya vücutlarını kullanabiliyorlar farklı şekillerde. bizim kullanamadığımız şekillerde kullanabiliyorlar. Onu bu tarafa koyalım. Bu taraftan bize gelelim İslam’a.
bazı kişiler keramet gösteriyorlar. uçtuğu zaman diyoruz ki keramet gösterdi ama tabi o bir takım ibadetlerden sonra o aşamalara gelebiliyor. Onu da bu tarafa koyalım. Gelelim bir bilim adamına. Astronotu uzaya gönderdik. Yerçekimi kalktı ve adam uçtu. Nedir? Söylediğiniz istitrac. İkinci söylediğiniz inancın üzerinden giden keramet. Üçüncü söylediğiniz teknik, teknoloji. İstitrac bir kimsenin kâfir cinilerle veya şeytanla ahitleştikten sonra veya toplumun komple imanını bozacak bir şey varsa, inanmayanların üzerinde tecelli eden olağanüstü haller.
Buna İslam akâyetçileri istitrac olarak nitelendirmiş. Eğer bir kimse Allah’a yakın olur, Peygamber’in yolunu devam ettirir, kendince takvaya ulaşırsa, Peygamberlere verilmiş olan mucizenin bir çift altı olan keramet veriliyor onlara. Onlar da bu tip halleri Cenab-ı Hakk’ın onların üzerinde tecelli ettirdiği fiiliyatlarla bunları tecelli ettiriyorlar. Bunun adına biz keramet diyoruz. Diğer ise teknoloji ile alakalı. Teknolojinin belli bir noktaya gelmesiyle insanların o teknolojiyi kullanarak belli fiiliyatları icra etmesi.
Mesela cep telefonu, teknoloji cep telefonuyla kilometre ilerce binlerce kilometre ilerde uzakta olan bir kimseyle görüşebiliyorsunuz. Ama bunu cep telefonu vasıtasıyla yapıyorsunuz. Önceden görüntülüsü yoktu, şimdi görüntülüsü de var. Görüntülü de konuşuyorsunuz. Bu teknoloji ile alakalı. Ama bunu kerametvari bunu yapabilir misiniz? Evet. Ona biz hissen kalben vuku deniliyor ya, bu öyle olabilir mi? Evet. Ama bu teknolojiden uzak tabii. Teknoloji bir gün dama dediğinde ne olacak? O önemli. Sufiler o yüzden meselenin teknolojik boyutuna çok bakmazlar.
Bu teknolojiye karşı olmak veyahut da belli bir bilgiye, ilime karşı olmak değil. Ama teknolojinin üzerinden gelecek olan şeyleri çok itibar etmezler. Bu normal. Bu normal. Uzak doğuda çok var. Evet. Hindistan’da var. Onlar belli riyazatlar yapıyorlar. Onların riyazatları var. O belli riyazatları yaptıktan sonra onların üzerinde böyle olağanüstü haller görülüyor. Bu var. Bunu elde etmek Müslümanlar için de kolay. Çünkü Müslümanlar oruç tutuyorlar. Onlarda riyazat bilinci daha fazla. Mesela bir kimse sapkınlığa uğraşır.
Sapsa, riyazat yapsa ona ulaşabilir çok rahat. Müslümanların içerisinde yaşantısı Kur’ân ve Sünnet’e uygun olmadığı halde, haram-helal çizgisine dikkat etmediği halde, akahit noktasında iman ve imansızlık meselesine çok dikkat etmiyor. Böyle üzerlerinde olağanüstü haller tecelli eden kimseler var. Mesela insanlar onları şeyh deyip tabi oluyorlar. Şeyh olarak görüyorlar onları. Müslümanlar içerisinde de kafir cinneleri kullanan bu konuda, kafir cinnelerle irtibat edilen kimseler var. Mesela kullanan bu konuda kafir cinnelerle irtibat kurup kendi üzerinde harikulade olağanüstü haller varmış gibi gösteren sufi görüntülü, şeyh görüntülü kimseler var.
Onlarda da bu tip şeyler tecelli ediyor. Çok basit ki. Bunlar zor bir şey değil. İnsanlar bunları zor bir şey zannediyorlar tabi böyle bir şey ama bunlar zor bir şey değil. Mesela bunu böyle açık açık konuşacağım şimdi ama bir kafir cinniyle irtibat kurmak için bir insana 15 gün yeter. Hadi bilemedin 21 günlük riyazat yapsın. 21 günde bir tane kafir cinni elde eder o kimse. 40 günde haydi haydi çok rahat elde eder. İrtibat kurar, elde etmek derken onunla irtibat kurar 40 günde. Peki siz bu yüzden mi talebelerinize riyazat önermiyorsunuz?
Efendim? Talebeleriniz de bu yüzden mi riyazat önermiyorsunuz? Talebeleriniz de bu yüzden mi riyazat önermiyorsunuz? Bir kimse çok rahat buradan herhangi bir kimse ben yapacağım demiş olsa, oturur 40 günde bir kafir cinniyle irtibat kurar. Bir 40 gün daha geçirse daha yaşlı bir kimseyle irtibat kurar. Onların yaşları var çünkü. Bir 40 gün daha geçirse daha da yaşlısı. Onların yaşlıları daha bilgiliyor. Bir 100 yaşında bir kimseyle irtibat kurmak o çocuk hükmünde zaten. 10 yaşındaki çocukla 100 yaşındaki bir cinni hemen hemen çocuk hükmünde.
hemen çocuk hükmünde. Öyle söyleyelim. yaşlıları var. 1000 yaşında, 1100 yaşında, 1050 yaşında, 1200 yaşında müminlerden de kafirlerden de. Tabi’nin dönemini bilen cinniler var. Çok tehlikeli. Kafirleri öyle. İnsanlar bunlarla uğraşıyorlar, bunlarla iş yapıyorlar, para kazanıyorlar. Mesela kadın yoldan gelirken onun kendince irtibat kurduğu cinnisi var. Diyor iki düşük yaptı, üç tane çocuğu var. İki evlilik yaptı. Annesinin hastalığı bu, babasının hastalığı bu. O da yazıyor onlar boyuna. O giriyor bir kadın içeri.
Selamünaleyküm, aleykümselam. Sen diyor iki düşük yapmışsın, üç tane şunu yapmışsın, beş tane bunu yapmışsın. Tamam kadın kaldı. Ne dese yapıyor ki ondan sonra. Gelecekten de söyler onlar. Bir sene içerisinde olacak olan şeyleri söyleyebilirler. Çünkü bir sene içerisinde olacak olan şeyler lehf-i mahfuzdan semaya indiriliyor. Semaya indirilince, semada onlar duruyor. Onların durduğu ayrı bir perde var. Ondan sonra o perdeden anlık boyunu oradan tecelli ediyor. Tecelli olunca bir kısım ama gayrimüslim ciniler onu görebiliyorlar.
Veya tabi sufi oradan bir kesit görebiliyor. Oradan herhangi bir perde görebiliyor. Onu gördüğünde de onun için, mesela iyi bir dervişse onun için keramet oluyor. Onu rüyasında görüyor veya halinde görür veya rahmet ettiğinde görür. Görür. Bunlarla uğraşınca görür insan. Ondan sonra diyor o 20 gün sonra başına şöyle bir şey gelecek dikkat ediyor bitiyor işi. Bir senede daha da olursa dağdasını görenler olur. Gayb-i Allah’tan başka kimse bilemez. Gayb-i Allah’tan anladığımız ne? Lef-i Mahfuz’a sudur etmiş bir şey gayb değil ki.
Lef-i Mahfuz’da yazıyor. Biz onu göremiyoruz. O Lef-i Mahfuz’dan tekrar sudur ediyor semaya. Ama Lef-i Mahfuz’da bir şey duruyor mu duruyor. Orada yazılı mı yazılı. Örneğin onu bir kitap gibi algılayalım. O kitabı okumasını bilmiyoruz, açmasını bilmiyoruz. Bize o yüzden gayb. Yoksa orada yazılı mı yazılı, var mı orada var. Bize gayb. orada gayb değil o. Asıl gayb Allah’ın zat-ı ilmi’nde olan şeydir. Gaybin hakikati Allah’ın zat-ı ilmi’nde olan. Zat-ı ilmi’nde olan. Kendi zatında bir ilim var sudur etmemiş daha.
Kendi zatında bildiği var o daha henüz Lef-i Mahfuz’a da gelmemiş. Benim nazarımda gayb Lef-i Mahfuz değil. Allah’ın zat-ı ilmi’nde var olan. O zaman onu bile yanlış anlıyormuşuz. Bilmediğiniz için bilgi eksikliğinde. Bazıları gayb olarak Lef-i Mahfuz’u görüyorlar. Kimisi Lef-i Mahfuz muhafaza edilmiş, korunmuş bilgi. O muhafaza edilmiş bilgi. Lef-i Mahfuz muhafaza edilmiş, korunmuş bilgi. O muhafaza edilmiş, korunmuş bilgiye ulaşabilmek herkesin harcı değil. Öyle olunca diyorlar ki bu korunmuş olan bilgi Lef-i Mahfuz’dur gayb’dir.
Orayı bilemiyoruz. Kim bilemiyor? İkisi kimse bilemiyor. İkisi kimse orayı görmüyor çünkü. Ama Hz. Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem Hazretleri oradan bize haber verdi mi? Verdi. mesela kıyamete alametlerini söyledi. Kıyamete yakın ahir zamanda olacak olanları söyledi. Olacak olan hadiseleri söyledi. Her şeyi söyledi. Onu baktığımızda şimdi söylemiş olduğu şeyler var mı var? Bu söylendiği zaman bunların tecelli etmesi mümkün görülmeyen şeyler zaman içerisinde tecelli ettiği görüldü mü? Evet.
O zaman o bilgiyi nereden almıştı? Lef-i Mahfuz’dan almıştı. Belki de Zat-ı Ulhiyyetten almıştı. Şimdi de bu tarafı var. biz şimdi diyoruz Lef-i Mahfuz’dan aldı. Belki de Zat-ı Ulhiyyetinden aldı. Kendi o Zat ilminden aldı. Zat ilmi ile sıfatların ilmi aynı değildir. Sufilik noktasında da Zat ilmi ile sıfatların ilmi değişir. Bunu tekrar altını çizerekten söyleyeyim. Zat ilmi ile sıfatların ilmi farklıdır. Sıfatların ilmine bütün herkesin ulaşabilmesi, bütün herkesin onları aşina olması mümkündür.
Bu sıfat ilmidir. Zat ilmi ise bütün herkesin böyle kendince ulaşabileceği, kendince geçerken uğradım gibisinden bilebileceği şeyler değildir. O yüzden Zat ilmi ile sıfat ilmi arasında fark vardır. Peki kalemin kurumasıyla ilgili bir hadîs-i şerîf vardı yanlış hatırlamıyorsam efendim. Bu Lef-i Mahfuz ile ilgili. O kalemin kurumasından ne anlamamız gerekiyor peki? Kalemin kuruması. Kalem kurudu, yazılan yazıldı diye bir metin hatırlıyorum. Birbirini tenakuz haline getiren iki tane hadîs-i şerîf var.
Bir kalem kurumuştur hadîs-i şerîf var. Bir de miraca çıktığımda kalemin cızırtısını işitmiştim dediği var. Kalemin cızırtısını işittiğinde soruyor. Ey Cebral bu cızırtı nedir? Kalemin cızırtısıdır. Ne yapıyor? Hala daha yazıp siliyor Ya Resulallah diyor. Şimdi bir hadîs-i şerîf var kalem kurumuştur. Bir hadîs-i şerîf var mirac ile alakalı. Kalemin cızırtısını duyuyorum. Ne yapıyor? Hala daha yazıp çiziyor. O zaman bir hadîs-i şerîf, bir hadis-i şerifi katletti, öldürdü mü? Hayır. Şimdi kalemin kuruduğu şeyler vardır.
Bu mutlak kaderdir. Kalem kurumuştur orada. Güneşin bir yörüngede ne zamana kadar dönecek kalem kurumuştur. Siz güneşin yörüngesini değiştiremezsiniz. Siz yıldızların yörüngesini değiştiremezsiniz. Siz merhin yörüngesini değiştiremezsiniz. Kalem kurumuştur. İki kere iki dörttür kalem kurumuştur. Bunda söyleyecek bir laf yoktur. Bu mutlak kaderdir. Değişmeyecek olandır. Meleklerin var olması mutlak kalemdir. Siz mutlak kaderdir. Siz melekleri katledemezsiniz, yok edemezsiniz. Cinlilerin var olması mutlak kaderdir.
Siz onları yok edemezsiniz. Ancak kıyamet koptuğunda dönüşürler, değişirler. Şimdi mutlak kader olarak baktığımız şeylerde kalem kurumuştur. Ve o meselede yapılacak hiçbir şey yoktur. Kalem kurumuştur çünkü. Bu mutlak kaderdir. Bunu değiştirecek olan hiç kimse yoktur. ben bazen derim ya, her şeyin değişeceğine inan, mutlak kaderin değişeceğine inanma. Çünkü mutlak kaderde kalem kurudu, değişecek hiçbir şey yok. Ama öbürkü bizim günlük meselelerimiz, bizim cüz’i irademize bağlı olan şeylerdir. Onda cızırtı devam eder, yazar, bozar.
O yüzden ümit var oluruz, dua ederiz, çalışırız, gayret ederiz. O yüzden haramlardan uzak dururuz, helalları yaşamaya çalışırız. O yüzden yapmamız gerekenleri yapmak için mücadele ederiz. Neden? Biz ondan mükellefiz çünkü. Ama öbür türlü suyun oluşumu H2O1 miydi? H2O1. Suyun oluşumu H2O1. Kalem kurudu ya. Bununla alakalı senin ona değiştirecek bir şeyin yok. Kalem kurudu bu konuda. Bakın bu konuda kalem kurudu. Bitti mesela. Ve hatta bir şeyin yaratılması, bir şeyin oluşması bitti. Bizim cüz irademizin dışında bu.
Kalem kurudu. Ölüm saati, ecel ne bir öne ne bir sonra kalem kurudu. Bunun gibi doğumu kalem kurudu. Biz kendi kendimize kendi yaratılışımıza hükmedemedik ki. Beni yarat veya yaratma noktasında değiliz biz. Kalem kurudu. Ama biz buraya geldik şimdi buna kalem kurudu dersek, bu sefer cebriyeye gireriz veya kaderiyeye düşeriz. Olmadı o zaman. O yüzden kalemin kuruması bütün her şeyi içine alan bir olgu olursa ayağımız yere basmaz. Ben o yüzden hemen o hadis-i şerifin arkasından mirasla söylenen bu hadis-i şeriflerden söylüyorum.
Orada tenakuz yoktur aslında. O bir tenakuz gibi görünür. Bir tarafta kalem kurudu, öbür tarafta kalemin cızırtısı var. O zaman ne yapacağız biz? Kalemin kuruması bizim cüz irademizin dışında mutlak kaderle alakalı. Dünyanın dönüş hızı, kalem kurudu. Güneşin kendi ekseni etrafında dönüş hızı. Kalem kurudu. Güneşin saman yolunun içerisinde etrafında dönme komple güneş sistemi. Kalem kurudu. Bunun matematikini değiştirmeniz mümkün değil. Peki mesela çok önceki yıllarda halledilemeyen bir konu şu anda mesela tedavisi olmayan bir hastalığın tedavisi bulunabiliyor.
geçmişte bakıldığında onun için de mesela denilebilir. kalem kuruldu bu değiştirilemeyen bir şey. Ama yıllar geçtikçe sonrasında ona bir çözüm bulunabiliyor. Bu da o konuya giriyor mu? Yok. Kalemin kuruduğu mu yoksa? Hastalıktanla mücadele etmekle emrolunduk. Hiçbir hastalık yoktur ki şifası ondan önce yaratılmamış olsun. Hadis-i şerif, hiçbir hastalık yoktur ki şifası hastalıktan önce yaratılmamış olsun. Biz bulamadık onu. Biz tembellik yaptık. Biz çalışmadık. Biz o konuda gayret göstermedik. Müslüman dünyasında şimdi tıp, ilmi, ileri mi değil.
Ne o formoloji mi? Formakoloji mi diyorsunuz? İlaç bilimi, farmakoloji. İleri mi değil. Biz batının bu konuda sömürüsü halindeyiz. Bu konuda çalışmamışız, gayret göstermemişiz. Bu konuda bir ilim sahibi olmamışız. Bu konuda yeterli derecede bir bilgi sahibi olmamışız. Bu sefer bizde bir hastalık. Acaba gerçekten hastalık mı? Yoksa üretildi mi o hastalık? Hepimizin ceplerine birer tane cep telefonu verdiler. Yarın öbür gün bu cep telefonlarından birer tane sinyal verip bize bir hastalık yayabilirler mi?
Hepimizde hazır gıdalara yönlendirdiler. Hepimizde McDonald’s’a gidip pişe yemek istiyoruz. Acaba onların içerisinde bize hasta edecek bir ürün mü koyuyorlar? Ne o bir Amerikan tavuk firması, kızarmış çıtır çıtır tavuk budu. Onun üzerinden bize ne yediriyorlar? Nasıl bir hastalık üretiyorlar bizde? İslam dünyasında önce denek gibi hastalıkları üretip sonra bize ilacını mı atıyorlar? Ne oldu bir bize aşı satmışlardı öyle değil mi? Bir sene böyle bir aşı fıryası çıkardılar. O aşı fıryasında bilmem kaç milyon dolarlık biz de aşı aldık.
Aşılar komple elimizde kaldı. Sonra Avrupa Birliği’nde bir yere biz satmak zorunda kaldık. Kimler pompaladı da bize bu aşıları sattılar? Ne aşısıydı o? Kripo aşısı. Domuz gribi aşısı. Kim pompaladı? Kim hükümetin üzerinde farklı baskılar yaparak o aşıyı aldırttırdılar Sağlık Bakanlığına? Ve herkese bir telaş verdiler, herkese bir basınla, yayın organlarında haberlerle domuz gribi salgını dediler. Hiç olmazsa çocuklarınızı aşılayın dediler. Acaba o domuz gribi aşısıyla başka bir şey mi bize verdiler?
Vermek mi istediler? Ne yaptılar acaba? Ben ilaçları attıkça daha fazla sağlığıma kavuştum. Tıpçılar kızacak bana şimdi. Şeker aleti ölçmüyordu şekerimi. 5-6 tane ilaç verdiler. Ben ata ata ata ata ata ata ilaçları sağlığımı kavuştum. Ben şimdi mevcut içtiğimi de atmak istiyorum yavaş yavaş. Acaba ne yapıyorlar bildiğimiz var mı? O yüzden sağlıkla alakalı veya bu hastalıklarla alakalı biz gerekli bilgi edilme, gerekli çalışmayı yapmıyoruz. Bu mutlak kaderin içerisinde girmiyor zaten. İnsanın cüzzi iradesiyle değiştirebileceği, çalışmakla, bilgi edilmekle değiştirebileceği bir şey benim nazımda mutlak kader değil.
Peki efendim İbn Arabi Hazretleri’nin Şeceretül Osmaniye, Devleti’yle Osmaniye diye bir kitabı var. Orada çok önceki yıllarda mesela Osmanlı Devleti’nde kimler padişahlık yapacak, neler yaşayacaklar? Her birine ayrı ayrı böyle yazmış. Mümkün. Böyle mesela Mars’la Jupiter diyor yan yana geldi. Bunların yan yana gelmesinden şu padişah, Mim’le başlayan padişah şunları şunları yaşayacak diye bunun haberini verdi. Allah Teala’ya yakınlık arttıkça bu ilim de artıyor. bunun bilinmesi ya da o bilginin o insana verilmesi, ona yakınlığını neden artırırken?
sevmek ise asıl nokta. onu geleceğe öğrenmiş ya da öğrenmemiş. ona yakınlığını arttıracak bir şey mi? Ya da bu kesinlikle böyle olması mı gerekiyor? ona yakınlık arttıkça gayet dağında bir bilginin gelmesi diye bir kanun var mı? Mümkün. Bu ses çok şey gelmiyor. Mikrofonun sesi çok düzgün gelmiyor. El mikrofonunun sesi. Ya haporlalılarda bir şey var? Tam anlaşılmıyor soru. Bilmiyorum. Soru tam anlaşılmıyor o yüzden. Ben anladım. Anlaşılmadı ama anladığım kadarını söyleyeceğim şimdi. Muhyiddin İbni Arab Hazretleri’nin kendisini Hatem-ül Evliya olarak nitelendirmelerinin bir sebebi de budur.
Hatem-ül Evliya nitelendi. Kendi üzerinde Hatem-ül Evliya olarak nitelendirir ya kendisini. Kendisini Hatem-ül Evliya olarak nitelendirmesinin sebebi şu. Diyor ki Hatem-ül Evliya olan kimse ilmini direkt Allah’tan alır. Sıfatlar ilminden değil, zat ilminden alır. Sıfatlar ilminden değil, zat ilminden alır. Zat ilminden aldığı için diyor onun bu noktadaki feraseti daha da genişler. Ve bunlar zaman zaman dönemsel olarak bazı velilerin üzerinde dönem dönem tecelleder. Bunlar o zat ilmine vakıf olanlar evet bu tip şeyler yapabilirler.
Sorduğun sorudan anladığım buydu. Allah razı olsun. Daha doğrusu duyabildiğimden anladığım buydu. Şimdi Zeynep’in söylediğine yine bir örnek olacak. Rüyalar bunun del
2. Rüyalar, Yıldız İlmi ve Sufi’nin Kendine Hâkimiyeti
aleti oluyor. rüyalar bir göstergesi oluyor. Rüyalar durulaşıyor mesela. Bu bilgi edinme yoludur İslam’da rüyalar. Evet. Bakın rüyalar direk İslam’da bilgi edinme yoludur. Bunda hiç şek şüphe yoktur. Mesela hadîs-i şerîf var ya siz bildiklerinizle amel ederseniz Allah size bilmediklerini âyet-i kerîme. Siz bildiklerinizle amel ederseniz Allah size bilmediklerinizi öğretir. Bir kimse bildikleriyle amel ederse Allah onun bilmediklerini öğretir. Nasıl öğretir? Onun kalbine ilham eder. Şimdi bazen rüyalar…
Hakikaten sorun var ya fazla mı çıkıyor hocam nedir? Yok olsun varsın sıkıntı yok biz sesten hep imtihan oluruz. Şimdi rüyalar tabire muhtaçtır ya bazen de tabir edilmeden direk çıkabiliyor aynısı. Olur mümkün. Peki bu neyle ilintili mesela? Neyle kişinin neyle ilintili? Allah ona o gün aynısını rüyasını gördüğünü o gün aynısını yaşattı. Aynı şekilde tecelleder bir müntes sonra tecelleder bu rüya ilmi kendi kendine başlı başına ayrı bir ilim. kişinin mertebesiyle de ilintili midir? Onunla da ilgili olabilir ilgisiz de olabilir.
Bu böyle dört göre dört on altı yapılacak gibi bir ilim değil ki. O yüzden bunu böyle belli bir menfesi oturtturmak belli bir noktaya oturtturmak mümkün değil. Rüya ilmi başlı başına ayrı bir münferit bir ilim. Bu ilim böyle herkesin algılayabileceği anlayabileceği bir şey değil. O yüzden öyle olunca bir kimsenin ona ya budur deme lüksü yok onun üzerine. Her türlü tecelliyat var onunla. Ona kalkıp da farklı bir şey konuşmak farklı bir şey söylemek mümkün değil. Efendim peki şimdi de mesela uyduların ya da gezegenlerin birbirine olan konumundan bir şeyler çıkartıyorlar ya şöyle olacak.
şu burcu şunları yaşayacak gibi onların astro leji bilimi o zaman hak. Yıldızlardan bir şey çıkarmak yıldızlar bu yıldız filancaya yaklaşınca şöyle olur bu yıldız fişmanca yaklaşınca yağmur çok yağ. Bu yıldız filancadan fişmanca böyle olursa böyle olur demek kahinlik oluyor bu haram. Ama kitapta da doğrudan mesela söylemiş Mars’ta Zübter yan yana geldiğinden şunlar şunlar olacak diye mesela yazmış. Orada da bir çıkarım yapmış oluyor İbn-i Arabi Hazretleri. Cahiz değil hadiste sabit. Ben sünnet-i Resulullah’a uyarım.
Ben hadis-i şerifte bir şey cahiz değil diyorsa kim söylediyse söylesin beni ilgilendirmez. Ben derim ki oradan çıkarım yapabilir o kimse. Onun yaptığı çıkarıma da kabul etmem. Çünkü hadis-i şerifte hazreti yağmurların yağmasını veya yeryüzündeki tabiat olaylarını gökyüzündeki tabiat olaylarını yıldızların o sek ve idaresinden çıkararak yapmak cahiz değil. Yıldız ilmi var. Biz yıldızları inceleyebiliriz, yörüngelerini inceleyebiliriz, üzerindeki incelemeler yapabiliriz. Bu konuda bilgi sahibi olabiliriz.
Hangi yıldızın üzerinde hangi gezegenin üzerine ne tip varlıklar yaşıyor biz bunları bu varlıkları tespit edebiliriz. O varlıkların gelmiş oldukları ilmi seviyeyi görmeye çalışabiliriz. Onların ilminden faydalanmaya çalışabiliriz. Bu ayrı bir şey. o gezegenler boş değil. O gezegenler boşuna yaratılmadı. Gezegenlerin üzerinde yaşayan değişik varlıklar var. Bu değişik varlıkların kendilerince bir ilimleri var. İlimde geldikleri bir nokta var. İlimde geldikleri bir seviye var. biz bunları tespit etme açısından, bunların ilimlerini öğrenme açısından biz bunların üzerinde araştırma çalışma yapmamız mümkün.
Ama bu yıldız filancanın yanına geldi. Bu yıldız fişmancanın yanına geldi. Şimdi bu yıldız böyle olunca bu sene bolluk olacak. Bu yıldız filancanın yanına geldi. Şimdi bu sene kıtlık olacak. Bu caiz değil. Burada yıldızların üzerindeki mesela yıldızları incelemek, yıldızların üzerindeki ilmi görmek, yıldızların üzerindeki tecelliyatı görmek, yıldızların üzerindeki varlıkları görmek, bunları incelemek farklı bir şey. Ama yıldızların seyrinden bir şeyler çıkarıp bu sene bereket yılı olacak. Yok bu sene bereketsiz yılı olacak gibi çıkarım çıkarmak farklı bir şey.
Benim anlatmak istediğim bu. Hocam mesela onu Erzurumlu İbrahim Hakkı Hazretleri marifet namisinde uzunca bir bölümünde ele almış astrolojiden bahsetmiş. Hatta astrolojini yıldızların kişiler üzerindeki etkilerine de değinmiş. Değinebilirler. Hadisten fazla değil ya. Aynı Erzurumlu İbrahim Hakkı Hazretleri insanların fizik yapısından da onların huy ve karakterlerini tahmin etmiş. Tahmin. Dudakları böyleyse kimliği böyle olur, kaşları böyleyse böyle olur, yanakları böyleyse böyle olur, boyu böyleyse böyle olur, elmacık kemikleri çıkıksa böyle olur.
Neyi elmacık kemikleri? Çıkık 50 kilo oldu 80 kilo elmacık kemiği kalmadı. Ne yapacağız şimdi? Orada daha bir sürü tarif var. Bir ara modaydı o benim gençliğimde. Herkes orayı karıştırıyordu. Hangi kızla görüşecek? Filanca kız. Dudakları neye benziyor? Geliyorlardı. Abi selamünaleyküm, aleykümselam. Abi marifet namiden buldum. Benim kızlar ya. Kim oğlum senin kız? Ya abi ya filanca. Eee? Abi ya dudakları böyle bak buzlu böyle böyle yazıyor. Getirler ne hadi yıra Allah yoluna çıkelsin. Bu bir ara şeydi bu.
Fazla modaydı. Ben o zaman da bayanlara da erkeklere de diyordum ki buraya bakarak buradan eş seçimi yapmayın. Yanılır insan. Efendim Sufi’de otokontrol veken otokontrol nasıl olur ve kendi hakkında hüküm verme çizgisi var mıdır nasıl olur? Otokontrol frene basıyorum duruyor benimki. Sufi’nin kendisine hakim olması. Düzelteyim çünkü. otokontrol bu meselenin anlatan ifade değil. Biz başkalarının ürettiği deyimleri kullanırsak derdimizi anlatamayız. Sufi’nin kendisine hakim olması. Otokontrol değil bu.
Bu kontrol otomatik değil çünkü. Bu kontrol otomatik olmadığından dolayı otokontrol sistemi yok bizde. Sufi kendi kendisini kontrol etmesini öğrenebilir. Neyle öğrenir? Bunun en temel noktası. Bunların bir sürü eğitimleri öğretileri var, nömleleri var. Görüyorum ben. Olduğu gibi kitapları yazmıyor. Dergiler yayınlıyor. Bir insan kendisini nasıl kontrol edebilir? Çok basit. Hayatı bizim bu kadar giriftleştirmemize gerek yok. Haram işlemeyelim yeter. Hele üniversitelerde toplumda o kadar çok insanları sıkboğaz ediyorlar ki şimdi.
Bu kadar çok insanı sıkboğaz ediyorlar ki şimdi. Hele üniversitelerde toplumda o kadar çok insanları sıkboğaz ediyorlar ki şimdi. Bir kimse haram işlemeyecek. Bu kadar basit. Allah’ın bizden istediği şey bu. Haram işlemeyin. Başka hiçbir şey değil. Ve senden bir haram sudur edeceği zaman bu hepimiz için geçerli. Bizden bir haram sudur edeceği zaman sakin olun. Hemen karar vermeyin, hemen konuşmayın. Hemen böyle tepki vermeyin, bekle. Bir nefes al. Birisi size bir şey söyledi. Bir nefes al. Bu çocuğunuz, anneniz, babanız, arkadaşınız, komşunuz.
Kim olursa olsun. Size birisi bir şey söyledi. Bir nefes alın. Bunu sufi zikirle yapar. O karşısındaki kimse bir şey söyleyecek. Yüzünü kaşını çatmış. Hali tavrı değişmiş. Hemen zikrullah mekanizmasını çalıştırır. Karşımdaki kimse bana laf söyleyecek. Biliyorum. Hemen başlarım zikrullah’a. La ilahe illallah, la ilahe illallah, la ilahe illallah, la ilahe illallah, la ilahe illallah, la ilahe illallah. O başlar konuşmaya bana. Kim olursa olsun. Çünkü anında ona tepki verirsem ben onun kalbini incitebilirim, kırabilirim, onu rahatsız edebilirim.
Ben kendim heva hevesinden davranabilirim, yanlış davranabilirim. Bunun kontrol mekanizması o kimsenin haramdan uzak tutmaya kendisini gayret etmesin. Muhteşem bir şey. Zikir. Peki kendi hakkında hüküm verebilir mi herhangi? Kendi üzerinde belli şeylerde o kimse vaka’ya iştahat edebilir. Biz hüküm demeyelim ona. Kendi üzerinde vaka’ya iştahat eder. Mesela örnek. Kendi kendine düşündün, o esnada böyle kafan gitti geldi, bayılacaksın. Oruçlusun. O esnada iştahat ettin. Bir bardak su getirin bana dedin.
Bir bardak suyu getirdiler, içtin. Bir güne bir gün. Burada o kimsenin ihlası giriyor devreye. Şeriat sana şunu demez, 1.61 tutacaksın. Keyfiye bozarsan 1.61 tutarsın. Vaka’ya iştahat ettir bu. O esnada kendi kendine hükmettin ona, iştahat edin. Buradaki hüküm iştahat etmek. Kendi üzerinde. Sufi azamet seçer. Evet, sufi azameti seçer ama uzruna zarar vermek azamet değildir. Uzrularına zarar vermek azamet seçmek değildir. Etrafına telaşe vermek, etrafına eziyet vermek azamet değildir. Bizim sağlığımızı bozmamız azamet değildir.
Yolculuğa çıktık mı şimdi? Çıktık. İnsanlar yol geldiler mi bugün? Evet. Oruçlarını tutmayabilirler miydi? Tutmayabilirlerdi. Bir rahatsızlığı olmayan azameti tercih etti, orucunu tuttu. Bak azameti tercih etti, orucunu tuttu. Hemen hemen burasının büyük bir çoğunu dışarıdan geldi. Azameti tercih etti, oruç tuttular. Tutmayabilirler mi? Evet. Böyle bir azamete söyleyecek bir laf yok. Ama belakin o kimse oruç tuttu, sağlığına zarar verecek noktaya geldiyse, azameti tercih etmişti, tutmuştu ama. Burada kendi kendisine iştahat etti.
Ben orucu bozmamalıyım dedi, bozdu. Bunda bir güne bir gün. Evet. Efendim, kötü düşüncelerimizi enge
3. Müminlik Sıfatı, Sosyal Medya Acımasızlığı ve Bilgi-Erdemlilik
lleme konusunda kendimde sıkıntı yaşadığımı düşünüyorum. Sadece senle alakalı diye bütün toplumun hastalığı bu. Biz toplum olarak öyle bir noktaya getirildik ki, bu bize ne ancak ki acı bir şey bu, oturdu, yerleşti bu. Biz şuizanı geçtik, artık insanların üzerinde iyice böyle kötü düşünmeye başladık. Müminlik sıfatımızı terk ettik. Bu bütün ümmet için geçerli. Müminlik sıfatımızı terk ettik biz. Mümin, Müslüman neydi? Müslüman neydi? Diğerlerinin dilinden emin olduğu kimse. Dilimizden kimse emin değil artık bizim.
Biz birbirlerimizin dilinden emin değiliz. birbirlerimizin dilinden emin olmadığımız gibi, birbirlerimizin artık biz namusundan, şerefinden, haysiyetinden de emin değiliz. Hadis-i şerif, mümin bir kimsenin yanında başka bir müminin namusu şerefi konuşulduğunda, onun namusunu şerefini korumak büyük ibadettir. Biz hiç kimsenin namusunu şerefini koruyabilecek noktada değiliz. Hele bizim bu sevmediğimiz bir kimse ise, hoşlanmadığımız bir kimse ise, kendi kendimize hiç korumuyoruz. Biz müminlik sıfatımızı terk ettik.
Büyük sıkıntı bu. İnsanlar birbirlerinin arkasından istediği gibi konuşup atıp tutabiliyorlar. İnsanlar bunu düşünceden çıktı bu. Kur’ân bize düşüncelerimizi temiz tutmayı emrederken, düşünceyi bakın. Daha fiiliyatı çıkmamış. Kalbimizden geçecek olan şeyleri temiz tutmamızı emrederken, kalbinizden sizin temiz olmayan bir şey geçmeyecek. Kur’ân bizi bu noktada böyle bir inceliğe sevk ederken, biz onu bırak. Biz insanların üzerinde kötü düşünmeyi de bırak. Biz insanların arkasından kötü konuşuyoruz artık.
Bu müminlik sıfatımızı terk ettiğimizden kaynaklanıyor. Çok rahat konuşuyoruz. Ama bunu bizim içimize yerleştirdiler. Bazen ben eleştirel bakıyorum ya, yemekteyiz programına. Tuzu çok olmamış bunun, olmamış, yerleşmemiş, yakışmamış. Şöyle olması lazımdı, böyle olması lazımdı, beğenmedim hiç. Ne kadar birbirine kötü laf söylersen, o kadar programda tutulan yarışmacısın. Veya bir de ne vardı, ne giysem mi vardı, ne çıkarsam mı vardı, giyinmiyorlardı onlarda bir de. Ne çıkarsam vardı. Bugün ne giysem?
Bugün ne giysem miydi o? bugün ne çıkarsamdı o, ben onu değiştiriyordum öyle. Giyinmiyorlardı çünkü genelde. onu özel olarak eleştiriyorlar ya. Ya ne gülüyorsunuz, su sesi çıkarmaya gidiyordu millet oraya. Millet şimdi onu nasıl acımasız eleştiriyorlar birbirlerini, öyle değil mi? Biz bu acımasız eleştiri kültürü bize ait değil. Bu biz değiliz biz. Ve farkında değil toplum. Şimdi mesela siyaset var ya, seçimler olacak. Nasıl o sosyal medya denilen sanalda, o alemde nasıl eleştiriyorlar birbirlerini?
Nasıl acımasızca konuşuyorlar? Nasıl acımasızca karikatirler, acımasızca videolar, acımasızca sözler var? Bu kimin adına yapılırsa yapılsın. Ama bir şey tespit ettim, onu söylemeden geçmeyeceğim. şu konumda olmamış olsaydım gider Recep Tayyip Erdoğan’ın yanında saf tutardım onu savunmak için. Sırf mazlum olduğu için. Acı bir şey bu ya. Acı bir şey. Acı bir şey. kendimi sakın herhangi bir siyasi partiye angaj edeyim. Hiç olmadım zaten. Böyle bir derdim yok. Ama bu kadar acımasız insanlar. Biz bu değiliz.
Bakın biz bu değiliz. Birisini sevmiyor olabilirsiniz ya. Sevmediğiniz kimse için acımasızca saldırmak, adaletsizce saldırmak bizim kültürümüz değil. Bıraktık düşünmeyi. aklımızdan kötü bir şey geçmek. Onu bıraktık ya. Ben onu bıraktım Allah rızası için gerçekten bıraktım. Ben artık şimdi derviş kardeşlere diyorum. Aman diyorum kötü düşünmemeye gayret edin. Derviş kardeşleri kurtarmaya çalışıyorum. Toplum batmış zaten. Acımasız insanlar. Hiç acımaları yok. Hiç merhametleri yok. Hiç hakkaniyetleri yok.
Hiç adalet duyguları yok. Beklemeyin de zaten. Bakın beklemeyin de. imam evinden aş ölü gözünden yaş beklenmezmiş ya. Bu da böyle bir şey var. İmamları bizim ne yazık ki böyle cimri gösteriyorlar toplumda. Muhakkak cimri imamlar vardır tabi de. Meşhur tekerleme imam evinden aş ölü gözünden yaş beklenmez diye. Kim ölü kim dirildi bilmiyoruz da. Şimdi ölü gelince aklıma gördüğüm bir şey hatırladım da kafam oraya takıldı. Neresiydi diye. Onu saracağım diye uğraşıyorum. Rüyamı saracağım diye uğraşıyorum.
Sen saracak mısın rüyamı? Ben rüyamı sarmaya çalışıyorum. Ben rüyamı sarmaya çalışıyorum tekrar geriden. Diyor mu sen sarıvercek misin? Yok. O da sarmadı bak. İnsanlar acımasız, merhametsiz. O yüzden bırakın aklılarından kötü bir şey geçirmeyi. Dillerinde kötülük akıyor. Allah muhafaza eylesin. Dillerinde kötülük akıyor. Allah muhafaza eylesin. Efendim önceden toplumların değişmesine alakalı tercüme faaliyetlerinin buna çok etkili olduğu toplumun bilgiyle tabi bilgi odaklı bir anlayış var. Bizce biz bunu nasıl sağlayabiliriz?
Bir daha soruyu geri alacağım hakkını helal et İsa. Arabanın arkasında rahat ayakkabılar var bunlar getiriyorlar. Söyle kızcağızım. Toplumun değişmesini tercüme faaliyetleri bilginin üst seviyeye çıkmasına bağlıyo genellikle tarihçiler sanırım anladığım kadarıyla. Biz bu tarz düşünmüyoruz ve bunun faydasını göremiyoruz diye algılıyorum. Peki bizce nasıl olmalı? Toplumun kalkınması? Bence toplumun kalkınması üst seviyeye gelmesi bir erdemlilik hareketiyle olması mümkün benim nazımda. Sizde bilgi erdemliliği getirmiyorsa o bilginin bir anlamı yok zaten geçmiş ümmetlerin hahamlarıyla alakalı da onlar kitap yüklü eşeklere benzer diyor.
Hahamlarla alakalı söylüyor onu öyle değil mi? Evet efendim. O hahamlar o zaman için toplumun içerisinde en bilgi insanlar. En bilgi olan insanlar için Cenab-ı Hak diyor ki onlar eşek yüklü kitap yüklü eşeklerdi. Şimdi bizler ondan Allah’a sığınalım. kitap yüklü eşek olmaktan Allah’a sığınalım. Burada çünkü bilgi erdemliliği getirmiyor. İsa buradan getirir. Bilgi erdemliliği getirmiyor. Bilgi güzel ahlakı getirmiyor. İnadımız inat sivri burun olacak . Erdemliliği getiren bilgi asıl bilgidir. Eğer erdemliliği getirmiyorsa bilgi o zaman o bilginin bir anlamı yoktur insanlığa.
biz bilgi edinerekten belli bir bilgiye kavuştuktan sonra biz hala da kötülüklere devam ediyorsak bizim bilgimizin ne anlamı var? Çok bilgili harika. Akşam olduğunda bilgi bir anlamı yok. Bilgi bir anlamı yok. Bilgi bir anlamı yok. Bilgi bir anlamı yok. Bilgi bir anlamı yok. Çok bilgili harika. Akşam olduğunda bir kimseye bir tas çorba götürebilecek erdemliliği yok ise. Çok bilgili Amerika bilmem hangi üniversitede öğretim üyesi bilmem nerede bilmem ne. Yakın aşina olduğum bir şey. Annesini baktıracak İstanbul’da yer arıyor.
Mustafa’cım nasılsın iyi misin? İyiyim. Hoş geldin sen nasılsın? İyi misin? İyiyim. Ya bir şey danışacaktım sana biraz abes olacak belki de. Estağfurullah buyur. Ben Amerika’dayım ya evet biliyorum. Abi ya annemi baktıracak bir yer arıyorum da. Amerika’ya götür dedim. Abi mümkün değil dedi ya götüremem dedi. eşimle problemleri var dedi. Onu dedi burada dedi bir bakacak lüks bir yer arıyorum güzel bir yer arıyorum. Parası önemli değil dedi. Böyle bir ailenin yanına senin bildiğin tanıdığın bir aile de varsa dedi bir ailenin yanına da verebilirim dedi.
Hatta dedi Bursa da olursa dedi oradan ev kiralayabilirim bir ailenin yanına yanaşabilirim. abi yanlış anlama dedi. Altı yedi milyar lira ödeyebilirim her ay dedi. Dedim yapabileceğim benim bu konuda bir şey yok dedim öyle bir aile bulmak zaman ister. Böyle bir aile bulur muyuz bulamayız mıyız? Sana dedim söz veremem. Sen şimdi diyorsun ki dedim ben bir hafta kalacağım. Bir hafta içerisinde böyle bir şey ben bulurum bulamam bir şey diyemem dedim. Sonra annesini götürmüş İstanbul’da böyle bir villamsı böyle bir yerler varmış böyle.
orada bakılıyormuş aylık beş milyar liraymış. böyle bahçelikli güzel yerlermiş. Meşlilere anlaşmış oraya bırakmış annesini. Onun bilgisi, onun bilgi birikimi, onun bilmem hangi üniversitede öğretim üyesi olması, Amerikan bilmem hangi şirkette danışmanlık yapması, annesine karşı olan vazifesini ifa ettirmedi. Erdemli bir hareket yapamadı. Erdemli bir davranışta bulunamadı. Bilgi, erdemliliği getirmeli. Çok iyi profesör, harika ameliyat yapıyor. Tamam. Ne kadar ameliyatı? 30 milyar. Bilgi, erdemliliği getirmedi.
Harika ameliyat yapıyor. Ege Üniversitesi’nde on numaradan. Oktay dışarıda şimdi. Elimizde para bekliyoruz. Ameliyathanenin önünde. Böyle bir ketun duruşlu, toplu, sert, hiç kimseye taviz vermeyen bir kadın ameliyatın kapısını böyle cowboy filmlerini gibi açıyor. Bağırıyor o dışarı. , Abdullah Gürbüz yakınları, biz koşuyoruz buyrun. 3000 lira yatırın. Gidiyoruz 3000 lira yatırıp geliyoruz biz. Bekliyoruz orada. 2000 lira yatırın, 5000 lira. Ya diyorum hepsini bir seferde söyleseniz yatırsak. Ne kadar gidecek?
Hayır. Bilgi, erdemliliği getirmiyor. Dünya üzerindeki en büyük sıkıntı bu. Dünya üzerindeki, dünyanın asıl problemi bu. Bırakın bir şey daha söyleyeyim. Biz biz kendi kendimizi kötüleriz. Biraz da böyle bizi dışarıdan kötülerler ya. Bilgisiz olarak görürler değil mi bizi? Altını çiziyorum. İspanyollarla görüştüm. İngilizlerle görüştüm. Görüştüm. Bunların hepsi de belli bir şeyde, konumda olan insanlar. Almanlarla görüştüm. İtalyanlarla görüştüm. Amerikalılarla görüştüm. Kanadalılarla görüştüm.
Suud Arabistanlarla görüştüm. Yemenlilerle görüştüm. Ürdünlilerle görüştüm. Faslılarla görüştüm. Cezayirlilerle görüştüm. Bakın bunların görüştüğüm insanlar tiplemesi. Ve hepsi de Haspel kadar böyle üniversite mezunu seviyesinde kimseler. Allah sizi inandırsın. Bizim Anadolu insanı kadar bilgili ve erdemli bir insanla karşılaşmadım. Siz şimdi New York’ta gidecekseniz bir kimseye diyeceksiniz ki Ankara neresi? %90’ı bilmez Ankara’nın neresi olduğunu. Bilmez. Siz Londra’ya gideceksiniz. Londra’da yaşayan arkadaşım vardı.
Orada bir müddet yaşadı. Orada bir müddet durdu. Sonra döndü geriye. Dil falan öğrendi. o hamburgerci de falan çalıştı. Bildiğiniz hamburgerci de çalıştı. Bir de zengin çocuğu. Ulan oğlum dedim başka işin gücün yok senin. Abi dil öğrenci falan. Oğlum öğrenmeyin var lan Allah iyiliğini versin dedim. Hamburgerci de çalıştı. Orada çalıştı. Ona soruyorlarmış. Nerelisin? O diyormuş ki İzmirliyim. İzmir neresi ki diyorlarmış. Türkiye’de diyormuş. Türkiye neresi diyormuş. Londra’da hamburger yiyen bir üniversite öğrencisi.
İzmir’i bilmiyor. Aslında bu kurşunluk sebep. İzmir’i bilmiyor. Nasıl bilmez? Bırakın İzmir’i. İzmir neresi? Nerenin? Türkiye deyince Türkiye neresi diyormuş. Türkiye ne adı? İngiltere de üniversite öğrencisi. İngiltere de üniversite öğrencisi. Ben dedim ulan oğlum sana cahili denk gelmiştir. Hepsinin aynı mı dedim ben. Abi yanlış anlama yüzde 70’i 80’i aynı dedi. Mesela onlar biz hristiyan olarak biliyoruz ya. Hiçbirisi İncil’den bir pasaj okuyamaz. Bilmiyordur. Bildiğiniz bilmiyor onlardır. Siz Avrupa’nın veya Amerika’nın bizim kadar siyasi olarak aktif olduğunu düşünmeyin.
Biz çok aktifiz siyaset olarak. Mesela ne o? Trump mu ne o? Hayatta seçilmez mi? Trump mu ne o? Hayatta seçilmez mi? Bu ne? Bu ne? Bu ne? Bu ne? Trump mu ne o? Hayatta seçilmez Türkiye’de. Evet seçilmez asla. Fransa’nın şimdiki Cumhurbaşkanı var ya. Vallada billada tillada yüzde iki bile almaz Türkiye’de o. Ama biz kendi kendimizi küçümsemeyi seviyoruz. Biz kendi kendimizi yerlere batırmayı seviyoruz. Kendi kendimizi bilgisiz görmeyi seviyoruz biz. Aslında biz kendi öz değerlerimizin kıymetini bilmiyoruz.
Kendi kıymetimizin de farkında değiliz. Bizde öylesine bir cevher var ki aslında. Bizde öylesine bir cevher var. Biz onu harekete geçiremiyoruz. Bizim kendi tembelliklerimiz var. Kendi aymazlıklarımız var. Bizim kendimize has tutumlarımız var. Davranış biçimlerimiz var. Biraz ondan kaynaklanıyor. Yoksa bizdeki erdemlilik ve bilgi tabiri caizse yeni bir kültür imparatorluğunu kurabilecek kapasitede görüyorum ben. Kendimizden de örnekliyim şimdi Gözde’yi görünce aklıma geldi. Şimdi bir tane tiyatrocu geldi.
Gözde ile ortak çalışacaklar. Ondan sonra yardımcı olacak. Otomatikman Gözde’ye attığı taca siz bunu yapamazsınız dedi. Siz bunu yapamazsınız dediğinde Gözde’nin yapmış oldukları var. Gözde’ye atlı bir taca. Gözde’ye atlı bir taca. Gözde’ye atlı bir taca. Gözde’ye atlı bir taca. Gözde’ye atlı bir taca. Gözde’ye atlı bir taca. Sleep and Ne the fuck Nomi Burak Gözde Ne the fuck Gözde Ne the fuck Nomi Burak Gözde Ne the fuck Ne the fuck Ne the fuck Anadolu insan olarak bilgi ile erdemliliği böyle tabiri caizse Hz.
Bir gül ile şekeri karıştırınca gül şeker olursun diyor ya çok müthiştir tespitleri diyor gül ile şekeri karıştırırsan o varsan onu diyor gül şekeri çıkar meydana diyor gül şekeri olur adı gül şekeri olur ama siz ne gülü görebilirsiniz ne şekeri görebilirsiniz ama o ne olur gül şerbeti olur içine bir de su katarsın içine suyunu da katınca ne oldu gül şerbeti oldu şeker görünür mü hayır gül görünür mü içerisinde hayır su görünür mü içerisinde hayır ne deriz ama adına gül şerbeti deriz Allah’ım senin sevgini senin sevenin sevgisini seni sevdirecek olanın sevgisini hepsini bir yere toplarsan gül şeker olur gül şerbeti olur gül şerbeti birbirinden farkı kalmaz birbirinin renginin içerisine girer birbirinde hemhal olur Allah’ın sevgisi Resulullah sallallâhu aleyhi ve sellem hazretlerinin sevgisi ve bir velinin sevgisi karıştırılınca içinde gül şerbeti olur ona bakan içer ne içtin gül şerbeti içtim der ama şeker ayrı su ayrı gül ayrı demez şimdi erdemlilik böyle bir şeydir gül şerbeti olmasıdır gül şerbeti bu nedir bilgi girer için içerisine ahlak girer ihlas girer yoğurursunuz onu gül şerbeti olur eğer sadece bilgi olursa sadece bilgi olursa olmaz yerli yerine oturmaz kabadur yerleşmez içine muhakkak ki onun içerisine güzel ahlak girecek muhakkak girecek evet efendim yakın zamanda Ayasofya’nın ibadeti açılmasını bekliyor musunuz?
böyle bir düşünceniz var mı? var mesela ne kadar bir zaman bana ne diyor bana gün söyleme ıstık çaldığımda dönmüşüm müdür diyordu ne diyordu ya e abi biz şeyden gidelim anaya urfalı bakırcıdan gidelim sutlar kaymak tutar tutmaz oradayım diyor ibibikler öter ötmez oradayım Ayasofya bu ülkenin kanayan ciğer yarası ne yazık ki şu anda dünya siyasetine kurban edilmiş vaziyette bitecek şu anda dünya siyasetine kurban edilmiş vaziyette hatta Yunanistan Türkiye siyasetine kurban edilmiş vaziyette efendim geçmiş yıllardaki bir sohbetinizde Ayasofya açılırsa Mehdi a.s.
gelişini bekleyin artık demişsiniz demişimdir ben Ayasofya’nın açılmasını daha çok buraya bağlayarak hep böyle demişimdir sarhoşun mektup okunmazmış Selamün aleyküm ben Mülk suresinde sanırım bir tane ayet okumuştum da onun tefsirini açıklamasını soracaktım size çok zor anda olsun ki dünya semasını biz kandillerle süsledik ve şeytanlar için o kandilleri birer taş yaptık buradaki taş yaptık derken neyi kastediyor şeytanları taşlıyor muyuz? yıldız kayması falan yıldızlar bildiğim yerden sordun o yüzden cevaplandırabilirim hadîs-i şerifte yıldızlar üç şey için yaratılmıştır bir göğün süsüdür, iki şeytanlara atılacak taştır üç insanlara gece yol göstericidir o yüzden yıldızlar aynı zamanda şeytanın taşlanması için şeytanı taşlayan şeylerdir şeytanı taşlamakta şeytan lef-i muhavvuzdan inen bilgileri çalmak ister, bozmak ister o yüzden cevaplamak için yıldızlarla onu taşlar, ondan kovar Allah razı olsun bir tane daha sorum var sor, yine bildiğim yerden olsun evlilik kader midir yoksa cüzdi irade ile mi yapılıyor?
evlilik, evlilik cüzdi iradedir ama aile zoruyla da evlenilebiliyor bazen hanefiye göre caiz değil hadîs-i şerif var, aileler evlenmek istemiyorlarsa çocuklarını zorla evlendirmesinler diye aile çocuğuna zulm ediyor ama evlendiğinde cüzdi iradesiyle olmuyor ama o cüzdi iradesinin kendi ailesine teslim etmiş aslında hayır demesi gereken yerde hayır dememiş o kendi hakkını öğrenmemiş, kendi hakkını kullanmamış kadının hakkı, kızın hakkı evlenmek istemiyorsa evlendiremez hiç kimse onu hadiste sabit hanefiler bunun üzerinde oldukça sıkça durmuşlar ve kızlara burada geniş bir özgürlük yelpazeti açmışlar demişler ki çocuklarınızı zorla evlendirmeyiniz, caiz değil anlaşıldı hocam selamün aleyküm aleyküm selam insan Allah yolundaki samimiyetini nasıl anlar hocam?
insan Allah yolundaki samimiyetini arayışını nasıl anlar hocam? salih bir şekilde bunun herkes bir ölçü koyabilir bence Allah yolundaki samimiyetini o kimse kendince arıyorsa, sorgulacaksa bir, kendince şunu demeli ben bu yolda, bu meselede kendime hiçbir menfaat beklemiyorum demeli insanları alt eden en önemli şey menfaat Allah sevgisi de buna menfaat olarak değil mi? bu Allah sevgisinde, Resulullah sevgisinde, kul sevgisinde eğer bir işin sonunda bir menfaat var ise o salt ihlas noktasında samimi bir şekilde sevgi ile sevgilenememiştir meşhurdur ya hadîs-i şerîf bir elime ayı verseniz, bir elime de yıldızı verseniz la ilahe illallah demekten vazgeçmeyeceğim diye o yüzden bir kimse kendince de bir eline dünyayı verseler bir eline de ahireti verseler o kendince salt Allah sevgisinde durması lazım ne dünyaya tamah etmeli, dünyanın peşine koşmalı sufiler öyle düşünürler ne de ahireti tamah etmeli ahiretin peşine düşmeli işi onun Allah’a kulluk olmalı Allah’a yakinlik peyda etmek olmalı işi o olmalı mesela sohbetin başında dedi ya birileri uçabilir, uçmayı isteyebilir birileri denizin üzerinde yürümeyi isteyebilir birileri böyle bir anda kendisine karamet sudur etmesini isteyebilir bunlar bizim nezdimizde hepsi de aldanıştır başka bir şey değil orada o kimse sırf kendince kendi dairesinde Allah’a kulluğu istemeli Allah’a yakinliği istemeli yakinliğin de yakinliği yakinliğin de yakinliği yakinliğin de yakinliği vardır kulluğun da kulluğu kulluğun da kulluğu vardır eğer zaten bir kimse Allah’a yakinlik şerbetini içtiyse onun başka bir şey içmesi başka bir şeye gözünü çevirmesi mümkün değildir önemli olan o şerbeti içinceye kadardır o şerbeti içtiğinde o kimsenin gönlü kalbi içi dışı devamlı her an her noktada bu hali arzu eder öyle olunca o yakinlik şerbetini içen bir kimsenin dünya ve ahiret kaygısı kalmaz o zaman yakinliğin de yakinliğini, yakinliğin de bu böyle biraz tavirime hoş görün ama böyle bir kimse sarhoş olur ya ayılmak istemez içtikçe içesi gelir zehirlenir gider yatar upuzun oraya gözünü açar nerede kaldıydık der fatih terim gibi oldu ama nerede kaldık deyip devam eder bu da onun gibi bir şey yakinlik şerbetini içen bir kimse o zaman ne dünya gözünde görünür o zaman ahiret gözünde görünür o yakinlik sarhoşuyla yakinliğin de yakinliğini ister hep öyle olunca o kimsede zaten menfaat söz konusu olmaz peki hocam kalbiye özlemlerimiz var bizim hiç bitmeyen kalbiye özlemlerimiz var yoğun bir şekilde hissediyoruz bu neden peki bu normal tasviye olunmamış olan bir kalpte bu tip özlemler olur ne zaman ki mutmain noktaya geldiği o zaman o özlemlerden kurtulur ondan sonra razılığı aramaya çalışır ne zaman ki razılığı yakaladı o zaman hayatın ayrı bir perdesi açılır onda o zaman neyin ne olduğunu görmeye başlar hakikat anlayışı değişir hakikat anlayışı değişince der ki gördüğüm bu bu şeylerin hiçbirisi de hakikat değilmiş asıl hakikat ayrı bir perdede ayrı bir şeymiş de o hakikat perdesine yönelir o zaman o kimsenin kalbinde özlem kalmaz bir tek özlem kalırsa ona kalır teşekkür ederim Allah razı olsun hocam efendim merhaba biz Edirne’den geliyoruz merhabalar son mevlevi ş
4. Muradiye Mevlevîhânesi, Tekke-Cami Ayrımı ve Osmanlı Sufi Mirası
eyhi torunlarıyız Ahmet Selahattin Efendinin torunlarıyız ben beyefendiyi de tanışmıştım Edirne’de tek bir program yaptınız o zaman biz sizinle tanıştık fakat daha sonra hiçbir programınız olmadı ve sizin güzel sohbetlerinizden bizi mahrum bıraktınız haklısanız lütfen bunu sıklaştırın Edirne’de lütfen gelin güzel güzel sohbetlerinizi dinleyelim efendim bir de biz Edirne’de biliyorsunuz ki Muradiye Mevlevi Haniyesi var yürüyüş yapmıştık orası için evet ben de o yürüyüşle beraberdim ama hiçbir şey çıkmadı bununla ilgili bir şeyler yapalım hocam gerçekten bununla ilgili bir şeyler yapalım ve ülkemize bunu kazandıralım inşallah Saide Hanım geldi mi burada mı Saide Hanım Saide Hanım’ı ben de aradım herhalde daha gelmedim gelecekler bugün onlar bir program yapalım size de haber verelim Edirne’den kalkıp sır programınızı izlemek için biz buraya geliyoruz teşekkür ederim hürmetler ederim inşallah Allah razı olsun saygılar sunarım hayırlı iftarlar inşallah evet Muradiye Mevlevi Hanesi de bizim içimizde ayrı bir yaramız çünkü Osmanlı’da ilk kurulan hemen hemen diyebileceğimiz Mevlevi Hanelerden birisi Edirne Edirne Muradiye Mevlevi Hanesi bu Normade Gelibolu’dan da önce Bursa’daki Normade Bursa’daki Mevlevi Hanelerden de önce hepsinden hemen hemen önce hatta denilebilir ki Balkanlara ve Trakya’ya Sufi anlayışın Sufi İslam anlayışının geçiş merkezi Muradiye Mevlevi Hanesi Muradiye Mevlevi Hanesi çok acıklı hikayesi var onu o acıklı hikayesini Kırtlaril’inde Kırtlaril Üniversitesinde anlatmıştım hatta dedim ki ön tarafta da protokol oturuyor Cumhuriyet Savcısı Vali Vali Yardımcıları Garnizon Komutanı bütün ekabir orada dedim beni buradan götürebilirsiniz ben diyeceğimi dedim onca da çalıştım çünkü neyse bir Muradiye Mevlevi Hanesi anlattım orada dayanamadı Mustafa Bey şimdi Balıkesir Valisi’di oradan başka bir yere gitti galiba döndü rektöre dedi ki hocam bir şeyler yapalım ya dedi ne bu ya dedi tamam mı ben anlatırken inşallah anlatması benden hareket etmesi sizden dedim Edirne Valisi mi arayacaksınız kim arayacaksınız dedim orayı bir ayağa geçirin orayı bir ayaklandıralım ön ayak olalım dedik ama böyle lakin ne yazık ki bir ses olmadı biz tabi gündem olursun dedik bir de yürüyüş yaptık orada Edirne’de programı varken ben yoldan böyle geliboludan çıktım kendi kendime içime geldim böyle geliyor ya bana böyle sağdan solda arkadaşlara telefon açtım dedim hazırlanın giyinin dedim Muradiye Mevlevi Hanesi ne kadar yayan yürüyüş yapacağız dedim Muradiye Mevlevi Hanesi ne kadar ya Mevlânâ diye diye biz caddenin ortasından yürüdük gittik orada bir sema ettik dua ettik Cenab-ı Hak inşallah tesis eder ama denilebilir ki bu toprakların Osmanlı’da çünkü daha öncesinde var onlar Selçuklulardan kalma mesela Selçukluları ittiğimden falan kabul etmediğimden değil yanlış anlaşılmasın Afyon’da var Kütahya’da var bunlar Hz.
Mevlânâ Ceraeddin Rum Hazretlerinin döneminden hemen sonra Selçuklular döneminde ama Muradiye Mevlevi Hanesi Osmanlı’nın kurduğu ilk Mevlevi Hanelerden birisi o yüzden küçücük bir de kısasını anlatayım mı size Moğollar geliyorlar ya şeye kadar Edirne’ye kadar yaklaşıyorlar Osmanlı da oraya çıkıyor tam savaş cürcüne kopacak orta yerde iki tane Pir-i Fani Mevlevi Şeyhi görünüyor yavaş yavaş yavaş yavaş yavaş yavaş yavaş yavaş savaş meydanında gidiyorlar Moğolların komutanıyla konuşuyorlar ne konuşuyorlarsa ondan sonra yavaş yavaş yavaş yavaş geliyorlar ondan sonra kayboluyorlar ortadan ve Moğol ordusu hiç savaşmadan meydanı terk edip gidiyor bunu görünce Osmanlı Padişahı bu barışı bu kan dökülmesini bu Mevlevi Üstatları durdurdu diye bir oraya Muradiye Mevlevanesi diye külliye yaptırıyor sonra Konya’ya haber gönderiyor diyor ki bu külliyeyi bir tane bize icazetli bir Şeyh Efendi gönderin oradan külliye den iki kardeş geliyor külliye Mevlevi Üstad olarak rivayet ediyorlar ki o iki kardeşin o zatlar olduğunu o zatların böyle bir kerameten böyle bir şeye vesile olduğuna dair böyle bir rivayet var e tabi bizim toplumumuzda ne acı evliya menkıbelerini biz batırdık ya böyle tûkaka ilan ettik biz menkıbeleri de böyle bırak canım menkıbe ya ona mı inanacağız ya o hale getirdiler bizi o yüzden tabi ben menkıbelere inanırım yaşanmıştır onlar muhakkak dervişler onu görmüşlerdir sufilin böyle bir hali vardır o yüzden sufiler o hali yaşamışlardır böyle bir hali yaşanmış ve Murad-i Mevlevi Hanesi kurulmuş sonra General Ragıp Gümüşpala’ya kadar Mevlevi Han’e ayakta durmuş General Ragıp Gümüşpala Trakya Merkez Komutanı bütün valiler, askeri her şey ona bağlı böyle bir önceden düzen sistem vardı Murad-i Mevlevi Hanesi’ni o yıkmış acıklı hikayesi bu bunu anlattım tabi içinde 400 yıllık, 500 yıllık el yazma eserler hatlar el yazma böyle şeyler ayetler tablolar bütün hepsi de Edirne Bat Pazarında açık artırmayla satılmış ve Murad-i Mevlevi Hanesi şu anda yerli yeksan olmuş vaziyette orada camisi var şimdi Anadolu sufi kültüründe tekkeyle cami yan yanadır tekke ve cami birbirine karışmaz bakın tekke ve cami birbirine karışmaz Anadolu sufi anlayışında namaz beş vakit namaz tekke de kılınmaz ayrılık yoktur beş vakit namaz camide kılınır mescit kapısı derler her tekke de mescit kapısı vardır mescide giderler tekkelerde cuma kılınmaz tekkelerde vakit namazları kılınmaz tekkelerde ezan okunmaz Anadolu sufi yapılanması muhteşem bir yapılanmadır bakın kocaman devasa bir Mevlevi Hanesi öyle değil mi minaresi yok çünkü cami değildir burası buranın etrafında burası büyük bir külliyasında burası büyük bir üniversite gelibolu Mevlevi Hanesi bugünkü manada büyük bir üniversite nasıl bir üniversite Balkanlara gidecek olan valiler kadılar, memurlar şey efendiler dervişler hepsi de buraya geliyorlar burada bir eğitimden geçiriliyorlar burada eğitimden geçirildikten sonra vazifesine gidiyorlar saray boğazına kadısı olacak o kimse değil mi burada eğitimden geçiyor Tıravni’ye gidecek değil mi bu Tıravnik’de orada ayrı bir bölge çünkü Tıravni’ye vazifele gidecek buradan eğitimden geçiyor Mostar’a gidecek buradan eğitimden geçiyor Dedağç’a gidecek Selani’ye gidecek burada eğitimden geçiyor Üskübe gidecek burada eğitimden geçiyor burası Osmanlı’da bir üniversite gibi çalışmış burası büyük bu askeriyi filan içine alıyor burası burası dünyanın şey olarak ne o mekan olarak en büyük Mevlevi Hanesi Konya’da Sema yapılan yer Sema yapılan yer Mevlevi Hanede değil orası Kültür Bakanlığına bağlı bir yer orası Mevlevi Hanede değil burada şu anda dünyanın en büyük Mevlevi Hanesinde duruyorsunuz ayakta dura ayakta dura yüz ölçümü olarak da hemen hemen belki de aynıdır şeydeki Kahre Mevlevi Hanesi yüz ölçümü bilmiyorum ne kadar da öyle Mevlevi Haneler Osmanlı ile beraber bütün Osmanlı topraklarına yayılmış vaziyette neden Anadolu’nun bağrından çıkmış bizden kendimizden dışardan değil nereye giderseniz gidin bir Mevlevi Hanesi vardır sonradan mesela bunda hiç kimse alınganlık yapmasın nakşibendilik bize sonradan girmedir son Osmanlı’nın yıkılacağı zamanda kuvvetlenmiştir bunu kuvvetlendiren ayrı etkenler vardır bunu sonra konuşuruz bu farklı etkenlerdir bunlar mesela şey Mevlevilik örneğin tarikat olarak Selçukluluklardan Osmanlılara miras kalmış Osmanlılar bütün her tarafa Mevleviliği götürmüşlerdir anlayış, idrak, kültür olarak dini, anlama dini, kültür olarak götürmüşlerdir nereye mesela Selanik’te Mevlevane var yıkılmış vaziyette Selanik Mevlevi Hanesi var Kosova Mevlevane’si var Sarayova’da Mevlevane var yıkılmış vaziyette şeyi Mesnevi okunan ayrı bir yer var orayı tadilat ettirmiş belediyenin birisi mesela Mevlevi Hanesi böyle tam dere yatağına yakın harika bir yerde onun üstüne de Mesnevi okunacak yer koymuşlar mesela var her yerde Allah bizi yola hizmet edenlerden eymesin 15 dakikanız kaldı Şimdi Yunus Emre’nin bir dörtlüğünden Sen sana ne sanırs
5. Nefis Meratibi, Mutlak Kader ve Cüzdi İrade
an Ayruva’da onu san Dört kitabın manası budur eğer var ise Yok olan ne hocam Yok olan ne Bir şey yok olmaz Yok olmaz yok görülür Bunların hepsi de Nefis meratipleriyle alakalıdır Bir kimsenin Emre’deki nefis meratipleri Levvamediki, Mülhümediki, Mutmaideriki, Radiyemardiyesi, Safiye meratipleri Anlatan Yunus’un dizeleridir bunlar O yüzden her nefis meratipleriyle alakalı ayrı dize vardır Bunların nefis meratipleriyle Nefis meratipleriyle işlenmesi gerekir O kadar söyleyeyim Çünkü eğer o nefis meratipleri dairesinde işlenmezse Mesela o sözler insana kühürmüş gibi gelir Nefis meratimde mesela bir kimse Örnekliyorum bunu şimdi Mesela mutmainaya geldi Nefis meratip olur onun tevhide bakış Tevhidi yorumlaması ayrıdır Raziyeye geldi Raziye de onun tevhid anlayışı ve yorumlaması ayrıdır Mardiyeye geldi Onun tevhid anlayışı ve tevhid yorumlaması yorumlaması farklıdır Bunları anlatan Yunus’tan ve Mesnevi’den dizeler vardır Mesela Yunus bunu anlatır bir şekilde bir öğreti olarak bunu anlatır Ama orada o kimse bunun nefis meratiplerinde bir öğreti olduğunu Onun tevhid anlayışı olduğunu Mesela dilimizdedir bizim Mesela La maksude illallah Ne demektir?
Benim maksudum Allah demektir La matlube illallah Ne demektir? Benim matlubum sevgilim Allah demektir La mevcud illallah Allah’tan başka mevcud yok demektir Küfür Bu veçeden bakınca Öbürkü der ki panteist misiniz siz? Bak öbürkü der ki panteist misiniz? Ama bunu tevhid anlayışı içerisinde nefis meratiplerinde içerisinde bunu anlatırsa o kimse O zaman ondan dışarı çıkar Kah olurum Musa, kah olurum İbrahim bu ne? Gel gör beni aşk neyle de Musa mı oldu? Harlaç’ın sözü Bunun gibi Evet Şimdi dünyayı bir çalar saate benzetirsek Dünyayı çalar saate benzetirsek bir çalar saate benzetirsek bir çalar saate bir tarihi ayarlandı ve o tarih kıyamet Şimdi dedik ki mürekkebi kurudu Sen orada mısın daha?
Biz mürekkebi ıslattık gelin sonra Evet Çözemediğim nokta şu Evet orada bir mürekkep kurumuş herhangi bir müdahale yok O zaman bu durumda Allah’ın Oradaki Çalar saate olarak adlandırdığımız şeye bir müdahalesi söz konusu olmamalı Çünkü mürekkep kurudu Bu durumda neden bir müdahale söz konusu Neden istedi mürekkebi ıslatması zor mu onun için? Ama kurudu diyor O zaman mürekkebi ıslatırsa Eğer bu durumda o hadisi şerif düşmeyecek mi? Cızır diyormuş ya Ama sonuç olarak kurumuş Dünya için? Cızır diyemem bizim kendi külli irademize yedik Biz onu yorumlamaya çalışıyoruz O zaman şöyle bir durum oluyor Cızırtı Ben onu yorumluyorum O kurudu sözünü diyorum ki Mesela dünyanın kendi ekserinin etrafında dönüş hızı Bu diyorum kurumuştur matematik olarak siz dönüş hızını değiştiremezsiniz Bir yörüngesi var o yörüngesinde gidiyor.
Dönüm değiştiremezsiniz Değiştiniz de kıyamet kopar zaten Benim anlayamadığım nokta şu Evet bunun hızını değiştiremeyiz burada bir kurumuş kader söz konusu Gözlerinin görmesini Mesela kulağın göz vazifesi yapıyor mu zahir olarak Batın olarak yapar da zahir olarak yapıyor mu? Hayır bu matematik bu Anladım ama burada yine Allah’ın bir insan üzerine veya insanın istemesi üzerine tekrardan burada bir yeniden Cüzi iradeye bağlı olan şeyleri zaten kurumaya bağlamamıştık Ama kurumuş olan bir şeyin içerisindeki yaş olan cüzi iradeyi nasıl ben Burayı anlayamadım Sonuç olarak dünyanın bütün olayları Bittiyse eğer ve ben atıyorum Dünya içerisinde var olarak Kabul ediyorsam kendimi Burada benim tekrardan Allah’tan bir şey isteyerek Veyahut kendi cüzi irademle tekrardan Oradaki kaderi oluşturmam kader demeyeyim ama Orada tekrardan kalemden bir şeyler Yazılmasın nasıl mümkün ki Çünkü kurulu bir durum var Allah bu durumda o kurulu düzene Müdahale ediyor olacak O zaman bu kurulu düzen boşa çıkmış olacak Yine ben mi anlamakta güçlük çekiyorum?
Efendim sen de mi anlayamadın? Diğer taraftaki şey siz ikisini çapraz bilgi verdiniz anlaşılsın diye Onu tam kavrayamamış Ondan onu soruyor Benim anladığım da bu Demek istediğim olay şu Korunmuş bir kader varken Allah buraya yine müdahale söz konusu ediyor dünya içerisinde Yine bir müdahalesi söz konusu Ben bunu anlayamadım Sen öyle anlamışsın Anlayamadın değil sen öyle anlamışsın Kurumuş olan kader Mutlak kader değişmeyecek olan kader Senin gözlerinin burnunun üzerinde çıkması mutlak kader Enselinde göz hiç çıkmayacak Ensesinde göz çıkan bir insan topluluğu gördünüz mü?
Hayır bu mutlak kader İnsanların fıtratı bir şeyin fıtratı mutlak kaderdir Bunda kurumuştur Buradaki mutlak kader Bu mutlak kader Bu mutlak kader Buradaki mutlak kader insanların kendi Cüzdi iradelerinden sudur edecek olan Fiilah değil o zaman şu anki Durum şu sadece mutlak olan atıyorum İnsanın fıtratı ile ilgili olan şeyler Evet mutlak kader Diğer türlü İnsan kendisini bu bağlamda İstediği miktarda değiştirebilir Bunda bir herhangi bir söz konusu Tıkıntı yok Anlaşıldı Şimdi Şöyle başlayayım Toparlayamadım da Bir şey varlığı Veyahut yokluğu biz bunu atıyorum Önünüzdeki yazı var Biz bunu görüyoruz Sonra onu birisi götürdüğünde Diyoruz ki yazık yok şu an Gördüğüm bir şey yok Şimdi aynı şey Biz kendimiz için düşündüğümüzde Bir veçeden Hayaliz Bir veçemiz aslında yokluğa mı bakıyor Bu bağlamda Bir veçeden Çünkü her an kalemin cızırtısı yazıyorsa Her an yazıp siliyor ve her an var edip Yok ediyor Hükmünde mi düşünmeliyiz Veyahut o sildiği anın Ne olarak algılamalıyız İstediğin gibi algılayabilirsin Ama yokluğa düştüğünde Bizim kendi algının gelecek olduğu Kapasite ile alakalı Bir kimseye bunu böyle Algılaman lazım demek söz konusu değil ki Burada herkesin bu noktada kendi dairesinde Kendinin bir algısı var O algıya göre o kimse Onu alacak Bir kimse bu görmüş olduğu bu Dokunmuş olduğu bir şeyi Gerçek var olarak görebilir Bu onun algısı Bir başkası da Dokunduğu halde Onu gerçek var olarak Görmez Peki böyle düşünmek yanlış mı Dokunduğu halde var görmüyorsa Ben yanlış demedim ki Algısı onun o Onu böyle algılayabilir bir kimse Bir kimsede bir veçesiyle var Bir veçesiyle de Bu noktada yok hükmünde görebilir Bu o kimsenin algısıyla alakalı Bir kimseye siz şimdi Bunu tam anlamıyla var gören bir kimseye Siz deseniz ki bu yok Size deli bu der Onu deseniz ki siz bu bir veçesiyle Vardır bir veçesiyle yoktur Bu gene delirmişler Neden?
Onu o var görüyor Onu onu var görünce var gören Bir kimsenin siz algısını Karşıdan Düğmeye basıp değiştiremezsiniz ki O yüzden öyle de düşünen doğru düşünür Kendince Bir var bir yok diye düşünen de Doğru düşünür Hiç bir şey yok deyip de sallamayan da Doğru düşünür Bu bağlar da sizin düşünceniz nedir? Ben mi ben hiç Bir kararda durmayanlardan Şu anki Kararda durmayanlardanım değil mi? Devam edeyim Devam edeyim Devam edeyim Evet mikrofon sende İnsanın istemesi Allah’ı kısıtlamıyor mu? Allah’ın yaratılışını kısıtlama durumunda değil mi?
Mesela Allah sonuç olarak her şeyi Yaratacak bir bir İnsanın istemesi mi Allah’ın kısıtlaması altında? Hayır İnsanın istemesi O’nun yaratacak Allah’ın yarattıklarını kısıtlamıyor mu? Neden kısıtlasın? Mesela diyor ya hayırlısını isteyiniz Ama orada farklı bir durum da vardır Ol hayırlısını isteyiniz dediği bir öneri Sen istediğini iste Ama kısıtlamış bizi Kısıtlamamış yok Sen diyor hayırlısını iste Şerrini de istesen yapacak ki Ama kısıtlama söz konusu yine Kısıtlamak şu Ben bunu buraya şimdi vurdum Kısıtlandım mı hayır Bu benim kendi muktedirliğimde gücümde olan bir şey Bu benim kendi muktedirliğimde gücümde olan bir şey Bu benim kendi muktedirliğimde gücümde olan bir şey ise Cenab-ı Hak bunu yarattı Ben bunu böyle vurarak Sohbeti rahatsız edebilir miyim?
Edebilirim Ne yaptım? Şer işledim şimdi Kısıtlandım mı? Hayır Diyor ki siz hayırı isteyin Kısıtlanmadım Peki baba Bir kimse şimdi orada bir kimse oturup Böyle kendi kendine konuşsa Ne yapabiliriz biz ona? Bir şey yapamazsın Deriz ki ya provokasyon yapıyor Sohbeti provok ediyor deriz Ne yapabiliriz? Hiçbir şey yapamayız O kimse ne yaptı? Şer istedi E biz o şer isteyindi Biz onu ne oldu? Cenab-ı Hak onu kısıtladı mı şerde? O zaman bu bağlamda İyilikleri Rabbinizden, kötülüklerinizden, hepsinizden Kısıt ediyor diyor ki siz iyi şeyler düşünün İyi şeyler yapın Hayırı isteyin Peki mesela bu bağlamda iki tane hayırlı bir olay var Buradaki kulun yine kesfetmesiyle Allah birisini yaratacak Diğerini yine Diğeri yine yaratılmamış olacak Baktığım nokta bu Bu durumda yine kısıtlama olmuyor mu?
Sen öyle görüyorsun Ya da yarattı Ben istediğimden bana zuhur ettim Sen öyle görüyorsun hayır 5 tanesi 5 inli birden ister insan İstemede sınır yok zaten İste peynir ekmek ister gibi İste Kim dedi sana isteme diye Az istersek gelir
Kaynakça
Âyet-i Kerîmeler
- Mülk Sûresì, 5. Âyet: “Andolsun biz en yakın göğü kandillerle süsleyip donattık ve onları şeytanlar için atış taneleri kıldık.” — Sohbette yıldızların üç vazifesinin (göğün süslü, şeytanlara taş, yol gösterici) Kur’ânî temelidir.
- Cuma Sûresì, 5. Âyet: “Kendilerine Tevrat yükletilip de onunla amel etmeyenlerin hâli, kitap taşıyan eşeğin hâline benzer.” — Bilginin erdemliliği getirmemesinin Kur’ânî temeli.
Hadîs-i Şerîfler
- Yıldızların Vazifeleri Hadîsi: “Yıldızlar üç şey için yaratılmıştır: göğün süslü, şeytanlara atılacak taş ve geceleri insanlara yol gösterici.” (Buhârî, Bedü’l-Halk; Ahmed b. Hanbel, Müsned)
- Bilgi ile Amel Hadîsi: “Bildiklerinizle amel ederseniz Allah size bilmediklerinizi öğretir.” (İbn Abdilberr, Câmiu Beyâni’l-İlm; Ahmed b. Hanbel, Müsned) — Rüyânın bilgi edinme yolu olduğunun temeli.
- Her Hastalığın Şifası Vardır Hadîsi: “Hiçbir hastalık yoktur ki şifası hastalıktan önce yaratılmamış olsun; onu bilen bilir, bilmeyen bilmez.” (Ebû Dâvûd, Tıbb 1; İbn Mâce, Tıbb 1)
- Zorla Evlendirme Hadîsi: “Dul kadın kendi nefsü özünde velisinden daha önceliklidir; bakire kızın ise rızası alınır — sesi susmak onun iznidir.” (Müslim, Nikâh 67; Ebû Dâvûd, Nikâh 25) — Hanefî mevhidinde zorla evlendirmenin caiz olmadığının delili.
- Müslümanın Tanımı Hadîsi: “Müslüman odur ki diğer Müslümanlar onun elinden ve dilinden emin olsun.” (Buhârî, İmân 4-5; Müslim, İmân 64-65)
Yunus Emre Dörtlüğü ve Mesnevî
- Yunus Emre: “Sen sana ne sanırsan Ayrığa’da onu san; dört kitabın manası budur eğer var ise.” — Nefis meratibi ekseninde tevhid anlayışının özeti.
- Mevlânâ Celâleddin-i Rûmî — Gül Şerbeti Metaforu: “Allah’ın sevgisini, Resûlullah’ın sevgisini ve bir velinin sevgisini bir araya getirince gül şerbeti olur; artık şekeri de gülü de suyu da ayrı göremezsin, ama içtiğinde adı gül şerbeti olur.” — Bilgi, ahlak ve ihlasın kemişmesinin tasviri.
Sohbet videosu: https://www.youtube.com/watch?v=hsmY4qRP1Xg