Perşembe, 14 Mayıs 2026
YOLUMUZ NÜBÜVVET YOLUDUR

Mustafa Özbağ

İrşad & Tasavvuf · Resmî Site
Soru/Cevap ·

2020 Soru-Cevap Sohbet #25 — Serap, Sahte Şeyhler ve Nefis

Mustafa Özbağ Efendi'ye sorulan soru ve cevabı: 2020 Soru-Cevap Sohbet #25 — Serap, Sahte Şeyhler ve Nefis. Tasavvuf, ahlâk ve günlük hayata dair açıklama.


Ayasofya Müjdesi ve Beyit 895

Selamünaleyküm, hayırlı akşamlar. Allah gecenizi hayırlı eylesin. Cenâb-ı Hak gündüzünüzü hayırlı eylesin. Ayınızı, yılınızı, ömrünüzü hayırlı eylesin. Rabbim Ümmet-i Muhammed’e birlik, dirlik, merabellik ihsan eylesin. Kur’ân ve sünnet-i seneye sımsık yapışmayı nasîb eylesin. Önce hüzünlü konuşalım. Malum bugün Srebrenitsa şehitlerinin günü. Cenâb-ı Hak tüm şehit yakınlarına sabırlar versin. Bosnalık kardeşlerimize sabırlar versin. Kur’ân uğruna, sünnet-i seneye uğruna, vatan millet uğruna, canlarını feda eden bütün şehitlerimizin ruhları şad olsun. Cenâb-ı Hak Ümmet-i Muhammed’i kafirlerin elinde oyuncak olmaktan uzak eylesin. Bosna bu meselede bizim hüzün yanımız. Bir de sevinç yanımız var.

Sevinç yanımız da Ayasofya. O yüzden Ayasofya 80 kusur yıllık hüznünden kurtuldu. 80 kusur yıllık prangalarından kurtuldu. Fethin sembollu olan kılıç hakkı olan Ayasofya yine Fatih Sultan Mehmet Han Hazretlerinin camiye çevirdiği hale dönüştü. Bu büyük bir mutluluk, büyük bir sevinç. İnşallah Ümmet-i Muhammed’in kurtuluş, Ümmet-i Muhammed’in diriliş sesleri, İnşallah Mescid-i Aksâ’nın da özgürlüğüne kavuşmasının ayak sesleri, İnşallah ardından da Beytullah’ın özgürlüğünün kurtuluş ve ayak sesleri olsun inşallah. Ben Ayasofya’nın kurtuluşa ermesini çok önemsiyordum. Çünkü Ayasofya zincirin ilk halakasıydı. Eğer Ayasofya prangalarından kurtulursa, Mescid-i Aksâ’nın da, Beytullah’ın da prangalarından kurtulacağına inananlardanım.

İnşallah Ümmet birlik ve beraberlikle, Ümmet şuurla, ihlasla, samimiyetle özgürlüğüne, dirilişine sahip çıkıp öyle yürüyecek. İnşallah. Ümidimiz, umudumuz bu yönde. Bu müjdelik haber de hamdolsun. Cenâb-ı Hak’a Ümmet-i Muhammed’e bir nefes oldu. Ümmet-i Muhammed’e bir moral oldu. Ümmet-i Muhammed’e yeniden o şanlı, şerefli mazideki günlerine dönme nefesi oldu. İnşallah. Bugün Mesnevî’den kaldığımız yerden 895. Beyit’den inşallah devam edeceğiz Allah izin verirse. Geçen derste, bir önceki Beyit okumuştuk. Cinse benzeyenden alınan zevk daimi değildir. O zevk ağrıyettir. Ağrıyet nesli ise akıbet baki kalmaz. Buraya okumuştuk. İnşallah bu gece 895’den devam edeceğiz. Kuşa ıslıktan zevk gelirse de cinsini bulamayınca ok gibi uçar gider. kuşlara avlamak istiyen avcılar değişik sistemler oluştururlar.

Bu değişik sistemlerden birisi nedir? eskiler o ördek gibi ötmeyi öğrenmişler. Veyahut da bir ördeyi bağlarlar, ördek avcılar, avcılar gölün üzerine onu bağlı bir şekilde tutarlar. O ördek gölün üstünde yüzerken diğer ördeklerde ne olur? Hepsi de toplanırlar göle. Avcılar onu böyle hile ile aldatırlar. Bunda hile vardır. Hileli av, av değildir. O yüzden İslam hileli bir şekilde avcılığı uygun görmemiştir. Ama ne yapar mesela? kuş önceden tabii avcılar böyle ne avlayacaklar? Keklik gibi ses çıkarırlarmış ki o keklikleri avlayabilsinler. Ördek gibi ses çıkarırlarmış ördekleri avlayabilsinler diye. O normalde kuşlar kendi cinsinin sesine benzediğinden aldanırlar, geriler bakarlar. Ama velakin orada kendi hem cinselini görmezlerse hemen hızla oradan uzaklaşırlar.

Onda bir hilenin olduğunu, onda bir sıkıntının olduğunu tespit etmiş olurlar. O yüzden Hazret-i Mevlânâ da kuşa ıslıktan zevk gelirse de cinsini bulamayınca ok gibi uçar gider der. Eğer kuş kendi cinsini bulmazsa ok gibi oradan ne yapar? Ayrılır gider. Şimdi bazen de insanların kendilerince arkadaşları dostlukları vardır ya, bir yere davet edilirsin. Davet edildiğin yer senin inancına uygun değildir, senin inancına aykırıdır. Gider bakarsın, müsaade edersin, dersin ki ya bu benim inancıma uygun değil. Hızla orayı terk eder gidersin. Ama o davetçi seni örneğin düğünde davet etmiştir veya bir toplantıya, bir meclise davet etmiştir. Oraya gittiğinde oradaki hal, ahve, fiiliyat, sözler senin inancına, senin fikri yapına, senin felsefene uygun değilse oradan hızla uzaklaşır gidersin.

Veyahut da insanlar çalışmak için bir yere girerler, bakarlar ki çalışacakları yer kendi görüşünde, kendi düşüncesinde değil. Orayı da ne yaparlar? Terk edip giderler. Susuz kimseye seraptan zevk gelir. Fakat ona erişince kaçar ve yine su arar. Çölde olduğunuzu düşünün. Çölde olan kimse susuz kalınca serap görmeye başlar. Artık o ne tarafa yönelirse yönelsin sanki orada su varmış gibi görmeye başlar. Ve o tarafa doğru yönelir, gittikçe gider, gittikçe gider, bakar ki o yönde su yok.


Serap ve Hakikate Susuzluk

Bu sefer başka gördüğü seraba doğru gider. Gittikçe gider, gittikçe gider. Yine ne olur? Yine o bir türlü suyu bulamaz. Şimdi susuz kalan kimse hep onu hayal edecektir. Kendince o hayali gördüğünde de koşturacaktır burada su var diye. Aynı şekilde bir kimse aç olmuş olsa, ona deseler ki bir haber gelse filancı yerde fırın varmış diye yürür gider, orada fırında ekmek ümidiyle oradaki o şehre gider ve o fırının bulunduğu yere gider ki orada karnını doyursun, o midesinin isteğini, nefsinin isteğini yerine getirsin. Bunun gibi normalde bir kimse neye çok ihtiyaç duyuyorsa onun müştahkı olur. Neye çok ihtiyaç duyuyorsa onunla aldanır, onunla kandırılır, onunla aldatılır. O çünkü ihtiyaç gördüğü, ihtiyaç duyduğu şeye doğru koşar insanoğlu.

Bu ihtiyaca doğru koşma hayvani bir duygudur insanda. O hayvani duyguyla o ihtiyacının kölesi olur. O ihtiyacının kölesi olunca o ihtiyacı kendisince analiz etme kabiliyeti kaybeder. Analiz etme kabiliyeti kaybedince zaten insan hata yapar. Şimdi bu biraz da böyle bir kimse kendince bir üstarda bağlanmayı kendince gerekli görür. Gerekli görünce veyahut da birileri ona der muhakkak sen bir şeyhe bağlan, bir şeyhe intisâb et. O şeyhe intisâb et ki yol gidesinler. Böyle olunca o kimse değişik zamanlarda veyahut da kendince etrafındaki insanların sözüne bakaraktan bir şeyhe intisâb eder. Çünkü o şeyhe intisâb etmeyi kendince zorunu görüyordur. Ve şeyhe intisâb etmeyi veya dinle ilgili alakalı da biz bunu konuşabiliriz.

Mesela ben hep derim ya kendimce insanlar kendince dine ihtiyaçları vardı. Dine susuzdu Türk toplumu, Anadolu toplumu. Dine aç, dine aç olunca insanlar hızla nereden ne elde ederlerse onları öğrenmeye başladılar. Mesela bunlar bu dini kaynaklar Türkçeye çevrilirken, dini kaynaklar insanlara Türkçeye çevrilip satılırken hiç analiz edilmedi. Hiç onlar nasıl bir kaynaktır, bu toprakların din anlayışına uygun mudur değil midir, bu toprakların kadim öğretisine, kadim kültürüne uygun mudur değil midir bakılmadı. Bakılmayınca mütezilî sınıfından veya hariçlerin veya şihanın veya vahabilerin veya ne bileyim böyle son dönem Selefî vahabilerin eserleri ülkeye girdi. Hiç aslı astarı olmayan hadisin karcılarının Kur’ân-ı Kerim’e tarihsel olarak bakanların, masonların, din düşmanlarının kasıtlı yazmış olduğu eserler çevrilerekten Türkiye’de dağıtılmaya başlandı ve insanlar onların doğru kaynak olup olmadıklarına bakmaksızın onlara din lazımdı çünkü, onlara dini eser lazımdı.

Ne olduklarına bakmaksızın onlar bunları edinip, bu eserleri edinip okumaya başladılar. Ve bir baktık ki biz ülkemizde dini olarak o kadar çok fraksiyon çoğalmış ki, ister istemez kaderin imandan olmayanı inkar edenler, kabir azabının olmadığını inkar edenler, kabir azabını inkar edenler, hadisleri inkar edenler, biz Kur’ân’dan başka bir şey tanımayız deyip her ne var ise inkar edenler, iştahatleri inkar edenler, fıkhı inkar edenler, mezhepleri inkar edenler, meşrepleri inkar edenler, ehli tasavvufu inkar edenler, şeyhleri inkar edenler, veliliği inkar edenler, mürşidleri inkar edenler, o kadar çok inkarcı çoğaldı ki biz bunların içerisinde bir şey ayıklayamadık, en sonunda müminleri de tekfîr etmeye başladılar.

Herkes birbirini artık kâfir demeye başladı, herkes birbirini küfür noktasında görmeye başladı ve artık bunu da söylemekten çekinmez hale geldiler. bu insanlar din adına, bu diyanet adına, dindarlık adına doğru olarak kabul ettiği bu yanlış fikirlerden, bu eksik düşünceleri elde etmekten kaynaklandı ve seraptı çünkü insanlar uzun müddet dini eğitim, dini öğretim almadıkları için bunları gerçekten dinmiş gibi aldılar. Veyahut da şeyh olarak gördükleri, üstâd olarak gördükleri, mürşid olarak gördükleri, velî olarak gördükleri kimseler aslında gerçekten birer ehliyetli velî değillerdi. Veyahut da ehliyetli birer şeyh değillerdi, ehliyetli birer üstâd değillerdi. Ama velakin insanlar onları analiz etmeye, insanların onların gerçekten bir şeyh olup olmadığını anlayabilme yetisine sahip olmadıklarından dolayı, onları şeyh olarak dört elle sarıldılar.

O şeyh denilen kimseler ne yazık ki Müslümanların parasına zarar verdi, ne yazık ki Müslümanların malına mülküne zarar verdi. Veyahut da din öğrenme adına insanlar değişik cemaatlere gittiler, koşuştular. şu şöyle olacak, bu böyle olacak dediler, harika işler olacak dediler.


Sahte Şeyh ve Üstâdlar

Ama en sonunda Müslümanlar dediler ki biz aldanmışız, aldatılmışız, kandırılmışız. bunlar gerçek dindar değillermiş. kimisi gerçekten ibadet ehli, kimisi ticaret ehli, kimisi de hainmiş bunlar denildi. Demek ki insanlar böyle kuş sesine aldanan diğer kuşlar gibi, aslında kuş değil bir avcı, o avcı onları avlamak için ondanmış gibi görünüyor. bu haride Babul fitende hadis-i şerifler var, fitnelerle alakalı, fitenle alakalı. Öyle insanlar gelecek ki ahir zamanda sizin dilinizden konuşacaklar, sizin gibi namaz kılacaklar, sizin gibi Kur’ân-ı Kerim okuyacaklar, sizdenmiş gibi davranacaklar ama onlar benim ümmetimi saptıracaklar diyor. Şimdi ama onlar bizim dilimizden konuştular, onlar bizim gibi konuştular, bizim gibi namaz kıldılar ama velakin ümmet-i Muhammed’i aldattılar, ümmet-i Muhammed’i kandırdılar. başka bir hadis-i şerifte öyle gençler olacak, onlar sakalsız çok yumuşak konuşacaklar, onlar kuzu postuna bürünmüş kurtlar gibidir, ümmetimin parasını yerler diyor. onlar da dindenmiş gibi görünecekler, dindarmış gibi görünecekler, ümmetin parasını yiyecekler ve ümmeti soyup soğuğuna çevirecekler.

Ve ne yazık ki bu tip insanlar hep Âdem Aleyhisselâmdan itibaren ola gelmişlerdir. Ve dindarları böyle aldatmışlardır, Müslümanları böyle aldatmışlardır. Ve Müslümanlar onları kendilerinden görmüş, kendileri gibi düşünen, kendileri gibi yaşayan Müslümanlar olarak görmüşler. Ve onlara inanmışlar, örneğin siyasetçi gelmiş, onları kendilerindenmiş gibi göstermiş. Müslümanlar gitmişler, kurtuluş bu adam da demişler, kurtuluş bunda demişler, ona oy atmışlar. onlar kimisi belediyeye gelmiş, kimisi hükümete geçmiş, kimisi bürokrat olmuş. Ama onlar oraya geçtiklerinde Müslümanmış gibi görünerekten aslında asla Müslüman gibi davranmamışlar. Müslümanlar seraptan seraba sürükleniyorlar. bir kurtuluş ümidiyle, yeniden bir şeyler olur ümidiyle bir seraba doğru koşuyorlar.

Ve insanlar belediye başkanı oluyor, meclis üyesi oluyor, veyahut da milletvekili oluyor, veyahut da bakan oluyor, veyahut da başbakan oluyor, veyahut da cumhurbaşkan oluyor, bir makama geliyorlar. Fakat o makama gelen kimseler ne yazık ki Kur’ân ve Sünnet’ten sapıyorlar. Kur’ân ve Sünnet’in emrettiği gibi yaşamıyorlar. Kur’ân ve Sünnet’in emrettiği gibi davranmıyorlar. Ve Müslümanlar o aldatışlıktakla, o kandırılmışlıkla, ondan hızla uzaklaşıyorlar. Ama başka bir vadide, başka bir perdide yine aldatıcı bir kuş sesine kanıp gidiyorlar. Ve ne yazık ki uzun senelerden beri bu böyle olup gidiyor. Bu normalde Hazret-i Mevlânâ Celalettin Rûmî Hazretleri bunu böyle söylerken, enteresan susuz kimseye seraptan zevk gelir.

Fakat ona erişince kaçar ve yine su arar diye Müslümanların halini anlatıyor. Müslümanlar tarih boyunca susuz kalmışlar. Hakikate susuzlar. Hakka susuzlar. Adalete susuzlar. Gerçekten Kur’ân ve Sünnet-i Seniyye’nin anlaşılmasına ve yaşanmasına susuzlar. Öyle olunca birisi Fatar şapkasıyla çıkıyor Müslümanların önüne, birisi sarıyla çıkıyor Müslümanların önüne, birisi cübbesiyle çıkıyor Müslümanların önüne, rahleyi koyuyor önüne, birisi tesbih ile çıkıyor Müslümanların önüne. O da kendince bir yol söylüyor ve herkes kendince o kurtuluşu orada görüp bunların peşine düşüyor. Ama velakin bir bakıyorlar ki bir müddet sonra bu serapmış, kendileri su içemiyorlar. Aslında peşlerinden gittiği kimseler kendileri susuz olmasına rağmen sanki de bir deryaymış gibi kendilerini göstermişler.

Ve Müslümanlar aldanıyorlar ve Müslümanlar kandırılıyorlar. Müslümanlar aldanırlarken kandırılırken ne yazık ki Müslümanların paraları eder oluyor, zamanları eder oluyor, nefesleri eder oluyor, aileler eder oluyor, eş ve çocuklar eder oluyor ve zaman eder oluyor. Ve baktığımızda biz yıllar yıllar sonra geriye dönüp bakıldığında Müslümanlar bir arpa boyu yol gidemediklerini görüyorlar. Ve ondan sonra bir başkası geliyor, diyor ki ben sizi kurtaracağım. Müslümanlar tekrar o kimselerin peşinden gitmeye başlıyorlar. O yüzden bunu böyle sahte mürîdler, sahte mürşitler, sahte üstatlar, sahte dervişler, olduğu gibi sahte siyasetçiler, sahte cihatçılar, sahte alimler, her şeyin bir sahtesi oluşuyor.

Allah bizi muhafaza eylesin inşallah. Müflisler kalp altından hoşlanırlarsa da o altın darphanede rüsva-i olur.


Müflisler ve Kalp Altın

Yani bu müflis malum iflas etmiş kimse, dara düşmüş kimse, bu iflas etmiş kimseler böyle borçlarını ödemek için sahte bir altın bulsalar hemen giderler borçlarını öderler. Kendilerini de iflas etmişler, aldatıyorlar ya. o dağıttıkları altın veya borç niyetine verdikleri altın darphaneye gidince o altın kaynatılınca, eritilince orada rüsva-i oluyorlar. Ve ne yazık ki o sahte şey efendilere, sahte üstatlara gerçekten üstâd olmaya etkili veya yetkili olmayan, mürşid olmaya etkili veya yetkili olmayan o kimseler ne yazık ki her dönemde olmuşlar. Ve gerçekten hak ve hakikat yoksunu, hak ve hakikat müflisi olan insanlar gidip onlara intisâb ederler. İntisâb ettikten sonra, bir müddet sonra bakarlar ki bunlar kalp altın gibi, dışları yeşil türbe, içleri estağfurullah töbe olduğunu görürler ve ne yazık ki oradan uzaklaşmaya çalışırlar. o aslında üstâd olmadığı halde, üsadım diye ortaya çıkanlar, mürşid olmadıkları halde, mürşidim diye ortaya çıkanlar da ne yazık ki o mahşer kurulduğunda da onların gerçek olmadıkları meydana çıkacak.

Dikkat et! Altın suyu ile boyaman seni yoldan alıkoymasın. Dikkat et! Batıl hayal seni kuyuya düşürmesin. Kelileden bu hikaye oku ve o kısadan hisse almaya bak. Dikkat et! Sen kendini altın suyu ile boyamaya çalışma. Sebep kendi kendini aldatırsın. Sen iki rüya görmekle kendini aldatma. İki hal görmekle kendini aldatma. O dikkat et! Batıl hayal seni kuyuya düşürmesin dediği bu. Sen kendi kendini gördüm zannıyla, kendi kendini oldum zannıyla, sen kendini helâk etme. Kendi kendini sen sırmalı cübbeler giyip de kendini bir şey zannetme. Sen sırmalı sarıklar takıp da kendini bir şey zannetme. Sen harika bir kafana külah geçirip de kendini bir şey zannetme. Veyahut da sen böyle ortalıkta ben üstadım, ben mehtim, ben resulüm deyip de kendi kendine ortalıkta cakas atma.

Ben şöyle dervişim, ben böyle dervişim, ben şöyle hal dervişim, ben böyle hal dervişim deyip ortalığa kendini düşürme. Kendi kendini heder etme. Bunlar seni aldatan şeylerdir. Senin gördüğün rüya kendi kendine bir kibir veriyorsa sana seni aldatıyor demektir. Senin gördüğün hal sana bir kibirlilik veriyorsa, sana ne oldum deliliği veriyorsa, ben oldum deliliği veriyorsa o senin için büyük bir imtihandır. Allah muhafaza eylesin. O seni yoldan ılık koyar, o seni hatta yolda batırır seni. Sen perperişan olursun, farkına varmasın. O zaman tevazuyu ele al. Ben derviş olamadım de, ben üstâd olamadım de, ben bu işi tam manasıyla bilmiyorum de. Ve olamadığını bilemediğini söyle ki Adem’in yolundan git.

Küstahlık yapma, kibirlilik yapma, tevazudan kendini uzaklaştırma. Ele geleni yersin, dile geleni dersin. Böyle dervişlik dursun. Sen derviş olamazsın. Sözünü unutma ve Yunus gibi ol ve kendinde bir varlık göstermeye çalışma. Ben şöyle bir mürşidim, ben şöyle bir veliyim diyerekten kendinde varlık görme. Ben şöyle bir dervişim, ben böyle bir hal dervişim, ben şöyle bir sufiyim deyip de kendinde varlık gösterme. Süretten çık, varlıktan çık, manaya doğru adım at. Allah bizi onlardan eylesin. Kelîle’den bu hikayeyi oku ve o kısadan hisse almaya bak. Kelîle, Hint hükümasının birinin Hanların lisanından icrasına dair tertip etmiş olduğu Kelîle ve Dimne namında kitapta böyle bir hikayeler var. Hazret-i Pîr diyor ki sen böyle olmadan önce oldum davası güdenlerin hikayesini sen kalk bu Kelîle hikayesinden okudu.

Burada bir tenekeyi altın suyuna bandırsan, altın rengini boyasan altın olur mu? Olmaz. Bu hikayede bu tip şeyler anlatan bir hikaye. Tabi bunu normalde Hint hikayesini Farsiye, Farsiden Osmanlıca çevirenler olmuşlar ve Osmanlı’nın içerisinde de bu hikaye meşhur olmuş, kitaplaştırılmış. Ve aklımda kaldığı kadarıyla Bursalı bir kimse o hikayeyi Osmanlıca’ya çevirmiş. Allah bizleri muhafaza eylesin inşallah. Yine konu başlığına geldik. Konu başlığına geldik inşallah konu başlığını önümüzdeki, bir konu okuyalım bir dahaki konu başlığına bırakalım. Ağlı hayvanlarının aslana tevekkül edip çalışmayı terk etmesini söylemeleri. Dokuz yüzüncü beyin. Güzel bir derede ağlı hayvanları aslan korkusundan ıstırap içindeydiler.

Çünkü aslan daima pusudan çıkıp birisini kapmaktaydı. O otlak bu yüzden hepsine fena geliyordu. Hileye başvurdular. Aslanın huzuruna geldiler. Biz sana gündelikle yiyecek verip doyuralım.


Av Hayvanları ve Aslan Hikâyesi

Bundan sonra hiçbir av peşine düşme ki bu otlak bize zehir olmasın dediler. Şimdi zaman zaman belgesellerde izliyorsunuz ya otlaklarda hayvanlar sakin selametli bir şekilde otlarken ama bir tane ama aslan sürüsü veya bir ailesi veya bir tane veya iki tane öyle pusuya yatıyorlar. en böyle sürüden ayrılan en zayıf halaka hangisi ise yavrudur yeni doğmuştur veyahut da hastalıklıdır veyahut da ayağı topaldır. Veya hatta böyle şapşal şapşal dolaşan bir hayvandır. Salak salak böyle orada burada dolaşan bir hayvandır. O zaman o aslan pusudan çıkıp ondan sonra o hayvanı avlar ya Hazret-i Pîr de bunu söylüyor diyor ki av hayvanlar toplandılar. Aslana dediler ki sen bundan sonra avlanma ya biz sana her gün bir yiyecek verelim.

Her gün sana gündelik olarak içimizden birisini feda edelim. Herkes burada ne yapsın rahat bir şekilde otlasın. Aslanın av hayvanlarına cevap verip çalışmanın faydasını söylemesi. Aslan dedi ki hileye uğramasam vefa görecek olsam dediğiniz doğru. Ben şundan bulunan çok hileler görmüşümdür. İnsanların yaptıkları işlerden, ettikleri hilelerden helâk olmuşum. O yılanlar o akrepler tarafından çok ısırılmışım. o aslana böyle söyleyince av hayvanları o da dedi ki ben çok hilelere uğradım. Ben çok vefasızlık gördüm. Ben çok hilelere uğrayarak yılanın, akrebin ısırmasına sokmasına duçar oldum. Ben çok sıkıntı çektim. O yüzden ben normalde hakikatinde sizde bir vefa da görsem, hakikatinde sizin söylediğinizde bir hile de görmemiş olsam benim tecrübem var.

Ben tecrübeyle o kadar çok yaralandım, o kadar çok aldatıldım, o kadar çok sıkıntılara maruz kaldım ki siz şimdi hakikat söyleseniz dahi ben o hakikate rahmet olmam veya size inanma dairesinde değilim dedi. Çünkü neden? O insanların ve etrafın hile ve destellerine karşı çok aldandı. Çok aldanınca artık o kendisinden başka hiçbir şeye güvenmez, çalışmasından başka bir şeye güvenmez haline geldi. Aslan dedi ki eğer bir şeyin içerisinde nefis var ise pusu kurmuş ve kibir ve kim bakımından bütün adamlardan beterdir. Şimdi nefis Kur’ân-ı Kerim’de ve Hadîs-i Şerîf’lerde değişik manalarda alınmış ve çok farklı bir şekilde kelimenin nefis kelimesinin kullanıldığı cümleye göre değişik manalar almış. Mesela böyle bir cisim, bir cevher, bir birey, bir ruh, bir can bütün bu normalde farklı farklı manalarda kullanılmış.

Ama sufiler ehli tasavvuf nefsi kullanırken onlara kötülüğü emreden, kötülüğü tavsiye eden, haramlardan uzak tutan, Kur’ân ve sünnetten uzaklaştıran, Kur’ân ve sünnete uyma, Kur’ân ve sünnete tabi olmada gevşeklik gösteren nefsi anlamışlar. Öyle anlamışlar ki o nefis ona hep kötülükleri emreden, kötülükleri isteyen, insanın kötü yola sevk eden olarak ehli tasavvuf nefsin o tarafını almışlar kendilerine. Ve Hazret-i Peygamber’in sallallâhu aleyhi ve sellem’in deyimiyle nefsiyle cihâd-ı ekberdir, en büyük cihattır, disturunu ele alıp o kötülükleri emreden, kötülükleri işlemesini isteyen nefis ile mücadele etmişler. Yusuf Suresi âyet 53 Ben nefsimi temize çıkarmak istemem çünkü nefis şüphesiz ki çokça kötülüğü emredendir.

Ancak Rabbimin merhamet ettiği müstesnadır. Şüphesiz ki Rabbim çok affeden, çok merhamet edendir. O yüzden buradaki nefis suhli arzular, kötü huy, insanı haram yaşantıya, haram düşünmeye, haram işlemeye sevk eden nefis. Ve bu Yusuf aleyhisselâm da diyor ki ben nefsimi temize çıkarmak istemem. Neden? Çünkü nefis kötülüğü emreden bir olgudur. O zaman kötülüğe emreden bir olguysa her zaman için bizi kötülüğe doğru sevk eder mi? Evet. Bununla alakalı yine Nisa Suresi âyet 39’da da sana gelen iyilik Allah’tan, başına gelen kötülük ise nefsindendir der. Demek ki başımıza gelen sıkıntılar, başımıza gelen problemler, dertler, gam, kasvet veya başımıza gelen herhangi bir şey bizim nefsimizden. Biz herhangi bir yerde nefsimiz oyduk, bir hata yaptık, bir kusur işledik, bir yanlışlık yaptık.

O yüzden normalde başımıza bir sıkıntılar geldi. Yine Hadis-i Şerifte Hazret-i Peygamberin sallallâhu aleyhi ve sellem Hazretleri dua ediyor. Allah’ım nefislerimizin şerrinden sana sığınıyoruz diye. Yine başka bir Hadis-i Şerifte Allah’ım nefsimizin şerrinden sana sığınırız diye dua ediyor. Ve yine başka bir Hadis-i Şerifte bir an bile olsa göz açıp kapatıncaya kadar beni nefsimin eline bırakma diyor.


Nefis ile Mûcâdele

İşte bir kimsenin içerisinde böyle bir nefis var ise, bir kimsenin içerisinde bu nefsi taşıyorsa ve o nefis terbiye edilmediyse. Çünkü Âyet-i Kerime’de ne dedi? Ancak Rabbimin merhamet ettiği müstesnadır. Demek ki Cenâb-ı Hakk’ın merhamet ettiği kimseler var, onlar nefislerini temize çıkarmıyorlar. Ama onlar nefisleriyle devamlı mücadele ediyorlar. Bu nefisleriyle mücadele eden insanlar ancak temize çıkacaklar. Çünkü onlar ne yapacaklar? Çok affeden, çok merhamet eden Allah’ı zikredip tövbe ederlerse temizlenecekler. Yoksa öbür türlü bir kimse temizlenir mi? Hayır. Bir kimse nefsiyle mücadele etmezse doğru yolu bulur mu? Hayır. Bir kimse Kur’ân ve Sünnet dairesinde durmazsa doğru yolu bulur mu?

Hayır. Ve o kimsenin içerisinde o nefis, terbiye olmadığı müddetçe ondan her türlü vefasızlık, ondan her türlü hainlik, ondan her türlü sıkıntı bekleyebilir miyiz? Evet. O yüzden hiç kimsenin nefsine güven olmaz ate sözünün sebebi de budur. Hiç kimsenin nefsine güven olmaz. Bizde şöyle bir hata var, şöyle bir yanlışlık var. ya ondan böyle bir şey beklemem ben. Bekle canım kardeşim. Herkesten her şey bekler. Neden? Herkes çünkü nefis taşıyor. Sen Kur’ân ve Sünnet’in hukukuna riayet et. Sen adaletin hukukuna riayet et. Sen hukuktan dışarı çıkma. Hep ben zaman zaman derim ya bu bir güvensizlik değildir. Cenâb-ı Hak antlaşmalarınızı yazıya dökün der. Ben hep arkadaşlara derim bu ev kimin? filancanın.

Ama benim oğlum senin olsa tapusu senin üzerinde olacak. Tapusu senin üzerinde mi? Değil. O zaman ev senin değil. Bu araba kimin? Filancanın. Tapusu senin üzerinde mi? Değil. Neden? Herkes nefsine uyabilir ve herkes nefsine uyarsa da seni zorluğa sokabilir. Seni zora sokabilir o kimse. O yüzden sen kendi nefsine güvenmeyip de nasıl başkasının nefsine güveniyorsun? Ben kendime nefsime güvenmeyeceğim başkasının nefsine güveneceğim. Bu da mümkün değil. Hazret-iBir burada diyor ki aslanın ağzından. İçinde diyor pusu kurmuş bir nefis var ise kibir ve kim bakımından bütün adamlardan beterdir o. Neden? Nefsi terbiye olmamış. Onun nefsi belli bir hale gelmemiş. Emare levvâme mülheme mutmainne radiyem ardiye sâfiye makamlarını geçmesi lazım.

E geçmemiş o zaman ondan her türlü sıkıntı olabilir mi? El cevap olabilir. Onun nefsine güvenilir mi? Hayır güvenilmez. Hayır güvenilmez. Ve güvenilmeyeceği için o kimse devamlı ne yapacak? Nefsini terbiye etme. Nefsiyle mücadele etme yoluna gidecek inşallah. O yüzden Allah izin verirse inşallah önümüzdeki Cumartesi gün bu kaldığımız yerden Allah izin verirse inşallah devam edeceğiz. Kıymetli kardeşlerim, kıymetli dostlarım. 895’i okuduk 96, 97, 98, 99, 905’i okuduk. 906’yı okuduk. 907’den inşallah önümüzdeki hafta devam edeceğiz. Allah izin verirse inşallah şuraya not alayım. Benim kulağım mümin bir zehirli hayvan dileğinden, deliğinden iki kere dağlanmaz sözünü işitti. Peki peygamberin sözünü canla gönülle kabul ettiğinden devam edeceğiz inşallah.

Şimdi Allah izin verirse inşallah sorularınıza geldi. Allah izin verirse inşallah. Allah izin verirse inşallah. Allah izin verirse inşallah. Allah izin verirse inşallah. Allah izin verirse inşallah. Allah izin verirse inşallah. Selamünaleyküm. Korona virüsü olan ve şeker hastası olan bir kişi için, bağışlıklarını güçlendirmek için neler yapmalı? Bu kişi nasıl beslenmeli tavsiyeleriniz nelerdir? böyle bir kimse Campus’a, intransitsri ysn safiy probable şimdi temperatures això o kadar baked MID h SM Olaim doslu çok awardf만 h İSRA Bu kişi nasıl beslenmeli tavsiyeleriniz nelerdir? böyle bir kimse zerdeçal, zencefil, kakao, tarçın bunları böyle karıştırıp sabah akşam çay halinde içebilir. Biraz böyle fazladan C vitamini alması lazım.

Allah şifa versin inşallah. Kolay değil, Rabbim hafaza eylesin. Selamünaleyküm, bir sohbetinizde yeşil sancağı görene kadar devam edin demiştiniz. Öyle demişim. Ne zaman demişim bilmiyorum. Demişimdir. Yeşil sancak varılacak menzil midir? Farklı sancaklar da var mıdır? Var. Kızıl siyah gibi sancak neye ifade eder açıklayabilir misiniz? Siyah sancaklılar çıkacak onlar Mehdî’nin askerleri. Mehdî’den önce. Böyle herkes bu hadis-i şerifi bildiğinden kendisinin Mehdî’nin askeri göstermek için siyah sancak çekiyor. Onlara aldanmıyor. Bu böyle ümmet-i Muhammed’i aldatmak için bu tip sancakları çıkıp kendilerince Allah muhafaza eylesin.


Sorular: Ayasofya ve Mehdî

Kendilerini böyle gösterenler var. O yüzden onlara aldanmamakta fayda var. Dördüncü makamda dervişin kalbinde bir veled oluşur demiştiniz. Bu oluşan veletin muhtevası nedir? Zat mıdır? Melekût aleminden midir? Bu bebeğin çocukluğu gençliği veya yaşlılığı olur mu? Bu normalde zikrullâh’tan oluşan bir nordur. O yüzden bunu tarif ederlerken herkes demişler ki bu zikri veledi veya nur veledi derler. Böyle bu şekilde söylerler. O zikrullâh’tan oluşan bir nordur insanın kalbinde. Dervişin düşündüğü ya da yaşadığı bir konuda kalbine âyet, hadis gelmesi veya üstadının onu kullanan âyet ve hadiste anlatması ilhâm mıdır? İlmi ledün müdür? Her ilhâm ilmi ledündür. O yüzden onu ilhâm olarak görürüz ama ilmi ledündür.

Dervişin kalbinden süt akabilir mi? Yoksa bu hal üstada âyet olup dervişin hayallemesi midir? Normalde biz her şeyi üstadımızın himmeti olarak görürüz. 6. makama gelince kimir? İcali, Kaypere’ni olur. Bazıları da geri döndürülür demiştiniz. O 7’ye gelenler geri döndürülür. Orada bir yanlış anlaşılma olabilir. Tekrar geri dönüşte nefis melatipleri geçilir mi Rabbimin lütfuyla ve 3. kez dönüş var mıdır? 3 kez mi nefis melatipleri geçilir nasıl olursa? Yok. Hayır. Oradaki geri dönüş bozulmaktan kasıtlıysa o ayrı mesele. Oradaki geri dönüş altadan da geri dönebilir mi? El cevap geri dönebilir. nefsine uyabilir, bozulabilir mi? El cevap bozulabilir. O manadaysa evet. Ama normalde 7. makamdan sonra geri dönüş o adır.

O geri dönüş nefis melatipleri olarak değildir. O tekrar irşad için geri döndürülür. Diğer peygamber efendilerimizden Hızır, Hazret-i Adem, Hazret-i Nuh, Hazret-i Musa, Hazret-i İbrahim, Hazret-i İsa Resulü herhangi bir melatipte görülebilir mi? Yoksa belli aşamaların olması mı gerekir? Görülebilir bunlar. Bunda bir sıkıntı değil. Onları görmek farklı bir şeydir. Bunlardan eğitim almak farklı bir şeydir. Dervişin Rabbinin sıfatsal tecelliyatlarını gördüğünde örneğin Rahman ismi şerifinin, Rahim ismi şerifinin, Rezak ismi şerifinin tenzih teşbü noktasında mı olmalıdır? Veya Rabbim Rahmandır, şehadet ederim, o Rezaktır, şehadet ederim demesi, düşünmesi doğru mudur? Bu da olabilir. Genelde dervişlerin hepsinde kendine ait bir yolu vardır.

Kimisi tenzih teşbü yapar, kimisi hamd eder. Bunda bir ilah şöyle olacak diye bir kaydı olmaz. Derviş zikre oturup Rabbine bir şey sorsa, Rabbide onu gösterse veya bir nida işitse, bunu kulun Rabb’iyle vasıtalı ya da vasıtasız konuşması olarak düşünebilir miyiz? Böyle düşünmek yanlış mıdır? Bu konuda Cenâb-ı Hakk’ın zâtını düşünmediği müttehcet, dervişin herhangi bir düşüncede saplantı haline durması kabus hali olur. Aleyküm selam. Selamün aleyküm. Yanlış hatırlamıyorsam şahit bir sohbetinize Ayasofya’ya dikkat çekip ilk cuma namazına Mehdî aleyhisselâm orada olacak inşallah demiştiniz. Bu sözünüzden yola çıkarak 24 Temmuz’da ümmetin en hayırlısı geliyor anlamı çıkarabilir miyiz? Evet. Ben Ayasofya’nın üzerinde oldukça fazla mana yüklüyorum.

O yüzden inşallah Ayasofya bu mana zincirinin başlangıcı. Selamün aleyküm. Kurban bayramında bayramlaşma olmasa bile sizi görmek için mesela pazartesi Ankara, Salı, İstanbul, çarşamba İzmir’deki kardeşler gibi Bursa’ya gelebilir gibi bir şey olması mümkün mü? Hakkınızı helal edin. Hayırlısı bilmiyoruz daha kurban bayramıyla alakalı bir program yapmadık. Ne olacağı belli değil. O yüzden bir program henüz daha oluşturulmadı. Hayırlı geceler eşim ek iş olarak ikinci el bisiklet eşya alsat yapıyor. Fakat bu işi yaparken arabamız olmadığı için çoğu zaman ihtiyacı oluyor. Kredi çekip araba almamız uygun olur mu? Bunların dini hukuk olarak bana sorduğunuzda ben normalde bunun dini Türkiye şartları içerisinde bir sıkıntısının olmadığını söylerim.

İddet müddeti. Üç hayız mı yoksa üç temizlik dönemi mi? Şimdi biri üç kere hayız görse ve üç hayızdan sonra temizlenir temizlenmez başka nikah yapsa geçerli oluyor mu? Evet. Kadın bugün boşandı hayızlı değil ama yarın hayız oldu. O sayılır mı iddet müddeti için? Sayılması lazım. Bir talaktan sonra iddet müddeti bittikten sonra nikah devam eder mi? Bir talâk verdi, iddet bekledi. İkinci talâk vermesi gerekiyor. Yine bir daha iddet bekledi. Üçüncü talâğa verecek, boşanma gerçekleşecek. üç hayız gördü, üç hayız gördükten sonra üç talâk verebilir.


İddet, Talâk ve Nikâh

Veyahut da bir talâk verdi, bekledi. Bir iddet miktarı. Bir şey demedi. Sonra ikinciyi bekledi. Yine bir şey demedi. Üçüncüyü bekledi. Yine bir şey demedi. Örneğin bu arada da birleşme de olmadı. Nikah öyle duruyor. Bir talâk oldu, öyle duruyor. Geriye rüji ederse yine eşine dönerse o talahan hükmü kalmadı. Ama dönmedi, iddede de dolmuş oldu. Aslında orada erkek kadına zulmetmeme adına onun boşaması gerekir. Ama birleşme ümidi var ise, kadın da bunu kabul ediyorsa, erkek de birleşme ümidi taşıyorsa, kadın da birleşme ümidi taşıyorsa, bu görüşmeler konuşmalar devam ediyorsa, beklenebilir mi? Her cevap beklenebilir. Ama kadının burada helallığı olması lazım. kadın demesi lazım ki ben birleşme ümidi taşıyorum, ben birleşebilirim.

O yüzden de beni boşama. Ama beni boşamadan ben böyle de bekleyebilirim ümitle diyorsa kadın, o zaman erkek boşamayabilir. Ama erkeğin içerisinde bu ümit kalmadıysa, bittiyse bir daha erkek birleşmeyi düşünmüyorsa, o zaman kadına da zulmetmesine gerek yok. O zaman da kadının boşaması gerekir. Ben ne sözler söylemişim bak, Ayasofya ibadeti açıldığı zaman Mehdî’yi bekleyin demişim. Evet. Buna katılıyorum, hala da aynı noktadayım. O yüzden Ayasofya bu meselede gerçekten dönüm noktası diyebiliriz. KPSS sınavına çalışıyorum fakat çalıştıklarım bir süre sonra aklımda kalmıyor ve sistem oturtaramıyorum. Tavsiyelerinize muhtacım. Disipline edeceksiniz kendinizi. Belli bir düzene kaçacaksınız, o düzen de devam edeceksiniz.

Sizin yanınızda veya herhangi bir Allah dostunun yanında bulunmak istemek nefisten mi? Bütün Allah dostunun yanında bulunmak, onlarla beraber olmak nefisten değil, Allah’ın emri. O yüzden sâlihlerle beraber olunuz âyet-i kerimesi var. O yüzden bu nefisten değil. Ama zordur böyle bir şey bir kimse bir velinin yanında devamlı durması velilerle beraber olması zordur. Ama o zorluğu taşımak, o zorlukta mücadele etmek de önemli. Herhangi bir Allah dostunun yanında mücadele verirken başına gelen müsibetler nefisten mi? Bütün her şeyi biz nefisten olarak görürüz. normalde hadis-i kudsi var, belanın, müsibetin çoğu peygamberlere, ondan sonra velilere, ondan sonra velilerin etrafındaki, etrafındakini de eder ya biz başımıza gelen bütün sıkıntılara, belam ve müsibeti bizim yaptığımız hatalardan, kusurlardan biliriz.

Ben öyle bilinmesini isterim. Ben kendimce derim ki ben bir şey yapmışımdır muhakkak benim başıma gelmiştir bu. Selamünaleyküm, hayırlı geceler. Allah razı olsun, aleykümselam. Bir amel ve itaat konusunda eksikliklerim oluyor. Bu konularda sağlam bir istikrar sahibi olmak için ne yapılabilir? Bu zamanın bütün emen emen bütün Müslümanlarında böyle bir şey var. bu konuda disiplin, terbiye edecek. Zaten nefise mücadele bu. Nefisi terbiye etmek bu. namazda disiplin olacaksınız, oruçta disiplin olacaksınız, zikirde disiplin olacaksınız, haramlardan uzak durmakta kendinizi disiplinle kılacaksınız. Başka türlü amel ve itaat noktasında kendinizi disiplin etmezseniz başarıyı ulaşamazsınız. O yüzden disiplinini birer Müslüman olmanız gerekiyor.

İki, Allah’ın Peygamberimizin ya da Üstad’ımızın bizim üzerimizdeki muamelesi neye göredir? Sadece amelimize ve yaptıklarımıza göre mi şekillenir yoksa özel bir hukuk ve keyfiyet etkisi var mıdır? Allah ez elden bizi bildiğine göre bize muamelesi hiç değişir mi yoksa baştan beri aslında aynı mıdır? Ben muamelenin değişeceğine inanırım. Kim çünkü zerrece hayır işlerinin hayır karşılıksız kalmaz, zerrece şer işlerinin şerri cezasız kalmaz. Biz hayırda, iyilikte, güzellikte, tatlılıkta, hoşlukta mücadele etmemiz lazım. Bizim Kur’ân ve Sünnet’i sımsık yaşamakta, Kur’ân ve Sünnet’i seniyye yaşatmakta mücadele etmemiz gerekir. O yüzden Allah sizler kendinizi değiştirmeyencikçe Allah da sizi değiştirmezdir Âyet-i Kerime’de.

O zaman biz kendimizi değiştirelim ki Allah da bizim üzerimizdeki hükmü değiştirsin. Hayırlı geceler. İlk olarak yatalak annenim için abdest zorluğu var. Altı bezleniyor ama namaz kılmak istiyor. Tuğla ile teyemmüm ederek alabilir diye duymuştum. Aynı abdest alır gibi mi yapacak? Yok, Tuğla ile abdest alır gibi yapmayacak. Normalde teyemmüm edecek. İkinci sorum pandemiden dolayı. Eşim birkaç kişi sosyal mesafeyi uygun şekilde zikir yapıyorlar. Beni asla yollamaz. Ben ondan gizli gidiyorum ve her gittiğimde mutlaka tesadüf arıyor neredesin diye.


Mümin İki Kez Isırılmaz

Ben de marketteyim ya da şuradayım diye kısa zamanda eve dönüyorum. Gitmeden de duramıyorum. Başka bir konuda eşime yalanım yok ama zikire gitmek için söylemek zorunda kalıyorum. Ben de bu durumda ne yapmalıyım? Bence bu konuda da yalan söylemeyin. Söyleyin böyle böyle deyin. Ben zikrullâh’a gideceğim deyin. Ya da bir arkadaşa gideceğim de. Zikre gitmem demesen de. Bir arkadaşıma gideceğim de. Sonuçta orada da arkadaşlarınızla da buluşuyorsunuz. Selamün aleyküm. Annemin kuzeni doktor. Eşimin trombositleri yavaş çalışıyor. boraks kullanmasını önerdi. Eşim tereddüt etti. Siz uygun görür müsünüz kullanmasında bir sakınca var mı? Doktorlara tabi olun deriz biz. Biz doktor değiliz canım kardeşlerim.

Selamün aleyküm. Sohbet biriminde nefisten bahsettiniz. Ben bir ev aldım. Ev sahibiyle anlaştım. Tapuya gittik. Her şeyi hallettik. Ama gel gelelim iki ay sonra benden evdeki kombinin parasını istedi. Peki bu nefisten midir? Evet. Dinen o kombinin parasını senden istemeye hakkı yok. O yüzden ev satın alınırken komple içindeki müşterim alınatıyla beraber satın alınar. Örneğin çeşmenin parasını senden isteyemez. Örneğin banyondaki çiftli çeşmenin parasını isteyemez. Örneğin elektrik tezsatının parasını senden isteyemez. Evi satın almışsın. Yarın öbür gün kapılarının da mı parasını isteyecek senden? Bu doğru değil. Allah Allah. Ne enteresan insanlar var ya. Adam evi satmış. Ondan sonra kombi parası istiyor.

Selamün aleyküm. Evlerimize misafir geldiğinde yeme içmede ne kadar ısrar edilir? Misafirlikte çok ısrar edildiğinde tavrımız nasıl olmalıdır? Çok ısrar etmek iyi değil bence. Evet onun önüne koyalım. Yemesi içmesi için biz gayet güler yüzlü olalım tatlı olalım. Davet de edelim ama ısrar etmedik. Neden? Rahatsızlığı vardır. Problemi vardır. Biz ısrar edersek utançından yer. Allah muhafaza et. Çok iyi değil. 7 yaşındaki kızımız Ene Fatıma sizden ders almak istiyor. Peki 7-7 çeksin o da. Allah. Selamün aleyküm hocam. Ben rüyamda sürekli Nâs, Felak, Âyet-ül Kürsi dualarını okuyup uyanıyorum. 3 harfliler geliyor diye görüyorum. Bu ne demektir? Rüyamı yorumlayabilir misiniz? Sen Felak Nâs’ı okumaya devam et.

Âyet-ül Kürsi’yi okumaya devam et inşallah. Selamün aleyküm. Kişi nasıl kendini sevebilir? Sevilecek bir yanını bulamıyorum ve sürekli kendimle çatışmaktan bir arpa boyu yol gidemiyorum. Hiçbir şeye layık olmadığımı düşünüyorum. Nefisle mücadele etmeyin. Sizin kendinizi sevdiğinizi işaret. O yüzden nefisle mücadele edenler kendilerini seviyorlardır. Kendisini seven kimse kendisini daha iyiye daha iyiye daha iyiye doğru götürür. O yüzden kendisiyle, nefsiyle çatışan kimse, mücadele eden kimse kendisini seviyordur. Selamün aleyküm. Hayırlı geceler. Gelinin kocasının ailesine karşı, kayınlığına kayınvalidesine karşı dinlenen görevlileri nelerdir? Allah razı olsun. Bir de yaşanılan problemlere karşı nasıl hareket edilmelidir?

Gelin normalde kocasının ailesine insani bir şekilde davranacak, iyi davranacak, hoş davranacak, insani bir şekilde davranacak. Evine kim gelirse gelsin, nereye giderse gelsin. Kur’ân Sünnet dairesinde davranacak. Düşmanı davranır gibi davranacak değil. Problemlere nasıl yaklaşmalıyız? Kur’ân ve Sünnet’e bakaraktan, Kur’ân ve Sünnet dairesinde yaklaşmalıyız. Ancak o zaman çözümünü bulabiliriz. Selamün aleyküm. Az önce mesnevide geçtiği durum, aslanın birçok kez akreb, yılan gibi hayvanlardan ısırılması, birçok kez bunu yaşamasını kendi nefsimiz üstüne alabilir miyiz? Ve bir de Allah’a yakınlıkta uzak kaldığımız için mi ısırılıyoruz aslan gibi? Yok hayır. Biz o konuda gerekli ilim sahibi olmadığımızdan ve insanların nefislerine güvendiğimizden ısırılıyoruz.

O yüzden Hadîs-i Şerîf’te mümin bir delikten iki sefer ısırılmazlar uyanık mümin için. O yüzden bir mümin bir sefer aldatılır. Aynı yerden ikinci sefer aldatılmaz. Allah bizi iyi eylesin, güzel eylesin. Bu akşam sorularınız az. Herhalde izleyicimiz de az. O yüzden saat 11.10 var. Ama ve lakin soru bitti. Harç bitti. Yapıp paydos gibi oldu. Haklarınızı helal edin. İnşallah önümüzdeki Perşembe yeniden buluşmak üzere diyeceğiz. Yine tevhidimizi okuyacağız. Geceyi sonlandıracağız inşallah. Fala minnehu la ilaha illallah La ilaha illallah La ilaha illallah El Fatiha ma salawata Amin


Kaynakça ve Referanslar

  • Mesnevî-i Şerîf Beyit 895-907 ve Şerhi: Mevlânâ Celâleddin-i Rûmî, Mesnevî-i Manëvî, 1. Cild (kufâ ıslığı, serap, müflis ve kalp altın, av hayvanları ve aslan); Veled Çelebi İzbudak tercümesi, MEB yayınları; Abdülbâkî Gölpınarlı, Mesnevî Tercümesi ve Şerhi, 1. Cild; Tahirul-Mevlevî, Şerh-i Mesnevî (Selam Yayınları); Kâmûranu’l-Veloğlu, Mesnevî Dersleri; Beyit 907 başlığı “Mümin bir yılan deliğinden iki kere ısırılmaz” — Buhârî, Edeb 83; Müslim, Zuhd 63 (Ebû Hureyre Radıyallâhu Anh)
  • Serap, Susuzluk ve Hakikat Arayışı: Nûr 24/39 (“Kâfirlerin amelleri çöldeki serap gibidir; susayan onu su zanneder, yanına gelince bir şey bulmaz”); Ra’d 13/17 (suyun köpüğü ve hakikatin bekâsı); Mülk 67/30 (suyun çekilmesi ve insanın kâilesi); Mevlânâ Rûmî, Fîhî mâ Fîh, 23. Fasıl (susuz kalbin Hakk’a kâilesi); İbn-i Arabî, Fusûsu’l-Hikem, Musâ fassı (hakikat ile hayal arasındaki perde)
  • Sahte Şeyhler, Mürşid Taklidi ve Fıtene Hadîsleri: “Ümmetimden birçoğu dindenmiş gibi konuşacak, sizin gibi namaz kılacak, sizin gibi Kur’ân okuyacak ama ümmetimi saptıracaklar” — Buhârî, Fiten 16; Müslim, İmâre 51; Ebû Dâvûd, Fiten 1 (Huzeyfe bin Yemân Radıyallâhu Anh); “Kuzu postuna bürünmüş kurtlar gibi gençler çıkacak, ümmetimin parasını yerler” — Tirmizî, Fiten 60 (Ebû Hureyre rivayeti); İmâm-ı Rabbânî, Mektûbât, Mektûb 260 (sahte şeyhlerin alâmetleri); Mehmed Zahid Kotku, Tasavvufî Ahlâk, 4. Cild (ehliyetli mürşidin şartları); Muhammed Ali Haseni en-Nedvî, Rıdde Hareketi
  • Müflis, Kalp Altın ve Riyâ: “Müflis kimdir biliyor musunuz? Ümmetimden müflis o kimsedir ki kıyâmet günü namaz, oruç ve zekat ile gelir; fakat dilini tutamamış, mâlı haksız yemiş, kan dökmüştür” (Müslim, Birr 59 — Ebû Hureyre Radıyallâhu Anh); kalp altının darphanede meydana çıkması mecazı — Mevlânâ, Dîvân-ı Kebîr; Gazzâlî, İhyâ, Riyâ Bâbı; Ahmed er-Rifâî, el-Burhânu’l-Müeyyed; Hîce 15/94 (“emrolunduğun şeyi açıkça bildir” — riyânın zıddı)
  • Kelîle ve Dimne ve Av Hayvanları Hikâyesi: İbn Mukaffa, Kelîle ve Dimne (Arapça/Farsça tercüme, VIII. yüzyıl); Pançatantra (Sanskrit aslı); Kul Mesud çevirisi (Osmanlıca tercüme, XIV. yüzyıl, I. Murad devri); Filibeli Alâeddin Ali Çelebi, Hümâyûnâme (Kanunî Sultân Süleymân’a takdim); av hayvanlarının aslana tevekkül bölümü — Mesnevî, 1. Cild, 900-1200 beyitler arası Tavekkül ve Kesb Mesnevi-i Şerîf
  • Nefis Merhaleleri ve Cihâd-ı Ekber: Yûsuf 12/53 (“Ben nefsimi temize çıkarmam; nefis kötülüğü emredendir” — emmâre); Kıyâme 75/2 (levvâme — kınâyan nefis); Fecr 89/27-30 (mutmainne); Nisâ 4/79 (“sana gelen kötülük nefsindendir”); “En büyük cihâd nefisle mûcâdeledir” — Beyhakî, Zühd; İbn-i Kayyım el-Cevziyye, Medâricu’s-Sâlikîn, 1. Cild (yedi nefis merhalesi); Necmeddin Kubrâ, Usûl-i Aşere; İmâm-ı Rabbânî, Mektûbât, 3. Cild (emmâre-levvâme-mülheme-mutmainne-râzıye-mardıye-sâfiye); “Allah’ım göz açıp kapatacak kadar bile beni nefsime bırakma” — Ebû Dâvûd, Edeb 110 (Enes bin Mâlik)
  • Ayasofya’nın İbâdete Açılışı (24 Temmuz 2020) ve Fetih Sembolü: Fatih Sultan Mehmet Han’ın Ayasofya vakfiyesi ve kılıç hakkı hükmü; 10 Temmuz 2020 Danıştay Kararı (1934 Bakanlar Kurulu kararının iptali); Mescid-i Aksâ ve Beytullah ile ruhânî bağ — İsrâ 17/1; Türkiye Diyanet Vakfı İSAM, İslâm Ansiklopedisi, “Ayasofya” maddesi; Ekrem Hakkı Ayverdi, Osmanlı Mimarîsinde Fatih Devri; Srebrenitsa Soykırımı (11 Temmuz 1995) — BM Uluslararası Adalet Divanı 2007 Kararı; Boşnak şehitlerinin rûhâniyeti
  • Mehdî Aleyhisselâm ve Siyah Sancaklılar: “Horasan’dan siyah sancaklılar çıktığını gördüğünüzde karda emekleyerek olsa bile onlara katılın; zira onların arasında Allah’ın halîfesi Mehdî vardır” — İbn-i Mâce, Fiten 34; Ahmed bin Hanbel, Müsned, V, 277 (Sevbân Radıyallâhu Anh); sahte siyah sancaklılardan sakınma — Ebû Dâvûd, Mehdî 1; İmâm-ı Süyûtî, el-Arfu’l-Verdî fî Ahbâri’l-Mehdî; Berzencî, el-İşâa li Eşrâti’s-Sâa; “Mehdî’den önce çıkacak birçok deccal ve sahte mehdî” — Buhârî, Fiten 25
  • İddet, Talâk ve Nikâh Ahkâmı: Bakara 2/228 (“Boşanmış kadınlar üç hayz müddeti kendilerini gözetirler”); Bakara 2/229-232 (üç talâk, rûcû ve helâl olma şartları); Talâk 65/1-4 (iddet müddeti ve emzirme); İmâm-ı Kâsânî, Bedâiu’s-Sanâi, Nikâh ve Talâk Bâbı (Hanefî mezhebine göre üç hayz görme şartı); İbn-i Küdâme, el-Muğnî; Türkiye Diyanet Vakfı İSAM, “Talâk” ve “İddet” maddeleri; “Allah’ın en sevmediği helâl talâktır” — Ebû Dâvûd, Talâk 3 (İbn-i Ömer Radıyallâhu Anh)
  • Tasadduk, Teyemmüm, Muavvezetân ve Pandemi Tedbirleri: Yâtalak hastanın teyemmümü ve namazı — Mâide 5/6 (su bulamayanın teyemmüm etmesi); Buhârî, Teyemmüm 1-8; Merginanî, el-Hidâye, Teyemmüm Bâbı; Nâs, Felak ve Âyete’l-Kürsî ile korunma — Buhârî, Vegâlet 10; Tirmizî, Da’avât 76 (Muavvezetân’ın fâzîleti); Covid-19 pandemisi tedbirleri — T.C. Sağlık Bakanlığı 2020 pandemi genelgeleri; zencefil, tarçın, zerdeçal ve C vitamini bilimsel kıymeti — WHO Traditional Medicine Strategy (2014-2023); bağışıklık desteği üzerine Journal of Ethnopharmacology araştırmaları

Tasavvuf hakkında daha fazla bilgi için tıklayınız.

İlgili Sözlük Terimleri: Mürşid, Mürîd, Zikir, İhsân, Nefs, Kalb, Sünnet, Şeyh. → Tasavvuf Sözlüğü’nün tamamı