Sohbetlerden Derlenen Sorular
Kategorilere göre düzenlenmiş tam arşiv
Tarih ve Siyer(1556) — Sayfa 9/16
Korona, Recm ve Mehdî konusunu tartışan metinde hangi konular ele alınmaktadır?
Metin, yalan haberin cezasızlığı, İslam hukukunun uygulanması, faiz konusunda helâl kredi tartışmaları, dünya çapında ölümler ve İslam’ın manevi virüslerle mücadele etmesi, Recm ayeti ve rejim cezası gibi konuları ele almaktadır. Ayrıca, namazda rekât ve sure okuma, hamd ve şükür arasındaki fark, kesilen saç ve tırnakların gömülmesi, yüzük takma gibi ibadet ve ahlak konuları da eleştirilmektedir.
Velîlik, pirlik, mürşitlik, ebdallık, erlik neymiş?
Bir önceki hafta cumartesi günü uzun bir sohbet oldu. Velîlik, pirlik, mürşitlik, ebdallık, erlik neymiş bu noktada onlara baktık. ve Kur’ân sünnet dairesinde imamların iştahatleri dairesinde meseleye bir açıklık getirmeye çalıştık. Kendimizce Kur’ân velilerle velilikle alakalı, erlikle alakalı ne demiş, hadîs-i şerifler ne demiş, imamlar bunlara katılanlar, tefsirler onlarla alakalı sohbet ettik. Çok faydalı olduğuna dair özel dönüşler aldık. Allah razı olsun. Biz de böyle faydalı bir işe vesile olduğumuz için ben de memnun oldum. Tabii bu tek başıma yaptığımız bir şey değil. Burada canlı yayın ekibimiz de var. Huzurlarınızda canlı yayın ekibinin de titizliğinden dolayı, çalışkanlığından dolayı onlara da teşekkür ediyorum.
Velî, mürşid ve erlerin kâmillik davasına kalkışması ne sonucu doğar?
Yine ben bu sohbetin başında derviş kardeşlerin sûfî kardeşlerin rüya yazmamalarını rüya yorumu istememelerini rica ediyorum. O yüzden bu sohbetin akışını da kesiyor. Konu üzerinde ardı ardına sorular yazılırsa konu içerisinde kalırsak daha mükemmel olacağına, daha etraflı, daha iyi olacağına inanıyorum. Çünkü bu mesele ile alakalı Bediüzzaman Sayyidi Nursa Hazretleri’nin deyimiyle bütün denizler mürekkep olsa, bütün ağaçlar kalem olsa, bu meseleden, bu deryadan bir damla dahi yazamazlar diyor. O yüzden bizim de böyle kalkıp da bu meseleyi etraflıca konuştuk deme cesaretimiz yok. Dilimizin döndüğünce bilgimiz nispetinde, öğrenebildiğimiz nispetinde velilikle alakalı âyet-i kerimeler, hadisler, imamların bu meselede durduğu noktaları anlatmaya gayret ettik. Kısa kısa. Şimdi bugün de büyük sûfîler ne demişler, pirefendiler ne demişler, buradan devam edeceğiz. çünkü Hazret-i Mevlânâ Cerat-i Rûma Hazretlerinin birkaç beytini okuyarak da geceyi kapatmıştık. İnşallah oradan yine devam edeceğiz. Allah izin verirse inşallah. Yine Hz. Piri diyor ki, şu halde yürü, şeyhin emrinin gölgesi altına git. Sus, emre uy. Böyle yapmadın mı istidat ve kabile sahibi bile olsan, kâmillik davasına kalkıştığından değişir, çarpılır, istidat ve kabiliyetini kaybedersin. bir üstada bağlanmazsan, bir üstada intisâb etmezsen, bir üstadın emrine girmezsen ve susmazsan, bu konuda diyor ki, kâmillik davasına kalkışmışsındır. biz, bize şeyh gerekmez diyenler, veyahut da bir şeyhi varmış vefat etmiş, bize lazım değil diyenler, veyah, da şeyhi vefat etmiş, ölmüş, biz onda devam ediyoruz diyenlere ders.
Kendini bilen bir kimse mürşidlik iddiasında bulunabilir mi?
Ben daha ilerisini söyleyeyim. Kendini bilen bir kimse asla mürşidlik iddiasında, şeyhlik iddiasında bulunmaz. Bu çünkü iddia edilecek bir mesele değildir. Mürşidlik iddia ile olacak bir şey de değildir. bir kimsenin ben mürşidim demesi, ben şeyhim demesi, ben mürşid oldum, ben şeyh oldum, bana şöyle görev verildi, böyle görev verildi demesi dahi abesle ilerliyor. O yüzden bunlar böyle ben mürşid oldum, ben şeyh oldum, ben velî oldum, ben şöyle bir manevi hale sahibim, ben şöyle bir şeye sahibim demesi ne yazık ki çok hoş karşılanmamış ilk sufilerce. O yüzden bizim dairemizde de çok hoş karşılanan bir şey değildir.
Şeyhsiz, mürşidsiz bir kimsenin tasavvuf yolunda yürümesi mümkün mü?
O zaman şeyhi olmadan, bir mürşid-i kâmile olmadan bir kimsenin tasavvuf yolunda yürümesi, şeyhsiz, mürşidsiz bir kimsenin tarîkat yolunda yürümesi bu açıdan bakılınca mümkün değil.
Peygambersiz din ve aşısız sûfî ne anlama gelir?
Bunu mümkün gibi göstermeye çalışanlar ne yazık ki Hazret-i Pîr’in deyimiyle gül yabani insanları yoldan çıkarttırıyorlar. Bu şuna benziyor. Nasıl dini, İslâm dinini peygambersizliğe çalıştırıyorlarsa, bir peygambersiz bir İslâm dini düşünüyorlar ya, hadisleri inkâr edince peygambersiz bir İslâm dini ortayara çıkıyor. Aynı şekilde mürşid-i kâmillerin olmadığını, velilerin olmadığını, ebdalların olmadığını, onsuz da onlarsız da tarikatsız yürüyebileceğini söyleyen kimseler peygambersiz bir din ortayara koyuyormuş gibi üstadsız, şeyhsiz, mürşidsiz bir tasavvuf yolu ortayara koymaya çalışıyorlar ki bu çok sapkınca bir gidişat ve acı bir şey, acı bir tablo bu hızla yayılıyor. Bir de bunun içine üveysilik diye bir ne yazık ki son dönemle alakalı söylüyorum bunu, bir sapkınlık koyuyorlar ortayara.
Şeyhsiz, mürşidsiz bir sûfî neye benzer?
Mürşidsiz bir sûfî delice zeytini gibidir. Hatta bizim orada onun adına çok özür dilerim. Piş derler. Sebep o aşısızdır çünkü. Aşısız sûfî böyle delice zeytin gibidir. Aşısız sûfî neden? Onun üstünde bir mürşidi yok. Ona bir mürşidi kâmil yok. Ona bir yol gösterici yok. Ona bir üstâd yok. Öyle olunca o delice zeytini gibidir. Ve şeytân onu aldatır. Şeytân onu kandırır. Şeytân onu saptırır. O rüyasını kendi kendine yorumlamaya başlar. Halini kendi kendine yorumlamaya başlar. bir ses duydum bana 70 bin şundan çek dedi der.
Sahte şeyhlik nedir?
Sahte şeyhlik, Dilencilik ve Nafâka. Bunlar normalde şeyhin tecrübelerini kendi tecrübeleri gibi etrafa aktarmaya çalışır, satmaya çalışır. Gizliden kendince sahte şeyhlik yapmaya çalışır.
İslâm’ın devrimci yönü nedir?
Eğer hükûmet şeriatın dışına çıkacak kadar kendi duasına yabancılaşırsa, bu durumda birey ayaklanma hak ve yükümlülüğüne sahiptir. Bu İslâm’ın devrimci yönüdür.
İslâm’ın yeniden yaşanması için ne yapılması gerekir?
Bir kısım Müslümanlar demişler ki Kur’ân’ın böyle yavaş yavaş tedirci bir şekilde öğretilip yaşanmasını beklemeyelim. Evet ihtilal yapalım, tabiri caizse devrim yapalım ve İslâm’ı ülkeye getirelim. Tabii bu bilhassa İran’daki Hümeyni devriminden, ihtilalinden sonra bu daha da sıkça görülmeye başlamış ve hatta Hümeyni’den sonra Mısır’da bu daha da şiddetlenmiş.
İslâm’ın yeniden yaşanması için hangi yollar tartışılmıştır?
Bir kısım Müslümanlar demişler ki Kur’ân’ın böyle yavaş yavaş tedirci bir şekilde öğretilip yaşanmasını beklemeyelim. Evet ihtilal yapalım, tabiri caizse devrim yapalım ve İslâm’ı ülkeye getirelim. Tabii bu bilhassa İran’daki Hümeyni devriminden, ihtilalinden sonra bu daha da sıkça görülmeye başlamış ve hatta Hümeyni’den sonra Mısır’da bu daha da şiddetlenmiş. Böyle olunca da yerel hükümetler bu kimselerin üzerinde, bu toplulukların üzerinde aşırı derecede baskılar yapmış ve baskıların neticesinde insanlar keskinleşmişler. O yüzden ben onları biraz böyle radikalizm olarak görmüyorum. Bu İslamileşmek, İslamileşmek veya dindarlaşmak veya İslâm’ı yeniden öğrenmek, yeniden tecrid etmek, yeniden Müslümanca bir hayat kurma özlemi bütün Müslümanların içerisinde vardır. Ama bu nasıl icra edilecek, yolu nedir bununla alakalı değişik tartışmaları olmuş. Hala da böyle bir ihtilalle olmasını isteyenler var. Ben onlardan değilim. Benim buradaki durduğum nokta insanların tabandan tavana doğru İslamileşmesi’dir ki bu Peygamber’in, salallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin yoludur.
Halifenin az edilmesi ne durumlarda mümkündür?
Halifeler veyahut da hükümetler İslâm’ın genel kaidelerinin içerisindedir. Allah ve Resulünün hükmünün bulunmadığı konularda istişare etmekle hükümlüdürler. Ve istişareyi terk ediyorlarsa ve istişare kararlarını uygulamamakta direnirlerse o zaman halîfe az edilebilir. Veya da hükümet az edilebilir. Çünkü devlet başkanını seçmekten asıl gaye Allah’ın ve Resulünün hükümlerinin uygulanmasıdır. Bu hükümler halîfe tarafından etkisiz hale getiriliyorsa halîfe az edilmeli. İslâm’ın hukuku bu ve bu az edilirken olmayan hükümler Kur’ân ve Sünnet’te olmayan hükümler var ise olmayan bir mesele var ise bunun da istişareyle karar bağlanması lazım. Eğer halîfe bu istişareyi reddediyor ve Kur’ân ve Sünnet’e aykırı kararlar alıyorsa o zaman yine az edilir.
Halifenin adaletten uzaklaşması ne anlama gelir?
Ve halifenin bu hadîs-i şeriflerde de var, fıkıh kitaplarında da var. Bedeninde, sıhhatinde, görevini yapmaktan aciz bırakacak şekilde bir aksaklık var ise yine halîfe az edilmeli. Bununla alakalı bazı padişahların az edilmesi gibi. O padişahlar az edilirken Şehri-i İslâm’lık tarafından az ettirildi, fetvalarla az ettirildi. Ve yine bir maddede adalet sıfatını kaybedip fıstıka yöneldiğinde, fıstıka yönelmek, tabrica ise günah-ı kebayelere yönelmek, Kur’ân ve Sünnet’in dışındaki şeylere yönelmek o zaman da halîfe az edilebilir. Bunlardan sıraladığım birinci ve ikinci nedenler, dördüncü neden içerisinde de ele alınacak olunursa, halifenin azini gerektiren konuları biz iki noktada birleştirebiliriz.
İslâmî bir devletin yapısı nasıl olmalıdır?
İslâmî düşüncede devlet ve kurumlar Kur’ân ve Sünnet’e göre devam eden, Kur’ân ve Sünnet’e kendince adayan ve kendi geçerliliğini, kendi hukuksallığını Kur’ân ve Sünnet’ten alan kurumlardır. bugünkü mevcut dünya üzerindeki kurumlardan farklı bir şey değildir. Onlarda da Kur’ân ve Sünnet tarihinde tırnak içerisinde İslâmî devletin de hukuku vardır, yürütmesi vardır, yargısı vardır, eğitimi vardır. Bunlarda kendi içerisinde kurumları vardır. Sonuçta 1400 yıllık bir din, 1400 yıllık bu din, devletler bazında da temsil edilmiş. Devletler kurulmuş, medeniyetler kurulmuş. Bunlar eksik noksan bazı fıkihi meseleler olsa da bunların hepsi de temeli mevcut. Anne yasamız Kur’andır. Bu sologana Mısırlı Müslüman kardeşlerden Afgan İslamcılarına kadar her yerde rastlanır.
İslâmî bir devletin modern yapıları nasıl işler?
Fakat bu genellemeden hangi kurumlar çıkartılabilir? İslâm’ın bu genellemeden hangi kurumlar çıkarılır dediğimizde bütün kurumları sıralamamız mümkündür. Her ne kadar Afganistan’da, İran’da bu tam anlamıyla icra edilemese de, edilmemiş olsa da, devletin kendi içerisinde, İslâmî tırnak içerisinde, İslâmî bir devletin de yasaması vardır, yargısı vardır, mali tasarrufu hazinesi vardır, maliyesi vardır, kültürel meseleleri halledecek, ondan sonra fonksiyonları vardır. Bu böyle bugünkü bizim modern devlet yapısı dediğimiz devlet yapılarından daha aktif, daha yönetilebilir, daha insanlara kendi tebaasıyla barışık bir yönetim sistemi uygulanabilir. Tırnak içerisinde, İslâm devlet sisteminde çok böyle karışık kurguçlu kargaşa yoktur. 1400 yıllık İslâmî tecrübeden baktığımızda kargaşasız, gürültüsüz, daha sade ama insanların hak ve özgürlüklerinin sağlamlaştığı, akıl emniyetinin, din emniyetinin, can emniyetinin, mal emniyetinin, namus, şeref, haysiyet emniyetinin alındığı bir sistem düşünün.
Türkiye darül harb midir?
Bu konuyla alakalı son Şeyhülislam’ın Osmanlı’dan kalma son Şeyhülislam ve şeyin Türkiye Cumhuriyeti’nin ilk Diyanet İşleri Başkanı aklında kaldığı kadarıyla Mustafa Sabri Efendi olması lazım. Onun Türkiye’nin darül harb olduğuna kadar fetvâ verdiği söyleniyor. Fetvâ vererekten hicret ettiği söyleniyor. Zaten Türkiye darül İslâm’dır diye hiç kimse diyemez.
Livâta etmenin toplumsal ve tarihsel gelişimi nelerdir?
Mekke’de Mekke hadislerinde eşcinsellikle, Livâta’yla, İbnelik’le alakalı bir şey bulmak mümkün değil. Medîne’ye münevvereye gelince Medîne’deki, Medîne’de bunlarla karşılaşılıyor. İlk böyle kadınlar gibi kırıtan, süslenen, kınalanan erkekleri Hazret-i Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem haddettir Medîne’yi münevvere de görüyor. Ve sahabeye soruyor, bunlar ne? Ashab cevap veriyor, ey Allah’ın Resulü, bunlar kendilerini kadın hissediyorlar. Hazret-i Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem Hz. onların hepsini toplatıyor, Medîne’ye münevvere içerisinde çöle sürüyor. Bir rivayete Medîne’nin dışında bir köye sürüyor, sürgün gönderiyor. Çünkü onların o esnada Livâta yaptıkları gözle görülmüş, şahitlenmiş bir fiiliyat değil.
Livâta etmenin tarihsel gelişimi nelerdir?
Bunlar Medîne sokaklarında kadınlar gibi kırıta kırıta yürüyorlar. Süslüler, göğüslerindeki kılları alıyorlar, komple temizliyorlar ve göğüslerini açıyorlar düğmelerini, göğüslerinin parlaklığını gösteriyorlar. Yolduruyorlar, vücutlarında hiç kıl tüy yok ve kadınlar gibi kırıta yürüyorlar. Dikkat edin, onların da üzerinde Medîne’yi münevvere de erkeklerin giymiş olduğu kıyafetler var. Aynı kıyafetlerle dolaşıyorlar. Ama yürüyüşleri kırdırarak, konuşmaları kırdırarak, şiveleri kırdırarak şimdi de İbneler öyle konuşuyorlar ya aynı şekilde Medîne’yi münevverinde o zamanki İbneleri aynı şekilde konuşuyor. Ve onları Hazret-i Peygamber salallahu aleyhi ve sellem bir rivayete bir köye, bir rivayete çöle ve diyor ki bir rivayete de, ayda bir Medîne’ye gelin ihtiyaçlarınızı görün. orada aç kalmayın diye onları gönderiyor.
Livâta etmenin tarihsel gelişimi ve toplumsal etkileri nelerdir?
Ama bu hastalık en fazla Abbasiler döneminde çoğalıyor. İşin en ilginç noktalarından birisi bu. Emevilerden sonra Emeviler yıkılıyor. İslâm’da Abbasiler geliyor. Abbasiler gelince Abbasiler bu fiiliyat, bu zelil, bu böyle horhakir görünen insanlık dışı bu liyata fiiliyatı Abbasilerde çoğalıyor. Ardından Türklerinin kurmuş olduğu Selçuklular da bu azalıyor. Osmanlılar da daha da azalıyor. Ne zamana kadar? Son döneme kadar. Türklerin Orta Asya’da kayıtlarında böyle bir şey var mı? Yok. baktığımızda biz tarihi kayıtlara Orta Asya’da Türklerin böyle bir liyata hastalıkları yok. Böyle bir liyata şeyleri yok. Kayıtlarda ben bulamamış olabilirim. Irçılık yapmış olmayayım. Ama ne yazık ki Arapların içerisinde var mı? Evet. Afrikalıların içerisinde var mı? O gün için tarihi olarak baktığımızda var. Ve bu insanlığın bir baş belası olmuş. Allah muhafaza eylesin. O yüzden bu çirkinlik aynı zamanda da insanlarda psikolojik dengesizlere, psikolojik bozukluklara da sebep olmuş. Bakın eşcinsel eğilim olarak nitelendirdiğimiz çünkü bunu erkekler de eşcinsel eğilim yapıp erkeğe kadınları bırakıp erkeklere mi siz yanaşıyorsunuz diye âyet-i kerimide tehkit edilen o fiiliyat erkeklerde de fail olanda, mefil olanda da yapanda da yaptıranda da psikolojik rahatsızlıklar, psikolojik dengesizlikler, fiziki fizyolojik rahatsızlıklar fizyolojik dengesizler ve aynı zamanda da iç alem olarak iç alemlerinde bozukluklar söz konusu.
İslâm’da emir (hakim) seçimiyle ilgili tarihi örnekler nelerdir?
İslâm’da emir (hakim) seçimiyle ilgili tarihi örnekler, Hazret-iEbu Bekir Radı’l-Allah’ın seçilmesi, Hazret-iÖmer Efendimizin halîfe seçilmesi, Hazret-iOsman’ın, Hazret-iAli Radı’l-Allah’ın halîfe seçilmesini ve sonradan Muaviyenin oğlunu atamasını bu meseleleri daha önce tarihi süreçlerinde görüşmüş, tartışmış, hatta biz bu konuyla alakalı geniş bir şekilde sohbet etmiştik.
Kaynak: 2020 Soru-Cevap Sohbet — Siyasal İslâm, Şûrâ ve Ulu’l-Emr
Siyasal İslâm, Şûrâ ve Ulu’l-Emr nedir?
2020 Soru-Cevap Sohbet #34 — Siyasal İslâm, Şûrâ ve Ulu’l-Emr başlıklı metin, İslâm dünyasında siyasal sistemlerin nasıl olması gerektiğini, Şûrâ (konsey) ve Ulu’l-Emr (yüksek emir) kavramlarını tartışmaktadır. Metin, İslâm toplumlarında liderliğin nasıl seçilmesi gerektiğini ve bu liderlerin ruhani bir elbise giydirmemeli olduğunu vurgulamaktadır. Ayrıca, demokrasi ve İslami sistemlerin nasıl entegre edilebileceğini de eleştirmektedir.
Kaynak: 2020 Soru-Cevap Sohbet — Siyasal İslâm, Şûrâ ve Ulu’l-Emr
İslâm dünyasında liderliğin nasıl seçilmesi gerektiği?
İslâm dünyasında liderliğin en ideal yolu seçimle gelmesidir. Seçimle gelmesi, hem İslâm alimlerinin hem de Ehli Sünnet’in kabul ettiği bir prensiptir. Seçilen lider, halkın ortak seçimiyle gelmeli ve bu seçim, inananların birleşerek yapması gereken bir görevdir. Lider, ruhani bir elbise giymemeli ve sadece Allah’ın emriyle emir vermelidir.
Kaynak: 2020 Soru-Cevap Sohbet — Siyasal İslâm, Şûrâ ve Ulu’l-Emr
Şûrâ ve Ulu’l-Emr kavramları nedir?
Şûrâ, kelimenin dar anlamıyla bir konseydir. İslami sistemde, egemenlik sadece Allah’tan gelir ve cemaatin sahip olduğu tek yetki emire bizatihi İslami ilkeler açısından öğüt vermektedir. Ulu’l-Emr ise yüksek emir anlamına gelir ve bu kavram, liderin Allah’ın emriyle seçildiğini ifade eder. Şûrâ, cemaatin kararlarını almakla görevli bir kurumdur ve bu kararlar, İslami ilkeler doğrultusunda alınmalıdır.
Kaynak: 2020 Soru-Cevap Sohbet — Siyasal İslâm, Şûrâ ve Ulu’l-Emr
Veliahd Tayini ve Zayıf İcmâ nedir?
Veliahd Tayini, önceki halifenin önceden belirlediği ve seçtiği bir liderin halifeliğe gelmesidir. Zayıf İcmâ ise, bu tayin sürecindeki zayıf kararları ifade eder. Bu tayin, hem sufilik hem de siyasi açıdan eleştirilmektedir. Bu sistem, Emevi ve Abbasi halifeliğinin kırıntıları olarak görülür ve bazı İslam alimleri bu sistemle karşı çıkmışlardır.
Kaynak: 2020 Soru-Cevap Sohbet — Siyasal İslâm, Şûrâ ve Ulu’l-Emr
İslami bir devlet sistemi olarak Osmanlı’nın konumunu nasıl değerlendiriyorsunuz?
Osmanlı’dan öncesi Selçuklu’da diyebiliriz. Ben tam olarak konuya vakıf olmamakla beraber, çünkü ben bir tarihçi değilim, bu konuda bir hukukçu değilim, ben bu konuda uluslararası siyasetçi değilim. ne bileyim ben bir siyaset akademisi de bitirmedim. Böyle bir iddiam yok. Ama bu benim kendi şahsi görüşüm. İslâm’a en yakın zamanın içerisinde, en yakın devlet olarak nitelendirilebilir mi? Zaman zaman belli dönemler içerisinde evet. Ama orada da bu şuralar, bu kurallar olmuş mu? Evet. Bunlar herhangi bir İslâm’a karşıtlığı var mı? Yok. Böyle olabilir mi? El cevap olabilir.
Kaynak: 2020 Soru-Cevap Sohbet — Siyasal İslâm, Şûrâ ve Ulu’l-Emr
Halîfe Seçimi ve Nas Meselesi nedir?
Evet kabul ediyorum doğru ve bu normalde kabul ettim doğru derken bunu da delillerimi ben sıralıyım meseleyi bitireyim. Ben bu kabul ediyorum doğru derken bunu böyle bir başkasının fikrini doğru kabul etmek gibi değil. Hazret-i Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretlerinin kendi fiiliyatında var bu. Kendisinden sonra gelen halifeye dair hiçbir nas söz ifade etmeden vefat etmiştir. Hazret-i Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretleri. Ancak gördüğümüz kadarıyla bir halîfe olacak kimseye haber verdi. Bunu da daha önce defalarca söyledim. Hazret-i Ömer’in şu sözü. Meşhur ya Buhari’de, Müslim’de, Termizi’de, Ahmet İmmin Hanbel’de, Ebu Davut’ta geçer bu Hazret-i Ömer efendimizin sözü. Müthiştir.
Kaynak: 2020 Soru-Cevap Sohbet — Siyasal İslâm, Şûrâ ve Ulu’l-Emr
Hazret-i Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretleri bir devletin başına bir imam tayin etmesinin, bir başkan seçilmesinin, bir halîfe seçilmesini vahak emrediyor mu?
Çünkü bu mümkün değil. Bu Kur’ân ile mümkün. Sabit bu, hadiste sabit bu. Çünkü bir halifenin seçilmesi farz. Evet. Ve kendisinden sonra hiç kimseyi seçmemesi, vasiyet etmemesi de bu seçimin Müslümanlara kaldığının bir göstergesi. Bunu Müslümanlar kendileri halledecekler, kendileri seçecekler. Bunu kendileri oluşturacaklar. Ve bu seçim meşru hale geliyor. Çünkü Hz. Ebubekir radıyallâhu anh hazretleri kılıçla gelmedi devletin başına. Hazret-i Ömer efendimiz kılıçla gelmedi devletin başına. Hz. Osman efendimiz kılıçla gelmedi devletin başına. Hazret-i Ali radıyallâhu anh hazretleri de kılıçla devletin başına gelmedi. Dikkat edin buraya. Hepsi de ya bir şuranın seçimiyle geldi, genel olarak şuranın seçimiyle geldi. bir seçim oldu.
Kaynak: 2020 Soru-Cevap Sohbet — Siyasal İslâm, Şûrâ ve Ulu’l-Emr
Halîfe tayin edilmesiyle ilgili hadîs-i şerifler nelerdir?
Hazret-i Ömer Efendimiz diyor ki, burası da önemli, her kim meşveret yapmadan Müslümanlardan herhangi bir adama beyat ederse onun beyatı kabul edilmez, o beyat eden de beyat edilen de kendilerinin öldürülme tehlikesine atmış olurlar. Buhari Ahmet Bin Hanbel söz, Hazret-i Ömer Efendimiz’in sözü. O zaman meşveret yapmadan, bir yerlere danışmadan, istişâre etmeden bir kimseye beyat edilmeyecek. İstişâre edecekler, meşveret edecekler. Ve ondan sonra beyat edecekler. Eğer meşveretsiz olursa diyor, beyat eden de beyat edilen de kendilerinin öldürülme tehlikesi ile baş başa kalırlar. Nevevi’den bu. Meşhur hadîs âlimi Nevevi. Aynı zamanda Hanevi’den birisi Riyav Salih’i ben çok methederim. İslâm âlimleri, hilafetin önceki halifenin yerine halîfe tayin etmesiyle halî, halîfe olabileceği üzerinde ve öncek halifenin yerine kimseyi bırakmadığı zaman Ehli Halil ve Ehli Aktin birisini halîfe seçmeliyle de halîfe olabileceği üzerine icmâ etmişlerdir.
Kaynak: 2020 Soru-Cevap Sohbet — Siyasal İslâm, Şûrâ ve Ulu’l-Emr
Yunus Emre’nin dergahında 18 yıl hizmet etmesi ne anlama gelir?
Yunus Emre Hazretlerinin 18 yıl hizmet ettiği dergah, onun dervişlik yolunda ilerlemesini ve tasavvufî bilgilerini kazanmasını sağlayan bir yerdir. Bu süre, onun dergaha bağlılığını ve dervişlik yolunda ilerlemesini temsil eder.
Kaynak: 2020 Soru-Cevap Sohbet — Hadîslerle Tasavvuf 69. Hadîs
İslam toplumunda topluluklar ve cemaatler arasında nasıl bir durum vardır?
İslam toplumunda topluluklar ve cemaatler arasında, artık bir topluluk da bir cemaat de kalbi bir yerde atmıyor artık. kalbi bir yerde atsın diye bir şey söylüyorsun, bir şey diyorsun. Ne yazık ki onlar o merkezde toplanmıyor. Herkes çok biliyor. Herkesin kendince alimliği var, ulemalılığı var. Kendince aklı önde onun ve çok biliyor herkesten fazla. Öyle olunca o kimsenin aynı kalbin ritmini yakalaması mümkün olmuyor.
Kaynak: 2020 Soru-Cevap Sohbet — Korona, Kalp Birliği ve İftira
İslam tarihinde adaletin önemine dikkat çekilmemiştir mi?
Hayır, İslam tarihinde adaletin önemine dikkat çekilmemiştir. Metinde, İslam’ın nüfuz etmesindeki en önemli ölçütün adalet olduğunu ve İslam’ın hakkaniyeti, adaleti savunduğunu belirtir. Ayrıca, Emevîlerin adaletsizlikten dolayı yıkıldığını ve İslam’ın bu konuda örnekler sunduğunu ifade eder.
Kaynak: 2020 Soru-Cevap Sohbet — Korona, Kalp Birliği ve İftira
Ayasofya Camii’nde cuma namazı kılınacak mı?
Ayasofya 24 Temmuz 2020’de kılınacak olan ilk cum’a namazı değil. İlk ordu Cumayı Fatih Sultan Mehmet Han Hazretleri kıldırdı. O yüzden ilk cuma değil. Evet bir inkıtaya uğradı. Bir 80 yıllık bir inkıta var. Bu inkıtadan sonra tekrar asli vazifesine geri dönüyor. Önemli mi? Evet. Önemsizleştirmek istemiyorum. Benim için Ayasofya’nın yeniden ibadeti açılması, yine Fatih Sultan Mehmet Han Hazretlerinin vasiyetindeki hale bürünmesi benim için çok önemli.
Kaynak: 2020 Soru-Cevap Sohbet — 71. Hadîs: Her Şey Allah’ı Zikreder
Ya ben kâfir miyim nifak çıkaracağım?
Hazret-i Ömer hutbede bu Ömer saparsa ne yaparsınız dediğinde çıkarıyor bedavi kılıcını çıkarıyor, bununla düzeltmesini biliriz diyor. Onu sen vatan hainisin, sen din düşmanısın, sen İslam dışısın demiyor. Ama ne yazık ki öyle bir hale geldik ki ya burada bir yanlışlık var deyince siz nifak çıkarıyorsunuz diyorlar bize. Küfürle itham ediyorsunuz. Küfürle itham eden o kimse küfür ehli değilse sen küfür ehli oldun. Yapmadık deyin özür dileyelim. Allah muhafaza eylesin. O yüzden kıymetli dostlar, kıymetli kardeşler nerede Kur’ân ve sünnete aykırı bir şey var ise karşı çıkacağız.
Kaynak: 2020 Soru-Cevap Sohbet — 71. Hadîs: Her Şey Allah’ı Zikreder
Hazret-i Peygamber Sallallâhu Aleyhi ve Sellem hazretleri her hafta Uhud şehidlerini ziyaret ederdi mi?
Hazret-i Peygamber Sallallâhu Aleyhi ve Sellem hazretleri her hafta Uhud şehidlerini ziyaret ederdi. Giderdi. Musa bin Ümeyir orada İslâm’ın tanınmasına sebep oldu. Biz öyle insanlar olalım ki, sufilik öyledir, gittiğimiz yere aydınlatalım, Musa bin Ümeyir’e yaşayalım inşallah.
Kaynak: 2020 Soru-Cevap Sohbet — Feraset, Kurban ve Dervişlik
Ümmet-i Muhammed’in parçalanması ve dinsel ırkçılık nasıl bir durumu ortaya çıkardı?
Bu hale geldik ve bunu deccalistlerin bir oyunu olduğunu, şeytanın bir oyunu olduğunu görmedik. Şeytan ümmet-i Muhammed’i birbirine düşürdü. Görmedik bunu. Bir baktık Nakşibendîsi Kâdirîsi, Kâdirîsi Nakşibendîsi’ne, Mevlevîsi diğerlerine, Hazret-i Mevlânâ’nın yoluna, herkes birbirinin yoluna laf söylemeye taş atmaya başladı. Kimisi komple bütün yolları sapık dedi, bunların hepsi de küfür ehli dedi. Kâdirîsi de, Rüfâîsi de, Bedevîsi de, Dûsûkîsi de, Nakşibendîsi de, Mevlevîsi de, hepsi de küfür ehli dedi, çıktı. Toplancılık yaptı. Ya biz ne zaman bu hale geldik? Ümmetçiliği yok ettik. Ümmetçiliği katlettik çünkü. Biz Ümmet-i Muhammed’i arttıracağımızı eksiltmeye başladık. Ona sen kafirsin, buna sen kafirsin. O mürtet, o şirkeli, o küfür ehli. Bırak şunları ya, hepsi de küfür ehli, şirkeli. Herkes bir laf söyledi herkese. Ölçüyü konuşmadı. Bakın ölçüyü konuşmadı. Böylece de biz birbirimize ateş attık. Bakın biz, şu koca Osmanlı İmparatorluğu Anadolu’da sıkıştı kaldı. Anadolu’daki Müslümanlar dahi birbirine ateş etmekten geri kalmadı. Ya koca Osmanlı İmparatorluğu battı. Koca Osmanlı İmparatorluğu küçüldü Anadolu’da kaldı. Görmüyor musunuz bu tehlikeyi? Hala da birbirinizle uğraşıyorsunuz. Görmüyor musunuz bu tehlikeyi? Hala da birbirinizi küfürle yaptalıyorsunuz. Bu hastalığı bizim içimize kim koydu? Haricileri geçtik biz. Bakın haricileri geçtik. Allah muhafaza eylesin. biz ümmetçiliği bu meseleden dolayı terk ettik, kaybettik. bir laf yaptı Suudların kralı veya Arapların kralı.
Kaynak: 2020 Soru-Cevap Sohbet — Mesnevî Şerhi (921-922. Beyit)
İstanbul Sözleşmesi ne anlama gelir?
İstanbul Sözleşmesi nâmus kavramını kabul etmiyor. İstanbul Sözleşmesi dini kavramları kabul etmiyor. Karşıyım. Açıkça da söylüyorum zaten. Namusumuz olmasın mı? Çocuklarımızın namusu olmasın mı? Eşlerimizin namusu olmasın mı? Karşıyım canım kardeşim. İçkiye karşıyım. İçki içilmesine karşıyım. İçkinin satılmasına karşıyım. İçkinin üretilmesine karşıyım. Kumara karşıyım. Oynanmasına karşıyım. Devlet eliyle oynanmasına da karşıyım. Uyuşturucuya karşıyım. Kullanılmasına karşıyım. Uyuşturucunun satılmasına da karşıyım. Evet. Gece eğlencelerine karşıyım. Pavyonlara, diskolara, gece kulüplerine karşıyım.
Kaynak: 2020 Soru-Cevap Sohbet — Mesnevî Şerhi (921-922. Beyit)
Belkıs’ın tahtı neden Süleymân Aleyhisselâm’a getirilmiştir?
Belkıs’ın tahtı o Müslüman olmadan. Çünkü neden? Bakın bilgiye bakın, ilme bakın. Tabi o bir peygamber hikmete bakın. Belkıs’ın Müslüman olacağını da biliyor. Diyor ki o Müslüman olmazdan önce o tahtı bana kim getirir? Sonradan rivayet ediliyor ki Belkıs’la Süleymân Aleyhisselâm evlendi. Belkıs’la Süleymân Aleyhisselâm evlendikten sonra onlardan çocukları olduğuna dair rivayetler var.
Kaynak: 2020 Soru-Cevap Sohbet — Mesnevî Şerhi (1028-1041. Beyit)
Bu taht ve Süleymân Aleyhisselâm’ın hazinesi nerededir?
Belkıs’ın tahtından bahsettiniz. Ne yapacaksınız? Gidip hazineye mi konacaksınız? Mossad da Süleyman’ın hazinesini araştırıyor zaten. Onun hazinesine konmak için uğraşıyorlar. Hatta siyahiyeye ortaklık teklif ediyorlar. O yüzden Kudüs’ü başkent yapıyorlar kendilerince. Çünkü Süleymân Aleyhisselâm’ın hazinesinin Kudüs’te olduğunu düşünüyorlar.
Kaynak: 2020 Soru-Cevap Sohbet — Mesnevî Şerhi (1028-1041. Beyit)
Liyvata fiiliyatı İslam tarihinde hangi dönemlerde çoğalmıştır?
Liyvata fiiliyatı İslam tarihinde Abbasiler döneminde çoğalıyor. Ardından Türklerinin kurmuş olduğu Selçuklular da bu azalıyor. Osmanlılar da daha da azalıyor. Ne zamana kadar? Son döneme kadar. Türklerin Orta Asya’da kayıtlarında böyle bir şey var mı? Yok. baktığımızda biz tarihi kayıtlara Orta Asya’da Türklerin böyle bir liyata hastalıkları yok. Böyle bir liyata şeyleri yok. Kayıtlarda ben bulamamış olabilirim. Irçılık yapmış olmayayım.
Kaynak: Tasavvuf Vakfı Mustafa Özbağ Sohbetleri — 11 Haziran 2020 Soru-Cevap
Ortak yaşam felsefesinin doğuşu nedir?
Ortak yaşam felsefesinin doğuşu, Bosna’da yedi gecede yedi şehirde yapılan programlar ve sohbetlerle başlamıştır. Bu programlar sırasında Müslümanların yaşadığı zorluklar ve camilerin tahliye edilmesi gibi olaylar gözlemlenmiştir. Bu deneyimler, ortak yaşam felsefesinin temellerinin atılması için bir sebep olmuştur.
Hazreti Mevlânâ’nın ortak yaşam felsefesine nasıl katkı sağladığı?
Hazreti Mevlânâ, ortak yaşam felsefesine katkı sağlayarak, farklı dinler arasında barış ve dayanışma kurma konusunda örnek teşkil etmiştir. Mevlânâ, Hristiyanlar ve Yahudilerle beraber yaşamayı teşvik ederek, toplumsal barış ve dayanışma için bir model sunmuştur. Ayrıca, camilerin yeniden inşa edilmesi ve toplumda adaletin sağlanması gibi konulara da dikkat çekmiştir.
Ortak yaşam felsefesinin temel amacı nedir?
Ortak yaşam felsefesinin temel amacı, insanların bir araya gelerek ortak bir yaşam tarzı benimsemesini ve toplumda barış, dayanışma ve huzurun sağlanmasıdır. Bu felsefe, toplumsal dayanışma, adalet ve huzurun sağlanması için bir platform olarak kabul edilir.
Ortak yaşam felsefesinin toplumsal dayanışma ve huzur sağlama açısından nasıl bir rol oynadığı?
Ortak yaşam felsefesi, toplumsal dayanışma ve huzur sağlama açısından önemli bir rol oynar. Bu felsefe, insanların bir araya gelerek ortak bir yaşam tarzı benimsemesini sağlar. Bu tarz, toplumda barış, dayanışma ve huzurun sağlanması için bir platform olarak kabul edilir. Ayrıca, farklı dinler arasında barış ve dayanışma kurma konusunda örnek teşkil eder.
Mekke Mutabakatı neydi?
Mekke Mutabakatı, Hazreti Muhammed Mustafa’nın imzasıyla imzalanan bir antlaşmadır. Bu antlaşma, insanların malları, canları, namusları, haysiyetleri ve şerefleri mukaddestir diyerek, herkesin dini ne olursa olsun, onların malı, canı, namusu, dini, aklı mukaddestir diyerek, insanlar arasında kardeşçe yaşamayı öngörür.
Ortak yaşam felsefesini şehirlerimizde nasıl kurabiliriz?
Ortak yaşam felsefesini şehirlerimizde kurmak için kapılar açık dergahlar, ücretsiz hizmetler ve herkesin açıkça参与到 her türlü etkinlikte olmasına izin verilmelidir. Bu felsefe, herkesin dini ne olursa olsun, onların malı, canı, namusu, dini, aklı mukaddestir diyerek, insanlar arasında kardeşçe yaşamayı öngörür.
Mevlânâ’da ortak yaşam nedir?
Müslümanlar bütün bölgelerinde sıkıntıda, bütün bölgelerinde yaşadıkları alanlarda kendi iç sorunlarıyla uğraşırken ayrı yeten dışarıdan büyük emperyal güçlerin üzerlerindeki oynadığı oyunlarla da uğraşmak zorunda kalıyorlar. O emperyal güçler Müslümanların yaşadıkları şehirleri, yaşadıkları alanları, ibadethaneleri kendilerince kendi yurtlarını acımasız bir şekilde bombalarının altında inim inim inletiyorlar. Eğer kendilerinin iç kara şekliliklerini kendilerince sağlayamazlarsa dışarıdan bombalarla onları bertaraf etmeye çalışıyorlar. Müslümanları kendi içlerinde dillerinden, dini anlayışlarından, ırklarından, mezheplerinden, meşreplerinden birbirlerine düşürerekten birbirlerini yok etmekteler.
Mevlânâ Celalettin Rum Hazretleri ne amaçla gelmiştir?
Hz. Mevlânâ Celalettin Rum Hazretleri, biz ayırmak için gelmedik, birleştirmek için geldik der. Biz birleştirici olmalıyız, ayırıcı değil. Biz mahalleleri ayırmamalıyız, biz şehirleri ayırmamalıyız. Biz kendi kendimize, eğer Cenab-ı Hak bize bir zenginlik verdiyse yine kendi mahallemizde yaşayarak, o zenginliğimizi kendi mahallemizde dağıtaraktan kendi mahallemizde mutlu bir şekilde mahallemizin insanıyla yaşamalıyız.
İslam dünyası neden mezheb, meşreb, anlayış tartışmalarının içerisinde kendilerini hedefsel olarak konuşlandıramıyorlar?
Şimdi ne yazık ki İslam dünyası, mezheb, meşreb, anlayış tartışmalarının içerisinde kendilerini hedefsel olarak konuşlandıramıyorlar. Çok üzgünüz. O yüzden Hazreti Mevlânâ Celalettin Rum Hazretleri din kavgasını dahi red etmiş.
İslam terörü neden kesin olarak reddedilmelidir?
Hiçbir ayet yoktur, hiçbir hadis yoktur, hiçbir dört mezhep imamının fetvası yoktur ki, üzerine bomba bağlayıp camide patlatsın, üzerine bomba bağlayıp yolda patlatsın, üzerinde bomba bağlayıp sivil insanları öldürsün, katletsin. Yoktur bakın.
Müslümanlar diğer din inanışına sahip olan kimseleri nasıl davranmalıdır?
Hristiyanlar, Yahudiler, diğer din inanışına sahibi olan kimseler bizlere zulmetseler de, bizlerin kanını akıtsalar da biz onları katledemeyiz. Biz onları zulmedemeyiz. Onların kanlarını akıtamayız. Biz onları katledemeyiz.
Müslümanlar nasıl bir medeniyet kurabilirler?
Ben yeniden bir medeniyetin kurulacağına inanıyorum. Yeniden bu medeniyet kurulurken bizlerin hepimizin ortak paydada hepimizin doğru katkıları olmalı. Sakın bayan kardeşler şöyle düşünmesinler. Ben evdeyim tarhana çorbası yapıyorum, ne işim var medeniyetle? Değil. Sen çocuğunu doğru medeniyet noktasında yetiştirmekle mükellefsin.
Mevlânâ’nın anısına yapılan 8. Uluslararası Şeb-i Arûs Açılış Konuşmaları hangi konuları ele almaktadır?
Mevlânâ’nın anısına yapılan 8. Uluslararası Şeb-i Arûs Açılış Konuşmaları, Mevlânâ’nın Sönmeyen Muhabbet ve Merhamet Işığı, Çanakkale Ruhu ve Balkanlar ile ilgili konuları ele almaktadır. Bu konular, Mevlânâ’nın muhabbet ve merhamet ışığıyla, Çanakkale Savaşı ve Balkanlar’ın tarihsel bağlarını vurgulamaktadır.
Çanakkale Ruhu’nun ne anlama geldiği?
Çanakkale Ruhu, 15 Temmuz 1915’te Çanakkale Savaşı sırasında gösterilen kahramanlık, adalet ve birlik ruhunu ifade etmektedir. Bu ruh, Osmanlı Devleti’nin Balkanlardan çekildikten sonra bu topraklarda yaşayan Müslümanların bir araya gelerek devleti koruma mücadelesini temsil etmektedir.
Balkanlar’ın tarihsel bağları neden vurgulanmaktadır?
Balkanlar’ın tarihsel bağları vurgulanmaktadır çünkü bu bölgelerdeki Müslüman topluluklar, Çanakkale Savaşı ve 15 Temmuz 1915’te gösterilen kahramanlık ruhuyla bir araya gelerek devleti koruma mücadelesine katılmışlardır. Bu bağlar, Mevlânâ’nın muhabbet ve merhamet ışığıyla birleştirilerek, tarihsel ve kültürel birliklerin korunması için vurgulanmaktadır.
Mevlânâ’nın muhabbet ve merhamet ışığı hangi etkinlikte vurgulanmaktadır?
Mevlânâ’nın muhabbet ve merhamet ışığı, 8. Uluslararası Şeb-i Arûs Açılış Konuşmaları etkinliğinde vurgulanmaktadır. Bu etkinlik, Mevlânâ’nın Sönmeyen Muhabbet ve Merhamyet Işığı adlı konuşmasında, muhabbet ve merhamet ışığının tarihsel ve kültürel bağları nasıl birleştirdiğini ele almakta ve bu ışığın Balkanlar ve Çanakkale Ruhu ile ilişkisini vurgulamaktadır.
Mevlânâ’nın anısına yapılan etkinliklerin amacı nedir?
Mevlânâ’nın anısına yapılan etkinliklerin amacı, Mevlânâ’nın muhabbet ve merhamet ışığını vurgulamak ve bu ışığın Balkanlar ve Çanakkale Ruhu ile ilişkisini ele almak olmaktadır. Bu etkinlikler, tarihsel ve kültürel bağları korumak ve bu bağları birleştirmek amacıyla düzenlenmektedir.
Mevlânâ’nın anısına yapılan etkinliklerde hangi konular ele alınmaktadır?
Mevlânâ’nın anısına yapılan etkinliklerde, Mevlânâ’nın Sönmeyen Muhabbet ve Merhamet Işığı, Çanakkale Ruhu ve Balkanlar ile ilgili konular ele alınmaktadır. Bu konular, Mevlânâ’nın muhabbet ve merhamet ışığının tarihsel ve kültürel bağları nasıl birleştirdiğini ve bu bağların korunması için ne tür bir ruhun gerekli olduğunu vurgulamaktadır.
Mevlânâ’nın anısına yapılan etkinliklerde hangi topluluklar yer almaktadır?
Mevlânâ’nın anısına yapılan etkinliklerde, Balkanlardan gelen Arnavutluk, Bosna, Hersek, Bulgaristan, Kosova, Makedonya, Yunanistan, Sudan gibi topluluklar yer almaktadır. Bu topluluklar, Mevlânâ’nın muhabbet ve merhamet ışığının tarihsel ve kültürel bağları nasıl birleştirdiğini ve bu bağların korunması için ne tür bir ruhun gerekli olduğunu vurgulamaktadır.
Mevlânâ’nın anısına yapılan etkinliklerde hangi konuklar yer almaktadır?
Mevlânâ’nın anısına yapılan etkinliklerde, Balkanlardan gelen Arnavutluk, Bosna, Hersek, Bulgaristan, Kosova, Makedonya, Yunanistan, Sudan gibi topluluklardan gelen konuklar yer almaktadır. Bu konuklar, Mevlânâ’nın muhabbet ve merhamet ışığının tarihsel ve kültürel bağları nasıl birleştirdiğini ve bu bağların korunması için ne tür bir ruhun gerekli olduğunu vurgulamaktadır.
Tasavvuf Vakfı’nın Gelibolu Mevlevi Hanesi’ne ne gibi katkıları vardır?
Tasavvuf Vakfı burada tam yüz otuz aydır her ay program yapıyor ve her ay şu gördüğünüz gibi üç bin kişi var burada. E müteala etmeyin. Bazen iki bin kişi var. Bazen bin beş yüz kişi var. Ama yine böyle fullolu.
Çanakkale On Sekiz Mart Üniversitesi’nin Tasavvuf Vakfı ile birlikte hangi etkinliği düzenliyor?
Tasavvuf Vakfı ve Çanakkale On Sekiz Mart Üniversitesi’nin oluşturmuş olduğu bir Sema Zikri şerifini izleyeceksiniz.
Mevlânâ’nın Sema Nedir Bilir misin isimli şiirini neden paylaşmadı?
Fakat şimdi Tasavvuf Vakfı ve Çanakkale On Sekiz Mart Üniversitesi’nin oluşturmuş olduğu bir Sema Zikri şerifini izleyeceksiniz. Hazreti Mevlânâ talebelerine sohbet ettiğinde bazıları kendinden geçer, Allah diyerek Sema etmeye başlardı. Sohbette doğaçlama oluşurdu bu. bu Hazreti Mevlânâ ritüeliyle oluşturulmuş Tasavvuf Vakfı’nın Sema Zikri Şerifini uluslararası şehr-i arız törenleri kapsamında arz ediyorum.
Haçlı Savaşları ve modern siyasi olaylar arasında nasıl bir ilişki vardır?
Haçlı Savaşları ve modern siyasi olaylar arasında bir ilişki vardır. Haçlı Savaşları, din örtüsü altında yapılmıştır. Bugün de bu tür din örtüsü altında siyasi olaylar devam etmektedir. Irak ve Suriye işgalleri de bu tür din örtüsü altında yapılmıştır.
Siyasal İslâm Yaftası nasıl şekillenmiştir?
Hazreti Muhammed önderliğindeki feodal İslam devrimine yol açan en önemli gelişmenin kabile aristoprasisine karşı çıkan siyalik kesimin azatlı köleler ve şairlerin başkaldırısıyla başladığı söylenebilir.
Mekke’deki şairler İslam’a nasıl yaklaşmıştır?
Yok şairleri kabul etmiyorum çünkü Mekke’deki şairlerin hepsi de Hazreti Peygamber Salallahu Aleyhi ve Sellem Hazretleri’ne cepha açmışlardı. Hatta Mekke’deki şairler Hazreti Peyyamber Salallahu Aleyhi ve Sellem Hazretleri’ni hicvediyorlardı.
Medyanın rolü nedir?
Medya her zaman için paranın emrindedir. Gazetecilerin büyük bir çoğunluğu paranın emrindedir. Medya dediğimiz televizyon, sosyal medya, gazeteler ne bileyim her türlü bu iletişim araçları paranın emrindedir.
Medyanın etkisi nasıl açıklanabilir?
Bunu unutmayın. Parayı kim verirse onun düdünü çalarlar. Hak, hakikat aramayın onlarda. Doğru haber aramayın. Erdemlilik aramayın. Hikmet aramayın onlarda. Asla bakın asla her an için alınıp satılabilirler. Her an için.
Mekke’deki şairlerin durumu nedir?
Mekke’nin fethinde var sonradan İslam olan. Bakın Mekke’nin fethinde, dinin ilk çıktığı noktalarda yok. Mekke’nin fethinde Hz. Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem haddettirini iman eden bir şair denilebilir ki o Mustafa’nın şairiydi. Hadislerde öyle geçer çünkü metinlerde.
Zenginlerin İslam’a nasıl yaklaşmaları gerekir?
Zenginler, aristokratlar Müslüman olmadılar ilk önce. Olanlar da kaybettiler. Hz. Ebu Bükür gibi. Musab bin Ümeyir gibi. Musab’ın annesi babası çok zengin. Mekke’nin en zengin ailesinin oğluydu. Şehit olduğunda üzerini örtecek üzerinde elbise bulamadılar. En zenginlikten en fakirliğe maddesel olarak öyle geçti.
Mus’ab b. Umeyr’in kefenlenecek bez bulunamaması nerede geçmektedir?
Mus’ab b. Umeyr’in kefenlenecek bez bulunamaması: Buhârî, Meğâzî 17, Cenâiz 27; Ahmed b. Hanbel, Müsned I/411 — Uhud sonrası şehâdeti
Yusuf Akçura’nın Üç Tarz-ı Siyaseti nedir?
Yusuf Akçura devlet yönetimini üçe ayırır. Bir Osmanlı milleti yaratarak idare, iki Müslüman dini bir idare, üç Türklerin ön planda olduğu ırkçı bir devlet.
Osmanlı milleti yaratmak siyaseti ne zaman doğdu?
Osmanlı milleti yaratmak siyaseti ciddi olarak 2. Mahmud zamanında doğdu.
Müslüman dini bir idare ne zaman tatbik edildi?
İkinci yönetimde Müslüman dini bir idare, ikinci yönetimde ise evela Osmanlı ülkelerindeki, sonra bütün küreye arzdakileri, soylarına bakmaksızın, dindeki ortaklıktan istifade ile tamamen birleştirmeye…
Türkçülük siyaseti ne zaman pek yenidir?
Üçüncü yönetim ırk üzerine müstenit bir Türk siyaseti, milliyeti hususu getirmek fikri pek yenidir.
Din, milliyete karışmaz mı?
Din genel manada insanın milliyetine karışmaz. Böyle bir dinin üstün ırk düşüncesi yoktur dinde veyahut da toplumda eksik ırk düşüncesi de yoktur.
Dine dayalı devlet sistemi ne anlama gelir?
Dine dayalı devlet sistemi dediğinizde bir dine dayalı İslam dinine dayalı bir devlet sistemi dediğinizde sizin tebaanızdaki İslam olmayanları ne yapacaksınız?
Mekke Sözleşmesi ne zaman imzalandı?
Mekke Sözleşmesi, Mekke’deki müşrik dindar veya gayri dindar veya herhangi bir dine mensup hiç önemli değil. Herkesin altına imza attığı ortak bir metin vardı. Bu ortak metinle Mekke’ye dışarıdan gelen tüccarların mallarının, canlarının, paralarının emniyete sağlanmasıydı.
Medine Sözleşmesi ne anlama gelir?
Medine Sözleşmesi, Medine’nin korunması ve muhafaza edilmesi ve Medine’nin bu noktada nerede nasıl olmalının sözleşmesidir.
Beş Emniyet ne demektir?
Beş Emniyet (Akıl-Dîn-Can-Mâl-Nâmus) ve Farklı İnançların Hürmette Buluştuğu Ortak Yaşam, ümmete nefes olacak yeni bir felsefeye ihtiyaç var.
Ortak yaşam felsefesi nedir?
Ortak yaşam felsefesi, farklı inançlar ve kültürlerin bir arada yaşayabilmesi, doğru adalet ve doğru paylaşım üzerine kurulu bir yaşam tarzıdır. Bu felsefe, Bosna’daki Müslümanları ve Sırplarla tekrar savaştırmak yerine, ortak yaşamın yolunu bulmamız gerektiğini vurgular.
Küresel bölme stratejisi nedir?
Küresel bölme stratejisi, dünya üzerindeki ülkeleri, özellikle İslam dünyasındaki ülkeleri, iki bin tane şirketin sömüren bir sistemle bölerek kontrol altına almayı amaçlayan bir stratejidir. Bu strateji, İslam devleti kurma çabalarını engellemeyi hedefler.
Hz. Mevlânâ’nın çercevesinde ortak yaşam nasıl sağlanır?
Hz. Mevlânâ’nın çercevesinde ortak yaşam, doğru adalet, doğru paylaşım, akıl emniyeti, can emniyeti, mal emniyeti, namus emniyeti, din emniyeti gibi temel ilkeler üzerine kurulu bir yaşam tarzıdır. Bu felsefe, Bosna’daki Müslümanları ve Sırplarla tekrar savaştırmak yerine, ortak yaşamın yolunu bulmamız gerektiğini vurgular.
İslam devleti kurma çabaları neden engellenmelidir?
İslam devleti kurma çabaları, iki bin tane şirketin sömüren bir sistemle dünya üzerindeki ülkeleri bölerek kontrol altına almayı amaçlayan küresel bölme stratejisinin bir parçasıdır. Bu strateji, İslam devleti kurma çabalarını engellemeyi hedefler.
Hz. Mevlânâ’nın ‘Sevmek İddiadır, Delil İster’ tezi nedir?
Hz. Mevlânâ der ki sevmek iddiadır, delil ister. Allah’ın seni sevdiğine dair elindeki delilin ne? Şeksiz şüphesiz bunu mana olarak hissediyor olmam belki de.
Kul haklarının katmanları nedir?
Kul haklarının katmanları, bir insanın dergah hukuku ayrıdır, ev hukuku ayrıdır, iş hukuku ayrıdır, arkadaşlık hukuku ayrıdır, dostluk hukuku ayrıdır. Bunların ölçüleri de ayrıdır çünkü.
Âşiğin suretten siyrete benzeme süreci nedir?
Âşiğin suretten siyrete benzeme süreci, Allah’ı en çok seven, Habibim dediğini gönderiyor. Ve dinin aslında bir nevi imanın kemal ermesi gibi, dinin tamamı ermesi de sanki Allah’ı sevmek kısmıyla olacakmış gibi.
Seven kördür hadîs-i şerîfi nedir?
Seven kördür hadîs-i şerîfi, Allah’ı en çok seven, Habibim dediğini gönderiyor. Ve dinin aslında bir nevi imanın kemal ermesi gibi, dinin tamamı ermesi de sanki Allah’ı sevmek kısmıyla olacakmış gibi.
Nefsin-kibrin yolu kesmesi nedir?
Nefsin-kibrin yolu kesmesi, bir insanın dergah hukuku ayrıdır, ev hukuku ayrıdır, iş hukuku ayrıdır, arkadaşlık hukuku ayrıdır, dostluk hukuku ayrıdır. Bunların ölçüleri de ayrıdır çünkü.
Türk toplumu tarihsel süreçte İslamlık gelişiminin ana yapısına göre üç içerik dilimine ayrılabilir mi?
Türk toplumu tarihsel süreçte, İslamlık gelişiminin ana yapısına göre üç içerik dilimine ayrılabilir. Bunlardan her birinin kendine özgü sosyolojik yapısı vardır.
İslam tarihinde gözüken devletlerin yasal yapı biçimi nedir?
İslam tarihinde gözüken devletlerin yasal yapı biçimi, İslamlık Hristiyanlıktan farklı olarak bir krisi dini olmamıştır, bir devlet dini olmuştur.
İslam dininin kendi içerisinde bir fıkıh ölçüsü, kanunu, hukuku vardır mı?
Bütün dinlerin kendi içerisinde bir fıkıh ölçüsü vardır, kanunu, hukuku vardır.
İslam dininin tasavvuf bölümü nedir?
Bütün dinlerin kendi içerisinde bir de az önce bahsettiği tasavvuf bölümü vardır.
İslam dininin devlete dayandırılması ve devletle iletişimi nedir?
Bütün dinlerin kendi içerisinde bir de devlete dayandırılması, devletle iletişimi vardır.
İslam dininin kendi içerisinde iman, İslam, ihsan kavramları nasıl ilişkilidir?
İman, İslam, ihsan bu üçü ayrılmaz bütün olmuş. O zaman bu noktada biz imanı, İslam’ı, ihsanı birbirinden ayırt etmemiz mümkün değil.
İslam dininin şeriat bölümü nedir?
İslam nedir dediğinde kelime-i şehadet getirmek, namaz kılmak, oruç tutmak, hacca gitmek, zekat vermek, dendiğinde dinin şeriat bölümü tesis edilmiş.
İslam dininin kalbi boyutu, tasavvuf boyutu, gönül boyutu nedir?
İhsan nedir denildiğinde Allah’ı görüyormuşcasına yaşamandır. Göremeysen dahi o seni her daim gördüğünü hissedip de yaşanmadır demesiyle dinin kalbi boyutu, tasavvuf boyutu, gönül boyutu çıkmış orta yere.
Din, devlete ne şekilde bir rol oynar?
Dinin devlette, devlette bir yol gösterici olması, dinin devlete bir kapı aralaması bu sonradan gelen bir şeydir. Ama bizim önümüze ilk önce o lazımmış gibi getiriliyor.
İnsan doğasına aykırı bir şey nedir?
İnsanın doğasına aykırı bir şeydir. İnsan yaşamının doğasına aykırıdır. İnsan aklının doğasına aykırıdır.
İslam kilisesi dini olabilir mi?
İslam tarihinde gözüken devletlerin yasal yapı biçimi. İslamlık, Hristiyanlıktan farklı olarak bir kilise dini olmamıştır. Evet. Hiçbir zaman Muhammedi İslam bir kilise dini olmaz.
Şeyhi vefat edenin yaşayan bir şeyhe bağlanma gerekliliği var mı?
Bütün Pir Efendiler tasavvuhun bu noktada ilkleri, hepsi de vefat eden bir şeyhten sonra yaşayan bir şeyhe intisap etmenin gerekliliği üzerine ittifak halindelerdir. Bu konuda herhangi bir şey şüphe yoktur.