Perşembe, 14 Mayıs 2026
YOLUMUZ NÜBÜVVET YOLUDUR

Mustafa Özbağ

İrşad & Tasavvuf · Resmî Site
Soru/Cevap ·

2020 Soru-Cevap #61 — Korona, Recm ve Mehdî

Mustafa Özbağ Efendi'ye sorulan soru ve cevabı: 2020 Soru-Cevap #61 — Korona, Recm ve Mehdî. Tasavvuf, ahlâk ve günlük hayata dair açıklama.


Selâm, Korona ve Tasavvuf Vakfı

Selâmun aleyküm. Allah cümlenin gecesini hayır eylesin inşallah. Rabbim gecemizi, günümüzü hayırla yaşayan, hayrı talep eden, hayra koşanlardan eylesin. Malum bu dünya gündemini meşgul eden korona virüsünden dolayı ülkemizde de birçok önlemler aldılar. Bu önlemler neticesinde biz de bütün Tasavvuf vakfı olarak resmi yerlerimizde, vakfın bünyesindeki her yerde bütün zikir, sohbet ve toplantılarımızı ileri tarihe erteledik. Malum perşembeleri her gece namaz kahtakı vakıf binamızda Allah’ı zikrediyorduk, zikrimiz vardı. Biz yine perşembe akşamları mutat sohbetlerimize devam edelim. Cumartesi akşamları mutat sohbetlerimize devam edelim diye düşündük. Allah razı olsun arkadaşlar, kardeşler canlı yayın böyle bir şey, tanzim ettiler.

Bu noktada inşallah sizlerle yine internet üzerinden, sosyal medya üzerinden beraberliğimiz devam edecek. Bir de telefon numarası ayarladılar, bu telefon numarasını da yayınladılar. Oradan Whatsapp üzerinden de ama bu geceki yapacağımız sohbetle alakalı ama başka konularla alakalı sorularınızı almaya, onları cevaplamaya gayret edeceğiz inşallah. Rabbim cümlemizi hayırlara vesile olacak, sohbetler hayırlara vesile olacak amellerle her daim gününü, ayını, yılını dolduran kullarından eylesin inşallah. Malum söze girerken hepimizi derinden etkileyen bu koronavirüsü hem dünyayı koldukça hem de ülkemizi bir afetle karşı karşıya getirdi. Tabiri caizse bu bir afet. Hem dünyanın üzerinde hızla yayılan aynı zamanda da ülkemizde de bir müddet kapımıza kadar dayanan, şimdi de yurt dışından gelenlerle bizde henüz daha salgın haline gelmese de bizi rahatsız eden bir afet.

Bu bir bela olarak görülebilir, bir müsibet olarak görülebilir, bir hastalık olarak görülebilir. Veyahut da bunu belki de kızacaklar, bu noktada yanlış anlayacaklar. Bunu bir nimet, bunu bir fayda olarak da görebiliriz. Biz şöyle nimet olarak görebiliriz. Kendimize gelme, kendimize çekidüzen verme, kendimizi yeniden dizayn etme, kendimizi yeniden yenilenme adına biz bu noktada bunu bir nimet olarak da görebiliriz. Sûfîler her şerde bir hayır vardır, distründen hareket edip bu şerde de bir hayır görebilirler, görmeliler. Müslümanlar da bunu böyle görmeliler. Allah âyet-i kerimelerde insanlara durup durduğu yerde zulmü etmez, insanlara durup durduğu yerde bela, müsibet sıkıntı vermez. Muhakkak ki kullar kendilerince bir şeyler yapmışlardır.

O yüzden yaptıklarının karşılığını bu dünyada görürler. Veyahut da bir şeyler ekerler, ettiklerinin karşılıklarını görürler. Çünkü Cenâb-ı Hak yarattığı varlıklara karşı çok merhametlidir, son derece onlara karşı şefkatlidir. Ve bilhassa insanı asrını takim üzerine yarattığını beyan edip bütün dünyadaki nimetleri insanın emrine bahşeden, bütün dünyada nimetleri Cenâb-ı Hak’ın bu noktada insanlara emrine veren bir Allah’tır. O yüzden kainattaki her şey insan üzerine yaratılmış, insana faydalı bir şekilde yaratılmış. İnsan üzerine yaratıldığı için bütün nimetler, kainattaki her şey insan için. Öyle bakılınca hastalığı da sûfîler bir nimet olarak görürler. Belayı, müsibeti, sıkıntıyı sûfîler bir nimet olarak görürler.

Bu bir temizlenmeye, bu kendi kendimize çekil düzen vermeye bir sebep olur inşallah. Ve insanlar bu kainatın düzenini, bu kainatın sevgiye idare edilişini ne yazık ki fitne çıkarırlar, bozgunculuk yaparlar, bozarlar. Bozdukları zamanda o bozgunculuk, o fitne insanlara tekrar geri döner. Ve insanlık bu çıkarmış olduğu fitnelerden, bozgunculuktan, yapmış olduklarından kendine ders çıkarmaz, kendisine ders çıkarmadığı için insanlar ve insanlık zaman zaman bu tip belalara, müsibetlere, sıkıntılara karşı karşıya gelir. Geçmiş nesillerde de, geçmiş ümmetlerde de değişik zamanlarda değişik bu tip bela, müsibet, sıkıntılar görmüş, değişik helaklar olmuş. Hud Sûresi, âyet 116-117’de Cenâb-ı Hak sizden önceki nesillerin ileri gelenleri yeryüzünde bozgunculuğa engel olmalı değil miydiler?

Onlardan kurtardıklarımız pek azdır. Zalim olanlar ise yalnız kendilerine verilen refahın ardına düştüler. Suçlu kimselerdi onlar. Yoksa Rabb’in şehirlerin halkı ıslah olmuşken haksız yere onları yok etmez. Cenâb-ı Hak bu âyet-i kerimesinde açık ayağım beyan beyan ediyor. Diyor ki sizden önceki nesillerin ileri gelenleri yeryüzünde bozgunculuğa engel olmalı değiller miydi? Buradan bir ders çıkaracak olursak, evet yeryüzünün ileri gelenleri yeryüzündeki bozgunculuğu, yeryüzündeki isyanı, tuyanı durdurmakla mükelleftiler. Bu yeryüzündeki nesillerin ileri gelenleri deyince devletleri idare eden devlet başkanları veya herhangi bir bakanlığın başındaki bakanlar veya bunları bu noktada bakarsak hem işin siyasi tarafına hem de işin dini tarafına dini boyutuna bakarsak din adamları olarak, din adamları statüsünde duran, iştahat eden âlimler, şehler, mürşidler, üstadlar bunların hepsi de bu sınıfın içerisine girer.

Çünkü bunlar nesillerin ileri gelenleridir. Bunlar yeryüzünde bir bozgunculuk var ise âlim olanlar, hakim olanlar, amir olanlar, bu üç grup insan bu bozgunculuklarla mücadele etmeli ve bu bozgunculuğu bertaraf etmekle mükellef ve eğer bu bozgunculuklarla, bu fitneyle bu normalde yeryüzündeki adaletsizlik, hukuksuzluk, yeryüzündeki günah kebaliler, haramlar, bunlarla yeryüzünde eğer mücadele etmezse bu ileri gelenler ne yazık ki böyle belaya, bu müsyubete, sıkıntıya, duçar olacaklar. O zaman birinci derecede bu şimdi bütün dünyanın baş başa kaldığı bu salgın hastalıktan birinci derecede sorumlu olanlar yeryüzündeki yöneticiler. Kimler yeryüzünde kendince kendisini zengin ülke, güçlü ülke, kuvvetli ülke konumunda gören, denilebilir ki Cumhurbaşkanımızın defaatle belirttiği gibi dünya beşten büyüktür dediği ekonomiyi, askeri gücü, siyasi gücü elinde tutan ABD gibi, Rusya gibi, Amerika Birleşik Devletleri gibi, Çin gibi, Fransa gibi, İngiltere gibi bu büyük devletler bunlardan sorumlular.

İster kabullensinler, ister kabul etmesinler. Siyaseten yeryüzündeki bu afattan veya bunun benzeri bütün afatlardan sorumlular. Bugün Suriye’de çocuklar katlediliyorsa ve aç bırakılıyorsa, Irak’ta çocuklar katlediliyorsa aç bırakılıyorsa, Filistin’de çocuklar katlediliyorsa, insanlar aç bırakılıyorsa, ilaçsız bırakılıyorsa, İran ambargaya tabi tutulup, koronavirüsü varken dahi ilaç ambargasına tabi tutuluyorsa, bütün ambargolara tabi tutuluyorsa, insanlığı katlediyor olursa büyük güçler, o zaman bu ileri gelenler olarak bu bozgunculuklardan sorumlular, bu sorumluluklarını ortadan kaldıramayanlar. Bu virüs Allah’ın bir yeryüzünde bu bozguncu siyasetçilere, bu bozguncu devlet yöneticilerine bir işaret.

Yeryüzünde bozgunculukla, fitneyle, fesatla, savaşla, sömürüyle kendilerini idare eden, idame ettiren Avrupa Birliği’ne, Çin’e, ABD’ye, İngiltere’ye, Rusya’ya bir işaret. Allah küçücük bir virüsle bunların ülkelerini helak ediyor, altını üstünü getiriyor. Kimin aklına gelirdi Avrupa Birliği’nin böyle bozguna uğrayacağı bir virüste? Tankla, tüfekle, uçaklarla, bombalarla hallolmayacak olan, asla ders almayacak olan bu topluluklar bir virüsle harcı mertç oldu. ABD’ye bakıyorsunuz harcı mertç oldu. Milyon dolarları şimdi bu virüs için harcıyorlar. O milyon dolarlarını insanlığa harcasalar diye milyar dolarlarını harcıyorlar şimdi. Milyar dolarlarını insanlığın refahı için harcamadılar, şimdi bir virüsten kurtulmak için harcıyorlar.

Acaba bugün Twitter’da paylaştım, Berlin’de bir alışveriş merkezine yağmalarcasına giren Almanlar, Suriye’de aç bıraktık çocukları hiç akıllarına getirdiler mi? Veya İspanya’da, Veya Hatta İtalya’da, Veya Hatta İngiltere’de bir ekmek almak için, bir makarna almak için normalde birbirlerini kıran, birbirlerini ezen bu insanlar Filistin’deki aç çocukları hiç düşündüler mi ki? Geceleri normalde barlarda, pavyonlarda gece eğlencelerine devam ederken, bombaların altında can veren kadınları, bombaların altında evleri yıkılan yurtlarından sürgün yiyen, o çocukları, o kadınları, o masumları düşündüler mi ki? Düşünmediler. Şimdi kendi ülkelerinde bertaraf oluyorlar ve bertaraf eden de Allah bir virüs gönderdi.

Normalde Nemrut’un kafasına bir virüs gönderdiği gibi, Nemrut nasıl o virüsten kurtulmak için kafasına balyoza vurduysa, şimdi de onlara bir virüs gönderdi, bütün dünyayı hallaç pamuğu gibi atıyor. Ümmet-i Muhammed, Müslümanlar, La ilahe illallah Muhammeden Resûlullah deyip, haramlardan uzak duran, namazını kılan, orucunu tutan, insanlara zulmetmeyen, adaleti, hakikati isteyenler, bunlardan müsterih olsunlar. Çünkü bu virüs denilen bu tip şeyler bize bulaşırsa bizim şehitliğimizdir. Biz deriz ki, devasız bir hastalığa tutulduk, Allah’a karşı isyan etmeyiz, sabrederiz. Eğer oradan ölürsek vefat edersek şehid hükmündeyiz. Ama La ilahe illallah Muhammeden Resûlullah demediyse, orucunu tutmadıysa, Allah’ı zikretmediyse, hak ve hakikatin peşinde koşmadıysa, fuhşun pençesine, içkinin pençesine, eşcinselliğin pençesinde, inkarın, isyanın, imansızlığın pençesinde durduysa, şeytanın emrettiği gibi yaşadıysa, evet onlar korksunlar, bizim bu noktada korkacak bir noktamız yok.

O yüzden dünyada bu kaos devam edecek.


Virüs Sonrası Tövbe ve Küfrün Pençesi

Zannetmeyin ki, bu korona virüsü geçtikten sonra insanlar felah bulacaklar. Hayır, felah bulmayacaklar. Çünkü insanlar tövbe edip geri dönmüyorlar. Zulümlerinden, adaletsizliklerinden, şeytana tapınışlarından, şeytanın evrine girişlerinden geri dönmüyorlar. Ve bunca zulme karşı, bunca haksızlığa karşı, bunca imansızlığa karşı seslerini çıkarmıyorlar. Şimdi herkes evlerine kapandı, öyle değil mi? Daha öncesinden haramlara koşan insanlar, alışveriş merkezinden alışveriş merkezine koşanlar, şimdi evlerine kapandılar, kafalarını dahi evlerinden dışarı çıkarmıyorlar. Ben bunu ülkem adına söylemiyorum. Ülkemdeki insanlar devletin koymuş olduğu yönergeleri, devletin çizmiş olduğu yolu takip etmeleri lazım.

Cenâb-ı Hak hamdolsun, biz hep duâ ettik yöneticilerimize, Cenâb-ı Hak onların gönüllerine feraset versin, onlara istikamet versin diye. Hamdolsun ki o feraset ve istikametle memleketimiz şu ana kadar bu virüs belasından korundu, bu virüs belasından muhafaza edildi. Bu virüse bulaşanlar da tövbe etsinler, Allah’ı zikresinler, Allah’a duâ etsinler ve bu virüsten îmân üzerine vefat ederlerse Allah’ın izniyle şehit olacaklar. O yüzden korkmalarına gerek yok, korku ve yeise düşmelerine gerek yok. Müslüman yaşarsa hayırlı ibadetlere doğru adım atar, yaşamasa hayırlı olur. Müslüman vefat ederse bir hastalıktan o hastalıktan dolayı vefat ettiğinden dolayı şehit olur. Bizler için korku yok, bizler için bu noktada hüzün yok, bizler için ümitsizlik yok ama dünyanın geldiği bu noktayı ama siyasetçiler ama büyük din adamları görmeyip bu şeytani ve nefsani hayata dur demedikleri müddetçe insanoğlu ve dünyanın bütün halkları bu tip bela ve müsibetlere hep tuçar kalacaklar.

Farkında mısınız bilmiyorum kıymetli dostlar. Dünya bir sıkıntıdan bir beladan bir müsibetten kurtulmadan başka bir belaya başka bir müsibete doğru koşuyor. Ve işin acı tarafı bu bela ve müsibetlerin hiçbirisinin de çaresi yok. Bir ara domuz gribi başlamıştı domuz gribinin aşısını bulduk dediler bir sürü aşılar çıkardılar. Ama domuz gribinin dahi hâlâ da tam olarak tedaviden aşısı yok. Sars’ın tam olarak tedaviden bir aşısı yok. Veyahut da bu gribal enfeksiyonları tam olarak tedaviden herhangi bir aşısı, herhangi bir ilacı yok. Düşünebiliyor musunuz küçücük bir virüsün ilacı yok. Ve kendi kendimize de biz böyle kaos planları uyguluyoruz. Ve kendi kendimize diyoruz ki yok bu virüsü Amerika icadeti, yok bu virüsü Çin icadeti, yok bu virüs bir laboratuvar da icadetildi.

İcadetilmiş olsa dahi sanki onların arkasında Allah yok. İcadetilmiş olsa dahi sanki onlara müsaade eden Allah değil. İcadetilmiş olsa bile la fâili illallah değil sanki o. Bizde böyle bir de hava oluşturuluyor. Kıymetli dostlar, la fâili illallah. Allah’tan başka fâil olan yoktur. Allah’tan başka işleyen yoktur. Onların üzerinden tecellî eden de Cenâb-ı Hakk’ın sıfatıdır. Ve düşünebiliyor musunuz? Her şeyi en mükemmel şekilde yaratan Allah’tır. Hadi Allah’la yarışın, hadi virüse karşılık bir tane siz aşı dahi bulsanız. Bunca zamandan beri ne aşılar bulundu, ne hastalıklar bulundu. Cenâb-ı Hakk yeni hastalıklar üretti. Ve o yeni hastalıkları insanlar kendi yaptıklarıyla ürettiler bir şekilde.

Hangi birinin önüne geçeceksiniz? Biz şimdi beş bin kişi, on bin kişi her cümert çoğaldı diye düşünüyoruz. Her cümertler o kadar çoğaldı ki. Suriye’de, Filistin’de, Irak’ta günde elli altmış kişi ölüyordu. Hiç kimsenin umrunda değildi. Filistin her gün bombalanıyor, hiç kimsenin umrunda değil. Filistin’in çocukları İsraililer tarafından katlediliyor, dünya ayağa kalkmıyor. Veyahut da Suriye’deki çocuklar, kadınlar, yaşlılar, ihtiyarlar, evleri barkları yağmalanıyor, yıkılıyor, yakılıyor. Hiç kimsenin umrunda değil. Şimdi normalde bir virüs bulaştı, virüsten dolayı beş on bin kişi öldü, beş on bin kişi öldü diye dünya ayakta. Neden ayakta? Çünkü Avrupa’ya bulaştı ya, o yüzden ayakta. Avrupa’ya bulaşmamış olsaydı onlar yine rahatlarına devam edeceklerdi.

Hiç dünya ayağa kalkmayacaktı. Amerika’ya bulaşmamış olsaydı hiç ayağa kalkmayacaktı dünya. Veyahut da İngiltere’ye bulaşmamış olsaydı hiç ayağa kalkmayacaktı dünya. Veya Hollanda’nın sağlık bakanı canlı yayında küt tek bayılmamış olsaydı, dünya hiç ayağa kalkmayacaktı. Çünkü onlar için önemli değildi, Suriye’de, Irak’ta, Filistin’de insanların öldürülmesi, onlar için önemli değildi, Libya’da insanların katledilmesi, onlar için önemli değildi. Türkiye’de 15 Temmuz’da darbe olmuş, darbede 270 kişi bir gecede şehit olmuş, onlar için önemli değildi. Ne zaman önemli oldu? Virüs onlara bulaşınca, Cenâb-ı Hak onların şehirlerinin altını üstünü getirince, kız da virüs onların şehirlerini ve ülkelerini sarınca, hepsi de ayağa kalkar oldu.

Daha öncesinden neden ayağa kalktılar? Ayağa kalkmazlar ve işin acısı, zalimler suçludur birinci derecede. bunlar kendilerince yeryüzüne zulmeden devletler, bunlar yeryüzüne zulmeden siyasetçiler, bunlar yeryüzünde zulmeden bir fikre, bir anlayışa, bir felsefeye sahip olanlar. Gece yarası insanların evlerini bombalayan çocukları katleden bir felsefeye sahip bunlar. O yüzden zalim. Zalim olunca onlar kendi refahlarını düşünüyorlar, Âyet-i Kerime mûcibince. Ve zalimler sadece kendi refahlarını düşünürler, kendi rahatlarını düşünürler. Ne zaman onların rahatları bozuldu, o zaman onlar kendilerince bir titrerler, kendilerine gelirler eğer gelirlerse. Ve normalde onlar zalimliklerini asla geri dönüp tövbe etmeyi düşünmezler.

Ne yazık ki böyleler. zaman zaman bunların içerisinden de Cenâb-ı Hak diyor ya, onlardan kurtardıklarımız pek azdır. Kimler? O zalimliğe kendilerince ortak olmayanlar. O zalimliğe ortak olmayıp, o zalimliğe durdurmaya da güçleri yok ama nasîhat edenler, bununla alakalı mücadele eden üç beş kendisini temiz bırakmış ama siyasetçi ama din insanları. Veyahut da dünya üzerinde hak ve hakikati haykıran, masumların, zavallıların, ezilmişlerin, fakirlerin, teröre mağdur kalmış, mağdur kalmış kimselerin kendince hamiliyle savunan ülkeler, bundan kendilerini kurtarabilirler. Bakın yeryüzünde şu anda hak ve adalet diyen, Suriye’de, Irak’ta, Müslümanlara kucağını açan bir ülke var. Bu da Türkiye. Türkiye bugün virüs bulaşmıyorsa, salgın halinde değilse, bence o zavallı yetimleri, o zavallı kadınları, o zavallı terör mağduru insanlara hamilik yaptığından, abilik yaptığından, kucak açtığından, veyahut da yaşlılarına, ihtiyarlarına kucak açtığından veya içinde duâ eden temiz ağızlıların bulunduğu, Allah’ı zikreden temiz ağızlıların bulunduğu veyahut da Cenâb-ı Hak’ın bu noktada bir hesabı kitabı var.

Vişin perde arkasını biz bu kadar çok bilemeyiz. Ondandır. O zaman siz zulmetmiyorsanız devlet olarak, Cenâb-ı Hak sizi koracaktır. Siz zulmetmiyorsanız birey olarak, Cenâb-ı Hak sizi koracaktır. Çünkü onların arasından zulmetmeyen, hak ve adalet noktasında duran bir kötülüğe karşı eliyle, mümkün değilse diliyle, o da mümkün değilse, kalbe muhza derekten önlemeye çalışanları Cenâb-ı Hak kurtaracak. Yani, yeryüzünde Allah’ın dinini, hukukunu, hükmünü, yeryüzünde Allah’ın iyi gördüklerini anlatan insanlar olsun diye ve içinizde hâli-i imran âyet 104’te içinizden hayra çağıran, iyiliği emredip kötülükten alıkoyan bir topluluk bulunsun, onlar kurtuluşa erenlerdir. Âyet-i kerimesi mûcipünce, yeryüzünde hayra çağıran bir devlet var ise, bütün devletleri ve iyiliği emredip kötülükten alıkoyan bir devlet var ise, Cenâb-ı Hak o devletleri ayakta tutacak, o devletleri sarsmayacak.


Kötülüğü Destekleyen Devletler ve Helâk

Ama yok, o içinde bulundukları devlet, iyilikleri emretmiyorsa ve kötülükleri destekliyorsa, terörü destekliyorsa, yağmacılığı destekliyorsa, ülkeleri bombalamayı destekliyorsa, fitneyi destekliyorsa, faizciliği destekliyorsa, eşcinselliği destekliyorsa, fuhuşu destekliyorsa, insanları aç açık bırakıyor da, onları hiç düşünmüyor. Sadece ve sadece kendi kazanacağı paraları ve kendi refahlarını düşünüyorlarsa, onlar bu mikroplardan, onlar bu bela ve müsibetlerden başlarını kaldıramayacak. Benim kendim zannımca, dünya son viraja girdi gibi, kıyamete zorlayanlar, bu kıyametin bir an önce kopmasını isteyenler, bu son viraj gibi. Deccalın çıkması, mehdinin çıkması, bunlar son viraj gibi geliyor bana.

Öyle olunca bu normada herkes, Müslümanlarla alay ediyordu, Sufilerle alay ediyordu. deccal çıktığında siz neyle savaşacaksınız diye. Deccal çıktığında sizin tankınız yok, tüfeğiniz yok, silahınız yok, uçağınız yok, bombanız yok, bombanız yok, neyle mücadele edeceksiniz diye. bakın Cenâb-ı Hak bir virüs çıkarıyor, kocaman kocaman devletleri sarsıyor, kocaman kocaman devletleri bir virüsle tokatlıyor, kocaman kocaman devletleri kendi içlerinde, kendi kendine çökertiyor. Bir virüse bakıyor bu, bir küçücük virüse bakıyor, havada uçuşan bir virüs. Kimin aklına gelirdi? Nuh tufanında, Hz. Nuh gemisini hazırlarken, o zaman için müşrikler, tufan koptuğunda sen bununla mı kurtulacaksın? diyorlardı, alay ediyorlardı.

Ama tufan koptuğunda baktılar ki, gerçekten geç kaldılar. Ve Nuh aleyhisselâm, inananlarıyla beraber o geminin içerisinde selametli bir şekilde durdu. O yüzden hayra çağıran devletler, hayırın üzerinde durup, hayırın peşinde koşan devletler, bu tip salgınlardan, bu tip afatlardan muhafaza olacaklar. Hayra koşan bir kimse, hayra davet eden bir kimse, hayra davet eden bir topluluk, ama cemaat ama tarîkat, ama siz bunun adına vakıf deyin, ne derseniz deyin. Gerçekten Allah için insanları hayra çağırıyorsa, iyiliği çağırıyorsa, iyiliğe emredip kötülükten men etmeye çalışıyorsa, onlar ayakta duracak. Bunlar normalde bu tip salgınlardan asla ve asla bir zarara uğramayacaklar. O yüzden hadîs-i şerifte de Hazret-i Peygamber Salallahu Aleyhi ve Sellem Hazretleri insanlar kötülüğü görüp de onu değiştirmediklerinde Allah onların tamamına azap eder diye buyurdu ya, o kötülüğü değiştirme mücadelesi yoksa devletler nazarında o devletler ne yazık ki bu azabı tatacaklar.

Bu kötülüğü değiştirme adına insanlarda ve topluluklarda bir değişiklik yok ise Cenâb-ı Hak onları da sarsacak, onları da bu noktada bela ve musibete duçar bırakacak. O yüzden kıymetli dostlar biz kötülüğü men etme iyiliği emretme noktasında mücadelemize devam edeceğiz. Bütün insanlara bu noktada hayra çağırmakta mücadeleye devam edeceğiz. Allah bizi onlardan eylesin. Ve Cenâb-ı Hak başka bir şey yapar. Cenâb-ı Hak başka bir âyet-i kerimede de sizden önceki aynı bu Hud Sûresinde sizden önceki nesillerin ileri gelenleri yeryüzünde bozgunculuğa olmalı değiller miydiler? Değil miydiler? Âyet-i kerimesini yaşamamız lazım. O yüzden bu âyet-i kerime ile biz yeryüzünde bozgunculuğa engel olma yolunda çalışıp gayret etmeliyiz.

Hem devlet olarak bozgunculuğa karşı çıkmalıyız hem de topluluklar olarak bozgunculuğa karşı çıkmalıyız hem de bireyler olarak bozgunculuğa karşı çıkmalıyız. Ve işin enteresan âyet-i kerimede zalim olanlar ise yalnız kendilerine verilen refahın ardına düştüler der. Kıymetli dostlar, biz o zalim olanlardan olmayalım. Kendi refahımız için insanlara zulmetmeyelim. Kendimizin kazanacağı beş kuruş on kuruş için insanlara haksızlık yapmayalım. Kendi refah dünyamız bozulmasın diye insanlara zulmetmeyelim. Yeryüzünde zulüm çıkaran yeryüzünde insanları katleden yeryüzünde bozgunculuk fitne çıkaran insanlardan olmayalım. Yoksa Cenâb-ı Hak onlar suçlu kimselerdir diyor. Allah bizi o suçlu kimseler olmaktan muhafaza eylesin.

Ve yine Nahl Suresi âyet 61’de Allah insanları haksızlıktan ötürü yakalacak olsaydı yeryüzünde canını bırakmazdı fakat onları belli bir süreye kadar erteler süreleri dolunca onu da bir saat geciktirebilir ne de öne alabilirler buyururaktan eğer yeryüzünde insanlar haksızlıktan ötürü bir belaya bir bünyosubete kalsa hiçbir insan kalmaz. Bu hadîs-i şerifi, bu ayeti kerimeyi tefsir eden Hz. Abdullah İbni Abbas’ın İbni Abbas Hz. Abbas Efendimizin oğlu Abdullah diyor ki, neredeyse diyor bir delikte duran malum bir böcekler vardır ya, halk tabirinde bizde böyle necis böceği hükmündedir. Onlara dair bu zulüm onlara dair bu azap bu hadisi bulaşacaktı der bu ayeti kerime ile alakalı. O yüzden kıymetli dostlar, Allah yeryüzünde bizim kendi ellerimizle işlediklerimizden dolayı bunları önümüze getirir ve yine ayeti kerimede Rum Suresi, âyet 41 insanların elleri ile işledikleri yüzünden karada ve denizde fesat çıkar Allah da belki dönerler diye yaptıklarının bir kısmını böylece kendilerine tattırır. bu belâ ve müsubetlerin bu sıkıntıların bizim yeryüzünde insanlığa böyle tattırmasının Allah o âlem sebebi bu.

Çünkü onlar yeryüzünde kendi elleri ile işlemiş olduğu, kendi elleri ile çıkarmış olduğu fesatlardan zulümlerden dolayı kendilerini bir kısmı ne yapıyor? Bulaşmış oluyor. Yine Ankabut âyet 40 Her birini günahı sebebi ile yakaladık Kiminle taşlar savuran rüzgarlar gönderdik. Kimini bir çığlık yok etti. Kimini yerin dibine geçirdik. Kimini de suda boğduk. Onlara Allah zulmetmiyordu. Fakat onlar kendilerine yazık ediyorlardı. O yüzden normalde Allah’ın yeryüzünde elçilerini yalanlayanlar peygamberlerini yalanlayanlar, taşlar savurarak rüzgarlar gönderdik dediği kavmidir. Onlar Hud a.s’a ne yazık ki îmân edip onun getirmiş olduğu Allah’ın dinine itibar etmediler. Onlar yüksek yüksek yerlere evler kurmuşlar villalar kurmuşlardı.

O normalde kendilerinin kurmuş oldukları Yemen bölgesinde o şehirlerde zalimliklerine devam ediyorlardı. Ama Cenâb-ı Hak onlara normalde böyle bir rüzgar vererekten onları parça parça etti. O yüzden normalde bunlar ne yazık ki Allah’ın emirlerini yerine getirmemişlerdi. Yine Karun çok zengindi. Cenâb-ı Hak onu yerin dibine batırdı. Hatta Mehdi a.s çıkıncaya kadar o yerin dibine batırılmaya devam edecek. İnsanlar kalkarlar Karun’un hazinesini aramaya çalışırlar. Onlar normalde hızla yerin dibine hala da hazinesiyle ve kendisiyle beraber batırılıyor. Ne zaman tekrar yeryüzüne Mehdi a.s. zamanda çıkacak Allah-u Alem o zaman Mehdi a.s. onu çıkaracak ibretlik olsun diye. Yine Musa a.s. zamanda Firavun ve onun veziri zaman onlar da Musa a.s.’ı inkâr etmişlerdi.

Musa a.s. ve getirdiği dini inkâr ettiği için Cenâb-ı Hak onları da suçüstü yakaladı ve onları normalde denizin içerisinde boğdu helak etti.


Lût Kavmi, Eşcinsellik ve Azap

Bunlar normalde zaman zaman Cenâb-ı Hak’ın Âyet-i Kerime de belirttiği azmış sapmış yollarından dönmüş olan kavimlerin uğramış oldukları belâ ve müsibetlerdi. Malum Lut a.s. kavmi de eşcinsellikte öne çıkmışlardı ve eşcinselliği o kadar öne çıkardılar ki artık kendi kadınlarına yaklaşmıyorlardı. Erkek erkeğe ilişkiye giriyorlar, erkek erkeğe olan ilişkiyi öne çıkarıyorlar. Bu sapkın, bu necis, bu pislik, bu Allah’ın lanet dediği, meleklerin lanet dediği bu fiiliyatı fitursuz bir şekilde işliyorlardı. Şimdiden bu işin ne biliyor musunuz? Böyle fitursuz bir şekilde bunu işleyen o kavim yerin dibine geçirildi. Nasıl yerin dibine geçirildi? Cenâb-ı Hak ona İbrahim a.s. de o zaman için sadı. Cenâb-ı Hak ona üç tane melek gönderdi.

Lut a.s. ve Lut a.s. kavmi, o üç tane insan görünümünde meleği de kendilerince sapkın fiiliyatlarını alet etmek, ortak etmek istediler. Onlara tabiri caizse cinsel olarak rahatsız ettiler ve Cenâb-ı Hak o Lut kavmini komple yerin dibine batırdı, onları helak etti. Ve düşünebiliyor musunuz kıymetli dostlar? Şu anda dünya üzerinde eşcinsel evliliklere müsaade ediliyor ve ülkemizde eşcinsellik serbest. Eşcinsellik yasak değil, fuhuş yasak değil, içki yasak değil, her türlü harâm serbest ve her türlü harâm hiçbir yasayı yok. Tabiri caizse bütün haramlar ülkede serbest, dünyada serbest ve ne yazık ki bütün haramlar fütursuz bir şekilde teşvik ediliyor. Hollanda’da eşcinsel evlilikler destekleniyor.

İtalya’da eşcinsel evlilikler destekleniyor. Veya ne yazık ki İngiltere’de Avrupa’da eşcinsel evlilikler destekleniyor. Bir tek bizim ülkemizde henüz daha eşcinsel evliliklere normalde desteklenme noktasında değil müsaade edilmiyor. Ama çok yakında korkarım, o da müsaade edilir. İnsanlar eşcinsel evliliklere müsaade edileceğinden korkuyorum. Ve Allah’ın lanetlediği, Allah’ın bu noktada Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretlerinin birçok hadîs şerifte lanetlediği fiiliyatlar Müslüman ülkelerinde serbest ve Müslüman ülkelerinde bununla alakalı herhangi bir mücadele ne yazık ki yok. Ve biz bundan dersler çıkaralım kıymetli dostlar. Normalde kapımıza dayanmış olan bu virüs bize dokunmuyorsa bizim içimizde olan iyilerin yüzü suhürmetidir diye düşünelim.

Gerçekten eğer o içimizdeki beyinsizler, o içimizdeki haramzadeler içimizdeki adaletsizler içimizdeki bu noktada ne idi belirsiz olan bu kimselerin yapmış olduğu ve ne idi belirsiz insanların çizmiş olduğu bu yollardan normal bu yollardan dolayı başımıza bir bela, musibet gelmiyorsa içimizdeki iyilerin yüzü suhürmetidir diye düşünelim. Yoksa yaptığımız amellerle, işlenen işlerle bakıldığımızda ne yazık ki iki yakamız bir araya gelecek bir noktada değiliz. Bir tarafımız ne yazık ki Kur’ân, Sünnet, Vatan, Millet deyip Allah yolunda koşturmaya uğraşırken bir taraf da bunları engelleme noktasında bunları normalde alay etme noktasında şu virüs meselesi çıktığından beri, sosyal medyaya az bir şey baktığında insanlar din ve dindarlarla alay etmenin yolunu geçmişler.

Bu din ve dindarlar ne yaptılar ki size? Din ve dindarlar size ne zarar verdiler? Din ve dindarlar da ne zarar gördünüz? Muhakkak ki her toplulukta her toplumda zarar veren meseleyi ne bileyim farklı noktalarda bakan insanlar olacak. Şimdi insanlar böyle bir belam müsibette karşı karşıya iken din ve dindarlara savaş aşmanın din ve dindarlarla alay etmenin din ve dindarların hatalarını kusurlarını ay yuka çıkarıp onları normalde aşağılamanın ne anlamı var? Televizyonlara bakıyoruz, sosyal medyaya bakıyoruz, o konuşmacılar yatıyorlar, kalkıyorlar, Müslümanlarla uğraşıyorlar. Yatıyorlar, kakıyorlar, İslâm’la uğraşıyorlar. Başka sizin uğraşacak işiniz yok mu ya? Başka sizin uğraşacak bir dalınız yok mu?

Ekonomisti Müslümanlarla uğraşıyor, sosyallığı Müslümanlarla uğraşıyor, gazetecisi Müslümanlarla uğraşıyor, herkes Müslümanlarla uğraşıyor. Koymuşlar Müslümanları hedef tahtasına, vur Allah vur. Neden? Müslümanların sahibi yok. Ne yapsın. Müslümanlar bu ülkede? Yaşamasınlar mı? Dinlerini, inançlarını sergilemesinler mi? Allah’ı zikretmesinler mi? Namaz kılmasınlar mı? Oruç tutmasınlar mı? Bütün ülke eşcinsel mi olacak? Bütün ülke normalde huş sever mi olacak? Bütün ülke kumar sever mi olacak? Bütün ülke normalde her türlü haramın içerisinde yaşar mı olacak? O zaman çok mu sevineceksiniz? Bu kadar mı şeytana daldınız? Bu kadar mı şeytanaştınız? Bu kadar mı dinsizleştiniz? Bu kadar Müslümanların üzerinde algı operasyonları yapıp kafirleştiniz?

Bu kadar Müslüman düşmanlığı, İslâm düşmanlığında bu noktaya geldiniz? El insaf. Biz memleketin insanlarıyız. Biz de Müslümanız. Biz de la ilahe illallah Muhammeden Aleyhisselatü Vesulullah dedik. Normalde hangi dine intisâb ettiyse ettin beni ilgilendirmiyor. Bize neden savaş açtınız bu ülkede? Bize neden saldırıyorsunuz bu ülkede? Bu ülkede benim atalarım, ecdadım yaşamış, atalarım, ecdadım şehit olmuş. Senin de atan şehit olmuştur. Senin de ecdadın bu ülkede yaşamıştır. Sen şimdi sapkınlaştıysan, ben de mi sapkınlaşacağım? Neden bu eşcinsel saldırıları var Müslümanlara karşı? Neden bu normalde sosyal medyada her türlü haramı ve haltı işleyenler, Müslümanları dillerine feslekeler? Bunlar gerçekten bu virüsle uğraşırken insanların kendilerince akıllarını başlarında olmadığına işaret.

Ve ne yazık ki bu böyle öyle bir saldırı ki ülke saldırı altında, ne saldırısı altında? Virüs saldırısı altında. Ellerinden geleni artlarına koymuyorlar. Bu kadar mı kindarsınız devlete karşı, bu millete karşı? Devlet açıklama yapıyor, devletin açıkladıklarına tabi olun. Bu devletin bünyesinde değil misiniz? Bu devletin vatandaşı değil misiniz? Bu ülkenin insanı değil misiniz? Başka uğraşacak bir şeyiniz yok mu? Devlet diyor ki üç tane öldü, öbür taraftan diyor ki binlerce ölü var. Devlet diyor ki 160 tane, 170 tane, 180 tane, 190’a mı çıktı bugün bilmiyorum. Vaka var diyor. Onlar diyor ki binlerce vaka var devlet saklıyor. Ya devlet neden saklasın? Ama yok. Devlet düşmanlığı, millet düşmanlığı, Kur’ân düşmanlığı, sünnet düşmanlığı almış başını gidiyor.

Biz virüs kapıdan dönerse öpüp başımıza koyalım bu dinsizliğimize rağmen. Allah bizi muhafaza eylesin. O yüzden kıymetli dostlar Allah insanlara zulmetmez. Allah insanları durduğu yerde bir bela müsibet vermez. Hud Sûresi âyet 46 ve Rabbin kullarına zulmedici değildir. Hud Sûresi, âyet 101 onlara biz zulmetmedik fakat onlar kendi kendilerine zulmettiler. Enam Sûresi, âyet 47 Bana bildirin Allah’ın azabı size ansızın ve açıkça gelirse zalimlerden başkası mı yok olur? Evet, bu da büyük bir tehdit. O yüzden dikkat edelim. Allah muhafaza eylesin inşallah. Bu bir bildiridir. Ahkâf, âyet 35 yoldan çıkmış olanlardan başkası mı yok edilir? Demekki yoldan çıkmış olanlar yok edilecek. Allah bizi yoldan çıkanlardan eylemesin inşallah.

O yüzden yine Kasas Sûresi, âyet 59 Rabbin kentlerin halkına onlara ayetlerimizi okuyacak bir peygamber göndermedikçe onları yok etmiş değildir. Zaten biz yalnız halkı zalim olan kentleri yok etmişizdir. Yalnız halkı zalim olan kentleri yok etmişsizdir. eğer bir halk zalim ise ülke olarak evet Cenâb-ı Hak onları sarsacaktır. Bir kent halkı zalim ise Cenâb-ı Hak onları sarsacaktır. Ve ne yazıkki nimet ve refahlarıyla şımarmış, azmış, kendine bahşolunmuş olan rızıklar içinde Allah’ın nimetini inkâr etmiş. Nice Cenâb-ı Hak şehirleri yok etmiş tarih boyunca yine yok verir. O yüzden biz nimetlere şükreden hamd eden, insanlara zulmetmeyen bir kullar zümresi olalım inşallah. Ben böyle geniş bir sohbet hazırlamışım bugün.

Daha fazla vaktinizi almak istemiyorum. Herhalde 36 dakika filan olmuş başlayalım.


Rüyâ, Sûfî Âdâbı ve Tespih

İnşallah gelen sorularınız var. Gelen sorularınıza da ben inşallah en baştan itibaren cevaplamaya çalışayım. Burada rüya yazan kardeşler olmuş ondan sonra. Ben buradan biliyorsunuz bu tip sorularda rüya yorumlamıyorum. Sadece sohbet olduğu için. Bir kardeş sormuş. Haklı olduğu bir çocuk babasına karşı gelebilir mi diye. Anne-babaya itaat farz. Fakat anne-babaya itaat ederken bir kimse Kur’ân ve Sünnet tarihinde itaat edecek. annesi babası ona Kur’ân ve Sünnet noktasında bir şey söylüyorsa ona itaat eder. Ama anne-babası ona Kur’ân ve Sünnet tarihinde bir şey söylemiyorsa itaat olmaz. Çünkü hadîs-i şerte Hazret-i Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem Hazretleri itaat mağruftadır. itaat iyiliktedir diye buyurmuş.

O yüzden annemiz de olsa babamız da olsa bize harâm bir şey bizden isterse haramı yönlendirse biz itaat etmeyiz. Bir kardeş daha sormuş. Bir günlük kaza kılarken her namaz için kâmet getirmeli miyiz? Yoksa bir gün için başta bir tane yeterli mi? Normalde bir tane kâmet getirse yeterli bazı imamlarca. Ama her kaza namazı için kâmet getirirse daha hoş olur. İnşallah. Bir kardeş sormuş. Bu yola yeni adım atan bir sûfî üstadıyla manevi bağını nasıl kuvvetlendirir diye. Normalde bu noktada geçmiş sûfîler, üstadlarını severekte, muhabbet besleyerekte manevi bağ kurmuşlar. Ama önemli olan normalde Kur’ân ve Sünnet’e sımsıkı yapışıp sufinin icabı, âdâbı, erkânını riayet etmek, kısaca cevap vermek gerekirse bu yeterli.

Sûfî, Kur’ân-ı Kerim’de geçen peygamber dualarını tespih olarak zaman zaman okuyabilir mi? Kur’ân-ı Kerim’de geçen bütün tespih duaları bütün ümmet-i Muhammed’e serbesttir. Herkes okuyabilir. Bu noktada bir sıkıntı yok. Ayetle ve hadisle tespih edilmiş, tespih edilmiş ne kadar zikir ve duâ varsa onları herkes yapabilir. Ama sûfîler bu noktada kendilerince edeb ederler. Bu tip nafileleri normalde üstadlarına tanışırlar. Bu daha iyi olur. Sûfî kalbinde üstadının olduğunu bildiği sürece başka hoca efendilerinin sohbet dinlerini dinleyebilir mi? Normalde bunu yasaklayan bir kısım sûfî topluluklar var. Biz kardeşlerimizi bu noktada yasaklamıyoruz. Bütün müminler kardeştir. Bütün sûfîler de kardeştir.

O esnada bir kimse herhangi bir hoca efendinin sohbetini dinleyebilir. Onların derslerine, zikirlerine katılabilir. Biz de bu noktada herhangi bir yasak yok. Biz çünkü kardeşliği tesis etmenin yolunda uğraşıyoruz. İnşallah. Hollanda başbakanı Mark Rutte, kendi halkının çoğunun korona virüse yakalanacağını söylemiş. Dünyanın bir bölgesinde olan durumlar ülkemizi er ya da geç etkiliyor. Hollanda başbakanı olası durumu mu ilan ediyor? Yoksa başta kendi halkı ile dünya insanlığını korkuyla yönetmeye, yönlendirmeye çalışıyor. Saygıları Muammer Kay Şener. Normalde sadece Hollanda başbakanı bunu söylemiyor. Bunu aynı zamanda Avrupa’nın başbakanı da söyledi. İtalya başbakanı da söyledi. Avrupa’nın bütün başbakanları bunu söylüyor.

Gerçekten bu mesele tehlikeli. bu mesele tehlikesiz değil bu virüs. Ama velakin korkuyla yönetmek derken onların böyle bir algıları yok. Bu ancak böyle az gelişmiş ülkelerde devletler kendi vatandaşlarını korkutaraktan başka yönel çekmeye çalışırlar. Bu gerçekten Avrupa Birliği’nin şu anda tabiri caizse baş edemediği bir şeyle karşı karşıya alar. Duâ ederken peygamberlerin ya da sevdiklerinin yüzü suyurmetine deriz. Buradaki yüz ve su neyi ifade eder? Ben size şah damarınızdan yakınım demesine rağmen Rabbimize aramıza aracı koymak bize fayda sağlar mı? Bu aracı değildir. O zaman namaz da aracıdır, oruç da aracıdır. bizim Allah’ın normade vesilelerle yaklaşılınız dediği vesilelerdir. Yoksa Allah’a itaat edin, vesilelerine itaat edin, sizden olan emir sahiplerine itaat edin.

Cenâb-ı Hak itaati emretmiş. O zaman anne-babaya da itaat edin diyor. Anne-babaya da itaat ederiz. O zaman normade bunlar Allah’la aramızda vesileler koymak değildir. Aracı koymak değildir. Böyle sanki şirk gibi algılanmasın. Vesiledir bunlar. Allah’ın Peygamberi de vesiledir. Peygamber vesile ederekten duâ edilir. Buna da hadîs-i şeriften ölçü getirecek olursak bir kimse böyle Hz. Peygamberden ağmaydı gözleri açılması için duâ etmişti. Ona da Hazret-i Peygamber kendisini vesile etmesini istemişti. O yüzden Hz. Peygamberi vesile ederiz, velileri vesile ederiz. Bu noktada onları vesile etmek şirk değildir. Evet Cenâb-ı Hak bize, bizden yakındır ama bir Peygamber üzerinden bize tebliğ etmiştir.

Şah damarımızdan yakındır. Bu yakınlık normalde ilmen yakınlık olarak veya aynal yakınlık veya hakkel yakınlık de olsa, dini bizi bir Peygamber aracılığıyla bize gönderir ve bizden bir Peygamberdir. İnsan bir Peygamberdir. Şu yaşadığımız süreçte misafir olarak evimize bayan ve erkek kardeşleri çağırarak çay ikramı şeklinde toplamamız uygun olur mu? Normalde muhakkak ki insanlar bir birileriyle bu noktada sosyal faaliyetlerine devam edecek ama velakin böyle ölçülü olmakta, devletin bu noktada koymuş olduğu çizgilere uymakta fayda var. Devlet bir çizgi koymuş. O yüzden o çizgiye uyaraktan hayatımızı devam ettirirler. Çok fazla bir şey olmayacak. devletin koymuş olduğu bu ölçüler inşallah biz onlara uyarsak, Cenâb-ı Hak inşallah bizi bu melanetten kurtarır.

Merhabalar merak ettiğim konusu son aylarda ardı ardında yaşanan felaketler için hep kıyamet senaryoları yazılıyor. Bu felaketler küresel olunca elbette ki zararları da bütün dünyaya, insanlara ve canlılara oluyor. Fakat hiç kimse felaketin nedenlerini ve sonuçlarını bireyserleştirmiyor. Elbette kıyamet kopacak. Ancak her canlının kendi kıyameti zaten var. Yaşananlara bu gözleme bakmalıyız. Ne tavsiye edersiniz? Ben her türlü meselede kendime bakmaya gayret ederim ve arkadaşlara böyle tavsiyelerde bulunurum. Bir yerde bir şey varsa insanlar kendilere bakacaklar. Kendilerine izahat çekecekler, hesaba çekecekler. Ve bu dünya üzerindeki felaketler hiç eksik olmamış ki belki de Hud’un kavmi de kendilerince kıyamet koptu diye düşündüler.

Veya Nuh’un kavmi de kendilerince kıyamet koptu diye düşündüler. Veya Lüt’un kavmi de kendilerince kıyamet koptu diye düşündüler. Ama gerçekten de onların kıyametleriydi. Bu zamanında kendince kendine ait böyle hastalıklar, böyle bela ve musibetleri var. Kıyamet ne zaman kopar bilemeyiz. O yüzden biz kendimizi dizayn etmeyi, kendimizi tövbe ile, zikir ile, namazla ibadetle, Allah’ın emrettiği gibi yaşamakla mükellef tutup o halde kendimizi dizayn etmeliyiz diye düşünüyorum. Selâmun aleyküm. Virdimizdeki tövbeyi çekerken salavata geçtiğimizi fark ettiğimize nasıl devam etmeliyiz? Tövbenizin bitmediğini düşünüyorsanız döneceksiniz, tövbeyi devam edeceksiniz. Ardından salavât-ı şerifeyi okuyun.

Allah’ı zikretmek, fazla da zikretseniz zarar etmezseniz merak etmeyin. Uzun silsileğe dayanan nice darbeler görmüş, yönetim değişikliklerinden çekmiş, uzun süre gizli bir şekilde dahi olsa, cemaatle zikrullahı bırakmayan dergahımızın güncel hadise sebebiyle en azından bir süre bu lütuftan uzaklaşmasını nasıl algılamalıyız? Belki de uzun seneler sonra, bu sene birçok ilki yaşadık dergâh ve millet olarak. Şu an bulunduğumuz durumu nasıl atlatabiliriz? Normalde bu bizim Bayındır’da meşhur bir tabir vardır, elle gelen düğün bayram diye. Normalde bu düğün bayram inşallah bu tip şeyler olacak, yaşanacak. Sonuçta bizim derslerimiz kalabalık oluyor. Bin kişi, bin iki yüz kişi, bin beş kişi olan dersler var.

Toplulukla olan bu zikirler normalde şimdi gerçekten bir salgına sebebiyet verebilir. Hatta bu salgını yaymak isteyen iç ve dış düşmanlar Türkiye’de böyle bir salgın olmadı diye hasist edip çünkü içeride de bir sürü salgın olmasını bekleyen hainler var. Normalde o hainler hususi bir virüs bulaşmış bir insanı getirip, örneğin zikrullâh yaptığımız yerde buluşturabilirler, orada böyle bir şey yapabilirler, böyle bir şey yaparlarsa bunun altından kalkamayız. O yüzden devletimizin çizmiş olduğu bu yolda bu önergilere devam edeceğiz inşallah. O yüzden biz de kendi kendimize tövbe edelim, biz de kendi kendimize bu noktada hizaya çekelim, biz de nerede hata yaptık, nerede yanlış yaptık deyip inşallah tövbeye devam edelim.

Taklide dayalı dindarlığı sorgulayan Mevlânâ’ya göre muhakkik ile mukallid arasındaki fark, davut ile ses arasındaki fark gibidir sözünü açıklar mısınız? Normalde bir Müslümanın taklit eder bir şekilde dinine başlaması ve dinini ilk etapta öğrenirken böyle yaşaması gayet normaldir. Taklitten tahkik edip, taklitten tahkike geçmesi onun emredilir. Ama taklitten tahkike geçmedi diye o Müslüman da zemedilen edilmez, kötülenmez. Fakat bu tür sözleri bahane edip de bütün Müslümanları taklit Müslümanı deyip de küçük görmek de hoş değil. O yüzden muhakkak ki gönül arzu eder ki bütün Müslümanlar tahkike dayalı bir îmân ve tahkike dayalı bir din yaşasınlar. Ama bu bir günde, iki günde, beş günde, on günde oluşacak bir şey değil.

Oluşurabilir, bu Cenâb-ı Hak’ın lütfu ilahisidir, ikramıdır. Ona bir şey diyemeyiz. O yüzden biz taklidi küçümseyenler, taklidi rededenlerden olmayalım. Çünkü Hazret-i Peygamber Sallallâhu Aleyhi ve Sellem Hazretleri ibadetlerinizi benden gördüğünüz gibi yapın demiş. Bu da bir taklittir sonuçta. O yüzden biz taklidi tamamiyette reddetmeyiz. Muhakkak ki tahkike ulaşmamız gerekir. Sorularınızı kısa kısa geçiyorum.


Felaket Yılları ve Taklit-Tahkik

Bir hayli soru sorulmuş. İnşallah yetiştirebildiğimiz yere kadar yetiştirelim. Ya da ben burada masa başındaki kardeşlere sorayım. Bir saat problemimiz yok herhalde değil mi? Tamam, inşallah. sabaha kadar buradayız diyorsunuz, inşallah. Tamam. Soru olduğu müddetçe buradayız yani. Peki. 2019 ve 2020 yıllarında hemen hemen ülkede bir felaket söz konusu. En son virüsle birlikte halk arasında özellikle çocuklara yapılan zulüm ve katliamların sebep olduğu düşüncesi yaygınlaşıyor, söyleniyor. Görünen o ki bu musibetler herkesi etkiliyor. Müminlerin üzerine düşen nedir? Maalesef buğz etmekte, duâ etmekte kalıyoruz. Birçoğumuz dualarımızı ve faaliyetlerimizi ne yönde nasıl yapmalıyız? Ya normalde gerçekten bu son yıllarda bir hayli böyle felaketlere, belalara, musibetlere maruz kalıyoruz.

Bu hem bizim kendi içimizden olan bir şey. biz gerçekten ben ilk önce kendim olarak kendi kendime bu noktada bir hizaya çekeyim. Biz dini tam olarak yaşayamadığımızdan kaynaklanabilir. Anlatamadığımızdan kaynaklanabilir. Bu noktada biz dini ibadet noktasında bakmıyoruz biz. Biz normalde adalette hakkı hakikati savunmakta, haramlara ve kötülüklere karşı durmakta biz üzerimize düşeni yapmadığımızı düşünüyoruz. Mesela hadîs-i şerîf var. Büyük ülkede fuhuş artarsa orada bela ve musibetler artar. Büyük ülkede zekât verilmezse orada kıtlık olur diye bu manada hadîs-i şerifler var. Allah’ın lanet dediği, meleklerin lanet dediği bütün fiiliyatları biz etrafımızda yaşanıyor. Biz onlara nasîhat dahi etmiyoruz.

Öyle olunca ben bela ve musibetlerinin, sıkıntıların bunlardan kaynaklandığını inanıyorum. Eğer biz kötü ve kötülüklerle mücadelemiz tam olursa, adaletsizlikle mücadelemiz tam olursa bunların düzeleceğini inananlardanım. Ve işin acı tarafı çocuk istismarı, kadın istismarı. Ne yazık ki bunlar had safhada. İnsanlar çocukları istismar ediyorlar, kadınları istismar ediyorlar, erkekleri istismar ediyorlar ve istismar, cinsel sapkınlık had düzeyde. Bu cinsel sapkınlıklara karşı mücadele etmekte ne yazık ki yeterli değiliz. Uyuşturucuyla mücadele etmekte yeterli değiliz. Yeterli değiliz. İçkiyle, kumarla, fuhuşla, eşcinsellikle mücadele etmekte yeterli değiliz. Ben bu bela, musibet ve sıkıntıların bu kötülüklerden kaynaklandığına inanıyorum.

Bu kötülüklerle mücadele edersek bunların düzeleceğine inanıyorum inşallah. Bir kardeş yazmış, annemi babamı çok üzüyorum diye. Allah annesini ve babasını üzenlerden eylemesin. Anne ve babanıza üfdayı demeyiniz diye bu noktada âyet-i kerime var. Annesini ve babasını üzenlerin ben iki yakasının bir araya gelmeyeceğine inanıyorum. Bu tecrübeyle de sabit. Ben 59 yaşındayım diyebilirim artık kendime. 59’a dayandım ve hayatım boyunca anne ve babasıyla iyi geçinmeyen ve anne ve babasına bu noktada zulmeden, anne ve babasının duasını almayan herhangi bir kimsenin felaha eriştiğini, felah bulduğunu görmedim. Normalde bu o kadar çok bende tecrübe var ki Allah anne ve babasını kıranlardan ve üzenlerden eylemesin hiçbirimizi de.

Affınıza sığınarak hem boğazımı da ıslatmış olayım, özür dilerim. Babaya itaat Allah’tan sonradır. O yüzden çocuklar babalarına itaat etmeleri, annelerini dinlemeleri, annelerine bu noktada itaat etmeleri, bu itaatleri Kur’ân ve Sünnet tarihisinde olmalı. Kur’ân ve Sünnetin dışına çıkmamalı. O yüzden bu büyük bir sıkıntı Ümmet-i Muhammed’in içerisinde. Yeni nesil böyle bireyselciliği öne koyaraktan böyle biraz daha kendince bu zararlı YouTuber mı diyorlar, ne diyorlar? Sosyal medyada böyle programlar yapanlar var. sen, vücut senin bireysin, sen istediğin yerini açarsın. hayat senin istediğin gibi yaşarsın. Çok özür dilerim. Kimse sana karışamaz, kimse sana dokunamaz, kimse sana bir şey diyemez.

Kimse sana karışamaz, kimse sana dokunamaz, kimse sana bir şey diyemez. Hayat senin istediğin cinsel uzunu istediğine verebilirsin, istediğin gibi yaşayabilirsin. Bu sapıkça, bu lanetlik sözler bizim toplumumuzun içerisinde yer edinmeye başladı. Artık çocuklar anne ve babalarını dinlemiyorlar, anne ve babalarının makul, malum isteklerini geri çeviriyorlar. Bu noktada toplum hızla, bireysel özgürlükçüymüş gibi görünüp, anne ve babalarına din ve diyanetten ve anne ve babalarından uzaklaşıyorlar. Artık kızlarımız, erkek çocuklarımız, ne yazık ki böyle küçük çocuklarımız anneye, babaya isyan etmeyi sanki bir bireysel özgürlük gibi zannediyorlar. İsyankâr bir şekilde durmayı kendilerince bireysel bir özgürlük gibi zannediyorlar.

Onları böyle gösteriyorlar. Çünkü bu normalde global kültürsüzlük, global ahlaksızlık, global sapkınlık ne yazık ki bizleri de derinden etkiliyor. Allah çoluğumuzu, çocuğumuzu muhafaza eylesin inşallah. Allah’a yaklaşmanın yollarını arayın diyorsunuz. Bu yolları örnekleyerek açıklık getirir misiniz? Bir hadisi kutsi var. Bunu hep derslerde ben tekrar ederim. Kul farzları yerine getirince Allah’a en sevimli işi yapmış olur. Farzları yerine getirmek sadece ibadet etmek değil. Bunu sadece ibadet etmek, namaz kılmak, oruç tutmak, Allah’ı zikretmek olarak veya zekât vermek, hacca gitmek olarak algılarsak, sınıfta kalırız. Normade içki içmemek de farzdır. Kumar oynamamak da farzdır. Eşcinsellik yapmamak da farzdır.

Huğuş yapmamak da farzdır. Hırsızlık yapmamak da farzdır. Kamunun malına elini sürmemek de farzdır. Ne bileyim, adam kayırmacılık yapmamak da farzdır. Belediyenin veya hükümetin veya devletin olanaklarını bütün halka eşit bir şekilde dağıtması farzdır. Belediyede veya devlette bazı kişilere özellikler yapılması bu da günah kebalidir. Hatta böyle yapanların bütün ülkeyle helallaşması gerekir. Veya bütün beldeyle helallaşması gerekir. Mesela bir belediye başkanı, herhangi bir kimse orada herhangi bir şeyi peşkeş çekiyorsa bütün oradaki ildeki veya belediyenin sınırları içerisindeki bütün insanlarla helallaşması lazım. O yüzden bu farzlara riayet edilmesi lazım. Bu farz deyip sadece ibadet noktasında değil.

Amellerde de bütün fiiliyatlarda biz farzları öne geçirmeliyiz ve haramlardan uzak durmalıyız. Nafilerle Allah’a yaklaşmak. Nafilerle Allah’a yaklaşmak deyince bir kimseye tebessüm etmek, insanlara iyilik yapmak, insanlara faydalı olmak, bunlar da nafiledir. Toplum içerisinde hayır hasenat sahibi olmak, toplum içerisinde emin insan olmak, bunlar da nedir? Nafilerle Allah’a yaklaşmaktır. Veya üçüncü adım Allah’ı sevmektir. Allah bizi onlardan eylesin inşallah. İnsan isteyerek aşka hasıl olabilir mi? Yoksa nasip işi midir? Yola yeni gönül vermiş arkadaşlar da gönle gelen vesveselerde nasıl kurtulabiliriz? Îmân ve itikadımız sarsılır mı? O halden imanımızı kurtararak nasıl çıkarız? Normalde aşka hasıl olmak herkesin nasibidir.

Arayan bulur demiş büyükler. Bu zayıf hadîs-i şerîf olarak nitelendirilir. Ben biliyorsunuz hadîs-i şeriflere bu son 3-4 yıldan beri karar aldım. Artık hadisleri zayıf veya sahih diye ayırmayacağım. Zayıf dahi olsa bütün hadîs-i şeriflere sahih hükmünde bakacağım. O yüzden arayan bulur hadîs-i şerîf mümücibince. O yüzden her kim ne ararsa onu bulur. Aşkı arayan aşkı bulur, şevkı arayan şevkı bulur. Normalde arayan bulur. O yüzden bu nasib işidir. Bir taraftan bakarsan nasib işidir. Ama o nasib ararsan, çalışırsan sana tecellî eder. Aramazsan, çalışmazsan oturduğun yerde benim nasibim neyse o gelecek dersen, o ne yazık ki öyle tecellî etmez. Yola yeni gönül vermiş arkadaşlarda, gönlüne gelen vesveselerde nasıl kurtulabiliriz?

Normalde bir hadîs-i şerifte Hazret-i Peygamber’in sallallâhu aleyhi ve sellem Hazretleri, şeytân sizin kalbinizin kapısının hemen önünde bekler. Kalpte zikrullâh eksilince kesilirse hemen şeytân kalbe ihat eder. Kalbin içine girer der. O yüzden bir kimse devamlı olarak Allah’ı zikretmenin yolunu aracak. Devamlı Allah’ı zikretcek ki gönlüne gelmiş olan vesveselerden kurtulsun. Îmân ve itikadımız sarsılır mı? O halden imanımızı kurtararak nasıl çıkarız? O vesveseler bizim îmân ve itikadımızı bozmaz inşallah. Hemen la ilahe illallah Muhammeden Resûlullah diyerekten ve Allah’ı zikrederekten o halden çıkarız inşallah. Konu İslâm ve Sinema demiş bir kardeş. Ondan sonra çok uzun ama normalde yine de ben inşallah yavaş yavaş gideyim.

Muhakkak ki bu iş, bu dinin hâkimiyeti gece ve gündüzün ulaştığı yerlere ulaşacaktır. Allah ne bir kerpiç evi ne de bir keçe çadır bırakmayacak. Azizi aziz ederek, zelili zelil ederek bu dini ona dahil edecektir. Allah’ın bu aziz edeceği İslâm’dır. Allah’ın bu zelil edeceği küfür’dür. Ahmed bin Hanber, Müsnet 4, Taksim 103, Teberani, El-Kebir, 20.254 Soru 1.


Sinema, Dizi ve Çağrı Filmi

Peygamber Efendimiz sallallâhu aleyhi ve sellem hadisinde belirttiği gibi İslâm’ın her eve ulaşması için çağımızın imkanlarını düşündüğümüzde tebliğ aracı olarak sinema, dizi ve animasyon kullanılabilir mi? Bunda bir sıkıntının olacağına inanmıyorum. Çünkü normalde söz konusu olan tebliğ ise bu tebliğ noktada sinema, dizi veya animasyon olarak bunlar düşünülebilir, kullanılabilir. Bence de iyi olur. Soru 2. Mustafa Akkad’ın çağrı, Mecid Mescidinin Muhammed Allah’ın haçısı gibi filmlerin yerlerde kalması, İslâm ülkelerinin dışına çıkamamasının sebebini Batı’nın İslâm düşmanlığına bağlıyorum. Peki bu düşmanlığı nasıl yıkabiliriz? Örneğin Mesnevî’deki hikayelerin filminin çekilmesi faydalı ve doğru olur mu?

Ne yazık ki Batı İslâm’ı şu anda izole etmek istiyor. Müslümanları da izole etmek istiyor. Ama normalde onlar izole etmek istedikleri veya izoleasyonla uğrattıkları yeni değil. Müslümanlar bir yolunu bulup bu izolasyonunu kırıp, normalde bütün insanlar inşallah ulaşmanın yolunu arayıp bulmak zorundalar. Soru 3. Yine çok tartışmalı bir sorun. Filmlerde peygamberlerin, sahabenin, pir efendilerin, meleklerin cennet ve cehennemin resmedilmesi, yerinde birinin oynaması veya üç boyutlu programlar ile modellenmesi doğru mudur? Burada ölçü ne olmalıdır? Ben peygamberlerin resmedilmesine karşıyım. Hazret-i Peygamber’in, sallallâhu aleyhi ve sellem Hazretleri, benim resmimi görseniz ayağının altına alın çiğneyin diye hadîs-i şerîf var.

O yüzden peygamberleri böyle bir şahsın üzerinde canlandırmak çok hoş görmüyorum. Ama diğer sahabeleri, pir efendileri bu noktada bir sıkıntı yok bence. Ashab Suresindeki bu ayeti nasıl anlamanız? Emanet nedir ve insan bu emaneti yüklendiği için mi zalimdir? Biz emaneti göklere, yerküre ve dağlara teklif ettik ama onlar bunu yüklenmek istemediler. Onlar korktular ve onu insan yüklendi. Koşkusuz insan çok zalim ve bilgisizdir. Bu andan selamlar. Bu normalde emanet Allah’ı tanıma ve bilmedir. Allah’ı tanıma ve bilme o yüzden dağların, göklerin, yeryüzünün işi değildir, insanın işidir. İnsan Allah’ı tanıma ve bilme noktasında yaratılmıştır. Bu noktada olduğu müddetçe aziz olur. Eğer bu noktada olmazsa evet zalim ve bilgisiz olur.

Allah o emanete hıyanet edenlerden eylemesin. Selamünaleyküm. Ses az geliyor. Yine ses çok az geliyor bilginize demişler. Virüs sonrasında siyasal ve toplumsal hayatımızda ne gibi değişiklikler öngörüyorsunuz? Ulus devletler yıkılır mı? Normalde ben ulus devletlerin yıkılmasını isteyen global bir güç var. Ulus devlet olmasını istemiyor. Ama ne yazık ki bunlar ulus devletsiz de olması mümkün değil. Avrupa Birliği vardı, ne oldu Avrupa Birliği’nde? Ulus devletler yıkılacak diye düşünürken her devlet kendince kendisini karantinaya aldı. Avrupa Birliği dağıldı. Bence dağıldı. Nasıl dağıldı? Neden o zaman her devlet kendi sınırlarına kota koydu, sınırlarını kapattı? Demek ki kendi kafalarına bir sınır anlayışı var ve kendi kafalarına bir ulus anlayışı var.

İtalya Avrupa Birliği neden yardım etmiyor? Fransa Avrupa Birliği neden yardım etmiyor? İngiltere Avrupa Birliği’nden çıkmamış olsaydı yardım mı edeceklerdi? Hollanda’ya, Bercika’ya, Almanya’ya neden yardım etmiyorlar? Avrupa Birliği’nin kendilerince ulus devletlikten çıkacaklardı, tek devlet olacaklardı, tek parlament olacaklardı. Kendi koydukları yasalara kendileri inanmıyorlar. neden almıyorlar göçmenleri içeri? Bu aslında, bu virüs ulus devletlerin güçlenmesine sebep olacak. bu ulus devletleri yıkmaya çalışan, sınırları ortadan kaldırmaya çalışan kapitalist, deccalist vahşiler var. Bu kapitalist, deccalist, bu vahşiler ulus devletleri ortadan kaldırmaya, yok etmeye çalışıyorlar ki daha rahat sömürsünler.

Bu sömürülerini daha rahat yapsınlar. Yok, hayır. Ulus devletler ne yazık ki ortadan kalkmayacak. Böyle bir şey söyleyenler gerçekten ve gerçekten de bu kapitalist, deccalist insanların ürettikleri bir şey. Ve insanları buna alıştırıyorlar şimdi. Ulus devletler ortadan kalkacak. Bu virüs bir operasyon, bu operasyonla ulus devletleri ortadan kaldırmak istiyorlar diyorlar. Hadi kaldırsınlar, nasıl kaldıracaklar? Bakın herkesin sınırları keskin bir şekilde nasıl sınırlar çizildi? Hemen keskin bir şekilde nasıl insanlar kendi içlerine kapandı? Madem ki ulus devlet yıkılacaktı, o zaman ülkenin Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin hızla içine kapanmasını engellemeleri lazımdı. Ve hızla Türkiye Cumhuriyeti Devleti çok yerinde kararlar alarak kendisini izole etmeyi başardı.

Şu ana kadar virüsle mücadelede dünya üzerinde en başarılı ülkelerden birisi Türkiye. O yüzden devleti idare edenler de buradan teşekkür ediyorum. Gerçekten çok başarılar. Şimdi beni bu noktada ben böyle dedim diye eleştirecekler. Bu eleştirenler de vatan haini ahmante ki. Doğruyu alkışlamayan, iyi, güzeli, desteklemeyen insanlar kendi ülkesinde vatan hainidir, başka bir şey değildir. Ya kördür ya da embesildir, başka bir şey değildir. Ve bizim ülkemin etrafında günde 300-400 kişi ölürken benim ülkemde normalde virüsle alakalı bugüne kadar 3 kişi öldüyse ve bunun birisi koğa hastalığından sebep, birisi 80 kusur yaşında zaten rahatsız, birisi de 61 yaşındaydı. Ve bu 3 tane kaybımız var ise bu gerçekten çok büyük başarıdır.

Ve virüs ortalıkta dolaşmıyorsa, salgın halinde bütün herkes karantinada bunu dikkat ediyorsa bu devletin birinci derecede ve devleti yönetenlerin başarısıdır. İkinci derecede ülke bu konuda hızla hazırlandı. bize gelen felaketler, müsibetler, sıkıntılar bizim ortak hareket etmemizi sağladı. İçimizdeki tabii o embesil kafalılar, bunları hariç tutuyorum. Onlar gerçekten embesil kafalılar, körler onlar. Onlara bir şey demiyorum, onlara sözüm yok. kimseye böyle ayrıma tutmak istemiyorum ama gerçekten insanların sinirlerini bozuyorlar, sinirlerini yıpratıyorlar. Görmüyorlar çünkü. Toplum bu konuda riayet ediyor. Bugün de haberlerde vardı ya bir camide illaki cemaatle namaz kılacağız diye uğraşıyorlarmış. böyle bir şey olmaz diyorlarmış.

İllaki cemaatle namaz kılmaya çalışıyorlarmış. Müslümanlar önce bu tür devletin çizmiş olduğu yönelgiye uyumalılar. Çünkü hadîs-i şerîf var. Bir yerde salgın hastalık varsa oradaysanız çıkmayın, orada değilseniz de girmeyin diye normalde hadîs-i şerîf var. Ayrıyeten meşhur bir Ebu Zerr-i Gifari’nin hadîs-i şerifi vardır. Ebu Hureyre nakleder. Ebu Zerr-i Gifari’ye sonunda der ki sen evinden çıkma. Neden? Fitne var dışarıda. Kıymetli dostlar bu da virüs, bu virüs de bir fitne. Devlet size demiş ki evlerinizden dışarı fazla çıkmayın. Çıkma kardeşim evinden dışarı. Evde itikaf et, evde Allah’ı zikret, evde kitap oku, çoluğunla, çocuğunla muhabbet et. Çocuklarınla beraber otur, konuş biraz. E konuşmuyorsunuz hiç zaten.

Normalde herkesin elinde bir cep telefonu, kimisinin elinde tablet kimisinin elinde telefon, bilmem ne, ıvır zıvır. Herkes bir köşede birbirinizle muhabbet edin. Aile bireylerinin birbirlerini olan bağlılıklarını sağlamlaştırın. Ve evinizde oturun. İşiniz yoksa dışarıda, çıkmayın dışarı. boş boş dolaşmayın dışarıda. Tabi olun devlete. Yok illaki virüsü her yere bulaştıracağız diye uğraşıyorlar. Böyle bir kasıtları var sanki. Bırakın kardeşim. Devlet ne güzel işini yapıyor. Bir de gereksiz söylentilere. Medyada dolaşan yok binlerce insan virüse bulaşmış da devlet saklıyormuş da. Yok binlerce kişi ölüyormuş da devlet bunu saklıyormuş da. geçenlerde o Suriye’de 22 tane şehit verdik. 25-26 taneydi herhalde.

Sonradan 26’ya çıktı. Şehit verdik o zamanda dediler sosyal medyada binlerce şehit var dediler. Ya zaten kaç tane askerimiz var orada da binlerce şehidimiz olsun. yok bu normalde gerçekten medya büyük bir yalancı medya oldu. Bu büyük bir sıkıntı.


Yalan Haber ve Cezâsız Medya

Bir şey daha söylemek istiyorum. Medyada yalan haberin cezası yok. Türkiye Cumhuriyeti devletinde yalan haberin cezası yok. bir kimse istediği gazetede, istediği medyasında, internet medyasında yalan haber üretebiliyor. Yalan haber yapabiliyor. Ve bu cezasız. Kendine gazeteci diyen bir kimse benim tutuklandığımı söyledi. Avukata dedim ki buna bir şey yapamıyoruz mu? Yalan haberin cezası yok dedi. Adam böyle bir haber yapabilir dedi. Böyle bir ülkede yaşıyoruz. Bir de işin bu tarafı var. Yalan haberin cezasız olduğu bir ülkedeyiz. O yüzden önce devlet yetkilileri yalan habere ceza verilmesi için bir kanun çıkarmaları lazım. Adam yalan haberi yayınladığında bunun bir cezası olmalı. Sosyal medyada kendi kafasından yalan bir şey söylüyorsa bunun bir cezası olmalı.

Kıymetli dostlar, yalancılığın bir cezası olmalı. Yalancılığın cezası yok. Öyle olunca da herkes bir tarafa doğru gidiyor. O yüzden siyasal ve toplumsal hayatımızda birileri de çıktı ya bu virüsle dedi devletler, hükümetler düşecek dedi. aç tavuk kendisini buğday ambarında görürmüş. Seçimle gelemeyenler virüsle geleceğini düşünüyorlar demek ki. böyle bir mantıkları var. Seçim kazanıp bir yerlere gelemeyenler bir ülkeye virüs gelecek, virüsle hükümet devrilecek diye bekliyorlar. İşin acı tarafı da bu. Farzları yerine getirmek, nafillerlerle yaklaşmak ve Allah’ı sevmek hadisindeki Allah’ı sevmek iki kuralı yerine getirdikten sonra gelecek olan bir sevgi mi? Yoksa Allah’ı sevmek de ayrıca ulaşmamız, bulmamız gereken bir nokta mı? normalde bu üçün de birbirinden ayrılacak şeyler değildir.

Farzları yerine getirmek, ilmel yakin öyle söyleyelim. Nafillerlerle yaklaşmak aynel yakin. Allah’ı sevmek de hakkal yakinlik olarak görelim. O yüzden normalde biri olmazsa birinin olması, biri olmazsa birinin olması mümkün değil. Yayın donuyor iki saniyede bir. Ben buraya gelen her şeyi rüya hariç okumaya gayret ediyorum. Kendimi hem dinimde hem hayatımda disipline etmekte zorlanıyorum. Bu sorunumu nasıl aşarım? Bu normalde tarih boyunca insanların bu noktada zorlandıkları en önemli şeylerden birisi bu. İnsanların kendisini hem dini hayatlarında hem de dinin dışında değil miyim ben böyle normal hayatlarında kendini disiplin etmesi. Ya normalde hem dinimde hem hayatımda deyince din bütün hayatı kapsar benim anlayışıma göre.

O yüzden bir kimse dininde disiplinli olursa bütün hayatında da disiplin olur. Bir sefer kendinizi disipline edin. Haramlara karşı duruş olarak disiplin edin. Asla harâm işlememeye gayret edin. Farzları yerine getirmekte disiplin edin. İnşallah disiplin olursunuz. Darül harpte ev kredisi çekmek ve katılım bankalarının helâl kredi dedikleri düzen hakkında ne düşünüyorsunuz? Çok şükür kredi çekme gibi bir düşüncem yok ama aile içinde helaldir değildir diye bir tartışma çıktı. Doğru cevabı sizden duymak isterim. Şimdi darül harpte dilinince imam Muhammed’e göre bir beldede İslâm hukuku yok ise orası darül harptir İslâm hukuku olmayan bir yerdir. Öyle olunca İslâm hukukunun olmadığı bütün yerler bu dini bir literatür darül harptir.

Çünkü orada İslâm hukuku yoktur. Öyle olunca darül harpteki normalde Müslümanların devletle olan ilişkilerinde veya sosyal hayatında olan ilişkilerinde değişiklikler söz konusu olur. Bunlardan birisi ev kredisi çekmek veya katılım bankaları filan fişman. Bunlar katılım bankaları dedikleri şeyde Türkiye Cumhuriyeti bankacılık yasasına tabi, icra ve iflas hukukuna tabi veya mevcut Türkiye’deki hukuka tabi olan kuruluşlar bunlar benim nezdimde, benim kendimce diğer bankalardan çok farklı bir noktaları yok. O yüzden işte helâl kredi faizsiz mi ki helâl kredi olsun? Hiç fâiz almıyorlarsa, sıfır faizle kredi veriyorlarsa söyleyecek bir lafımız yok. Ama normalde sıfır fâiz değil ise orta yerde fâiz varsa fâiz faizdir.

O yüzden normalde faizi helâl etmek şu kadar olursa fâiz caizdir demek de caiz değil. O yüzden normalde peşin para bu ev 150 lira ama sen bu evi vadeli 200 liraya alırsan ama aradaki fark ben vadeli buraya 200 liraya aldım dersen bu aradaki normalde 200 liraya evi almış olursun. Bunda bir sıkıntı yok. Ödeyemediğin zaman fâiz işletiyorsa o zaman sıkıntı var demektir. O yüzden bu böyle biraz farklı bir sistemde konuşulması düşünülmesi gereken şey. O yüzden Dârül Harp’te de bir Hz. Mekkûl hadîs-i serifi var. İmâm-ı Azam onu kendine ölçe almış. Harbiyle Müslümanın arasında fâiz yoktur diye. Bugün Türkiye Cumhuriyeti devleti veya dünya üzerindeki devletler İslâm hukukiyle hukuklanan bir yer yok. O yüzden fâiz olmaz herhalde.

Bu koronavirüsü ne zaman bitebilir? Ya dünyada virüs biter mi? Buna zaman vermek mümkün değil ki. normalde herkes bu virüs ne zaman biter diyor. SARS geçti, bilmem ne virüsü geçti, şu virüsü geçti, bu virüsü geçti. Bu virüsleri normal değil. Biz şimdi çok büyüttük. Ya canım kardeşlerim, kanserden dünya üzerinde 1 milyon 200 bin kişi ölmüş 2019’da. 2019’da kanserden ölen 1 milyon 200 bin kişi var. Bunu neden konuşmuyor dünya? Veyahut da AIDS hastalığından geçen sene, pardon, son iki ayda 250 bin kişi ölmüş. Bunu neden konuşmuyor bu dünya? Veyahut da son iki ayda sadece ve sadece dünya üzerinde gribal enfeksiyonlardan 75 bin kişi ölmüş. Dünya bunu neden konuşmuyor? Kıymetli kardeşlerim, bugün Suriye’de ondan sonra Irak’ta, Libya’da, Filistin’de günde 40-50 kişi ölüyor.

Ve Filistin’de İsrail bombaları altında, Suriye’de Rusya’nın ve rejimin bombaları altında, Irak’ta Amerikan bombaları altında, Afganistan’da Amerikan bombaları altında, Bangladeş’te, Hindlilerin zulmünde, Doğu Türkistan’da, Çinlilerin zulmünde her gün Müslümanların kanı akıtılıyor. Libya’da iç savaş var, vesayet savaşları var. Libya’da her gün Müslümanların kanı akıtılıyor. Biz Müslümanlar bunları görmemezlikten geliyoruz. Dünya insanlığı bunları görmemezlikten geliyor. Zaten dünya üzerinde terörden bakın terörden her gün en az 100 kişi ölüyor. Neden dünya üzerinde bu terörü destekleyen bu deccalist devletler bunları konuşmuyoruz? Her gün uyuşturucudan 50-100 kişi ölüyor. Daha fazla ölüyor dünya üzerinde.

Bunları neden konuşmuyoruz biz? uyuşturucudan ölenleri ne yapacağız? İçkiden ölenleri ne yapacağız? Ve normalde intihar edenleri ne yapacağız? Son iki ayda dünya üzerinde 200 bin kişi intihar etmiş. Biz bunları neden konuşmuyoruz? Neden bunları biz göz ardı ediyoruz? Düşünsenize siz 240 bin kişiden fazla son iki ayda intihar eden dünya üzerinde insan var. Şurada bizim bu virüsten ölen insan 10 bin kişi daha. Ha gönül arzu eder ki bu 10 bin kişi de ölmesin. Gönül bunu arzu eder. Biz 1 milyon 200 bin kişi kanserden ölüyor. Biz bunu neden göz ardı ediyoruz? Neden kanserle mücadele etmiyoruz? Biz normalde bu virüste mücadele ettiğimizin %10’unu kanserle neden mücadele etmiyoruz? Biz virüste mücadele ettiğimizin %10’unu, %10’unu uyuşturucuyla neden mücadele etmiyoruz?

Normalde ülkemizde bizim uyuşturucudan tedavi alanlar son 10 yılda %900 artmış. Biz bununla neden mücadele etmiyoruz? Neden uyuşturucuyla sonuna kadar mücadele de böyle hassas değiliz? İnsanlar kapıların önlerinde, yollarda bu kimyasal uyuşturuculardan dolayı perper içer. Bunları neden görmek istemiyoruz biz? Ülkede normalde, çok özür dilerim, en az 3 milyonun üzerinde uyuşturucu kullanan insan var. Biz bunları neden görmek istemiyoruz? Biz korona virüsü ne zaman biter? Ya bugün korona bitse yarın corona başlar. Ertesi gün sarona başlar. Bitmez ki bu. Biz asıl manevi virüslerle uğraşalım. Biz haramlarla neden mücadele etmiyoruz? Biz israfla mücadele etmiyoruz. Neden bunlarla mücadele etmiyoruz?

Biz de dünyanın gündemine kapıldık gidiyoruz. Allah muhafaza eylesin. İbni Abbas Radı’llahu An anlatıyor. Hazret-i Ömer Radı’llahu An’ın hutbe verirken dedi, şöyle demişti. Allahu Teala Hazretleri Muhammed Aleyhisselatü Vesselam’ı hak din ile gönderdi ve ona kitabı indirdi. Bu indirilenler arasında rejim ayeti de vardı.


Recm Âyeti, Uydurmalar ve Aşı

Biz bu ayeti okuduk ve ezberledik. Ayrıca Resûlullah Aleyhisselatü Vesselam zinâ yapana rejim cezasını tatbik etti. Ondan sonra da biz de tatbik ettik. Ben şu endişeyi taşıyorum. Aradan uzun zaman geçince bazıları çıkıp biz kitabı Allah’ta rejim cezasını görmüyoruz deyip inkara sapabilecek Allah’ın kitabında indirdiği bu farzı terk ederekten delaleti düşebilecektir. Bilesiniz rejim kadın ve erkekten muhsan olanların zinaları delil veya hamillilik veya itiraf yoluyla subut bulduğu halde subut bulduğu takdirde onlara tatbik edilmesi gereken kitabı Allah’ta mevcut bir haktır. Allah’a kasemle söylüyorum. Eğer insanlar Ömer Allah’ın kitabına ilavete bulundu demeyecek olsalar rejim ayetine kitabı Allah’a yazardı Muharri, Müslüm, Muhattat, Tirmizi, Ebu Davud.

Uzun oldu fakat bu hadisi bahane ederek kitabımız Kur’ân-ı Kerîm hakkında değişik imallarda bulunuyorlar. Bu konudaki düşüncelerinizi alabilir miyim hakkınızı helâl edin. Bunları yapabilirler, bunları söyleyebilirler. sonuçta biz Kur’ân’ı mevcut haliyle îmân ediyoruz. Mevcut haliyle de bunu kabul ediyoruz. Bu hadîs şeriflerde bu tip şeyleri bulmak mümkün ama bunlarla amel etmemişler. sonuçta sahâbe tabi’n, teb’ayn böyle amel etmemiş. O yüzden biz kimler nasıl ne amel etti ona bakarız. Alkol, içeriklik, kremler, kolaylar abdesti bozar mı? Bu normalde alkollerle alakalı hüküm var. Bir uçucu alkoller var, bir de kalıcı alkoller var. Uçucu alkoller uçup gittiği için normalde abdesti bozmaz. Hamd ve şükrün arasındaki fark nedir?

Hasta olunca şükretmeyin, hamd edin diyorlar. Doğru mu? Evet, hamd etmek normalde teşekkür insanlara da yapılır. Ama insanlara hamd edilmez. O yüzden şükrü de şemşiyesinin altına alır. O yüzden hamd etmek lazım. Kesilen saç, tırnak çöp atıyoruz ama atmayın toprağa gömün diyorlar. Doğru. Hazret-i Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretleri kesilen saçını, tırnağını, sakalını gömdü. Çünkü insanın her şeyi mübarektir. İşaret parmağı, baş parmağı yüzük takmak günah mı? Günah diyemeyiz ama sünneti terk. Sünneti terk, Hazret-i Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretleri bu yüzük parmağı denilen parmağa ve küçük parmağına yüzük takmış, diğerlerine takmamış. Her gün namazda hangi rekattayım ve hangi sureyi okudum şaşırınca sık sık ne yapmalıyım, tekrar tekrar yeni mi başlamalıyım?

Hayır, hangi rekattayım dediğinde az olanı tercih et. İki mi üç mü dediklerinde ikinci rekatte. İki rekatte hangi sureyi okuduğunu diye düşünme, bir sureyi okuyur. Neden aklıma gelmeyenler her defasında namazda geliyor? Bu imanla alakalı. Îmân edince insan şeytân onu bu noktada vesvese verir. Onun vesvesenin gelmesi imanının kemale ereceğine işaret inşallah. Daha huşu bir şekilde namaz kılarım, ne yapmalıyım acaba bir şey mi eksik yapıyorum veya yanlış ondan mı hep şaşırıyorum veya aklıma saçma sapan şeyler geliyor. Namazınızı kılın, namazda huşuyu aramayın, namazı kılın. Daha çok sorularım var ama sizi çok rahatsız etmeyeyim. Allah yardımcınız olsun, inşallah. Bir arkadaşım camiye her gittiğinde içinin daraldığını bir an önce kendine dışarı çıkmak zorunda hissettiğini söylüyor.

Ne yapmalı? Camiye girerken normalde kelime-i şehadet getire getire girecek. Şeytân vesvese veriyor. Bu virüs durumunda nasıl zikredelim, nasıl bir yol alalım? Herkesin dersi var, herkesin zikri var. Zikirlerine ve derslerine devam edecek inşallah. Sizi Fransa’dan izliyoruz, bizlere duâ eder misiniz? Allah muayeniniz olsun, Cenâb-ı Hak en hayırlı yöne çevirsin hepinizden inşallah. Esselamu aleyküm ve rahmatullahi ve barakatuhu. İster istemez virüs yaygalısının sürüsüne sürülüyoruz. Kendimizi nasıl korumalıyız? Sorumu iletirsiniz Allah razı olsun. İlettik. Normalde muhakkak böyle bir sürü sürü var. Virüs de bunların içi. Kendimizi muhafaza etmeye gayret edelim. Sonuçta bir virüs bulaşıcı. O yüzden normalde bundan da kendimizi koruyalım.

Allah’ı zikredelim. Normal hayatınıza devletin çizdiği, Türkiye ve yurt dışındakilerin devletin çizdiği önergeleri ve yönargeleri takip edin inşallah. Eşarbın altına topuz yapmanın hükmü nedir? Ya mübarek insanlar örtünün topuz yapıp da normalde böyle kafanızı fazla yüksek gösterecek şekilde yapmayın. Başka bir şey lazım değil. Kapalı mekan olmaktan sanırım internet çok kötü anlaşılmıyor. Kimisi çok iyi anlaşıyor, kimisi anlaşamıyor. Aşı çıkarsa yaptıracak mısınız? Hayır. Ben hiçbir aşı yaptırmadım bugüne kadar. Ben bugünkü Allah eksikliğini göstermesin. Karşı değilim. Ama modern tıbbın getirdiklerine de çok böyle kapılırcasına gitmiyorum. Öyle söyleyeyim. Ben Kur’ân ve Sünnet’e göre yaşamaya gayret ediyorum.

Gayet natural besleniyorum. Gayet natural yaşamaya gayret ediyorum. O yüzden normalde Müslüman az yer, az konuşur, az uyur. Helal dairede yememe içmeme dikkat ediyorum. Çok yemiyorum. Bu noktada kendimi rahatsız edecek her türlü şeyden uzak duruyorum. Arkadaşlar bilirler ben yıllardır böyle hazır gıdadan ondan sonra endüstriyel gıdalardan uzakım. Hazır yoğurt bile yememe gayret ediyorum. Hazır süt içmeme gayret ediyorum. Böyle hazırlanmış, paketlenmiş, böyle her türlü gıdadan uzak duruyorum. Kendimce sağlıklı yaşamının yolunu arıyorum. Yeni çıkan gıdaları yemiyorum. Yeni çıkan ne bileyim hazırlanmış her şeyden uzakım. Gayet natural yiyip içtireyim. Natural beslendiğimi düşünüyorum. O yüzden Sünnet-i Seniyye’ye uyar isek Allah’ın izniyle bu normalde her türlü hastalıktan, virüsten kendimizi koruruz.

Geçen sohbette demiştim. NTV’de bir radyoda, NTV radyoda bir profesör nasıl insanların virüsten korunacaklarını anlatıyor. Diyor ki kollarınızı dirseklerinize kadar yıkayacaksınız. yüzünüzü yıkacaksınız. Ağzınıza su verip gargara yapacaksınız diyor. Ağzınızda veya boğazınızda virüs büriktiyse diyor bunlardan korkulun. Ya bunu böyle diyeceğinize desenize kardeşim Müslümansınız, abdestli dolaşacaksınız. Düşünsenize Müslümanlar günde beş vakit namaz kılarlar. Normal Müslüman günde beş vakit namaz kılar. Namaz dinin direğidir. Namazı olmayanın dini de olmaz. Hadîs-i şerif var. Müslümanlar namazı terk ettiler. Abdesti de terk ettiler. Abdest yok, namaz yok. Şimdi elleri de zamfekte edelim, elleri yıkayalım.

Kıymetli kardeşler zaten siz beş sefer abdest alacaksınız. Beş sefer abdest almak demek sabahleyin abdest alacaksın. Elini yüzünü yıkacaksın. Öğlen abdest alacaksın. Elini yüzünü yıkacaksın. Ağzına su vereceksin. Burnuna su vereceksin. E şimdi virüs gelince herkes ağzına burnuna yüzüne su vereceğim, temizleneceğim diye uğraşıyor. Normalde bakın virüs nasıl hizaya getirdi sizi. E şimdi normalde aşı çıkarsa yaptırır mısın? Aşılık bir şeyim yok ki. Ben böyle kendimi temiz tuttuğu müddetçe bir hastalığım bana bulaşacağına inanmıyorum. Bulaşırsa da bu Cenab-ı Hakk’ın takdiri derim. Bu noktada kendimce onunla mücadele derim. O yüzden ben bugüne kadar kendime hiçbir aşı vurmadım. Kendimce böyle ben de grip oluyorum.

Bu sene mesela grip oldum. İki ay, üç ay gripim geçmedi. Hep tazelendi. zikrullâh’tan çıktım, yine üşüttüm. İki, üç gün kendime geldim. Tekrar zikrullâh’a girdim. Gene çıktım, yine üşüttüm. Ama ben hiçbir antibiyotik kullanmadım. Hala da kullanmıyorum. Ben 15 yıldan beri antibiyotik kullanmıyorum. Pardon, 2002’den beri. Kaç yıl oluyor? 17, 18 yıl oluyor. Ben 18 yıldan beri antibiyotik hiç kullanmıyorum. 18 yıldan beri ben normalde bir tek şeker ilacım var, iki tane haf var. Onları kullanıyorum. Başka hiçbir şey kullanmıyorum. Ben bu normalde Allah eksikliğini göstermesin. Tıp ilmi muhakkak lazım. Ama şu anda dünya üzerinde tıp ilmi yok, hekimlik yok. Bir endüstri var. Bu endüstriye çalışıyor herkes.

Düşünebiliyor musunuz? Bugüne kadar gribal salgınların hiçbirisinin de aşısı ve ilacı yok. Sars’ın aşısı var mı? Yok. Veya domuz gribinin aşısı var mı? En fazla ölüm ondan oldu. Yok. Kuş gribinin aşısı var mı? Yok. İlacı var mı? Hapı var mı? Yok. Benim bildiğim yok. Ben tıpçı değilim. Ama benim bildiğim yok. O yüzden aşı çıkarsa, yine aşı normalde, yine de aşıyı bulamayacaklarına inanıyorum. Ha bir aşı bulduk derler, bu tedavi ediyor derler, süreler piyasaya. Milyon dolarlar kazanırlar. Amerikan başkanı da gitti zaten. Önce 1 milyon dolar açıkladı. Yetmedi. 5 milyon dolar açıkladı. Yetmedi. 50 milyon dolar bir firmaya aktarı verdi. Mesele bitti.


Mehdî Beklentisi ve Vazife Şuuru

O yüzden bu son depremler ve virüsler mehtinin alameti mi? Ya biz bu mehtiyi çıkaramadık zaten bir türlü. Müslümanlar mehdi çıkarsalar rahat edecekler. Kardeşler, mehdi muhakkak ki çıkacak. Dünyanın bir günü de olsa diyor mehdi çıkacak. Eyvallah. Bırakın mehdi çıkmasını ya. Siz üzerinize düşen vazifeyi yapın. Mehdi çıktı. Kim arabasını terk edecek? Mehdi çıktı. Kim villasını, evini, barkını, dolabındaki yiyecekleri terk edecek? Mehdi çıktı. Kim yollara düşecek? Allah’ı anacak, Allah’ı zikretcek, Allah yolunda koşturacak. Hazırcılık yapmayalım. Hazırcılık yapmayalım. Sekiz senedir dergaha geliyorum. Zaman zaman sizi rüyamda görüyorum. İbadetlerimi düzenli yapmıyorum. Bu yüzden de ders almadım.

Sizce dersimi almalı mıyım? Bu konuyu düşünüyorum hep rüyalardan sonra. Dersi de ihmal ederim diye çekincelerim var. Ders almadan devam etmeliyim. Ben 30 kusur yıldır bir sûfî topluluğun içindeyim. Ben kolay kolay hiç kimseye ders al demem. Sebebi de şu, bu yol aşk muhabbet yolu. Bu konuda gerekli görüyorsa, bu konuda aşkı muhabbeti var ise o kimse ders alacak. Yoksa yol uzun. Öyle olunca ona ders al. O uzun yolda o meşakkatli azamet isteyen, cesaret isteyen, efelik isteyen yolda herkes yürüyebileceğine inanmayanlardan. Bir sûfî Allah’tan çok şeyhini nasıl sevebilir? Bu sevme anlayışı, insanı şirkeye götürür mü? Hiçbir sûfî öğreti de Allah’tan daha çok şeyhini sev diye böyle bir ibare yoktur.

Bu yanlıştır zaten. Allah’a itaat edin, Resulüne itaat edin. Sizden olan emir sahiplerine itaat edin. Hiçbir şey Allah’tan fazla sevilmez. Bu doğru değil. Normalde bir kimse Allah’tan fazla nasıl şeyhini sevecek? Bunu asla ve asla tavsiye edicilerden olmayız, hiç olmadık. Kabir azabı ne demek, ne yapmalıyız? Normalde hadîs-i şerîf var. O kimse kabre konulur, Rabbike dinike imanike sorgulcu gelir soru sorar. Ondan sonra bakın kulumun namazına der. Namazı tamamsa kabir ona bir cennet bahçesi olur. Hadîs-i şerif. O zaman namazlarınızı tamamlayınız. Sohbeti yeni açtım, sorum olacaktı. Bir, deccal şu an çıktı mı? İki, bu yayılan mikrof virüs üstakıl tarafından birleştiği yapıldığı belli amaç nedir?

İnsanlara ne yapılmak isteniyor? Üç, Çin’in bu virüs vakasında rolü nedir? Normalde deccal şu an çıktı mı dediğinde asıl deccaldan önce 33 tane yalancı deccalılar çıkacak. Deccal ve deccaliyet hiç eksik değil. Mehdiyet de hiç eksik değil. O yüzden deccal-mehdi meselesinde her ikisi de eksik değil. Bu yayılan mikrop üstakıl tarafından birleştiği yapıldığı belli amaç nedir diyor. Ben öyle görmüyorum. böyle normalde çok ince ayrıntılarla insan eliyle bir virüsün, böyle bir virüsün oluşabileceğine çok ihtimal vermiyorum. O yüzden buna katılanlardan değilim. Çin’in bu virüs vakasında rolü nedir? Normalde Çin bu noktada seçilmiş bir yer değil, ona da inanmıyorum. Ama normalde hadi Çin değil, Avrupa da oluyor şu anda.

Normalde İngiltere var, Amerika var. üstakıl dedikleri şey Amerika ise orada da var. İsrail’de de var, İngiltere’de de var, dünyanın bütün ülkelerinde var. Gece gündüz zikir yaparken çok yorgunluk hissi oluyor. Ardından bir tam değil fakat bıkkınlık gibi bir ruh halimiz çok güzel yol alırken bu yorgunluk da zikrara verince ruh halimiz de eskisi gibi olmuyor. Kalp katılaşıyor, bunu aynı çizgide götürmek için, yorgunluk hallerimiz için ne yapmak gerekir? Normalde İslâm dini orta yoldur. O yüzden normalde zikrullâh naafil olarak aklımıza geldikçe yaparız ama zikrullâh yorgunluk vermez insana. Yorgunluk başka şeylerdendir. Yaptığım naafile ibadetlerinin bağışlamasında tüm ümmet-i Muhammed’e bağışlıyorum.

Ancak binlerce kişiyi öldüren bir kişiyi duâ bağışlamak içimden gelmiyor. Ancak cennete girmem ümmetim girmeyince diyen Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem aklıma gelince kendimden utanıyorum. Muhammed’i bir davranış içinde olmadığımı düşünüyorum. Ne tavsiye edersiniz? Biz bütün ümmet-i Muhammed’e duâ ederiz. Binlerce kişiyi öldüren kimse Müslüman mıdır, değil midir? Biz onun hükmünü verme noktasında değiliz. O yüzden biz ümmet-i Muhammed’e duâ ediyoruz. Sufilikte yol yürümek, bu yola hizmet etmek nasıl olmalı? Sufilikte yol yürümek, farzlara riayet edip nafilelerle Allah’a yaklaşmak, yola hizmet etmek nasıl olmalı? Normalde insanlar kendilerine hizmet ederler. Yola hizmet etmek olmaz. Dost torbî insan olursanız yola hizmet etmiş olursunuz.

Mikrofonun sesini açar mısınız? Öyle demişler. Bu aralar dolaşan ses kaydında Peygamber efendimiz’i, Sallallâhu Aleyhi ve Sellem’in rüyasında görmüş bu virüs için birtakım şeyler söylemiş. Bu tür sesli mesajlara ne kadar itibar edilmesi gerek, bu konuda bize aydınlatır mısınız? Bana da göndermişler böyle bir rüya. Bir kimse ben böyle rüya gördüm dediyse ben ona hayır sen bu rüyayı göremezsin, görmedin demem. Ama tâbi olan tâbi olur, tâbi olmayan tâbi olmaz. Ben bu tip şeylere tâbi olmam, kendimce kendi rüyam varsa ona tâbi olurum. Veya da tanıdığım, bildiğim bir kimse varsa onun rüyasına da tâbi olabilirim. İnsanı ölümden eceli korur, Allah’tan şifa isteyin dememiz doğru mu, gerekli önlemler aldıktan sonra tevekkül etmeli miyiz?

Normalde tedbir insandan takdir Allah’tandır. Normalde ölüm gelecekse siz ne kadar tedbir alırsanız alın, ölüm insanı bulur. Ne bir adım öne ne bir adım sonraya gider ama biz tedbirimizi almalıyız. deveyi bağlayıp da mı tevekkül edeyim, bağlamadan mı tevekkül edeyim diye soran sahabeye diyor ki, sen bağla da tevekkül et. Bilmeyerek günlük hayatımızda Peygamberimizin Sallallâhu Aleyhi ve Sellem’in sünnetini yaptığımızı öğreniyoruz. Bundan sevap alır mıyız yoksa sünnetleri niyet üzerine mi yapmalı? Biz bilerekten yaşamalıyız, bilerekten biz onu yapmalıyız ama bilmeden de yapsak Cenâb-ı Hak sevap verir inşallah. Sorularım vardı yardımcı olur musunuz? Canlı yayın ne zaman internet kötü çekiyor orada bir sorun mu var?

İlim bir noktada idi, onu cahiller çoğalttı sözünden ve bu bir noktadan kasıt nedir manevi anlamda? Bu Hazret-i Ali’nin sözü olduğu söylenir. İlim bir nokta idi, cahiller çoğalttı diye. Norma de şimdi bu sözün üzerine de herkes bir şeyler söyler manevi manada. Bu işin manevi derinliklerine inmek ister. İşin en enteresan noktası şu, Ümmet-i Muhammed farzlarda derinleşmeyi düşünmüyor, nafilelerde derinleşmeyi düşünmüyor. Hazret-i Ali Efendimiz’in ilimle alakalı konuştuğu bu sözde derinleşmeye çalışıyor. İlim, ben ilmi şehriysem Ali’de kapısıdır diyor. Eyvallah biz Hazret-i Ali Efendimiz’in yolundan gitmeye gayret edelim. Ve o kapıdan içeri girelim ve normalde biz farzları eda edelim, haramlardan uzak duralım, Allah’ı sevelim.

O mana bizim gönlümüze gelir inşallah. Birisi dervişlere büyü yaptığı zaman dervişler bu büyüden etkilenir mi? Herkes etkilelebilir, etkilenmeyecek hiç kimse yok. Hazret-i Peygamber’in sallallâhu aleyhi ve sellem hazretleri etkilendi. Hazret-i Peygamber’in sallallâhu aleyhi ve sellem hazretleri etkiledikten sonra herhangi birisi etkilenmez denilmez. O yüzden felak nasıl okuyabilirler? Âyet-ül Kürsi okuyabilirler. İnşallah kurtulurlar. Virüse karşı önlem kapsamında malum camiler cuma vakti kapalı durumda. Kıldığımız öğle namazıyla cuma’nın fazileti üzerimizden kalkar mı? Kalkar bunda bir sıkıntı yok. Ama bunu basit bir şekilde de bunu yapabilirsiniz. Hanefî’ye göre üç kişi cemaat hükmünde. Üç kişi normalde bir araya gelmiş olsa cuma namaz diye niyet etse, cuma’yı kılsa, birisi de kalksa hutbe olarak Elhamdülillah Rabbil Alemin dese, aha cuma oldu bu konuyu abartmanın anlamı yok.

Hatta normalde cuma da kılınmasa yine de bunun bir sıkıntısı yok. Koronavirüsü Dabbetül Arz olabilir mi? Bütün virüsler, bütün salgınları, bütün Müslümanlar kendilerince Mehdi’nin veya Degcal’ın alameti veya hatta böyle bir alamet olarak görürler. Gerek yok. Bu yetti, bıktık artık bunlardan ya. Gerek yok ya. Ey Müslümanlar! Her bela ve müsibeti Dabbetül Arz görme alışkanlığından, her sıkıntıya uğradığınızda, Mehdi bekleme alışkanlığından, her problem olduğunda bu muhakkak dış devletler, dış ülkeler yaptığı deme alışkanlığından kurtulun. Kur’ân ve Sünnet’e sımsıkı yapışın. Kur’ân ve Sünnet’e sımsıkı yapışıp yaşamaya gayret edin.


Cihâd, Mücâdele ve Virüs Duâsı

Üzerinize düşen vazifeleri yerine getirin. Tembel olmayın. Mücadeleci olun. Cihat edin. Nefsinizle cihat edin. Şeytanla cihat edin. Zorluklara karşı dayanıklı olun. Mücadele edin. Kötülüklere karşı mücadele edin. Nerede haksızlık veya adaletsizlik varsa onunla mücadele edin. Her şeyi Mehdi’den beklemeyin. Her şeyi normalde üst akıla, yok İngiltere’ye, yok Amerika’ya, yok İsrail’e bağlamayın. Eliniz kolunuz tutuyor. Eliniz kolunuz tutuyorsa, aklınızda çalışıyorsa, kalbinizde var ise, nefes alıp veriyorsa, her türlü şeytaniyete, deccaliyete, hayvaniyete, cahilliğe karşı, şeytaniyete karşı mücadele edin. Ne bekliyorsunuz kardeşim? Bu pısırıklık ne? Bu aymazlık ne? Neden bütün her şeyi Mehdi’den bekliyorsunuz?

Siz ne güne duruyorsunuz? Siz Mehdi olun. Siz mücahit olun. Siz cihat edin. Siz yürüyün. Ama birileri gibi olmayın. Mücahit olarak yola çıkıp, sonra müteahhit olup, sonra it olmayın. Bunu olmayın. Önce Kur’ân ve Sünnet deyip sonra cebini dolduranlardan, villalarda yaşayanlardan olmayın. Önce Kur’ân, Sünnet deyip ondan sonra Müslümanların parasının üzerine yatanlardan, ütenlerden olmayın. Yürüyün, yola çık. Mehdi de sensin. Mehdi de sensin. Deccal da sensin. Kur’ân ve Sünnet’e uygun işler ve faaliyetler yapıyorsan, evet, Mehdi sensin. Kur’ân ve Sünnet’in dışında işler yapıyorsan, deccalın ta kendisisin. Ne deccal arıyorsun ki? Bekleme. Bizde böyle bir aymazlık var. bir tarafta insanlar haksızlık, adaletsizlik içerisinde duruyorlar.

Hak ve adalet aramaktan yoksunlar, Mehdi bekliyorlar. Yaa canım kardeşim, Allah’ın harâm ettiği her şey, kapımıza dayanmamış, içimize girmiş. Allah’ın yasakladığı her şey, dünyada kol geziyor, ülkede kol geziyor, evlerde kol geziyor. Bunlarla mücadele etmeye güç yetiremedik diyemiyorlar. Biz tembeliz, biz uykudayız, biz uyanamadık diyemiyorlar. Mehdi bekliyor insanlar. Allah bizi affetsin inşallah. Yürüyün kardeşler, yürüyün. Mümkünse bir sorun daha olacak. Allah ve Rasûlünün sevgisini kalbimizde nasıl hissedebiliriz? Ne yaparsam yapayım, o sevgiyi hissedemiyorum. Sen duâ et, Allah’ı zikret, oruçlu tasadduk et, inşallah tecellî eder. Bir arkadaşım telefonu açtı, onların yaşadığı yerde bir âlim Peygamber Efendimizin rüyada Koran’ın tedavisinin Bakara Sûresinin içinde olduğunu söyledi.

Biz de açtık, baktık. Biz sakal bulduk, onlarda da çıkmış bunun hikmeti nedir? Olabilir, bir sakala mı bağlayacağız kendimize şimdi? Kur’ân şifadır, bal şifadır. Hacı Şerif var, Bakara’da şifadır. Açın okuyun. Biz Bakara’daki sureleri, Kur’ân’a biz tabi olalım, tabi. Onu yaşayalım. Virüs nedeniyle farz olan derslerimizi ara verdik. Mevcut gruplarımızdan ilan yapsak, bireysel evimizde normal ders saatimize niyet edip zikir yapsak, Allah cemaat sevabını verir mi? Kendi kendinize oturun, Allah’ı zikredin. Şeytanın hizmetçilerinin icadı olan bu virüsün başka emenliler için yapmışlardı. Şimdi bela onları sardı. Ebu Cehil misali kazdıkları kuyuya kendileri düştü. Bizim ülkemizde de var, sizin sohbette dediğiniz gibi hayırlı işler ve mazlumlara kaçak açtığı için ülkemiz Allah’u muhafaza ediyor.

Allah’u velî bir kulu, bunun şifasını devletimize ve devletimize destek çıkan Müslümanlar, Müslüman ülkeler için bir keramet var. Olarak ortaya çıkarsa bizim devletimiz güçlenip mazlumlara daha çok yardım etse ve bu zalim birkaç devletleri zapturapt altına alsa olmaz mı? Bir sohbetinizde bizim devletimiz için Allah’ı cell’e cel’alühü yolunu açtı. Önüne çıkan bütün engelleri de birer birer yıkacak demiştiniz. Yolunu kapatmaya uğraşacaklar ama Allah’ı cell’e cel’alühü bu devlete yeni yollar açacak demiştiniz. Bunu biraz açar mısınız? Vakti geldiğinde açılır inşallah. Hazret-i Osmân ve Hazret-i Hüseyin efendilerimizin katledilmelerinden bu yana Ümmet-i Muhammed zulüm görmek için kafire ihtiyaç duymamıştır.

Yüzyıllardır süren bu gaflet ortamı varken nasıl ve ne ile mücadele etmemiz gerekir. Osmanlıyı unutuyorsunuz ya. Osmanlın var demek ki başarıyorlar. Annemizin veya babamızın Kur’ân ve sünnet noktasında yaptığı yanlışları gördüğümüzde nasıl bir yol izlemeliyiz? Nasîhat edelim nasîhat. Peygamber efendimizi görmek için ne çekmeliyiz? Bol bol salat-ı selam çek. Birisi geldi dedi ki ya Resulallah günümün dörtte birini salat-ı selam çekiyorum yeter mi yetmez dedi. Dörtte ikisini çekiyorum yeter mi dedi yetmez dedi. Dörtte üçünü çekiyorum yeter mi yetmez dedi. Dörtte dördünü salat-ı selam çekiyorum yeter mi dedi şimdi kafidir dedi. Ben evlendim boşandım üç yaşında oğlum var sürekli gidip icra yoluyla oğlumu görüyorum.

Şimdi ise bir bayanla tanıştım kafalarımız uyuşuyor beni anlıyor onun da oğlu aynı yaşıt. Ben onu kabul ettim o da beni kabul etti. Evlatlarımız hakkında yaklaşımımız nasıl olmalıdır küçük bir bilgilendirme yapar mısınız Allah razı olsun. Geceniz hayır olsun. Normalde şimdi çocukların bakımı ve ihaşesi babalara ait. İslâm hukukuna göre ama normalde üç yaşındaki çocuk anneye muhtaç. O yüzden normalde Hazret-i Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretleri çocuk bu noktada akıl baliğ oluncaya kadar annesinin yanında yaşaması lazım demiş. Ama bakımını babaya vermiş. Baba akıl baliğ olunca çocuğunun o annesinden geri almalı. O yüzden normalde İslâm hukukuyla mevcut hukukun arasında farklar var.

Bunun içerisinden böyle İslâm hukuku olarak içinden çıkmak biraz güç. O yüzden normalde bunu karşılıklı oturup konuşmak lazım. Nafilelerle Allah’a yakınlık noktasında kazaları olanlar ne yapabilir? Nafileler yerine kazaları eda edebilirler. İnsanoğluna çift takma projeleri var. Ulus devletlerini kendi tasarladıkları sanal parayla zorlayacaklar. Kağıt parayı tedavülden kaldıracaklar. Herkesin ekonomisini direkt takip etmeyi planlıyorlar. Görüşünüz nedir? Normalde eğer siz yönetilmeyi ve yönlendirmeyi kabul ettiyseniz bunları yaparlar. Eğer siz zayıf bir topluluk olur, zayıf bir devlet olursanız bunları yaparlar. Ama yok siz güçlü bir devlet kurarsanız, güçlü bir millet kurarsanız bunları yapamazlar.

Siz de güçlenin, savaşın, mücadele edin, cihat edin. Ölmeden önce ölünüz müjdesine erebilmem için ne yapmalıyım? Nereden başlamalıyım? Farzlara riayet et. Cevap yok mu demiş kardeş? Şu altı çizili yerlerin açıklaması nedir acaba? Namaz kıldık diyoruz ama asıl namazın hakikati Mevla Teala kılıyor. Dünyada en iyi namaz kılan insanın namazı Mevla Teala’nın kıldığı namaz sureti oluyor. Mevla Teala gibi kim kılabilir? Asıl kendine layık olan namazı kendisi kılıyor. Mevla’nın hakkıyla kılıyor. Ya biz çok dikkat ederek namaz kılsak ancak Mevla Teala’nın kıldığı namazın suretini kılmış oluruz. Demek ki zatı pâkı, subhâniye hem âbid hem mâbud hem zâkir hem mezkur hem ibadet ediyor hem ibadet olunuyor.

Zikrediyor, hem zikr olunuyor. Bir beyt okuyalım. Kendi zâkir, kendi mezkur kendini ara bul kendin de kendin kendini. Zikreden de zikrolun da Mevla Teala’nın kendisidir. Eğer böyle değilse sen kendinde kendini ara bul. Olur, öyle yapalım inşallah. Bunlar normalde melâmice sözler. Bu melâmice sözler normalde insanlara hoş gelir, tatlı gelir. Ama bunu normalde bu halde olmayan bir kimse kendince o zaman kendisi ben kendimi zikrediyorum der. İşin içinden böyle çıkar. Cenâb-ı Hak beni zikredin ben de sizi zikredeyim demiş. O zaman normalde beni zikredin ayeti Cenâb-ı Hak kendi kendine mi koyduğu bir kâide olmuş oluyor. Abdullah Efendi’nin bir video olsun da kendisine evliyanın tasarrufu hakkında soru soruldu.

Şöyle cevap verdi. Abdülhamid Han tahttan indirildikten sonra 1914’ten itibaren Allah evliyadan tasarrufunu aldı. Bundan sonra tasarruf değil nazar var, hâl var, muhabbet var diyor. Bu konuda sizin düşünceniz nelerdir? Allah’ın velilere verdiği tasarruf bir devletin veya bir zatın yıkılmasıyla geri alınır mı? Allah razı olsun. Ben şeyhimin, üstadımın sözlerini yorumlamaktan kendimi uzak tutuyorum. Kesitlikten dolayı hiç anlaşılmıyor. Sohbette çok sıkıksa mı oluyor anlayamıyoruz. Kıymetli kardeşler bu da bizim ilk gecemiz zaten. O yüzden bir tip aksaklıklar olacak, bir tip şeyler olacak. Bir de bulunduğumuz yerde zannediyorum internet çok doğru, güzel çekmiyor, kuvvetli çekmiyor galiba. Onun da etkisi olabilir.

Anlayışınıza sığınıyoruz. Birliğe, tevhide, vahdede ulaşmış bir kimse nasıl duâ eder? Duada ikilik talep eden ve edilen oluşmuyor mu? Hakkınızı helâl edin, Allah razı olsun demiş. Normalde o birliğe, tevhide, vahdede ulaşmış bir kimse bundan her anladığınız şey o zaman az önceki sorunun devamı gibi kendisinden mi isteyecek her şeyi? Sıkıntı.


Teknik Sorular ve Son Nasîhatler

Yayın dört beş saniyede bir kesiliyormuş. Soru okunduktan sonra cevap donuyor, cevap verilirken soru donuyor, anlaşılmıyor. Yavaş yavaş öğreneceğiz. Yayın sürekli donuyor, anlayamıyoruz sohbetinizi. Yayın sürekli donuyor, sohbetinizi dinleyemiyoruz. Belki biraz saçma olabilir ama bir süredir aklıma şu soru takılıyor. Efendimiz’i sallallâhu aleyhi ve sellem, Ebû Bakr Efendimiz ile devesini satın alıp yola çıkıyorlar. Müşriklerden izlerini kaybettirip hadisenin akabinde Sevir Muazasına saklanıyorlar. Allah’ın muhafazasıyla müşrikler mağarada gizlenen Efendimiz’i sallallâhu aleyhi ve sellem görmüyorlar. Fakat Efendimiz’i sallallâhu aleyhi ve sellem ve Ebû Bakr Efendimiz o küçücük mağaradayken o esnada deve nerede?

Harika bir şey. Demek ki onlar deveyi de görmüyorlar. Son 100 yılda dünyada teknolojik olarak çok hızlı bir gelişme var. Binlerce yıldır insanoğlu dünyada yaşamakta fakat son 100 yılda ilerlediği kadar geçmiş dönemlerde teknoloji bu kadar ilerledi. Geçmişte yaşanan helaklarıyla kalp olmuş bir teknoloji var mı? Ben var olduğuna inanıyorum. Ve teknolojinin geçmiş ümmetlerin ulaştığı teknolojiye henüz daha ulaşmadığını düşünüyorum. Son olarak kalbinde zerrece kibir olan cennete giremez hadîs-i şerîf ve binânîn. Bilgim Allah’ın bir konuda hükmü değişmeyeceği yönde fakat kibirli şeytanlarla da bir şey yapamayacak. Önceden onun kibri daha henüz zuhura ermediydi. Zuhura çıkmadı. O yüzden. Hep yayın donuyor hiçbir şey anlaşılmıyor demişler.

Kadınların dar streç pantolonuyla üstü biraz uzun olmasa da, namaz olur mu üstü biraz uzun olsa da pardon. Normalde namaz tesettürüne uygun bunda bir sıkıntı olmaz. Kur’ân’da Peygamber Efendimiz’in kendinin yazdığı ayetler vardır diye konuşanlara nasıl cevap verilir? İslâm dinini diğer dinlerden ayıran özellik nedir? Normalde Peygamber sa’lûlâhu aleyhi ve se’lem’e ne滿فونيك ونسو kendinin yazdığı ayetler vardır diye konuşanlara nasıl cevap verilir? İslâm dinin diğer dinlerden ayıran özellik nedir? Normalde Peygamber’in Sallallâhu Aleyhi ve Sellem Hazretleri kendinin yazdığı ayetler var diye konuşanlar zaten Müslüman değildir. Ben bundan 3-4 ay öncesine kadar çok agresif ve sinirliydim. Sizinle tanıştıktan sonra sohbetlere duaya ve zikre başlayınca her şeyin normale döndüğünü gördüm.

Artık sinirlenmiyorum, her şeye sakin kalıyorum ama bir yerden sonra bu durum beni rahatsız ediyor. Bu kadar sakin olmanın, normal olup olmadığını, her şeye evet diyecek kadar olmasının nedenini merak ediyorum. Bir de perşembe zikirlerinde ağlayacak noktaya geliyorum ama tutuyorum kendimi ne yapmalıyım? Bizim zaten derdimiz o insanları Kur’ân ve Sünnet tarihisinde en güzel ahlakla ahlaklanmalarına vesile olmak. Maşallah. Sen agresifliğini, sinirliliğini terbiye etmişsin, mübarek olsun. Devam et inşallah. Malum sebeplerden dolayı camilerde cemaatle namaz ve cuma namazı yasaklandı. Evimizde eşimiz ve çocuklarımızla cuma namazı kılabilir miyiz? Eğer normalde üç kişi olursanız, İslâm hukukuna göre evde de cuma namazı niyetiyle kılabilirsiniz.

Ya bu cemaatle ve cuma’yı bu kadar önemsemek güzel, neden haramları bu kadar çok önemsemediniz? Ebabül kuşlarının Kabe’yi tavaf etmesi, çekirge ve karınca istilasını açıklar mısınız demiş. Ebabül kuşu olarak sen görmüşsündür, belki de meleklerdir. Bizim gördüklerimiz de işin hakikati farklı olabilir. Çekirge ve karınca iyi istila ettiriyor Allah. Uyanın diyor, kendinize gelin diyor. İnşallah. Selâmun aleyküm. Adım Muhammed. İbadetlerimi terk etmiştim. İstanbul’daki sohbetinizde zikirde bir hal içine girip çok pişman oldum. İlk defa bir sohbet ortamına katıldım. İki gün önce camide namaz kılarken gözlerim kapalı, duamın sonunda Peygamber Efendimiz sallallâhu aleyhi ve sellem’in sevmek, ne demek bilmiyorum ama tabiim diye duâ ederken birden sağ tarafa çapraz bir şekilde bana dönük bembeyaz kıyafetli böyle dağ kenarında yürüyen Efendimiz olduğunu anladım.

Efendimiz’i gördüm. Yüzünü dönecek gibi olmaya başladı. Takadım kalmadı. Ağlamaklı oldum. Görüntüler değişmeye başladı. En son gözümü açmaya yakın beyaz elbiseli başında sarık olan, sarının ortasında da yeşil, koyu bir bağ olan başka bir kişi gördüm. Böyle cami avlusu gibi bir yere bakıyordu. İçeriden de bembeyaz ışık çıkıyordu. Ardını göremedim, dayanamadım. Gözümü açtım, kimseye anlatamıyorum ne yapmalıyım. Oradan çıkarmam gereken bir ders mi, bir yol mu var bilmiyorum ne yapmalıyım. Yoluna devam et, işine devam et, zikrine devam et. Lazım olan gelir. Bu coronavirus ne zaman bitebilir? Allah istediği zaman bitecek. Eşim ders aldı dört sene önce. İlk başlarda namazını kıldı, dersini çekti. Şimdi ikisini de yapmıyor.

Allah inşallah kalbine, gönlüne onun ilhâm eylesin. İnşallah iyi olsun. İbadetlerimi yapmakta, virtimi çekmekte, iyi insan olmakta, çalışmakta o kadar çok zorlanıyorum ki gerekeni yapmak için bazen kendimde güç bulamıyorum. Ne tarafa yunansam düşüyorum bana ve benim gibilere ne tavsiye edersiniz? Bu nasıl iştir? Biz düşe kalka büyüyeceğiz. Düşeceğiz kalkacağız, düşeceğiz kalkacağız. Tövbe edeceğiz, döneceğiz yürüyeceğiz. Bu noktada asla gayretimizi, bu noktada çalışmamızı hiç mi hiç kaybetmeyeceğiz. Ümidimizi kesmeyeceğiz. O yüzden Allah bize inşallah istikamet versin cümlemize. Bir de bizlere böyle bir imkan sunup sohbetinizden mahrum etmeler için ayrıca teşekkür ederiz. Estağfurullah biz sizlere teşekkür ederiz.

Ebu Musa el-Eşariden rivayet edildiğine göre Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur. Kıyamet günü Allah her Müslümana bir Yahudi veya Hristiyan verecek ve bu seni ateşten kurtuluş fidyendir diyecektir. Allah bizi îmân edenlerden eylesin inşallah. 7 aydır nişanlıyız, dini nikâh kıydırmak istiyoruz. Düğün tarihimiz tam olarak belli değil. Dini nikâh kıydırsak uygun olur mu? Şimdi kardeşler burada bir tenakuz var genelde. Ya normalde bir kimse dini nikâh kıydırdığı anda dini hukuka göre o kadın o adamın eşi oluyor. O yüzden normalde bunu ailelerden habersiz yapmanız çok uygun değil. Bir, ikincisi normalde ne yazık ki Türkiye Cumhuriyeti Devleti layık bir sisteme tavsiye. Sizin dini nikahınızı tanımıyor.

Böyle olunca mağdur olan kadınlar oluyor, kızlarımız oluyor. Bunu ben çok tavsiye etmiyorum. Uzun yıllar oldu dergahta olalı hayatımda siz kıymetli üstadımın emeği tarif edemeyeceğim kadar çok. Ama ben hala anlattıklarınızı hayatıma tam oturtamıyorum. Çok hatalarım oluyor. Gerilerde kaldığımı hissediyorum. Nasıl başarılı olabilirim? İkimiz beraberiz biz seninle. Biz de çok ileride olanlardan değiliz. İnşallah tövbe edelim, zikredelim, devam edelim inşallah. Allah bizi iyilerden eylesin. Rüyamda teyzemiz, teyzem bizim dergahtan. Bu yolda edeb çok önemlidir derken gördüm. Bu yolda edepli bir duruştan kasıt. Nedir, ne yapmalıyım? Dilini, gözünü, kulağını, kalbini haramlardan uzak tut. Ektiğin tohum yokluktan yetişip bitecektir.

Eğer manaya vakıf isen bir misalden anla. Sen de angan yokluktan anlayışcaya huzur ve ihsan bulmayı beklemektesin. O halde yokluk hak sanatının hazinesidir. Angan, oradan ihsan ve keremler gelip durmadadır. Mesnevî 692. Bu kısmı açıklayabilir misiniz? Sabah olur. İstagram üzerinden hiç kesilmeden ve sesle akıntı yaşamadan yayın dinlenebiliniyor. YouTube’da sorum var da hayırlı geceler. Sürekli kesildiği söyleniyor. Faca Karabahşi Velî Link hiç kesilmedi. Böyle nefes oldu. Bu program çok teşekkür ediyorum. Ne yazık ki çok takılmalı olurdu. Sohbetinizi bir kez daha dinleyeceğim. Kusura bakmayın, selametle demiş. 2007 yılında yaptığınız ve önümüzdeki 10 yılda çıkacak fitneler derslerini oldukça günümüzü daha iyi anlıyoruz.

Tekrardan bir süreç değerlendirmesi yapacak mısınız? Niyet ediyorum hep böyle o zamanlarda niyet ettik 10 yıllık 10 yıllık periyatlar halinde yapalım diye. Ama gel gelelim çok yoğunuz. Bununla alakalı böyle bir ön hazırlık lazım. O yoğunluktan başımızı kaldıramıyoruz. Böyle söz verdiğimiz sohbetler oluyor, sorular, cevaplar oluyor. O yüzden onlara fırsat kalmıyor. Bu noktada kardeşler inşallah haklarını helâl etsinler. Böyle bir hazırlık yapabilmek için böyle bir zamana ihtiyaç var. Ama böyle hem Bursa için de haftanın iki günü ders var. Ama Bursa’nın dışındaki derslere gidiyorum. Uzak yakın yerler var. O yüzden zaman bulamıyorum. Hakkınızı helâl edin. İnşallah olur. Allah-u Teâlâ’nın zamanda münezzeh olmasını nasıl anlamalıyız? dünya olarak yaratılmışların bir zamanı var.

Yaratılan bir şeyin zamanı, normalde o da anlayışa göre. normalde bir başkasınınla bir başkasının tecelliyetinin arasındaki zaman farkı. Ama normalde yaratılmışlıktan dışarı çıktığımızda zaman merhumu diye bir şey yok. Burada şimdi güzel oldu diyenler var. Bunları da mı okuyayım şimdi teker teker? Bu sefer kendi kendimizi meth etmiş gibi olacağız. Evet, bir hayli teşekkür şeyleri var mesajları. Görüntü kalitesini düşürebilirsiniz. Yayın daha akıcı olur. Şu an çok kesinti oluyor. Eyvallah. Eyvallah. Virdimi çektiğimde bazen kapı çalıyor ve gelenle muhatap olmak zorunda kalıyorum. Kaldığım yerden devam et benim. Evet. Kaldığımız yerden devam edeceksiniz. İçimdeki huzursuzu nasıl dindirebilirim?

Kalpler ancak zikrullâh ile mutmain olur. Allah’ı zikredin, zikrinin en faziletindesi, ”Lâ ilâhe illallah” demek. Buna devam et inşallah. Epifiz bezinin istihamiyetlik önemi. Epifiz bezini bilmiyorum. Hakkınızı helâl edin. Hazret-i Davut’un kılıncındaki yazıların anlamı ne? Onu da bilmiyorum. Hakkınızı helâl edin. İnşallah. Sorular bitti. Bildiğim kadarıyla. Allah gecenizi hayırlı eylesin. Sabırla beni dinlediğiniz için teşekkür ederim. Aynı sohbet cumartesi gün, akşam inşallah dokuzda tekrar burada olacak. Tabi cumartesi günkü akşam yine o cumartesileri şu anda devam eden, İslâm’da siyaset konuya devam edeceğiz. Kaldığımız yerden yine soru cevap alacağız. İnşallah. Geceniz hayır olsun. Allah razı olsun.

Hakkınızı helâl edin.


Kaynakça ve Referanslar

  • Selâm, Korona ve Tasavvuf Vakfı: Koronavirüs pandemisi önlemleri çerçevesinde Tasavvuf Vakfı’nın perşembe zikri ve cumartesi sohbetlerinin canlı yayına alınması; musîbete sabrın fazileti — Bakara 2/155-157 (“Muhakkak ki biz sizi biraz korku, açlık, mallardan, canlardan ve ürünlerden eksiltmekle imtihan ederiz. Sabredenleri müjdele”); müsibet hediyyesi / belâ-i felah rıvâyeti — Buhârî, Mardâ 1; Müslim, Birr 49; salgın hastâlıkta şehîdlik hükmü — Buhârî, Tıb 30; Müslim, İmâre 164 (“Taûn hastâlığından ölen şehîddir”)
  • Virüs Sonrası Tövbe ve Küfrün Pençesi: Kibir ve isyanın musîbete yol açması — Nemrûd’un sivrisinek ile helâki ri’vayeti (İbn Kesîr, el-Bidâye ve’n-Nihâye); küfrün pençesinden kurtulma — Tevbe 9/32 (“Allah nurunu tamamlayacaktır”); kelime-i tevhîd ıtı — Müslim, Îmân 43 (“Kim ‘Lâ ilâhe illallâh Muhammeden Resûlullâh’ derse…”); sabrın mükâfâtı — Zumer 39/10 (“Sabredenlere mükâfâtları hesapsiz ödenecektir”); eşcinsellik-fâiz-fuhuş-içki kelimelerinin umum kaynıyla helâl dairesinden çıkarılması ve toplumsal musibetle sonuçlanması
  • Kötülüğü Destekleyen Devletler ve Helâk: Nehy-i Ani’l-Münker vâcibi — Âl-i İmrân 3/104 (“İçinizden hayra çağıran, iyiliği emredip kötülükten alıkoyan bir topluluk bulunsun. İşte onlar kurtuluşa erenlerdir”), 3/110; devlet-millet düzeyinde emr-i bi’l-ma’rûf sözle-elle-kalble mertïibeleri — Müslim, Îmân 78 (“Kim bir kötülük görürse eliyle mâni olsun…”); terörü-bombaşamayı-fâizi-fuhuşu-çoluk-çocuk şehadetini meslek edinen siyâsetin musîbetlerle karşılaşaması — A’râf 7/96-99; Enfal 8/25 (“Öyle bir fâtih çetinlikten çekininiz ki sadece zâlimlere âsâbet etmez”)
  • Lût Kavmi, Eşcinsellik ve Azap: Lût kavminin helâki — A’râf 7/80-84, Hûd 11/77-83, Şuarâ 26/160-175, Neml 27/54-58, Ankebût 29/28-35; “Lût kavminin yaptığı fiili yapanları gördüğünüzde hâlinden-eyleminden öldürün” — Ebû Dâvûd, Hudûd 28; Tirmizî, Hudûd 24; Mûsâ ile Firavûn’un denizde boğulması — Şuarâ 26/60-67, Yûnus 10/90-92; medeniyetlerin sapkınlığa gömüldükleri zaman uğradıkları belâve musıbeteler rıvâyetleri (Hollanda, İtalya, İngiltere’de eşcinsel evliliklerinin serbest bırakılmasının umumi helâk ölçüsündeki tehlikesi)
  • Rüyâ, Sûfî Âdâbı ve Tespih: Rüyâ yorumunun mahremiyeti ve kamû tecrübesinde paylaşmamanın âdâbı — Buhârî, Ta’bîr 14; kâza namâzında kâmet tekrarı ictihâdı — Mergınânî el-Hidâye; sûfînin üstâdıyla mânevî bağı — Sühreverdî Avârifu’l-Maârif, “Hubbun fillah ve buğdun fillah” hadîs-i şerîfi — Ebû Dâvûd, Sünne 3; Kur’ân peygamber duâları — Enbiyâ 21/87 (Yûnus duâsı), Âl-i İmrân 3/173 (Hasbiyallâh), Bakara 2/286 (Lemniyâs), Tâhâ 20/25-28 (Mûsâ duâsı); Hollanda Başbakanı Mark Rutte’un sürü bağışıklığı açıklaması ve olası ölümlü biyolojik dalga
  • Felaket Yılları ve Taklit-Tahkik: “Cenab-ı Hak köyün ehlini zulmederlerken helak etmez” — Hûd 11/117; musibetlerin ikazin âyetleri — Rûm 30/41 (“İnsanların elleriyle kazandıkları yüzünden karada ve denizde fesâd zâhir oldu”); Nahl 16/112; taklid ile tahkîk arasında mutlaka tahkike yönelmenin gerekliliği — İmâm-ı Gazzâlî, İhyâ, Kitâbu’l-İlm; “İbâdetlerinizi benden gördüğünüz gibi yapınız” — Buhârî, Ezan 18; nefsin şoşti-hilesi — Mevlânâ, Mesnevî I. cilt; belki de mü’minin kendi çevresine düşen sorumluluğun ihmali
  • Sinema, Dizi ve Çağrı Filmi: Tebliğ aracliginda sinema-dizi-animasyon kullanımının câiz olduğu ve ictihâd-i müteşâbih görünümleri — Nahl 16/125 (“Rabbinin yoluna hikmetle ve güzel öğütle davet et”), Âl-i İmrân 3/110; Mustafa Akkad’ın Çağrı (1976) ve Muhammed: Resûlullâh (alâmatif baslıklar) ile Ömer Muhtâr / Lion of the Desert (1981) filmleri; “Çağrı” filminin tıkanması ve İslam ülkelerine yön verilmemesi; sanatın-medyanın “Allah’a uzaktaki” salt sömürü silahı olarak kullanılması — Ahmed bin Hanbel Müsned; Taberânî el-Kebîr (“İslâm üstatı aziz ederek küfrü zelil eder”)
  • Yalan Haber ve Cezâsız Medya: Yalanın büyük günâhlar arasında geçmesi — Hucurât 49/6 (“Ey iman edenler! Size fâsık bir haber getirirse onu tahkîk edin”), 49/11-12 (alay-iftirae-sû-i-zann); “Üç sıfat ki kimde olursa tam münâfıktır” hadîs-i şerîfi — Buhârî, Îmân 24; Müslim, Îmân 106 (“Konuştuğu zaman yalan söyler, söz verdiğinde tutmaz, emânete hıyânet eder”); Suriye şehîdlerinin medyada abartılması ve Türkiye Cumhuriyeti iç hukukunda “yalan haberin cezâsının bulunmayışı” sakıncası — İmâm-ı Gazzâlî İhyâ, Kitâbu Âfâti’l-Lisân
  • Recm Âyeti, Uydurmalar ve Aşı: Hazret-i Ömer’in recm hutbesi — Buhârî, Hudûd 30-31; Müslim, Hudûd 15 (“Allâhu Teâlâ Muhammed’i hak dinle gönderdi… recm âyetini okuduk ezberledik. Resûlullah zinâ yapana recm cezâsını tatbîk etti”); muhsan (evli) zinânın recm cezâsı — Tirmizî, Hudûd 4; Ebû Dâvûd, Hudûd 23; Muvatta, Hudûd 5; Nesâî, Recmu’l-yahudiyyîni 1; Kıblet âyeti — Nûr 24/2-3; sünneti-inkar ve kelamet-ül-fesad hareketinin muta kitabına karsıtı — Haşr 59/7, Nisâ 4/80; koronavirüs aşısı piyasaya çıktığında farmâ-deste firmalarının kâr hesapları ve Amerikan başkanının sağlık-polîtik tutumu
  • Mehdî Beklentisi ve Vazife Şuuru: Mehdî rivayetleri — Ebû Dâvûd, Mehdî 1, 11; Tirmizî, Fiten 43, 52; İbn Mâce, Fiten 33-34 (“Dünyadan bir gün bile kalsa Allâh o günü Mehdî’nin çıkışına kadar uzatacaktır”); beklenti yerine mücâdele — Âl-i İmrân 3/139 (“Gevşeklik göstermeyin, üzülmeyin, üstte olan sizlersiniz eğer gerçekten iman etmişseniz”); Ra’d 13/11 (“Bir kavim kendini değiştirmedikçe Allâh onları değiştirmez”); nefs ve şeytân ile cihâd — “Büyük cihâd nefsinizle olan cihâddır” rıvâyeti (Bagdadî, Târîhu Bağdad); Hindî üst akıl-dış güç bağlantısı yerine bireyî sorumluluk ve Resûlullâh’ın örnekliği
  • Cihâd, Mücâdele ve Virüs Duâsı: Kur’ân ve Sünnet’e sımsıkı sarılmanın emri — Âl-i İmrân 3/103; “Cenab-ı Hak’tan nasıl bir yardım bekliyorsunuz çünkü gıdâ tembellikten gelir” mefhûmu — İmâm-ı Gazzâlî İhyâ; “Belâlardan kurtulmak için Âyete’l-Kürsî, Felak-Nâs ve Fâtihâ okumak” — Buhârî, Fedâilu’l-Kur’ân 10; Tirmizî, Fedâilu’l-Kur’ân 6-11; Hazret-i Peygamber’e seğret yaparken bile küfürle etkilenmesinin rıvâyeti (Buhârî, Tıb 47 — Lebîd bin A’sâm vak’ası) ve Felak-Nâs sûrelerinin kendisine okunması; “Hasbünallâhü ve ni’mel vekîl” zikri — Âl-i İmrân 3/173
  • Teknik Sorular ve Son Nasîhatler: Canlı yayın kalite-donma sorunları ve Ebâbîl kuşu-çekirge-karınca benzetmeleri (Fil Sûresi 105/3, A’râf 7/133); vahdet-tevhîde ulaşan müridin duâ âdâbı — İbn Âtâ’ullâh Hikem; ders almadığı halde istikrârlı ibâdet sorusu ve şeyhin-üstâdın sözlerinin yorumlama mesafesi — Sühreverdî Avârifu’l-Maârif; ibadetlerde gevşeyen mürîde nasihât — Ra’d 13/28 (“Kalpler ancak Allah’ın zikriyle mutmain olur”); zamân ve mekânın Allah’a nisbetle münezzeh olduğu — Tevhîd Sureleri Mekkî (İmâm-ı Rabbânî, Mektûbât); Hazret-i Dâvûd’un kılıcındaki yazılar ve epifiz bezi hakkında Hoca’nın “bilmiyorum” cevâbının İslâmî edebe uygunluğu; cumartesi devamı olan “İslâm ve Siyâset” konulu sohbet duyurusu ve Pir Seyyid Abdülkâdir-i Geylânî silsilesi ile Hz. Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem’e uzanan şeref-i silsile

Tasavvuf hakkında daha fazla bilgi için tıklayınız.

İlgili Sözlük Terimleri: Hâl, Tarîkat, Vird, Zikir, Tevhîd, İhsân, Nefs, Kalb. → Tasavvuf Sözlüğü’nün tamamı