Perşembe, 14 Mayıs 2026
YOLUMUZ NÜBÜVVET YOLUDUR

Mustafa Özbağ

İrşad & Tasavvuf · Resmî Site
Soru/Cevap ·

2020 Soru-Cevap Sohbet #28 — Korona, Kalp Birliği ve İftira

Mustafa Özbağ Efendi'ye sorulan soru ve cevabı: 2020 Soru-Cevap Sohbet #28 — Korona, Kalp Birliği ve İftira. Tasavvuf, ahlâk ve günlük hayata dair açıklama.


Korona, Cami ve Cemaat

Selamünaleyküm, hayırlı akşamlar. Allah gecenizi hayırla eylesin, gündüzünüze hayırla eylesin, ayınızı, yılınızı, ömrünüzü hayırla eylesin. Cümle Ümmet-i Muhammed’e Kur’ân ve Sünnet-i Seniyye sımsık yapışıp yaşama ve yaşatma mücadelesi verenlerden eylesin. Ümmet-i Muhammed’e Allah sevgisi, Resûlullah sevgisi, mümin sevgisi nasîb eylesin. Ümmet-i Muhammed’e haramlardan uzak durmayı, her türlü haramdan kaçınmayı, iyi ameller, salih ameller işlemeyi nasîb eylesin. Ümmet-i Muhammed’e farz namazlarını dost doğru kılan, farz oruçlarını dost doğru tutan ümmetlerden eylesin inşallah. Kıymetli dostlar, Mesnevî sohbetlerine devam edeceğiz inşallah. Geçen hafta Cumartesi gün 1. cilt 888. beytte kalmıştık.

O beytten inşallah Allah izin verirse devam edeceğiz. Son okuduğumuz beyt oydu. bu şevk ve cezbe o zevkin geldiği taraftan gelir. Bunu okumuştuk. Her kavmin gözü bir günce zevk sürdüğü cihette kalmıştır. bir topluluk düşünün, o topluluğun gözü bir gün dahi olsa bir şeyde zevk edilir. O gün böyle neşelenir, o gün ağzı tatlanır, gönlü hoş olur. Hep aklı fikri orada kalır. Onun devamını onu arzular, onu ister. bayram günleri vardır ya, insanlar tekrar o bayram gününü arzu ederler. Veyahut da mutlu bir evlilik olmuştur. O mutlu evliliğin başlangıcı, düğünü, hep insanlar o başlangıcını, o düğününü arzular. Veyahut da bir zaman olmuştur, çok mutlu olmuştur bir meselede. O bir meselede mutlu olunca hep o mutluluğu hatırlamak ister. bütün kavimler, bütün bireyler, aileler, topluluklar, milletler böyle mutlu oldukları günleri hatırlarlar.

Mutlu oldukları günlerde o zevk sürdükleri günleri kendilerince yad ederler. Ve o mutluluğu yeniden yaşamak, o zevk sürdüğü anı yeniden yaşamak veya hatta yenilerini yaşamak ister. insanoğlu veya hatta müminler, öyle söyleyelim, kendilerince elest halindeyken ben sizin Rabbiniz değil miyim diye sorduğunda bütün insanlar, bütün ruhlar evet sen bizim Rabbimizsin dedi. Ve Allah-u Alem bunu böyle tarif ediyorum ama ilk yaratılan o nur-u Muhammediye’nin içerisinde ama Cenâb-ı Hakk’ın sıfatsal boyutlarını, ama Cenâb-ı Hakk’ın kelamını, ama Cenâb-ı Hakk’ın bir tecelliyatına mahzar olurlar. O tecelliyatına mahzar olunca her daim onu arzular, onu ister oldular. Çünkü orada değilsiz, dudaksız, harfsiz sohbet etme, cemal ile cemalleşme Allah-u Alem vardı.

Ve orada eğer öyle bir hal yaşadılarsa her daim insanlar o hali yaşamak isterler. sufiler böyle bir güzel salih rüyalar görürler. Güzel salih rüyalar gördüklerinde o salih rüyanın vermiş olduğu bir zevk, vermiş olduğu bir neşe, vermiş olduğu bir tat vardır. Onu kaybetmek istemez insan. Sabah olduğunda o bütün gün belki de gözünün önünde görmüş olduğu rüya gelir, takılır. Veya da gözünün önünde, eğer Cenâb-ı Hak ona hitap ettiyse o hitap hiçbir zaman onun gözünün önünden, kalbinden, dilinden, içinden dışından eksik olmaz. Veya da Hazret-i Peygamber’in Sallallâhu Aleyhi ve Sellem hazretlerini gördüğünü düşünün. O her daim bütün günlerce o görmüş olduğu o halin, o rüyanın, o zevkin tadından aklına hiçbir şey gelmez.

Gözü hep orada ister. Ve insanoğlu da hep o tatlılıkları, o neşeyi, o lezzeti arar durur. Bütün her şeyi de arar. Bir lezzet almıştır ya, bir tat almıştır ya, bir mutluluk duymuştur ya. Onu her daim arayıp sormak, her daim onu almak ister. Şimdi iyilikleri isteyen, iyiliklere doğru yol alan bir kimse hep böyle iyilik yaptıkça iyilikten tat alır, iyilikten lezzet alır, iyiliğe devam etmek ister. Çünkü o iyilikten tat almaktadır, iyilikten lezzet almaktadır. Veya da Müslümanların bazıları mesela çok namaz kılar. Artık o namaz onun için böyle her şeyden evladır ve namaz kıldıkça mutlu olur, namaz kıldıkça tatlılaşır, zevklenir. Hep gözü namazdadır onu. Veya da bir Müslüman düşünün, Kur’ân-ı Kerim ile yoğrulmuştur.

Gözü hep onun Kur’ân-ı Kerim’dedir. Çünkü o Kur’ân-ı Kerim’den lezzet almaktadır, Kur’ân-ı Kerim’den tat almaktadır. O her daim o tat aldığı, lezzet aldığı hal ile hallenmek ister. Veya da Sufiler genel olarak Allah’ı zikirden tat alırlar. Her daim ondan tat aldıklarından, her daim Allah’ı zikretmek isterler. Bir de önlerinde müjde de vardır ya kim Allah’ı zikrederse Allah da onu zikreder diye. O yüzden Sufiler her daim gözleri zikirde olur, her daim o tat aldığı, o lezzet aldığı anı, o lezzet aldığı hali yaşamak ister. arkadaşlar bazen diyorlar ya zikirler ne zaman başlayacak, ne zaman devam edecek, ne zaman toplu zikir yapacağız? E şimdi neden? Onu tat aldı insanlar, oradan lezzet aldı, oradan feyizlendi, bereketlendi, nimetlendi.

Tekrar onu istiyor, tekrar onların başlamasını istiyor. Ama malum zikirhaneler bir AVM değil. Zikirhaneler turistik amaçlı bir yer de değil. Zikirhaneler öyle plaj gibi yer de değil. Yerli yabancı turist çeksin. Zikirhaneler öyle tiyatro bir yer de değil. Zikirhaneler böyle konser salonu da değil. Zikirhaneler ayrı. Öyle olunca da henüz daha zikirhanelere müsaade çıkmadı. vakıfların eğitimlerine, vakıfların bu tip çalışmalarına müsaade yok daha. Toplu olarak böyle bir ibadet etmeniz mümkün değil. Çünkü cumaları, erkekler cumaya gidiyorlarsa bilirler. Allah affetsin. Ne yazık ki öyleyiz. Bunlar cumaları yaşıyoruz. Bir görevli polis caminin kapısında maske sorguluyor. Caminin kapısında duruyor.

İçerideki cemaatı sosyal mesafede oturtturmaya çalışıyor. Veyahut da benim gittiğim camide böyle mahalle caminde. Bilmiyorum her tarafta aynı mı. Ama zannediyorum her tarafta aynıdır. Ama AVM’de sosyal mesafe tanıyan yok. Lokantalar da yok. Restoranlarda yok. Kafelerde yok. Veyahut da bilmiyorum Bursa’daki belediye otobüslerinde sosyal mesafe yok. Herkes üst üste. Veyahut da Bursa’daki ben zaman zaman metronun yanından geçerken görüyorum. Metro da aynı. Öyle iş çıkışlarında daha da sıkıntılı. Taksilerde Korona yok. Dolmuşlarda yok. Minibüslerde yok. Otobüslerde yok. Metroda yok. AVM’lerde yok Korona. Ondan sonra çarşıda, bacada, sazda, cazda, tiyatroda, dansda yok. Ama camilerde var. Bu Korona nasıl bir Korona ise dönüyor, dolaşıyor, geliyor.

Camilerdeki Müslümanlara bulaşıyor. Onlara saldırıyor. Ve bu Korona nasıl bir şey ise dönüyor, dolaşıyor, geliyor. Vakıfların binalarına saldırıyor. Enteresan bir koronayla karşı karşıyayız. Şimdi insanlar hoş camiler bundan uzak dursa ne olacak? camilerde cemaat mi kaldı? Bir de işin bu tarafı var. ümmet-i Muhammed’in sanki böyle bir yasak bekliyorlarmış gibi. Bir yasak olunca herkes camiyi de unuttu. Camiye gitmeyi de unuttu. Birkaç saf millet orada namaz kılıyor. Hatta vakit namazlarında onlar da yok. Böyle camiler boşaldı desek yeri var. Daha da enteresan nasıl bir akıl nasıl bir fikirse camilerin suları da kesek. Te! herhalde zannediyorum bu hafta açtılar galiba. Geçen haftaya kadar camilerin suları da kesik. bir kimse camiye gelse sözde camiler açıktı ama vakit namazlarında da cemaat de kılınmıyordu.

Ama sular kesik. böyle bir şey düşünülebilir mi? Bir Müslüman mescidinde sular kesik. bu kimse tuvalete gittiğinde nasıl taharetlenecek? Bu kimse abdest alacaksa nasıl abdest alacak? Bunları dile, aklıma geldikçe böyle üzüntümden ne diyeceğimi bilemiyorum. Ve ne yazık ki biz bunları yaşıyoruz ve yaşamaya devam edeceğiz böyle giderse. Çünkü bir caminin suyu kesikse tevmüm mü edecek o kimse? böyle bir mantık var mı? Böyle bir nasıl bir mantık var? Bunu nasıl bir şey yapıyor? abdest alırken Müslüman yanındaki kimseye Koran’ı bulaştırmayacak. O yüzden caminin suyunu keselim. Kapatalım. Eee? bu normalde bir yerli yabancı bir kimse abdest alacak olsa, camide namaz kılacak olsa, caminin içerisinde sular akmıyor.

Ayrı bir handikap. Şimdi demek ki bir kimse bir yerden lezzet alıyorsa, bir yerden tat alıyorsa, daha önce orada lezzet ve tat aldıysa, manevi olarak bir feyizlendiyse hep gözü oradadır. Birisi arar, orayı ister. Onunla o hal ile hallemek ister. Ve o hal ile hallemek istedikçe de o kimse hiçbir zaman oradan gözünü çevirmez. Yakinen her cinsin zevki kendi cinsiyle dir. normalde insanlara bakarsanız, veya bütün mahlukata bakarsanız, herkesin zevki kendi cinsindendir. biz bir kumruyla bir kartalın arkadaş olması, birbirine muhabbet etmesini beklenmez. Veya da bir kumruyla bir karganın arkadaş olması, birbirine muhabbet beslemesi mümkün değil. Veya da bir yırtıcı kuş ile bir serçenin dost olması mümkün değil.

Her cins kuşlar kuşlarla arkadaşlık eder, dost eder ama kuşlar da kendi aralarında kendi cinsleriyle arkadaşlık ederler. O zaman kuşlar birbütündür ama kuşların içerisinde yırtıcı olanlar, kendi yırtıcı olanlarıyla yırtıcı olmayanlarla dost olur, arkadaş olur, kardeş olur, bir şey paylaşırlar. kendi cinsinden kimseyle o kimse zevklenir, kendi cinsinin peşine koşar, ona inanır, onunla hemhal olur. O zaman kafirler de kafirlerle dost olur, kafirlerle arkadaş olur. Müminler müminlerle dost olur, müminlerle arkadaş olur. Çünkü bunlar cins birliğidir. Bir tarafa bakarsanız mümindir. Müminin kafirle dost olması mümkün değil. Çünkü Âyet-i Kerime’de ey îmân edenler siz kafirleri kendinize dost tutmayınız.

Veya ey îmân edenler siz Yahudileri ve Hristiyanları kendinize dost tutmayınız. Ey îmân edenler sizin dostunuz ancak müminlerdir ve sizin dostunuz ancak Allah’tır der. Şimdi böyle olunca bir ki müminler müminlerle dost olur, müminler müminlerle arkadaş olur. Ve müminlerin içerisinde de aynı sıfatsal büyüttü olan, aynı sıfatsal tecelliyatlara mazhar olanlar birbirleriyle dost olur. Mesela hırsızlık yapan bir kimseyle hırsızlık yapmayan bir kimsenin dost olması mümkün değildir. Veya da fuğuş yapan bir kimseyle fuğuş yapmayan bir kimsenin dost olması mümkün değildir. Veya beş vakit namaz kılan bir kimsenin beş vakit namaz kılmayan bir kimsenin onunla dost olması mümkün değildir. Sebeb, onun canı sıkıldır.

O beş vakit namaz kılmıyor çünkü. Veya hatta zikre giden bir kimsenin zikre gitmeyen bir kimseyle dost olması çok zordur. Sebeb o zikre gidiyor ona diyecek ki hadi zikrullâh gidiyoruz. O diyecek ki ben gelmek istemiyorum. Dostluğu böyle yavaş yavaş yavaş yavaş ne olacak? Son bulacak. Demek ki her cinsin zevki de kendi cinsiyle. Bakın kendi cinsiyle. Yabancı kimseyle değil. O yüzden derviş dervişi dakikada bulurmuş. Ama derviş dervişi dakikada bulur. Sûfî Sûfî’yi dakikada sever. Sûfî Sûfî’ye dakikada katlanır. Dakikada onunla dost olur. Onunla muhabbet besler. Onunla birliktelik peyda olur. Ama Sûfî olmayanla Sufinin dostluğu çok zor. Sûfî olmayan kimse bakar ya bunlar hangi dilden konuşuyorlar?

Anlattıklarının hiçbirisini anlamadınlar. Veyahut da mesela bu aynı derganın içerisinde aynı topluluğun içerisinde dervişlerin arasında bile olur. Mesela nasıl olur? hal gören dervişler genelde hal gören dervişlerle daha çabuk aşır neşir olurlar. Başlarlar anlatmaya çünkü. Yok gözünün yumluğunda Mekke’yi gördün. Yok gözünün yumluğunda Medîne’yi gördürdün. Yok gözünün yumluğunda Hazret-i Peygamber’in sallallâhu aleyhi ve sellemi gördün. Yok onunla konuştun. Yok bununla konuştun. Onların muhabbeti bu olur. Bakın hal dervişi hal dervişiyle. Veya kal dervişi çok laf üreten bir dervişle laf üreten dervişle arkadaşlık eder. Çünkü ikisi de laf üretecek. Bir de kal dervişleri, bir de yal dervişleri vardır ya yeme içme dervişi.

O da derviş ama o yeme içmeyi çok sever. Nerede yemek var, nerede güzel yemek var oraya gider. Hoş kalmadı bizim dergahta şimdi bu tip Adap Erkan. Adap Erkan işte böyle evlerde orada burada yemekli zikirler yok artık. Önceden vardı da şimdi yok artık. Öyle olunca yal dervişleri de eskisi gibi yok artık bizde. Onlar çünkü bakıyorlar öyle yağlı güzel yemekler yok. Olmayınca onlar dergahı bile terk ederler. Hatta bazı böyle insanlar vardır. Hiçbir yerden ders almazlar. Ben bunu tecrübe ile sabittir. Onlar nerede yemek var, nerede böyle ikramlı bir zikrullâh var davet et giderler hazır. Bizim o taraflarında kaşığı cebinde veya kaşığı belinde derler. Nerede davet edilirse onun kaşığı cebinde veya belinde gider.

Allah muhafaza eylesin. O yüzden insanlar kendi hallerince de kendi halinde olan bir kimseyle zevklenir. Onunla tatlanır. Çünkü öbürküyle bir başkasıyla tatlanması zevklenmesi mümkün değildir. Buhari okuyacak olduğumuz hadis-i şerifi nakletmiş. Müminler birbirlerini sevmekte, birbirlerini acımakta ve birbirlerini korumakta bir vücuda benzerler. Müslümanlar vücudun bir uzu hasta olduğu zaman diğer uzuvlar da bu sebeple uykusuzluğa ve ateşli hastalığa tuturlar. Demek ki Müslümanlar birbirlerini sevmekte, birbirlerini acımakta ve birbirlerini korumakta bir vücuda benziyorlar. Bu şimdi ne yazık ki bu müminlik vasıflarında kaybetmeye başladık. Biz birbirlerimizi sevmekte, birbirlerimizi acımakta, birbirlerimizi korumakta bir vücuda benzemiyoruz artık.

Bir vücuda benzemiş olsak Ümmet-i Muhammed’in sıkıntısı kalmayacak zaten.


Kalp Birliği ve Tarikatlar

Bir vücudu biz yaşamış olsak Ümmet-i Muhammed kalbi bir noktada, bir dairede atacak. Ve hatta cemaatlerin, tarikatların, toplulukların da aynı hale geldi. artık bir topluluk da bir cemaat de kalbi bir yerde atmıyor artık. kalbi bir yerde atsın diye bir şey söylüyorsun, bir şey diyorsun. Ne yazık ki onlar o merkezde toplanmıyor. Herkes çok biliyor. Herkesin kendince alimliği var, ulemalılığı var. Kendince aklı önde onun ve çok biliyor herkesten fazla. Öyle olunca o kimsenin aynı kalbin ritmini yakalaması mümkün olmuyor. Ve orta yere orada bir laf söylüyor zaten, bir şey diyor. O ona laf söylüyor, o ona laf söylüyor. Ne yazık ki müminlerin birbirlerine karşı olan muhabbetleri ve birbirlerine karşı olan bağlılıkları zedeleniyor. bu hadis-i şerifler ne yazık ki şu anda tecelli etmiyor.

Tecelli belki de biz ona mazhar değiliz. O da olabilir. Biz göremiyoruz olabiliriz. Çünkü birbirlerini sevmekte, birbirlerini acımakta, birbirlerini korumakta vücuda benzeyecekler. Bakın birbirini de koracak. birbirini korumak ne demek? Dışarıdan birisi ona saldırırsa onu muhafaza edecek. Dışarıdan onun birisi gıybetini derse onu susturacak. Dışarıdan birisi onun dedikodusunu yapıyorsa onu susturacak. Dışarıdan bir kimse ona iftirâ atıyorsa onu susturmaya gayret edecek. Bir kötülüğü gördüğünüzde eliniz de mümkün değilse, diliniz de o da mümkün değilse kalbim buğuz ederekten önlemeye çalışınız ki bu da imanın en zayıf noktasıdır. Hadis-i şerif. Şimdi böyle olunca müminler birbirlerini sevmekte, birbirlerini acımaktan uzaktalar artık.

Ne yazık ki bu kapitalist sistem, bu deccalist sistem bizim dinimizi, imanımızı, bizim örfümüzü, adetimizi, geleneğimizi, göreneğimizi yok ediyor. Kardeşlerin arasında dahi sıkıntı var. İki kardeş bir karış toprak için birbirini yiyor. Veyahut da iki kardeş herhangi bir meseleden dolayı birbirine küs. Veyahut da artık çocuklar anne babalarına tavır koyuyorlar. bir vücut gibi olacaklarına çocuklar anne babaya tavır koyuyor. anne baba haksız, anne baba hatalı, anne baba suçlu, anne baba olmasaymış daha iyi olur mu? Daha iyiymiş. topraktan biteymiş bunlar mantar gibi daha iyi olacakmış. Bu hale geldi ümmet-i Muhammed. Eşler arasında dahi aynı. Eşler birbirlerini sevmekte, birbirlerini acımakta ve korumakta şedid değiller, kuvvetli değiller. bir kadın gidiyor, kocasının kendi annesine babasına şikayet ediyor, dedikodu yapıyor.

Veyahut da bir kadın gidiyor, kocasına kendi annesini babasını şikayet ediyor. Onun dedikodusunu yapıyor. Evlat anne baba ilişkisi, anne baba evlat ilişkisi de en azından sağlıklı müminlik dairesinde düşünülmüş olsa birbirlerini sevip birbirlerini korumaları gerekirken ne yazık ki o da kalmadı. Bakın gün geçtikçe aile merhumunu yitiriyoruz. Gün geçtikçe dostluk, arkadaşlık merhumunu yitiriyoruz. Gün geçtikçe birbirimize olan muhabbetimizi, birbirimize karşı olan sevgimizi, birbirimize karşı olan vazifelerimizi kaybediyoruz. Artık öyle bir şey oluyor ki bu kapitalist, deccalist sistem bizi sadece bireysel düşünmeye, bireysel yaşamaya, bireysel hareket etmeye doğru yönlendiriyor. aile kavramını yok ediyor.

Bireylerin normalde kendi heva ve heveslerini, kendi nefislerini ortaya da çıkıyor. Bir ve beraber değil müminler. Düşünebiliyor musunuz Osmanlı’dan sonra müminler bir daha bir ve beraber olamadılar. Yüz kusur yıl geçiyor şimdi. Ve bu parçalanmışlık, bu ayrılmışlık yüzyılda öncesinden koy iki yüz yıl. İki yüz yıl, iki yüz yıldan beri ümmet-i Muhammed parçalanmış vaziyette, ümmet-i Muhammed yıkılmış vaziyette ve ümmet-i Muhammed birbirlerini sevmekte, birbirlerini acımakta, birbirlerini korumakta ne yazık ki bir vücuda benzemiyor artık. Almış oldukları eğitimler, almış oldukları bilgi, almış oldukları kültür ne yazık ki İslami bir kültür değil. İslami bir eğitim değil, İslami bir bilgi değil.

Öyle olunca müminler birbirlerini sevmekte, birbirlerini acımakta, birbirlerini korumakta bir vücuda benzemez hale geldi. Benzemez haline gelince zaten her cins kendi zevki, kendi cinsi iledir. Hükmü de orta yere çıktı. annesine babasına itiraz eden, annesine babasına bakmayan, kötülük yapanlar artık bir topluluk. Veyahut da çocuklarına kötülük yapan, çocuklarını korumayan, çocuklarını muhafaza etmeyen anne babalar bir topluluk. Onlar onlardan lezzet alıyorlar. Veyahut da aynı günaha kebari işleyenler bir topluluk, aynı helalı işleyenler bir topluluk. Mesela böyle böyle olunca herkes birbirini sever hali oldu. Oysa ümmet bütün Müslümanları birbirlerini sevmesi, birbirlerine muhabbet etmesi, birbirlerine destek çıkmasını emrederken ne yazık ki Müslümanlar bundan uzak durdular.

Muhammedi olanlar birbirlerini daha fazla severler, birbirlerine daha fazla birbirlerinden zevk alırlar. Örneğin, örnekliyorum, iyi seviler de birbirlerinden daha fazla zevk alırlar, birbirlerinden daha fazla mutlu olurlar. Demek ki, yakinen her cins kendi cinsiyle beraber oluyor. Yine Riyâ-i Sâlih’inden geçer, Riyâ-i Sâlih’inde geçer bu hadisi kutsal. Allah-u Teâlâ, sırf benim için birbirini seven, benim rızâm için toplanan, benim rızâm uğrunda birbirini ziyaret eden ve sadece benim rızâm için sadaka verip iyilik edenler benim sevgimi hak ederler buyurmuştur. O zaman normalde bakın bu Allah’ın sevgisini hak edenler, hak etmek isteyenler, hak etme topluluğu ne yapacakmış? Sırf Allah için birbirlerini sevecekler ve sırf Allah için birbirlerini sevip onlar bir yerde toplanacaklar.

Bakın başka bir hadisi kutsal’da toplanıp Allah’ı zikrederler diyor. Bir ilave metinler var bununla alakalı. Şimdi ve benim rızâm uğrunda birbirini ziyaret eden ve Allah rızası için birbirlerini ziyaret eden, birbirinin yanına giden, birbirini yoklayan, birbirini kollayan o yüzden müritlerin, mürşidlerin ziyaretlerini bu hadisi kutsaya bağlamışlar. Allah için birbirini sevecek üstadını Allah için sevecek ve Allah için onu ziyaret edecek ve ziyaret ettiğinde orada da muhakkak bir toplantı olur orada da Allah’ı zikredecek ve rızâm için benim rızâm için sadaka verip iyilik edenler ve Allah’ın rızası için etrafına sadaka verenler. Bilim de bir sadakadır, bir soruya cevap vermek de sadakadır, tebessüm etmek de sadakadır, aynı hayatta mali olarak da yardım etmek de sadakadır, bir misafiri yedirip içirmek de sadakadır, bir misafiri yatırmak da sadakadır, bir kimsenin ihtiyacını görmek de sadakadır.

Her iyilik bir sadakadır, her tebessümlü yüz bir sadakadır. O zaman bunu yaparken de sırf Allah’ın zası için yapıp da normalde bir de iyilik ediyorsa o kimse Cenâb-ı Hakk’ın sevgisini hak etmiş oluyor. Bakın tekrar söylüyorum, kıymetli dostlar Allah’ın sevgisini hak etmek istiyorsanız bir Allah için insanlar birbirlerini sevecekler, iki Allah için toplanacaklar, üç Allah için birbirlerini ziyaret edecekler, dört Allah için sadaka verecekler, beş Allah için iyilik yapacaklar. Bunları yaparlarsa eğer o zaman Cenâb-ı Hak’ın sevgisini hak etmiş oluyorlar. Bakın Cenâb-ı Hak’ın sevgisini hak etmiş oluyorlar. Allah onları seviyor. Bakın Allah onları seviyor. Rabbim sevdiği kullarından eylesin cümlemizi inşallah.

Bak cüz’ün zevki kendi küllünden olur. Yahut o şey bir cinse katılma kabiliyetinde olur da ona erişince o cinsten oluverir. cüz’ün zevki kendi küllünden olur. bir su damlasının küllü deryadır. O su damlası deryaya gitmek için koşar ve deryaya ulaştığında zevkin doruk noktasına ulaşır. Neden? Cüz kendi küllüne gitti. kendini tamam eden daha büyüğe doğru gitti. Her cüz kendi küllünde şüküm bulur, kendi küllünde zevke gelir. Veyahut o şey bir cinse katılma kabiliyetinde olur da ona erişince o cinsten oluverir. Mesela vücut topraktan ve sudan yaratılmaya, vücut topraktan ve sudan yaratılma olduğu için normalde topraktan ve sudan yetişen bir şey farklı cinste de olsa bizim vücudumuza girdiğinde ne olur?

Bizim vücudumuza hemhal sağlamış olur. Et yeriz. Etin normalde özü su ve topraktır. Ve et vücuda girdiğimizde ne oldu? Bizim vücudumuza girdiğinde kuvvet oldu. Bizim vücudumuza girince vücudumuzda değişik faydalı organizmalara dönüştü, hücrelere dönüştü. biz bir baktık ki mesela buğday, buğdaya baktığımızda cinsi insan mı değil ama insan vücuduna girince insan vücuduna faydalı oldu, bir besin oldu insan vücudunda. Besin olunca da bizim vücudumuzda karıştı gitti, yok oldu, fena oldu vücudumuzda. Ve hatta sabahları, öğlenleri, akşamları yer içeriz ya. Yediğimiz, içtiğimiz her şey ne oldu? Vücudumuza girince bizde fena oldu, bizde yok oldu. Şimdi akşam yemeği yiyenler için akşam yemeği vücudun dışındaydı.

Biz yemeği yiyince vücudun içinde oldu. Vücudun içerisinde aslında etin, ekmeğin, suyun, nohutun, fasulyenin kendisiyle alakalı bir şey kaldı mı? Hayır. Baktığımızda biz o öğütüldü çünkü öğütülünce hamur haline geldi fasulyeden eser kalmadı. Ama bizim vücudumuzun içinde fasulyeden eser kalmadı. Bir müddet sonra o kuvvete döndü, kuvvete döndükten sonra ortadan kayboldu. Bakın bizim vücudumuzda fena oldu. Tekrar söylüyorum. Yediğimiz, içtiğimiz bizim vücudumuzda fena oldu. En sonunda vücut da toprakta fena olacak. Topraktan yaratıldı vücut. Sonuçta toprakta fena olacak. Yine toprağa dönecek. Ruh, ruh bu âleme ait değil. Bakın ruh bu âleme ait değil. Bu âlemden yediği içtiği bir şey yok. Bu âlemden herhangi bir faydalandığı bir şey yok ruhun.

Ya o ötellerden faydalanıyor. Akşam olduğunda uyuduğumuzda ruh bizden çıktı gitti. Neden? Ötelere gitti. Karnını doyurmaya gitti. O da dinlenmeye gitti. O da karnını doyuracak. Aslında bu bedene ait olmayan şey yine uyandığımızda bu bedenin içerisinde yaşamaya başlayacak. Baktığımızda biz onun ruhunu ayrı görmeyeceğiz. Vuslat olacak vücudumuzda. Vücudumuzda vuslat olunca ruhtan bir eser kaldı mı? Hayır. Ama ruh var mı? Evet. Ve tecelli etti mi vücuda? Evet. Enteresan bir ölçü çıktı orta yerde. Bakın bazı şeyler aynı cüzünden aynı cinsinden değildir. Aynı cinsinden olmamasına rağmen bir şeyin içerisine girer, bir şeyin içerisine girdiğinde aslında kendi özelliğini kaybetmez. Ama velakin kendinden eser kalmaz.

Kendi özelliğini kaybetmez, kendinden eser kalmaz. Sufilikte şöyle düşünelim. Sûfî fena fi şeyh oldu. Fena fi şeyh olunca aslında kendinden ait bir şey kalmadı. Kendisi kayboldu mu? Hayır. O fena anında, yalnız fena anında kendisiyle alakalı bir şey kalmadı. Bakın aslında o şeyhten bir parça mıydı o? Hayır. O şeyhten bir cüz müydü? Hayır. Ama o şeyhte fâni olunca kendisinden bir şey kaldı mı? Yine hayır. Ve bu fena inkıtaya uğradığında yine kendisi oldu mu? Evet. Bakın o hâl devam etti mi? Hayır. Ve o hâl öyle olduğunda gözü onda kaldı mı? Evet. diyor ya, o bir topluluk bir lezzet alırsa bir günce zevk sürdürürse döner diyor. O zevki hep ister. O fena fi şeyh halini yakaladıysa o derviş, dönüp o hep fena fi şeyh halini arzu edecektir, isteyecektir.

Neden? O zevki tattı, o zevki gördü, o zevki yaşadı, onu yaşayacak. Bunun bir çıtüstü fena fi resul. O daha henüz o hâliyle hallenmedi. O hâli tanımıyor. O hâli tanımadığı için fena fi şeyhi en üstü makam zannetti. Ve fena fi şeyhi üstü bir makam zannetti ve orada kalırsa orada kabuza hâl oldu. Neden? Onun üstü var daha. Üstü ne? Fena fi resul. O fena fi resulü yaşamadı. Ancak ilmel yakîn olarak üstadından duydu. Aynel yakîn olarak bilmiyordu ha. Ya Hakkel yakîn olarak da bilmiyor. İlmel yakîn biliyor, fena fi resul var. Şimdi bütün sufiler bilirler, ilmel yakîn olarak fena fi şeyh var. Ama Aynel yakîn, gördü mü onu kendi üzerinde? Görmedi. Ve hatta Hakkel yakîn şeyh oldu mu? Olmadı. O zaman daha yolu var onun bakın.

Ve bunu yaşadığında ancak o zevkin, o hâlin tadını aldığında o zevki tekrar isteyecek. O zevke doğru koşacak. Bu şuna benzer. Zikullâhta bir hâl görür. Vüüfff! Geylâhı hâzretleri gelir buradan. Büyük bir ses ve gürültüyle gelir. Bir anda şoka uğrar o. Hayrette kalır. böyle bir şey sanki herkes duydu zanneder o. Böyle bir debdebo yaşanır. O debdebeyi yaşadığında onda büyük bir hayret uyandırır o. O böyle bir anda hatta Zikullâhta bile korkar. Her şeyden korkar hâle gelir o. Onu sonradan tadını alır onun. O hâlin tekrar yaşanmasını ister. Gözü orada kalır. Oysa heyhat hiçbir zaman hiçbir şey aynı şekilde yaşanmaz. Rüya anlatırlar ya aynı rüyayı. Aynı değildir o. O hayali anlatıyordur. O rüyayı tekrar da unutuyor.

Hiçbir zaman bir rüyayı insan aynı şekilde görmez. Hiçbir zaman bir hâli aynı şekilde yaşamaz bir kimse. Aynı şekilde yaşıyorsa kırık plak gibi o zaman o onu hayallıyor. Orada yanlışlık var. Orada eksiklik var. O kimse orada saplantı halinde kalmış. Saplantı halinde kalmış. O rüyayı gördüğünü zannediyor. Şimdi bu nasıl bir hâl yaşadı hep gözünü yumar artık o Zikrullâh’ta. Allah Allah. Ben onlara derim ki böyle. Hele o gördü de bir daha göremezse o böyle görsem Allah. Allah Allah. Görsem Allah. Öyle Zikrullâh yapar o. Neden? O görmeye takar çünkü. O zevki alacak.


Fenâ Fillah ve Bekâ Billah

Şimdi dışarıdan gören bir kimse onu der ki ya sen görmeye takılmışsın. Ah canım benim. Sen de görseydin sen de ona takılır kalırdın saplantı halinde. Küçük görme. O zevki tadan kimse o zevki yeniden yaşamak ister. Sen onu hor hakir görme. Neden? Sen onu yaşamadın. Fena fil resulü yaşayan bir kimse aklı fikri orada kalır. Onu tekrar yaşamak ister. Tekrar o hâliyle halletmek ister. Sen onu kötü görme. Sen onu eksik görme. Veya fena fil lahı yaşayan bir kimse hep onu isteyecektir. Hep onu arzu edecektir. Bekâ billah’a ulaştığında hep oradan çıkmak istemeyecektir. Orada durmak isteyecektir. Hep orada yaşamak isteyecektir. Dünyaya müsaade etseler sırtını değil bütün her şeyini dönecektir. Ama ne yazık ki onları tekrar dünyaya döndürürler.

Ve onların hep gözü o geldikleri yerdedir. Veya tabi kimse öyle söyleyelim Ay’a nisabitedeki halini görmüş olsa. Veya tabi kimse Nuru Muhammediyenin içerisinde bir anlık da olsa o yaşantıdan bir kesit görse. Sevgiliyle bahçede gül kokladığını görse ve sevgiliyle bahçede gül koklamanın zevkini yaşasa, dünyanın bütün kokularını onun önüne getirseniz o hep sevgiliyle kokladığı gülü düşünecektir. Dünyanın bütün güzelliklerini onun gözünün önüne serseniz o sevgiliyle bir an olsun cemalleşmenin zevkini tatmak isteyecek, onu yaşamak isteyecektir. Veya hatta sevgili ona bir kez hitap etse, bir kez ona seslenmiş olsa ve bütün vücudu onun kulak olsa ve bütün vücudu onun göz olsa, bütün vücudu onun anlayış olsa, idrak olsa o dünyadan da ahiretten de geçip o sevgilinin tecelliyatına ram olup isteyip her daim bütün vücudu maddi manevi göz kulak olmak isteyecektir.

O yüzden bir an dahi olsa o sevgiliyle cemalleşmenin sevgiliyle hemhal olmanın tadını hiçbir zaman bu dünya hayatında unutmayacaktır. Ve bu dünya hayatı ona her daim zindan olacak. O yüzden Hazret-i Muhammed Mustafa’nın dünya müminler için zindandır hadisi şerifinin tecelliyatına mazhar olacak. Ve diyecek ki binlerce sefer saddak ya Resulallah bu dünya müminler için zindanmış diyecek. Müminler için zindanmış diyecek olan mümin kim o zaman sevgiliyle o ayağını sabit ede aravi diliyle veyahut da sevgiliyle Nuru Muhammediyenin içerisinde bir an için halleşen, bir an için cemalleşen, bir an için dahi olsa kelamlaşan kimseler için geçerli. öyle anlar vardır, öyle zamanlar vardır. Sen aynı cinsten değilsindir ama sen bir şeyin içine girersin.

Bir şeyin içerisine girdiğinde o şeyden oluverirsin sen. Ve o şeyden sayarlar seni. müminlerin içerisine girersen seni müminlerden sayarlar. Kafirlerin içerisinde dolaşırsan kafirleri seversen seni kafirlerden sayarlar. Sen sûfî bir topluluğun içerisine gider, gönlünü o tarafa verirsen seni sufilerden sayarlar. Sen aşıkların yanında dolaşır, aşıklarla beraber olmanın arzusuyla yanar tutuşursan seni aşıklardan sayarlar. Hatta aşıklardan saydıkları için seni oradan ayırmazlar. Bakın hadisi kutsi çok mühim, çok önemli, çok enteresan. bir topluluk Allah’ı zikir için toplanmışlardı. Allah’ı zikir için toplanmışlardı ama birisi vardı, temâşâ için gelmişti oraya, seyretmek için gelmişti. Ve orada zikrullâh halakasına, zikrullâh topluluğuna katıldı ama zikretmedi.

Orada kenarda oturdu, seyretti benim gibi ama meleklere Cenâb-ı Hak hitap eyledi. Dedi ki ey melakelerim orada oturup Allah’ı zikredenler, o topluluk var ya evet onların hepsini de ben affettim. Meleklerden birisi dedi ki ya Rabbi filanca kul vardı, filancası vardı, seyretmek için gelmişti. Cenâb-ı Hak hitap etti, o öyle bir topluluktur ki orada bulunanları ayırmak Allah’ın şanına yakışmaz, hepsini affettim dedi. Bakın bir kimse zikredenler topluluğuna geldi, zikredenlerden sayılıverdi. Oysa o zikredenlerden miydi? Değildi. Ama zikreden bir topluluğa geldi, zikreden bir topluluğa gelince o da zikredilenlerden sayıldı, o da gitti, ayrıştırılmadı. siz bir hal yaşarsınız, böyle bir tecelliyata rağm olursunuz, bir tecelliyatta hemhal olursunuz, onlardan sayılırsınız, oradan sayılırsınız. olur ya Hazret-i Muhammed Mustafa’nın sallallâhu aleyhi ve sellem Hazretleri’nin manevi olarak bir topluluğunda bulunursunuz ya, siz aslında o toplulukta hiçbir şey yapmamışsınızdır belki de.

Aslında böyle o toplulukta bulunanlar olur, o toplulukta görünenler olur, aslında hiçbir şeyde haletleri yoktur. Onların konuşmaları dahi mecelleri yoktur, konuşmaları dahi imkanları yoktur. Ama onlar o topluluğaya getirilmişlerdir, o toplulukta bulunurlar ya, o toplulukta bulunanlardan birisi oradaki bulunanları gördüğünde o da kendindenmiş gibi görür ya, o da orada der. Hele bir Üstad düşünün, bir mürşid düşünün, Hazret-i Muhammed Mustafa’nın sallallâhu aleyhi ve sellem Hazretleri’nin huzurunda dururken kendi derviş kardeşlerini orada gördüğünü düşünün. Onların orada gösterildiğini düşünün, düşünün onun mutluluğunu, düşünün onun lezzetini, düşünün onun tadını, düşünün onun artık yaşamış olduğu o hali ve kendinden geçer o.

Der ki değil mi ki ben burada kardeşlerimi gördüm, değil mi ki ben kardeşlerimle beraber Hazret-i Muhammed Mustafa’nın manevi huzurundayım, değil mi ki burada ashabı Resûlullah’ın huzurundayım, Hazret-i Ömer Efendimiz orada, Hz. Bubekir orada, Hz. Osman orada, Hazret-i Ali radıyallâhu anh Hazretleri orada, Hasan ile Hüseyin orada, Şehid-i Şüveda orada, hepsi de oradalar. Bir baksan Pir-i Pir’an Efendilerimiz orada ve fakirane, acizane bir Üstad da bir mürşid de orada huzura çıkılmış. O da kendince Hazret-i Muhammed Mustafa’ya dert yanmakta, Hazret-i Muhammed Mustafa’ya hali arz etmekte belki de. O esnada bir bakmış ki bütün dervişan kardeşleri orada, bunun mutluluğu, bunun tadı onlar da çünkü oradan sayılı verdi ya, onlar da oradan görülüverdi ya, onlar da o toplulukun içerisinde bunu verdi ya.

O zaman belki de bu haliyle hallenilen bir derviş hiç konuşmasa dahi, hiç orada bir şey dahi söyleyemese, o huzuru görse, kendisi de orada olduğunu görse, kendisinin de onlardan sayıldığını görmüş olsa, bu lezzetten, bu tattan, bu zevkten, bu tecelliyattan asla gözünü alamaz. Düşünebiliyor musunuz? Bütün Ümmet-i Muhammed’in içerisinde özel bir estantene, bütün Ümmet-i Muhammed’in içerisinde peygamberlerin huzurunda harikulade bir perde ve orada bir sûfî, orada bir derviş fakirane, acizane ve görevlerini belki de vazifelerini tam anlamıyla yerine getiremiyor. Ama onu da dervişlerden saymışlar, onu da sufilerden saymışlar. Sen kalsın, körsün, topalsın, senin ağzın bozuk, dilin bozuk, senin ayağın bozuk, gözün bozuk, senin kulağın bozuk, sen haram değiştirdin, günah değiştirdin, sen şunu da yaptın, sen bunu da yaptın demeden o Üstad’ın bereketiyle, o Hazret-i Muhammed Mustafa’nın bereketiyle, Cenâb-ı Hakk’ın lütfu ikramıyla o toplulukta bulunmuş ya, o da buna şahit oldu ya.

Şahit oldu, eşşedü dedi, şahit oldu, gördü, ayağın oldu ve Hazret-i Muhammed’i Mustafa’yı gören ateş de yakmayacak ya, hadis-i şerifte var ya, hatta bir an şüphe etmiş olsa onların içindekinden birisi Hazret-i Muhammed’i Mustafa’yı sallallâhu aleyhi ve sellem haddeten ne an bizi gören asla cehennem yakmayacak diye kalbine de ilahmesen. Onun tadını, onun lezzetini hiç kimse çıkaramaz, hiç kimse bozamaz ve hep gözü onun orada kalacaktır, hep onun kalbi orada kalacaktır. Fakirane bir sûfî düşünün, aciz, vazifelerini tam olarak yerine getiremeyen. Üstad Bediüzzaman Sayyidi Nurs Hazretleri mektubatında bahsettiği gibi, adi ama samimi, adi ama samimi. Silsile-i meşahiye muhabbetinden dolayı ümidini kesmeyen, ümidini kesmeyen, onlar olan muhabbetini kesmeyen, silsile’den muhabbetini kesmeyen.

Benim Üstadım var, Üstadımın Üstadı, onun Üstadı, onun Üstadı, Hazret-i Muhammed’i Mustafa’ya kadar, sallallâhu aleyhi ve sellem’e kadar. Silsilesi var Üstadının ve silsilesi olan bir yolda ve o silsilenin içerisinde oturmuş yok kimse, ümidini de kesmemiş. Böyle bir hal ile hallense ve onun halinden de Üstadının haberi olsa, düşünebiliyor musunuz? Ve Üstadı o sufiyi o halin içerisinde görse, onun için de büyük mutluluk değil mi? Evet. Müminler o yüzden bu açıdan bakılınca bir anda olsa herkesin bir zevki, bir tadı vardır ya, onu yaşar ve belki de ondan değildir o. Ondan değildir ama onlarla beraber olduğundan ondan sayılmıştır. Bir değişim başka tarafı var. müminlerin içerisinde müminlerden sayılıyor ama içi dışı münafık. bir gün gelir o münafıklığını terk etmezse o da özüne dönüp cehennemlik olabilir.

Bundan da korkmak lazım. son böyle bazıları vardır ya, hadîs-i şerîf vardır. Mümince yaşar kâfir ölür. o özünü İslam edemeyenlerden Allah muhafaza eylesin inşallah. Bizleri Rabbim korusun. Şeytani yollardan ve şeytanın peşinden gidenlerden eylemesin. Bizleri Hazret-i Muhammed Mustafa’nın izinde yolunda eylesin. İzinde ve yolunda gidenlerle beraber eylesin. Son nefese kadar bizi öyle eylesin. Kabirimizi, mahşerimizi de bizim nur hala nur eylesin inşallah. Su ve ekmek gibi ki bizim cinsimiz değilken bizim cinsimizden oluverdi. Ve vücudumuzu besledi, kuvvetimizi artırdı. Su ve ekmeğin suretâ bizimle cinsiyeti yoktur ama sonucu bakımından onu cinsimiz bil. Su ve ekmek bizim cinsimiz değil ama biz yer içeriz.

Bizim cinsimizden olur, bize kuvvet verir. Eğer bizimle cins olanlardan başka bir şeyden zevk alıyorsak o da ancak bizimle cinsiyeti olana benzer bir şeydir. biz başka bir şeylerden de zevk alıyorsak yine cinsiyeti bize benzeyenlerden zevk alırız. O yüzden bazı şeyler vardır insani değildir. İnsanın cinsinden de değildir ama normalde o insanın içine girince insandan sayılır. O yüzden mesela örneğin bir sürü dışarıdan proteinler alırız, besinler alırız. Onlar bizim cinsimizden değildir ama vücudumuzun içine girince ne olur? Onlar bizim cinsimizden olur. Eğer bizimle cins olanlardan başka bir şeyden zevk aldıysak demek ki o bize beraber hemhal olabilecek olan, bizim huslat olabileceğimiz şeylerdir.

Cinse benzeyenlerden alınan zevk daimi değildir. O zevk ağrıyettir. böyle ekmekten sabahleyin ekmek çıktı fırından buram buram koktu. Biz ondan yerken lezzet aldık, karnımız duyunca bitti. O lezzet geçici oldu, devamlı olmadı. Veyahut da güzel bir akşam yemeği yedik. Harika. Neyi sevdik? Şunu sevdik, harika bir akşam yemeği yedik, geçti bitti. Karnımız duyunca ondan zevk almayacağız. Bir şey geçici ise bizim için onun bakiyeti yoktur. Mesela bu dünya geçici ya bizim için bakiyeti yok, baki değil veya kabir hayatı. Bizim için baki değil, geçici. Veyahut da anne karnındaki hayatımız geçici, kalıcı değil. O yüzden onlar normalde o akıbetler ne olmuş oldu? Baki olmadığı için geçti gitti. Onda devamiyet olmadı.

Allah bizi muhafaza eylesin inşallah. 895. beytten devam edeceğiz. Geçen haftadan sorularınız kalmıştı. O yüzden o soruları da yetiştirmek adına 895. beytten inşallah önümüzdeki cumartesi devam edeceğiz. Haklarınızı helal edin. Baktım öyle 50 dakiği bulmuş sohbet. O yüzden 50 dakikada 50 dakika olan bir sohbet, az bir sohbet değil. Hakkınızı helal edin. O yüzden böyle bir tadında keseyim istedim. Allah’a izin versin inşallah. Şuraya notumu alacağım da o yüzden… Unutmayayım diye. Allah’ın izniyle inşallah. Önümüzdeki cumartesi 895. beytten kaldığımız yerden devam edeceğiz. İnşallah geçen haftadan bir hayli soru kalmıştı. O yüzden bu haftada inşallah sorularınıza zaman kalsın diye sohbeti 50 dakika mı oldu? 50 dakika oldu. 50 dakikada kestik inşallah.

Aziz Allah Celle Celaluhu Celle Şahnehu. Selamun aleyküm. Soru bir. İğneleme ve laf sokma nedir? Örnek vererek açıklar mısınız? Bir kimseyi küçültmek, küçümseme, bir kimseyi bir şeyi yapamayacağını, yapmayacağını, beyan etmek. Böyle bir onun eksiğini kusuruna, onun yüzüne karşı söylemek. senin yaptığın iş bu mu gibisinden. Böyle ona onun hoşuna gitmeyecek şeyler söylemesi. Allah muhafaza eylesin. Veya mimikleriyle onu küçük görmesi, mimikleriyle onu hor, hakir görmesi, iğneleme. Ona böyle herhangi bir şeyde illaki bir laf sokuşturacak ortaya da araya. Böyle bir şeyler. Dinimizde ne kadar yeri var? Hiç yok. Müslüman nasihat eder. Laf sokuşturmaz. Müslüman böyle iğnelemez. Müslüman hor, hakir görmez.

Bir şey varsa nasihat eder. Din nasihattır, din nasihattır, din nasihattır. Karşımızdaki kişinin bizi ezmemesi, bizi küçük görmemesi gibi sebeplerden dolayı bu şekilde konuşabilir miyiz? Hayır. bizi ezmemesi, ezip ezmeyeceği belli değil ki de. seni ezmek, kibirlenene karşı kibirleniniz. Bizi ezmek nedir? Kibirlenmektir. Size kibirlenirse, size kibirlenirsiniz ona. Bu sizin doğal dini hakkınız olur. Ama o daha hiçbir şey yapmadan bu bana kibirlenebilir deyip de ona laf sokmak doğru değil. Soru iki. Müminin misali taze ekin gibidir. Rüzgar nereden gelirse onu eğip yatırır. Ama kökünden onu koparamaz. Kafirin misali ise çam ağacı gibidir. Rüzgar vurdukça ses gelir. Yıkılmaz gibi durur. Ama bir devrildi mi bir daha da doğrulmaz.

İmam ama Ahmet bin Hanbel hadisine göre ölene kadar sıkıntılara maruz kalacağımızı biliyorum. Fakat yine de anlam veremiyorum. Neden, niçin, ne için ömrümüz boyunca üzüleceğiz?


Dünya Zindanı ve Çile

Ne anlamı ya da anlamları var, amacı nedir? Îmân edenler için bu dünya hayata az önce dedim ya zindandır diye. O yüzden îmân edenler için bu dünya hayatında bir şey yapmamız lazım. Dünya hayatında böyle kendince rahatlık beklemeyecek. Normalde hep derim ben ya biraz ıllet, biraz gıllet, biraz zillet, sûfîye lazım diye. O kimsenin başında biraz meşgalesiz, sıkıntısız bir hayat yaşaması. Onun Allah affetsin, sûfîce söylüyorum bunu, sıkıntılıdır o. Umayakalık o bir sıkıntı olması lazım. Hazret-i Peygamber Sallallâhu Aleyhi ve Sellem Hazretleri ateşler içinde kıvranır, sahabeden birisi dayanamaz. Sen de mi ya Resulallah acılarının içerisinde duracaksın deyince der ki imtihanın büyüğü peygamberlere, ondan sonra velilere, ondan sonra velilerin etrafındaki kimselere der.

O yüzden müminin başında duman eksik olmaması lazım. Hele sufide hiç eksik olmaz. O yüzden imtihanın büyüğü o zaman peygamberlerden sonra velilere. Eğer bir kimse Cenâb-ı Hak onu velîler sınıfına aldıysa, onun muhakkak ebu Cehili vardır, muhakkak onun başına cebelleş olan kimseler vardır. Muhakkak o değişik sıkıntılar çıkacak ve o velinin etrafındaki kimseler de o değişik sıkıntılardan paylarını alacaklar. Selamun aleyküm ben Melise Künk satan, 11 yaşındayım. Annem Meral sizden dersi, ben de sizden ders almak istiyorum. WhatsApp kullanmadığımız için derviş abladan yazıyoruz. O zaman sen de 12.12 annenin dersinden çek. Tevhit 100 tane olsun inşallah. Selamun aleyküm aklıma bir soru takıldı izninizle sormak isterim.

İmam-ı Azam efendimiz Darül İslam’ın Darül Harbe inkilab edilebilmesi için 3 şartın birlikte tahakkuk etmesi lazımdır. Eğer bu şartlardan birisi noksan olursa yine de o diyar Darül İslam demiş. Birinci şartında içerisinde küfür ahkamı yüzlüyor tatbik edilecek diyor. İbadet ülkemizde, ibadetlerimizde serbestsiz çok şükür. Türkiye bu krallara göre Darül Harp midir yoksa Darül İslam mıdır? Ama orada ahkam diyor, ahkam deyince hukuk olur. Ahkamla ibadeti karıştırmayın. Çünkü İslam’ın bir ibadeti vardır, bir ahlakı vardır, bir de ahkamı vardır hukuku vardır. O yüzden orada İslam’ın hukukudur söz konusu olan şey. Eğer Darül Harp ise Darül Harp olan ülkesi için ölen askeri hem halk olarak hem de devlet olarak şehit kabul ediyoruz.

Bu nasıl mümkün oluyor? Ve Darül Harp olan ülkede Diyanet İşleri Başkanlığı nasıl oluyor? Bu sorulara bir türlü cevap bulamıyorum. Allah razı olsun, hayırlı akşamlar. Normalde Diyanet İşleri Başkanlığı’nın olması Türkiye’yi Darül İslam etmez. İmam Muhammed’e göre İslam hukukunun olmadığı yerde Darül Harp’tır diye hükmü var. Bir, ikincisi Türkiye Darül İslam’dır diyen bir fetva çıksın. O fetvayı versinler. Çünkü Mehmet Sabri miydi, Mustafa Sabri miydi? En son Sabri Efendi Darül Harp’dır fetvasını verip hicret etti. Eğer Türkiye’de İslam hukuku var diyen varsa buyursun söylesin. Selamun aleyküm. Telefonda boşanma olmasının delili nedir? Ya normalde telefon mektup hükmündedir, konuşma hükmündedir.

Bugün telefonda nikah da olur, boşamadı olur. Telefonda nikah olduğunda neden boşam olmasın ki? Bir kişi kendi kendine ben şu kadar boy abdesti almazsam boşanmam geçerli olmasın diyorsa, sonrasında da boşanma sürecinde o kadar boy abdesti almadıysa boşanması geçerli olur mu? Bunu bir mühtüleye gidip sorabilirsiniz. Enteresan bir şey. Kişinin sürekli yemin ederim demesi konular hakkında yemin ettim, inanmak zorundasın diye pekiştirmesi ve Kur’ân üzerine yalan yere yemin etmene ve bari hükmündedir. yemin ettim demek, yemin ederim demek yemin değil İslam hukukuna göre. Bir kimsenin Kur’ân üzerine yemin ederim demesi de yemin değil bildiğim kadarıyla İslam hukukuna göre. Bir kimseye yemin ederim demesi yemin değil İslam hukukuna göre.

Böyle bunu yemin zannediyorlar. Yemin bu değil. Mesela bir kimse vallahi de böyle dese o da yemin değil. Onlar yemin değil. İslam hukukunda yemin ayrı bir kategoride. O yüzden onun yemin lafızları da farklı. Bir kimseye yemin ederim ya bu böyle dediğinde o yemin değil. Ama güzel bir adet. Yemin yapmasın, yemin etmesin zaten. Yemin etmek hoş değil. Veya bir kimse dese ki, vallahi de bu böyle inan o gene yemin değil. Veya hatta mahkemelerde şimdi yemin ettiriyorlar. mahkemede ne diyor o? Kutsal ne yemin metninde öyle bir şey var herhalde. Kutsal gördüğün şeyler adına mı ne? Kutsal saydığın değerler üzerine yemin eder misin? Eee derim. Ne olmuş yani? O İslam hukukuna göre yemin değil çünkü o. İnsanlar bunu şimdi yemin zannediyorlar.

Ya çık doğruya da yalan yere yemin et lan. Ne alakası var? İslam hukukuna göre vallahi de billahi de tillahi de demesi lazım. Ama normalde bazıları vallahi de billahi de der ise bunu da yemin olarak kabul eden imamlar var. Ama normalde vallahi de billahi de tillahi de bu böyledir dediğinde bu yemin olmuş oluyor. Bunu öğrenmeyin aslında ama bunu böyle söyledik. Bunu böyle söyledik. Öbür türlü çık mesela bir mahkemeye herhangi bir mahkeme ister Türkiye ister Almanya ister İtalya nereden olursan o. Kutsal saydığın değerler adına yemin eder misin? Ederim. Lan ne yemin o? Yemin değil ki o. İslam hukukuna göre yemin değil o. Tabii şimdi dini bilmiyor ya insanlar. Dinini bilmeyince kendince onu böyle yemin olarak kabul ediyor.

Değil yemin değil. onu zaten mevcut hükümetlerin de İslam hukukuna göre yemin ettirmesi de mümkün değil. Sebep çünkü Türkiye’de İslam hukuku yok. Hayırlı akşamlar efendim benim sorum tövbe süresine besmelesiz başlanıyor. Ya son iki ayetini okuyoruz orada besmele çekmek gerekir mi yoksa besmelesiz mi başlanır? Tövbe süresinin başlangıcında besmele yok. Sonraki ayetleri besmele çekip okuyabilirsiniz bunda bir sıkıntı yok. Selamun aleyküm. Anlayamadığım bir mesele var ki sosyal medyada herkes istediği iftirayı atıp yalan yanlış haber yapabiliyor. Binlerce insan bu iftiralara tepki verirken yargı, hükümet, yetkililer oralı dahi olmuyor. Fakat iftiraya uğrayan kendilerine yakın ve bilinen isimler olunca kanunlar anında devreye giriyor.

Yaptırımlar uygulanıyor. Olması gerektiği gibi tutuklamalar yapılıyor. Bu durumda adalet kişiye göre mi işliyor yoksa biz mi sesimizi duyuramıyoruz acaba? Bu acı bir şey ama ben sözünü sakınan bir kimse değilim. Aynen sizin yazdığınız gibi. Ne yazık ki dünya üzerinde tanınmış simaların, zenginlerin hukuku var. Devletler nezdinde de böyle, devletler içerisindeki insanlar için de böyle. eğer siz tanınmış bir ailenin çocuğusanız, tanınmış bir ailenin insanısanız, bir ferdiseniz, sizin hakkınızda sosyal medyada orada burada bir laf söylenirse anında yasalar çıkar, anında kanunlar değişir. Onları söyleyen kimseler tutuklanır. Bundan en fazla muzdarip olanlardan birisi benim. normalde herkes benim hakkımda her türlü yalan, iftirâ, gıybet, bühtan, ne isterseniz söylüyor.

Ve biz hepsinde normalde gözümüzün eldiği, bilebildiklerimizi şikayet ediyoruz. Hiç kimseye bir şey olmuyor. Hatta birkaç gün yaşadığımı söyleyeyim size. Şikayet etmişiz. Bu ara bulucular var, uzlaştırıcılar var. Uzlaştırıcılar ısrar ediyorlar. Affet, böyle bırak, peşine düşme. yapma. Allah’ım diyorum ya. uzlaştırmacı değil, şikayet edenleri şikayetinden vazgeçmesi için ikna edeceği olarak onlar yetiştirilmişler sanki. Onlar böyle benim üzerime, hatta birisi öyle dedi, İslami dini kimliğe sahip gibi görünüyorsunuz. affedilmez mi dedi. Ben de dedim ki, bu insanlar öyle edepsizler ki, affet sen dedim, korktuğunu söyler zannediyorlar. Veyahut da çekindi de affetti. Bak gördün mü nasıl affetti. Veyahut da bak şikayetini geri aldı.

Deyip daha da gidiyorlar dedim. O hala daha benim dini kimliğimi sorguluyor. Ve işin enteresan noktası da şu, sanki Türkiye Cumhuriyeti Devleti bir din devleti sanki. Böyle bir enteresan bir hal var. Ve hiçbir zaman hiç kimsenin küfredilmesine, hiç kimseye hakaret edilmesine, Hele yeni doğmuş bir bebeğin, günahsız masum bir bebeğin, böyle bir siyasi kilnen dolayı, siyasi kilnen dolayı ona laf söylenilmesine, hakaret edilmesine bir tasvip etmem. Ama bunun onda bir tepki normal vatandaşlara verilseydi ya, onda bir tepki. Hayır. Bursa’da adına Gastetis denilen bir adam var namusuma da, şerefime de, haysiyetime de, çoluğuma, çocuğuma da, eşime de, her şeyime laf söyledi benim. Her şeyime iftirâ attı, her şeyime hakaret etti.

Her şeyimle alakalı. Ve mahkemelerden geri gelmiyoruz, hiçbir şey olmuyor. Ve adam buna devam ediyor daha. Ve Büyükşehir Belediyesi ve Osman Gazi hariç buna bir de para veriyor. Destekliyor bunu. Bildiğiniz destekliyor. Adam, gazete denilen paçavrasında, bakkal defteri bile olmaz gazete, öyle bir gazete adında ortalığı soyup soğana çeviriyor. Kardeşine şirketler kuruyor, ona buna bir sürü şey yapıyor. Adam ve aynı hayasızlığa devam ediyor. Hiç kimse ona bir şey söylemiyor. Bir şey yapamıyor kimse. Devam ediyor. Ha meşhur olacaksın, böyle siyasi bir yapın olacak, kayınpederin cumhurbaşkanı olacak. Kayınpederin cumhurbaşkanı olacak. O zaman adamın çanını ot tıkıyorlar. Başka türlü bir şey olmuyor.

Bilmiyorum, bana hakaret edenlere bir şey olduğunu görmedim daha. boyuna mahkeme kağıtları geliyor. Ne tutuklanan var, ne bir ceza yiyen var. Birkaç tanesi ceza yedi. Onlar da tehir ettiler, içeride atmadılar. Şimdi adamları normalde tutukladılar. Mahkemesi olmadan tutukladılar adamları. Attılar içeri. Böyle normal bir vatandaşa da madem içeri atmaya hakkınız var, hakimler, savcılar. Bu işin başında hakaret eden, böyle iftirâ eden, böyle insanlara soysuzca, sütü bozukça, hayasızca, terbiyesizce, ahlaksızca, en hain ve zalimce, sosyal medyada, insanları böyle namus, şeref, haysiyet operasyonu yapanlara birkaç tanesini yapmış olsaydınız, insanlar bu kadar cesaretle insanlara küfretme saldırmazlardı.

Ama yapılmaya yapılmaya yapılmaya, en sonunda Cumhurbaşkanı’nın torununa yaptılar. Cumhurbaşkanı’nın torununa yapılınca bütün milletvekiller ayağa kalktı. Adamı tutukladılar. Torunun haysiyeti şerefi var da bizim haysiyetimiz şerefimiz yok mu? Cumhurbaşkanı’nın haysiyeti şerefi var da normal vatandaşın haysiyeti şerefi yok mu? Zenginlerin haysiyeti şerefi var da fakirlerin haysiyeti şerefi yok mu? Gayrimüslimlerin haysiyeti şerefi var da biz fukara, sûfî Müslümanların haysiyeti şerefi yok mu? Yok. Devletler bu yüzden batmıştır. Zenginin hukuki ile fakirin hukuku ayrıldığından batmıştır. Devlet ricalenin hukuki ile devlet ricali olmayanların hukuku aynı olmadığından dolayı batmıştır. Cumhuriyetin ilk yıllarında insanların tepkisi bu sebeptendir.

Belli bir partide olanlar ayrıcalıklı, belli bir partide olmayanlar ayrıcalıklı değildi. O yüzden insanlar tepkiliydi. Hukuk herkes için hukuk olmalı. Herkes için hukuk olmalı. Yasalar herkes için aynı şekilde eşit bir şekilde tecelli ettirilmeli. Siz Cumhurbaşkanı’nın torununa hakaret eden o kimseyi tutukluyorsanız, benim de eşime, kızıma, çocuklarıma hakaret eden kimseyi tutuklamanız gerekirdi. Cumhurbaşkanına hakaret eden bir kimseyi tutukluyorsanız bana da hakaret edeni tutuklamanız gerekirdi. Bana derken bütün vatandaşlar için geçerli bu. Evet, devleti temsil ediyor. Devleti temsil ettiği için daha hassas davranılabilir. Ama en azından yarısı olsaydı. En azından çeyreği olsaydı. En azından çeyreği olsaydı.

İslam Mekke’de bu yüzden nüfuz etmişti, yer etmişti. Çünkü Mekke’de de insanlar sınıf sınıftı. Ve insanlar Mekkeli müşriklerin zulmünden, Mekkeli müşriklerin özel hukukundan, Mekkeli müşriklerin ben yaptım oldu demesinden bıkmışlardı. Ve İslam doğruyu, adaleti, hakkaniyeti savunduğu için İslam olmuşlardı. Bakın o yüzden İslam olmuşlardı. Mesela Mekkeli müşrikler, o kuvvetli olan müşrikler, dışarıdan gelen tüccarların istedikleri malı, istedikleri malı el koyabiliyorlardı. İstedikleri kadına el koyabiliyorlardı. Hukuku kendi kafalarına göre değiştirebiliyorlardı. Ve insanlar o yüzden tabiri caizse bölük bölük birden İslam oldular. Ve Hazret-i Muhammed Mustafa’nın en önemli ölçütü adaletti. En önemli İslam’ın en önemli ölçütü adaletti.

En önemli ölçütü hakkaniyetti. En önemli ölçütü zalimin yanında değil, mazlumun yanında yer almaktı. En önemli ölçütü fıkaranın yanında durmaktı. En önemli ölçütü kimsenin malını kimseye peşkeş çekmemekti. En önemli ölçütü kamunun mallarını böyle yakın daireye ona buna peşkeş çekmemekti. Ama ne yazık ki Müslümanım deyip idareye ele alanlar İslam’ın kendi içerisinde olmazsa olmaz ölçütlerine hainlik yaptılar. Bu Emevîler de başladı. Abbasiler de devam etti. Selçuklularda biraz duruldu. Osmanlı da ilk zamanlarda yaşanabildiği kadar güzel yaşanmaya başladı. Ve Osmanlı’nın son döneminde bu hakkaniyet, bu adalet, bu hukuk sisteminden çıkıldı. Ve Osmanlı yıkıldı. Bakın yıkıldı. Emevîler adaletsizlikten yıkıldılar.

Adaletsiz davrandılar. Emevîler de önceden Müslüman olanların ayrı, sonra da Müslüman olanların ayrı hukuk sergilediler. Arap olanlara ayrı hukuk, Arap olmayanlara ayrı hukuk sergilediler.


İmâm-ı A’zam ve Emevîler

Ve İmâm-ı A’zam Hazretleri Arap olmadığından dolayı emevileri devirmek için var gücüyle maddi manevi savaştı ve fetvalar verdi. Bakın Arap olmadığı için o ikinci sınıf vatandaş hükmündedir İmâm-ı A’zam Hazretleri. Hem Arap değil hem sonradan Müslüman olmuş kimse olduğundan dolayı ikinci sınıf vatandaş görüldü. İkinci sınıf vatandaş görülünce ve Emevîler her türlü zulmü, her türlü zalimli, her türlü adaletsizliği, sırf Yezîd ve avanesi ve yeziden sonrakinler krallıklarını korumak için, böyle yaptıkları için İmâm-ı A’zam Hazretleri emevi devletinin yıkılmasına fetva verdi. Hem maddi olarak parasal olarak destek verdi, hem de manevi olarak destek verdi, hem de iştahatlarıyla destek verdi. O yüzden ben İmâm-ı A’zam hayranıyımdır iştahatta.

Çünkü İmâm-ı A’zam Hazretleri gidip de emevi devletlisinin elini eteğini öpmedi. Gidip de emevlilerin akçesine kurban olmadı. Emevlilerin kalkıp da ona arsa verelim, arsana imar çıkarılıma kanmadı. Emevlilerin kalkıp da ona devletten akçe verelim, gel bizim devletimizde Diyanet İşleri Başkanı ol demelerine kalkıp da dönüp bakmadı. Ve emevliler hakkında açıkça korkmadan her türlü haksızlıklarına, adaletsizliklerine, hukuksuzluklarına karşı fetva verdi İmâm-ı A’zam. Bakın aynı imamın yetiştirdiği İmam Yusuf onun yolunu takip edemedi. Onun yolunu takip etmedi ama onun yolunu takip eden İmam Muhammed oldu. Ben o yüzden İmamı Azam ve İmam Muhammedin yolunu silsilesin takip ederim. Aynı şekilde İmamı Serahsi de İmam Muhammed’i takip etti.

Bir silsiledir. Önemli olan Hanefiler de o yüzden bu silsile önemli bir silsiledir. İmâm-ı A’zam, İmam Muhammed ve Serahsi böyle devam etti bunlar bu silsileye. Bu silsile ne yazık ki Osmanlı’nın son döneminde kırıldı. Sarayın fetvacıları oldu, sarayın normalde fıkıhçıları oldu, padişahın sarayın fetvacıları ve fıkıhçıları olunca ve bunlar aslında göremediler. Devletin yıkılmasına sebep oldular. Sebep oldular. O yüzden asla İslam bu değildir. Zenginin hukuku ayrı, fakirin hukuku ayrı, devletinin hukuku ayrı, devlet sizin hukuku ayrı değildir İslam’da. Ne yazık ki bunu yaşıyoruz. Ben bir taraftan da diyorum ki bu şerler bu sosyal medya şerleri o kadar işi azıtmışlardı ki ceza veren yoktu. düşünebiliyor musunuz kıymetli kardeşler bunu defalarca dile getiriyorum.

Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nde, ister sosyal medyada, ister normal gazetelerde, ister basın yayında yalan haber yapmanın cezası yok. Bu kadar basit. Bir kimse sizin hakkınızda istediği yalan haberi yapabilir. Ve siz onu şikayet etseniz dahi hiçbir şey çıkmıyor çünkü yargıta karar var. Hem de kim için verilmiş biliyor musunuz? Tayyip Erdoğan’ın başbakanlığı döneminde, zannediyorum Sözcü Gazetesi bir yalan haber yapıyor. Ya o da TV olacak ya Sözcü olacak. Şimdi yalan olmasın aklımda kalan oydu. Salim bir baksın düzelsin. Bir yalan haber yapıyorlar. Bu yalan haberden dolayı, bu yalan haberden dolayı zamanın başbakanı Tayyip Erdoğan mahkeme veriyor. Mahkeme mahkeme mahkeme yargıta yalan haberi olan cezayı onamıyor, kaldırıyor bozuyor.

Diyor ki insanların haber alma özgürlüğü var. O yüzden o gündür, bu gündür yalan haber şey. Ne o? Serbest Türkiye’de. Bulabildin mi Salim? Selamünaleyküm. Eşim yemeklerime sürekli bahane buluyor. Çorba biraz daha sulu olamaz mıymış? Yemeğin tuzu niye azmış? Sufilik böyle mi olmalı? bir kimse bir erkek veya kadın burada eş kim bilmiyorum. Yemekleri erkek mi yapıyor, bayan mı yapıyor? Eşim deyince şimdi biz burada cinsiyeti göremiyoruz çünkü isim olmayınca. Bir kadın ne yapıyordur? Bir erkek yapıyordur. Önceden kadın, erkek mahkede sadece kadınlar yemek yapıyor diye algılanabilirdi. Şimdi erkekler de yemek yapıyor sıkıntı yok. bu normalde çorba tuzlu da olabilir, sulu da olabilir, tuzsuz da olabilir. bunlar çok abartılacak şeyler değil.

Bunu böyle bir erkek bir kadına söylüyorsa bu böyle sıkıntılı bir şey de değil. İnsanlar birbirlerine tatlı tatlı, birbirlerinin istedikleri noktaya götürebilirler. Bunlar büyütülecek şey değil. Bir de sûfî böyle mi olmalı? Ya çorbanın tuzundan suyundan sufile neler oluyor? Sûfî böyle mi olmalı? Ya çorbanın tuzundan suyundan sufileye nereden geçtiniz bu anında? Oda TV’miş mi? Evet, Oda TV yalan haberinden dolayı ceza almamış. Oradan yalan haber cevaz çıktı. Yargıtay kararı var sonuçta çünkü. Yargıtay kararı olunca, bozunca yargıtay yalan habere onay verince, sizin tuhafınıza gidebilir şimdi bu yargıtay yalan habere onay verir mi diye. Veriyor. Sonra herkes çok rahat yalan haber yapıyor. Herkes yapıyor.

Hepsi de yapıyor. Allah bizi affetsin inşallah. Selamünaleyküm. Kamu kurumunda görevliyim. Yaptığım iş gereği şehir dışı şantiyelilere gidip müteahhitlerin yaptıkları işleri kontrol ediyorum. Onlar da ağırlamak maksatlı veya mecbur hissettiklerinden yemek, çay, kahve ısmarlıyorlar. Bu noktada bu da hediyeye girer mi? Evet. Nasıl bir tepki vermem gerekir? Sen zaten ben yemek yemem, çay içemem veyahut da senin cebine harçlık koymak artıklarında ben alamam dersen, müteahhitler seni müdüre şikayet ederler zaten bu istediğimiz gibi bir kontroller değildi. Onlar alışmışlar yedirmeye içirmeye. Hatta öyle kamu görevlileri vardır ki böyle müteahhitler ona bir tane cep telefonu alır, birisi hat alır, birisi arabasını alır ve araba kiralılar verir ona.

Diyelim ki bir müteahhit iki yıl sürecek bir iş yapacak, hemen ona bir araba kiralayıp, şimdi araba kiralamak modu önceden değildi. Hemen onun altına bir araba kiralayıp verir, o kimse de kendi arabasıymış gibi biner ona iki yıl boyunca. Müteahhit işi teslim eder, bütün her şeye imzalar atılır, ondan sonra da sen de usulüne gider, arabayı teslim edersin veyahut da telefon kartını gider teslim edersin. Ne yazık ki acı bir şey, rüşvet helallaştırılmış. Kamu kurum ve kuruluşlarında bu helallaştırılmış. Bir de rüşvet haram ya, adı hediye olmuş rüşvet haram olunca. O yüzden caiz değil, yine bir zekat memuru çıktı da o zekat memuru gitti, devletin zekatlarını toplarken orada ona hediye ettiler, koyundu, inekti falan.

O da ayırmaya başladı, bu devletin hakkıdır, bu da benim hakkım deyince Allah Resûlü dedi ki, sen evinde oturuyor olsaydın bu hediyeleri sana verirler miydi dedi. Allah bizi affetsin, biz o yüzden ders yapmaya giden zâkir ve çavuş kardeşlerin ders yapmaya gittikleri yerden hediye almalarına, yemelerini, içmelerini uygun görmeyiz. Selamun aleyküm, sağlık çalışanlarının hastaneden pansuman malzemesi alıp ya da eldiven maske gibi malzemeler alıp, zaten bunlar bizlere ücretsiz pansumanı, ha hastanede yapmışım, ha evde kendim yapmışım diyerek bu malzemeleri alması kamu malını uhdesine geçirmek olur mu? Evet. Şöyle diyebilirsiniz, millet deveyi hamudunla yiyor, ne olmuş deverin çilbirinden az bir şey biz diyeysek diyebilirsiniz, tüyü dahi olsa kamu malıdır, almayın.

Salaamu aleyküm, zikrin kalpteki tecelliyatıyla zahirdeki tecelliyatı nedir? Allah’ı zikredin de, bırakın kalpte tecelliyatına, zahirde tecelliyatına. Siz zikrullâh’a devam edin, merak etmeyin, bir yere tecelli eder o muhakkak, tecelli edince de siz hakiki manada doğru noktada Allah’ı zikrederseniz o zaman o tecelliyatı kendiniz bir zaten hal olarak yaşarsınız. İlmi olarak ne olacaksınız ki hal olarak yaşanmadıktan sonra? Hocam, 15 yaşından önce dinime bağlı birisiydim. 15 yaşından sonra halamın oğlu tarafından bir sene boyunca tacize uğradım. Ondan sonra psikolojik sarsıntıya girip kimlik arayışına düştüm. 16 yaşımdan 17 yaşıma kadar sürekli araştırma yaptım eşcinseller ve ters ilişki konusunda. 17 yaşımdan 19 yaşıma kadar cinsel kimliğimi bulmak adına sürekli cinsel ilişkiye girdim erkekler ile. 30’dan fazla ilişki yaşamışımdır.

Bundan ötürü Allah’ın adını bile ağzıma almak istemiyorum. Utancımdan ötürü namaz kılmak, oruç tutmak içimden gelmiyor. Bu konuda, Allah’ın adını bile almak istemiyorum. Bu konudan gerçekten pişmanım ve 19 yaşımdan 21 yaşıma kadar sadece gözüm döndüğü zaman ilişkiye girdim. Çoğu kişiye derdimi anlattım. Tövbe et Allah’ı hafedeyeceğim diyorlar. Ama ben öyle olduğunu düşünmüyorum. o kadar hurma yiyince, o kadar yorulma yiyince, o kadar hurma yiyip bir yerlerim tırmalanmadan yediğim hurmalar ile kalacağımı düşünmüyorum. Ne yapacağımı bilmiyorum. Hocam bu konuda yardımınızı bekliyorum. Ayrıca bazı zamanlar kendime hakim olamıyorum. 2 erkeğin olduğu açık filmler izleyip kendimi tatmin ediyorum. Hal böyle olunca Allah’ın huzuruna çıkmaya utanıyorum.

Ne yapmalıyım? Biraz uzun yazdım, vaktinizi çaldım. Hakkınızı helal edin. Cenâb-ı Hakk’ın affetmediği hiçbir günah yoktur. O yüzden bir kimse tövbe eder, samimi bir şekilde geri dönerse Rabbim affedicidir. Hiç kimse şunu diyemez. Benim günahım affolmaz diye düşünmez. Düşünmemeli. Bu böyle düşünen kimse Allah’a şirk koşmuş olur. Bu eşcinsellikte fail-meful vardır. fail-meful dediğim iki erkek, birisi kendisi erkek modelinde, birisi kadın modeline mi dönüştü? Bu böyle şey değil, belli değil. Burada 15 yaşından sonra halamın oğlu tarafından bir sene boyunca tacize uğradım diyorsunuz. Burada tacize uğradım deyince halanızın oğlu sizi bayan gibi mi kullanmaya çalıştı, kullandı? Yoksa halanızın oğlu sizi kendisini bayan gibi hissedip kendisini farklı bir noktada mı koydu?

Burada açık bir şekilde değil. bunu öğrenmek zorunda da değiliz. Ama velakin ister fail olan ister meful olan olun. Her iki kimse için de tövbe kapısı açıktır. Bir daha işlememe üzerine tövbe der, geri dönerseniz Allah günahlarınızı affeder. Ama döner yine aynı şeyi işlerseniz, döner yine tövbe derseniz Allah yine sizi affeder. Bunun şimdi İslam hukukunda cezası belli ama İslam hukuku olmayan yerlerde cezası yok. Öyle olunca cezası olmayınca İslam hukukunun olmadığı yerler. Mesela ülkemizde eşcinselliğin cezası yok. Bir kimse kalkıp da ister kendisini fail erkek görüp başka bir erkeğe cinsel ilişkiye girse onu meful yapsa karşıdaki diğer erkek kadın rolüne bürünmüş olsa yine de suç değil Türkiye Cumhuriyeti kanunlarına göre.

Türkiye Cumhuriyeti kanunlarına göre bir şeyden ücret alınırsa o ücret bu fuuştan bu ilişkiden bir ücret alındı. O ücret vergilendirilmediği için suç kabul ediliyor. bir kimse bir evde istediği şekilde istediği kadınla veya istediği erkek erkeğe bir evi paylaşıp yaşayabiliyorlar. O evde diğer arkadaşlara da gelip istediği şekilde fuuş yapabiliyorlar. Ama bir para söz konusu olursa para alışveriş olursa devlet de bunu tespit ederse o zaman ona ceza veriyor. Fuuş yaptırmaktan, fuuşa etaklıktan neyse yer temin etmekten, fuuş yaptırmaktan ona ceza veriyor. Öbür türlü ceza vermiyor. Böyle olunca insanlar bu tip sapkınlıklara, bu tip böyle Allah’ın lanetlediği işleri daha rahat yapıyorlar. Sana tavsiyem şu, tövbe et, geri dön, bir dahi hiç yapma.

Eğer kendini kadın gibi gördüysen sakalını bırak, bıyığını bırak, ondan sonra hızla evlen ve hayatına öyle devam et. Ama tövbe et, geri dön. Yok, sen bir kendini erkek, diğer erkeklerden hoşlandın ve kendin de onlara erkeklik yaptıysan yine büyük günahı kebar işledin, oradan da geri dön. Allah affetsin inşallah. Yunus Emre, aşkın yolculuğunda bir sohbette buğdayın un, unun hamura hamurun ekmeğe dönüşmesi, adamlığa dönüşmek ile bir tutuluyor. Öyleyse sizin sert konuşmanızda da vardır bir sebep. Derviş olmak acı suyu aç diye yemek değil midir? Acıdan kaçarsak yol başka yolda, hak’tan şerbet sunulur mu? Biz yola acıyı tatmaya çıktık. Buğday gibi ezilmeden derviş olunur mu o zaman? sonuçta Cenâb-ı Hak Hazret-i Peygamber’e sallallâhu aleyhi ve sellem Hazretlerine dair müşriklere, sen onlara yüzünü dönme.

Sen o dinini öğrenmek isteyen kimseye yüzünü dön deyip onu irşad ettiyse, biraz sert bir tavırla. O zaman sert tavırla ve Hazret-i Peygamber’e sallallâhu aleyhi ve sellem Hazretleri an gelip, mesela az önce zekat toplayan kimse onu söyleyince anından damarlar dışarı fırlayacak gibi olmuş. Hemen hutbeye çıkmış size ne oluyor demiş. Evinizde otursaydınız bunları alacak mıydınız demiş. Bunun gibi sert olunması gereken yerde, sert olunacak, yumuşak olunması gerekir de yumuşak, şefkatli olunması gereken yerde şefkatli olunacak. Ben sufili, devamlı böyle şefkatli, merhametli davranılması gereken bir olgu olarak düşünmüyorum. Sertlik gerektiren yerde sertlik olunacak, disiplin olması gereken yerde disiplin olacak.

Şefkat ve merhametin tecelli ettiği yerde şefkat ve merhamet olacak. Hazret-i Pîr Mevlânâ Ceraat-i Rumi Hazretleri, anne çocuğunun iyiliği için onu kızar, onu terbiye eder der. O yüzden bizde kardeşlerimizin iyiliği için sertliğimiz varsa onlandır. Allah nefsimizi uydurmasın inşallah. Selamünaleyküm, hayırlı cumalar. Fazla fedakarlık kişinin kendi kul hakkına girmesidir. Far abi siz ne buyursunuz? Olabilir, Far abi böyle demiş olabilir ama insan tabii kendince nefsinin kaldıramayacağı, nefsine böyle zulmedecek noktada gelmeyecek. Siz kendi ellerinizle, kendi nefislerinizle zulmetmeyiniz diyor.


İftirâ ve Adaletsizlik

Selamünaleyküm, benim söylemlerim sürekli yanlış yorumlanıp sanki dini inanışım yüzünden yanlış yorumlanıp günahımı alıyor. Özellikle aile eşrafım. Eskiden üzülüyorum ama şimdi günahlarımı temizliyorum. Sahillerinde diye düşünmeye başladım. Yanlış mıyım, neye buyurursunuz? Ya normalde insanların anlamakta zorluk çekeceği, anlayamayacak mevzuları konuşmayı çok uygun görmeyiz. Mesela su filikten bir haber olun insanların yanında böyle uç sohbetler yapmak, böyle sanki onlar su filikmiş gibi konuşmak ve insanları böyle sü-i zanna sürüklemek doğru bir davranış değil. Selamünaleyküm, ben Emine Balım, 14 yaşındayım. Sizden ders almak istiyorum. İnşallah hayırlı akşamlar. Hayırlı akşamlar. Sana inşallah ders kağıdı gönderiyorum.

Selamünaleyküm, hayırlı geceler. Bildiğiniz üzere Arap ülkeleri diğer Müslüman ülkelere yardım etmediği gibi gidecek olan yardımlara da izin vermiyorlar. Ayrıca buralara zulmetmek için ABD ve diğer gavur devletlerden silah satın alıyor ve bu silahlarla hem zulmetiyorlar hem onlara para kazandırıyorlar. Defalarca ümreye gidip bu devlete para kazandırıp sebep olmamız ne derece doğru? bu ümre ibadettir. Orada bir insan ümreye gitmek kastıyla gidiyor. Devletlere para kazanılmak için değil. Defalarca Avrupa’ya gidenlere ne yapalım? Yaz geldi şimdi. Yunanistan’a tatile gidenlere ne diyelim? Amerika’ya tatile gidenlere, Amerika’da çocuklarını okutanlara, Amerika’da mal mülk edilenlere ne diyelim? İtalya’ya gidenlere, Rodos adasından, Girit adasından ev alıp, bark alıp oradan vatandaşı olanlara ne diyelim?

Hatta şimdi insanlar gidip Girit demir Rodos’ta mı ne? Paralar yatırıp oranın vatandaşı oluyorlar. Onlara ne diyelim? O zaman normalde Avrupa’ya giden bütün tatilcilere ne diyelim? Rusya’ya, Macaristan’a, Budapest’e giden tatilcilere ne diyelim? Uzak Doğu’ya, Fuhuş turizmine gidenlere ne diyelim? Evet, Uzak Doğu’ya Fuhuş’a gidiyorlar. Onlara ne diyelim? Hursi’si uçak tutuyorlar, uçak kaldırıyorlar. Onlara ne diyelim? bunun sonu yok. İkinci bir sorun daha var. Hakkınızı helal edin, helal olsun. Verdiğimiz her oydan hesaba çekileceğiz. Öte yandan şeriatle de yönetilmiyoruz. Şimdi dindar bir kişi devletin bekası için gördükleri kötülükler yüzünden memnun olmadığından, sağ olmayan partiye oy verse ne olur?

Ya da geçersiz oy kullansa hesaba çekilmemek için bu uygun olur mu? Daha önceki sohbetlerinizde hakkınızı helal edin. Yanlış hatırlıyor olabilir mi? Dediniz ki bir siyasi parti gelecek de, memlekete İslam getirecek diye beklemeyin. Şimdi o zaman sığ bir örnekle aslında sağcı olup da sol partiye oy verebilir mi? Kim sağcı, kim solcu? Sağcı solcu mu kaldı? Yoktu zaten de. Bakın yoktu. Önceden de yoktu. Şimdi de yok. Sağcı solcu mu var? Kim sağ parti, kim sol parti? Şimdi bana söyleyin. O yüzden sağcılık, solculuk, muhafazakârlık, dindarlık, dinlilik, dinsizlik bunlar Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin anayasasının önünde hepsi bu. Önceden de hepsi de bir hiç. Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin bir anayasası var.

Bu anayasaya göre bütün partiler kurulur. Bu anayasanın dairesinde parti tüzükleri oluşturulur. Bu anayasa üzerinde insanlar hükmet ederler ülkede. Anayasanın dışına çıkmazlar ki. Çıkamazlar zaten. Sağcısı da solcusu da dinlisi de dinsizliği de o anayasaya tabi. Öyle olunca bizde sağcılık da boştur, solculuk da boştur. Öyle olunca bize öyle görünürler. kim? Dindar. Öyle değil mi? Veya muhafazakar. Neydi? Müslüman demokrat. Yeni söylemler geliştiriyorlar. Müslüman demokratız. Hatta Müslüman demokrat nasıl oluyor bilmiyorum da tarifi nasıl olur onu da bilmiyorum. Müslüman demokrat olur mu onu da bilmiyorum. nasıl Müslüman demokrat? Ben onu bilmiyorum. bütün İslam’a baksanız siz, İslam’a baksanız böyle bir tabir bulmanız mümkün değil. demokrasiyle İslam’ın bağdaşması da mümkün değil.

Bakın bağdaşması da mümkün değil. Demokrasiyle yönetilecek. ne? Çoğunluğun dediği olacak. Öyle değil mi? Evet. çoğunluk derse ki 10 yaşındaki kızlar cinsel içkiye girebilir. Ne yapacaksınız siz şimdi? Kabul mu edeceksiniz? Amerika’da pedofili serbest bıraktılar. En ileri demokrasi nerede Amerika? Amerika’da pedofili serbest. Pedeofili serbest olması ne demek? baliği olmamış genç kızlar da cinsel içkiye girebilir demek. Aralarında 40 yaş olmadığı müddetçe hiç önemli değil. Amerika bunu yaşıyor şu anda. Avrupa’da bu tartışılıyor şu anda. Hatta bazı ülkeler bunu kabul ettiler. mesela İngiltere’de cinsel içkiye girme yaşı 14-15 bin’e. 15 olması lazım. Orada 13 yaşında girsin diye, 13 yaşında olsun diye böyle bir söylem geliştirildi.

İngiliz muhafazakarlar ayağa kalktılar. Olmaz 15 yaşı olacak diye. Hollanda’da 13 mi 12 mi ne? Hollanda’da 12-13 yaşındaki bir kız istedi kimseyle cinsel içkiye girecek. İleri demokrasi bu. Hollanda’da eşcinseller evleniyorlar birbirleriyle. Avrupa’da eşcinsel evlilikleri destek veriyor. ileri demokrasi bu mu? biz İslami veya muhafazakar demokrat veya İslami demokrat veya nasıl bir terim buluyorlar? Müslüman demokratı. Aa Müslüman demokrat. Avrupa’da Risland demokratlar var. Türkiye’de de Müslüman demokratlar var. nereye gidiyor ucu? Belli değil bunun. Belli değil bunun. Bunun belli olmadığından dolayı. Ben diyorum ki ben demokrat değilim. dünya üzerindeki demokrasiyle idare edilen ülkelere baktığımda hepsi de İslam dışı.

Kanunları da İslam dışı. Davranışları da İslam dışı. Ben nasıl demokrasiyim diyeyim? demokrasi dedikleri şeyler azınlığın çoğunluğu hükmetmesi aslında. Çoğunluğun azınlığı hükmetmesi değil. Bize kağıt üzerinde öyle söylüyorlar. Diyorlar ki demokrasi çoğunluğun hükmetmesi. Uyanın ey Ümmet-i Muhammed. Uyanın dünya insanlığı. Bakın buraya dikkat edin. Dünya’nın gayri safile hasılasının dünyanın %80’ini 2500 tane insan ve 2500 tane insanın şirketler topluluğu yiyor. Ne demokrasisi? Bir dünya düşünün. Bu dünyanın kazandığı yeraltı ve yeryüzü zenginliklerinin %80’ini 2500 kişinin sahip olduğu şirketlerde hangi demokrasiden bahsediyorsunuz siz? Hangi çoğunluğun idaresinden bahsediyorsunuz? Ne çoğunluğu?

Dünyayı ikiye bölmüşler. Bir tarafta İngilizlerin roktofolileri bilmem nesi bir tarafta da Amerikanın bilmem neleri bilmem ne ailesi. Birisi İngiliz der birisi Amerikan. Birisi İngiliz çemşisinin altında birisi Amerikan çemşisinin altında. Dünya bu iki aile parsellemiş bunu. Dünyayı bu iki aile parsellemiş. Birisi İngiliz kraliyet ailesinin gölgesinin altında devlet olarak birisi de Amerikan devletinin gölgesinin altında. Geri kalan kumda çelik çomak oynasın. Bakın geri kalan kumda çelik çomak oynasın. Biz oturmuşuz dincilik oynuyoruz biz. Yok İstan mı? Yok Hristiyan mı? Yok İyisevi mi? Yok Musevi mi? Yok kahrolsun. Yahudiler. Yok kahrolsun. Hristiyanlar. Geç kardeşim sen kahrolsun 2500 tane şahıs diyebiliyor musun?

Hayır. Devletleri sömüren, dünyanın altını üstünü sömüren, bu komple dünyaya zulmeden, komple dünyadaki emperyalizmin ana beyni ana kalbi bu 2500 insan. Ve bunların şirketleri. Biz oturuyoruz burada havanda su dövüyoruz. Yok X parti mi iktidara gelsin yok Y parti mi iktidara gelsin. Hangisi gelirse gelsin. Ya birisi Amerikan devletiyle ortak çalışacak ya da İngiliz devletiyle ortak çalışacak. Ne yapacak ki başka? Ne yapacak başka? Yoksa devlet diye bir şey bırakmazlar yıkıverirler ortaya da. Evet. Siz burada şu parti iktidara gelecek diye uğraşın. Uğraşıyorsunuz da ne oluyor? Sularınız mı ucuzluyor? Eletrikleriniz mi ucuzluyor? Ulaşımınız mı ucuzluyor? Ekmeğiniz mi ucuzluyor? Yediğiniz mi ucuzluyor?

İçtiğiniz mi ucuzluyor? Ucuzlayan bir şey söyleyin bana. Halkın yararına ucuzlayan bir şey söyleyin bana. Ben 58 yaşındayım 59’a gireceğim ben. Ben 13 yaşından beri 14 yaşında ben siyasetle tanıştım. Ben 25 yaşında aktif siyaseti bıraktım. Ben 58 yaşındayım ben parayı tanıdığımdan beri ticareti biliyorum parayı tanıdığımdan beri alışverişi biliyorum. Bana hiç kimse ben şunu diyemem ben 50 yıldır bu ülkede bir şeyin ucuzladığını gördüm diyemiyorum. Evet bakın 50 yıldır. Ben Adalet Partisi iktidarını gördüm ben CHP iktidarını gördüm ben DSP iktidarını gördüm DSP, Milli Selamet Partisi koalisyonunu gördüm. Ondan sonra onlar gittiler Adalet Partisi geldi, MHC hükümetlerini gördüm, Milliyetçi CHP hükümetlerini gördüm. 58 yaşındayım az değilim.

Bunların hepsini gördüm. Bir tane bir şey söylesinler bana. Desinler ki bu hükümet geldi şunu mu cüz attı? Ben burada parti ismi söylememe gerek yok. Bir tane belediye başkanı gelsin bir tane belediye başkanı. Desin ki şu belediye başkanı geldi ulaşım 5 liradan 4 lira indi. Desin ki şu belediye başkanı geldi suyu 5 liradan 4 lira indirdi. Desin ki şu hükümet geldi elektriği 5 liradan 4 lira indirdi. Ve hükümeti boyunca 5 yıl boyunca 5 liradan 4 lira, 4 liradan 3 lira indirdi, 3 liradan 2 lira indirdi. Desinler ki şu belediye başkanı geldi etrafına bir şey peşkeş çekmedi. Desinler ki bana şu hükümet geldi etrafına şunu peşkeş çekmedi. Çok basit. Hangisi zengin etmedi ki etrafını? Kendisi zengin olmayan etrafını zengin etti.

Bülent Ecevit kendisi zengin olmadı. Etrafındaki insanlar zengin oldu. Evet. Hepsi de zengin olup çıktı. Kim etrafını zengin etmedi ki? Ben tekrar söylüyorum. sonuçta 40 yıldan beri akıl bali. 40 yıldan beri ben bir tane belediye başkanı olup da etrafını zengin etmeyen bir kimse görmedim. Şevki Yılmaz bangır bangır bağırıyor. Refah Partisi’nin iktidar olduğu zaman da bağırdı. Okçular tepesini terk ediyorsunuz, ganimete koşuyorsunuz diye. Şimdi de aynı şeyi söylüyor. Geçen gün yazısına baktım aynı şekilde söylüyor. Bakın ders alan yok. Oysa o da aynı kliğin içerisinde. Oysa o da nemalanıyor. Bunun da bilgisi var bende. Kendi değil oğlun nemalanıyor. O mu bağırıyor nemalanmayın diye? Oğlunu tutsana.

Yok. bakın bu sadece Türkiye siyaseti değil, dünya siyaseti böyle. bütün nerede kim seçilirse seçilsin iki aileden birine çalışıyor. Onlar paylarını alıyorlar. Bakın onlar paylarını alıyor. Doğrudur yanlıştır mücadele edilebilir mi edilemez mi? Bunun fetvası ayrı. Bu aileyle nasıl mücadele edilebilir? Bu ailelerle nasıl mücadele edilir? Ne yapılması gerekir? Bakın bu ayrı bir fetva ama bizi kandıranlar, bizi aldatanlara söylüyorum ben. Canım kardeşim sen vatan millet Sakarya diye yola çık etrafını zengin et. Bu mızrak çuvala sığmıyor. Derdimiz bu zaten. Bu sadece tek partiye söylenmiş bir söz değil bütün siyasi partilere söylüyorum bunu. Bugüne kadar gelmiş olan bütün siyasi partilere söylüyorum.

Bunun içerisinden büyük birlik partisinin dahi ayırmıyorum bakın. Ben Allah rahmet eylesin, Monsignan Zü’yle bizatihi görüşen kimseydim. İhtilalde bizim ilk ocakları başkanıydı. Son deneme kadar görüşüyordum. Ben onun parti kurulmaması için kaç sefer konuştum onunla yapmayın, etmeyin başkanım parti kurmayın böyle kalın dedim. Ama ona da milletvekilliği tatlı geldi. Evet o yüzden siyaset ve siyaset üzerinde çok konuşulabilir. Bir de şunu tutturmuşlar. sen sûfî adamsın siyasetle ne işin var? Benim siyasetle işim yok benim işim vatan millet. Ben vatanımı milletimi seven bir insanım. Ben vatanımı milletimin ama milliyetçilik örtüsü altında ama solculuk örtüsü altında ama kemalistik örtüsün altında ama muhafazakârlık dindarlık örtüsün altında usulsüzlük, yolsuzluk, hırsızlık, arsızlık, uğursuzluk, kayırmacılık yapılmasına karşı.

Birinden kaçıyorsun öbürküne tutuluyorsun. işte kemalizm diyenlerden kaçacağız derken Müslüman görüntülerine tutulduk bu daha sıkıntılı. Demiş ya Süleyman aleyhisselama demiş dervişçik hırkasını çıkarmasını istiyorum onun. Sebep demiş bu hırkayla diğer kardeşlerimin de kanadını kırar demiş. gelmiş ya bir derviş hırkasıyla bir kimse kuşa bir tane taş atmış kuşun kanadını kırmış kuşta gitmiş Süleyman aleyhisselama. Mesnevde kıstası var bunun. Gidiyor. Süleyman aleyhisselama diyor ki ben bu dervişten şikayetçiyim dervişi çağırıyorlar. Ne oldu diyor ki bu benim taş attı bana benim kanadımı kırdı diyor. Süleyman aleyhisselâm dönüyor dervişe bu kuşa neden taş attın? Ben diyor bunu avlamak için sinsi sinsi yavaş yavaş geldim bu kaçmadı diyor.

Taşa attım kuş diyor ki evet diyor o öyle geldi ama ben onun üzerindeki dervişli hırkasına kandım diyor. Bana zarar verir diye düşünmedim ben o yüzden kaçmadım diyor. Ben o yüzden kaçmadım bakın inceliğe bakın üzerindeki dervişli hırkasından dolayı. Bu sefer Süleyman aleyhisselâm fetva veriyor. Diyor ki kısas senin de kolunun kırılmasına dervişin kolunun kırılmasına kuş diyor ki hayır ben onun kolunun kırılmasını istemiyorum diyor. Aynı acıyı çekmesini istemiyorum diyor. Ya diyor onun dervişlik hırkasının soyulmasını istiyorum. Çünkü diyor o hırka onun üzerinde bulunduğu müddetçe benim nice kardeşimin kanadını kırar bu adam diyor. Ben hırkanın soyulmasını istiyorum. Şimdi kimisi kemalist hırka giymiş kemalist hırkayla soyuyor.

Kimisi solcu hırkası giymiş solcu hırkasıyla soyuyor.


Siyaset ve Dindarlık Hırkası

Kimisi komünist hırkası giymiş komünist hırkasıyla soyuyor. Kimisi milliyetçilik muhafazakârlık hırkası giymiş milliyetçilik muhafazakârlık hırkasıyla giyiyor. Bunların içerisinde en acısı kimisi İslam dindarlık hırkası giymiş dindarlık hırkasıyla soyuyor. Bakın en acısı da bu. Bana en acı gelen bu. Bir kimsenin belediye meclisi belediyeden belediye başkanından bakanlıktan başbakanlıktan cumhurbaşkanlıktan ne olursa olsun makamı. İslami görünüp soygun yapması bana en ağır gelen bu. Ciyerimi parçalayasım geliyor. Kendimi yolasım geliyor. Sebebi şu. Ben daha yeni sûfî olduğumda yeni derviş olduğumda İslam adına basılmaya başladık. Biz sufilimizden dolayı habire basılıyorduk biz. Ve İslam gelsin, İslam yaşansın, İslam hakim olsun, Müslümanlar gelsin, Müslümanlar gelsin, Müslümanlar İslam’ı yaşamaya çalışsınlar diye diye biz geldik.

Basıla basıla, dövüle dövüle geldik, tokatlana tokatlana geldik. Hor, hakirlik, yaşaya yaşaya geldik. 2. sınıfı bırak, 4. sınıf, 5. sınıf vatandaş ola ola geldik. Tırmalıya tırmalıya geliyoruz, tırmalıya tırmalıya yürüyoruz. Bitmiyor ya. Bitmiyor. Bitmiyor. Ve her gelen her gelen ne yazık ki bozuluyor. Bozuluyor. Para bozuyor, makam bozuyor, devlet bozuyor. Yemez dedin adam yiyor. Peşkeş çekmez dedin adam peşkeş çekiyor. Gözümüzün içine baka baka yapıyor. Yapmayın, etmeyin diye nasihat edince sana düşman oluyor. Ve sana kötülük yapmaya çalışıyor, sana zorluk çıkarmaya çalışıyor. Ya saf değiliz, salak değiliz. Ya yapmayın. Siz Adem’den itibaren, yapanlara söylüyorum bunu, devlette bir makama gelip İslami kimliği ile kişiliğini kullanarak bir makama gelip, İslami kimlik ve kişiliğini kullanarak bir milletvekili seçilen, belediye başkanı seçilen, meclis üyesi seçilen, İslami kimliğini kullanarak devleti idare etmeye kalkanlar, bürokrat olanlar, eğer siz kayırmacılık yaparsanız, yerseniz, içerseniz, zehir zıkkım olsun.

Zehir zıkkım olsun. Kanınızın son damlasından lime lime çıksın sizden. Sebebi şu, İslam gelsin, Müslümanlar felah bulsun, İslam’ın güzellikleri, İslam’ın tatlılıkları yaşansın diye 200 yıldan beri mücadele eden, cihad eden, tırmalayan bu insanların gözyaşlarını heba ediyorsunuz. Çalışmalarını heba ediyorsunuz. Bu insanların gayretlerini heba ediyorsunuz. İnsanlar eşlerinden, çocuklarından, mallarından, mülklerinden, nefeslerinden, rahatlarından, yataklarından, uykularından fedakarlık ediyorlar. İslam hakim olsun, Müslümanlar hakim olsun, İslam yaşansın, Müslümanlık yaşansın diye sizler gidiyorsunuz, 5 kuruşa heber ediyorsunuz. Siz Adem’den beri gelen bütün peygamberlerin, bütün peygamberlere îmân edenlerin hakkına, hukukuna riayet etmiyorsunuz.

Hepsi de sizden hesap soracak. Siz geleceği katlediyorsunuz. İnsanların gayretlerini katlediyorsunuz. İnsanların çalışmalarını katlediyorsunuz. Gidip 3 paralı insanlara neler yapıyorsunuz? Allah’tan da korkmuyorsunuz, insanlardan da utanmıyorsunuz, peygamberden de utanmıyorsunuz. Ve yaptıkça da yapıyorsunuz. Yattıkça da yapıyorsunuz. Sizin siyasetiniz de batsın. Sizin kendiniz de batın. Siz çünkü Müslümanların hakkına, hukukuna riayet etmiyorsunuz. Siz 1400 yıllık Muhammed Mustafa’nın yoluna hainlik yapıyorsunuz çünkü. Siz Adem’den beri gelen bütün peygamberlerin yoluna hainlik yapıyorsunuz. Siz Adem’den beri gelen bütün kitaplara hainlik yapıyorsunuz. Siz bütün mücahitlere, bütün sahabelere hainlik yapıyorsunuz.

Siz bütün şehitlere hainlik yapıyorsunuz. Siz bütün ehlibeytlere hainlik yapıyorsunuz. Sebep dünyaya satıyorsunuz kendinizi. Makama mevkibeye satıyorsunuz kendinizi. Ve İslam’ı bu dairede İslam’ı Müslümanların adını lekeliyorsunuz siz. Sizin yüzünüzden İslam lekeleniyor. Sizin yüzünüzden Müslümanlar lekeleniyor. Sizin yüzünüzden insanlar İslam’dan Müslümanlardan uzak duruyorlar. Sizin yemenizden, sizin kayırmanızdan, sizin üç kağıtınızdan, sizin beş kağıtınızdan dolayı. Sizden dolayı Müslümanlar ve İslam lekeleniyor. Siz çünkü davanızı satan hainlersiniz. İslam deyip aldatanlardansınız siz. Müslümanız deyip aldatanlardansınız. Müslümanız deyip aldatanlardansınız. O yüzden sizin iki yakınızda bir araya gelmesin diyorum.

Evet. O yüzden siz asla felah bulmayın. O yüzden siz asla gününüzü görmeyin. O yüzden siz mahşerde asla ve asla yüzünüz topraktan çıkmasın. Burnunuz sürtülsün hep. Burnunuz sürtülsün. Bu insanlar fedakallık edecekler. Bu insanlar İslam için, Allah için, Kur’ân için, Sünnet için fedakallık edecekler. Gecelerini gündüzlerine katacaklar. Sohbet edeceğiz, zikrullâh yapacağız. İnsanları İslam götüreceğiz diye uğraşacaklar. Ondan sonra siz de kalkacaksınız. Din diyeceksiniz, millet diyeceksiniz, vatan diyeceksiniz, Kur’ân diyeceksiniz, Sünnet diyeceksiniz. İnsanların oylarını alacaksınız. Ondan sonra gideceksiniz hırsızlık yapacaksınız. Öyle mi? Ondan sonra gideceksiniz belidenin parasını, devletin parasını etrafınızdaki üç kağıtçıları, beş kağıtçıları, gazetecilere, partidaşlarınıza peşkeş çekseniz.

Öyle mi? Allah ciğerinizden söksün. Allah ciğerinizden söksün. Ciğerinizden söksün. Bunca Müslümanın göz yaşına ve kanına kanını heder ettiğiniz için. Bu hangi partiden olursa olsun, kim olursa olsun bu. Aman, X partiye vurdu Hoca Efendi. Öyle değil. Herkese sözüm. Kim yaptıysa ona. Rafundan da gocuncak değil. Ondan sonra telefonda kalıyorlar. Şöyle olmadı da böyle olmadı da, şu olmadı da, bu olmadı da. Körmüyoruz ya. Ahmak mı zannettiniz bizi? Üç kırış aklınızla bizi ikna etmeye çalıştınız. Sizin aklınız kadar bizde akıl yok değil mi? Çok kafası çalışıyorsunuz ya siz. Geri zekalı embesiller. Üç tane koyun versek, üç tane koyunu geri getiremezsiniz. Zeka özürlüsünüz. Îmân özürlüsünüz çünkü. Îmân özürlü olanlar zeka özürlüdür.

Îmân özürlü ne demektir? Îmân özürlü şudur. Onun imanı kemale ermemiştir. İmanı kemale ermediğinden dolayı parayı bulduğunda bozulur. İmanı kemale ermediğinden dolayı kadına bozulur. İmanı kemale ermediğinden dolayı makamı görünce bozulur. İmanı kemale ermediğinden dolayı kibirlenir. Kibirli köpekler. Kibirinizden bir şey olacaksınız sanki. Bitecek makamınız. Vatandaşın içinde yürüyemeyeceksiniz. Çarşıda dolaşamayacaksınız. Birisi gördü çarşıda ben yalnız dolaşıyorum. Hocam yalnız dolaşıyorsunuz dedi. Ben kimseye zulmetmedim ki dedim. Yalnız dolaşıyorum. Bir kötülük yapabilirler. Yaparlarsa şehit olurum ben dedim. Dolayamazsınız ki yalnız çarşıda bacada. Hiç düşünmüyorlar ya. Hiç düşünmüyorlar.

Ya bugün İslam konuşuluyorsa ülkede benim bildiğim 30 yıldan fazladır insanlar ev ev ev ev ev İslam anlatırlardı. Biz ev ev dersler yapardık, zikirler yapardık. Ev ev. Ve saklardık. Basılırdık çünkü. İnsanlara sûfîlik anlatacağız. İnsanlara ders yapacağız diye. Ya bunu nasıl yabana atarsınız ya? Ya bu insanların çalışmalarını gayretlerini herkes kendince bir şey yaptı. Ya nasıl bu insanların gayretlerini iç edersiniz ya? Bunların gayretlerinin üzerinden geldiniz siz ya. Ya bunu nasıl yok ediyorsunuz? Buna nasıl göz yumuyorsunuz? Yok. Yok. Benim olduğum olası benim düşüncemdir, fikrimdir. Ben derim ki İslam hiçbir zaman siyasi parti yoluyla hakim olmaz. Evet. Ben siyasi parti kurulup devlet yönetilmesine bile karşıyım.

Selamünaleyküm. Size derdimizi net anlatamayacağımızı ve sorarsak yapamayız nefsimizi uyarız düşüncesiyle. Derdimizle alakalı sizden bir şey duymaya niyet etmem ne kadar doğru. Karar sizi. Doğru olan size açık net sormak mı? Eyvallah. Allah razı olsun hakkınız. Elalim çok fazla soru işareti var. Çoğu şeyi anlamayıp soru işareti olarak bırakıyorum aklımda. Kafam hiç net değil. Bunu nasıl denip kendini bilen ve çabalayan bir sûfî olabilirim? Çabalacaksın, gayret edeceksin. soracaksın. Ne olacak ki? sormak bu doğru mu, bu yanlış mı, bu haram mı, bu helal mı diye sormak ayrı bir şey. bu konuda bana tavsiye et. Ben nasıl yapayım demek ayrı bir şey. Selamünaleyküm. Eşim eve dönerken yaptığı alışveriş dışında evdeyken dışarı çıkıp evin ihtiyaçlarını görmek istemiyor.

Sürekli evde acil bir işim varken bile rica ettiğim halde ben çıkamam demesi beni üzüyor yoruyor. Onun böyle yapması da ya da benim ondan çıkıp almasını istemem doğru mudur? Hayırlı geceler. E sen de gelirken liste yap söyle ona. Bu mu konu ya? Allah Allah. Maşallah. Ne konular buluyorlar ya. Liste yapacaksın sabahtan mesaj atacaksın. Dizken akşama gelirken bunları bunları bunları al. Selamünaleyküm. Evet ellerinizden öperim. Bu canlı sohbet ve sorular ile bütün size ulaşmak ve dinlemek isteyenlere ulaşması büyük bir hizmet. Başka cemaat de olsak bile can kula ile dinliyoruz. Allah razı olsun. Allah yardımcınız olsun. Cenâb-ı Hak bizi faydalı olan kullarından eylesin inşallah. El ayak terlemesi ile alakalı arkadaşlara bir tavsiyede bulunduyduk şu anda hatırında değil.

Hazret-i Mevlânâ’nın Mesnevî okuyacağınızda neden Abdullah Baba Mücettid dediği Bediüzzaman’ın Risale-i Nur okuyorsunuz? E siz okuyorsunuzdur Risale-i Nur. Allah iyiyesin inşallah. Neden şunu okuyorsunuz? Herkes istediğini okusun. Ben de Mesnevî okuyorum. Bunda bir sıkıntı yok. Bediüzzaman Sayyid-i Nur’su Mücettid’de Hazret-i Mevlânâ Mücettid değil miydi? Hocam saygılar. İmamlarımız abdest, namaz, vaazı bitirirler de zekat söz konusunda kırta bir diye geçiştirirler. Doğrudur. Bilemem. İmamları dinleyebilen bir kimse değilim. Hakkınızı helal edin. Ne diyorlar ne demiyorlar onu da bilmiyorum. bu son zamanlarda baya’dan beri cumaları böyle tam böyle namaz vakti camiye gitmeye gayret ediyorum. Kendi kendime böyle ibadet edeceğim derken bazen sinir katsayım artıyor şekerim yükseliyor.

Allah affetsin. O yüzden böyle Allah beni affetsin. Neye saklayacak gizleyecek değilim. Selamünaleyküm. Bu akşam bir soru da sorulan sorularla ilgili görüşlerimizi dile getirdiğimiz için rahatsızlığını dile getirdi bir izleyici. Bazı sorular sorulurken gidiş yolu özellikle itham edici olduğu için kendime ait hissettiğim yerlerde ilgili de olunca art niyet hissettiğimde rahatsızlık diyorum. Siz konumunuz gereği rahatsızlık duymuyorsunuz fakat benim sizinle olan bağım ve aidiyet duygularım gereği sizi savunmam ya da yolumu savunmam normal değil midir? Herkesin soru sorma görüş belirtme hakkı olduğu gibi bizim de yok mudur? Bu konuda görüşleriniz nedir? Teşekkür ederim. Ya normalde herkesin sevdiğini koruma, herkesin yolunu koruma, herkesin üstadını sevme koruma kollama hakkı var ama nasıl söyleyeyim?

Bugünye kadar gelen sorularda bana karşı bir iğne eyleyeceği veya bir şahsa karşı bir topluluğa karşı sorulmuş bir soru olarak algıladığım bir şey yok. Allah için söylüyorum. Ben soruların hemen hemen bütün soruların, sorulan soruların faydalı olduğunu, soran kardeşlerin gerçekten öğrenmek için sorduğunu veya bazıların irşad için sorulduğunu kaniyim. O konuda hiç şüphem yok. Selamun aleyküm ben İstanbul’dan yazıyorum uzakta olsam da sizin ilminizden faydalanmaya çalışıyorum. Müsaadenizle bir sorum olacak. Ben 40 sene rahmetli eşimin ailesiyle oturdum. Rahmetli oldular. Her gece senelerde rüyama giriyorlar. Hep aynı evdeydim. Her zaman hatırlar dua ederim. Çok merak ediyorum hep rüyamdalar. Allah razı olsun.

Allah’a emanet olun. Hoş hatıralarınız olmuş demek ki. Hoş hatıralarınız olunca böyle onlarla olan muhabbetiniz de fazlalaşmış. Allah iyi etsin inşallah. Güzel. Rabbim muhine’niz olsun inşallah. Efendim biraz önce bahsettiğiniz ayetlerdeki sizin önünüzde kendi ettikleriniz vardır ve benzer ayetlerde îmân ediyoruz hamdolsun. Ancak kafamda çelişki düşüren bazı noktalar var. Örneğin Peygamber Efendimiz sallallâhu aleyhi ve sellem fiziksel ve duygusal anlamda birçok imtihan ile sınanmış. Belav ve müsibetlerin en zorları velilere ve yakınlarındakilere de isabet eder buyruluyor. Onlar da kendi işlediklerinin karşılığını görüyorlar diye düşünmenin de sıkıntılı olduğunu sanıyorum. Meseleye buradan bakınca kendimizi nereye koyacağımız?

Hiç alevinde oturtamıyorum ki bir velinin yakınında olduğumuza inanıyorum. Başımıza geleni her şeyi gerçekten hak ettiğimiz için mi yaşıyoruz yoksa manevi olarak yetiştirilmeye çalıştığımız için mi? Hak ettiğim için başıma bu geldi diye düşündüğümde içsel olarak çöküyorum bu sıkıntı bir bakış açısı olabilir mi? Sufiler kendince hiçbir zaman bir velinin yanındayız o yüzden bu bizim başımıza geldi diye düşünmezler. Derler ki biz bunu hak ettik. böyle bir kısım böyle sufiler bunu böyle düşünürler ama bunu böyle düşünmek tehlikeli biraz böyle kendinden bir makam atfetmek, bir mevki atfetmek oluyor. Sûfî kendinde bir varlık görmezse hep kendini bu noktada der ki ya vardır benim bir hatam, kusurum, günahım o yüzden bu bana gelmiştir diye düşünse daha böyle tevazul olur.

Selamünaleyküm bir arkadaşım bir rüya görmüş ve çok merak ediyorum anasını. Rüyasında yüzünü görmediği bir zat kucağında güzel bir kız bebek getirip bu senin kızın ve sana bunun hediyesini vereceğim deyip bir odaya götürmüş. Bu odaya gösterip bu senin hem ayrı tem dünya hediyen demiş ve uyanmış rüya bu şekilde.


Eşcinsellik ve Psikolojik Destek

Evet rüya görüldüğü gibi inşallah Cenâb-ı Hak onun dünyasının ahiretini mamur edecek. Allah mamur etsin inşallah. Selamünaleyküm eşcinsellik gibi lanetlik bir işi yapan hatta bunu itiraf eden kişinin dönüp tövbe etmesi için yardımcı olmak doğru mu? Doğru. Yarınki canlı yayına konuk olacak kişi kendi şahsına ve bugünkü instagram sayfamızda yapılan baskı ve şikayetlerden dolayı yayına katılmaktan vazgeçti. Ben yine de canlı yayını yapıp kardeşimizin yaşadıklarını anlatmak istiyorum. Yarın 22’de canlı yayında olacağım inşallah. Bizim bir psikolojik danışmanlık yapan bir arkadaşımız var. Bu arkadaşımız malum cuma günü akşam bir eşcinsellik yapıp sonradan tövbe edip dönen bir kimseyi konuşturacaktı.

O kimseyi nasıl sohbet edecekti. O kimse yaşadıklarını, ne tip baskılara maruz kaldığını, onu nasıl kandırdıklarını anlatacaktı. Bununla alakalı instagrama çok yoğun bir şekilde eşcinseller birlik olup, instagrama şikayet edip o arkadaşımızın sayfasını kapattırdılar. Bakın şimdi vay nasıl kızıyor sinirleniyor. Ya düşünebiliyor musunuz? Eşcinsellik Allah’ın lanet dediği bir fiiliyat. bir kimse nasıl eşcinselliğe düşürülmüş benim olaylardan haberim var çünkü 3 aşağı 5 yukarı. Açık açık söyleyeyim. o danışman arkadaşımız benimle de bu konuyu istişare ediyor. Nasıl davranayım nasıl edeyim diye. Ve ne tip bir baskılara maruz kalmış, neler yaşamışlar, neler yapmışlar. Oysa aslında bunlar böyle şeyde ben izlemedim hiç ama izleyen birkaç arkadaş söyledi.

YouTube’da var bu tip anlatımlar. Bu eşcinseller deneyimlerini anlatıyorlar. Nasıl bu yola düşürüldüklerini anlatıyor diye böyle söylenenler var. Ama böyle ciddi bir şekilde eşcinselliği eleştirel olarak bakan işte neler olduğunu böyle çıplak gözle anlatacak olan bir kişi için ortalık ayağa kalkıyor. Ve düşünebiliyor musunuz? Arkadaşımızın Instagram sayfası kapattırılıyor. Evet. Düşünün artık siz Türkiye’nin hangi hale geldiğini. Ve çok o herkesin benim de Instagram’da sayfam var, Facebook’ta da sayfam var, Twitter’da da sayfam var. Düşünün sosyal medya denilen şeyde haram ve haramzadeler, haramla ilgilenenler ne kadar kuvvetli. Evet. Bir kardeş selamünaleyküm demiş. Aleykümselam. Kafsim Kaflı KSK Karşı Akademi Karşı Yapı Soporkulübü.

Evet İzmirli demek ki. Ah… İşrak, vahdaniyet, nurlarının parlaması ile nefsin arzularının yok olmasıdır. İşrak sabah vakti ya. O demek ki bir insan sabah vaktinde kalkarsa evet nefsin arzularını yok edecek. Allah’ı zikretsekse her vaktinde. Nefis mertebelerinde düşlerden bahsettiniz. Peki bir kimse rüyasında Huu esmasını gördü. Daha öncesinde haramlarda bulanmış bir kimseydi ve bu rüyayı görünce mutlu oldu. İlgileniyorlar benimle gibisinden düşündü. Bu kötü bir şey mi? Harika bir şey. İlgileniyorlar demek ki. İlgilenmeseler öyle yaparlar mı? Kardeşler, derviş kardeşlerin rüyalarını burada okumuyorum. Selamünaleyküm. Musa aleyhisselamın Cenâb-ı Hak’ı gördüğü bulutumsu şey amamıydı. Cenâb-ı Hak’ı görmedi bulutumsu bir şeyin içerisinde.

Cenâb-ı Hak’la görüştü, konuştu. Canlı yayında kesintiler oluyormuş. Ama bu gün müydü? Dün müydü? Dün o cumhurperşemi gün herhalde. Bir kul fani lezzetlerden uzaklaşmadıkça baki lezzetlere kavuşamaz. Bir sûfî için fani lezzetler nelerdir? Bizim için fani veya baki olarak bir şey yok. Geçmiş, ne o? Gelecek, geçmiş, dünyevi, uğrevi yok. Her şey bizim için şey, ne o? Manevi. Ben kendimce öyle düşünüyorum. Kimisi zahir, batında. Her şey batın bu alemde. Selamün aleyküm hayırlı cümalar ve aleyküm selam. Uzunca bir süredir tasavvuf üzerine bilgiler ediniyorum. Yakın zaman içinde videolarınızı izleyip dinlemek nasip oldu. Birçok Ehli Sünnet hocaların dinletilerini istiyor, dinliyorum. Günlük virtüinizi bugün okudum ve yazmama vesile oldu.

Onca virtüası ve boğuştama okudum. Lakin bu dua, boğuştama çok feyizdi. Allah razı olsun. Allah senden de razı olsun. Mevlevi olmak için ne yapmamız gerekir? Ben mevlevi oldum derse mevlevi olursun. Kimsenin tek elinde değil ya bu. İnsanlar dini tek elinde alır. Müslüman olmak için birilerinin iznine ihtiyacın yok. Müslüman olmak için bir yerlerden icazet almana gerek yok. Sûfî olmak için de bir yerlerden icazet almana gerek yok. mevlevi olmak için de bir yerlerden icazet almana gerek yok. Böyle bir algı oluşuyor. Böyle herkes bir köşe başlarına tutmuş. Sanki İslam olmak için onun okeyini alacaksın. Veya insanlar kendilerince kendilerine bir makam atfetmişler. Bir şey olmak için onlardan icazet alacaksın.

Böyle bir saçma sapanlık var. Canım kardeşlerim bunu Afyon Üniversitesinde oradaki bir mevlevi dede vardı. Onun sempozyumunda söyledim. Orada sempozyumunda çelebiler de vardı. Çelebelerin önünde bağıra bağıra söyledi Mehmet’e. Mevlevilik hiç kim… Beni hiç sevmezler çelebilerin hiçbirisi de. Bakın hiçbirisi de bugüne kadar sevenine karşılaşmadık. Işın dahil buna. Bir tane daha var Işın’ın abisi mi ne. Böyle her şeyde de, Şebaruz yıllarında zamanlarında böyle bu fakire düşmanlık edecek olan ne kadar gazeteci paçavrası varsa giderler onlardan bir de telefonla şey alırlar. Ne o? Reportaj alırlar. çelebiler Mustafa Öz bana şöyle dedi. O mevlevi değil ha. Mevlevilik sizin tek elinizde mi? Bir kimse ben mevleviyim diyorsa mevlevidir.

Benim tarikatlarla, sufilikle hiç alakam yoktu. Abimin evde bir dört yıldır Mesnevî tercimesi vardı. Kultür bakanlığının bastırdı. Benim mevlevilikle Hazret-i Mevlânâ ile tanışmam o zaman oldu. ben birisinden bir icazet almadım. Birisinden o zaman için bir destur almadım. Evde şeyin Gölpınarlı’nın o zaman için, abimin o kitapta sonra bana hediye etti o hala daha durur bende o. Bakın kaç yıl geçmiş üzerinden. Ben o Mesnevî şerhini okuyordum Gölpınarlı’nın. Benim mevlevilikle bağlantım oradan başladı. Hoşuma gitti. Bana hitap etti. Ben o güne kadar çünkü özgür bir hayat yaşamışım. Kafıma göre bir hayat yaşamışım. Baktım okudum hoşuma gitti. Onların alemi Ahmet Arifay Hazretlerinin okudum hoşuma gitti. benim ilk okuduğum kitaplar bunlar.

Ben âyet bilmiyordum, hadis bilmiyordum. Hiçbir şey bilmiyordum. Ben bunları okudum ilk önce. Hele o el-Burhânu’l-Müeyyed çarpıyordu beni böyle. Çarpıntıya uğratıyordu. Benim ilk okuduğum kitaplar bunlar. Ben hiç kimseye tanışmadım mevlevi olur muyum olmaz mıyım diye. Sonra gerçekten çok hoşuma gitti. Çok hoşuma gitti. Ben bir müddet kendi kendime zikretmeye başladım. Kendi kendime zikretmeye başlayınca dedim ki senin bir şeye intisâb etmen lazım. Çünkü onların aleminde öyle şeyler okuyorum ki ben böyle insanın bir şeyhiye ihtiyacı olması ve okuduklarımı uyguluyorum. Öyle boş okumuyorum ben. Benim ilk sûfîlik öğretimin temeli onların alemiyle Hazret-i Mevlânâ Celalettin Rum Hazretleri’nin mesnevisidir.

Şimdi az önce diyor ya neden Mesnevî okuyorsunuz diye. Evet benim ilk okuduğum eser Mesnevî Allah’ı sevdiren, Resûlullah’ı sevdiren bana farklı bir pencere, farklı bir perde açan iki önemli kitaptan birisidir Mesnevî. Birisi onların alemidir Ahmed er-Rifâî Hazretlerinin, birisi de mesnevidir. bu gayet normal dual benim Mesnevî okumamda. Hayatın ben böyle özümsenmeşi gibi böyle özü çekirdeği gibi geliyor Mesnevî bana. Her neyse o yüzden bir kimsenin mevlevi olması için çok fazla bir şey yapmasına gerekiyor. Hazret-i Mevlânâ’yı seviyorum ben de mevleviyim diyorsan mevlevisin kardeşim. Mübarek olsun. Mümin müminin aynasıdır hadisince karşımdaki kişide gördüğüm olumlu olumsuz davranışlar bende var anamına mı gelir açıklayabilir misin?

Mümin mümin aynasıdır dediği asıl mümin Allah’tır. İnsanların içerisinde müminliği en zirvede olan Hazret-i Muhammed Mustafa’dır sallallâhu aleyhi ve sellem. Ondan sonra yaşayan Allah’ın dostları velileridir. Onlar ancak size aynı olur. Bunu yerli yerine koyalım bir. Sokaktan geçen bir kimsenin aynalı olmaz. Allah-u Teala’nın varlığı hakkında şüpheler geliyor tevhîd çekiyorum bu şüpheler gider mi? Her şüphe geldiğinde İhlas Sûresini okuyacaksın. Hadis-i şerifle sabit. Sarsılmaz bir imana sahip olabilir miyiz? Evet. Şöyle bir şey yaşıyorum okumalarım zikirlerim çok iyi gidiyor derken birden bir vesvese geliyor vesveseyi takılıyorum sanki başladığım yere geri dönüyorum. Doğru yoldasın o yüzden.

Doğru yolda olanlara şeytan böyle vesvese verir. Rabbim şeytanın vesvesesinden ve destesinden cümlemizi muhafaza eylesin. Selamun aleyküm sizin ve yayın ekibinizden Allah razı olsun. Sizlere söylüyor yayın ekibi. Bir kişinin kalbinin kötülüğü ve güzelliği yüzüne vurur mu? Kalp, dükkan, dil, tüccardır. Mâkak ki insan yüzünde de mimiklerinde kalbinin bir tecelliyatı vardır. Bir kişi ders aldıktan 40 gün sonra mülhümelik makamına geçer demiştiniz. O 40 gün nasıl bir 40 gün olmalıdır? Kim 40 gün sabah namazına kalkarsa Cenâb-ı Hakk’ın kalbine ilhâm kanallarını açar diyor. 40 gün sabah namazına kalkarsa. Bu yeterli herhalde. Selamun aleyküm bazen rüya görüyorum. Sizi anlatmak için numaranızı alabilir miyim?

Bir sorum daha olacak müsaadenizle. Bazen umutsuz diye düştüğümde kalbime ılık ılık akan bir güç hissediyorum. Sizlerle bir araya gelin. Bir şey söylemeyin. Bir şey söylemeyin. Bir şey söylemeyin. Bir şey söylemeyin. Bir şey söylemeyin. Bir şey söylemeyin. Düştüğümde kalbime ılık ılık akan bir güç hissediyorum. Sessiz, sözsüz bu güç ilhâm mıdır, ilhâm nasıldır onu ayırt edebiliriz? İnşaAllah. Şu numaramı da bir ezberleyemedim ya. Arkadaşlar, rüya yazacak olanlar, başka bir şey yazacak olanlar, lütfen bibi kullansınlar. Cuma mesajı atacak olanlar, her ne yapacaksanız lütfen bibi kullanın. Böyle dememe rağmen bazı kardeşler hala da WhatsApp’tan mesaj atmaya çalışıyorlar. söyleyecek söz bulamıyorum.

Selamünaleyküm. Allah’a söz verip, yemin ederek tövbe ettiğin bir hataya geri döndüm. Ne yapmalıyım? Tövbeye devam. Bir kul günah işler, Allah hatırına gelir, tövbe der. Allah der ki kulun kendisini affedecek olan Rabbisini hatırladı affettim. Kul yine günah işler, yine geri döner, tövbe der. Yine Allah der ki kulun kendisini affedecek olan Rabbisini hatırladı affettim. Selamünaleyküm. Zekat miktarı olan biri kiradı yeşil ve aylık masrafları düştüğünde bu miktarı nisab miktarı etmiyor. Bu kişinin zekat sorunluluğu kalkıyor mu? Evet. Nisab miktarı kadar parası yoksa, bir senedeki o para varsa da bir sene durması lazım. Bu insanın zekat sorunluluğu kalkıyor mu? Evet. Nisab miktarı kadar parası yoksa, bir senedeki o para varsa da bir sene durması lazım.

Nisab miktarı kadar parası yoksa o kimse zekat vermez. Ortak kurban kesmek isteyenlerden biri benim de niyetim var diyerek konuşmuş. Ama diğer kişiler kurbanı onu da dahil ederek düşünüp niyetlenmişler. Bu kişi kurbandan çıkarsa kurban mundar ve geçersiz mi olur? Yine başka bir yerde de ortaklardan biri çıkıp yerine diğer ortaklardan biri iki pay alarak almış. Olarak girmiş ama birbirlerini tanıyorlar ve aralarında et hesabı yapanlar falan yok. Bu durumda da kurbanın durumunda şüphe olur mu? Bakmam lazım buna şu anda. Kafam gitti. Hakkınızı helal edin. Fazla fıkıh meselelere girmeyeyim şimdi. Bunu inşallah Salim unutturma bana. İyi mi? İnşallah. Kurbanı o kimse ama niyet etmemiş o kimse. Bakın niyetim var diyerek konuşmuş ama vekil tayin etmemiş.

Burada o kimsenin adına kurban alınması burada sıkıntı. Vekalet alınması lazım. Selamün aleyküm hocam. Eşim ek iş olarak ticaret yapmak istiyor. Bunun için araba almak istiyoruz. Ticareti yapmak için kredi çekip araba alabilir miyiz? Hayırlı geceler. Ne ticareti yapacaksınız, ne iş yapacaksınız, sermayeniz ne kadar bilmediğimden dolayı size bir şey diyemem. Selamün aleyküm. Selamün aleyküm. İsmim Ömer Farukkaya. Kıyametin koptuğu anı ölmüş insanlar haberdar olacak mı? Evet. Selamün aleyküm. Sevgiliyle bahçede gül koklamak ne demek biraz açar mısınız mümkünse? Allah razı olsun inşallah. İyi akşamlar. Ev almak ve araba modelini yükseltmek için kredi çekmek caiz midir? Evimiz yok, arabamız var.

Memnunuzda sadece otomatik vites araba daha konforlu olur diye hazır faizler düşmüşken araba modelini yükseltmeyi düşündük. İki soru içinde görüşlerinizi rica ederim. Allah yardımcınız olsun inşallah. Ben sadece şuna bakarım. Bir kimsenin kredi alıp almaması caiz mi değil mi? İslam hukuku olmayan yerde caiz. Ama alınmasını tavsiye eder misiniz? Hayır. Bana din olarak sorarsanız caiz. Selamün aleyküm. Bereket nedir? Kişi bankada kredi ile işi biterse tekrar kredi kullansa bereketi ihlal mı eder? Ne tavsiye edersin? Bereket, Cenâb-ı Hakk’ın lütfu, ikramı, ihsanı, herkesin. Cenâb-ı Hak kazancına bereket ihsan eylesin inşallah. Selamün aleyküm. Binlerin hepsi velimi. Herkes velidir ya. Boş verin.

Karaca Bey’den selamlar ve aleyküm selam. Sufiler demişler ya, her gördüğünü velibildi. Her gördüğümüzü velibileriz başlarına. Nasıl da o? Her gördüğünü velibil. Her ne? Şey yapanı delibil derler ya. Toparlayamadım. Ha, her gece-i kadir, her gördüğünü hızır bil. Hocam, İran İslam devletinin geçen gün üçlü zirve Türkiye diye yapıldı.


Rüyada Peygamber ve Mesnevî

Sonra TV’de alt yazı İran İslâm Cumhuriyeti diye alt yazı geçti. Yalavadan derici şükrü. Geçmiştir hiç. Vallahi görmedim. Peygamber Efendimiz Sallallâhu Aleyhi ve Sellem hazretlerinin rüyasında görenler için îmân üzere vefat edecekler diye bir hüküm çıkarabilir miyiz? Son nefesinde münâfiğ-ı kâfir olarak ölenler îmân üzere bile yaşamış olsalar bir kez daha olsun. Efendimiz Sallallâhu Aleyhi ve Sellem’in rüyasında görmemişler diyebilir miyiz? Bu noktadan bakarsak Efendimiz’i rüyada görmek müjdelerin en büyüğü değil midir? Benim için öyledir. Ben on bir yaşındayım ders almıştım sizden. Bazen unutuyorum çekme sayısını da unutuyorum. Bana günah oluyor mu? Alışkanlık yapamadım. Yedi yedi çek. Selamün aleyküm sohbette bahsettiğiniz deryaya ahirete göçmeden ulaşabilecek miyiz?

İnşallah ulaşırsınız. Hüsnü zanını ahlakımıza tam anlamıyla nasıl yerleştirebiliriz? Hiç kimse hakkında kötülük düşünmeyin. Hiç kimseye de kötü düşünmeyin. bu zamanın insanları genel olarak böyle bu süizana çok düşüyorlar. Elinde bir delil yok, bir ispat yok. Kendi kendini kuruyor, kurguluyor, süizana düşüyor. Allah affetsin. Zikre az insanların. Allah’ı çok zikretmiyorlar. Mesela bir sûfî için söylüyorum. Sûfî Allah’ı çok zikreder, üstadana tam bağlı olur, ona muhabbet beslerse süizana düşmez. Oy oy oy oy oy! Nigara hanımın paylaştığı eşcinsellik ile ilgili videoyu kendi sosyal medyamda paylaşınca 8. sınıf öğrencim kendisinin LGBT bireyi olduğunu ve bu duruma saygı duyulması gerektiğini söyledi.

Dini bilgide eksikli olan bu tür gençlere nasıl yaklaşılmalı, dini doğruyu kabul etmedikleri için ne tür yol izlenmeli? Ya! Ya! Ya! 8. sınıfta. 8. sınıf. Yavaş yavaş ona dini anlatacaksın, yavaş yavaş ona doğruları anlatacaksın. Sert konuşmayacaksın, yumuşak yumuşak konuşacaksın, tatlı tatlı konuşacaksın. İzleyenlerden özüldür diliyorum, hakkınızı helal edin. Soruları bitirmeye gayret ediyorum, inşallah bitireceğim. Selamun aleyküm. Annemin sorusu kabir sualini nasıl olur? İnşallah iyi olur. Rabbim cümle ümmet-i Muhammed’in kabir sorgusunu, sualini iyi geçirenlerden eylesin. İyi akşamlar hocam, size bir sorum olacak mümkünse. Ben Fransa’dan yazıyorum. Benim sıkıntım Cihane TV’de mukabele dinliyorum, altyazı oluyor.

Mayali Türkçesini okuyorum. Okurken içime şüphe düşüyor veya aklıma acaba Kur’ân gerçek mi? Ayetler Allah’ın sözlerim diye düşünceler maruz kalıyor. Bunlar nedir cevaplar mısınız? Bunlar şeytanın vesvesesidir. Bir kimse Kur’ân ve Sünnet’e uymaya çalışmaya, dini ibadetler yapmaya başlayınca böyle şeytan vesvese verir üzerinde. O yüzden doğru yoldasının yoluna devam et inşallah. 13 yıldır bir fabrikada çalışıyorum. Orada ne iş verilirse yapıyoruz. Maalesef bu bize bir meslek kazandırmadı. Son zamanlarda işten atılma korkusu yaşıyorum. Bu bizde panik stres yapıyor. Bu konularda sizin düşünceleriniz nedir? Allah’a yaslanın, Allah’a dayanın, çalışın. Allah yardımcınız olsun inşallah. Selamünaleyküm, hayırlı akşamlar.

Bir erkeğin saçı düz ama saçına perma kıvırcık yaptırması uygun mudur? Maşallah nelerle uğraşıyor insanlar ya. Benim gibi kestirat ya. Gelip olduktan selamlar. Esenyurt’ta yeni ders alan kardeşlerimiz var. Onları haftalık ders için yönlendireceğimiz, onlara yardımcı olacak yakın kardeşler var mı? Nasıl ulaşabilirler? En yakın Üsküdar’daymış. Orası da usak kalıyor. Ne yapmak gerekir? İstanbul’un bayan Zakir var. Ona müracaat edin. İnşallah o size en yakın kim gidebilir, kim gelebilir, o size yönlendirsin. Vaktiniz nur olsun. Gönül ister ki sizi muşta ağırlayalım. Haykırdınız hakikatleri muş, neş’ü nevab olsun. Allah razı olsun. İnşallah diyelim. Cenâb-ı Hak nasip etsin. Selamün aleyküm. İki sorum var.

Bir hurma da olsa sadaka verin, cehennem ateşinizi söndürün hadisi. Söylediğinizden beri sadaka vermeye dikkat etmeye başladım. Fakat verdiğim kişiden dua istiyorum. Bu isteğim sadakaya karşılık istemiş oluyor muyum? Evet. Arkadaşlar hiç kimseden hiçbir şey istemeden iyilik yapmaya devam edin. Bana dua et. Bana şunu yap. Bırakın bunları. Menfaat gözetmeyin hiçbir şeyden. Bir de bir arkadaşla 500 TL alacağım var. Adamdan parayı istedim, kurban alacağım dedi. Ses çıkartamadım. Bu adamın bana borcunu vermeden kurban alması doğru mu? Önce borcunu ödemesi lazım. Derya coşmuşsun yine. İzmir’den derya. Ne demiş bak. Tekkemizi kapatan zalime biz de zulüm nasıl yapabilir paylaşmalar görüyorum. Ama onların mursaya yok bence.

Biz de belediyenin önünde veya bulunduğu mekanın önünde ilahi veya sema yaparak zulüm etsek yavaş yavaş yürüyerek aralıklarla olmaz mı? Bu alay çok zoruma gidiyor veya ne yapabiliriz? Sufiye korkaklık yakışmaz dersiniz hep. Çalışkan olun dersiniz. Allah razı olsun inşallah der ya. Allah iyilsin der ya selam söyle herkese. Selamünaleyküm ben yeni dersiyim. Dini insanlara tebliğ ettiğimden beri şeytan peşimi bırakmıyor. Her gün tövbe ediyorum. Abdestsiz gezmiyorum. Tevhide devam ediyorum. Ben 15 gündür göğsümde sanki bir şey oturmuş vesvese olduğunun farkındayım. Sabredip savaşırım ama beni rahat bırakmıyor. Uyurken rüyamda bizi kameralı ders yaptığımız programda değişik sessiz bir zikir boyutu oluştuğunu gördüm.

Üzerimde karabasan olduğu için gözlerimle derdimi anlatmaya çalışıyorum. Uyanım başka bir gün tebliğ ile uyumaya çalışırken talip olduğum kişinin sorumlusu rüyam, hal mi bilmiyorum sağ kulağımın ortasına sanki yanımda gibi sesini net duyup bekleyin dedi. Talip olduğum kişi de üzgün halde bana baktı. Dün tebliğ ile uyurken rüyamda iş yerinde namaz kıldığımız yeri gördüm. Bir sürü iyi büyük sinek vardı. Onları dışarı nasıl çıkartacağım diye uğraşırken dışarı çıktım gökten balık yağıyordum. Sonu çok güzel. İnşallah iyi olacak. Rüya çok gizemli bir konu ve ben gerçekten rüya konusunu merak ediyorum. İlahiyat okuduğumdan araştırmak, bilgi sahibi olmak, tefaratlıca konuya hakim olmak istiyorum. Önerebileceğiniz bir kitap var mı? rüya ile alakalı önerebileceğim bir kitap yok.

Yok çünkü benim elimde de öyle bir kitap. Öyle bir kitap olduğunu da bilmiyorum. Varsa da bilmiyorum. Rüya ile alakalı önerebileceğim bir tek en kötü bir sitede rüya ile alakalı hadisler var. Onlara bakabilirsin. Sufilerin rüya ile alakalı yorumları olan eserler bulabilirsen orlara bakabilirsin. Haklı olarak bir şeylere kızıp ardından gülümseyebilmeniz bize hep umut oldu. Allah razı olsun. Ne yapalım? Kızmak da var, fıtratımızda. Gülmek de var, fıtrat da var. Kızmak da var, neşelenmek de var. Selamlar hocam. Yüreğinizi, ağzınızı sağlık. Hayırlı akşamlar. Allah yardımcınız olsun. İki kere rüyamda şehitlerimizi gördüm. Bir sefasında gördüğüm şehit ben ölmedim diyordu. İkincisinde şehidimiz bana vatan sevgisinden bahsediyordu.

Şehitler ölmez, vatan bölünmez. Allah Allah nidalarıyla devam. Yalana düşmeden ilmi siyaset nasıl yapılmalıdır? Valla ben de çok bu konuda maharetli bir kimse değilim. Hakkınızı helal edin. Selamun aleyküm. Sizi çok seviyoruz. Sorumuz sizi sinirlendirdi. Çok üzüldük. Kusurumuza bakmayın. Hakkınızı helal edin. Ben normalde, yok sıkıntı yok. Sizin sorduğunuz sorudan dolayı sinirlenmedim ben. Zaten bu ara iyi değilim ben bu tip menzularda. Bayağıdan beri iyi değilim. Ama bunlar böyle gün geçtikçe artıyor ülkemizde. Bunların böyle bir haklı olarak isyanı var bende. Sinirlilik değil benimki. Üzüntü de değil. Bende bunun isyanı var. Ben haksızlığa, adaletsizliğe, arsızlığa, uğursuzluğa karşı hele dini bir örtünün altında olmasına karşı isyanım var benim.

Selamun aleyküm. Kızımın adını doğmadan önce eşimle beraber Fatma Duru ile belirlemiştik. Kızımız doğduğu zaman eşim Fatma Nur olarak ismini koydu. Ben Fatma Duru olmasını istemiştim. İçimde Fatma Duru kaldı. Nur yerine Duru olarak ismini değiştirsek uygun olur mu? Siz bilirsiniz. Selamun aleyküm. Ahlaklı olmak için ne yapmalıyız? Ahlaklı olmalısınız. Günah kebar işlemeyin yeter. Eşimize karşı daha sabırlı, daha saygılı olmak için ne yapmalıyız? Eşinizi sevmeniz lazım. Eşinizi sevin inşallah. Selamun aleyküm. Rüyamda dergahtayız. Biatlaşmam ve görev veriyorsunuz. Beni yanınıza zâkillik görevi verilecek diye çağırdınız. Sonra ellerimden tuttunuz. Alnınızı alnıma dayadınız. Yalan söylemeyeceğime, namazları terk etmeyeceğime, haramlardan uzak duracağıma, Kur’ân ve sünnetten ayrılmayacağıma dair şeyler söylediniz.

Sonra ben elinizi öptüm. Bana ders kağıdı verdiniz. Bununla Demirtaş’taki dervişlere ders ver dediniz. O esnada Demirtaş’lı kardeşler beni dışarıda minibüsün içinde bekliyorlardı. Rüyam mukallah. Alnına dayanınca yedi sahih ders olur. Allah mübarek eylesin. Sana maneviyat yedi sahih ders vermiş. Ben bunu çok önemserim. Bir kimsenin yedi sahihi rüyasında almasını isterim. O yüzden senin rüyanda da yedi sahih ders almışsın. Allah mübarek eylesin. Bu vermiş olduğun sözler böyle rıdvan biatı gibi. Bu biat. O yüzden biatına sağlam yapış. Biatını sıkı tut. Kur’ân ve sünnete sımsık yapış. Asla namazı terk etme. Bir vakit daha yoksa terk etme. normalde kılamadığın zaman hemen namazını kaza et. Geceyi namazı terk etmiş olarak geçirme.

Asla yalan söyleme. Asla. Allah’ın sana. Şimdi bunlar haramlardan uzaktır. Ümmetim îmân üzerine yalan söylemez. Namazın dininde son yıkılan kaladır. Namazı bir kimse kasteden terk ederse de şerte küfürdür der ya bunlar sufiler için geçerli hadislerdir. O yüzden bu şeriat ehli için bu hadisler ağırdır. Bunları sufiler kendilerine ölçalırlar. Mesela bir kimse şeriat ehli için namazı kasteden terk etse biz onu küfür ehli diyemeyiz. Ama sufiler için öyle değildir. O yüzden Allah mübarek eylesin. Tebrik ediyorum seni. Cenâb-ı Hak daim eylesin. Ebedi eylesin. Yedi sahih ders alan kardeşlerden birisi oldun. Bir de bu geçenlerde de bunun sohbeti olmuştu. Yedi sahih veriyor musunuz, vermiyor musunuz diye.

Ben de bu manevi olursa bu noktada sıkıntımız olmaz demiştim. Adın ben de saklı öyle söyleyeyim. Allah mübarek eylesin inşallah. Allah yardımcın olsun. Cenâb-ı Hak daim eylesin. Tekrar tekrar tebrik ediyorum seni. Selamünaleyküm. Gece rüyamda karşıdan pelerinli kişi altıyla tabir-i câin ise dört nala geliyordu. Bana doğru selam ve selam Peygamber Efendimiz’in geldiği söylendi. Tam bana doğru gelince yüzünü güneş olarak gördüm. Çok etkisinde kaldım. Size yazmayı düşündüm. Saygılar sunarım. Salavat-ı şerife çek inşallah bol bol. Allah mübarek eylesin inşallah. Hazret-i Pîr demiş ya bir gayret daha edeyim öteye geçeyim diye. Bir gayret daha edeyim ben bitireyim inşallah bu akşam soruları inşallah.

Selamünaleyküm. Bu perşembe sohbetine katılmak istiyorum yeni yeriniz neresi? Allah razı olsun. sohbetlerimiz şu anda halka açık değil. Malum Korona yasaklarından dolayı halka açık sohbet edemiyoruz. Canlı yayın yapıyoruz. Böyle bir küçük bir yayın ekibimiz var. Öyle devam ettiriyoruz inşallah. Selamünaleyküm. Eşim büyük baş hayvana niyetlendi. Bundan sadece eşim mi, eşimin mi oluyor yoksa o büyük baş hayvandan benim de olabiliyor mu? 7 kişiye kadar niyetlenebilir insanlar. 7 kişi niyetlenir 7 hisse de olabilir. O yüzden olabilir büyük baş. Büyük baş. Sıhhatler olsun kuafiriniz İlhan. Allah razı olsun. İlhan. Evde tıraş olmanın cezasını öğrendik. İlhan kafa yerinde değil bu ara. Allah razı olsun inşallah.

Ateist kayın biraderim eve geldiğinde eşimin tesettür sınırları değişir mi? Evet. Ateistim diyorsa kadın, babası da olsa, ondan sonra annesi de olsa, kardeşi de olsa ateist bir kimsenin yanında kadın tesettüre bürünecek. Biraz önce vesvese hakkında bir arkadaşa vesvese gelince İhlas Suresinin okumasını söylediniz. Bu sadece okuyamıyoruz ki yoksa biz de okuyabilir miyiz? Onun vesvesesi Allah’ın varlığıyla alakalı, zatıyla alakalı. Var mı yok mu? Âyet-i kerimeler, Kur’ân-ı Kerim var mı yok mu? Onunla alakalıydı. Bir kimse Allah’ın varlığıyla alakalı veya sıfatlarıyla alakalı vesveseye düşerse hadîs-i şerîf var, İhlas Suresinin okuyacak. Öbür türlü vesvesenin ilacı tevhîd. Lâ ilâhe illallah diyecek inşallah.

Kendi niyetimle alakalı kendimi çok fazla sorguluyorum. Bu da beni çok yoruyor. Ne tavsiye edersiniz? Niyet et, niyetin temiz olsun. Başka bir şey lazım değil. Haklarını zelâledin. Dinleyenlerimizden sürçü lisan ettiksek onlardan özür diliyorum. Dinleyenlerimize karşı, izleyicilerimize karşı, takipçilerimize karşı bir hatamız, kusurumuz, eksikliğimiz olduysa onlardan özür diliyoruz. Onlar haklarını helâl etsinler. Ama diğer o böyle şey var ya, haramzadeler var ya böyle dini istismar eden, kendi makam ve mevkiine geldiği makam ve mevkiden dolayı yalan yanlış işler yapanlar onlarla helâllaşacak bir şeyim yok. Ben kardeşlerimize helâllaşıyorum. Haklarınıza helâledin. Geceniz hayır olsun. Perşembe günü akşam inşallah yeniden canlı yayın, sohbetlerimize devam edeceğiz.

Ezkâr-ı zikir, Fâlemennâhu. İllâllâh. El-Fâtiha. Amin. Allah gecenizi hayırlı eylesin. Cenâb-ı Hak cümle ümmet-i Muhammed’i sevsin, sevinirsin, muhafaza eylesin, kendisine dost etsin.


Kaynakça ve Referanslar

  • Korona Pandemisi, Cemaat ve Cuma Namazı: Buhârî, Ezân 29-34; Müslim, Mesâcid 251 (cemâatle namazın fâzîleti); “Vebalı yerden kaçmayın, vebalı olmayan yere de gitmeyin” — Buhârî, Tıbb 30; Müslim, Selâm 92-100 (Hazret-i Ömer’in Şâm seferi, Am vas bin Cebel rivayeti); Diyanet İşleri Başkanlığı Din İşleri Yüksek Kurulu 16 Mart 2020 kararı (Cum’a ve cemâatle namazların geçici olarak durdurulması); T.C. Sağlık Bakanlığı Covid-19 genelgeleri 2020; WHO Pandemic Guidelines 2020
  • Kalp Birliği, Cemaat Rûhu ve Tarikat Âdabı: Âl-i İmrân 3/103 (“Hep birlikte Allah’ın ipine sarılın, ayrılığa düşmeyin”); “Müminler bir vûcudun uzuvları gibidir” — Buhârî, Edeb 27; Müslim, Birr 66 (Nu’mân bin Beşîr Radıyallâhu Anh); İmâm-ı Rabbânî, Mektûbât, 1. Cild, Mektûb 260 (mürşid-i kâmil etrafında kalp birliği); Mehmed Zahid Kotku, Tasavvufî Ahlâk, 1. Cild (cemâat âdabı); Necmeddin Kubrâ, Usûl-i Aşere (intisâb ve halvet); Ebu’l-Hasen-i Şâzelî, Hizbu’l-Bahr
  • Fenâ Fillah, Fenâ fi’r-Resûl ve Bekâ Billah: Kasas 28/88 (“O’nun zâtından başka her şey helâk olucudur”); Rahmân 55/26-27 (“Yeryüzünde bulunan her şey fenâ bulacaktır; cümle zülcelâl-i ve’l-ikrâm olan Rabbinin veche bâki kalacaktır”); İbn-i Arabî, Fusûsu’l-Hikem (fenâ mertebeleri); Abdülkerîm Kuri’l-Cilî, el-İnsânu’l-Kâmil; Necmeddin Dâye, Mirsâdu’l-İbâd; İmâm-ı Rabbânî, Mektûbât, 3. Cild (fenâ fillah ve bekâ billah mertebeleri); Mevlânâ Celâleddin-i Rûmî, Mesnevî, 1. Cild 3500-3700 beyitler; Muhyiddin İbn-i Arabî, Futûhât-ı Mekkiyye
  • Dünya Mümine Zindan Hâdîsi ve Çile: “Dünya müminin zindanı, kâfirin cennetidir” — Müslim, Zühd 1; Tirmizî, Zühd 16; İbn-i Mâce, Zühd 3 (Ebû Hureyre Radıyallâhu Anh rivayeti); Ankebut 29/2-3 (“İman ettik demekle bırakılır mısınız? Biz sizden öncekileri de imtihân ettik”); Bakara 2/155 (açlık, korku, mâl ve canlı kaybı); İmâm-ı Gazzâlî, İhyâu Ulûm’id-Din, Zühd Bâbı; Peygamber Efendimiz’in ateşli hastalığı — Buhârî, Tıbb 3; Müslim, Birr 45 (çile ve sabır); “İllet, kıllet, zillet” sûfî tabiri
  • İmâm-ı A’zam Ebû Hanîfe ve Emevî Devleti: İmâm-ı A’zam’ın biyografisi — Ebû Zehre, Ebû Hanîfe, Dâru’l-Fikr; İsmail Hakkı İzmirli, İmâm-ı A’zam’ın Hayâtı; Hatib Bağdâdî, Târîhu Bağdâd, 13. Cild (Ebû Hanîfe maddesi); Yezîd ve Kerbelâ fâciastı (10 Muharrem 61/10 Ekim 680) — İbn-i Esîr, el-Kâmil fi’t-Târîh, 3. Cild; Türkiye Diyanet Vakfı İSAM, “Emevîler” ve “Ebû Hanîfe” maddeleri; mevâlî (Arap olmayan Müslümanlar) ikinci sınıf muamele — İrfan Aycı, Emevîler Dönemi; Abbâsî ihtilâli arifesinde fıkıh-siyâset tartışmaları — Şemsuddin Serahsî, el-Mebsût, 10. Cild (âdil halîfe ve zalim sultana isyân mesel’esi)
  • İftirâ, Adaletsizlik ve Sü-i Zandan Sakınma: Hucurât 49/6 (“Ey îmân edenler! Size fâsık bir kişi haber getirirse, araştırın”); Hucurât 49/11-12 (alay, gıybet, sü-i zan yasağı); Nûr 24/11-26 (İfk hâdîsesi ve Hazret-i Âişe’ye atılan iftirâ); “Müslüman müslümanın kardeşidir, ona zulmetmez, onu teslim etmez” — Buhârî, Mezâlim 3; Müslim, Birr 58 (İbn-i Ömer Radıyallâhu Anh); İmâm-ı Gazzâlî, İhyâ, 3. Cild (Lîsan Âfetleri); Mustafa Sabri Efendi, Mevkıfu’l-Beşer (adaletin dışlı lışlı işlemesi üzerine); Türk Ceza Kanunu 267. Madde (iftirâ suçu)
  • Siyaset, Dindarlık Hırkası ve Emperyalizm: “Sâdık tâcir kıyâmet günü peygamberler, sıddîklar ve şehitlerle beraberdir” — Tirmizî, Büyû’ 4; “Küfür bir devlet tutar, zulüm tutmaz” kaidesi — Ali el-Kârî, Mirkâtu’l-Mefâtîh; Necip Fazıl Kısakürek, İdeolocya Örgüsü (İslâmî görünüm ve fiilî ters hâl); Nurettin Topcu, Ahlâk Nizâmı (riyâkârlık); İngiliz kraliyet ailesi ve Amerikan dünya hakim’iyyeti — Noam Chomsky, Hegemony or Survival (2003); Gencay Şaylân, Ortadoğu’da Emperyalizm; Ekşi Doğan, Sömürgecilik Tarihi; İbn-i Haldun, Mukaddime, Asâbiyet ve Devlet Döngüsü Bölümü
  • Eşcinsellik, Tövbe ve Psikolojik Danışmanlık: Lût kavmi kıssası — A’râf 7/80-84; Hûd 11/77-83; Şuarâ 26/160-175; Ankebut 29/28-35; “Lût kavminin ameliyle amel edeni Allah’ın laneti bürüsün” — Ahmed bin Hanbel, Müsned, 1/317 (İbn-i Abbâs Radıyallâhu Anh); tövbe âyetleri — Tahrim 66/8; Zumer 39/53 (“Ey kendi nefisleri aleyhine aşırı giden kullarım! Allah’ın rahmetinden umut kesmeyin”); APA (American Psychological Association) psikolojik danışma etik çerçevesi; Türkiye Psikolojik Danışmanlar Derneği etik yönergesi; mânevî destek — Mehmed Zahid Kotku, Tasavvufî Ahlâk, 5. Cild (günahkara muamele ve tövbeye irsâd)
  • Rüyada Peygamber, Mesnevî ve Rifâî Hülyası: “Kim beni rüyâsında görürse gerçekten görmüştür; şeytân benim sûretime giremez” — Buhârî, İlm 38; Müslim, Rûyâ 10 (Ebû Hureyre Radıyallâhu Anh); Tirmizî, Rûyâ 4 (İbn-i Mes’ûd); Mevlânâ Rûmî, Mesnevî-i Manëvî (6 cild, yaklaşık 25.700 beyit) — Nicholson neşri; Veled Çelebi İzbudak tercümesi; Abdülbâkî Gölpınarlı şerhi; Tahirul-Mevlevî şerhi; Ahmed er-Rifâî Hazretleri, el-Burhânu’l-Müeyyed ve el-Hikemu’r-Rifâiyye (Semûhî Yayınevi); Rifâî tarîkatı ve zikir âdabı — Kenan Rifâî, Yirminci Asır Işığında Müslümanlık; rüya tabîri — İbn-i Sîrîn, Tâbîru’r-Rûyâ; Muhyiddin İbn-i Arabî, el-Futûhâtu’l-Mekkiyye, 3. Bâb (rûyâ ve muşâhede)

Tasavvuf hakkında daha fazla bilgi için tıklayınız.

İlgili Sözlük Terimleri: Hâl, Fenâ, Bekā, Mürşid, Zikir, Tevhîd, İhsân, Ruh. → Tasavvuf Sözlüğü’nün tamamı