Açılış Duâsı ve Hadîs-i Şerîf
Selamünaleyküm, hayırlı akşamlar. Allah gecenizi hayır etsin. Cenâb-ı Hak gündüzünüze hayırlı eylesin. Ayınızı, yılınızı, ömrünüzü hayırlı eylesin inşallah. Rabbim cümle ümmet-i Muhammed’i Kur’ân ve Sünnet-i Seniyye’nin yaşamayı, yaşatmayı nasîb eylesin. Rabbim cümle ümmet-i Muhammed’i bir ve beraber eylesin. Dirilişinin, yeniden yükselişinin, ümmet-i Muhammed’in yeniden kendisini derleyip toplayışını cümlemize göstersin inşallah. Rabbim ümmet-i Muhammed’i bu dağınıklıktan, bu sıkıntılardan, bu problemlerden kurtarsın. Şehitlerimiz var bugün. Yine bir patlama oldu. O patlamadan askerlerimiz şehîd oldu. Daha önce de fabrikada yine orada ölenlerimiz oldu. Rabbim bütün ülkemizi ve ümmet-i Muhammed’i her türlü felaketlerde muhafaza eylesin.
Yüzden Hakkında
Âhir zaman elameti. Tabiat olayları çok hırçınlaştı. Ölümler çoğaldı. Zinalar çoğaldı. Tam âhir zaman haksızlıklar, insanların birbirlerine karşı acımasızlıkları çoğaldı. Rabbim cümle ümmet-i Muhammed’i âhir zaman fitnelerinden korusun. Âhir zaman fitnelerini düşenlerden eylemesin inşallah. Yine bu akşam Allah izin verirse inşallah 70. hadîs-i şerîf okuyacağız. Malum bu okuduğumuz eser hadislerle tasavvuf Ali Tanevi’nin oradan okumaya gayret ediyoruz. O yüzden inşallah Rahman her perşembe mutat bir şekilde buna devam edeceğiz. Ebu Umameden radıyallahu anh hazretlerinden naklediyorlar. Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu. Kim haksız olması sebebiyle tartışmayı terk ederse ona cennetin köşesinde bir ev bina edilir.
Kim haklı olduğu halde tartışmayı terk ederse ona da cennetin ortasında bir ev bina edilir. Her kim güzel ahlakını güzelleştirirse ona da cennette en üst yerinde bir ev bina edilir. Kıymetli dostlar zaman zaman kardeşlerin arasında, arkadaşların arasında, aile içerisinde veya küçük topluluklarda zaman zaman tartışmalar çıkar. Ve nefis bu tartışmalarda hep herkesi haklı göstermeye gayret eder. O nefis insanda böyle haklılığını ispat edecek, haklılığını beyan edecek, haklılığını cümle aleme duyurmak için yakın dairedeki insanların gönüllerini kırıp kırdırabilir. Yakın dairedeki insanların ne yazık ki canlarını acıtabilir, aralarında problem çıkabilir. Din Hazret-i Peygamber’in Sallallâhu Aleyhi ve Sellem’in disturunca der ki eğer bir kimse haksız ise tartışmayı terk ederse ona cennetin bir köşesinde bir ev bina eder. o kimse haksız olduğunu anladı, haksız olduğunu anlayınca tartışmayı terk etti.
İnatlaşmadı, karşıdaki kimseyle illaki cedelleşmedi, karşıdaki kimseyle haksız olduğu konuda ısrarcı olmadı. Ve öğrendi ki haksız, haksız olduğu için haksızlığını kabul edip geri döndü, tartışmayı terk etti. Terk edince Cenâb-ı Hak ona cennetin köşesinde bir ev bina etti. İkincisi haklı, haklı olduğu halde tartışmayı terk ederse ona da ne yapıyor? Cennetin ortasında bir ev bina ediyor. O kimse haklı ama karşıdaki kimse tabiri caizse o konunun cahili. Haklı ama karşıdaki kimse bilmiyor. İllaki inatla, ısrarla kendince mücadele ediyor, cedelleşiyor. Kendince mücadele edip cedelleşince bakıyor ki o kimsede böyle bir cahilane inadı var. Cahilane inadını görünce haklı olduğu halde kardeşlerinin arasındaki hukuku bozulmasın.
Veyahut da annesiyle babasıyla alakalı hukuku bozulmasın. Veyahut da dostlarıyla, arkadaşlarıyla hukuku bozulmasın diye tartışmadan geri çıktı. tartışmayı kesti. Dedi ki ben tartışmak istemiyorum. Ben haklıyım ama tartışmak istemiyorum. O yüzden de tartışmayı kestim dedi. Geri çekildi, ona da diyor cennetin ortasında bir ev bina edilir. Bunlar sûfîlik malum güzel ahlâk sahibi olmaktır. Farkındaysanız bu hadis-i şerifler, perşembe günler okuduğumuz hadis-i şerifler, bir sûfî ahlakının nasıl olması gerektiğiyle alakalıdır. Sûfî ahlakı çünkü diğer Müslümanların ahlakından daha ince bir ahlâk olmalı. Sûfî ahlakı toplumun ahlakından daha üst seviyede bir ahlâk olmalı. Bu haklı olduğu halde tartışmadan geri çekilmek, korkmak değil, çekinmek değil.
Hakkı ve hakikati söylememek demek değil. O kardeşimiz, o arkadaşımız henüz daha muhatabımız bizim doğruları algılayabilecek ahlaka sahip değil. Doğruları algılayabilecek akla sahip değil. Doğruları algılayabilecek dengeli bir anlayışa sahip değil. Bunu taraflardan birisi olan, haklı olan, bunu analiz ettiğinde karşıdaki kimsenin hakkı, hakikati, doğruyu anlayabilecek kafasite de olmadığını görünce tartışmadan geri çekilecek. Bakın bu bir zalime hakkı, hakikati tebliğ etmek değil bu. Veyahut da zulmeden bir kimseye hakkı ve hakikati tebliğ etmek değil. Bu kardeşlerin arasında, bu arkadaşların arasında, bu ailenin arasında uygulanması gereken bir ahlâkî incelik. Veyahut da bir topluma gittiniz, orada dini tebliğ etmeye çalışıyorsunuz, orada dini tebliğ etmeye çalışırken orada cahilane bir kimse cahilane sözler sarf ediyor ve sizinle inatlaşıyor, sizinle tabiri caizse cedelleşecek yer arıyor ve hatta cedelleşiyor.
Bu zaman zaman benim sohbete gittiğim yerlerde böyle birisi denk gelir, o birisi de herhangi bir kimse orada illa ki kendince annesinin dinini, babasının dinini, sokakta öğrendiği dini ve hatta filancanın, fişmancasının, feşmekencasından öğrenmiş olduğu dini orada dayatmaya çalışır. Siz ona Kur’ân’dan, Sünnet’ten, Hadis-i Şerifler’den, imamların iştahatlerinden örnekler getirirsiniz, doğruları getirirsiniz ama kabullenmek istemez, illa ki tartışır. Böyle bir durumda tartışmadan geri çekilmek, böyle bir durumda onunla cedelleşmemek çünkü bazen öyle zaman oluyor, o kimse küfre düşecek hale geliyor. biraz daha ilerlesen, desen ki bunun doğrusu bu, ben böyle bir dini kabul etmiyorum diyecek ve hatta inkar edecek, inkar edince de o kimse dinden çıkacak, Allah muhafaza eylesin.
Zaman zaman bu tip meselelerle karşılaşırız, öyle olduğunda susmak tartışmadan geri çıkmak, tartışmamak selametli yoldur. O kimsenin çünkü o esnada Allah muhafaza eylesin imanına sebep olacaksınız, o kimsenin veya hasta olmasına sebep olacaksınız ve o karşımızdaki kimse belki de rahatsız, sinirsel olarak biz onunla tartışmaya devam etmiş olsak bu sefer iş daha da büyüyecek, belki de farklı noktalara gidecek, Allah muhafaza eylesin. O zaman bir Müslüman için, bir Mümin için, bir Sûfî için güzel bir ahlâkî örnek, bir tartışmaya girdiğinizde haklı, haksızlığınızı görürseniz derhal tartışmadan çıkın. Haksız olmanız hesabıyla tartışmadan geri döndüğünüzde çıktığınızda Cenâb-ı Hak size cennetin köşesinden bir ev bina edecek.
Siz haklısınız, inat eder, diretirseniz haklılığınızı ispat etmek ve haklılığınızı illaki o kimsenin üzerinde baskıcı bir şekilde kabul ettirmeye çalışırsanız, bu sizin için doğru sonuçlar doğurmayabilir. O zaman karşınızdaki kimse o doğruyu, o haklılığı, o iyiliği, o güzelliği, o hikmeti anlayabilecek noktada değil ise tartışmayı bırakıp haklı olduğunuz halde tartışmadan çıkmak gerekir. Çünkü insanlar dinin inceliklerini bilmeyebilir, insanlar Kur’ân ve Sünnet’e tam olarak bilmeyebilir. Bizim toplumumuz hep ben sohbetlerde söylerim 250 yıldan beri din cahili nasıl din cahili? Biz îmân ettiğimiz dinin ne yazık ki doğrularını öğrenmekten uzağız. Acı şeyler bunlar, bu doğruları öğrenmek de istemiyoruz, doğruları öğretmek de istemiyorlar.
Çünkü Kur’ân ve Sünnet tam manasıyla, doğrularıyla öğrenirse ne yazık ki Müslümanların yaşamış olduğu sistemlerde sistemsel felsefi olarak ve sistem olarak problemlerle çıkacak. Veya da fiiliyatta problemler çıkacak. Çünkü insanlar Kur’ân ve Sünnet’i isteyecekler, Kur’ân ve Sünnet’i yaşamak isteyecekler, Kur’ân ve Sünnet tam anlamıyla anlayıp hayatlarına geçirmek isteyecekler. Bu sefer bütün İslam dünyasının üzerinde deccalı sistemler olduğu için büyük bir problem, büyük bir sıkıntı yaşanacak. Böyle olunca deccalı sistemler, bu sefer bu sefer bu sefer bu sefer bu sefer bu sefer böyle olunca deccalı sistemler kendi toplumlarının kendi inançsız değerlerine sahip olmalarını istemezler. Bu hangi din olursa olsun bugün Hristiyan dünyası da Hristiyanlık inancını tam olarak öğrenebilme, tam olarak yaşayabilme özgürlüğüne sahip değil.
Aynı şekilde Musevi dünyası da dinlerini tam olarak öğrenip dinlerini tam olarak yaşama özgürlüğüne sahip değil. Bu Müslümanlar için de geçerli. Müslümanlar da dünya üzerinde nerede yaşarlarsa yaşasınlar dinlerini tam olarak öğrenip algılayıp onları yaşama geçirme özgürlüğüne tam sahip değiller. Tırnak içerisinde bunu söylüyorum. Sakın namaz kılmakla dini tam olarak yaşadığımızı zannetmeyelim. Veya hatta Ramazan’da 30 gün orucu tutmakla dini tam olarak yaşadığımızı zannetmeyelim. Böyle bir aldatmaca var çünkü. İslam dünyasındaki en büyük aldatmacalardan birisi bu. Camiler açık değil mi? Açık. Ondan sonra senin ibadetine karışan var mı? Yok. Aslında karışan da var ama yok. Öyle söylen bu. O yüzden sen daha ne istiyorsun? senin geri kalan istediğin şeyler senin hakkın değil.
Ben faizin yasaklanmasını istiyorum. Bunu istemeyeceksin. Ben içki tinin yasaklanmasını istiyorum. Bunu istemeyeceksin. Ben kommenin yasaklanmasını istiyorum. Bunu istemeyeceksin. Ben eski insanın yasaklanmasını istiyorum. Bunu istemeyeceksin. Ben haramların yasaklanmasını istiyorum. Haramların devlet tarafından üretilip, devlet tarafından finanse edilip, devlet tarafından kendi tebaasına sunulmasını istemiyorum. Bunları dile getirmeyeceksin. Veyahut da Allah’ın haram kıldığı ve bütün toplumlarda da evrensel olarak yasak olan, ama hırsızlık gibi, rüşvet gibi adam kayırma, insan kayırma, partidaş kayırma, kavimcilik yapma, kendi kavimdaşının kayırma gibi liyakatsız işlerin olduğu, liyâkatsiz din, had safhaya ulaştığı bu haramları da dile getirdiğinizde insanlar bunlardan rahatsız oluyorlar.
İbâdet ve Güzel Ahlâk
Çünkü din konuşulduğunda sadece namaz, oruç konuşulmalı, abdest konuşulmalı. Muhakkak ki namaz dinin direği, muhakkak ki oruç çok önemli ibadet, muhakkak ki abdest çok önemli ibadet ve hiçbir hemen hemen ibadet abdestsiz yapılması mümkün değil, çok zor. Öyle olunca biz muhakkak ki guslu öğreneceğiz, guslün farzı kaç, iki, ağzı burnuna su vermek, bütün vücudu yıkamak örneğin. Sünnetlerinle niyet etmek, ağzını hilallemek, burnunu temizlemek, kulaklarını temizlemek ve ondan sonra bütün vücudunda hiçbir yer kalmadan suyla temas ettirmek gibi. Bunlar muhakkak önemli, abdestin farzı kaç, dört, kollarını yıkamak, yüzlerini yıkamak, başını mest etmek, ayaklarını yıkamak, abdestin sünnetleri de var, ellerini güzelce yıkamak, hilallemek, kulaklarını mest etmek, enseni mest etmek gibi.
Şimdi insanlar muhakkak bunları da öğrenecekler ama o namazın, dinin direği olan namazı koruyan diğer amellerdir. siz bütün haramları serbest bırakır, bütün haramları destekler, bütün haramları teşvik ederseniz namaz direği yıkılır. O gençler namaza karşı soğuk, namaza karşı istekli ve şevkli olmazlar ve siz bütün haramları serbest eder, bunu teşvik ederseniz insanlar oruca karşı şevk duymazlar, oruç tutmak için gayret göstermezler, dinlerinin emirlerini yerine getirmek için gayret sarf etmezler. O zaman dinin yaşanması, dinin yaşatılması, hem ahlakın güzelleştirilmesi hem de dini bir bütün olarak öğrenip bir bütün olarak yaşamaya gayret etmekten geçer. dünya üzerinde ilahi din dediğimiz, Müslümanlık, Yahudilik, Hıristiyanlık veyahut da İbrahimilik olarak nitelendireceğimiz bu dinlerin özgür bir şekilde öğrenilmesi ve özgür bir şekilde yaşanılması ne yazık şu anda mümkün değil.
Bu dünya üzerindeki kapitalist-emperyalist veya komünist-emperyalist sistem insanların dinlerini öğrenmelerini, dinlerin dinlerini yaşamalarını, dinlerini her platformda hayata geçirmelerini istemiyorlar. Bakın Çin’de, Doğu Türkistan’da o Müslüman Türklere yapılan eziyet dünya gündeminde değil. Çünkü orada bir komünist-emperyalizm var. O komünist-emperyalist oradaki Müslümanları ne yazık ki acı çektiriyor. Öbür tarafta bir hindi emperyalizmi var. O hindi emperyalizmi ne yapıyor? Hindistan’daki Müslümanlara acı çektiriyor. O Müslümanlara kan kusturuyor ve o Müslümanların dinlerini öğrenip yaşamalarına müsaade etmiyor. Orta Doğu’da bir İsrail emperyalizmi var. Bu İsrail emperyalizmi sadece Orta Doğu’yu sömürmüyor.
Aynı zamanda da dünya ülkelerinde de sömürü araçları koymuş, sömürüyor. İsrail de bir emperyalist ülke aslında ve İsrail de kendi emperyalist fikriyatını ve fiiliyatını gerçekleştirdiği ülkelerin üzerinde Müslümanların veyahut da Hristiyanların kendi dinlerini öğrenip kendi dinlerini özgür bir şekilde yaşamasına müsaade etmiyor. Batı dediğimiz o kapitalist, emperyalist, o deccalist sistemlerde kendi emperyal güçlerinin altında inim inim inlettiği, ezdiği Müslümanların da Kur’ân ve Sünnet’i öğrenip yaşamalarına müsaade etmiyor. Öyle olunca 250 yıllık bir din cehaleti var. 250 yıllık bir din cehaleti olunca siz din adına insanlarla tartışmalıktan uzak durmaya çalışıyorsunuz. Çünkü ona doğruyu anlatırken, doğruyu anlatacağım derken ona düşman olunuyor veya o kimse size düşman oluyor.
O kimse size düşman olunca sizi artık dinlemiyor. Siz onunla bağınızı koparıyorsunuz. Siz onunla olan frekansınız tutmuyor artık. Çünkü inatlaştınız, doğruyu ona anlatacağım derken onunla inatlaştınız, onunla cederleştiniz artık o doğruyu kabul etmez hale geliyor. Ve böylece biz bir kardeşimize, bir arkadaşımıza doğruyu hakkı, hakikati anlatalım derken onu karşı cepemize aldık. Karşı cepemize alınca da o bize artık düşman oldu. Aynı şey ailelerin içerisinde de geçerli. İki eş karı koca birbirlerine kendi doğrularını dayatmaya çalışıyorlar. Birbirlerine kendi doğrularını dayatmaya çalışınca iki eşin arası bozuluyor. Birbirlerine karşı acımasız, birbirlerine karşı fitursuz davranmaya başlıyorlar.
Ve bu konuda ne yazık ki erkekler zulmediyorlar. Ne yapıyorlar? Kendi görüş ve düşüncesini kabul etmeyen kadını kendince ders verir nitelinde ne yazık ki dövüyor. Vuruyor, çarpıyor, kırıyor, döküyor ve ona kendince kendi doğrusunu böyle kabul ettireceğine inanıyor. İşin en acısı da şu, bunu yapan dervişçim diyen, derviş hırkası giyen ama dervişlikle alakası olmayan ne yazık ki zavallılar da var. Ben onları zavallı olarak nitelendiriyorum. Çünkü bir erkek, bir kadını dövüyorsa, vuruyorsa, onu yumrukluyorsa o zavallıdan başka bir şey değildir. Onun dervişliği falan da yoktur. Ben bunu daha önce de birkaç sefer söyledim. Bunu tekrar söylüyorum. Bir bizim kardeşlerimizden herhangi bir kimse eşini dövüyorsa, ona vuruyorsa, ona gözünü kaşını patlatıyorsa, onun elini kolunu ayağını kırıyorsa, onun bizimle dervişlik bağı yoktur.
Bizimle, bizimle kardeşlik bağı yoktur. Ben bunu özellikle altını çizerekten söylüyorum. Ben hiçbir kardeşimizin böyle yapmasını tasvip etmiyorum. Ve onu kardeşlik hukukunun dışında tutuyorum. Çünkü bu ne yazık ki erkeğin zalim olduğunu aslında erkek olmadığını gösteriyor. O çünkü erkek olmuş olsa, adam olmuş olsa asla böyle bir şey yapmaz. Allah muhafaza eylesin. Onu geçenlerde, derste de söylemiştim. Böyle gece yarısı eşini sokağa atanlar. Böyle ne kıyafeti var, ne üzerinde bir şey var. O gün demiştim derste, bu gece milat olsun, bundan sonra kim yaparsa bizim kardeşlik hukukumuz bozulmuştur demiştim. Yine milat olsun, kim böyle eşini haince, hunharca, zalimce dövüp çarpıyorsa, gözünü kaşını patlatıyorsa bizimle kardeşlik hukuku yoktur.
Allah onu ıslah eylesin. Çünkü sözümüzü dinlemeyen, nasihatimizi dinlemeyen, bizim bu konudaki sözümüz, bizim sözümüz değil. Hazret-i Muhammed Mustafa’nın, sallallâhu aleyhi ve sellem hazretlerinin sözü ve nasihati. Kadınlara zulmetmeyin. Kadınlar Allah’tan size birer emanettir. Bir kimse eşine zulmediyorsa zalimdir. Zalimler de Allah’ın lanetlediği kimselerdir. Ya o kimse o halinden tövbe eder, bir daha sözleri yapmayacağına geri döner ya da onunla bizim hukukumuz biter. Çünkü sûfîlik yaşanacaksa o kimse nefsini terbiye etmeli. Sûfîlik yaşanacaksa o kimse güzel ahlâk sahibi olmalı. Sûfîlik yaşanacaksa o kimse dilini tutmasını bilmeli. Sûfîlik yaşanacaksa o kimse elini tutmasını bilmeli. Sûfîlik yaşanacaksa o kimse gözünü tutmasını bilmeli.
Sûfîlik yaşanacaksa o ayağını tutmasını bilmeli. yaşanacaksa o kimse kalbini tutmasını bilmeli. Sûfîlik yaşanacaksa o kimse fikriyatını, temiz tutmasını bilmeli. Bunları bilmek istemiyorsa Yunus’un dediği gibi ele geleni yersin, dile geleni dersin. Böyle dervişlik dursun, sen derviş olamasın demiş ya. Sen eşine karşı ele gelen ne varsa dövecen, eşine karşı sen dile gelene ne varsa sövecen, ondan sonra da dervişim ben diyeceksin. Olmaz olsun öyle dervişlik. Öyle dervişlik yok, öyle sûfîlik yok, öyle müminlik yok. Olmaz olsun diyorum. Öyle müminlik yok. Tembel tembel evde yatacak, o sûfîlik kast edecek. Öyle bir şey yok. Bütün herkes harıl harıl çalışıyor. İşi var, işi yok. İşi olmayan kimseye iş bulalım diyoruz.
Saat 12, 1’e kadar, 2’ye kadar evde yatacaklar, koronayı bahane edip, ondan sonra da diyecekler ki iş yok. Ondan sonra bir de sûfîlik tahsil edecekler. Böyle bir şey yok. Ben korona sürecince saat 10’da iş yerine geldiğimi hatırlamıyorum. Korona sürecindi. Ben her halükarda 8.00-8.30’da gelip bir rum açıyorum. 8.00-8.30’da bir rum açıyorum ben. 9’da bir rum açıyorum. İş olsun olmasın. Bu sufiliğin disiplinidir. Bir kimse sufiliğini disipline edecek. Kendini disipline edecek. Gevşetmeyecek kendini. Biz memur değiliz ki. Biz devlet işçisi de değiliz. Memurlar devlet tatil eder, yatar evinde. Ben ona da karşıyım. Belediye işçisi tatil eder, yatar evinde. Ben ona da karşıyım. Sen o esnada kendine iş yapacak bir alan bul.
Kendin böyle çalışacak, kendin meşgul edecek bir alan bul. Dedenin, nenenin tarlası, bahçesi varsa git oraya iki bağ maydanoz ek. Bir bahçem varsa git oraya iki tane erik dik. Bir bahçem varsa git oraya iki tane maruldik. Git onlara bak. Onları yeşertmeye çalış. Onları büyütmeye çalış. Bu illaki geçinmek için değil, meşgale edinmek için. Hiçbir şeyin yoksa balkona iki tane saksı koy. Balkona iki saksı da mı koyamadın? Kendini meşgul et. O yüzden kıymetli kardeşler, dervişlik ince ahlakın yaşanmasıdır. Sûfîlik ince ahlakın yaşanmasıdır. Öyle döven, söven, hakaret eden, yalan söyleyen, gıybet eden, dedikod eden, eşine zulmeden, çocuklarına zulmeden bir kimse sufilikten uzak insandır. Evet, bunları yapan kardeşlerimiz muhakkak olacak içimizde.
Ve bunlar kendilerini terbiye etmek için gayret edecekler. Ama bir gayreti yoksa, üçten ikiye inmiyorsa, ve hâlâ da küfredip, dövüp, sövmeye, hakaret etmeye devam ediyorsa, onun bağlılığı da, sûfîliği de tartışılır hale gelir. O yüzden, bakın bugün ülkemizde haramlar ve insanlık dışı olaylar o kadar çoğalıyor ki gün geçtikçe. Biz sûfî tabanlı olan kimseler, güzel ahlakın, güzel numunelerini insanlara göstermemiz lazım. Ve biz güzel ahlâk sahibi olmamız lazım. O yüzden kardeşlerimiz de, arkadaşlarımız da bir aramızda anlaşmazlık, bir tartışma var ise, biz ondan geri çekilmeliyiz.
Tebliğ, Nasîhat ve Gönül
Yeter ki onun gönlü kırılmasın, yeter ki o incinmesin. Biz haklılığımızı sonra, müsait bir zamanda, müsait bir zeminde, tatlı tatlı, doğruyu, iyi, güzeli ona tekrar nasîhat edelim, tebliğ edelim. Bu az önce okuduğum Ebû Þmâme’dendi. Buna benzer yine aynı minvalde hadîs-i şerîf, bunu İbn-i Mâce nakletmiş, öbürkü ilk okuduğum Tirmizî’dendi. Enes bin Mâlik Radıyallâhu Anh hazretlerinin rivayetine göre, Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem hazretleri şöyle buyurmuştur, Geçersiz ve boş olan yalan söylemeyi kim terk ederse, cennetin etrafında bir köşk yaptırılır. Kim de haklı olduğu halde münakaşeyi ve tartışmayı terk ederse, cennetin ortasında bir köşk yaptırılır. Kim de ahlakını güzelleştirirse, ona da cennetin en yüksek bölgesinde bir köşk yaptırılır.
Buyurmuş Hazret-i Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretleri. Burada küçük bir farklılık var. Bu farklılık ne? Geçersiz ve boş yalan söylemeyi kim terk ederse. Bugünkü toplum içerisinde en büyük hastalıklardan birisi de bu. İnsanlar, insanların gözünün içine baka baka geçersiz ve boş yalanlar söylüyorlar. Olmayan bir şey olmuş gibi gösteren, söylenmemiş bir şey söylenmiş gibi gösteren, yapılmamış bir şey yapılmış gibi gösteren, insanların birbirlerine karşı aldatması, birbirlerine karşı kandırması had safhaya çıkıyor. Ve öyle bir hal oldu ki artık böyle yalan söylemek, böyle geçersiz, boş sözler kullanmak, boş kelimeler kullanmak, boş muhabbetler yapmak, insanların içerisinde ne yazık ki iyice yaygınlaştı.
Bu insanın bir heva ve hevesine uymasından, iki şeytanın destesine uymasından kaynaklanıyor. İnsanlar heva ve heveslerine uyuyunca sanki o otelde, örneğin tatil yapmış gibi filanca oteldeydik diyor. Veya bizim çocuğumuz şu okulu kazandı göndermedik diyor. Veya biz şöyle para kazandık gibisinden. Veya biz şöyle bir noktadayız, böyle bir noktadayız. Toplum içerisindeki boş ve yalan muhabbetler. Sufilerin içerisinde ne var? Hal görmediği halde hal görüyormuş gibi konuşmak. Rüya görmediği halde rüya görüyormuş gibi konuşmak. Veya böyle bir yakaza hali olmadığı halde yakaza hali olmuş gibi konuşmak. Veya hatta kendinde o süsü, o havayı vermek. Çünkü insanlar kendi içlerinde, kendi kendilerine, kendi konumlarına göre, kendi seviyelerine göre, kendi hayat standartlarına göre onların da böyle boş ve yalan sözler söylemesi kendi standartlarına göre değişkenlik arz eder.
Bir ticaret adamı farklı yalan söyler. bir örneğin işçi farklı bir yalan söyler. Bir memur farklı bir yalan söyleyebilir. Bir amir farklı bir yalan söyleyebilir. Yalan kategorileri hepsinin de aynı olmaz. Bu insanların hayat standartları, eğitimleri yapmış olduğu vazifelere göre değişebilir. O yüzden bunu katagorize etmek, bunu böyle bu böyle olur demek biraz güç. Ama burada bizim anlamamız gereken şey şu. Geçersiz ve boş yalan söylemek. Allah muhafaza eylesin. Bunu böyle yapan kardeşler varsa bununla alakalı tövbe edip bir daha yalan söylememe, bununla alakalı tövbe edip bir daha boş konuşmalar yapmamak için inşallah gayret edelim. Allah izin verirse inşallah. Yine aynı konuyla alakalı, Tirmizî’de geçen başka bir hadîs-i şerîf daha var.
Hazret-i Peygamber Sallallâhu Aleyhi ve Sellem hazretleri bize buyuruyor ki, kardeşinle tartışmaya girme. Onunla kırıcı şekilde şakalaşma ve yerine getiremeyeceğin sözü ona verme. Bakın üç tek bir adım. Bir, kardeşinle tartışmaya girme. senin sûfî kardeşin, senin anne baba kardeşin, senin dostun, arkadaşın, komşun, senin kardeşim dediğin kimseyle sen tartışmaya girme. Bu konuda asla ve asla nefsine uyma, kardeşlerinle tartışma. Aynı şekilde, kardeşlerinle tartışma. Aynı şekilde, bugün eşler birbirleriyle çok tartışıyorlar. Kıymetli dostlar, erkeklere de söylüyorum, kadınlara da söylüyorum. Eşlerinizle tartışmaya girmeyin. Bunu anne babalara söylüyorum ve aynı zamanda çocuklarına söylüyorum. Anne babalar, çocuklarınızla tartışmaktan uzak durun.
Çocuklar, sevgili gençler, anne babalarınızla tartışmaktan uzak durun. Anne babalarınızla tartışmaktan uzak durun. Onlar sizin anne babalarınız. Onlara saygılı davranın. Onlara karşı saygıda kusur etmeyin. Anne babalar, çocuklarınızla karşı şefkat ve merhametli ve sevgili davranın. Onlara kırıcı davranmayın. Onları ezmeye çalışmayın. O yüzden ailenin içerisinde ailenin sağlıklı bir şekilde yürümesi, sağlıklı bir aile olup çocukların sağlıklı bir şekilde büyümesi gerekir. Bunun birinci derecede sorumluluğu anne babaya aittir. Birinci derecede de anne babaya ait olmuş olsa daim, çocuklar ilk terbiyelerini anneden aldıkları için iyi bir anneye ihtiyaç var. Bakın toplumun en önemli unsuru, toplumun en önemli ayakta tutan ögesi annedir.
Eğer anne dolu, ahlaklı, faziletli, mütefekkir, nerede ne yapacağını bilen, nerede nasıl davranacağını bilen, nerede nasıl konuşacağını bilen bir anne ise, o muhteşem çocuklar yetiştirecektir. Dünyanın en güzel, en büyük, en kıymetli, en muhteşem sanatı ve işi anneliktir. O yüzden sevgili anneler, çocuklarınızı doğru yolda iyi bir şekilde eğitmeye çalışın. Ve çocuklarınızla boş tartışmalara girmeyin. Onlar henüz çocuk daha. Onlara doğruları anlatın, doğru dille anlatın. Tartışarak anlatmaya çalışmayın. Sevdiriniz, nefret ettirmeyiniz, disturunu hiçbir zaman unutmayalım. Kolaylaştırınız, zorlaştırmayınız, disturunu hiç unutmayalım. Bu iki distur da biliyorsunuz, Hazret-i Peygamber Salûlâ’l-ü Vesellem Hazretlerinin disturu.
O yüzden çocuklarınızı namaza alıştırırken, kız çocuklarınızı örtünmeye alıştırırken, erkek çocuklarınızı namaza alıştırırken, erkek çocuklarınızı güzel ahlaklı, kız çocuklarınızı güzel ahlaklı yetiştirmeye çalışırken düzgün dil kullanalım. İyi bir dil, latih bir dil, yumuşak bir dil kullanalım. Ve bilelim ki o geleceğin annesi, bilelim ki o geleceğin babası. Bir nesil, iki nesil, üç nesil, dört nesil, kaybedilmiş nesil zaten. Geriye doğru gittiğimiz zaman belki de benim neslim, ben 61 doğumluyum, belki de kaybedilmiş bir nesil. Benden önceki nesilde kaybedilmiş bir nesil olarak kabul ediyorum. Onlardan önceki nesli de ben kaybedilmiş bir nesil olarak düşünüyorum. Düşünebiliyor musunuz? Osmanlı’nın son dönemleri devlet fakirleşmiş, zayıflaşmış ve her tarafta iç kargaşalar, dış kargaşalar ve her taraf kaynıyor.
Her yerde Müslümanlar zulme uğruyorlar, kanlar akıtılıyor ve Osmanlı parçalanıyor. Ben bunları horhakir görmüyorum. Ben neden böyle dini bir cehalet içerisinde kaldılar diye horhakir görmüyorum. Vatan savunmak için Yemen’den Bosna’ya kadar, Pakistan’dan Hindistan’dan tutun, Türkiye Cumhuriyetlerine kadar, Oralara kadar bütün İslam dünyası kaos ve kargaşanın altında inim inim inliyor. O kaos ve kargaşada insanların dinlerini öğrenmeleri ve dinlerini öğretmeleri gerçekten çok zor. O yüzden bu meseleyi biz 1900’lerden hatta 1850’lerden itibaren ele alsak, belki de 1800’lerden hatta ele alabiliriz. 1800’lerden itibaren ele alındığımızda bir 220 yıllık kaybedilmiş seneler var. Bu da normalde nereden baksanız üç nesil, dört nesil kaybedilmiş nesil.
Bunlar kaybedilmiş derken, bunlar maya sağlam. Maya sağlam olunca gelenek var, kültür var. Bunlar çok fark edilmemiş bazı şeylerin kaybedildiği. Ne zaman son 100 yıla girerken, son 120-130 yıla girerken bir şeylerin kaybedildiği fark edilmiş. Hatta son 50 yıl, 60 yıl, 70 yıl iyice her şeyin kaybedildiği, İslam’la alakalı her şeyin yerle yeksan olduğu bir zaman. Şimdi tam öğreniyoruz, tam öğreteceğiz derken İslam dünyasının içerisindeki kırılmalar, hem felsefik kırılmalar, hem inançsal kırılmalar, hem yaşamsal kırılmalar, ne yazık ki İslam dünyasını yeniden bir kaosa sürüklüyor. Mesela ilahiyat fakültelerindeki mezheb karşıdığı, ilahiyat fakültelerinde Kur’ân’ın tarihselliği tartışılması ve Kur’ân’daki hukuki meselelerin hemen tarihsel süreci atılıp, bunlar tarihseldir, bugünkü geçerliliği yoktur tartışması ve hatta kaderin imani bir mesele olup olmadığının tartışılması reddedilmesi.
Yine ilahiyat fakültelerinde hadîs-i şerîf inkarcılığı ve hadis-i şeriflerin inkar edilmesi, hadis-i şeriflerin yok sayılması, enteresan mütelizevari bir anlayışın, mütelizevari bir anlayışın ilahiyat fakültelerine hakim olmaya çalışması ve ne yazık ki ilahiyat fakültelerinden diyanet işlerinin teşkilatına sıçraması ve diyanet işleri teşkilatında da artık hadisleri kale olmayan, hadisleri inkar eden, hadisleri yokmuş gibi gören veyahut da aynı şekilde Kur’ân-ı Kerim’in hukukla alakalı âyet-i kerimeli tarihsel sürece bakıp, tarihsel süreçte ele alınmalı, tarihte bunlar yaşanmış, şimdi bunların yaşanması mümkün değil. örneğin faizin haram olması mümkün değil, diyen kimselerin bu kırılmaları orta yerlere dökmesi, bunlar tabi derinlemesine tartışmalar ama ne yazık ki bunlar da bu kırılmalara sebep oluyorlar ve yeniden İslam dünyası belli kırılmalar yaşıyor.
İslam dünyası belli kırılmalar yaşarken biz çocuklarımıza doğru İslam’ı, doğru Kur’ân ve Sünnet’i aktarmanın yolunu aramalıyız. düşünebiliyor musunuz siz çocuklarınızı büyüttünüz, orta okula gönderdiniz, orta okurdaki çocuğun din dersi öğretmeni hadis inkarcısı veya siz çocuğu okula gönderdiniz, okula gönderdiniz de meslek dersi hocaları örneğin meslek inkarcısı veyahut da biz sadece ayetlere bakarız başka bir şeye bakmayız deyip hem hadisleri hem fıkıhı komple çöpe atan bir anlayışa sahip.
Hadîs İnkârcılığı ve Fıkıh
Ve çocuğunuz aslında orada din adı altında zehirlendi, din adı altında sapıklaştı. Aynı şekilde o çocuğu biz dinini öğrensin diye imam hatibe gönderiyoruz bir bakıyoruz ki imam hatipten çocuk hadisin inkarcısı olarak çıkmış gelmiş. Veyahut da o çocuk imam hatipten mezheb inkarcısı olarak çıkmış gelmiş veya o çocuk biz gönderiyoruz ilâhiyât fakültesine bir bakmışsınız ilâhiyât fakültesinden bütün çarşı her şeye karşı bir hal almış gelmiş. Bir bakıyorsunuz hadisleri inkar etmiş, bir bakıyorsunuz fıkıhı inkar etmiş, mezhepleri inkar etmiş, bir bakıyorsunuz âyet-i kerimelileri tarihsel süreçte almış, almış yürümüş gitmiş. Tabi öyle olunca ondan sonra fetvâ vermek kolay, enflasyon miktarı kadar faiz alabilirsiniz bir fetvâ patlat yürü git.
Veyahut da bir kadın bir erkekle hem dini olarak hem resmi olarak evlenmiş nikahı kıymış kadın adam orada başında dururken gezebildiği kadar adamlarla gezmiş dolaşmış, cinsel ilişki girmiş, fuhuş yapmış. Diyanetin fetvası şu senin nikahın duruyor devam et. Şimdi böyle absürt böyle kargacık burgacık şeylerle karşılaşıyoruz. Böyle olunca gençlerimizi korumak, gençlerimizi muhafaza etmek, onlara doğru dini anlatmak gerçekten zor bir sanat. Anne babalara tavsiyem çocuklarınızla tartışmayın. Evlerinize riyavü salin alın, evlerinize fıkıh kitabı alın, evlerinize tefsir kitabı alın. Çocuklarınıza tatlı tatlı anlatın, tebliğ edin ve şu YouTube’lulardan çocuklarınızı uzak tutun. Bu eşcinsel YouTube’lular çocuklarının akıllarını bozuyor.
Bu eşcinseller bu video kanallarına sahiplenmişler. Yolda giden çocuklar dahi onları taklit ederken ne yazık ki eşcinselliği taklit ediyor. Onu sevimli hale getiriyor. Onu masum hale getiriyor. Düşünebiliyor musunuz? Artık bu ülkede eşcinsellik masumlaştı. Kötüler, kötülükler masumlaştı. bu haram diyorsun. Allah’ın lanet dediği bir şey. Ve nice kavimler o yapmış olduğu lanetlik işlerden dolayı helâk edilmiş. Biz onları masumiyet karinesi altına alıp, biz onları masumlaştırıyoruz. Artık rüşvet yemek masumiyetin altına girdi. Haram yemek masumiyetin altına girdi. Normalleşti yani. Fuhuş yapmak normalleşti. Eşcinsel olmak normalleşti. Kumar oynamak normalleşti. Uyuşturucu kullanmak normalleşti.
Çıplaklıkta sınır tanımamak normalleşti. Zalimlikte sınır tanımamak normalleşti. Bürokratların, siyasetçilerin yakın etraflarına devletin, kamunun mallarının peşkeş çekmeleri normalleşti. Bakın bunları hep normalleştiriyoruz artık biz. O kadar çok haramlar normalleşti. O kadar çok zalimlikler normalleşti ki, bu normalleşen haramların ve zalimliklerin içerisinde çocuklarımızı nasıl kurtarabiliriz’in derdine düştük artık. O yüzden kıymetli anneler babalar, kıymetli kardeşler, lütfen tartışmayın. Boş tartışmalara girip de cepheleşmeyin. Boş tartışmalara girip de birbirlerinizle mücadele etmeyin. Gelecek nesillere temiz bırakacağımız bir aile hayatı, gelecek nesillere temiz bırakacağımız bir din, gelecek nesillere temiz bir anlayış, temiz bir fikriyat bırakalım.
Allah’ınızı severseniz, bugünün en büyük cihatlarından birisi bu. Çocuklarınıza doğru dini anlatmak, çocuklarınıza haramdan uzak tutmaya çalışmak, ailelerinizi haramdan uzak tutmaya çalışmak. Bugünün en büyük cihadı bu. Siz bunu ihmal ederseniz, ne yazık ki gelecek neslimizde kaybedilmiş bir nesil olarak yollarına devam edecekler. İkinci ana unsur ne? Onunla kırıcı şekilde şakalaşma. Kardeşler birbirleriyle kırıcı şekilde şakalaşmayacaklar. o kimseyi kala almamak, o kimseyi ötelemek, o kimsenin namusuyla, şerefiyle, şanıyla şakalaşmamak, onu kırmamak, onu incitmemek, ağır şakalar yapmamak, kötü şakalar yapmamak, toplum içerisinde rencide edici, toplum içerisinde incitici şakalardan uzak durmak, onun haysiyetinin, şerefinin namusunu hem beraberken hem de beraber olmadığı zamanda da onu korumak, onu muhafaza etmek.
Bu çok önemli. Üçüncüsü ne? Getiremeyeceğin sözü ona verme. Kardeşine bir söz verme. Yerine getiremeyeceksin. Ona söz verme. Eşler birbirlerinize karşı yerine getiremeyeceğiniz sözler vermeyin. Anne babalar çocuklarınıza yerine getiremeyeceğiniz sözleri vermeyin. Kardeşler birbirlerinize karşı yerine getiremeyeceğiniz sözler vermeyin. Yerine getiremeyeceksin. Bir bak kendi kendine tart, ölç, biç. Ben bunu yapabilir miyim? Yapamam. Canım kardeşim ben bunu yapamam. Ben bunu yaparım deyip seni aldatamam. Sevgili eşim ben bunu yapamam. Bunu yaparım deyip de seni aldatamam. Ve hatta sevgili evladım, sevgili yavrum, ben bu senin isteğini yerine getiremem. Ben bunu yapamam. Buna güç getiremem. Bu ayıp değil, bu günah değil, bu eksik değil. yerine getiremeyeceğin bir sözü vermektense yapamayacağını söylemek.
Baştan o konuyu kapatmak, baştan o meselede insanların ümitlerini boş yere, hayallerini yıkmadan söylemek daha hayırlı. Allah bizi öyle olanlardan eylesin inşallah. Ben kendimce Perşembe sohbetlerini 45 dakika, 40-45 dakika olarak ayarlamaya çalışıyorum. Daha fazla sohbet etmek istemiyorum. sizi konudan saptırmadan, konudan uzaklaştırmadan, sizin de uykunuz gelmeden böyle bir karar aldım kendimce. Her zamanki gibi normalde namazgahtaki vakfın merkezinde de 45 dakika öyle bir sohbet ederdim. Burada da inşallah 45 dakika sohbet edelim diye düşündüm. Şimdi Allah izin verirse inşallah sorularınıza geçeceğim. Cumartesi günde yine inşallah mesleğinin sohbetine devam edeceğiz. Allah’tan bir şey gelmezse inşallah.
Hayırlı geceler, özledik sizi sohbeti. Dervişiniz değilim ama sizi hem Ramazan’ın başında hem de Kadir Gecesinde rüyamda sizi gördüm. Bunun hikmeti nedir? Derviş olursun inşallah. Bunu üstadımın zamanında olmuş olsaydı derdim ki senin ders alman lazım. Allah iyilsin inşallah. Selamünaleyküm ve rahmetullahu ve berakatuhu ecme’nin inşallah. Amin. Artı 33 neresiyse? Bir bakın bakalım artı 33 neresi? Fransa Mustafa Özbah Hoca Efendime bir sorum olacaktı. Rüyamda kıyameti gördüm. Çocuklarımı korumak için evime doğru koşarken uyandım. Çok korktum. Uyandım. İlk defa böyle bir rüya görünce bir de sabah namazından önce olunca çok merak ettim. Affedin lütfen rahatsız ettim. Hakkınızı helâl edin. Helal olsun.
Bu rüya nedir? Ne gibi bir mesajdır? Barakallâh’a hüküm inşallah. Canım kardeşim, kıyametten bir esnantene görmüşsün. O kıyameti hazırlaman lazım, hazırlanman lazım. En önemlisi de çocuğunu hazırlaman lazım. Çocuklarını hazırlaman lazım. O yüzden muhakkak hem kendin hem ailen hem çocukların Kur’ân ve Sünnet’e sımsıkı yapışın. Kur’ân ve Sünnet’i yaşama ve yaşatma gayreti içerisinde gidin. Bu dünya geçici sonuçta. Buradan öteye iyi amellerimiz geçecek. Allah bizi iyi amellerle amellenen kullarından eylesin inşallah. Selamünaleyküm. Ücretli hacamat yapmak ve yaptırmak caiz midir? Hacamatçının ücret alması caizdir. Hacamat yapan bir kimse hacamatına karşılık bir ücret talep edebilir mi? El cevap evet.
O kimsede aslında hacamat yaptıran kimse de ona bir ücret vermelidir. Onun da bir elemi var, bilgisi var. O yüzden bunda bir sıkıntı yok. Bazen bizim kardeşlerimiz, bazı kardeşler evlerinde hacamat yapıyorlar. Onlar bildiğim kadarıyla ne kadar yapıyorlar, ne kadar ediyorlar bilmiyorum. Kimisi alıyor, kimisi almıyor onu da bilmiyorum. Ama bununla alakalı birkaç soru sordular. Dedim evini açmış, evde hacamat yapıyor. Ücret alması onun hakkıdır. Bunda bir sıkıntı yok dedim ben. Biz genel olarak dergahlarda yapılan bu tip işlemlerden ücret almayı tercih etmiyoruz. Evlere karışamayız, hiç kimsenin evine karışamayız kıymetli kardeşler. Selamünaleyküm Allah’ın rahmeti, bereketi, merhameti size sevdikleriniz ve sevenlerinizin üzerine olsun inşallah.
Amin. Efendim size zahiri ve manevi yakın olmak, yakın daireiniz içinde olmak için nasıl yaşamak ve ne yapmak gerekir, nelere dikkat etmek gerekir, asgari ölçüsü nedir? Eki toplumun dilinde en çokça firmalarda kullanılan yaratıcı olmak, çok yaratıcı olmuş gibi ifadeler kullanılır. Bunun bir sakıncası var mıdır? Yaratmak Allah’a mahsus bir sıfat eylemdir. Ancak kullananlara bu konuda küçük tepki gösterildiğinde o anlamda söylemedim de denir. Ben bir üstade yakınlığın ne olduğunu nasıl yakın olması gerekir bir kimsenin dendiğinde bunu kategorize etmek çok zor. bir kimseyle yakın olmak istiyorsak gayreti gösterir, mücadele eder, onun gittiği yere gider. Onun aynı yoldadır, aynı nefeste olur, aynı yörüngede olur, aynı çizgide olmaya gayret eder.
Aynı kalp atışında olmaya gayret eder. Bunun bir kategorisinin olduğuna kabul etmiyorum ben. işte bazıları bir kategori yapıyorlar veyahut da bir sınır çiziyorlar. Ben o kategori ve sınırı kabul edenlerden değilim. Bir kimsenin yakınlığı duygu ile alakalı, bir kimsenin kalbi hisleri ile alakalı, sevmesi ile alakalı, muhabbet beslemesi ile alakalı, fedakarlığı ile alakalı. Çünkü cimri bir kimse ise sevemez, fedâkârlık edemez. Yakın olmaya çalışsan olacak ki cimri insanların parası kıymet eder, nefesi kıymet eder, kendilerince zamanı kıymet eder, her şeyi kıymet eder, o kimse onu harcamak istemez. Öyle olunca cimri insanlar, mesela bir sûfî dünyada zor yaşarlar. Onun cimriliğini terk etmesi lazım.
Çünkü sûfîlik fedakarlıktır. Sûfîlik fedâkârlık olunca kimse, cimri bir insan fedâkâr olamaz. Fedâkâr olamayınca da sûfîliği yaşayamaz. Buradan anlaşılmasın. Bazen zaman zaman öyle anlaşılıyor. Sizden cömertlik isteyip kendime bir şey isteyenlerden değilim. Öyle bir şey değil. Bu cimrilik illaki herkes için aynı kategoride de değil.
Cimrilik, Cömertlik ve Sûfîlik
Birisi için zaman harcamaktır, birisi için para harcamaktır. Birisi için örneğin ilmini orta yere dökmektir, bilgisini orta yere dökmektir. O yüzden cimrilin değişik boyutları var. Mesela bir kimse sanat öğretiyor. O sanatkar bir kimse yanındaki kalp veya sanat öğretmezse o kimse cimridir. Onu usta haline getirmesi lazım. Veyahut da bir kimse hali vakti yerinde o kimse parayı tutacağım da lafla işi bitireceğim diye. O da gereğini yerine getirmiyor. O da para harcayacak örneğin. Veya bir başkası zamanını harcayacak, bir başkası nefesini harcayacak gibi gibi. Benim bildiğim bu. Böyle sert ahlaklı olanlar, cimri olanlar bir üstadın yakın dairesinde bulunması çok zordur. Etrafına zulmeden, diliyle etrafındaki insanları iğneleyen, etrafla olan ilişkisini düzeltemeyen bir kimsenin üstadın yanında uzun müddet durması çok zor.
Bunlar böyle kategorisel değil, benim kendim tecrübemle alakalı. O yüzden muhabbetli olun, hizmet ehli olun, insanlara yardım ehli olun. İnşallah Allah’ın izniyle Allah dostlarına yakın olursunuz. İkili toplumun dilinde en çok da firmalarda kullanılan yaratıcı olmak. Buradaki o kimse yaratıcı olmaktan kasıt üretici olmaktır. Bunu üretmek olarak konuşsalar dil daha hoş olacak. Yaratmak olarak konuşunca dil hoş olmuyor. Yaratma fiili Allah’a ait çünkü. La faile illallah. Fail olan Allah’tır. Küllü şeyi yaratan da Allah’tır. Öyle olunca senin yaratıcı demektense üretici demek bence daha hoş bir şey olur. Selamun aleyküm ve rahmetullah. Hocam ben Mersi’nin Tarsus ilçesinden Dündar Önal. Hocam yazar Ahmet Hulusi hakkında ne buyurursunuz?
Allah dualarımızı kabul etsin inşallah. Herhangi bir eserini okumadım. Herhangi bir kitabını incelemedim. Herhangi bir eserini ve kitabını incelemedimden dolayı onunla alakalı olumlu veya olumsuz bir şey konuşma yetkisine sahip olduğumu düşünmüyorum. Genel olarak bireylerin üzerinde çok konuşmak istemiyorum şahısların. Ama Ahmet Hulusi hakkında da bir bilgim yok. Bir kitap okumadım. Bildiğim kadarıyla Amerika’da yaşıyor. Ondan sonra Amerika’dan değişik eserler yazıyor. Amerika’dan bildiğim kadarıyla bu. Herhalde sohbetleri var onun da. O kadar bilgim bu kadar. Başka bir bilgim yok. O yüzden olumlu veya olumsuz bir şey söyleme dairesinde değilim. Hakkınızı helâl edin. Sizden birine yemeğe getirildiğinde ayakkabı varsa çıkarsın.
Zira bu hal ayaklar için rahatlık ve sünnettir. Sünnettendir. Ramuz ey hadis. Hadis ile ne anlatılmak istenmiştir? Ayakkabılarla genelde yemek yememişler. Ben böyle eski sufileri görenlerin sonuncusuyum. Mesela o eski sufileri ben gördüğümde bir lokantada yemek yerlerken ayakkabılarını çıkarırlardı. Ayakkabıyla zaten sofraya oturmazlardı da ama bir lokantada yemek yiyecek olsalar ayakkabılarını çıkarırlardı. Bu hadis-i şeriften dolayı. O yüzden ayakkabılarla mümkün olduğunca sofraya oturmamaya gayret edin. Bir rahatsızlığınız yoksa. Mesela bel fıtuh olanlar var, yaşlı olanlar var. Onlar belki de yer sofrasında oturmakta zorluk çekiyorlar. Ayakları ağrıyanlar var. Onların zorlanıyorlar. Genel olarak yer sofrasında oturmaya gayret edin.
Bakın terk edilmiş sünnettir artık. Yer sofrasında oturmak terk edilmiş bir sünnet haline geldi. Şimdi herkes mutfaklarda, masalarda yemek yiyor. Hadi yaşlılar vardır. Sofrayı indirmek, kaldırmak evde genç bir kimse yoktur. Zordur çünkü o yer sofrası kurmak onu kaldırmak gerçekten biraz zor. Meşaket isteyen bir şey. Veyahut da yerde oturamıyordur. Bel fıtığı vardır, ayaklarında romatizma vardır bir şey vardır. Bunu kabul ederim. Ama öbür türlü mesela yer sofrasında oturma sünnetini biz yer sofrasında yemek yeme sünnetini hemen hemen yok ettik, kaldırdık. Kim ahir zamanda terk edilmiş bir sünnetini yerine getirirse 100 şehîd sevabı vardır. Biz bunları yavaş yavaş terk ediyoruz. Mesela ayakkabıyla yemek yenmez düsturunu da terk ettik biz şimdi.
Siz şimdi bir restorana gittiğinizde, bir lokantaya gittiğinizde ayakkabılarınızı çıkarıp yemek yiyebilir misiniz? Yiyemezsiniz. Terk edilmiş sünnetler sınavına girdi. Selamünaleyküm. Bir. Bir arkadaşım tanıdığı bir erkek çocuğunun çok küçük yaşlardan beri kız çocuğu gibi davrandığını. Fakat aile ne yaptıysa çocuğun düzelmediğini ve çocuğun büyüdüğünde ailesinden uzak yaşayan biri olduğunu söylemişti. Bunun gibi neredeyse doğumundan itibaren kendilerini eşcinsel hisseden birçok insanı duyuyoruz. Bunlarla ilgili düşüncelerinizi öğrenebilir miyim? Bunlar kendilerini böyle tanımlıyor olabilirler. Mesela aile çocuğunu erkek çocuğunu erkek gibi yetiştirmeli belli bir yaşa gelince kadar. Ve onun üzerinde o böyle erkekliğini algılar, erkekliğini iyice anlar hale geldiğinde mesele bitmiştir.
Veya kız çocuğuna kız çocuğu olduğunu algılayıncaya kadar kız çocuğu gibi yetiştirmeli. Ona dikkat etmeli. Şimdi bazı böyle örnekler var. Bir traktör kasası düşünün. Bir traktör kasasının içerisinde içi kurtlu bir tane elma çıktı. O traktör kasasından içinden bir tane kurtlu elma çıktı diye bütün elmaları kurtlu görmemiz mümkün mü? Değil. Bazı çocuklarda belki de hormonal bir dengesizlik olabilir. Aile onu çocuk yaşta onu gördüyse bunu normalde tıbben hormonal bir tedaviye gidip o çocuğun hormonal olarak bir bozukluğu varsa bir sıkıntısı var ise buna dikkat etmesi lazım. Anne babalar, burası da önemli. Anne baba baba hep erkeksi olmalı evlilik hayatı boyunca. Kadınlar erkeklerin erkeksiliğine kabullenmeli.
Bu erkeksi olma belki de kadına zormuş gibi gelebilir. Ama erkeksi durma bunu tabiri caizse böyle fıtratına uygun durma. Mesela farkında değil aileler. Mesela bir aile düşünün. Kadın hep kocasını ısrarla itiraz ediyor. Kocasının her sözünü reddediyor ve evin içerisinde ve evin dışında kadın hakimiyet kurmuş oluyor. Bu çocukların üzerinde sirayet ediyor. Çocuk kadını güçlü bir aktör olarak görüyor ve erkeği güçsüz bir aktör olarak görüyor. Böyle olunca bu sefer erkek çocuk güçlü aktör ne? Anne. Anneye benzemeye çalışıyor. Anneye benzemeye uğraşıyor. Ve anne gibi davranmaya başlıyor. kadınsı davranmaya başlıyor. Burası çok sıkıntılı bir şey. Mesela kantarın topuzu kaçtı. Baba çok fazla erkeksi oldu.
Kantarın topuzu kaçtı. Kız gördü. Çok ağır böyle erkeksi olursan her şey elinin altında. Bu sefer de kız çocuğu da erkekleşmeye çalıştı. Burada ölçüyü tutturmalı. Herkes fıtratı uygun davranmalı. Fıtratına uygun davranmalı. Kadın muhakkak evin içerisinde eşine karşı bir, kocasına karşı bir eş, bir kadın, çocuklarına karşı bir anne olmalı. Eğer kadın eşine karşı olan, kocasına karşı olan eşliğini unutursa, sırf anneliğe geçiş yaparsa o çocuklarda da sıkıntı doğacaktır. Ve evlilikte de sıkıntı olacaktır. O zaman kadına düşen vazife annesine karşı, çocuklarına karşı. Anne, kocasına karşı eşlik yapma, kadınlık yapma o fıtratta yaşamaya çalışması lazım. Erkekler de çocuklarına karşı bir baba, kadına karşı da bir koca olması lazım.
Ve bu fıtratı bozmaması gerekir. Böylece sağlıklı bir aile kurulmuş olur. Sağlıklı bir toplum oluşmuş olur. Ama bunun içerisinden hormonal dengesizlikler söz konusu olacak mı? Evet. Bunların tedavisi mümkün mü? Evet. O yüzden küçüklüğünden beri kendisini kız gibi görüyordu. Daha daha başlangıçta o da bir iki yaşlarında çocuk böyle bir şey tecelli ettiğinde hemen onun hormonlarına baktırıp tıbbi tedavillerine devam etmeleri gerekirdi. Kimi insanlar eşli insalliğin kişiyi ilgilendiren bir tercih meselesi olduğunu, ülkede onlarca adaletsizlik, tecâvüz, kadın cinayetleri gibi düzeltilmesi gereken daha büyük problemler var iken, bunun konuşulacak bir konu olmadığını savunuyorlar. Onlara verecek bir cevabımın olmadığını fark ettim.
Siz bu konuyla ilgili neler söylersiniz? Eğer toplum gerçekten ben kendimi bundan beri tutuyorum. Sebep adaletsizlikleri dile getiren bir bireyse, tecavüzleri, kadın cinayetlerini dile getiren bir bireyse, Allah’ın lanetlediği eşcinselliği de lanetleme, kötüleme noktasında mücadele etmesi onun hakkıdır. Ve bu bir savunma değildir. Toplumda o kadar adaletsizlik var, sıra eşcinselliğe mi geldi? Evet, toplumdaki adaletsizlikleri de toplumdaki adaletsizliklerden dolayı eşcinsellik artıyor. Toplumdaki hukuksuzluktan dolayı eşcinsellik artıyor. Toplumdaki Kur’ân ve Sünnete dayalı bir sistem olmadığı için eşcinsellik artıyor. Bakın eşcinselliğin artma sebeplerinden birileri bunlar. Mesela bir erkek çocuk düşünün.
O erkek 17-18 yaşında evlenmiş olsa, o çocuk başka erkeklere başka kızlara bakma ihtiyacı hissetmez ki. Bir kız çocuğu düşünün. Evlenme çağı geldiğinde, evlenmek istediğinde evleniyorsa o kız çocuğu neden fuhuşa meyletsin? Meyletmez. Ama ne yazık ki toplumun algısı, toplumun kendince doğru olarak kabul ettiği şey batı standart olduğu. Batı değerleri toplumun içerisinde gerçek değermiş, doğru değermiş gibi algılanınca komple toplum bozuldu ve hızla da bozulmaya devam ediyor. O zaman adaletsizlik orada var olduğu müddetçe herkes eşcinsel mi olacak? Veya kadın tecavüzleri, kadına tecavüzler var diye ülke komple eşcinsel mi olacak? Veya kadın ölümleri var, kadın cinayetleri var. E, o zaman ülke tamamiyetle eşcinsel mi olacak?
Eşcinsel bir ülke mi olacağız adaleti halledemezsek, kadın cinayetlerini halledemezsek, tecavüzleri halledemezsek? O zaman eşcinsel bir dünya, eşcinsel bir ülke mi olacağız? Bana hangi eşcinsel diyebilir ki? Yüzde kaçtır ben göğsümü gere gere bile bile bilinçli bir şekilde eşcinsel oldum?
Eşcinsellik ve Âile Yıkımı
Kimse diyemez. Kaç tane eşcinsel dinlediysem hayatlarını ve onların hayatlarına baktığımda, onları dinlediğimde ilk cinsel ilişkileri esnasında kimisinin uyuşturucu kullandığını, uyuşturucunun neticesinde cinsel ilişkiye girdiğini, kimisinin aşırı derecede alkol aldığını, aşırı derecede alkol alırktan başka bir erkekle beraber olduklarını, bana anlatılanlar bunlardı. Bir tane vakka dinlemedim ki, ya ben kendimi çocukluğumdan beri eşcinsel hissediyordum, ee göğsümü gere gere bile bile gittim bir erkekle eşcinsel ilişki yaşadım. Yok böyle bir şey. Ben Allah affetsin, yalana girmek istemiyorum şimdi, sayısını bilmiyorum konuştuğum eşcinsellerin. Ve bir vakka olarak meseleye bakıp en ince ayrıntısına kadar öğrenip ona ne yapabilirim, nasıl yardımda bulunabilirim derdiyle onları dinledim.
Ve büyük bir çoğunluğu ya tecavüze uğramıştır çocuk yaşta, anne baba 6-7 yaşlarındayken, 8-9 yaşlarındayken çocuğunu korumamıştır kız da erkekte ve çocuğunu korumadığından dolayı yakın dairede bir de uzakta değil. Amca, dayı, enişte, ondan sonra teyze oğlu, halı oğlu, amca oğlu, komşu, mahalledeki bakkal, mahalledeki sütçü, mahalledeki yoğurtçu, mahalledeki kasap, mahalledeki oyuncakçı, dinlediğim vakaları söylüyorum. Öğretmen, evet. Öğretmen bildiğiniz erkek öğretmen. bunları mesleki olarak konuştuğumda bir meslek bilmiyorum ki böyle bir şeye tevessül etmemiş olsun. Ben o yüzden derslerde bangır bangır bağırırım. Çocuklarınız kendisini koruyabilecek yaşa gelinceye kadar anne babalar, çocuklarınızı koruyun.
Kız, erkek hiç önemli değil. Toplum o hale geldi. Toplum öyle bir hale geldi ki sapkınlıkta, azgınlıkta artık had, hudut tanımıyorlar. Zalim, Allah korkusu yok, peygamber korkusu yok. E cezalar da caydırıcı değil zaten. Ve o eşcinsel olan çocukların büyük bir çoğunluğunun, büyük bir çoğunluğunun temelinde küçük yaşta cinsel tâciz var. tabiri caizse alıştırılmış. önce korkutulmuş, önce tehdid edilmiş, ondan sonra o çocuk onu artık susmak zorunda kalmış. Bir müddet sonra o artık bunu kanıksamış. bir kadını her gün döversiniz ya, her gün dövdükten sonra kadın onu kanıksar. Dayak yemeyi normalleştirir o. Bakın normalleşir kadının dayak yemesi. Eğer bir gün kadın o normaliteden çıkar da kafası dönerse adam katili olur.
Sebeb? Normallikten çıktı çünkü o. Şimdi bir kimse küçük küçük haram işlemeye başlar, bir müddet sonra haramı helalleştirir, normalleştirir bunu. Normale girer bu. Bilinçli bir şekilde haram işlemez artık. Haramın da bilinçlisi vardır. Nedir? O haram olduğunu biliyordur. Haram olduğunu bildiği zaman ciğeri yana yana, bazen işler onu. İşler. Ama ciğeri yanar onu. Bu ayrı bir meseledir. Bir de haramı helalleştirir o kimse. Haramı helalleştirmek ne? Haram olduğunu biliyor. Ya bu da haram olmaz diyor artık. Allah muhafaza eylesin. Şimdi bu eşliğsel vakalar çok geniş perspektifte konuşulması lazım. Ben bu konuda belli bir eğitim almış, belli bir ilmi, kariyeri olan bir kimse değilim. Benimkisi tecrübe ile alakalı.
Çok dinledim onunla alakalı. Kurtulmak isteyenleri dinledim. Bundan vazgeçmek isteyenleri dinledim. Allah affetsin. Kurtulmasına sebep olduklarımız var. Sebep olamadıklarımız var. Onlar benimle görüşüyor diye diğer eşcinsel kimseler tarafından tehdit edildiler. Zaman zaman tehdit edildim ben onlar tarafından da. Enteresan bir lobidir eşcinsel lobisi. Bakın denilebilir ki Türkiye’de en kuvvetli lobby eşcinsel lobisidir. Enteresan gelir bu size. Sebep çünkü o eşcinsellerin muhakkak bürokratlardan, siyasetçilerden, toplumun böyle önemli kademelerinde vazife yapan müşterileri vardır onların. Acı şeyler bunlar. Ve o müşteri olan onlarla ne yazık ki eşcinsel ilişkiye giren bu kimseler bunlarla mücadele edemezler.
Toplumun içerisinde iş adamları vardır. Belli bir iş kariyerinde olan, belli bir meslek kariyerinde olan, belli bir bürokrat kariyerinde olan eşcinsel eğilimli ama fail ama mevhul ama yapan ama yaptıran. onlar şimdi aktif pasif diyorlar ya kendilerince. aktif ne demek? bir erkeğe bir eşcinsel erkeğe erkeklik yapan. Pasif de bir erkeğe kadınlık yapan erkek. Dilleri onların farklı farklı. Toplumun içerisinde böyle saklı gizli kendini ortaya koymuş koymamış o kadar kimse var ki ve lobileri o kadar kuvvetli ki mesela bizim şu anda internet yayınımızı dahi kesmek, internet yayınımızı dahi sobote etmek isteyebilirler. Mesela onların büyük bir kısmı beni sevmez. Ben Allah’ın lanetlediği bir iş olduğunu ayağım beğen cesaretle söylüyorum diye.
Bakın bunu cesaretle şey efendiler alimler bunları cesaretle söyleyemezler. Söylediklerinde onların her türlü ihtiraya onlara her türlü mekanizmayı çalıştırırlar. Sen zannedersin ki ya ben buna tavuğuna hış demedim bu adam neden bana ters yapıyor dersin. Oysa bilmezsin bir yerde sen sohbette eşcinsel Allah’ın laneti yerine uğramıştır dersin. Hiç ummadığın kendi partidaşın, kendi yoldaşın, kendiindenmiş gibi görünen kimse sana cephe alır. Sebep çünkü onda eşcinsel eğilim var. Eşcinsel eğilimlere karşı sen lanet hadisini okuyunca onun zoruna gider bu. Zoruna gidince başka yerden senden intikam almaya çalışır. Ben bazen böyle zaman zaman ya buna ne oluyor? Bu neden bizde uğraşıyor diye ben çok affedersiniz.
Tefekkür ettiğimde onu analiz ettiğimde biraz işin derinlemesine indiğimde eşcinsel eğilimleri bulurum. Enteresan bir şeydir. Bu sefer ben daha da şeditleştiririm bu konuda. derim ki eşcinsel eğiliminini örtmek için Mustafa Özbağ düşmanlığı yapıyorsun derim kendi içimden. Ve Mustafa Özbağ düşmanlarının bir kısmı eşcinsel eğilimlidir. Bu böyle enteresan bir şeydir ha. Ve o lobby o kadar kuvvetlidir ki Cumhurbaşkanı’na bile hata yaptırır. O lobby o kadar kuvvetlidir ki bir bakana dahi hata yaptırır. O lobby o kadar kuvvetlidir ki valiyi, belediye başkanını o tarafa doğru çeker. O lobby kuvvetlidir çünkü. Mesela yeni, yakın bir mesele bizim Nigara arkadaşımız bu konuyla alakalı, şeyde, Instagram’da bir yayın yapacaktı, sayfasını kapattırdılar.
Ve biz gece görüştük, Salim’le görüştürdüm nasıl yapılabilir diye ve biz bu konuda ne yazık ki yetersiz kaldık. Ve sayfasını bakın kapattırdılar. Bu lobby o kadar kuvvetlidir. Ve kendi kendimize düşündük bu meseleyi nasıl tekrar yayın alabiliriz diye Salim’le filan konuştuk. Dedik ya olmadı bir haftanın bir günü biz no youtube’dan yayın yapalım dedik. sebep çünkü o lobby o kadar çok acımasız, o kadar çok çirkef, o kadar çok böyle zalim ki her yerde kolları kanatları var ve acı bir şey toplum onlardan korkuyor. Bir kısmı da onları masumlaştırmış. onlarla kafa yaparken onlarla dalga geçeceğim derken kakara kukara yapacağım derken masumlaştırmış. Ne olmuş canım onların da böyle bir şeye hakkı olsun. geçenlerde bir kimse dedi onların yaşam hakkı yok mu?
Bizim yaşam hakkımız yok mu? her türlü sapkınlığı biz kalkıp da onların yaşam hakkı yok mu? Deyip de sapkınlıklara müsaade mi edeceğiz? O zaman bir tecâvüz edenin de yaşam hakkı var. Kadın cinayeti yapanın da yaşam hakkı var o zaman. O cinayeti neden işledi o? Bunlar doğru söylemler değil. O yüzden evet adaletsizlikler var hepimiz kabul ediyoruz. Hukuksuzluklar var hepimiz kabul ediyoruz ve bunlarla mücadele ediyoruz. Gönül arzu eder ki bu ülke Hazret-i Ömer Radel-i Allah’ın hazretleri gibi adâlet misali insanlar tarafından yönetilsin. Gönül arzu eder ki Hz. Peygamberin sallallâhu aleyhi ve sellem hazretlerinin, Hz. Öbebekirin, Ömerin, Osman’ın, Ali’nin adaletle yönettiği bir ülke gibi olsun.
Gönül bunu arzu eder. Gönül arzu eder ki Hz. Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem hazretlerinin ve Hz. Öbebekirin, Ömerin, Osman’ın ve Ali’nin adaletsizliğine, hukuksuzluğuna, haksız ölümlere, zalimlere, zulümlere her türlü tacize ve tecavüze geçit verilmesin. Ama aynı zamanda da eşcinselliğe de geçit verilmesin. Allah bizi bu dairede, adaletin tesis olması, hukukun tesis olması, Kur’ân ve Sünnetin tesis olması yolunda çalışanlardan eylesin inşallah. Amin. Bu yıl Sağlık Meslek Lisesi’nden yardımcı hemşire olarak mezun oldum. Fakat hemşirelikte mutlu olmadığımı, çalışma şartlarının bana uygun olmadığını düşünüyorum. Bana en uygun mesleğin sınıf öğretmenliği olduğunu düşündüm. Ama bu meslekte de sorunlu öğrencilerim olabilir.
Onlarla başa çıkabilir miyim? Ya da onlara her açıdan yetebilir miyim diye düşünüyorum. Siz bu konuda ne tavsiye edersiniz? Biz kardeşlerin, arkadaşların meslek seçimleriyle alakalı çok fazla müdahil olmak istemiyoruz. Arkadaşlar, kardeşler hangi meslekte Kur’ân Sünnet dairesinde olmak şartı kaydı ile hangi meslekte mutlu oluyorlarsa o mesleklerini icra edebilirler, o mesleklerini yapabilirler. Bu noktada biz kardeşlerimize meslekte alakalı herhangi bir öneride bulunmamız zor. Allah bizi affetsin inşallah, sizleri de affetsin. Ama kardeşimiz için bir şey söyleyeyim. Hem o mesela bu meslekte mutlu değilim, sınıf öğretmenini yapabilirim. Ama orada da sorunlu öğrenciler olabilir. Tavsiyem şu, sorunsuz hiçbir iş ve meslek yok.
Ev hanımlığı yapsan dahi sorun var. Yemeği yakabilirsin, tüpü patlatabilirsin, evi yakabilirsin, her şey olabilir. Selamün aleyküm, hayırlı akşamlar. Bir insan işlediği bir günahtan sonra İslam hukukuna göre cezalandırılırsa bu işlemiş olduğu günahtan dolayı ahirette sorgulanır mı?
Had Cezâsı ve Tecâvüz Gebeliği
Sorgulanmaz. Çünkü bütün evrensel hukuklarda bu vardır. Bir suçtan iki ceza olmaz diye. Ama evrensel ilahi hukuklardadır. Türkiye’de bazı suçlardan iki veya üç ceza bile yaşayabilirsiniz. Canım kardeşlerim buradan malum rüya dinlemiyorum. Hakkınızı helâl edin inşallah. Hocam selamün aleyküm, geceniz hayır olsun. Amin. İstenmeyen gebeliklerde tecâvüz olayları sonrası gelişen gebeliklerde dini hüküm nedir? Şimdi bir hanefiye göre bir kız çocuğu tecâvüz edildiyse o kız hükmündedir yine. Onun hukuku öyledir. Ama o böyle bir tecavüzden dolayı hamile kaldıysa yine hanefiler dört aya kadar ruh üflenmediğinden dolayı gebeliğin sonlandırılabileceğine dair hükmederler. O yedide 18 yaşlarında hastalarım geliyor ki bebek olduğu için aileler genelde zorla evlendirme çabasına giriyorlar.
Ben ne kadar bu durumu uygun görmesem de psikolojik destek alıyorlar. Fakat bebeği istemiyorlar. Bu konuda kişiye nasıl yaklaşım olmalı, dini hükmü nedir? bunun aklıma gelen kadarıyla dört aya kadar çocuklar gebeliğin sonlandırılabileceğine dair hanefide hüküm var. Evlendirmeye çalışmaları da çok doğru değil. Selamünaleyküm dedektörle altın arama yapacağım bunda bir sakınca var mı? Bir de yeraltındaki altınlar cinler sahipleniyormuş. Bu söylentiler doğru mu acaba? ben kendimce bu tip şeylere çok tevessül etmem. Ama bazen insanlar bunlara kanıyorlar. Kendilerince dedektör alıyorlar bir sürü alet takım taklavat edinip yeraltından böyle daha önce sahipsiz olan altınları arayıp bunları almaya çalışıyorlar.
Ben bunda çok sakınca görmüyorum eğer tarlalar sahipli değilse. Ama tarla sahibi var tarlanın. Sen onun tarlası sahip olunca sen onun tarlasını altın arayamazsın. Bu da ayrı bir mesele. Selamünaleyküm annemin test değerleri pozitif çıktı. Beni kardeşlerim ve akrabalarım karantinaya aldılar. Annem için ve bizler için dua eder misiniz? Allah yardımcınız olsun. Cenâb-ı Hak muhineyiniz olsun inşallah. Karantinaya riayet edin. O yüzden karantinanın hukukunu da koruyun. Bu konuda böyle aman ne olacak demeyin. Muhakkak ki karantinayı uygulayın. Cenâb-ı Hak’a hamdolsun. Gerçekten bu konuda sağlık bakanlığı, hükümet çok iyi bir iş çıkardı. hemen hemen delinebilinir ki dünya üzerinde karantinaya en fazla tedavi eden ülke Türkiye.
O yüzden bu hem mutluluk hem gurur verici bir şey. Hamdolsun. Selamünaleyküm Mustafa hocam siz misiniz? Benim adım Mustafa ama ben hoca değilim. Bazen öyle diyorlar hocam filan diyorlar. Ben de diyorum ki ben hoca değilim. Bana hoca demeyin diyorum ben. Bunu ciddi ciddi söylüyorum kıymetli kardeşler ben hoca değilim. Hoca denilince o kimsenin böyle medreseden eğitim alması lazım. Dini bir hoca diyeceksek o medrese eğitimi alacak, dini bir eğitim alacak biz ona hoca diyeceğiz. Ben öyle bir medrese eğitimi almış bir kimse değilim. Ben bir üstadın yanında 18 yıl kendimce sûfîlik yapmaya çalıştım. Benim dairem durduğum nokta bu. Hayırlı geceler insanın kendi kendine konuşması kötü bir şey mi? Çok yaparım ben ama içimden konuşurum.
Bunu kötü diyemeyeceğim çünkü ben kendi içimden kendi kendime konuşurum. Mesela şahısları konuştururum kendimi konuştururum. Hatta kendimden birkaç tane daha böyle olur. Onları da birbirinden konuştururum. Böyle pisikolojik bir sendrom bu. Ben sıkça kendi kendime konuşuyorum. Ben şimdi böyle bir şey kötü diyemem. Kötü desem kendimi tedavi ettirmem lazım o zaman. Bir de rüyayı anlatmak gerekir mutlaka. Anlatmak zorunda değil insanlar. Üzerinden zaman geçmiş olsa bile anlatılmalı mı? Yok illaki şart değil üzerinden zaman geçse de anlatılacak diye bir kaide yok. Allah hayırlısını versin inşallah. Hele kimisi böyle 3 yıllık, 4 yıllık, 5 yıllık, 10 yıllık, 20 yıllık, 30 yıllık rüya anlatanlar var.
Ben onlara böyle hayretle bakıyorum. Maşallah diyorum ya. 30 yıl olmuş rüyayı göreli hiç unutmamış. Hayırlı geceler sizin telefonunuza mesaj olarak rüya yazarken öncesine müsaade isteyip de yazmamız daha mı uygun olur? Birisine siz mektup yazarken müsaade ederseniz size mektup yazacağım. O da müsaade etti mi mektup yaz diyecekse onu bir daha mı mektup yazacaksınız? Yok. Bir kimse bir mesaj yazacaksa, bir haber ulaştıracaksa, bir şey söyleyecekse telefon belli mesaj yazar. Annenin erkek çocuklarının yanında tesettürü nasıl olmalı? Anne babanın, hiç önemli değil erkek veya kız çocuğunun tesettürü. Aile bireylerinin birbirlerine olan tesettürleri diz kapağıyla göbek deliğinin arasıdır. Mahrem açısından mahremiyeti budur.
Ama bizim bir de toplumsal mahremlerimiz vardır ya. Toplumsal mahrem nedir? Anne diz kapağıyla göğüslerinin üstüne kadar örterse hem kız hem erkek çocuklarının yanında bu toplumsal mahremdir. Bakın bu bir toplum kuralı, ahlakı gibidir. Dinin buradaki bize en alt zeynep kuralı göbek deliğiyle diz kapağının arasında bütün aile halkının birbirine mahremiyeti vardır. Bakın bütün aile halkının. Ama normalde bir kadının evin içerisinde çocuklarının yanında erkek çocuğu kız çocuğu, hiç önemli değil bu. Diz kapağıyla göğüslerini örtecek noktaya kadar, daireye kadar böyle bir tesettürle riayet etmesi hoş olur. Aslında kız çocuklarının da evlerinin içerisinde annelerinin yanında babalarının yanında diz kapağıyla göğüslerinin üstüne kadar örtünmeleri hoş olur.
Ha bunu şunu diyebilir bir kimse. Kardeşim şeriatın dairesi bu göbek deliğiyle diz kapağı olsa kadın kadının yanında da açabilir mi açabilir anne kız olarak. Veyahut da bir anne erkek çocuğunun yanında diz kapağı ile göbek deliğinin arasını kapattığında öyle dolaşabilir mi? El cevap dolaşabilir. Bu fıkıhın ölçüsü. Eyvallah. Ya bu böyle biraz daha hoş olmaz mıydı anne oğlunun yanında diz kapağından göğüslerinin üstüne kadar örtsün. Harika olur öyle değil mi? Bence. Veyahut da bir anne kız çocuğuna şey olsun bir de bir distür olsun bir ders olsun diz kapağı ile göğüslerini de örtecek şekilde böyle tesettürüne dikkat etsin. Hoş olur. Selamun aleyküm. Sayyidi Nurci Hazretleri bir talebesine yaptığı hizmetlerinin önemini yazarken diyor ki Bu şehre bir kutup bir gavsa azam gelse desen seni on gün velayet derecesine on günde velayet derecesine çıkaracağım.
Sen Risale-i Nur’u bırakıp onun yanına gitsen Isparta kahramanlarına arkadaş olamazsın. Lillâ il-hamd. Bu zamanda Sünnet-i Seniyye dairesindeki kemâli imâni imanı kazanan Risale-i Nur şaketleri evliyaların mürşidlerin nazar dikkatini cerb edecek vaziyeti aldığından her zamanda bulunan hakiki mürşidler herhalde bu zamanda Risale-i Nur şaketlerine müşteri olurlar. Birisini elde etseler 20 mürid kadar kıymet verirler. Sayyidi Nurci Hazretlerinin bu sözlerini nasıl değerlendiriyorsunuz? Yine Sayyidi Nurci’den cevap verelim. Bir kimsenin benim yolum haktır demesi onun hakkıdır. Ama sadece benim yolum haktır demesi onun hakkı değildir. O yüzden Sayyidi Nurci Hazretleri Risale-lerin ehemmiyeti açısından böyle bir söz söylemesi onun hakkıdır.
Bakın onun hakkıdır. Ama sadece Risale-i Nur haktır demesi onun da hakkı değildir. O yüzden Risalecilerin de hakkı değildir. Selamun aleyküm. İmam Şafii, hukuk meselelerinde mürsel hadisleri delil olarak almayıp kendi reyine önem vermesinin sebebi hikmeti nedir? o mürsel hadis, bilmeyen kardeşler için söyleyeyim, tek ravisi var. Tek ravisi olunca o tek ravi o hadislerinde bazılarında İmam Şafii’nin böyle davrandığı. Ama bu öğreti de İmam-ı Azam’dan kalma. İmam-ı Azam’ın da, kalsın çay, ben soğuk içeyim. İmam-ı Azam’dan da bu var. bu mesela ama böyle bir yol tercih etmeleri Kur’ân ve Sünnet’in dışında bir şey değil. İslami kimliği olan birisi liberal bir siyasi görüşü desteklese, İslami olmayan bir ülkede problem olur mu?
Çünkü şimdiye kadar İslami söylemi olanların İslam hukuku anlamında bir şey yaptığına şahit olmadım. Belki kişisel hak ve özgürlükleri savunduğu için liberal potada daha çok özgürlüğe sahip olup yaşayabilirim diye düşünmeye başladım. Bu tarz düşünmek sakıncalımı teşekkür ederim. Söz konusu olan Kur’ân ve Sünnet ise Kur’ân ve Sünnet’in ilacı, Kur’ân ve Sünnet’in kendi içindedir yine. O yüzden Kur’ân ve Sünnet’ten ayrılmayalım, Kur’ân ve Sünnet düşüncesine sahip olalım. Biz birinci derecede kendimizden sorumluyuz. Evet biz ne kadar Kur’ân ve Sünnet düşüncesine sahibiz, ne kadar bunun mücadelesini veriyoruz. siz nasılsanız öyle yönetilirsiniz. Hadis-i şerifini unutmayalım. O yüzden biz neyiz ki bizim yöneticilerimiz ne olsun?
Biz Kur’ân ve Sünnet’e sımsık yapıştık mı ki bizim yöneticilerimiz de Kur’ân ve Sünnet’e sımsık yapışsın? Şimdi Kur’ân ve Sünnet’in içindeyiz diyen insanlar kendi işlerini görürtmek için Kur’ân ve Sünnet’ten kendileri sapıyorlarsa yöneticilerini de saptırırlar. Yöneticiler sapıyorsa halk da sapar. Bu sebepte biz ilk önce sağlamdıralım. Biz ilk önce Kur’ân ve Sünnet tarihinde dost doğruduralım. Bizde şöyle bir hizipçilik anlayışı var. Hizipçilik anlayışı şu. Yanlışlık bizim partiden olursa biz onu örtbas edelim. Kol kırılır yen içinde diyoruz. Kol kırılıyor yen içinde. Tedavi edilmezse sonra yanlış kaynıyor. O kol yamuk oluyor. Veyahut da kaynamıyor. O kol çürüyor. Sonra kökten kesmek gerekiyor.
Biz kol kırılır yen içinde anlayışı doğru bir anlayış değil. Bir yerde hak ve hukuk çiğneniyorsa bir yerde adaletrafa kaldırılıyorsa o kol yen içinde kırılmıyor. Çünkü yen içinde kırılmadığı için o kol vücudu zehirliyor. Biz İslam dünyasında böyle bir handikap var.
Ailede Müdâhale ve Mahremiyet
Bir kimsenin oğlu içki içiyor, oğluna müdahale etmiyor. Yeğeni içki içiyor, yeğenine müdahale edeceğim diye uğraşıyor. Canım kardeşim sen oğluna neden müdahale etmiyorsun? Önce oğluna müdahale etsene. Veyahut da bir kimsenin kendi çocuğu namaz kılmıyor, bir başkasının çocuğuna müdahale edeceğim diye uğraşıyor. Sen kendi çocuğunun namazını tamam ettirmeye çalıştın mı ki sen bir başkasının namazsızlığına bakıyorsun? Bizde böyle bir sıkıntı var. Örneğin biz bir topluluğuz. Bu topluluğun içerisinde bir sıkıntı olduğunda aman biz kol kırılır yen içinde bu sıkıntıyı konuşmayalım. Konuşalım kardeşim. Burada bir sıkıntı varsa o sıkıntıyı konuşalım. O sıkıntıyı tedavi edelim. O sıkıntıyı biz tebdil edilmesi gerekiyorsa tebdil edelim.
Tadilat edilmesi gerekiyorsa tadilat edelim. Yok, yeniden kesilip yeniden yapılması gerekiyorsa biz yeniden keselim yeniden yapalım. Sebep Hazret-i Mevlânâ Celalettin Rum Hazretleri Mesnevide geçtiği gibi. Sen seni baştan önle. Sen orada bir sıkıntı var o sıkıntıyı baştan önle. Sen bu bizim partiden, bu bizim bölükten, bu bizim cemaatten, bu bizim anlayışımızdan, bu bizim felsefemizden der de. Onun yapmış olduğu adaletsizliği, yapmış olduğu hukuksuzluğu, yapmış olduğu arsızlığı, hırsızlığı, uğursuzluğu, göz yumarsan çürücek toplum. Ve bugün gelinen nokta o. Bu bizim partiden göz yumduk. Bu öbür kibir bizim partiden dedi göz yumdu. Birisi bankaları soydu bu ülkede. Göz yumuldu bizim partiden diye.
Birisi milleti soydu bu ülkede. Göz yumuldu bizim partiden diye. Birisi hamuduyla götürdü. Göz yumuldu bizim partiden diye. Birisi belediyeleri soydu. Göz yumuldu bizim partiden diye. Sonra başkaları geldi. Aaa onlar da bozuldu. Biz onlara da bir şey diyemedik. Sebep? Onlar da bizim partiden. Onlar ayrı bir partiden ama bizim partiden. Sonra bir başkası geldi. Aynı şeyleri onlar da gördük. Biz yine sustuk. Sebep? O da bizim partiden. Ama haksızlıklar karşısında susan dilsiz şeytandır. Hadis-i şerifini unuttuk biz. Bir zalimin zulmüne karşı susmak zalimliktir. Hadis-i şerifini unuttuk biz. Öyle zalim yöneticiler olacak ki onlara susanlar da zalimlerden olacak. Hadis-i şerifini unuttuk biz. Bunları orta yere koymadık.
Veyahut da içeri atılırız. Bizim de başımıza bir çorap örerler. Biz de cezaevine gireriz. Aman bu adaletsizliği biz dile getirmeyelim dedik. Sustuk biz. Veyahut da adaletsizlikleri, hukuksuzlukları, arsızlıkları, hırsızlıkları dile getiren bir topluluk olduğunda o arsızlığı, o hırsızlığı, o hırsızlığı yapanlar onları polis güçlerine, Veyahut da sizi de takip ediyorlar, sizi de dinliyorlar emniyet deyip korku yaymaya çalıştık. Buradayız burada. Öyle korku yaymayın. Buradayız. Evet. Öyle ona bundan kalkıp da tehdit ettirmeye kalkmayın. Buradayız. Bunu şatahat için söylemiyorum. Korkumuz olsaydı 30 yıldır sûfî hareketin içerisinde durmayız. Durmazdık biz. Yapmayacaksınız haksızlık, hırsızlık, uğursuzluk, arsızlık yapmayacaksınız.
Yaptığınız zaman söyleyeceğiz, konuşacağız. Aba altından da sopa göstermeyeceksiniz. Bizim onlara karnımız tok. Biz onları yedik, içtik, bitirdik, sardık, sarmaladık, attık toprağın içine. Bizim onlarla işimiz yok. O yüzden arsızlık, hırsızlık, uğursuzluk, kayırmacılık kimden gelirse gelsin biz ona hayır demesini bilmeliyiz. Biz ona karşı cephe oluşturmasını bilmeliyiz. Bu ülke bizim, bu topraklar bizim, bu gelecek bizim, bu insanlar bizim, bu millet bizim. Yeter artık ya. Nereye kadar arsızlığa, hırsızlığa, uğursuzluğa suessiz kalacağız. Nereye kadar adaletsizliğe, hukuksuzluğa sessiz kalacağız. Nereye kadar haramlara, ona nereye kadar Allah’ın lanet ettiği şeylere sessiz kalacağız. Yeterin.
Yapmayın. O yüzden çareyi de başka yerlerde aramayın. Kurtuluşu başka yerlerde aramayın. Çare Kur’ân ve Sünnet’te. Kurtuluş Kur’ân ve Sünnet’te. Ne tarafa dönerseniz dönün, Kur’ân ve Sünnet’e döneceksiniz. Ne yaparsanız yapın, Kur’ân ve Sünnet içerisinde kalacaksınız. Siz iftira atmayacaksınız. Siz yalan söylemeyeceksiniz. Siz süzan yapmayacaksınız. Siz gözünüzde görmediniz bir şeyin şahitliğini yapmayacaksınız. Ama bu delillenmiş, ispatlanmış bunları konuşacaksınız. Bunları söyleyeceksiniz. Bunları anlatacaksınız. Bunlara hayır diyeceksiniz. Nerede bir yolsuzluk varsa hayır diyeceksiniz. Adam yolsuz yol açıyor. Yolsuzluğuna bakmıyor. Hayır diyeceksiniz. Nerede bir hırsızlık var, hayır diyeceksiniz.
Nerede bir kayırma var, hayır diyeceksiniz. Bu hangi partiden olursa olsun, bu kimden yana olursa olsun, arsız, hırsız, adaletsiz, namussuz, şerefsiz insan şeytandan yanadır. Biz de ona karşı savaş açarız. Hiç sıkıntı değil. Evet. Konusu geçti. Bayanlarda mahrem ölçü diz kapağı ve göz üstü kapatılması hoş olur dediniz. Artık bayan şortlarında diz kapağına kadar inen şort bulmak zor. Havalarda çok sıcak. Hanbeli mezhebine uyabilir miyiz? Uyma. Uyma. Ölçü olarak evde erkek yok, kadın var. Yok kendinizi alıştırın. O yüzden gidin diktirin. Veyahut da gidin büken firmalara müracaat edin, söyleyin. Diz kapayla göbek deliği arasının arasında şortlar yapsınlar. Selamun aleyküm. Benim adım Zeynep. 11 yaşındayım.
Sizden ders almak istiyorum. Bana ders verebilir miyiz? Verebilir misiniz? 12-12 çekeceksin. Zeynep. Maşallah. Allah muharek eylesin. İnşallah. Sen annenin babanı yazsaydın diyecektim annenin babanı sana bir ders versin ama yazmamışsın. Ben de inşallah sana şimdi bir ders kağıdı göndereceğim Zeynep. Tamam. Ders kağıdını bulabilirsek. Bugün bilgisayar bir tadilattan geçirdiler de o yüzden bulmakta güçlük çekiyorum. Masa üstüne neden bulamadım? Buldum. Ve gönderdim Zeynep. Allah muharek eylesin inşallah. Zeynep 12-12 çekeceksin dersini. Selamun aleyküm. Rüya görüp de tam hatırlayamamak nedendir? Götürleyemez insan olabilir. Bunların üzerinde çok durmanıza gerek yok. Selamun aleyküm. Sebebini kendi kendime bulamadım.
Utancımdan soramadım. Lakin bir çözüme ulaşamadım. Kendim de bezdim. Bir ayı geçkin süredir dersimi ve farz ibadetlerimi yapmıyorum. Hiçbir şey düşünmek istemiyorum diye üstünü örtüyorum. Algımı ve düşüncemi kullanmıyorum ya da kullanmak istemiyorum. Bu durum düzelse bile bir müddet sonra tekrar ediyor. Hatam kusurumu affola. Duanızı beklerim. Tavsiyeniz olursa sevinirim. Soruyu sorarken bile başımın içinde basınç hissediyorum. Hiçbir şey düşünmek istemiyorum diyorum. Allah muhine olsun. İnşallah. Sen böyle bir çık, temiz hava al. Biraz böyle asosyalikten sosyalliğe geç. Allah’ı zikret. Olumlu bak her şeye. Selam aleyküm. Diliyle iğneli konuşanlar üstadın yanında fazla duramazlar dediniz az önce.
Böyle bir şey varsa kişide, özellikle aile içi oluyorsa kendini nasıl terbiye eder? Ben de bu hal var. Sizden helal ve duaınızı istiyorum. o âyet-i kerimede de var ya diliyle iğnelenenler diye adı şerif olması lazım. Bu diliyle iğnelenmek doğru bir davranış değil. Bir de bunu üstadın yakın dairesinde olan bir kimse üstadın yakın dairesinde diliyle iğnelemeye başlarsa bu sefer sıkıntı olur. O yüzden üstadın yakın dairesinde duran bir kimse üstadın yanına geldiğinde hiç olmayabilecek. Orada hiçsin. ben biliyordum, ben bilmiyordum. Böyleydin, böyleydin. Yok öyle bir şey. Bunu yapabilirse o zaman yanında durur. Ama orada kendinde daha varlık görürse o zaman sıkıntılı. Diliyle iğnelenmek kendinde varlık görmek çünkü.
İşimiz hiç rast gitmiyor. Ne zaman neye niyetlensem hiç olmuyor. Ne yapmalıyım? Allah yardımcınız olsun. Cenâb-ı Hak muvininiz olsun. ben böyle şeyleri çok kabul etmem bizim işimiz rast gitmiyor. Bizim işimiz doğru gitmiyor diye. Bir yerde bir hata yapmışızdır. Bir yerde bir sıkıntı yapmışızdır. Birinin gönlünü kırmışızdır. Birini incitmişizdir. Birini üzmüşüzdür. Ben her şeyde, bakın her sıkıntıda, her problemde bunları düşünürüm ben. Birinin gönlünü kırmışımdır. Birini incitmiş olabilirim. Böyle kendi kendime bunları düşünüyorum. El allaşmaya çalışırım. Yapmamaya çalışırım. Ondan sonra çalışırım, gayret ederim, tövbe ederim, mücadele ederim. Allah muhafaza eylesin. Bu manada yenilgiyi kabul etmeyeceksiniz inşallah.
Selamünaleyküm. Mevlevilik Hazret-i Mevlânâ Rumi’den önce var mıydı? Akşamınız hayırlara vesile olsun. İzmir Gazemir’den dergahı kardeşlerim adına özlemlerinizden öperim. Derya salkım. Hayırlı akşamlar derya. Allah razı olsun. Teşekkür ederim. Mevlevilik Hazret-i Mevlânâ Celalettin Rumi Hazretlerinden sonra Mevlevilik olarak anılmaya başladı. Daha öncesinde Mevlevilik olarak anılan bir tarikat yoktu. Selamünaleyküm. Aleykümselam. Reenkarnasyon gerçekten olan bir şey mi? Ve telakinazi yapmak mümkün müdür? Şimdiden teşekkür ederim. Reenkarnasyon diye bir şey yok. Reenkarnasyon boş bir muhabbet. Allah affetsin. Hiç asla astar olmayan bir şey. Selamünaleyküm. Yaklaşık 4 senedir dersi ve en büyük problemim zinaya düşmek.
Küçükken uğramış olduğum tacizler şiddet sonucunda bir erkeğin sevmesine sahip çıkmasına hep meyil ediyorum. Bir erkekle birlikte olmak sevildiğimi güvende olduğumu hissettiriyor. Evlenme konusu, eş seçiminde sağlıklı karar veremediğimi düşünüyorum. Davosiyeniz ne olur? Sürekli zina yapan biri seçin. Bu küçük yaşlarda tacize, tecavüze uğrayanlar ve bu problemi çözemeyenler, bunlar hep genelde yakın dairede olurlar. Küçük yaşta bir kız çocuğunun tacize ve tecavüze uğraması en yakın dairede olur. En yakın dairede olunca o kız çocukları genelde yakın dairedeki kimselere güvenmezler.
Tâciz Mağduru Kızlar ve Kapınış
Onlardan uzak dururlar. Kendilerince mutluluğu, kendilerince çıkış yolunu dışarıdaki erkekler de ararlar ve dışarıdaki erkeklere ne yazık ki kanarlar. Bu kanma devam eder. Onlarda böyle bir bu tip bayan kardeşlerde bir sevilme boşluğu vardır. Sevme değil. Sevilmeyi isterler hep. Çünkü o tacize uğramışlar, tecavüze uğramışlar böyle bir sıkıntı olmuş. O hep böyle kendince değer verilen, kıymet verilen bir erkek arzu ederler. Ama ne yazık ki onu bir türlü bulmazlar. Çünkü zalim bir dünyada yaşıyoruz. Erkekler de bu konuda çok böyle masum değiller. Böyle bir kadının, böyle bir kızı yine o kötü emellerine kurban ederler. onu koruyayım, onu muhafaza edeyim, onu böyle kendime eş edeyim, onu böyle seviyim, ona muhabbet besleyim böyle bir şey yapmazlar.
Ve bu tip kardeşler aldanmaya devam ederler. Bakın burası acı bir durum. Onlar habire aldanmaya devam ederler. Aldanmaya devam ettikleri müddetçe de bu problem çözülmez. Bu bir. İkincisi, şimdi bir işin bir bu tarafı var. Bir işin bir de farklı bir pencere daha açayım ona. Bu tip bayanlar önlerine bu tacizi ve tecavüzü koyup arkada heva ve heves ve nefis ve şeytan tâciz ve tecavüzü farklı bir perdede gösterip, fuhuşlarına açık söylüyorum, fuhuşlarını masum hale getirir. Asıl tehlike budur bakın. Farkında değildir bunlar. Kendi yapmış oldukları fuhuşu, haramı masum bir elbise giydirirler. Masum elbisenin dışında da puttan helvası tâciz ve tecâvüz vardır. Bazen tacize ve tecavüze uğramak o kimsenin helvadan putu olur.
Ben tâciz edildim, ben tecâvüz edildim, ben sevilmedim. O yüzden bu dünya yaşanacak bir dünya değil. Nasıl olsa ben tâciz ve tecavüze uğramışım, devam eder. Veyahut da artık o tâciz tecavüze uğramıştır ama cinsel ilişkiden tat almaya başlar. Cinsel ilişkiden tat alınca tat aldığını öne çıkarmaz, tâciz ve tecavüze öne çıkartırken arka dairede fuhuşa devam eder. Bunların daha farklı farklı pencereler açabiliriz. Bu tip kardeşlerle çok konuştum bayanlarla. O yüzden farklı farklı saplantılar var bu kardeşlerde. Bunu normalde yüzeysel olarak baktığınızda şöyle düşünebilirsiniz. A tacize tecavüze uğramış vah vah vah. Ben tecavüze uğradığımdan böyle buna devam ediyorum. Canım kardeşim, tecavüze uğradıysan bir sefer uğradın.
Arkası ne? Arkası fuhuş oldu. Tecavüze uğradın diye fuhuş yapmak zorunda mısın? Tacize uğradın diye fuhuş yapmak zorunda mısın? bu kaçıncı erkek arkadaşın senin. Aldandım. Hepsi mi aldanıyorsun sen? Bu haram sonuçta. Haram olunca kes haramı bir yerde. Diyeceksin ki bu haram. Evet tacize uğramış olabilirsin. Tecavüze de uğramış olabilirsin. Yanlış mı yanlış. Allah lanet etsin yapanlara. Ama sen de bu ayrı bir sendrom açmasın. senin fuhuşuna sebep olmasın. ticaret erbabı vardır. bir iflas etmiştir. Ben iflas ettim, ben iflas ettim, ben iflas ettim, ben iflas ettim. Her şey mübahsan konu. Canım kardeşim sen iflas ettin sen ettin. Çalış gayret et koştur. bizim etrafımızda bir sürü kardeşimiz var.
İflas edip çalışmaya gayret edip borçlarını ödemeye çalışan insan. Adam kafasına sıktı gitti bir tanesi. Bir tanesi kendi kafasına sıkmadı. Bizim Cafer’in kafasına sıktı. Adam ödeyeceğim diye gayret ediyor. Ne yapsın adam? Ben iflas ettim adam kafasına sıktı gitti diye ödemeyeceğim çalışmayacağım mı desin? Bu doğru değil. Ben iki üç sefer iflas ettim. Ne yapayım iflas ettim diye çalışmayayım mı gayret etmeyeyim mi? Veyahut da insanların hakkını hukukuna mı tecâvüz edeceğiz? Bu doğru değil. Bunlar saplantı. Pisişik psikolojik saplantı. O yüzden böyle tacize uğrayan, tecavüze uğrayan kardeşler gelip görüşebilirler. Onlardaki o saplantıyı ortadan kaldırmakta yardımcı olmaya çalışırız. Allah rızası için.
Hiç olmazsa bu kartopu gibi büyümez. Allah muhafaza eylesin inşallah. Müslüman bir karı koca komşular olan Müslüman eşleri yemeğe davet edip dört kişi aynı masada yemek yemeleri caiz midir? Bununla alakalı sonradan gelen ulemanın büyük bir kısmı caiz olmadığını söylemiş. Bu olabilir mi makul dairede tesettür dairesinde el cevap olabilir. Ama bu böyle sıkıntılı bir mecraya doğru gidiyor sonra. ben bunun gençler arasında bunun uygulanmasını istemem. Ama ben gelmişim 58-60 yaşına. Benim masamda mesela bir kimse kim otursa hemen hemen üç açığa beş yukarı hepsinin de babası hükmündeyim. O zaman bir sıkıntı olmaz böyle. Çünkü hanefiler demişler ya bir kadın annen yaşındaysa onun elini öpebilirsin.
Bir kadın için de demişler ya hanefiler baban yaşındaysa bir erkek onun elini öpebilirsin gibisinden böyle olabilir. İslam hukukuna göre cezalandırılan biri ahirette o suçtan cezalandırılmaz dediniz. O halde dinden dönüp mürtet olan ve bu yüzden öldürülen birinin durumu ahirette nasıl olacak? O zaten dinden dönmüş kâfir olarak gitti kâfir olarak ölecek. O Müslüman değil ki. İslam’a göre kadın kocasından tik sinirse dini olarak onun boşama hakkına sahip midir? Evet. Kim kimden tik sinirse olabilir zaman içerisinde bunlar yaşanabilir boşama hakkına sahip olur. İslam’a göre kadın iktidarsız kocasını dini olarak boşayabilir mi? Kadın boşanmayı ister boşama hakkı yok ise. Erkek iktidarsız ise hastalığının tedavi etmesi mümkünse tedavi ederler.
Mümkün değilse o zaman kadının boşanma hakkı doğar. Yalana düşmeden ilmi siyaset nasıl yapılmalıdır? Bu normalde yalana düşmeden ilmi siyasetin konulara durumu hale ahvale göre değişir. O yüzden o ilmi siyaset yapacak olan bir kimsenin iyi bir dini bilgisi olması lazım. İyi bir hayat tecrübesi olması lazım. Hayırlı akşamlar. Birinci sorum. Bir kadın kurban kesebilir mi? Her Müslüman kestiği kurban kabul olur mu ve eti yenir mi? Eğer kurbanını kesecek hiç kimse bulamazsa kadın kurban kesebilir. Her Müslümanın kestiği kurban kabul olur mu? Onu bilemeyiz. Kurban Allah için kesilirse kabul olunur. Kimin kabul olunur, kimi kabul olmadı bir şey diyemeyiz. Selamünaleyküm. İzin verirseniz sakal bırakmak istiyorum.
Ders aldım. Sakal bizim iznimize tabi değil. Sakal Adem aleyhisselâm ile Hazret-i Muhammed Mustafa sallallâhu aleyhi ve sellem hazretlerine kadar gelen bütün peygamberlerin sünneti, erkeğin süsü bu bir kimsenin iznine bağlı değil. O yüzden. Ama Şeyh Efendi Allah rahmet eylesin. Böyle rüyasında sakalı görenler bıraksın diye bir ibare söylerdi. Çünkü sakal bırakan bir kimsenin sakalı artık onun kimliğidir. Sakal bıraktığı zaman yalan söylemeyecek, yemin etmeyecek, gıybet etmeyecek, dedikodur etmeyecek, iftira etmeyecek, diline sahip çıkacak, gözüne sahip çıkacak, ahlakını kemalleştirmeye çalışacak. bizim toplumumuzda meşhur bir söz var ya, sakalından utan diyorlar. Allah muhafaza eylesin. Evliyullaha tuzak olan o hayaller ise Hüdâ bahçesinin ay yüzlerinin, cemallerinin yansımasından ibarettir.
Mevlânâ Câret-i Rûmi 1. Cilt 26’ı anlayamadım açıklayabilir misiniz? Hayaller farklı farklıdır. Bunun sohbetini yapmıştık kardeşimiz, derviş kardeşlerimizden. O yüzden onu 1. Cilt 26. meyiden, o sohbetlerden bakabilirler. Selamün aleyküm. Geçenlerde İstanbul’da meydana gelen hortumun yapay bir şekilde insan katkısı ile yapıldığı ve yakın zamanlarda harp teknolojisi ile depremler yapılacağı söylenir. Bu konuda ne düşünüyorsunuz? Çocukların küçük eşimin ve çocuklarımın yanında kısa şort giymem uygun olur mu? Canım kardeşlerim söylediğim ölçü diz kapayla göbek deliğinin arası dedim. Kadınlarda erkeklerde diz kapayla göbek deliğinin arasını örtecekler. Şimdi çocukların küçükse bunda bir sıkıntı olmaz.
Çocuklar anlamıyor diyeceğiz ama çocuklar görecek onu. Bir kadının eşinin yanında istediği gibi giyinmeye hakkı olur. Bunda bir sıkıntı yok. Eşi mahrem değil çünkü. İstediği gibi giyinir. İsterse hiç giyinmez. Bu ayrı bir mesele ama çocuklar var. Çocuklar onu görecek anneye. O yüzden sıkıntı. Efendim ben üç senedir evliyim. Eşimle aramız bozuk. Eşim babası ne derse onu yapar. Maaşını görmem hiç. Borçları hep eşim öder. Şu an babamın evindeyim. Bana iki gün içinde gel eşyalarını topla dedi. Nikahımız düştü mü? Şimdi babam artık bu işin bitmesini istiyor. Çünkü olacağını görmüyor. Aynı şeyleri yaşadığım için ne yapmam gerekiyor? Bana yardımcı olur musunuz? Teşekkür ederim. Ben konuyu etraflıca dinlemem lazım ki bu meseleyi hükmedeyim.
O yüzden bu sizin yazdıklarınız hüküm vermem için yeterli değil. Hakkınızı helâl edin. Eşimin çalıştığı firmada daha önce bizim iş diktiğimiz firma var. Patronu işleri sürekli yanlış kesiyor ve malı zara veriyor diye bize dönmek istiyor. Makinaları alın size geri vereyim diyor. Fakat biz de kişi işinden olmasın diye bir şey diyemiyoruz. Sizce ne yapmalıyım? Ticaret bu adam istediğiyle çalışır. Siz de istediğiyle çalışırsınız. Bunda bir sıkıntı yok. Selamünaleyküm ben Tekirdağ’dan. Aslı’nın ablasıyım. Adım Sevim. Hamdolsun sizi rüyalarında görüyorum. Bana ders verir misiniz? Veririz inşallah. Neden vermeyelim? İnşallah. Siz de derse attım. Allah mubarek eylesin. Cenâb-ı Hak daim eylesin inşallah.
Ebedi iyi eylesin. Evet kıymetli kardeşler kıymetli dostlar saat 23.55 oldu. Sorular bitti. Hakkınızı helâl edin. Geceniz hayır olsun inşallah. Biz yine mutat bir şekilde Allah’ı zikredip inşallah geceyi sonlandıracağız. Cumartesi gün akşam yine aynı saatte Mesnevî’den beyitlere devam edeceğiz. Haklarınızı helâl edin inşallah. Allah’a emanet olun. Allah hepinizden de razı olsun. Haklarınızı helâl edin. Geceniz hayır olsun. Selamünaleyküm.
Kaynakça ve Referanslar
- Güzel Ahlâk ve Tebliğ Üslûbu Hadîsleri: “Ben güzel ahlâkı tamamlamak için gönderildim” — İmâm Mâlik, Muvatta, Hüsnü’l-Huluk 8; Ahmed bin Hanbel, Müsned, II, 381 (Ebû Hureyre Radıyallâhu Anh); “Haklarınızda haklı olduğunuz halde mûnakaşayı terk edene Cennet’in kenarında bir köşk vardır” — Ebû Dâvûd, Edeb 7; Tirmizî, Birr 58 (Ebû Þmâme el-Bâhilî Radıyallâhu Anh); “Sizden biriniz kendisi için sevdiğini kardeşi için sevmedikçe îmân etmiş olmaz” — Buhârî, Îmân 7; Müslim, Îmân 71 (Enes bin Mâlik Radıyallâhu Anh); İbn-i Mâce, Mukaddime 9
- Âhir Zaman Alâmetleri ve Terk Edilen Sünnetler: “Ümmetimin bozulduğu bir zamanda sünnetime sarılana yüz şehîd sevâbı vardır” — Beyhakî, Zühd, II, 207; Taberanî, el-Mu’cemü’l-Evsat, 5414 (İbn-i Abbâs Radıyallâhu Anh); “Kıyâmet yaklaştıkça zamân kısalır, fitneler çoğalır” — Buhârî, Fiten 5; Tirmizî, Fiten 35; yer sofrasında yemek yemenin sünneti — Buhârî, Et’ime 8 (Enes bin Mâlik); tabiat hadiseleri, depremler ve şehîdlerin rûhâniyeti üzerine Müslim, Fiten 110
- Hadîs İnkârcılığı ve Sünnetin Hucciyeti: “İleride benim hadîsim kendisine ulaştığında koltuğuna yaslanarak ‘bize Kur’ân yeter’ diyecek kimseler çıkacak; dikkat edin, bana Kur’ân ile birlikte onun bir misli daha verildi” — Ebû Dâvûd, Sünne 6; Tirmizî, İlim 10; İbn-i Mâce, Mukaddime 2 (Mikdâm bin Ma’dîkerib Radıyallâhu Anh); İmâm Şâfiî, er-Risâle, Sünnet Bâbı; İmâm-ı Rabbânî, Mektûbât, Mektûb 186 (mezheb ve fıkıh inkarcılığına reddiye); Mehmed Zahid Kotku, Tasavvufî Ahlâk, II. Cild
- Cimrilik, Cömertlik ve Sûfînin Fedâkârlığı: Haşr 59/9 (“Nefsinin cimriliğinden korunanlar kurtuluşa erenlerdir”); Âl-i İmrân 3/180 (cimriliğin cezâsı); “Cömert kimse Allah’a yakın, Cennet’e yakın, insanlara yakındır; cimri Allah’tan uzaktır” — Tirmizî, Birr 40; İbn-i Mâce, Zühd 3 (Ebû Hureyre Radıyallâhu Anh); Küşeyrî, er-Risâle, Sûfînin Ahlâkı Bâbı; Gazzâlî, İhyâ, Cimrilik ve Hubbu Dünyâ Bâbı; ilim cimriliği üzerine Buhârî, İlim 42
- Eşcinsellik ve Lût Kavmi: A’râf 7/80-84 (“Siz kadınları bırakıp şehvetle erkeklere mi yanaşıyorsunuz?”); Hûd 11/77-83; Şuarâ 26/165-173; Ankebût 29/28-35; “Lût kavminin amelini işleyen mel’ûndur” — Tirmizî, Hudûd 24; İbn-i Mâce, Hudûd 12 (İbn-i Abbâs Radıyallâhu Anh); İbn-i Kayyım el-Cevziyye, ed-Dâ’u ve’d-Devâ’ (livata ve alkol-uyuşturucu ilişkisi); sosyal araştırmalar — Paul Cameron, The Gay Ninety; Regnerus, New Family Structures Study (travma ve madde kullanımı korelasyonu)
- Had Cezâsı ve Âhirette Sorgu: “Kim bir günâh işler de dünyâda cezâsını çekerse Allah ona bir daha cezâ vermez” — Tirmizî, Îmân 11; Ahmed bin Hanbel, Müsned, V, 314 (Ubâde bin Sâmit Radıyallâhu Anh); bi’r suçtan iki cezâ olmaz kaidesi — Mecelle, Madde 16; İmâm-ı Kâsânî, Bedâiu’s-Sanâi, Hudûd Bâbı; İbn-i Âbidîn, Reddu’l-Muhtâr, Cinâyât Bâbı
- Tecâvüz Gebeliği ve Kürtaj Ahkâmı: İsrâ 17/31 (“Çocuklarınızı fakirlik korkusuyla öldürmeyin”); Müminun 23/12-14 (cenînin safhaları ve rûh üflenmesi); “Rûh üflenmeden önce (120 gün) sakıncası daha azdır” — Buhârî, Halku Ef’âli’l-İbâd; İmâm Gazzâlî, İhyâ, Nikâh Bâbı (azl ve haml hakkında); İbn-i Âbidîn, Reddu’l-Muhtâr, Kerahiyye Bâbı (tecâvüz mağduru kadın için ruhsat); Diyanet Yüksek Din İşleri Kurulu, “Kürtaj” fetvâsı (2012); Hayrettin Karaman, İslâmın Işığında Günün Meseleleri, II. Cild
- Âile İçi Müdâhale ve Emr-i Bi’l-Ma’rûf: Tahrim 66/6 (“Kendinizi ve âilenizi ateşten koruyun”); Tâhâ 20/132 (“Âilene namazı emret”); İbn-i Ömer hadîsi “Hepiniz çobansınız ve hepiniz güttüğünüzden mes’ûlsünüz” — Buhârî, Cüm’a 11; Müslim, İmâre 20; “Bir münker gördüğünüzde eliniz, diliniz yahut kalbinizle çeviriniz” — Müslim, Îmân 78 (Ebû Saîd el-Hudrî Radıyallâhu Anh); İmâm Nevevî, Şerhu Sıhah-ı Müslim; Gazzâlî, İhyâ, Emr-i Bi’l-Ma’rûf Bâbı
- Mağdur Kızlar, Tâciz Travması ve Mahremiyet Hukuku: Nûr 24/30-31 (gözleri kısma ve mahremiyet); Ahzâb 33/59 (tesettür ve tanınmama); “Küçük kızlara en yakın daireden sakındırılması gereken emniyet” — İbn-i Mâce, Edeb 46; İmâm Merginanî, el-Hidâye, Mahremiyet ve Nikâh Bâbı; UNICEF, Hidden in Plain Sight (2014) ve Dunya Sağlık Örgütü “Child Sexual Abuse” raporu — vakaların %80-90’ı yakın daireden; Erol Göka, Türklerin Psikölojisi; Kemal Sayın, Taciz Mağduru Çocuk, Türkiye Psikiyatri Derneği Yayını; “Sevilme boşluğu” kavramı — John Bowlby, Attachment and Loss (tercume: Balık Yıldız, 2012)
Tasavvuf hakkında daha fazla bilgi için tıklayınız.
İlgili Sözlük Terimleri: Nefs, Ruh, Kalb, Sünnet, Şeyh, Muhabbet, Hamd, Nûr. → Tasavvuf Sözlüğü’nün tamamı