Sohbetlerden Derlenen Sorular
Kategorilere göre düzenlenmiş tam arşiv
Klasik Eserler ve Şerhler(1826) — Sayfa 6/19
Füsus ve Fütuhant’ta ikilik var mı?
Füsus ve Fütuhant’ta ikilik yoktur. Anlatma amacı, çıkış noktası, tekliği anlatmaktır. Tekliği anlatmak için çıkan bir eserde ikilik çıkmaması gerekir.
Kaynak: Nefes — 1 Aralık 2012 Sohbeti
Sahte önderler, sahte şeyhler ve sahte hocalar hakkında ne söylenmektedir?
Bu sahte önderler, sahte şeyhler, sahte hocalar, o toplumun, insanların önüne geçmiş ama o işe liyakatli olmayan kimseler söz söylerken hani böyle bir dervişlik taslayacaklar, Müslümanlık taslayacaklar ya! Onlar böyle takva taslayacaklar ya! Yani adam faizin içerisine gömülmüş. Bana evliya menkıbesi anlatıyor. Diyorum ki ya faizin içine gömülmüşsün. Hani bana evliya menkıbesi anlatma. Ona bakacak olursan o herkesten fazla evliya ama kol çalışıyor boyna. Kol çalıştığı halde bize o evliya menkıbesi anlatıp ders verecek bize kendince.
Sahte önderlerin konuşmaları hakkında ne söylenmektedir?
Onlar öyle bir laflar söylerler ki kelimeleri süslerler, cümleleri süslerler. Onların normalde o laf süslemelerine kanar bütün herkes. Onlar öyle belagatlı konuşurlar ki onların konuşmasına normalde belagatına şeytan bile önünü ilikler. Öyle dervişlik satarlar, öyle şeyhlik satarlar, öyle önderlik, liderlik satarlar. Şeytan der ki, "Ben bu kadarını yapamazdım." O yüzden ama onların hakikatlerinde nur yoktur. Kalplerinde nur yoktur. Onların maneviyatları yoktur. Ama maneviyatları olmadığı halde dilleri çok süslüdür. Hatta giderler konuşma terapisi alırlar. Hitabet sanatını güçlendirirler. Husisi hitabeti nasıl olması lazım onların, giderler eğitimini alırlar. Yani onlar teklemezler hiç. Hele şimdi bir de ne diyorlar? Printer mı diyorlar? Şimdi oradan okuyorlar ya. Hiç teklemiyorlar. Onlar böyle belagat ustasıdır her biri. Güzel konuşurlar, tatlı konuşurlar, mükemmel konuşurlar. Senin aldanmaman çok zordur. O yüzden.
İmam-ı Azam’dan üstün olma iddiası neden yanlış kabul edilir?
Yani onlar imam-ı Azam’dan daha üstün. Bunu söyleyene dedim ki, "O zaman sizin herhangi bir hocanızı söyleyin bana." dedim. Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi vessellem hazretinin kabrinin başına gitsin. Müsneti, imam Azam’ın müsneti var, hadislerin topladığı yani fetva verdiği bütün hadisleri kitabında toplamış, imam-ı Azam’ın müsnedi var. imam-ı Şafii’nin müsnedi vardır. imam-ı Hanbeli’nin müsnedi vardır. Müsned dediğim, onlar fetva verdikleri hadisleri bir kitapta toplamışlar. imam-ı Azam Hazretleri de kendi müsnedini eline almış, Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi vessellem hazretlerinin kabri şerifinin başına gitmiş. Yanında 300.000 400.000 kişi var orada o zaman için. Geçmiş kabri şerifin başına, Hadis-i şerifleri teker teker okuyormuş kabri şerifin başında. Ya Resulallah bu hadis senin mi? Kabirden cevap geliyormuş. "Neam, evet." işaret koyuyormuş. Talebeler de duyuyor orada. Herkes duyuyor o sesi. Dedim sizin hocanız böyle mi? Kaldı. Biraz edep lazım dedim. Biraz edep lazım! Yani bir kimsenin benim hocam imam-ı Azam’dan üstündür demesi için edep lazım veya benim şeyhim Geylani Hazretlerinden üstündür demek için ya yapmayın bu kadar küstahlık, edep lazım ya biraz ama yok!
Kibirin Allah’ın sevmediği kimsede neden yer alır?
Kibir şeytanın ahlakıdır. Şeytanın ahlakıdır. Zerrece kibri olan o yüzden asla cennetime giremez dedi. Kibir şeytanın işidir çünkü ve siz o kibri kabul ederseniz, kibri kabul ederseniz o şeytani sıfatı kabul etmiş olursunuz. O kibre karşı susarsanız, susarsanız dilsiz şeytan olursunuz. "Kibirlenene kibirleniniz." Kibirlenene nasihat et. Sen burada kibir gösterdin de. Hala da kibirleniyorsa ona da kibirlen. Hala da kibirleniyorsa o kimse, evet, şeytan ona galip gelmiş. Nasihatten de anlamıyor, kibirlenmekten de anlamıyor. Ve sen onu tolere etmeye çalışırsan, kabul edersen sen onun o şeytani halini kabul etmiş oldun. Çünkü bu öyle bir şey ki nerede duracağı belli değil kibirlinin.
Kibirli kimsenin cennete girmesi neden imkânsızdır?
Kibirli kimse asla cennete giremez. Asla cennete giremeyen kimlerdir? Lanetlik amel işleyenlerdir. Şimdi insanlar sufilere tepeden bakıyorlar mı? Bakıyorlar. Müslümanlara tepeden bakıyorlar mı? Bakıyorlar. Üstatlara, dervişlere, onlara, bunlara, Müslümanlara tepeden bakıyorlar mı? Bakıyorlar. ilahiyat kısmı, diyanet kısmı sufilere tepeden bakıyorlar mı? Bakıyorlar. Kibirlerinden dolayı bakıyorlar. Hiçbirisi de cennete giremez. O kibir onda olduğu müddetçe giremez. Çünkü neden? Onlar çünkü herkesi kusurlu görürler. Vardır, anne vardır mesela, bütün herkes kus, urudur, anne kusurlu değildir. Baba vardır, herkes kusurludur, o kendisi kusurlu değildir. Kusurunu kabul etmeyen, hatasını kabul etmeyen, yanlışlığını kabul etmeyen kibir vardır onda. O kibirli kimse de Allah’ın sevmediği, lanet ettiği kimsedir.
Kendini karıncadan üstün görme neden yanlış kabul edilir?
Kendini karıncadan bile üstün görme. O da mahlukat. Sen de mahlukatsın. Hele sende o kibir varken sen karıncadan daha aşağısın.
Yalancı şeyhlerin ve deccalların etkisi nedir?
Demek ki yalancılar türeyecek. Ona bir kimse şeyhlik vermediği halde ben şeyhim diyecek, çıkacak, yalancı olacak. Onu normalde bir kimse vazifelendirmediği halde vazifeli ilan edecek kendini. Yalancılık yapacak. Deccal çıkacak, yalancılık yapacak. E ümmetin önünde de şimdi yalancı mehdiler var, yalancı şeyhler var, yalancı siyasetçiler var. Yalancı siyasetçilerin içinde dönekler var. Bugün söylediğini yarın reddeden kimseler var. Var. milleti arkasına toplamış yürüyor. Var, yalan söylüyor.
Yalan söylenenlerin insanları nasıl kandıracağı nedir?
Yalanla kandırıyorlar insanları. Adam kendi rüyasını anlatıyor. Kendi görmüş gibi başkasının da rüyasını anlatıyor. Yalan söylüyor. Var. Allah muhafaza eylesin. Amin. Ve bakın “hadislerimden söylenmemiş şeyler anlatacaklar.” Yani ayette geçmeyen, hadiste geçmeyen sanki hadismiş gibi anlattığı şeyler olacak. Kur’an ve sünnetten anlatmayacak size. Kur’an ve sünnete uygun ölçülerden anlatmayacak. Ya? Böyle absürt konular bulacak. Absürt, sanki tasavvuftan bahsediyormuş gibi absürt meseleler söyleyecek. Sizin, benim, onun, bunun anlamayacağı meseleler konuşacak. Allah muhafaza eylesin. Amin.
Saf kişilerin ve onlarla ilgili yanlış anlaşılmalar nedir?
Bunlar çünkü toplumu saptırmak için, insanları saptırmak için uğraşıyorlar. Rabbim onlardan bizleri uzak eylesin. Amin. Ve “Ey aşağılık saf kişiler gelin.” Yani o saf, temiz dünyadan bihaber, dinin hakikatinden bihaber, Kur’an ve sünnetten bihaber ama kendince bir yol arıyor. Safiyane kendince gidecek bir kapı arıyor kendince. Allah muhafaza eylesin. Onlara diyor bu insanlar, “Gelin ey saf kişiler, gelin, gelin bana tabi olun. Gelin bana uyun. Düşün peşime, düşün. Benim peşime düşün.” Nereye gittiği önemli değil. Düş peşine onun. Allah muhafaza eylesin.
Celbiye okuyan kişiye ne demektedir?
“Gelin de ihsan keremimin sofrasından kimse mani olmaksızın yeyin” demektedir. Yani o kimse sofrayı kendisinin görüyor. Allah’ın görmüyor. O diyor ki gelin benim soframdan yiyin. O diyecek ki Allah’ın sofrasına davet etmesi gerekirken o normalde kendi sofrası varmış gibi o manevi sofra kendisininmiş gibi davet ediyor ve insanları kendisine.
Dini istismar eden kimselerin etkisi nedir?
Bunlar insanları yoldan saptıran kimseler. Asıl tehlikeli olan Müslümanların içerisinde bu insanlar. Asıl tehlikeli olan bunlar. Çünkü bunlar insanları yoldan saptıran kimseler. Asıl tehlikeli olan Müslümanların içerisinde bu insanlar. Asıl tehlikeli olan bunlar. Çünkü bunlar insanları yoldan saptıran kimseler.
Allah’ın emir ve tavsiyelerine uyan kimseler nelerdir?
O zaman hakiki önderler toplumun her kesiminde Allah’ın her şeye kadir olduğunu bilen, ona hiçbir şey ortak koşmayan, Cenab-ı Hakk’ın helal kıldığını helal. Yani dinin helal kıldığını helal, dinin haram kıldığını da haram kabul eden Allah’ın emir ve tavsiyelerine uyan ona kavuşacağına yani din gününe, mahşere inanan ve ilminin hesabının sorulacağına yakinen inanan insandır.
Kur’an ve sünnet dairesinde yürümeye çalışan kimselere ne olur?
Şeytan kime musallat olur? Kur’an sünnet dairesinde yürümeye çalışan Kur’an ve sünneti yaşayacağım yaşatacağım demeye çalışanlara musallat olur.
Rüşvetin etkileri nedir?
Bir devlet dairesinde, bir belediyede rüşvet normal hale geldiyse o devlet batmaya mahkumdur. Ve insanlar işlerini yürütebilmek için rüşvetle işlerini götürüyorlarsa o devlet batmaya mahkumdur. O belediye batmaya mahkumdur. Oranın halkı rüşveti normal gördüyse ve normal şekilde rüşvet alışverişleri oluyorsa o halk da bozulmuştur orada. Çünkü amirler bozulmayınca alimler bozulmaz. Alimler boz,ulmınca halk bozulmaz. Kimsenin kimseden şikayet edecek hali yok. Belediyeye gittin, belediyede rüşvetle iş dönüyor. Resmi daireye gittin, resmi dairede rüşvetle iş dönüyor. Halk da bundan memnun, parayla olsun da işimiz bitsin diyor. Sebep? iş bitmeyince kendince insanlar o tarafa doğru yönleniyor.
İslam gelişmesinin önünde engel olanlar kimlerdir?
Bunlar islami gelişmenin önünde curuflar bunlar. Bunlar islami gelişmenin önünde münafıklar, mürtetler. Bunlar islami gelişmenin önünde şeytanlaşmış insanlar. Bunlar islammış gibi görünüp ümmeti Muhammed’in kanını hemen sülükler bunlar. Allah bunlara lanet eylesin. Çünkü bunlar islam için uğraşan, Allah için uğraşan, Allah yolunda koşturanların önünde birer engel. insanlar çünkü bunlara bakaraktan dinden soğuyorlar. Bunlara bakaraktan islam’dan soğuyorlar. Kur’an’dan, sünnetten soğuyorlar. Bunlara bakaraktan tarikattan, hakikatten soğuyorlar. Bunlara bakaraktan şeyhlerden soğuyorlar.
Şeyhlerin ve alimlerin durumu nedir?
Bir bakıyorsunuz ki bilmem hangi şeyh efendi lüksün, şatahatın, şatafatın içerisinde yaşıyor. Bir bakıyorsunuz ki bilmem hangi hoca efendi işte şöyle lüksün, şatahatın, şatafatın içinde yaşıyor. Bilmem hangi şeyh efendi, bilmem hangi şeyh efendi, kim olursa olsun! Ne yapıyorsunuz burada dedim ben. E şeyhimiz orada. Nerede? Ne o otel, Hilton’da. Buradan aşağıdan da cübbeliler, sarıklılar hepsi de Beytullah’a sırtlarını dönmüşler, şeyhlerini görecekler. Şeyhleri de orada cam fanusun içinde. Yani o Hilton’un mescidi varmış. Ordan camdan görecekler. Yıl doksan ikiydi. Yıl doksan iki. E dedim gidin yanına. Bana baktılar. Dedim şeyh nerede müritler de orada. Dedim, gidin yanına orada kılın namazı. Şeyhinizle beraber Beytullah’a tepeden bakaraktan! Şeyhim diyen kimse kibire bak, Beytullah’a Hilton’dan bakacak! Evet. Hilton ne? Gavurun oteli. Şeyh efendi nerede kalıyor? Hilton’da kalıyor. Hilton kimin? Gavurun. Ondan sonra kahrolsun emperyalizm! Bizim tipik solculara benziyorlar.
Dini ve toplumsal musibelerin nedenleri nelerdir?
Şimdi toplum olarak üzerimizde musibetler dolaşıyor. içimizde fitneler dolaşıyor. Yağmurlar yağmıyor. Depremler oluyor. Yangınlar oluyor. Bir bereketsizlik var. Bir huzursuzluk var. Bir kaos var. Bir mutsuzluk var. Bir doyumsuzluk var bizde. Bu musibet. Evde eşler doyumsuz, adamlar doyumsuz, çocuklar doyumsuz. Evde huzursuzluk var, kaos var evde. Hiç kimse hayatından memnun değil. Hiç kimse huzurlu değil. Evin içerisinde yedikleri önünde, yemedikleri ardında derler ya. Yedikleri önünde, yemedikleri ardında ama evde huzur yok. Evde kaos var. Sokakta kaos var. Şehirlerde kaos var. Ülkede kaos var. Huzursuzluk var. Doyumsuzluk var. Mutsuzluk var. Cenab-ı Hak fitneyi koymuş. Evlerimize koymuş. Evde kadına erkeğe ama kadına ama erkeğe hazineyi koysan önüne doymayacak. Hazineyi koysan, toplumun önüne hazineyi koysan doymayacak. Doyumsuzluk var. Lüks yerlerde yiyecekler. Lüks şeyler giyecekler. Lüks lüks lüks… Şatahat, şatafat…Evler lüks, arabalar lüks, kıyafetler lüks. Yine doyumsuzluk var.
Doyumsuzluğun nedenleri nedir?
Yani millet bugün haberlerde okuyorum gece yarısından Zorlu’nun önünde iPhone on yedi almak için millet kuyruğa girmiş. En kötüsü iPhone’un on yedinin yüz bin lira. Millet kuyrukta. iPhone on yediyi bir gün önce alacak o kimse. Ertesi gün on sekiz çıksa on sekiz için önüne gidecekler. Her gün on yedi, on sekiz, on dokuz çıkarıyoruz dese her gün kuyrukta olacaklar. Doyumsuz! Evlerde kıyafetler dolu, doyumsuz. Yiyecekler, içecekler dolu, doyumsuz. Bakın bu heva ve heves dervişlere de aksediyor. Dervişler de doyumsuz. Sen dervişe Kur’an sünnet anlatıyorsun onu dinlemiyor. O senden uçmayı bekliyor. Doyumsuz. Sen ona Kur’an ve sünneti anlatıyorsun o alınıyor. Sen ona Kur’an ve sünneti tebliğ ediyorsun. O kendince bu ne konuşuyor diyor. Ona Kur’an ve sünnetin dışında veyahut da o öyle alim, Kur’an ve sünnetin üstünde konuşuyor. Evet. Onu bekliyor insanlar. Bilmiyor ki bir musibete düçar olmuş. Manevi musibete düçar olmuşuz. Hırsızlık, arsızlık içimize bizim düşmüş. Vefasızlık, ahlaksızlık, fitne, fücur içimizde. Biz bir musibete düçar olmuşuz. Farkında değiliz. Haramın en dibi işleniyor. Farkında değiliz. Haramlar normalleşmiş toplumda. Teşhircilik normalleşmiş.
Teşhirci davranışların etkileri nedir?
Bugün bir yani erkek mi, tabi erkek görünümündeydi. Dersten çıktım gidiyorum. göbeğine kadar düğmelerini açmış gömleğinin bir de yoldurmuş tavuk gibi. Göğsünde hiç kıl tüy yok, böyle yürüyor yolda. Kendi kendime dedim ya bunlara da tesettür dedim farz. Ama kime söyleyeceksin? Erkekler de teşhirci olmuş. Kadınlar da teşhirci olmuş. Yani o soyunacak, sen ona bakmayacaksın. Bakarsan sen edepsizsin.
İslam’da gariplerin ne kadar değerli olduğu anlatılmaktadır?
İslam, hadis-i şerif öyle diyor, Müslim’de geçiyor: “Garip başladı. Yine garip olarak dönecektir. Ne mutlu o gariplere.” Bu hadis, garip dergahlar, garip mürşitler, garip dervişler ne mutlu onlara. Garip cemaatler…Öyle parası, pulu yok, makamı, mevkisi yok. Devlet kademesinde bir amcası yok.
Sohbet sırasında ne tür bir durum anlatılmaktadır?
Sohbet sırasında, şeyh efendi ile birlikte yapılan sohbetler, bu sohbetteki katılımcıların durumu, bazı kişilerin kalkmaması, bazıların ise kalkması, bu durumun nedenleri ve bu tür sohbetlerin içeriği anlatılmaktadır. Ayrıca, bu sohbetlerde bazı kişilerin kalkmaması ve bu durumun nedenleri de ele alınmaktadır.
Ümmet-i Muhammed’in önünde bulunan liderlerle ilgili ne söylendi?
Şeyhler, alimler, ümera yani devlet idarecileri, bürokrasinin sahipleriyle alakalı. Bunların olgunlaşmamış, kemale ermemiş, belirli bir seviyeye gelmemiş insanlarla alakalı. Normalde bunu sadece geçen hafta şeyhlerin üzerinden konuştuk ama yani bu sadece şeyhleri ilgilendiren, alimleri ilgilendiren bir konu değil. Tarih boyunca Adem’den itibaren ümmetin önünde hep bu tip ama dini ama siyaseti ama devleti ele geçirip bunları normalde Ümmet-i Muhammed’in halkın yararına değil kendi heva ve heveslerine kendilerine uygun yönetenlerle alakalı.
Ahir zaman alimleri, şeyhleri, siyasetçileri ve bürokratları ile ilgili ne söylendi?
Ahir zaman alimleri, ahir zaman şeyhleri, ahir zaman siyasetçileri, ahir zaman bürokratları. Eğer siz insanları Kur’an ve sünnete davet etmiyorsanız, insanları siz Allah’ın indirmiş olduğu dine davet etmiyorsanız, insanları kendi heva ve hevesinize davet ediyorsanız, kendi ilahelerinize davet ediyorsanız bu hesabı veremezsiniz. ‘Ve onların alimleri gök kupbe altındakilerin en şerlileridir.’ Evet, ahir zaman alimleri, gökkubbe altında en şerlileri sizlersiniz. Sebebi şu. Kur’an’ın emir ve yasaklarını, Kur’an’ın ayetlerini eğip büküyorsunuz. Faizle alakalı hukuk belli. islam’ın tüm hukuku belli. islam’ın tüm hukuku belli olmasına rağmen farzlar, vacipler, sünnetler, nafileler belli olmasına rağmen ayetleri eğip büküyorsunuz. Siyasetçilerin siyasi oyunlarına alet oluyorsunuz. Bürokratların bürokrat oyunlarına alet oluyorsunuz. Hak ve hakikati konuşmuyorsunuz. Kendisini şeyh zannedenler, siyasetçilerin önünde el etek öperekten kendinizi bir yere getirmeye çalışıyorsunuz. Ahiretinizi yok ediyorsunuz. Siyasetçilerin, bürokratların önünde el etek öpen bürokrasiler, şeyh efendiler, alimler. Hepiniz de hak ve hakikati konuşmuyorsanız, hak ve hakikati tebliğ etmiyorsanız, yeryüzünde gök kubbenin altında dolaşan en şerliler sizlersiniz. Hak ve hakikati ortaya koymayan, Kur’an ve Sünnet-i Seniyye’nin hakikatini anlatmayan siyasetçiler, bürokratlar, alimler, şeyh efendiler, zakirler, nakipler, nükebbalar, her ne isen makamın mevkin ne ise eğer ki Kur’an ve Sünnet-i Seniyye’yi anlatmıyorsan, Kur’an ve Sünnet-i Seniyye’nin hakikatini tebliğ etmiyorsan, hadis-i şerife göre sen gökkubbe altında dolaşanların en şerlisisin. Senden daha şerli bir kimse yok. Önce kendi şerliliğine bak. Ben hak ve hakikati anlatıyor muyum? insanları hak ve hakikate mi davet ediyorum, kendi heva hevesime mi davet ediyorum diye kendine sor. Ya da tebliğlerini Kur’an ve sünnete göre özdeşleştir, karşılaştır. Bir bak nereye davet ediyorsun insanları.
Bu dört kötü unsur ne demektir?
O yüzden bu dört kötü unsur, bu dört kötü unsur, tabirimi hoş görün, bunlar hırsızdır. Şimdi diyecekler ki bana yine çok ağır konuştu. Ne yapayım? içimden geleni mi susturayım? Bunlar düpedüz hırsızdır. Bunlar ama kanunlu ama kanunsuz hırsızdır bunlar. Bunlar insanların imanlarını çalarlar en başta. Bakın bunlar en başta insanların imanlarını çalarlar. insanların paralarını çalarlar. insanların zamanlarını, nefeslerini çalarlar. insanların mutluluklarını çalarlar. insanların geleceğini çalar bunlar. Bu dört bozuk unsur, bozuk siyasetçiler, bozuk bürokratlar, bozuk alimler, bozuk şeyhler hırsızdırlar.
Bu dört kötü unsurun etkisi nedir?
Hırsız! Bunlar toplumların, insanların her şeyini çalarlar çünkü. Ama kanunlu ama kanunsuz. Siyasetçiler ve bürokratlar kanunlu çalar. Alimler ve şeyhler o kanunlu çalanların gölgesinde kanunsuz çalarlar. Evet. Bunlar insanların geleceğini yerle yeksan ederler. Üterler insanları! Mutluluklarını üterler, paralarını üterler, zamanlarını üterler. Onlar çünkü hak ve hakikati anlatmazlar, anlatamazlar. Çünkü onlar deccaliyet ürünüdür. Onlar inanmış gibi görünürler ama deccaliyetin emrinde yaşarlar. Deccaliyetin emrinde konuşurlar. Çünkü islam dünyasındaki örnekliyorum bütün şeyhler, bütün alimler hak ve hakikati anlatsa islam dünyası böyle olmaz. Siyasetçileri de böyle olmaz. Devlet başkanları da böyle olmaz. Bürokratları da böyle olmaz.
Hizbullah kelimesi ne anlama gelir?
Siz ya hizbi şeytansınızdır ya da hizbi Allahsınızdır. ikisidir. Ortası yoktur. Ya siz Allah’ın taraftarısınızdır. Allah’ın taraftarı olmak Kur’an ve sünnet-i seniyyeye sımsıkı yapışmaktır. Ona hem fikri planda, fikri planda hem de ameli planda uymaktır. Fikri planda uydun, amelde de uyuyacaksın. Kendi kafandan namaz üretme. Kendi kafandan hac üretme. Kendi kafandan abdest üretme. Kendi kafandan oruç üretme. Kendi kafandan orucu şu bozar, şu bozmaz deme. Kendi kafandan orucun zamanıyla oynama. Kendi kafandan şununla oynama, bununla oynama. Kur’an ve sünnet belli. Söyleyecek olduğun, davet edecek olduğun insanlara aktaracak olduğun şey Kur’an ve sünnet.
Dilenci tarikatlar neden tehlikelidir?
Dilenciliği tarikat yapmışlar. Dilenci tarikatı olmuşlar, dilenci cemaati olmuşlar, dilenci partisi olmuşlar, rüşvetçi partisi olmuşlar, üç kağıtçı partisi olmuşlar, hırsız partisi olmuşlar. Beni ilgilendirmiyor onlar. Nereden ilgilendiriyor? Evet. Beni uyarmak için beni ilgilendiriyor. O manada değil ama bunların paylaşımlarını yapmayı doğru görmüyorum. Hırsızın paylaşımı olmaz. Hırsızın destekçisi de olmaz. Rüşvetçinin paylaşmacısı, destekçisi olmaz. Siz rüşvetçi, hırsız bir siyasetçiyi desteklerseniz siz de ondan olursunuz. Dilenci bir tarikata gider intisap ederseniz siz de dilenci bir tarikat mensubu olursunuz. Siz dilenci bir şeyhe intisap ederseniz siz de dilenci bir şeyhi desteklediğinden, desteklediğinizden dilenci bir şeyhin müridi olursunuz. Bundan sorumlusunuz.
Kur’an ve sünneti tebliğ etmek neden önemlidir?
Beni ilgilendirmiyor onlar. Nereden ilgilendiriyor? Evet. Beni uyarmak için beni ilgilendiriyor. O manada değil ama bunların paylaşımlarını yapmayı doğru görmüyorum. Hırsızın paylaşımı olmaz. Hırsızın destekçisi de olmaz. Rüşvetçinin paylaşmacısı, destekçisi olmaz. Siz rüşvetçi, hırsız bir siyasetçiyi desteklerseniz siz de ondan olursunuz. Dilenci bir tarikata gider intisap ederseniz siz de dilenci bir tarikat mensubu olursunuz. Siz dilenci bir şeyhe intisap ederseniz siz de dilenci bir şeyhi desteklediğinden, desteklediğinizden dilenci bir şeyhin müridi olursunuz. Bundan sorumlusunuz.
Siyaset ve devlet idarecileri ile ilgili ne söylendi?
Zamanlarını, nefislerini, paralarını, pullarını, hanlarını, hamamlarını, her şeylerini Kur’an ve sünnet yolunda, Kur’an ve sünnet yolunda hizmete adarlarsa kurtulurlar. Yok. Bunlar heva ve heveslerine harcarlarsa bu makamlarını bunlar halkı ifsat eder, bozar ve bu ikisinin bozulmasından halk bozulur. Sonra da bunlar halkın bozukluğundan şikayet ederler. Evet. Halk bozuksa o zaman ümeralar ve ülemalar sorumlu bundan. Yani devlet idarecileri, valiler, belediye başkanları, siyasetçiler, milletvekilleri, bakanlar, başbakanlar, devlet başkanları, birinci sorumlusu sizsiniz. Birinci sorumlusu sizsiniz. ikincisi; diyanetçiler, ilahiyatçılar ikinci sorumlusu sizsiniz. Şeyhler, alimler; ikinci sorumlusu sizsiniz. Sebep? Hadis-i şerif: ‘Ümera ve ulema bozulmayınca halk bozulmaz.’ Bu ülkenin cezaevlerinde, hep derslerde bunu söylüyorum. Bu ülkenin cezaevlerinde %33’ü cezaevinde yatanların uyuşturucudan yatıyorsa %33’ü 34’ü cezaevlerinde hırsızlıktan yatıyorsa ümer, devleti idare edenler bundan sorumludur. Eğer onların sorumluluklarını bizler tebliğ etmiyorsak, konuşmuyorsak biz de dinsiz şeytan oluruz. Bu ülkenin çocukları hırsız olamaz. Bu ülkenin çocukları uyuşturucuya kurban gidemez. Bu ülkenin çocukları açıktan sosyal medyada kumar oynayamaz. Bu ülkenin çocukları fuhşiyata fahşiyata düşemez. Bu ülkenin kadınları tenlerini parayla satamaz. Eğer bu ülkenin kadınları, kızları tenlerini parayla satıyorlarsa erkeklere birinci sorumlası siyasetçilerdir. Devleti idare edenlerdir. Sen kendi vatandaşının, kendi halkının tenini satmasına göz yumamazsın. Birinci sorumlusu sensin. Bunu ilahiyatçılar size anlatamaz. Diyanetçiler bunu size anlatamaz. Evet. Hak ve hakikati ancak anlatan anlatır bunu.
Din ve siyaset ile ilgili ne söylendi?
Bu toprakların çocukları fuhuştan para kazanamaz. Bu toprakların çocukları uyuşturucudan para kazanamaz. Bu toprakların çocukları hırsızlıktan cezaevinde yatamaz. Bu ülkenin çocukları arsız hırsız olamaz. Siz Fatih’in torunlarıydınız. Siz Kanuninin torunlarıydınız. Siz Alpaslanın torunlarıydınız. Ne hale geldiniz? Sizi bu hale getiren önce siyasetçilerdir. Devleti idare edenlerdir. Sonra pasif, satılmış maaşperest, makampperest alimler, makamperest diyanetçiler, ilahiyatçılardır. Para sever, paraya tapan şeyhlerdir, ulemalardır. Başka kimse değildir. Eğer bu ülkenin kız çocukları bir karış etekle sokakta dolaşıyorsa birinci derecede sorumlu olan devleti idare edenlerdir. Siyasetçilerinizdir, bürokratlarınızdır. Birinci derecede sorumlu olan diyanet teşkilatıdır. ilahiyatçılardır. imam hatipçilerdir. imam hatip’teki hocalardır. Ders hocalarıdır. Devlet size dini anlatın diye para veriyor. Siz ne anlatıyorsunuz? Siz ne anlatıyorsunuz? Sonra kalkıp da böyle işte her şeyleri meydanda diye şikayet etmeye hakkınız yok sizin. Bu ülkenin çocuklarına ne anlattığınıza bakın. Neleri yasakladığınıza bakın. Neleri kaybettiğinize bakın. insanları nereye sürüklediğinize bakın. Evet. iki sınıf insan vardır. iki sınıf insan. Bunlar bozulursa halk bozulur. Ümeralar ve alimler. Ümeralar yani devleti idare eden yüksek bürokratlar, siyasetçiler, devlet başkanları. Evet ulemalar, evet, alimler, şeyhler…Öyle sırmalı cübbelerle hava atmaya benzemiyor bu işler. Sen ne kadar hak ve hakikati anlattın. Kaç sefer karakolla yüzleştin? Hak ve hakikati anlattığın için bana onu söyle. Yine hadis-i şerif Feyzü’l Kadir’de: ‘Dinin felaketine yol açan üç sebep vardır. Günahkar fakir, zalim devlet başkanı ve cahil müçtehit.’ Dinin felaketine sebep olan günahkar fakir yani o habire günah işliyor. Manevi olarak fakir, manevi fakir. ikincisi zalim devlet başkanı. Bir devlet başkanı Kur’an ve sünnete göre hareket etmiyorsa zalimdir. Kimse bunu konuşamaz. islam’ın hukuku bu. Ahir zamanda zalim devlet başkanları olacak. Ne yapalım ya Resulallah? Sizin hakkınızı verdikleri müddetçe bir şey demeyin. Hakkımızı vermezlerse razı olun. Neden? Zalim. ikincisi, üçüncüsü cahil müçtehit. Cahil müçtehit ne demek? Kur’an, sünnet orada dururken, Kur’an ve sünnetin hükmü orada dururken bence böyle olması lazım diyen. Cahil müçtehit, cahil alim. Bence böyle! Kur’an belli, hadis de belli. Nereden benceyi çıkardın sen? imam-ı Azam belli, imam Malik belli, imam Şafi belli, imam-ı Hanbel belli. Dört mezhep orada. imam Muhammed’in kitapları var. imam Yusuf’un kitapları var. Serasi orada duruyor. ibni Abidin orada duruyor. Meydanda. Benceyi nereden çıkardın sen? Nereden yumurtladın benceyi? Benceyi nereden çıkardın? Eğer herkes benceyi meydana çıkarırsa bence bu hadis-i şerif sahih olamaz. Sen kimsin? Aptal adam, geri zekalı, enbesil. Sen kimsin bu hadis olamayacak diyen! Bence böyle ayet olamaz, Allah’ın böyle ayeti olamaz. Ya sen kimsin? Sen kendi geri zekalılığını anlatıyorsun bize. Bizim halkımızda böyle geri zekalı, embesil, müşrik adam ya sohbet ediyor televizyonda, bence bu ayet bu ayet Allah’ın ayeti olamaz diyor ya bu topluluk onu yutuyor. Onu satın alıyor. Hadisler sahih değil diyor. Televizyonda anlatıyorlar bunu. Allah Allah. Sen de dinliyorsun. Bütün hadisleri inkar eden Tastamam’ın umre fotoğrafı ihramlı. Birisi de yazmış altına ihram ne? Kur’an’daki hangi ayete göre ihramlandın diye. Millete böyle alay konusu oluyor. Aslında altına ilave etmek lazım. Kaç tavaf ettin? 7. Neye göre? Kaç say yaptın? 7. Neye göre? Neye göre 7 yaptın? Sorulacak soru çok ama bencesi var ya onun, televizyon eşrafından. Tabii masonlarla kol kola girersen…
Masonlar ve tarikatlar ile ilgili ne söylendi?
Bakın Osmanlı’da başlar ilk mason şeyhülislamlar. Osmanlı’da başlar ilk mason paşalar. Osmanlı’da başlar, mason paşa demek bakan demek. Mason paşalar, bakanlar Osmanlı’da başlardı. Osmanlı’da. Mason şeyhlülislamlar, sebateist şeyhülislamlar Osmanlı’da başlar. Sebateist olan paşalar Osmanlı’da başlar. Siz şöyle zannediyorsunuz, Osmanlı yıkıldı, yeni bir cumhuriyet kuruldu, yeni bir şey oldu. Değil canım kardeşim. Osmanlı’daki mevcut olan sebateist güç Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ne oturdu, yerleşti, kondu. Evet. Sebateistler, masonlar. Siz Börekçi kim bilir misiniz? Cumhuriyetin ilk nesi? Diyanet işleri Başkanı değil mi? Masondur. Otuz üç dereceli masondur. Süleyman Demirel otuz üç dereceli masondur. Hani bir adam var masonluktan çıkma, yayın yapıyor boyna, eski yayınları var. Dinlememişsinizdir siz. Birisi değil dese ona dava açar. Adam açık açık söylüyor. Diyor ki Bülent Ecevit Londra’ya gitti, orada mason oldu diyor. Otuz üç dereceli masondur diyor. Kenan Evren diyor Güney Kore’ye gitti, Güney Kore’de mason oldu. Filanca mason derneğine kaydoldu diyor. Masondur diyor. Onun aktarması. Siz bunları dinlemezsiniz sosyal medyada. Siz kim ne yemiş, kim ne içmiş, kim kimle sevgili olmuş, kim kimle bozulmuş…Öyle ya! Kim nerede tatil yapıyor? Kim nerede donunu açtı? Onlara bakıyor millet. Değil! Adam masonluk tarihini anlatıyor size. Teker teker…Kenan Evren’in mason olduğunu söylüyor. Çocukları dava açsın, değil desin. Süleyman Demirel’in mason olduğunu söylüyor. Bülent Ecevit’in mason olduğunu söylüyor. Fethullah Gülen’in mason olduğunu söylüyor adam. Adam açıklama yapıyor. Kendi kendimize soralım. Bizi kimler yönetmiş veya şu anda kimler yönetiyor?
Avrupa Birliği ve dış güçlerin etkisi ile ilgili ne söylendi?
Şeyhler var mason Osmanlı’da. ingilizlerin kurduğu tarikatlar var Osmanlı’da, bakın tarikat denince siz sadece Kadiri, Rufai, Bedevi, Dusiki; bu tarikatlar aklınıza geliyor. Ben öyle demiyorum ona. Türkiye’de ben Aleviyim diyen unsurlar da var. Bunlar da biz tarikatız diyorlar. Bunları kim kurdu son iki yüz yıl? Bunları tırnak içerisinde söylüyorum. “Alevi logosu altında” kim topladı? Bundan iki yüz yıl öncesine gidince Alevi diye bir şey yok. Türkmen Türkleri var. Türkmen bunlar. Alevi diye bir şey yok. Sonradan Alevilik çıktı. Nereden geldi bu? ingilizler kurdu. Tarikat denince mason tarikatları, masonların kurduğu, masonlarla alakalı localar var. Tarikat! Sebateistlerin toplandıkları yerler var. Tarikat! Alevilerin toplandıkları yerler var. Tarikat! Beğen beğenme. Hristiyan tarikatlar var ülkede. Yahudi tarikatları var ülkede. Bu ülkede, bu ülkede, bu topraklarda! Tarikat denince hepsi de var bunların. Bunları kimler kurdu? Yöneticileri kimler? Bağımlılıkları nereye? Bunların kökleri dışarıda mı, içeride mi? Bunların filusları nereden geliyor? Bunların devasa paraları nereden geliyor? Size bir şey daha söyleyeyim. Siz şimdi tasavvuf vakfı olarak bir topluluğunuz var, değil mi? Siz Avrupa Birliği’nden bununla alakalı hiçbir destek alamazsınız. Siz Avrupa Birliği’nin bu sosyal olarak neleri desteklediğini bu ülkede biliyor musunuz? Hiç bunlar açıklanıyor mu? Avrupa Birliği’nden destek alan toplulukları devlet bir incelesin, bir yayınlasın. Avrupa Birliği’nden kimler destek alıyor? Hangi tarikatlar, hangi vakıflar, hangi dernekler Avrupa Birliği’nden destekleniyor, fonlanıyor? Bu ülkede Avrupa Birliği’nden fonlanan, Mossat’tan fonlanan,CIA’dan fonlanan şeyhler, alimler, tarikatlar, dernekler, mezhep sahipleri, meşrep sahipleri, siyasetçiler, bürokratlar kimler? Hangi bürokrat, hangi öğretim üyesi Saros’un vakfından veyahut da yan kuruluşlarından pompalanmış, yemlenmiş? Açıklansın. Hangi dergah, hangi cemaatler, hangi topluluklar Avrupa Birliği’nden, CIA’dan veyahut da Mossat’tan veya KGB’den veyahut da Çin’den…Evet, Çin’in desteklediği tarikatlar var bu ülkede.
Müslümanların içlerindeki hainlerin etkisi nedir?
Her an için her an için içimizde bir karışıklık çıkarabilirler. Her an için dronlar, her an için bombalar patlayabilir ülkenin içinde. MiT, ne bileyim işte gizli teşkilatlar, ülkenin bu konudaki güvenlik güçleri muhakkak uyanıktır ama biz bu ülkenin evlatları olarak, bu ülkenin, bu toprağın çocukları olarak uyanık olmak zorundayız. Mahallemizde, apartmanımızda, çevremizde, köyümüzde, kentimizde yabancılar kol geziyorsa veya o güne kadar normal statüde yaşayan bir kimse değişik şeyler yapmaya başladıysa, gizli Yahudi ise, gizli Ermeni ise, gizli sebateistse, gizli kafir ise, gizli münafık ise her tarafa sızmış olabilirler. Her yerde olay çıkarabilirler. Her yerde farklı şeyler yapabilirler. Uyanık olacağız. Parantezi kapattım. Çünkü bu yol kesiciler bizim içimizde şeyh olarak dolaşabilirler. Evet. Biz onları çok meşhur bir şeyh olarak görebiliriz. Allah muhafaza eylesin. Onlar çünkü kökü dışarda. Bakın kökü dışarda. Mason, kökü dışarda. Sebateist, kökü dışarıda. Yahudiler, kökü dışarıda. Ermeniler, kökü dışarda. Hristiyanlar, kökü dışarda. Dernekleri, vakıfları hepsininde kökleri dışarda. Bu ülkede değil. Bu ülkede değil! Biz bir imparatorluk artığıyız. Bizim içimizde hepsi de var. Hainlik yapmadıkları müddetçe, bu topraklarda kan dökmedikleri müddetçe barış içinde yaşarlar. Ama hainlik yaparlarsa, kan dökmeye kalkarlarsa bu ülke onları burada yaşatmaz. bu ülke yaşatmaz. Bu saatten sonra kaldırmaz. Bu saatten sonra bunu kaldırmaz. Bürokratlar, siyasetçiler uyanık olun. Bu ülke insanları artık bu saatten sonra bunu kaldırmaz. Allah muhafaza eylesin. Çok büyük kargaşaya sebebiyet verebilir. Parantezi kapattık.
Dünya üzerinde kıymetli olan her şeyin sahtesi çıkmıştır. Bu durumun örnekleri nelerdir?
Dünya üzerinde kıymetli olan her şeyin bir sahtesi çıkmıştır. Onu bir istismar eden çıkmıştır. Bu siyasi liderler olsun, bu dini liderler olsun, peygamberler olsun sonuç itibariyle bir şey kıymetliyse mesela altın kıymetli, altının sahtesi çıkar. Örnek. işte bir kıymetli maden varsa o kıymetli madenin bir sahtesi oluşur veyahut da işte bir kimseler bir örneğin bir siyasi lider, onun bir sahtesi çıkar ama genelde Adem’den itibaren insanlar din ile aldatılmışlardır.
Peygamberlerin hükmüne tabi olmamak neden önemlidir?
Peygamberin hükmüne tabi olmuyorlardı. O zaman için bir din hiyerarşisi oluşmuştu. O din hiyerarşisi yeni bir peygamberi kabullenmiyordu. Çünkü yeni bir peygamber demek o hiyerarşinin yıkılması demekti. O para dukkalığının, o güç dukkalığının yıkılması demekti. Hazreti Muhammedi Mustafa(s.a.v.), o günkü Mekke’deki, Mekke’deki ekonomi para dukkalığını, güç dukkalığını yıkmıştı.
Para dukkalığı ve güç dukkalığı nedir?
Hazreti Muhammedi Mustafa(s.a.v.), o günkü Mekke’deki, Mekke’deki ekonomi para dukkalığını, güç dukkalığını yıkmıştı. Ve eğer ki bugünkü bir Müslüman para dukkalığına soyunduysa, güç dukkalığına soyunduysa, kalabalık dukkalığına soyunduysa o seni Allah ve Resulüne davet etmeyecektir. O seni kendisine davet edecektir.
Dilenmemesi gereken şeyleri nelerdir?
Yoldan sapmış dünya üzerinde alimler var mı? Çok. Yoldan sapmış şeyhler var mı? Çok. Oldukça çok ve onlar örnekliyorum dilenci olmuşlar. Ben böyle söyleyince çok ağır geliyor onlara. Birkaç tanesinin müridi ‘ya sen bizim üstadımıza dilenci dedin’, kardeş bizim kimsenin üstadıyla, alimiyle, zalimiyle bir işimiz yok. Bizim kimsenin şeyhine bir laf söyledimiz yok ama koskoca şeyh dilenir mi şeyhse! Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri dilendi mi ki senin şeyhin dilenecek, bir şeyh kendisini ortaya atıp dilenmez.
Cimri ne demektir?
Cimri ne demek? milletten topluyor ama onlara harcamıyor. Cimri, mal biriktirmiş. Ne yapmış? işte bilmem kaç trilyonluk servet yapmış. Arkasından kavga çıkıyor. Ümmetin parası mı? Benim param mı? Cimri ne yapmış? Öldü. Öldükten sonra bütün herkes üşüşmüşler evlatlar, mal paylaşacaklar. Neden? Devasa çünkü mal bırakmışlar. işte ne bırakıyor, işte ne yapmış? Medrese yapmış. Yok Kur’an kursu yapmış. Tapusu kimin üstüne? Tapusu kimin üstüne? Şeyh efendinin üstüne. Kim topladı parayı? Dervişler topladı. Öldü Şeyh efendi. Şeyh efendi öldü, oğlu, kızı yere kondu, sattılar orayı. Bu ülkede televizyonlar kuruldu parayla, ümmetin parasıyla. Kapı kapı dolaştılar, televizyon kuruyoruz, islami bir televizyon olacak dediler. Sonra gittiler Amerikalılara sattılar. Bu para ne oldu? Televizyon oldu Fox TV. Beş yüz milyon dolara satıldı o zaman için televizyon. Adam gitti Amerika’da alışveriş merkezleri aldı. Ne oldu ümmetin parası? Kimse hesap sormuyor. Kimse hesap sormuyor. Cimri insana itaat ediyorlar. Heva ve hevesini ilah edinmişleri itaat ediyorlar.
Müslümanlar ne yapmalıdır?
Müslümanlar açın okuyun ebdal kısmını. Kütüb-I siddede ebdal kısmı var. Deccal’den sonra ahir zamanla alakalı ebdal kısmı var. Tekrar söylüyorum. Ebdal. Açın okuyun. Ey Müslümanlar, ey sufiler, ey dervişler, ey tarikat erbabıyım diyenler, şeyhler, nakipler, nükaballar, zakirler! Açın okuyun kardeşim. Kütüb-I siddede ebdal kısmı var. Deccal’den sonra ahir zamanla alakalı ebdal kısmı var. Tekrar söylüyorum. Ebdal. Açın okuyun.
Şeyhlerin ve alimlerin tercih edilmesi ne anlama gelir?
Evet. Sizin imamınızın şeyhi vardı. imam-ı Azam’ın şeyhi vardı. Sen eğer Hanefiysen, imam-ı Azyam’ın yolundayım diyorsan bir şeyhe intisap edeceksin. Malikiyim diyorsan intisap edeceksin. Hanbeliyim diyorsan intisap edeceksin. Ben Şafiiyim diyorsan intisap edeceksin. intisap etmediysen sen heva ve hevesine uymuş insansın. Sen mezhep imamının yolundan gitmiyorsun. Ha abdest alırken mezhep imamına tabi oldun. O bir mürşide tabiydi. “Son iki yılı olmasaydı Numan helak olmuştu” dedi. Senin helak olmayacağın ne malum? Koca imam-ı Azam helak olurdum derken sen kimsin? Koca Gazali, şeyhi vardı. Arabi, şeyhi vardı. Hazreti Mevlana, şeyhi vardı. Abdülkadir Geylani, şeyhi vardı. Ahmed Er Rufai, şeyhi vardı. Üftade Hazretleri, şeyhi vardı. Mahmud Hüdai, şeyhi vardı. Her gün Emir Sultan’a gidenler var, Emir Sultan Hazretlerinin şeyhi vardı. ismail Hakkı Bursevi’nin şeyhi vardı. Senin neyin var? Heva hevesin var! Sen heva hevesine bağlısın. Boşuna demediler, zayıf hadis diyorlar, şeyhi olmayanın şeyhi şeytandır. Zayıf hadismiş! Zayıf hadiste amel edilir mi? El-cevap edilir, ondan hukuk çıkarmıyoruz biz. O zaman senin şeyhin kim? Heva hevesin, nefsin. Sen aldanmaya müsaitsin. Sen bir mürşid-i kamile bağlanmadığın zaman heva hevese uydun.
Kapısı hacet kıblesiydi. Şöhreti cömertlikte bütün aleme yayılmıştı. Bu beyitlerin anlatımıyla ilgili ne söylenmektedir?
O işte zat-ı şerifin methetmeye devam ediyor Hazreti Pir: "Onun vergisinden, onun cömertliğinden Acem de şaşırmıştı, Rum da. Türk de hayrete dalmıştı, Arap da. Hayat suyu kerem deniziydi. Onun yüzünden Arap da dirilmişt, Acem de."
İslam’da cinsiyet ayrımı var mıdır?
İslam’da cinsiyet ayrımı vardır. Kadın ve erkek, farklı rollerde ve farklı hukuklarda yer alır. Ancak, bu ayrım, insanları aşağılamak veya cinsiyet eşitliği yerine cinsiyet ayrımcılığı anlamına gelmez. İslam, her cinsiyeti değerli görür ve onları ayrı ayrı hukuklar çerçevesinde değerlendirir.
Kadın ve erkeğin İslam’da hukuki durumu nedir?
Kadın ve erkeğin İslam’da hukuki durumu, cinsiyet ayrımı çerçevesinde değerlendirilir. Her iki cinsiyet, farklı rollerde ve farklı hukuklarda yer alır. Ancak, bu ayrım, insanları aşağılamak veya cinsiyet eşitliği yerine cinsiyet ayrımcılığı anlamına gelmez. İslam, her cinsiyeti değerli görür ve onları ayrı ayrı hukuklar çerçevesinde değerlendirir.
İslam’da cinsiyet eşitliği var mıdır?
İslam’da cinsiyet eşitliği yoktur. İslam, cinsiyet ayrımı çerçevesinde her cinsiyeti değerli görür ve onları farklı hukuklar çerçevesinde değerlendirir. Ancak, bu ayrım, insanları aşağılamak veya cinsiyet eşitliği yerine cinsiyet ayrımcılığı anlamına gelmez.
Kadın ve erkeğin İslam’da değerlendirilmesi, cinsiyet ayrımı çerçevesinde yapılır mı?
Kadın ve erkeğin İslam’da değerlendirilmesi, cinsiyet ayrımı çerçevesinde yapılır. Her iki cinsiyet, farklı rollerde ve farklı hukuklarda yer alır. Ancak, bu ayrım, insanları aşağılamak veya cinsyete karşı ayrımcılık anlamına gelmez. İslam, her cinsiyeti değerli görür ve onları ayrı ayrı hukuklar çerçevesinde değerlendirir.
İslam’da cinsiyet ayrımı neden vardır?
İslam’da cinsiyet ayrımı, insanları farklı rollerde ve farklı hukuklarda değerlendirmek için vardır. Ancak, bu ayrım, insanları aşağılamak veya cinsiyet eşitliği yerine cinsiyet ayrımcılığı anlamına gelmez. İslam, her cinsiyeti değerli görür ve onları ayrı ayrı hukuklar çerçevesinde değerlendirir.
Gıda üretimi ve tüketimiyle ilgili nasıl bir kontrol sistemi var?
Neden? Çocuk başka bir süt içmiyor çünkü. Sen gideceksin marketten koli ile yumurta alacaksın. Onu yiyeceksin. Sen ineğin memesinden sağıp tereyağını yemeyeceksin. O tereyağını yemeyeceksin sen. Sen gideceksin ne üdüğü belirsiz tereyağı yerine bir şey yiyeceksin. Senin önüne türkü koyacaklar: “Zeytinyağlı yiyemem aman” diye. Sen zeytinyağı da yemeyeceksin. Sen kimsin zeytinyağı yiyecek? Sen kölesin kardeşim. Kalkacaksın dünyanın en iyi yağı olan zeytinyağını yiyeceksin. Olur mu öyle şey? Köleler yiyemez onu. Ya? Onu ağa babalar yer. O yüzden ağa babalar yemesi için zeytinyağının fiyatının aşağı düşmesi lazım. Onların alması için. Onlar ucuza alması için senin de zeytinyağını almaman lazım. O yüzden ne lazım? Bir türkü lazım. Hadi bir türkü yapalım, zeytinyağlı yiyemem aman diye. Herkes bir de bir furya doktorlar, besinciler…Ondan sonra hepsi de zeyytinyağı kalbe zararlı, damara zararlı, şuna zararlı, buna zararlı. Hala daha zeytinyağı mı yiyorsunuz siz? Doktor söylüyor bunu. Tabi daha hemen bıraktık doktor bey. Tabi. Ne yiyeceğiz? Bitkisel yağ yiyeceksiniz. Ne? Çiçek yağı! Nereden geldi? Amerika’dan. Ne yiyeceksin? Bitkisel yağı. Ne yağı? Mısır yağı. Mıs,ır özü yağı. Kızartmalarda kullanıyoruz. Mısır özü yağı. Çok hafif oluyor. Mısır’ın en büyük yetiştiricisi kim? Amerika. Mısır şurubu kullanıyoruz tatlılarda. Zararsız! Kim üretiyor? Amerika. Tatlılarınızda ne var? Mısır şurubu var. Katkılı. Sen baklava alıyorsun, çıtır çıtır yiyorsun. Mısır şurubu var içinde. Sen dışarıdan herhangi bir tatlı yiyorsun, mısır şurubuyla tatlandırılmış tatlı. Pastanelerden tatlı alıyorsunuz, mısır şurubuyla tatlandırılmış tatlı. Sen öyle baldan, pekmezden, öyle şeker pancarından öyle şey olur mu? Zaten şeker pancarı da ekemezsin. Neden? Şeker pancarı, şeker üretecek olan bütün fabrikaları satacağız. Kim sattı? Kamal sattı. Özelleştirdi yok pahasına. Kim özelleştirdi? Kamal. Kime sattı? Yabancı firmalara sattı. Adam geldi elinde bir çantayla Ecevit hükümetine, bu kanunları çıkaracaksınız dedi. Hepsini çıkardılar. Aa milliyetçiydi hani bu ya! Atatürkçüydü hani ya bunlar! Hani bunlar islamcı, Atatürkçü, ne o muhafazakar demokrat, isimlere bak ülkedeki. Atatürkçü, islamcı, muhafazakar demokrat, demokrat, solcu, sağcı, kapitalist, faşist…Birisi birine kızıyorsa faşist, komünist…Ne kadar çok hizip var değil mi ülkede? Hepsini koy at kenara. Ya? Ben Kur’an ve sünnete iman ettim, ben Müslümanım deyince ensende boza pişti. Ben solcuyum dersen boza pişmez. Ben kapitalistim dersen boza pişmez. Ben kemalistim dersen hiç kimse dokunamaz zaten sana. Nasıl? Basbayağı? Bir kimse ben Kemalistim diyorsa dokunulmaz ona. Bir şey diyemezsiniz. Siz içkiye karşı gelin hemen Kemalistler ayağa kalkar, yürürler. Konya’da genel evi kapanacaktı, bütün Kemalistler sokağa döküldü, genelevler kapanmasın diye. Korkuyla açlık ve mallardan, mallardan eksilmeyle. Korkunuz ne? Malın eksilmesi. Malın eksilmesi. Sizi korkuturlar mallarınızla. Siz malınız eksilecek diye ödünüz patlar ve canlarınızla. Ölümü arzu etmezsiniz. Ölümü istemezsiniz. Edebiyatta “ya Rabbi bizi şüheda şerbetini içenlerden eyle. Amin.” Hani? Yataktan kalkmıyor buna dua eden. Sabahleyin fosur fosur uyuyor. Ya sen sabah namazına kalkmıyorsun. Nereden şüheda şerbetine gözünü diktin? Sen akşam olunca bir elinde kumanda, öbür elinde kahve, evde oturuyorsun. Nereden şüheda şerbetine gözünü diktin? Sen oturuyorsun, bugün Galatasaray maçı var mı? Yarın mı? Fener’in maçı var mı? Bu akşam! Bütün Fenerliler bitti bütün her şey, maç seyrediyor. Nereye gidecek? Ne şüheda şerbeti ya? Onun şerbeti Fenerbahçe’de. Yarın da şerbet Galatasaray’da. Herkesin bir Fener, bir Galatasaray, bir Trabzon, bir şu, bir bu…Fanatik bir şekilde bu takımları sevmeniz lazım sizin. Peşinden koşmanız lazım sizin ya. Devasa stadlar olması lazım bunun için de ve siz bütün hafta boyunca bir dahaki maça gelinceye kadar geçmiş maçın analizini hatta geriye doğru analizleri yapmanız lazım. Bütün futbolcuların isimlerini ezberlemeniz lazım. Hangi takımdan transfer edildi? Nerede yetişti? Ne yedi, ne içti? Hangi ayakkabıyı kullanıyor? Hangi tşörtü giyiyor? Böyle fenomen bir şekilde öğrenmeniz lazım. Siz köylelerin düşünecek zamanınız yok. Siz bunlarla uğraşın. Sonra çıkın stadyumlarda küfredin. Tabi. Sakın ha bu deccalist sisteme cephe almayın. Fenerliler Galatasaraylılara düşman. Galatasaraylılar Fenerlilere düşman. O ikisi Trabzon’a düşman. Trabzon hepsine düşman. Bursaspor herkese düşman. En başta Beşiktaşlılara. Doğru mu? Bursasporlu değil misin? Evet. Neydi? Timsah grubu değil mi? Ha Teksas be. Tabi! Teksas grubu beni de seviyor. Eyvallah. Gideceğim bir gün Teksas grubunun içine zaten. Diyecekler bir de buraya mı el attı. Diyeceğim tekbir Allahu ekber orada, diyecekler eyvah buraya da geldi. Ama böyle fanatik olmanız lazım. Çünkü siz böyle başka türlü gözünüzü başka yere çevirmeyin. Allah muhafaza eylesin. Amin. O zaman candan da geçemiyoruz. Ne diyor? Ürünlerden eksiltme. Şimdi diyorlar ki bakın bu normalde iklim krizi var. Uçaklar bir gaz atıyorlar. Ona bakan var mı? Bu uçaklar nereden geliyor? Bakan var mı? Yok. Arılar ölüyor değil mi dağlarda? Bir bakıyorsun kovanın içinde ölü arılar var. Bir hayli fazla, zehirleniyorlar değil mi? Bana bal gelmeyecek bu sene. Ali mesele anlaşıldı. Tamam. Bir zoka attık yuttu. Tamam. %100 benim kovanlar gitmiştir. Kaç kovan bende var şimdi? Kaç? Duymadım ben, Erkut sen duydun mu? Duymadın. Kaç kovan Ali? iyi. Ne artıyor ne eksiliyor benimki? Kaç yıl oldu Ali? Ben de unuttum sen de unuttun. Tamam.
Ümmi ne anlama gelir?
Ümmü hem bir de öyle derdi. Ümmü. iyi, ne sordun da cevabını almadın? Onlarda manevi ilim var. Onlarda ilmi ledün var. Sen beğenmedin Abdullah Efendiyi. Cenab-ı Hak dilediğine hesapsız rızık verir. Öyle dediydi Allah rahmet eylesin Ali abi. Mustafa Efendi ben kendime bekliyordum şeyhliği dedi ama dedi Abdullah Efendi’ye verdi Cenab-ı Hak dedi, ona verdi dedi. O da rüyasında görüyor. Bak kendine şeyhlik bekliyor. Bana çok açık konuşurdu. Ben kendime bekliyordum dedi ama dedi rüyamda dedi dediler ki dedi Hazreti Mevlana’ya git. Ben oraya gittim dedi. Hazreti Mevlana bana dedi ki dedi yarın açıklanacak görevi. Git ilk dervişi sen ol dedi bana dedi. Ben dedi hiç kimseyle paylaşmadım bunları dedi. Gittim dedi Nevşehir’e dedi. O gün açıkladı. Ben de dedim ki dedi, ben böyle böyle manevi rüya gördüm. Böyle böyle manevi bir işaret aldım. Müsaade ederseniz ben sizin ilk dervişiniz olmak istiyorum dedim dedi. ilk dervişi oluyor şeyh efendinin.
Allah’ın inayeti bir kimseyi hiç ayaklar altında çiğnetir mi?
Dağıtmaktan dolayı elinde mal kalmazsa Allah’ın inayeti seni hiç ayaklar altında çiğnetir mi?
Yersiz ihsan nedir?
Yersiz ihsan yani ihsan etmek malum o birine tasadduk etmek, birine bir bilgi vermek. ihsan ediyor yani karşılıksız birisine bir şey veriyor. Beklentisiz birisine bir şey vermek. Bu yersiz ihsanla alakalı asi bir kölenin güya adalet ediyorum, ihsanda bulunuyorum diye padişahın malını asilere dağıtmasına benzer. Yani normalde bir asi köle düşünün. ihsan ediyorum. Ben insanlara yardım ediyorum.” diyerekten padişahın malını padişaha isyan edenlere dağıtıyor.
Neden zulmeden o Müslümanların kanını, namusunu, şerefini, haysiyetini, topraklarını pis çizmelerinin altında ezen o siyonist israil’i yerle yeksan eylesin?
Cenab-ı Hak bütün o zalimlerden Müslümanların intikamını alsın. Zulmeden o Müslümanların kanını, namusunu, şerefini, haysiyetini, topraklarını pis çizmelerinin altında ezen o siyonist israil’i yerle yeksan eylesin. Destekçilerini yerle yeks, eylesin. Doğu Türkistan’a özgürlük nasip eylesin. Doğu Türkistan’a zulmeden Çin’i yerle yeksan eylesin. Cenab-ı Hak nerede Müslümanlara zulmeden var ise, haksız hukuksuz davranan var ise, hepsini de yerle yeksan eylesin. Onların güçlerini yerle yeksan eylesin. Akıllarını yerle yeksan eylesin. Hepsini birbirine düşürsün. Hepsini de bu dünya üzerinden yok eylesin.
Zirnamesi nedir ve nasıl bir müzik türüdür?
“Gâh zir nağmesini kıble edinirsin gâh ağlayıp inlemeyi öper durur- Yani bu zirnamesi böyle bir musikide coşkulu bir hal. işte bir ritim, coşkulu bir ritim. Ağır roman değil, hareketli yani, zirnamesi. Sen hemen bakıyorum hoşuna gitti senin. Hareketli ya değil mi? Zirnamesi. En hareketlileri geçen gün anlattım ya size bayramda. Gül Ali oynuyorlar. Hareketli ama nasıl çalıyorlar, nasıl çalıyorlar! Çok hareketli. Zirnamesi, oynak hava.
Zirnamesi nasıl bir müzik türüdür?
Hazreti Pir diyor ki, “Gâh zirnamesini kıble edinirsin.” Yani gâh neşeyi, sevinci kıble edinirsin. Yani kendinde o neşeyi görürsün. Ben neşeliyim ya şimdi. O neşeyi sen kendine kıble edinirsin. Neşeli o kimse. Kâh da diyor bazen ağlayışına, hüzünlü haline tapar gidersin. Onu da ilah edinebilir insan. Hani hep böyle hüzünlü durur. Ağır abi. Ona bir şey desen, o: “Filistin bu haldeyken gülecek halimiz mi var?” Ah o çok ağır takva veyahut da o kimse böyle zikrullahtan geçmiş hallerde, böyle duruyor. Tabii o böyle hüzün deryasına kapılmış. Onu ilahlaştırmış. Oysa zikrullaha o esnada Cen,ab-ı Hak neşe pompalamış. Vur ha vur. Neredeyse davul zurnayla zikrullah yapacaksın. Öyle neşe var. O neşeyi almıyor, birisi veya da bazıları kendini hüzün deryasına atmış. O hüznü ilahlaştırmış kendi nefsinde. Eğer zikrullahın halet-i ruhiyesinden haberi olmuş olsa kendini hüzne bırakmayacak. Her zikrullahın kendine ait bir halet-i ruhuyeti vardır. Her zikrullahın. Topluluk, değil mi? O zikrullahın bir haleti ruhiyeti vardır. O esnada, o esmada neşe hakim olur.
Aklın sınırlarını aşan ilahi bilgi nedir?
Aklı cüz sınırlıdır. insanlar sınırlı o aklı ilahlaştırdılar. ilahi hakikat ise sınırsızdır. Onun bir sınırı yoktur. O yüzden kalbe gelen vahiy ilahiyatçılar hoplasın birazcık, ben yine parantez içerisinde ilham diyeyim. Kalbe gelen o cemale gark olmuş olan kimselerde kalbe gelen ilham cüzzi aklın üstünde derim ya cüzzi aklın üstündedir artık. Cüzzi akıl, onu idrak etmesi mümkün mümkün değildir. O hali anlatmaya girse kendi anlattığını da tenzih etmek zoruna düşer. O yüzden kendi anlattığını tenzih etmektense anlatmamayı tercih eder. Çünkü o hayret ancak melamilerin zevk dediği, bu fakirin idrak dediği, anlayış dediği bir haldir ve bu insanın zahir gücünün, aklının üstünde bir şeydir. Bunu zahir aklıyla, gücüyle, fikriyle bu işin içinden çıkabilecek olan varsa gelsin çıksın. Ve Hazreti Pir de diyor ya, "Ben bu sözleri söylüyorsam bu benim zekamla alakalı değil." diyor. O manada diyor bu sözlerin söylenmesine sebep olmasaydı aklı cüzze, külle ait sözler söyleyemezdi. Yani aklı cüz, külle ait bu sözleri söyleyemezdi. Arkadan gelen bu ilhamla, bununla bu akıl benim değil. Bu akıl benim değil. Bu söylenen sözler de benim değil diyor. Burada bir ilhamdan bahsediyor. Ve bunu normalde söylerken tabii bizim geleneksel gelen bir tefsircilerimiz var ya hani vahyi sadece peygamberlere atfeden, gelenekselci tefsircilerimiz. Hani oysa Cenab-ı Hak havarilere de vahyetmiş ya. Meryem’e de vahyetmiş ya. Arıya da vahyetmiş ya. Yerlere, göklere de vahyetmiş ya. Hani Musa’nın annesine de vahyetmiş ya. Hani ibrahim’in annesine de vahyetmiş ya. Bunları nasıl açıklayacaklarsa açıklasınlar tabi. E böylece tabii Hazreti Pir de buna atfediyor. Diyor ki o kalbe gelen bu ilahi ilim, aklın işi değildir. Yani o ben yine o geleneksel tefsircilerin sözüyle söyleyeyim. ilham diyor. Yani ilham diyeyim ama ilham değil. O vahyin bir derecesi. O da vahiy. Allah çünkü ayet-i kerimede üç şekilde vahyediyordu. Bir, melekleriyle. iki, direkt kendisi. Üç, Bir şeyin arkasında, bir şeyin arkasından vahyediyordu. Cenabı Hak direk de vahyediyor mu? Vahyediyor. Hadis-i kutsiler bunlar. Allah kulunun kalbine vahyeder. Bu vahyin dereceleri var. Peygamberlere verilen direkt vahiy de olsa hani hadis-i kutsiler gibi. Onun derecesi ayrıdır. Bir veliye, bir mürşid-i kamilin kalbine gelenin derecesi ayrıdır. Tabii illa ki bunları anlamayacağım diyorsa bir kimse ona da davul zurna az. Merak etmeyin Allah’ın izniyle nasıl Allah’ın görülebileceğine dair bir mücadele verdiysek bunun da mücadelesini vermekten çekinmiyorum, sakınmıyorum. O yüzden diyorum ki Allah kullarına da vahyeder. Meryem’e vahyetmiş, size de vahyeder. Musa’nın annesine vahyetmiş, size de vahyeder. ibrahim’in annesine vahyetmiş, size de vahyeder. Havarilere vahyetmiş, siz havarilerden aşağı mısınız? Size de vahyeder. Ne demiş havarilere? Dediğini söyleyeyim size. Ne demiş bak havarilere? Maide, ayet 111, ‘Hatırla hani havarilere’, bakın dikkat edin: ‘Hatırla, hani havarilere bana ve peygamberime iman edin diye vahyetmiştim.’ Havarilere melekle vahyetmedi. Cebrail’le vahyetmedi. Aracıyla vahyetmedi havarilere, Maide 111. ilahiyatçılar, diyanetçiler, Maide 111’i tefsir edin bize. Maide 111: ‘Hatırla hani havarilere, bana ve peygambere iman edin diye vahyetmiştim.’ Onlara da Allah’tan geldi vahiy çünkü bana diyor direkt Cenab-ı Hak vahyediyor. ‘Bana ve peygamberime iman edin diye vahyetmiştim. Onlar da cevap verdiler. iman ettik şahit ol ki biz Müslümanız demişlerdi.’
Çalgıcının gözyaşının nedeni nedir?
“Ben,” dedi, “bu çalgı aletinin içerisinde, notaların arasında, şarkıların arasında ömrümü heba ettim.” dedi, ağlamaya başlamıştı. Bu gözyaşı, tabii çalgıcının bu döktüğü gözyaşı duygusallıktan değil artık, o derin bir idrak içinde. O derin bir idrak içinde olmakla alakalı farklı şeydir, duygusallıktan ağlamak farklı bir şeydir. Her ağlayan, hakikat noktasında değildir, her ağlayan haklı da değildir. O yüzden her gözyaşı doğru değildir. Bazı gözyaşı vardır, tiyatrodur. Biz her gözyaşı samimi görürüz ama hakikati, yani o kalplere tecelli eden Allah’tır. O yüzden normalde her gözyaşı doğru değildir.
Müslümanların okumaları ve amel etmeleri arasındaki fark nedir?
Müslümanlar kitap yüklüler. Eşek diyemem Müslümanlara ama kitap yüklüler ve okuduklarıyla, öğrendikleriyle amel etmiyorlar. Eğer Müslümanlar okuduklarıyla, öğrendikleriyle amel etmiş olsa, tırnak içerisinde, ülke bu halde olmaz. Tırnak içerisinde Müslümanlar bu halde olmaz. Tırnak içerisinde dünya bu kadar zalim olmaz. Ama Müslümanlar bütün her şeyi okuyorlar, senden benden çok iyi biliyorlar her şeyi ama yaşamıyorlar.
Hazreti Pir’in beyitlerinin anlamı nedir?
Aklı başında oluş geçmişleri hatırlamaktan ileri gelir. Geçmişin de Allah’a perdedir, geleceğin de. Her ikisini de ateşe vur. Bu ikisi yüzünden ne vakte kadar ney gibi boğum boğum olacaksın?
Geçmiş ve gelecek neden Allah’a yaklaşamamamızda bir perde oluşturur?
Geçmişe takılıp kalan perdedir, Allah’a yaklaşamaz. Hani bazen insanlar günahlarını düşünürler. O günahları onda perde olur. O günahlarını düşünürken Allah’a yaklaşamazlar. Geçmiş onda ayrı bir perde olur.
Geçmişte yapılan günahlar nasıl affedilir?
Cenab-ı Hak sen tövbe edip geri döndüysen geçmişte yaptıklarını hayra çevirdi. Bırak ya geçmişini, bırak takılıp kalma orada. Etraf takılıp kalacak zaten sende. "Oho! Sen geçmişinde neler yaptıydın…" Hepsini hayra çevirdi Allah de. Onlar kafayı yesin, onlar telleri yaksınlar çünkü o Allah’ı öyle bilmiyor ama sen biliyorsun, sufisin. Sen tövbe ettiysen Cenab-ı Hak günahlarını affetti senin. Ne geçmişe takılıp kaldın, kalma bırak! Geçmişte kumarda oynadın, içki de içtin, fuhuş da yaptın, şunu da yaptın, bunu da yaptın, her türlü melaneti yaptın, yaptın ya. Oturdun zikir halakasına, Allah’ı zikrettin, bir üstada bağlandın, senin geçmiş günahlarının hepsini hayra çevirdi. iman et, vahye tabi ol. Hadis-i şerif, Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri: "Kim cemaatle zikrullah yapar ise geçmiş günahları hayra çevirmiş olarak kalksın," dedi. Peygamber söyledi, Mustafa Özbağ’ın sözü değil. imam-ı Hanbel naklediyor, hadis-i şerifi. Ben o peygamberin peygamberliğine iman ettim, o heva ve hevesinden konuşmaz. Ayet-i kerime var. O Allah’ın vahiyle yaptı ne yaptıysa. Ne yaptıysa vahiyle yaptıysa bu söz de vahiy. O zaman zikrullah yaptık, az önce üç tevhit okuduk, geçmiş günahlarınız affolmuş olarak buradan kalkacaksınız. isterse birisi buraya temaşa etmeye, seyretmeye gelsin veyahut da işte "Ya ben Cafer oradadır, Cafer’i görmeye geldim," desin. Üç tevhidi vurdu, o da affoldu. Çünkü Hadis-i Kutsi’de diyor ki Hadis-i Kutsi’de melekler dediler ki: "Filanca oraya temaşa için gelmişti veya "filanca," diyor, "orayı normalde seyretmeye gelmişti." Cenab-ı Hak cevap veriyor: "Ey melaikelerim, şahit olun, orası öyle bir meclistir ki orada bulunanları affetmemek Allah’ın şanına yakışmaz." Allah’la kim ortak olacak?
Gelecek kaygısı neden insanları psikolojik olarak bozar?
Geçmiş kaygısı ve gelecek kaygısı insanların psikolojilerini bozar. Geçmiş kaygısıyla gelecek kaygısı insanın Allah’la arasını da bozar. Geçmiş kaygısı o kimseyi yer bitirir, geçmişini düşünmek o kimseyi yer bitirir. Canım kardeşim, geçmişinde ne yaptıysan yaptın, tövbe ettin, döndün geri. Cenab-ı Hak sen tövbe edip geri döndüysen geçmişte yaptıklarını hayra çevirdi. Bırak ya geçmişini, bırak takılıp kalma orada. Etraf takılıp kalacak zaten sende. "Oho! Sen geçmişinde neler yaptıydın…" Hepsini hayra çevirdi Allah de. Onlar kafayı yesin, onlar telleri yaksınlar çünkü o Allah’ı öyle bilmiyor ama sen biliyorsun, sufisin. Sen tövbe ettiysen Cenab-ı Hak günahlarını affetti senin. Ne geçmişe takılıp kaldın, kalma bırak! Geçmişte kumarda oynadın, içki de içtin, fuhuş da yaptın, şunu da yaptın, bunu da yaptın, her türlü melaneti yaptın, yaptın ya. Oturdun zikir halakasına, Allah’ı zikrettin, bir üstada bağlandın, senin geçmiş günahlarının hepsini hayra çevirdi. iman et, vahye tabi ol. Hadis-i şerif, Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem Hazretleri: "Kim cemaatle zikrullah yapar ise geçmiş günahları hayra çevirmiş olarak kalksın," dedi. Peygamber söyledi, Mustafa Özbağ’ın sözü değil. imam-ı Hanbel naklediyor, hadis-i şerifi. Ben o peygamberin peygamberliğine iman ettim, o heva ve hevesinden konuşmaz. Ayet-i kerime var. O Allah’ın vahiyle yaptı ne yaptıysa. Ne yaptıysa vahiyle yaptıysa bu söz de vahiy. O zaman zikrullah yaptık, az önce üç tevhit okuduk, geçmiş günahlarınız affolmuş olarak buradan kalkacaksınız. isterse birisi buraya temaşa etmeye, seyretmeye gelsin veyahut da işte "Ya ben Cafer oradadır, Cafer’i görmeye geldim," desin. Üç tevhidi vurdu, o da affoldu. Çünkü Hadis-i Kutsi’de diyor ki Hadis-i Kuts, melekler dediler ki: "Filanca oraya temaşa için gelmişti veya "filanca," diyor, "orayı normalde seyretmeye gelmişti." Cenab-ı Hak cevap veriyor: "Ey melaikelerim, şahit olun, orası öyle bir meclistir ki orada bulunanları affetmemek Allah’ın şanına yakışmaz." Allah’la kim ortak olacak?
Gelecek kaygısı neden şeytanın vesvesesidir?
Gelecek kaygısı şeytanın vesvesesidir, nefsin heva ve hevesidir bu gelecek kaygısı. Hiç gelecek kaygın olmasın. Tövbe ettin, döndün zikrullah halakasına oturdun, geçmiş kaygısından da kurtul. Geçmişin ne ki! Allah muhafaza eylesin. Tırmizi’de geçiyor: "Sabah olduğunda akşamı düşünme, akşam olduğunda da sabahı düşünme." Sen Allah’a yönel, sen Allah’a teslim ol. Senin anne karnında rızkını nasıl verdiyse, dünya da bir anne karnı, merak etme, senin rızkını verecek ya. Anne karnında seni bütün tehlikelerden nasıl koruduysa ya seni koruyacak, dünyada da koruyacak. Sen Allah’a teslim ol. Sen ona teslim olmazsan o zaman bütün kaygılardan psikolojin bozulacak. Sonra gideceksin bir psikiyatriye, diyeceksin ki işte şöyle oluyorum, böyle oluyorum. "Al bu hapı," diyecek, iyice psikolojini bozacak. Çünkü bütün psikiyatri haplarının hepsi de psikolojiyi bozmak için. Siz Dünya Sağlık Örgütü denilen o sağlıksız vahşi örgütün insanlara faydalı bir şey mi yaptığını zannediyorsunuz? O Dünya Sağlık Örgütü’nün sattırdığı hapları, ilaçları, iğneleri size çok faydalı bir şey mi zannediyorsunuz? Hepiniz de müşterisiniz. Ben Dünya Sağlık Örgütü’nün müşterisiyim.
Tövbe ve zikir neden geçmiş günahları affetmeye yardımcı olur?
Tövbe ettin, döndün zikrullah halakasına oturdun, geçmiş kaygısından da kurtul. Geçmişin ne ki! Allah muhafaza eylesin. Tırmizi’de geçiyor: "Sabah olduğunda akşamı düşünme, akşam olduğunda da sabahı düşünme." Sen Allah’a yönel, sen Allah’a teslim ol. Senin anne karnında rızkını nasıl verdiyse, dünya da bir anne karnı, merak etme, senin rızkını verecek ya. Anne karnında seni bütün tehlikelerden nasıl koruduysa ya seni koruyacak, dünyada da koruyacak. Sen Allah’a teslim ol. Sen ona teslim olmazsan o zaman bütün kaygılardan psikolojin bozulacak. Sonra gideceksin bir psikiyatriye, diyeceksin ki işte şöyle oluyorum, böyle oluyorum. "Al bu hapı," diyecek, iyice psikolojini bozacak. Çünkü bütün psikiyatri haplarının hepsi de psikolojiyi bozmak için. Siz Dünya Sağlık Örgütü denilen o sağlıksız vahşi örgütün insanlara faydalı bir şey mi yaptığını zannediyorsunuz? O Dünya Sağlık Örgütü’nün sattırdığı hapları, ilaçları, iğneleri size çok faydalı bir şey mi zannediyorsunuz? Hepiniz de müşterisiniz. Ben Dünya Sağlık Örgütü’nün müşterisiyim.
Allah bana öyle bir ömür verdi ki o ömrün bir gününün kıymetini bile cihanda kimse bilemez. Bu beyit ne anlama gelmektedir?
Malum, o ihtiyar çalgıcı en son mezarlığa gitmişti. Mezarlıkta kendince Allah’a tövbe etmişti, yalvarıp yakarmıştı. Ve Hz. Ömer radıyallahuanh hazretlerine Cenab-ı Hak ilham etti, vahyetti. Dedi ki: "Mezarlıkta bizim bir dostumuz var. Git onu bul, işte ona yardımcı ol." Dedi ve e Hz. Ömer radıyallahuanh hazretleri mezarlığı birkaç kez dolaştı. O ihtiyar çalgıcıyı buldu. ihtiyar çalgıcıya, ‘Allah’ın sana lütfu, ikramı, ihsanı var.” deyip onu müjdelendirdi. Onu müjdelendirince artık ihtiyar çalgıcı da o müjdenin neticesinde konuşmaya başladı. Geçen hafta hani dediydi ki: "ihsan ve vefa sahibi Allah, cefalarla, suçlarla geçen ömrüme sen acı." dedi. Devam ediyoruz: "Allah bana öyle bir ömür verdi ki bu diyor normalde hani "karşılığı verilebilecek bir şey değil." Kendinden geçti. Çünkü o, tabiri caizse o esnada fena halini yaşadı. Hani sufilikte o kimse fena halleri vardır. O sufilerce malumdur bu: Önce derviş kardeşinde fena olma, sonra üstadında fena olma, sonra Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem de fena olma, ondan sonra Allah’ta fena olma, sonra o fenalıktan sonra Allah’ta beka olma, beka bulma. Ondan sonra da Muhyiddin ibni Arabi oraya ehadiyet makamı der. Sonra da ehadiyete geçme.
Çalgıcılar ve müntesipler ne anlama gelmektedir?
Bunlara eski dilde müntesip deniyor. Hani ben yeni hacca gittiğim zamanlarda namaz vakti gelince dükkanlarını kapatmayanları polis gelip ikaz ediyordu, dükkanlarını kapattırıyordu şimdi devam ediyor mu bilmiyorum. Namaz vakti hemen esnafın dükkanı açık dükkan varsa kapattırıyorlardı. Bunlar müntesip veya yolda böyle din dışı, insanlık dışı, ahlak dışı davranışlarda bulunanları ikaz ediyorlardı, bunlar müntesip bunların adı.
Hz. Ömer Efendimiz neden bir devlet başkanı olarak sorumludur?
Devlet başkanı denilince içilen içkiden sorumludur, devlet başkanı denilince yapılan bütün her türlü eşkâre kötülüklerden sorumludur, bir devlet başkanı denilince ne kadar arsızlık, hırsızlık, uğursuzluk…Ne kadar kötü ahlak, açıktan işlenen her şeyden sorumludur. Adaletsizlikten, hukuksuzluktan sorumludur, bunların hepsinden sorumludur. Devlet başkanı bunlardan sorumluluğunu bu konuda kendi üzerinden atamaz.
Tövbe eden bir kişinin Allah’a ne gibi bir durumu vardır?
Tövbe etmek ve tövbe edince birden geri dönmek o kimseyi birden evliya sınıfına koydu, birden. Cenab-ı Hak onun geçmişini birden sildi. Tövbesini kabul etti, evliyalar sınıfını aldı. Cen,ab-ı Hak bu konuda yaptıklarından sorumlu değildir, tövbe edenin tövbesini kabul etti ve o kimse ciğeri yanarcasına geri dönerse Cenab-ı Hak onu kendine dost eder.
Adam suyu nereye dökeceğini söylüyor mu?
Adam suyu nereye dökeceğini söylüyor. Yol ebedi çünkü ama bir kimsenin şeyhi vefat ediyor. Sen o yaşayan şeyhe edebe mugayyir hareket ettiysen bir daha bir şeyhe gidemiyorsun, yolun kapanıyor. Bunu gördüm ben, hani tecrübe bu. E ben de az tecrübe değil, ben yirmi altı yaşında yolla tanıştım, yaşım atmış üç de ben yuvarlak hesap yapayım atmış beş deyip çıkıyorum. Az değil, tecrübe. Yani nice eski dervişlerle tanıştım, görüştüm, hep şeyhleri vefat etmiş. Hani kendilerince onlar biz vefa gösteriyoruz diyorlar, o ölen şeyhin dersini çekiyorlar. Ben inceden soruyorum hiç mi rüyanızda bir şeyhi görmediniz, kalıyorlar. Hiç mi rüyanızda Cenab-ı Hak size yeni bir şeyh göstermedi. Sonuçta bunlar kıyamete kadar devam edecek. Hadisle sabit. E sen hadisle sabit olan bir şeyi nasıl inkar edebilirsin? inkar ediyorsan hadis-i şerifi inkar ediyorsun. inkar edince ayet-i kerimeyi inkar ediyorsun. De ki ben edebe mugayyir hareket ettim, edebe riayet edemedim. Ben onun kıymetini bilemedim. Ben yanlışlıklar yaptım, ben eksiklikler yaptım, benim yolum o yüzden kapandı. Onu de bari. Onu da demiyor. Kendince haklı, ‘bu zamanda icazetli şeyh mi var?’ Allah Allah! iyi, icazetsiz veli olmuyor mu? Velilik kağıda mı bakıyor bir tek? Küçümsediğim için değil, aha kâğıt olsa ne olacak olmasa ne olacaktı. Büyük bir kısmınız bende hiçbir kağıt yoktu, bazı şeyleri de açıklamıyordum, intisap edip ders aldınız mı? Bizim arkadaşlar bile bazı şeyleri böyle idrak edemediler. Halbuki Şeyh efendi sağlığında açıklattı mı? Açıklattı. ilan ettirdi mi? Ettirdi. Bir kısım arkadaşlar bunu anlamadılar bile, hani ya bunu zaten Şeyh efendi ilan ettirdi. Ne oldu? Ben izliyorum, Allah rahmet eylesin şeyh Efendiye karşı edebe mugayyir hareket edenler kaldı, yıllar geçti bakın, daha bir şeyhe intisap edemediler. Onlara gidip sorduğunda şunu diyecek, şeyhim bize dedi ki böyle kalın devam edin. Ben Şeyh efendinin vasiyetini açıkladım dervişlere onu dinletmediler bile. Şeyhinin vasiyeti, birisine söylemiş, ben öldükten sonra vasiyet et demiş, onu dahi dinlemediler. Evet, o yüzden Hz. Ömer gibi bir zat o Allah’ın sırlı dostuna edeple yaklaştı ve onun korktuğunu, onun ürktüğünü görünce koca Ömer dedi ki “Benden korkma, benden çekinme benden ürkme” çünkü dedi “Allah’tan sana müjdeler getirdim. “Müjde.” O zaman ne diyordu hadis-i şerifte “Allah dostlarına hem dünyada hem de ahirette müjdeler vardır.” Cenab-ı Hakk’ın dostlarına hem dünyadayken hem de ahiretteyken müjdeler vardır. işte Hz. Ömer radıyallahuanh hazretleri de o çalgıcıya dedi ki sana Allah’tan müjdeler getirdim Evet, 2180. beyitten önümüzdeki hafta devam edeceğiz haklarınızı helal edin. El-Fatiha maassalavat. Amin.
Velilerin velilikleri ne zaman devam eder?
O yüzden her peygamber bir velidir, velilikleri devam eder. Velilik nurları onların kaybolmaz, velilik nurları. Bir velilik nuru bir kimsenin üzerinde tecelli ettiyse o kaybolmaz. Oradan geri dönüş yoktur artık.
Mezarlık neden bir rumuz olarak anlatılmaktadır?
Burada mezarlık bize farklı bir rumuz gösteriyor ya da ben öyle anlıyorum çünkü bir kimseyi mezara koydun öldü ama hadis-i şerifte de Allah Resulü bize buyuruyor ki ölmeden önce ölünüz. O zaman ölmeden önce ölünce sen yaşayan bir ölü gibi oldun, hatta Allah’ın velileri, Allah’ın dostları, yaşayan ölüler gibidir. O yüzden yaşayan ölüler, bakın yaşayan ölülerin peşinden gidin. Onlar çünkü dünya heva ve hevesinden şatahatından, şatafatından kurtulmuş, dünya sevgisinden kendilerini azat etmişlerdir.
Yaşayan ölüler neden dünya ile bağlarını koparmışlardır?
O yüzden onlar takva kapısında dururlar, onlar aşk kapısında dururlar, onlar muhabbet kapısında dururlar, onlar ahiret kapısında dururlar. Böyle olunca onların dünyayla fazla işleri, iştigalleri yoktur. Sadece varmış gibi görünürler, dünyayı terk etmemiş gibi görünürler ama gerçek manada onların dünya ile işleri bitmiştir.
Mustafa Özbağ’ın yemek hazırlamak için ne yapmıştır?
Anneme dedim ki: "Şeyh efendi, birkaç kişi daha gelecek." "Aha," dedim, "bu kuru fasulye, bu da pirinç. Bize bir kuru fasulye bir pirinç yap," dedim. "Ne?" dedi, "adamlar mı gelecek?" dedi. "Evet," dedi. "Ben dul kadınım," dedi, "bir sürü adam, ne işim var benim burada?" dedi.
Felsefecilerin cansız varlıkların hareketini inkâr etmesine rağmen neden elleri ve ayakları bunun imkânına şehadet ederler?
Felsefeciler normalde, hani, cansız varlıkların bir ses çıkaramayacağına, onların bir akıllarının olmadığına, o yüzden normalde cansız varlıkların bu konuda kendi başlarına bir ihtiyarlarının da olmadığını söyler. Oysa, Hazreti Pîr bunun normalde, böyle olmadığını ispat etmek için kendi insanın üzerinden bir örnekleme yapıyor. Diyor ki: Onun eli ayağı cansızdır; canı ne derse ikisi de fermanına uyar, dedğini yapar. Felsefeciler dilleriyle cansız şeylerin hareketini, seslenmesini inkâr ederlerse de elleriyle, ayakları bunun imkânına şehadet edip durur.
İslam, cansız varlıkların kendilerine ait bir canı olduğunu düşünür mü?
Oysa islam, bu konuda insanların cansız olarak gördüğü varlıkların da kendilerine ait bir canının olduğunu düşünür ve öyle hükmeder.
Mahşerde hesap zamanında insanların kendi uzuvları neden şahitlik eder?
Veyahut da mahşerle alakalı âyet-i kerimelerde, mesela mahşerde hesap zamanında insanların kendi elleri, ayakları, dilleri, gözleri, kulakları, uzuvları yani, o kimse şahitlik yapacak. Ama iyi noktada ama kötü noktada. O yüzden, Yâsîn sûresi âyet 65’te: "O gün onların ağızlarını mühürleriz, elleri bize konuşur, ayakları yaptıklarına şahitlik eder." Yani ağzınız mühürlendi; elleriniz ve ayaklarınız, gözleriniz, kulaklarınız bu noktada şahitlik edecek. Göz diyecek ki: "Ben bunu bunu yaptım." Dil diyecek ki: "Ben bunu konuştum." El diyecek ki: "Ben bunu böyle böyle yaptım." Ayak diyecek ki: "Ben bunu böyle böyle yaptım." Yani bizim kendi uzuvlarımız bize şahitlik edecek, zaten bir şey itiraz etme imkânımız olmayacak.
Varlık alemine sudur eden hiçbir şey yok mudur?
Bakış, varlık alemine sudur eden hiçbir şey yoktur ki Cenab-ı Hakk’ı zikretmemiş olsun. Bütün her şeyin kendi lisanına göre zikri vardır.
Kabir azabının nasıl hafifletilebileceğini anlatan örnekler nelerdir?
Mezarlıklarınızı kara selvilerle donatın. Bunu da terk etti ümmeti Muhammed. Gidin mezarların başına kara selvi dikin. Gidin annenizin, babanızın mezarının başına kara selvi dikin. O aidiyet kesbedin ve annenizin, babanızın veya yakınlarınızın, o vefat eden kimsenin başında o selvi estikçe hadis var çünkü. Kabirdekinin kabir azabı hafifleyecek. E gidiyorsunuz şimdi, gidin mesela imam Birgivi hazretlerinin başında kocaman bir kara selvi var, dört beş kişi toparlansa ancak bir onu sarar.
Salih Allah razı olsun Kız Kulesi’nde kahve içmenin hayalini kurmuş değil mi?
Öyleydi değil mi o? Tam karşısında, tamam. Salih Allah razı olsun öyle bir hayal kurmuş. Salih bütün her şeyi biz öteye bıraktık yavrum, ötede Cenab-ı Hak artık neylerse güzel eyler. O yüzden hakkınızı helal edin inşallah. Salih de güzel hayal kurmuş, ne güzel, Kız Kulesi’nin karşısında bir de kahve içeceğiz ha Salih. Güzelmiş, hayalen de içeriz, ne olacak yani, hayale para almıyor nasıl olsa, istediğin gibi hayal kur.
İsmail’e özel bir davranış var mı?
İsmail sen hariçsin bu işten, senin özelliğin var, hiç kimse senle yarışmasın. iyi bakıyor musunuz ismail’e? Bir şikayeti var mı yok mu? ismail var mı bir şikayet? Bak sessiz kaldın. Yakarım o Demirtaş’ı bak, ben yakmasam da şeye söylerim, iğdirli bizim Mehmet’e. Mehmet iğdir’i yakamadı, Demirtaş’ı yakar ama Mehmet hem haber bekliyor zaten, yakacak, muhtar bile korkmuş ondan.
“Felsefecinin dini inkâra yahut din ehliyle mübahaseye kudreti yok- tur mudur?
“Felsefecinin dini inkâra yahut din ehliyle mübahaseye kudreti yok- tur. Böyle bir şeye girişirse hak din onu mahveder.”
Dinde reform yapmamız gerekir mi?
Dil ne? Revize edilmesi lazım. Ne kadar tatlı değil mi? Revize etmek! Ne kadar tatlı! Neydi bir de r ile başlayan gene? Reform. Dinde reform yapmamız lazım. Evet. Her şey bitti, dinde reform kaldı. Her şeyi revize ettik, bir de dini revize edelim. Bu neden? Aklı üstün tuttu çünkü, aklı üstün, tuttu.
Neden dinde reform yapılmalıdır?
Aklı üstün tuttu çünkü, aklı üstün tuttu. Toplum veya islam dünyası, bu sözlerin nereye gittiğinin farkında değil. Bununla neyin kastedildiğinin farkında değil. Revize edeceğim dediğinde ben aklıma göre dini tekrar reforme edeceğim. Bu ayetler olmaz, bu hadisler olmaz, at kenara. Fransız gavurundan ne farkımız kaldı o zaman? Fransız gavuru Macron da diyordu ki Kur’an’daki cihat ayetlerinin çıkarılması lazım.
Cihat ayetlerinin çıkarılması neden gerekir?
Bu Kur’an’daki cihat ayetleri durduğu müddetçe Müslümanlarla problemimiz var bizim. Neden? Müslümanları istedikleri anda bombalayacaklar, istedikleri anda işgal edecekler. Müslümanların kanını, namusunu, şerefini, haysiyetini, parasını ütecekler. Sen susacaksın. Paranızı ütecekler, yüzde elli kusur faizlerle paranızı ütecekler. Siz susacaksınız. Ekmek alırken yüzde elli faiz ödeyeceksiniz.
Ekmek alırken faiz ne kadar olur?
Bildiğiniz ekmek, Türk toplumunun birinci gıdası ekmek. Onu alırken yüzde yetmiş beş gitti bedavadan. Nereye gitti? Deccalist sisteme gitti. Dünya üzerinde en yüksek faiz Türkiye’de, ikinciyiz biz. Dünya üzerinde ikinciyiz faizin yüksekliğinde.
Neden hadis-i şerifteki haramlar serbest?
Vahyi ister misin, istemezsin? Hadis-i şerif senin aklına o zaman uymaz. Ne diyor hadis-i şerifte? “Kim bir Müslümandan faiz alırsa annesiyle Kabe duvarının dibinde zina etmiş gibi olur” diyor. Ondan sonra bu hadis-i şerifte önce ilahiyatçılar karşı çıkıyor. Aklı üstün tutuyorlar çünkü vahyi değil. Vahyi üstün tutmuş olsa, vahyi üstün tutmuş olsa haramları yasaklar.
Neden vahyi üstün tutmamak haramları yasaklamaz?
Vahyi üstün tutmuyorsa haramlar serbest, helaller yasak olur. Allah bizi affetsin. Âmin. Yani o yüzden bizim bu noktada düşünmek veya hakikati aramak veyahut da doğruyu aramak bizim bu noktada bir sıkıntımız yok. Bir Müslüman hakikati arar. Bir Müslüman doğruyu arar. Bir Müslüman hem ahlaki olarak en doğrusunu yaşamaya çalışır hem de metafizik olarak en doğrusunu yaşamaya çalışır.
Neden faizler %50’ye ulaştı?
Neden zina artmış ülkede %5.000? Sorguluyorum. Neden uyuşturucu kullanan gençler artmış %5.000? 2013’te %1800 artmıştı. 2013’te 2025’teyiz. Her sene katlanarak gittiğinizde %5.000 artmış. Neden uyuşturucu kullananlar %5.000 artıyor bu ülkede? Sorgulayın. Sorgulayın. Niçin ülkenin %70’i açlık sınırının altında yaşıyor? Sorgulayın. Kur’an size sorgulayın diyor. Vahiy size sorgulayın diyor. Vahiy size bu konuda itaat etmeyin diyor. Vahiy size zulme karşı durmanızı istiyor.
Neden islam dünyasında harıl harıl kan akıyor?
Vahiy bunu sorguluyor. Diyor ki: “Senin kanını akıtanın sen de kanını akıt. Onlar sizinle savaştıkları müddetçe siz de onlarla savaşın” diyor. Vahyi sorguluyor. Miting yapın demiyor, savaşın diyor. Neden savaşmıyoruz? Kur’an bizi sorgulamaya yöneltiyor. Kur’an bizi cihada yönlendiriyor. Kur’an bizim kanımızı akıtanın kanını akıtmaya yönlendiriyor. Neden sorgulamıyoruz? Neden zulme boyun eğiyoruz?
Neden felsefe sorgulamayı söyler?
Felsefe sorgulamayı söyler. Ben sorgulayınca önüme bunlar çıkıyor. Onlar dini sorgulayacağım diye uğraşıyor. Neden Deccalist sistemini sorgulamıyorsun? Neden IMF’yi sorgulamıyorsun? Neden Dünya Bankası’nı sorgulamıyorsun? Neden Dünya Sağlık Örgütünü sorgulamıyorsun? Neden Avrupa mahkemelerini sorgulamıyorsun? “Bizim ne işimiz var!” Neden bizim dünya birleşmiş Milletler, Birleşmiş Milletlerliklerden çıkmış? Neden sorgulamıyorsun? Neden NATO’yu sorgulamıyorsun? Neden kanımızı emenleri sorgulamıyorsun?
Neden bizi fukaralığa mahkum edenleri sorgulamıyorsun?
Neden simit hesabı yapanları sorgulamıyorsun? Neden senin dinini alay edenleri sorgulamıyorsun? Neden Kur’an’a karşı çıkanları sorgulamıyorsun? Neden hadis-i şeriflerle alay edenleri sorgulamıyorsun? Neden senin dininle 7/24 alay eden medyayı sorgulamıyorsun? Bunlara us pus duran siyasetçileri neden sorgulamıyorsun?
Neden Merkez Bankası kapatılmalıdır?
Kapatın bu Merkez Bankası’nı diyorum. Sorguluyorum. Neye çalışıyor bu Merkez Bankası? Kapatın diyorum. Faizci bütün kurumları kapatın diyorum. Sorguluyorum. Ne güzel bir memlekette yaşıyoruz! ingiltere’de yıllık faiz %3. ingiltere’de yıllık faiz %3 Adam gidip ingiltere Merkez Bankası’ndan veya ingiliz bankalarından %3 faizle parayı alıyor, ülkeye getiriyor %50 ile burada satıyor. Sorguluyorum. Bu kan emiciler kim? Bu kan emiciler kim? Hangi ingiliz mafyası bunu yapıyor? Sorguluyorum. Evet. Avrupa’da %3. Hangi? Hatta bazılarında 2,5, bazılarında %2 faiz Avrupa’da. Adam Avrupa’da Türk şirketleri Avrupa’da bir şirket kuruyor. Avrupa’daki şirkete paralarını buradan aktarıyor. Avrupa’daki şirket geliyor Türkiye’den alıyor %50 faizle para satıyor. Sorguluyorum. Kimin cebine gidiyor bu para? Oturacağız, felsefe yapacağız ya, tavuk mu yumurtadan çıktı, yumurta mı tavuktan çıktı? Söyle bakalım hocam. Ne söyleyeyim sana? Önce tavuk mu yaratıldı yoksa yumurta mı yaratıldı? Ananın gözü yaratıldı! Felsefe bu! Kumda oynayacak. Uyanmayacaksınız ve baskı altında tutulacaksınız. Baskı altında. Konuşursanız laikliğe karşı çıktınız. Laiklik ne? Belli değil. Türkiye Cumhuriyeti Devleti demokratik insan haklarına saygılı hukuk devleti. Aaaaa? Hiç görmedik. Sorguluyorum. Sorguluyorum. insan hakkı dediğinizde ne geliyor aklınıza? Normal yaşayacak kadar ücret mi aklınıza geliyor? Ne geliyor a. Aklınıza? Yaşayacak kadar ücret ülkenin %70’i almıyor. 20.000 lirayla evlenecek bir genç göster bana. 15.000 lirayla geçinecek bir emekli göster bana.
Neden yeryüzünün hakimi Allah mı?
Sen nesin? Sorguluyorum. Sorguladıkça da önüme devasa bir şey çıkıyor. Felsefeden laf açıldı. Felsefe sorgulamak ya, ben ne yazık ki varlığı tanımlamayla alakalı mecalim kalmıyor. Diyorum ki bu insanların %70’i, %60’ı rahat geçinemezken %40’ı nerede tatil yapalımın derdindeyken bu %40’ının içerisinde %5’lik hayatı böyle yaşıyor. Sorguluyorum. Sorguluyorum. Boğazın her iki tarafındaki yalılarda yaşayanları sorguluyorum. Sorguluyorum, köprünün altında yaşayanları sorguluyorum. Sorguluyorum, evsiz olanları sorguluyorum. Sorguluyorum tapulu malı var, tapulu malı var devlet oraya el koymuş. Sorguluyorum. Sorguluyorum bu adam neden cezaevine girmiş? Sorguladığım zaman “Aa bundan cezaevine girilmemesi lazım” diyorum. Sorguluyorum. Evet.
Metinde sorgulama sonucunda ne tür bir durum ortaya çıkıyor?
Sorguladığım zaman hayat bana zindan oluyor. Sorguladığım zaman yediğimden tat almıyorum. Yemiş olmak için yiyorum. Sorguladığım zaman giydiğimden tat almıyorum. Giymiş olmak için giyiyorum. Sorguladığım zaman diyorum ki ne zaman düzelir bu ülke? Ne zaman düzelir bu insanlar? Bunu sorguluyorum kendi kendime. Sorguladığım zaman aldatılmışlıklarım aklıma geliyor. Kandırılmışlıklarım aklıma geliyor. Sorgulandığım zaman yediğim hançerler aklıma geliyor. Sorguladığım zaman diyorum ki nerede, nasıl satıldın onlar aklıma geliyor. Sorguladığım zaman hayat bambaşka bir noktaya gidiyor bende kardeşler ama sorgulamaktan vazgeçiyor muyum? Hayır. Dertlenmekten vazgeçiyor muyum? Hayır. Diyorum ki bir gün uyanacak her şey. Mustafa Özbağ sen diyorum üzerine düşen vazifeyi yap.
Bunlar benim affıma mı güvenip aldanıyorlar yoksa bana karşı mı benim rahmetime güvendikleri için mi böyle cüretkar davranıyorlar?
Şanıma yemin ederim ki onların üzerine öyle bir fitne, öyle bir musibet göndereceğim ki o çok yumuşak huylu, halim selim olan kimseleri bile şaşkına çevirecek.” işte bu zamanı yaşıyoruz, bu zamanı yaşıyoruz ve bizim üzerimize öyle bir belalar, öyle bir fitneler geliyor ki bizim üzerimize öyle şeyler geliyor ki biz bunlardan bile uyanmıyoruz. Enflasyon geliyor, en büyük fitne. Faiz geliyor, en büyük fitne. Fuhuş her yeri sarıyor, en büyük fitne ve bizi içimizden yıkıyor, çocuklarımız gençlerimiz helak oluyor, farkında değiliz. Bu münafık görüntülülerden oluyor.
İslam dünyasındaki tepkisizlik nedeni nedir?
Aynı şey; islam dünyasındaki alim hükmündekiler, islam dünyasındaki şeyh hükmündekiler, islam dünyasındaki cemaat lideri hükmündekiler tepkisizse, onlar da paralı eleman, satılmış! Ruhları sarışın. Yani böyle kendiliğinden sarışın olanlar bu lafımdan alınmasınlar.
Tasavvuf Vakfı Merkezi’nin faaliyetlerine dair ne söylendi?
A, soru varmış. Evet, soru değil, bir ilan herhalde. iki tane. Yarın saat 1,00’te burada, bu adreste, vakfımızda bayan semazenler ile bayanlara sohbet ve sema ve dua olacak, bayan misafirlerimizi bekleriz. Malum, bizim bütün vakıf ve dergah çatısının altındaki tüm hizmet ve programlar ücretsiz. Bunu özellikle söylüyoruz. Hani bundan da rahatsız oluyorlar! Neden bunu söylüyor muşuz? Söylüyoruz, siz hep böyle her şeyi ücretli yapıyorsunuz, size böyle şey geliyor, acı geliyor bu. Hani diyorlar, "Orada ücretsiz, siz neden ücret alıyorsunuz?" denilince rahatsız oluyorlar. Bizim bunu söylememizin amacı şatahat yapmak, hava atmak değil. Arkadaşlar, kardeşler, bütün Ümmet-i Muhammed’e sözüm, dini çalışmalardan ve hizmetlerden, bizim inancımız böyle, ücret alınmaz. Bizim inancımız bu, ücret istenmez. Bizim inancımız bu, o yüzden bunu beyan ediyoruz. Allah bizi affetsin. Amin. Rahatsız da olsalar, saçlarını başlarını yırtsalar da biz söyleyeceğiz ve ücret almayacağız, evet. Bir de burada teşekkür var. Ramazan boyunca teravihler ve teravih namazlarında aldığımız hizmet için evvela size, sonrasında hizmet eden tüm bay ve bayan kardeşlere teşekkür ederiz. Vesileniz ile harika bir Ramazan geçirdik, hamdolsun. Rabbim tekrarını nasip eylesin. Amin. Gerçekten uzun bir zamandan sonra, geçen sene de böyle, sonradan, Cafer, altı yedi gün sonra başladık değil mi şeye, teravihe biz geçen sene, evet, öyle başladıydık. Bu sene de dedik, birinci teravihten itibaren burada dedik teravihleri kılalım. Daha doğrusu benden kaynaklanıyor, ben yetişemiyorum. Hem teravihe yetişemiyorum zaman olarak, hem bir de teravih kılmaya yetişemiyorum. Maşallah hocalar jet olmuşlar. Allahu ekber…..Allah’ım ne okudu ne okumadı? Bugün gündüz de sohbette biraz beyan ettim, camide işte müezzin suphanallah diyor, ben suphanallah suphanallah suphanallah suphanallah suphanallah, daha yarısına gelmedim ben, elhamdülillah…Ya dedim, nasıl okuyorlar bunlar diyorum ben. Yani tesbihatı onlar bitiriyorlar, ben daha Allahu Ekber’in başındayım. Ha tesbihat bitti onların, ben daha Allahu Ekberde başındayım ben. Allahu ekber, Allahu ekber, Allahu ekber…
Balığın karnında kırk gün yaşamak ne tür bir şeydir?
Balığın karnında kırk gün yaşamak akıl üstü bir şeydir. Ya nasıl balığın karnında yaşar? Bugün haber vardı, botuyla beraber balina bir kimseyi yutmuş. Botuyla beraber, sadece şahıs değil, botla beraber yutmuş, hoşuna gitmemiş, dudağının kenarından tükürmüş atmış.
Körlerin elinden ne gelir?
Körlerin elinden ne ekmek gelir ne biçmek gelir ne alışveriş gelir ne de kâr ve kazanç.
Kör bir kimse nasıl manevi olarak kurtulabilir?
E bu dünyada körsün, sen normalde yaşamış olduğun dinin maneviyatından uzaksın. E hiç olmazsa bir görenin yanına git, ona boyun bük, ona diz çök de ki ya "ben bir görene tabiyim" de, nefsine uyma. E sen kör bir şekilde kendine yol aramaya çalışıyorsun. E yol bulamazsın, hatta daha da sapık olur çıkarsın. Kör olanlar bakın ayeti kerimede "Hatta daha da sapıktır" diyor. Kör olanlar sapkınlıklarını arttırırlar. Kör olan bir kimsenin her an için sapkınlığa düşme ihtimali çok büyüktür. O yüzden Bediüzzaman Said Nursi hazretleri der ki hani adi, samimi bir ehli tarikat bugünkü diyor mütefennin bir alimden daha fazla imanını korur. Sebep? Çünkü o üstadı, üstadı, üstadın üstadı onlara tabidir. O bir görene tabi. E şimdi görene tabi değilse o zaman o kimse nasıl bu dünyada dinini tam bir şekilde yaşayabilecek? Doğruyu eğriyi ayırt edebilecek, iyiyi kötüyü ayırt edebilecek? Bu çok zor bir şey. E o zaman öyle olunca normalde bu tip kör insanlar manevi de kör olduklarından dolayı varlık alemine bakıp varlık aleminde Cenab-ı Hakk’ın sıfatsal tecelliyatlarını görüp gözlerini açma noktasında da değiller. Onlar çünkü kör, o sıfatsal tecelliyatı da görmüyor. Manevi olarak da elinde bir delil yok. Öyle olunca sapıttıkça sapıtıyorlar. Allah muhafaza eylesin ve bakıyorsunuz gerçekten tam ahir zaman.
Kör bir kimse nasıl bir durumdadır?
Kör olanlar bakın ayeti kerimede "Hatta daha da sapıktır" diyor. Kör olanlar sapkınlıklarını arttırırlar. Kör olan bir kimsenin her an için sapkıçığa düşme ihtimali çok büyüktür. O yüzden Bediüzzaman Said Nursi hazretleri der ki hani adi, samimi bir ehli tarikat bugünkü diyor mütefennin bir alimden daha fazla imanını korur. Sebep? Çünkü o üstadı, üstadı, üstadın üstadı onlara tabidir. O bir görene tabi. E şimdi görene tabi değilse o zaman o kimse nasıl bu dünyada dinini tam bir şekilde yaşayabilecek? Doğruyu eğriyi ayırt edebilecek, iyiyi kötüyü ayırt edebilecek? Bu çok zor bir şey. E o zaman öyle olunca normalde bu tip kör insanlar manevi de kör olduklarından dolayı varlık alemine bakıp varlık aleminde Cenab-ı Hakk’ın sıfatsal tecelliyatlarını görüp gözlerini açma noktasında da değiller. Onlar çünkü kör, o sıfatsal tecelliyatı da görmüyor. Manevi olarak da elinde bir delil yok. Öyle olunca sapıttıkça sapıtıyorlar. Allah muhafaza eylesin ve bakıyorsunuz gerçekten tam ahir zaman.