Eûzü Billâhi Mine’ş-Şeytâni’r-Racîm Bismillâhi’r-Rahmâni’r-Rahîm
Efdâlü’z-Zikr Fa’lem Ennehû
LÂ İLÂHE İLLALLÂH
LÂ İLÂHE İLLALLÂH
LÂ İLÂHE İLLALLÂH
Hak Muhammedü’r-Rasûlulllah
Cemî’i’l-Enbiyâ-i ve’l-Mürselîn
ve’l-Hamdülillâhi Rabbi’l-Âlemîn
Selâmünaleyküm. Aleykümselâm. Allah gecenizi hayırlı eylesin. Ayınızı, yılınızı, ömrünüzü hayırlı eylesin. Rabbim cümle ümmeti Muhammed’i hak ve hakikati anlamayı, yaşamayı nasip eylesin. Cümlemize Kur’an ve sünnet-i seniyeye sıkı sıkı bağlanmayı nasip eylesin. Nerede Müslümanların namusuna, şerefine, ırzına, hakkına, hukukuna tecavüz ediliyorsa Cenab-ı Hak hepsinin de intikamını alsın. Hepsini rezil ve rüsva eylesin. Filistin’e yardım eylesin. israil’i batırsın. Destekçilerini batırsın. Deccaliyeti yerle yeksan eylesin. Doğu Türkistan’a özgürlük nasip eylesin. Bütün Müslümanları hür, özgür bir şekilde dinlerini yaşamayı nasip eylesin. Âmin. Geçen hafta:
“Kalpazanlar kalp paraya nasıl gümüş sürerler ve üstüne padişahın adını kazırlarsa, onların sözlerinin dış yüzü de tevhit ve şeriattır. Fakat iç yüzü ekmekteki delice tohumuna benzer.”
Bu biraz münafıklarla alakalı bir meseleydi. Hazreti Pir burada din münafıklarını, din döneklerini anlatıyor. Tabii bizim o geçen haftaki sohbetten sonra da biraz mahalleleri karıştırmışız. Gene gündeme düşmüşüz konuştuğumuz sözlerle alakalı ama biraz böyle hani, akil düşünen, elini vicdanına koyanlar demişler ki evet, yani söyledikleri doğru, haklı gibisinden. Bir başkasının doğrulaması bizi ilgilendirmiyor veya yermesi de bizi ilgilendirmiyor. Biz gördüğümüzü söylüyoruz. Biz bu noktada hissettiğimizi, anladığımızı söylüyoruz. Bu noktada birilerine yaranma derdimiz yok veya birileri konuştuklarımızdan dolayı düşman olacakmış, o konuda da derdimiz yok. Hak neyse, gördüğümüz biz onu anlatmaya çalışıyoruz. Benim herhangi bir partiyle işim yok. Bunu defalarca söylüyorum ben siyaseti 12
Eylül’den sonra bıraktım. Benim aktif siyasetle işim yok. Benim siyasetim Kur’an, sünnet, vatan, millet.
O yüzden benim öyle bir vatana, millete faydalı bir şey varsa alkışlarız. Vatana, millete faydalı bir şey değilse, eleştirilecek bir şeyse eleştiririz. Benim belediyelerden gelecek olan akçem yok, devletten gelecek olan akçem yok. Öyle bazen bunu böyle öyle zannederler. Ben de diyorum ki böyle yazanlara diyorum gidin Osmangazi Belediyesi CHP’nin elinde, Büyükşehir de CHP’nin elinde. Bizim vakfımıza veyahut da bizim kendimize, şahsıma veya vakfın adına bir kuruş geçtiyse biz her türlü hesabı vermeye açığız diyorum. Elhamdülillah, hamdolsun. Bizim ne kardeşlerimizin kursağına girer öyle bir şey ne de bizim kursağımıza girer. Ben o yüzden biraz fütursuzum. O yüzden biraz rahatım. Benim böyle bir derdim yok. Belediyelerden hangi partiden olursa olsun oradan nemalananlar düşünsün. Benim nemalandığım bir yer yok. Veyahut da devlette iş peşinde koşturan, ihale peşinde koşturan bir kimse de değilim veyahut da işte bürokratik veya siyasi oligarşiye gidip el pençe durayım, “Bana şurayı tahsis edin, bana burayı verin” böyle bir derdim de yok.
Program yapacaksak gideriz kirasını öderiz. Hatta en son Merinos’ta kirasını ödediğimiz halde yine program yaptırmadılar. Dediler ki önce valilik dedi ki güvenlik nedeniyle yapamazsınız. Mahkemeyi kazandık, ondan sonra ama sonradan da oranın, Merinos’un o bir müdür varmış orada, bizim Ömer tanıyor, demiş ben izin vermiyorum. Parasını yatırdığımız halde. O yüzden bizim böyle bir hesabımız kitabımız yok. Herhangi bir siyasi partinin arka bahçesi, ön bahçesi de değiliz. Bizi ilgilendirmiyor. Ne ilgilendiriyor? Vatanımızı ilgilendiriyor, milletimizi ilgilendiriyor, Kur’an ve sünnet bizi ilgilendiriyor. Bu konuda eksik, yanlış bir şey görürsek söyleriz. Deriz ki bunu yanlış yapıyorsunuz. Eleştirilecek bir şey varsa da eleştiririz. Kimseden bu noktada çekintimiz de yok. O yüzden derdimiz Kur’an, sünnet, vatan, millet, başka bir derdimiz yok. Bizde zekat memurları da yok, sadaka kutuları da yok, sadaka memurları da yok bizde. Cenab-ı Hak’ka hamdu sena olsun, bizim böyle bir derdimiz de yok. O yüzden varsa hakikat neyse konuşuruz, Kur’an sünnet neyse konuşuruz. E alınıyorlar. Ne alınıyorsunuz kardeşim? Sonuçta dünya üzerindeki muhafazakarları söyledim. Yine aynı şeyi söylerim, Türkiye’dekiler de aynı. Bu bir hastalık, bu bir imanî hastalık hem bir de imanî bir hastalık bu. Sen normalde Allah diyeceksin, Kur’an diyeceksin, sünnet diyeceksin, yola çıkacaksın. Sonra yola çıktığın insanları bir makama, bir mevkiye gelince sırtını döneceksin, satacaksın. Bunun en aşağı tarifi şerefsizlik, südü bozukluk, kanı bozukluk. Bunun en aşağı tarifi bu. Yola çıktıysan onunla beraber sen bir makama, mevkiye gelince, sen bir şey
oldum zannedince yola çıktığın insanları satmayacaksın kardeşim, onlara sırtını dönmeyeceksin. Böyle yapıyorsan hiç bu konuda lafımı da geri çekecek değilim. Sen namussuz, şerefsiz, südü bozuğun tekisin. Bu kadar basit.
Ben bazen derslerde söylüyorum, alınıyorlar. Ben yola çıktım. Kimle ilk ders verdiğim kimse? Oktay. Ben satmadım. Ölünceye kadar yanımdaydı. Kim? Nuri. Hala daha yanımda. Kim? Harun. Hala daha yanımda. Burada da örnekliyorum arkadaşları. Ben Cafer’i satmadım, Adnan’ı satmadım, Hüseyin’i satmadım. Bursa’da bana para teklif ettiler, “Bu adamları terk et” diye. “Biz yeteriz sana” dediler. Evet, nerede ismail bizim? ismail’i satmadım. Tanıştık, sevdik birbirimizi. Bitti. Demirtaşlılar iyi bilir. Ben onu çavuş ettim diye dergahın bir kısmı gitmedi mi ismail Demirtaş’tan? Gitti. Biz adam satmayı bilmiyoruz. Yanlışlık yaparsa söyleriz, anlatırız, bir daha anlatırız. A devam ediyor, o zaman alınacaksa başı alınır, ayrı mesele ama adam satmayız. Satmasını bilmiyoruz. Bizi satarlar, biz satmayız yine ama doğru bildiğimizi de söyleriz. O yüzden yola çıkıyorsun, Kur’an diyorsun, sünnet diyorsun, vatan diyorsun, millet diyorsun. iyi, koştur Allah koştur. Eee? Cukkayı görünce satıyorsun etrafındakileri. Beraber koşturduğunuz insanlar. Çünkü onlarla beraber o parayı yiyemezsin çünkü. Paylaşman lazım. Paylaşmak da zor gelir. O yüzden onu satacaksın, onunla arana mesafe koyacaksın, telefonlarına çıkmayacaksın, aramayacaksın, sormayacaksın. Ha kalabalık lazım. Siyasetçiler öyle yapar. Orada şakşakçı lazım. Açar telefon, “Nasılsın” işte adı neyse, “Yusufçuğum, nasılsın, iyi misin canım kardeşim? Ben seni çok severim bak. Hadi arkadaşları topla gelin. Ben filanca yere geleceğim. Biraz kalabalık görünsün.” Tabii ya o zaman lazım. Parayı yerken lazım değil. Türkiye’deki tırnak içerisindeki siyasetçiler böyledir. %90’ı böyledir. içinden birkaç tanesi namusludur. Onlar da içlerinde barınamazlar. Namuslu insan namussuzluğun kol gezdiği bir yerde barınamaz. Şerefli insan şerefsizliğin kol gezdiği yerde barınamaz. Ha, topa tutacaklarmış beni! Umrumda değil. Yaşım olmuş atmış dört, atmış dörtten sonra değişmeyeceğim. Ben on altı yaşında da aynıydım, ben yirmi dört yaşında da aynıydım, otuz dörtte de, kırk dörtte de, elli dörtte de, atmış dörtte de aynıyım. Yetmiş dört de olsa, seksen dört de olsa aynı olacağım. Ben yine lafımı esirgemeyeceğim. Çünkü şerefsizlerin yüzüne şerefsizliklerine ayna tutulmadığı müddetçe onlar şerefsizliğe devam edecek. Siz münafığın önüne bir ayna tutmazsanız o münafıklığa devam ediyor çünkü. istiyorlar ki hem münafıklık yapalım hem de insanlar bizi alkışlasın. Münafığı alkışlayamam. Şerefsiz bir insanı alkışlayamam. Rüşvetçi bir insanı alkışlayamam. Hırsız bir insanı alkışlayamam. Yapamam bunu.
Kur’an’a, sünnete zarar veren bir kimseyi alkışlayamam. Kur’an ve sünnete sırtını dönen insanı alkışlayamam. imanım el vermez buna. Çünkü birisinin gücünden dolayı, birisinin zenginliğinden dolayı eğer siz onu alkışlarsanız, boyun bükerseniz hadis-i şerifte diyor ki: “imanınızın yarısı gider.” Siyasetçidir, bürokrattır, beni ilgilendirmez. Ben Kur’an ve sünnet ne emrediyorsa onu söylerim. Analiz ediliyorsa bilgim nazarında analiz eder söylerim. işine gelmiyormuş? Beni ilgilendirmez. Allah bizi dosdoğru yolundan ayırmasın. Kur’an ve sünnet-i seniyyeden ayırmasın. Hak ve hakikatten ayırmasın. Hak ve hakikat üzerine bu dünyadan göçüp gidenlerden eylesin. Âmin. Ecmain. “Felsefecinin…” Şimdi Hazreti Pir, felsefecilere döndü. Geçen ders böyle münafıklarla alakalıydı. Bugünkü beyitler felsefe ile alakalı:
“Felsefecinin dini inkâra yahut din ehliyle mübahaseye kudreti yok-
tur. Böyle bir şeye girişirse hak din onu mahveder.”
Felsefe, Yunanca kökenli bir söz. Bunun normalde Grek dilinde Philo veya Sophia olarak geçmiş. Aslında çıkış noktası gayet şey, masumane; hikmeti sevme, hikmeti arama. Yunan bunun normalde eğer ki böyle bizim topraklarımızdan çıkmış olan Yunan felsefesine veya eski Grek, Helenistik felsefeyi incelediğimizde bu topraklardan çıkma. Yani dünya üzerinde yazılı olarak felsefenin başlangıcı Ege Bölgesi. Yani bildiğiniz Yunanistan değil. Aslında bildiğiniz Yunanistan, Helenistik çağın devamı da değil. O Helenistik veya Grek felsefesi Anadolu’nun. Avrupa böyle Anadolu’da böyle bir hani felsefenin varlığını biliyor. Yunanistan’ı Yunanistan olarak isim koymaları sanki o Helenizmin devamıymış gibi göstermeleri kendi felsefelerinin temelini sağlamlaştırmak için. Avrupa onları normalde Yunanistan olarak söyler. Aslında Yunanlılar, oradaki Yunanistanlılar gerçek Helenist değildir. Bunun ayrı bir tarihi konuşması olabilir. Derdimiz o değil. Derdimiz normalde felsefenin nereden çıktığı. Felsefe bu manada bu topraklarda yani Ege Bölgesinde normalde sudur etmiş bir hikmet arayışı. Hikmet arayışı! Hikmet, Müslümanların da arayışında. Hadis-i şerifte demiş ya: “Hikmet Müslümanın yitik malıdır, Çin’de de olsa gidiniz alınız” demiş. Bakın bunu çevirirlerken Türkçeye ilim olarak çeviriyorlar. ilim değildir, hikmettir bu. Çünkü bana sorarsanız hikmet ne diye, ben diyeceğim ki Hazreti Muhammedi Mustafa’nın sallallahu aleyhi ve sellem in sünneti. Bunu ilim olarak bizim dilimize çevirdiler. Bize öyle bunu söylediler. Bu hikmetin karşılığı ilim değildir çünkü. Hikmet ilimi de kapsar ama hikmeti sadece ilim dersek daraltmış oluruz. Çünkü hikmet hem maddi alemi hem de bugünkü dilde metafizik diyorlar ya, manevi alemi de kapsar. Hikmet fenni de kapsar, matematiği de, kimyayı da kapsar ama hikmet aynı zamanda Allah’ın varlığının bilinmesini de kapsar, Allah’ı tanımayı bilmeyi de kapsar hikmet.
Zaten normalde o Helenistik çağın daha da eskisi Grek çağın felsefecileri varlığı tanıma, varlığı yaratanı tanıma için yola çıkmışlar. Onun çıkış noktası bu. islam’da hani hikmet dediğimizde o zaman bütün hem dünyevi hem de uhrevi ilimleri bütünüyle bir bütün olarak içine alan bir kavram hikmet dediğimizde. Hani ayet-i kerimede de diyor, “Kime hikmet verildiyse ona çok güzel, çok önemli bir şey verilmiştir.”
O yüzden bunun içerisine tefekkürü koy, bunun içerisine normalde akli muhakemeyi koy, bunun içerisine fikri muhakemeyi koy. Fikir ayrıdır, akıl ayrıdır. Bunun içerisine, hikmetin içerisine kalbi muhakemeyi koy, kalbi aklı koy, bunun içerisine ruhu koy, bunun içerisine sırrı koy, bunun içerisine Allah’a yakınlaşmayı koy. Hikmet dediğinizde bütün her şeyi içine alır. islami olarak düşünürsek bu manadan bakarsak Kur’an ve sünnet bu manadan bakarsak Kur’an ve sünnet düşünmeyi hakikat arayışı olarak görür. Yani sonuçta biz vahye tabi düşünürüz. Biz aklımızı da vahye tabi tutarız ama son dönem felsefe, genel olarak aklı ilahlaştırır. Bizim bu noktada felsefeye karşı çıkışımız aklı ilahlaştıran felsefeye karşı çıkarız. Ben aklı ilahlaştıran felsefeye karşı çıkarım. O yüzden ibni Rüşt’e de karşı çıkarım. Çünkü aklı önde tutmuştur vahyin üstünde tutmuştur. Farabi’ye de karşı çıkarım. Sebep? Farabi de aklı önde tutup aklı ilahlaştırmıştır, vahyin üstüne çıkarmıştır.
Şimdi bir kısım böyle bizim içimizdeki böyle islamiymiş gibi görünen profesörler, islamiymiş gibi görünen felsefeciler Farabi’yi, ibni Rüşt’ü böyle havalara çıkarlar. Aslında kalplerinde maraz var. içlerinde maraz var. Maraz ne? Onlar ibni Rüşd’ü ve Farabi’yi vahyin üstünde tuttukları için öne alıyorlar. Ama Kindî’yi okumazlar örneğin, Gazali’yi okumazlar örneğin, Gazali’yi eleştirirler. Oysa Gazali de Tahafütü’l Felasife’de Farabi’yi de ibni Rüşd’ü de lime lime atar. Zaten Aristoymuş, Eflatunmuş, onları zaten atar. Onlar çekirdek gibidir, zaten atar onları ama ülkemizde ne yazık ki yani islam ülkelerinde, bilhassa Anadolu’da, bilhassa istanbul’da, Anadolu dediğimde bütün Türkiye, istanbul da dahil buna ama bir kısım böyle kendisini entelektüel görenler ibni Rüşt’ü ve Farabi’yi öne çıkarırlar felsefede. Hatta siyasetçiler de vardır bunun içerisinde. Yani muhafazakar, dindar siyasetçilerin de bir kısmı Farabici veya ibni Rüştücüdür gizliden. Mesela onlar kakarlar Ali Şeriati’yi de koyarlar işin içerisine. Yani o bir kısım dindar kesim Ali Şeriaticidir mesela. Siz onları mesela işte Refah Partili, AK Partili olarak isim de vereyim, görürsünüz, öyle onların içindedir. Onların içerisinde bunları savunan insanlar vardır. Yani o yüzden birisi çıkar, “1400 yıl önceki dinin ahkâmıyla bir şey yapamazsınız, geçti onlar. Dinde bunların hepsinin de yenilenmesi lazım” der. Der! Sonra tepkiyi de görünce “Ben öyle demek istemedim” der. Çünkü felsefenin çıkış noktası aklı kullanmaktır. islam
ise aklı vahye bağlar. Bakın tekrar ediyorum bunu, felsefenin çıkış noktası aklı yüceleştirmek, aklı kullanmaktır, aklı ilahlaştırmaktır. islam aklı reddetmez, akılla savaşmaz da ama islam aklı vahye tabi tutar. Ayrıldığı yer burasıdır. Bakın ayrıldığı yer burasıdır. Ben kendimce örneklendirmek istersem, ben düşünceye aykırı değilimdir, ben hikmete aykırı değilim. Ama ben aklı ilahlaştırmaya aykırıyım. Sen aklını ilahlaştırma. Aklın vahye tabi olduğu müddetçe sana faydalıdır. Aklını vahye tabi tutmuyorsan o akıl seni helâka götürür, cehenneme götürür. Hatta sen o aklında fitne çıkarır, o aklında insanları da cehenneme götürürsün. Çünkü ahir zamanda öyle kimseler çıkacak ki bunlar sizin dilinizden konuşacaklar, sizdenmiş gibi konuşacaklar. Ama onların götürecekleri yer cehennem olacak diyor.
Demek ki ahir zamanda öyle insanlar çıkacak, bu insanlar toplulukları arkalarına takacaklar tabiri caizse. Devasa toplulukları olacak bunların ama bunların davet ettikleri, çağırdıkları o toplulukları götürdüğü yer cehennem olacak. Sebep? Bunlar sapkın çünkü vahiye tabi değil. Şu anda islam dünyası vahye tabi olsa, islam dünyasının idarecileri vahiye tabi olsa islam dünyası böyle zulüm altında durmaz. islam dünyası ne yazık ki vahye tabi değil. Yöneticileri de vahye tabi değil ama arkalarındaki kitleleri aldatıyorlar, kandırıyorlar, ütüyorlar. Bakın her gün Müslümanların kanına, namusuna, şerefine, haysiyetine, ırzına tecavüz ediliyor ve Müslümanlar bütün ülkelerde haksız bir şekilde cezaevlerine tıkılıyor ve haksız suçlamalarla cezaevlerinde ömürleri tükeniyor o insanların ve islam dünyası bu zulümler altında inim inim iniyor. Adam Gazze’yi konuştu diye cezaevine konuluyor. israil’e kahrolsun israil dediği için cezaevine konuluyor. Katil israil denilince cezaevine konuluyor. Bütün dünya üzerinde böyle. E basında da okuyoruz, Türkiye’de de aynı, benim okuduklarım. Tekirdağ’da mı nerede bir yerde birisi bir böyle bir üç dört kişi toplanmışlar bir şey demişler, altı aydan beri cezaevindeler adamlar. islam dünyası vahye tabi olmadığı için bu sıkıntıları yaşıyor. Vahye tabi değil. Allah bizi affetsin. Âmin. O yüzden normalde vahiy ise Allah’ın mutlak hikmetidir, bilgisidir vahiy ve normalde akıl vahyin kulu olursa, vahyin kulu olursa hikmete ulaşır. Akıl vahye tabi olmazsa zındıklaşır, kâfirleşir, şeytanın emrine girer ama ne yazık ki bu son iki yüz yıldan beri aklı vahyin üzerinde görmeye başladılar. Bu hastalığı bizim içimize attılar ve aklı vahyin üstünde görmek entelektüellik oldu, modernite oldu. O yüzden islam’ın olmazsa olmazlarının üzerinde tartışmalar var. Yani ne diyor? Namaz salattır diyor. Yaptığınız ibadet değil diyor. O namaz değil diyor. Yani küçümsüyor. Yani siz diyor ritüellere tabisiniz. Ritüellere tabi olunca hani siz ritüeldesiniz. Yani bir namazın özü sizde yok yani! Ya? Namazın özü onda! Çıkıyor televizyona, anlatıyor. Küçümsüyor namaz
kılanları. Kur’an ve sünnete tabi olma mücadelesini verenleri küçümsüyor. Çünkü aklı Kur’an’dan üstün tuttu. Aklı vahiyden üstün tuttu. Aklı Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem den üstün tuttu. Büyük felsefeci, büyük düşünür oldu öyle denilince.
Oysa Casiye 23’te diyor ki: “Hevasını ilah edinen kişiyi gördün mü? Allah onu bilerek saptırmış, kalbini ve kulağını mühürlemiş, gözünün üstüne perde çekmiştir.” Buradaki heva dediği şey insanın nefsine bağlı aklı. O kimse hevasına uyuyor. Hevasına uyudukça devam ediyor. Allah da onun gözünü de kulağını da kalbini de mühürlüyor. Allah mühürlediği için öyle yapmıyor. O öyle yaptığı için mühürlüyor Cenab-ı Hak ama ne yazık ki islam dünyasında sünnet-i seniyyeye tabi olmak, Kur’an’ın ahkamına tabi olmak gericilikmiş gibi algılanıyor. Moderniteden uzak o kimse Kur’an ve sünnete bağlıysa. Oysa din söz konusuysa Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri: “Size iki şey bıraktım. Kim sımsıkı yapışırsa asla sapıtmaz. Birisi Allah’ın kitabı Kur’an, diğeri de benim sünnet-i seniyyem.” Başka bir rivayette de ehlibeytim der. E şimdi böyle olunca burada demez ki Hazreti Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem size aklı bıraktım, siz Kur’an’ı kenara alın aklınız nasıl hükmettiyse öyle devam edin. Böyle bir hadis-i şerif yok! Aklın vahye tabi olacak. O yüzden yani günümüzün genel olarak felsefe ile alakalı meselelerde eskiden de bu aynıydı. Bu önceden de böyleydi. Yani normalde islam’ın o 300.400. yıllarda ne yazık ki böyle o Grek felsefesi elden geçirilmeden çevirilerekten islam dünyasına hızla girdi onlar. Hızla girince neresi yaramaz, neresi yarar incelemediler bile. Onların hepsini aldılar. Hatta bir kısmı da işte kimisi Sokrates’i, kimisi Aristo’yu peygamber ilan etmeye kalktılar ya. Hani peygamber olabilir dediler. Bunu söyleyenler var. Allah bizi affetsin. Âmin ama mesela felsefede sadece akıl vardır. Oysa iman eden Müslümanda aklın üstünde Allah’ın nuru vardır. Kime o nur verildiyse ayet-i kerimeyi hatırlayın. O nurla hani o kalpte olan nurla aklın üstündedir o. O kimse yanlışı doğruyu ayırt eder.
“Kim Allah’tan hakkıyla korkarsa Cenab-ı Hak onun kalbine bir müftü koyar.” Bildiğiniz müftülerden değil o. Bu Cenab-ı Hakk’ın müftüsü. Bu devletin müftüsü değil. O size doğruyu yanlışı öğretir çünkü. O yüzden akıl Allah’ın nuruyla aydınlanırsa akıldır. Akıl eğer Allah’ın nuruyla aydınlanmadıysa kördür, karanlıktır. Kördür, karanlıktır. Seni bir yere götürmez. Rabbim muhafaza eylesin. Âmin. O yüzden ister bunun içerisine ibni Sina’yı da koyun, bunun içerisine Farabi’yi koyun, bunun içerisine ibni Rüşt’ü de koyun. Bunlar aklı üstün tutmuşlardır. Allah bizi affetsin. Âmin. O yüzden ha firavun, ağır olacak bu sözüm ama ha aklı üstün tutan bir kimse. Ha şeytan ha aklı üstün tutan, vahiyden üstün tutan bir kimse, arasında bir fark yoktur.
Nemrut da çok akıllıydı, Firavun da çok akıllıydı ama vahyin karşısında yenildiler. Nemrut ibrahim’e yenildi, Firavun Musa’ya yenildi, Ebu Cehil Muhammedi Mustafa’ya yenildi Sallallahu Aleyhi ve sellem e. O yüzden felsefe yani aklı vahiyden üstün tutan felsefe, dinin karşısında yenilmeye mahkumdur. Hazreti Pir de onu söylüyor. O yüzden bu felsefeciler böyle islam dünyasına veya Müslümanlara yaklaşırken şöyle yaklaşıyorlar: “Felsefe bir dünya görüşüdür, varlık üzerinde genel bir teoridir.” Baktığınızda bu böyle çok tatlı geliyor bize. Hani bunu böyle tehlikeli bir şey görmüyorum. Ben konuşurken diyorum kardeş, aklın vahiyden üstün mü değil mi? Bunu aklım almıyor. Hani bakın buna hadis-i şeriflerle başladılar. Ne dediler? işte bir hadis-i şerif akla aykırıysa biz onu reddederiz. Bu kafirlik, bu münafıklığın işaret fişeğiydi bu. Bunu islam dünyası satın aldı. Bunu diyanetçiler, ilahiyatçılar satın aldı. Bunu siyasetçiler satın aldı. Yani hadis-i şerife bakacaklar. Hadis-i şerif onların akıllarına uyuyorsa hadis-i şerif olarak kabul edecekler. Ama hadis-i şerife bakacak. Onun aklına uymadı, onun aklına uymadığı için hadis-i şerifi reddedecek. Akılperestliğin başlangıcı bu. Bizim hoşumuza gitti bu. islam dünyasının hoşuna gitti: “Evet, aklımıza uyuyorsa alırız.” Allah Allah! Yani sen Allah Resulünden daha iyi düşünüyorsun öyle mi? Yani vahiy sana geldi yani? Ve bu böyle yaygınlaştı. Farkında mısınız? Bütün böyle evlerde, okullarda, caddelerde, gazetelerde, televizyonlarda, ilahiyatta, diyanette bunu böyle söylüyorlar. Yani o hadis-i şerif akla uygunsa alıp kabul edeceğiz. Aklımıza uygun değil ise biz onu kabul etmeyeceğiz, reddedeceğiz. Burdan başladı ya, burada durmadı bu.
Şimdi ne diyorlar? Şimdi Kur’an’a dil uzatıyorlar ve diyorlar ki mesela o gitti ya, Almanya’ya gitti, profesör. Neydi onun adı? Mustafa Öztürk. Ne diyor? Bu diyor ayet-i kerimeler Allah’ın kelamı olamaz. işaret fişeğini patlattı. Bunu gizliden gizliden kendi kendilerine bunu konuşuyorlardı. Bunların başlangıcı nereden? ilahiyattan. O da nereden? Şimdi hadisleri inkar eden neydi? Mehmet…Neydi o? Mehmet Okuyan. Hocası kim? Süleyman Ateş. Süleyman Ateş’in hocası kim? Nereden etkilendi? Afganî’den. Peki, öldü ya bir tane daha diyanetçi vardı, Yaşar Nuri. Hocası kim? Çok metheder o. Sorun akıllılara, Yaşar Nuri’nin hocası kim? Profesör kim? Bir şeyin geldisine bakacaksınız. Adam şeyhlik yapıyor, değil mi? Onun şeyhi kim? Onun şeyhi kim? Aynı şey. Neyse kurtarayım sizi. Hüseyin Atay, Ankara. Peki onun etkilendiği yer neresi? Mason Afganî yine. Bakın, bunlar sapıklık kanalları. Sapıklık kanalları. O devam ediyor. O yüzden hani böyle bunlar yaklaşırlarken az önce bir hadis-i şerif söyledim ya, bizdenmiş gibi davranırlar. Bizdenmiş gibi davranıyorlar. Bizim gibi konuşuyorlar ve dediler ki hadis-i şerifler akla uygunsa kabul edeceğiz. Şimdi ayet-i kerimelere döndüler.
Şimdi diyorlar ki yani bu ayet bu zamanda yaşanmaz. Tarihsel mi? Kur’an’a nasıl bakacağız? Tarihsel mi bakacağız, evrensel mi bakacağız? Bunu da çıkarmadılar mı? Bana soruyor Çanakkale’de profesörün birisi: “Hocam” diyor “Kur’an’a tarihsel mi bakacağız, evrensel mi bakacağız?” Ben şimdi cevap veriyorum. Diyorum hem tarihsel bakacağız hem evrensel bakacağız. Ya neden ayırt edelim Kur’an’ı tarihsel mi bakacağız, evrensel mi bakacağız diye. Arkasında bir hinlik olmamış olsa böyle bir şey olur mu? Kur’an Kur’an’dır. Ama yok! Tarihsel bakacağız. Tarihsel bakınca şu çıkacak çünkü orta yere: Bu 1400 yıl önce doğruydu, şimdi doğru değil.
Ne diyorlar? Recm cezası 1400 yıl önce öyleydi. Hakkında ayet de yok. O yüzden recm cezası uygulayamazsınız. Yani insanı öldüremezsiniz diyor. idam edemezsiniz. iyi, gelsin birisi senin karının ırzına geçsin, bir de öldürsün. Senin kızının da ırzına geçsin, ardından öldürsün. Sen ne yapacaksın ona? Erdemlilik gösterip af mı edeceksin yoksa diyeceksin onların da öldürülmesini, onun da öldürülmesini mi istiyorum diyeceksin? Hangisini yapacaksın. Şimdi desem ki buradaki evli ve kız çocuğu olanlara hangisini istiyorsunuz desem, hepsi de der ki öldürülmesini istiyoruz. Doğru mu? Doğru? Ama bu 1400 yıl önce kullanıldı, şimdi kullanılmıyor. Ne olacak? Senin hem eşine tecavüz eden, öldüren veya senin kızına tecavüz eden, öldüren kimse cezaevine girecek. Sonra bir vesileyle bir af çıkacak. Af çıkınca gelecek karşında oturacak senin. Sonra sen de yediremeyeceksin. Vuracaksın onu. Bu sefer sen katil olacaksın. Gireceksin içeri otuz üç yıl sen ceza yiyeceksin. Neden? Çünkü o bin dört yüz yıl önce kaldı. Revize edilmesi lazım. Dil ne? Revize edilmesi lazım. Ne kadar tatlı değil mi? Revize etmek! Ne kadar tatlı! Neydi bir de r ile başlayan gene? Reform. Dinde reform yapmamız lazım. Evet. Her şey bitti, dinde reform kaldı. Her şeyi revize ettik, bir de dini revize edelim. Bu neden? Aklı üstün tuttu çünkü, aklı üstün tuttu. Toplum veya islam dünyası, bu sözlerin nereye gittiğinin farkında değil. Bununla neyin kastedildiğinin farkında değil. Revize edeceğim dediğinde ben aklıma göre dini tekrar reforme edeceğim. Bu ayetler olmaz, bu hadisler olmaz, at kenara. Fransız gavurundan ne farkımız kaldı o zaman? Fransız gavuru Macron da diyordu ki Kur’an’daki cihat ayetlerinin çıkarılması lazım. Bu Kur’an’da cihat ayetleri durduğu müddetçe Müslümanlarla problemimiz var bizim. Neden? Müslümanları istedikleri anda bombalayacaklar, istedikleri anda işgal edecekler. Müslümanların kanını, namusunu, şerefini, haysiyetini, parasını ütecekler. Sen susacaksın. Paranızı ütecekler, yüzde elli kusur faizlerle paranızı ütecekler. Siz susacaksınız. Ekmek alırken yüzde elli faiz ödeyeceksiniz. Bildiğiniz ekmek. Bildiğiniz ekmek, Türk toplumunun birinci gıdası ekmek. Onu alırken yüzde elli faiz ödeyeceksiniz,
vergi hariç. Yüzde yirmi beş de vergi koy, yüzde yirmi beş. Bir ekmek alırken yüzde yetmiş beş gitti bedavadan. Nereye gitti? Deccalist sisteme gitti. Dünya üzerinde en yüksek faiz Türkiye’de, ikinciyiz biz. Dünya üzerinde ikinciyiz faizin yüksekliğinde.
Vahyi ister misin, istemezsin? Hadis-i şerif senin aklına o zaman uymaz. Ne diyor hadis-i şerifte? “Kim bir Müslümandan faiz alırsa annesiyle Kabe duvarının dibinde zina etmiş gibi olur” diyor. Ondan sonra bu hadis-i şerife önce ilahiyatçılar karşı çıkıyor. Aklı üstün tutuyorlar çünkü vahyi değil. Vahyi üstün tutmuş olsa, vahyi üstün tutmuş olsa haramları yasaklar. Vahyi üstün tutmuyorsa haramlar yasaklanmaz. Haramlar serbest, helaller yasak olur. Allah bizi affetsin. Âmin. Yani o yüzden bizim bu noktada düşünmek veya hakikati aramak veyahut da doğruyu aramak bizim bu noktada bir sıkıntımız yok. Bir Müslüman hakikati arar. Bir Müslüman doğruyu arar. Bir Müslüman hem ahlaki olarak en doğrusunu yaşamaya çalışır hem de metafizik olarak en doğrusunu yaşamaya çalışır. Müslüman hem dünyevi hakikati arar hem de uhrevi hakikati arar. Müslüman aynı zamanda da bugünkü dilde söylüyorum, manevi deyince anlaşılmıyor. Metafizik olarak da hakikati arar. Müslüman buna mecburdur. Bakın hakikati aramaya mecburdur Müslüman. Hakikati aramak farzdır Müslümana. Sen Kur’an-ı Kerim’deki hakikati aramak senin üzerine farz. Hadis-i şeriflerdeki hakikati aramak senin üzerine farz. Varlığı tanımak, varlığın hakikatini anlamaya çalışmak farz. Bu noktada bir sıkıntımız yok. Hatta bu bize farz ama bu farzları da unuttuk biz. Biz, bize farz olarak bir tek namaz, abdest, oruçtu. Onun da içini boşaltıyorlar. Diyorlar ki ya salat, sizin kıldığınız namaz gibi değil. Siz avamsınız. Bir kısım melamiler de bunu diyor. Onlar hakka vasıl olmuşlar. Namaz avamın işi. Allah bizi affetsin. Âmin. Oysa Kur’an bize düşünmeyi emreder. Kur’an bize sorgulamayı emreder. Sorgulayın. Neden asgari ücretleriniz sizin 20 lira? Sorgulayın. Neden emeklilik maaşınız 14 lira, 15 lira, 16 lira? Sorgulayın. Neden faizler %50? Sorgulayın. Kur’an bize sorgulamayı emrediyor. Kur’an bize düşünmeyi emrediyor. Kur’an bize yanlışlıklara dur demeyi emrediyor. Neden sorgulamıyoruz?
Hadis-i şerifleri cımbızla çekmeyi biliyoruz. Hadis-i şerifleri cımbızla çekme kardeşim. O benim inancım. Ben sorguluyorum. Ben neden dünyanın ikinci ülkesiyim faizin en yüksek ülkesiyim? Ben sorguluyorum. Neden zina artmış ülkede %5.000? Sorguluyorum. Neden uyuşturucu kullanan gençler artmış %5.000? 2013’te %1800 artmıştı. 2013’te 2025’teyiz. Her sene katlanarak gittiğinizde %5.000 artmış. Neden uyuşturucu kullananlar %5.000 artıyor bu ülkede? Sorgulayın. Sorgulayın. Niçin ülkenin %70’i açlık sınırının altında yaşıyor? Sorgulayın. Kur’an size sorgulayın diyor. Vahiy
size sorgulayın diyor. Vahiy size bu konuda itaat etmeyin diyor. Vahiy size zulme karşı durmanızı istiyor. Neden islam dünyasında harıl harıl kan akıyor? Vahiy bunu sorguluyor. Diyor ki: “Senin kanını akıtanın sen de kanını akıt. Onlar sizinle savaştıkları müddetçe siz de onlarla savaşın” diyor. Vahyi sorguluyor. Miting yapın demiyor, savaşın diyor. Neden savaşmıyoruz? Kur’an bizi sorgulamaya yöneltiyor. Kur’an bizi cihada yönlendiriyor. Kur’an bizim kanımızı akıtanın kanını akıtmaya yönlendiriyor. Neden sorgulamıyoruz? Neden zulme boyun eğiyoruz? Hz. Muhammedi Mustafa’yı örnek alırsan zulme boyun eğemezsin. Muhammedi Mustafa’yı örnek alırsan, adımlarını atarsan devasa camiler yapıp onunla övünemezsin. Gazze’de bir Müslümanın burnu kanıyorsa sorumluluk duyarsın. Doğu Türkistan’da bir Müslümana zulmediliyorsa sorumluluk altındasın. inandığı için cezaevlerinde yatan, sürünen, tecavüze uğrayan, cezaevlerinde perişan olan insanların var ise sorgularsın, yatamazsın yatağında. Neden sorgulamıyorsun? Felsefe sorgulamayı söyler. Ben sorgulayınca önüme bunlar çıkıyor. Onlar dini sorgulayacağım diye uğraşıyor. Neden Deccalist sistemini sorgulamıyorsun? Neden IMF’yi sorgulamıyorsun? Neden Dünya Bankası’nı sorgulamıyorsun? Neden Dünya Sağlık Örgütünü sorgulamıyorsun? Neden Avrupa mahkemelerini sorgulamıyorsun? “Bizim ne işimiz var!” Neden bizim dünya birleşmiş Milletler, Birleşmiş Milletlerliklerden çıkmış? Neden sorgulamıyorsun? Neden NATO’yu sorgulamıyorsun? Neden kanımızı emenleri sorgulamıyorsun? Neden bizi fukaralığa mahkum edenleri sorgulamıyorsun? Neden simit hesabı yapanları sorgulamıyorsun? Neden senin dinini alay edenleri sorgulamıyorsun? Neden Kur’an’a karşı çıkanları sorgulamıyorsun? Neden hadis-i şeriflerle alay edenleri sorgulamıyorsun? Neden senin dininle 7/24 alay eden medyayı sorgulamıyorsun? Bunlara us pus duran siyasetçileri neden sorgulamıyorsun?
Ben sorgulayınca önüme devasa bir sorgulanacak şeyler manzumesi çıkıyor. Evet. Ben sorgulayınca içime kapanıyorum. Evet. Sorguluyorum. Bir bakıyorum ki islam nerede, ben neredeyim? islam nerede, toplum nerede diye kalıyorum. Ondan sonra diyor ki siz aklınızı kullanmıyorsunuz. Biz aklımızı kullanıyoruz. Evet. Aklımızı kullanmasak bunları konuşmayız herhalde, değil mi? Vahye tabiyim ben. Vahiy içkiyi haram etmiş, kumarı haram etmiş, zinayı haram etmiş, kerhaneyi, meyhaneyi, barhaneyi, sazhaneyi haram etmiş. Sorguluyorum. Uyuşturucuya haram etmiş. Vahiy, bunlara baktığım zaman, vahyin bütün haramları helal olmuş. Sorguluyorum. Evet, sorguluyorum. Sorguladığımda bir çalışanın emeğinin karşılığını almadığını görüyorum. Sorguluyorum. Birinin, bir siyasetçinin eline vereceksin yirmi lira, “Hadi geçin bunla” diyeceksin. Evinde kira olsun…Sorguladığım zaman kalıyor. Kalıyor! Sorguluyorum. Bu Merkez Bankası kimin?
Kapatın bu Merkez Bankası’nı diyorum. Sorguluyorum. Neye çalışıyor bu Merkez Bankası? Kapatın diyorum. Faizci bütün kurumları kapatın diyorum. Sorguluyorum. Ne güzel bir memlekette yaşıyoruz! ingiltere’de yıllık faiz %3. ingiltere’de yıllık faiz %3 Adam gidip ingiltere Merkez Bankası’ndan veya ingiliz bankalarından %3 faizle parayı alıyor, ülkeye getiriyor %50 ile burada satıyor. Sorguluyorum. Bu kan emiciler kim? Bu kan emiciler kim? Hangi ingiliz mafyası bunu yapıyor? Sorguluyorum. Evet. Avrupa’da %3. Hangi? Hatta bazılarında 2,5, bazılarında %2 faiz Avrupa’da. Adam Avrupa’da Türk şirketleri Avrupa’da bir şirket kuruyor. Avrupa’daki şirkete paralarını buradan aktarıyor. Avrupa’daki şirket geliyor Türkiye’den alıyor %50 faizle para satıyor. Sorguluyorum. Kimin cebine gidiyor bu para? Oturacağız, felsefe yapacağız ya, tavuk mu yumurtadan çıktı, yumurta mı tavuktan çıktı? Söyle bakalım hocam. Ne söyleyeyim sana? Önce tavuk mu yaratıldı yoksa yumurta mı yaratıldı? Ananın gözü yaratıldı! Felsefe bu! Kumda oynayacak. Uyanmayacaksınız ve baskı altında tutulacaksınız. Baskı altında. Konuşursanız laikliğe karşı çıktınız. Laiklik ne? Belli değil. Türkiye Cumhuriyeti Devleti demokratik insan haklarına saygılı hukuk devleti. Aaaaa? Hiç görmedik. Sorguluyorum. Sorguluyorum. insan hakkı dediğinizde ne geliyor aklınıza? Normal yaşayacak kadar ücret mi aklınıza geliyor? Ne geliyor aklınıza? Yaşayacak kadar ücret ülkenin %70’i almıyor. 20.000 lirayla evlenecek bir genç göster bana. 15.000 lirayla geçinecek bir emekli göster bana.
Ben sorgulayınca evet, aklını kullanan kavimler için hakikatler var. Ben aklımı kullanıyorum. Aklımı kullanınca deliriyorum zaten. Aklımı kullanıyorum, okuyorum, yazıyorum. TikTok’ta dolaşmıyorum. ingiltere’de ne kadar faiz? Yıllık faiz ne kadar? %3. %3. %3 ingiltere’de yıllık faiz. Sömürülüyorsunuz ey Anadolu insanı, ey Müslümanlar! Sömürülüyorsunuz. Benim sorgulamamdan bu çıkıyor. Evet. Ben yerin yaratılışını da düşünüyorum. Ben göklerin yaratılışını da düşünüyorum. Ben bunlarda da derinleşmek istiyorum. Bu Cenab-ı Hakk’ı tanımakla alakalı. iyi. Yerin yaratılışını öğrendin. Peki, çok basit avam bir şekilde dedin ki yeri Allah yarattı. Değil mi avam bir şekilde? iyi iyi kardeş. Yeryüzünün hakimi kim ya? Diyeceksiniz ki Allah. Doğru mu? Sen nesin? Sorguluyorum. Sorguladıkça da önüme devasa bir şey çıkıyor. Felsefeden laf açıldı. Felsefe sorgulamak ya, ben ne yazık ki varlığı tanımlamayla alakalı mecalim kalmıyor. Diyorum ki bu insanların %70’i, %60’ı rahat geçinemezken %40’ı nerede tatil yapalımın derdindeyken bu %40’ının içerisinde %5’i, 10’u Türkiye’de tatil yapmak banel bir şey. Aaa geçen ay neredeydin Salih? Aaa, ingiltere’de! Aaa, Londra’da! Şöyle bir şey vardı, oraya mı gittin? Aaa tüh ya. Biz o esnada Fransa’daydık, Paris’teydik. Sorma. Biz Paris’teyken işte Belçika’dan bir arkadaşımız telefon açtı. “Gel burada bir gece tertip ettim” dedi. Biz o yüzden oradan Belçika’ya geçtik.
Bu %40’ın içerisinde %5’lik hayatı böyle yaşıyor. Sorguluyorum. Sorguluyorum. Boğazın her iki tarafındaki yalılarda yaşayanları sorguluyorum. Sorguluyorum, köprünün altında yaşayanları sorguluyorum. Sorguluyorum, evsiz olanları sorguluyorum. Sorguluyorum tapulu malı var, tapulu malı var devlet oraya el koymuş. Sorguluyorum. Sorguluyorum bu adam neden cezaevine girmiş? Sorguladığım zaman “Aa bundan cezaevine girilmemesi lazım” diyorum. Sorguluyorum. Evet.
Sorguladığım zaman bambaşka bir dünya çıkıyor önüme. Evet. Sonra dinimi, öğrendiklerimi koyuyorum bir kenara. Öğrendiklerimle ters gidiyor her şey. Haramları bir yere yazıyorum böyle, ondan sonra ülkede bunlar serbest mi değil mi diye bakıyorum. Hepsi de serbest. Sorguladığım zaman bu çıkıyor ve o haramları işleyenler alkışlanıyor. Biz burada zikrullah yapıyoruz, biz taşlanıyoruz. Taşlanmaktan şikayetçi değilim. Umrumda değil benim. Düşünebiliyor musunuz? Bir memleket düşünün. Toplumun yüzde bilmem kaçı Müslüman ve Müslümanlar aşağılanıyor. Sorguluyorum. Sorguladığım zaman hayat bana zindan oluyor. Sorguladığım zaman yediğimden tat almıyorum. Yemiş olmak için yiyorum. Sorguladığım zaman giydiğimden tat almıyorum. Giymiş olmak için giyiyorum. Sorguladığım zaman diyorum ki ne zaman düzelir bu ülke? Ne zaman düzelir bu insanlar? Bunu sorguluyorum kendi kendime. Sorguladığım zaman aldatılmışlıklarım aklıma geliyor. Kandırılmışlıklarım aklıma geliyor. Sorgulandığım zaman yediğim hançerler aklıma geliyor. Sorguladığım zaman diyorum ki nerede, nasıl satıldın onlar aklıma geliyor. Sorguladığım zaman hayat bambaşka bir noktaya gidiyor bende kardeşler ama sorgulamaktan vazgeçiyor muyum? Hayır. Dertlenmekten vazgeçiyor muyum? Hayır. Diyorum ki bir gün uyanacak her şey. Mustafa Özbağ sen diyorum üzerine düşen vazifeyi yap.
“Onun eli ayağı cansızdır. Canı ne derse ikisi de fermanına uyar, dediğini yapar. Felsefeciler dilleriyle cansız şeylerin hareketini, seslenmesini inkâr ederlerse de elleriyle ayaklarıyla bunun imkânına şehadet edip durur.”
Hakkınızı helal edin. Helal olsun. Sorguladım, burada kalalım. Böyle
birkaç beyit gittik ama sürç-i lisan ettiysem affola. El-Fatiha maassalavat.
TASAVVUF VAKFI MERKEZ
Mesnevî-i Şerîf Şerhi — Cilt 8 — Mustafa Özbağ’ın sohbetlerinden yazıya aktarılmıştır.
ISBN: 978-625-92876-1-4 • Tasavvuf Vakfı Yayınları
Tasavvuf hakkında daha fazla bilgi için tıklayınız.
İlgili Sözlük Terimleri: Zikir, Kalb, Sünnet, Şeyh, Kâbe. → Tasavvuf Sözlüğü’nün tamamı