Sohbetlerden Derlenen Sorular
Kategorilere göre düzenlenmiş tam arşiv
Tasavvuf(5877) — Sayfa 30/60
Sûfînin Gözü Güzellik Görür ne anlama gelir?
Küfrün bir mânâsı da "örtmek"tir. Bir güzelliği görmeyen kimse Cenâb-ı Hakk’ın yaratmış olduğu bir şeyi örtmüş, küfre düşmüştür. O kimse Allah’ın varlığına iman eder ama yaratmada O’nun tecellîsini eksik görür — ehl-i tasavvufun şirki de buradadır. Sûfîler her gördüklerinde bir güzellik görürler. Gördüklerinde güzellik göremiyorsan bu gözün kusuru değil, senin kusurundur. Göz bakmak için yaratılmıştır; ona mânâ veren sensin. Çirkinlik görüyorsan o senin içindendir.
Kaynak: 1. Karabaş-i Velî Tekkesi Sohbeti — Eşyanın Üç Mertebesi ve Vücûdun Dört Dereces
Bazı sufi topluluklar bunu çok istemezler, kendilerince açıklamaları var mıdır?
Ama karşıyı aşağı düşürme, utandırma niyetiyleyse kendisi aşağı düşer. Bazı sufi topluluklar bunu çok istemezler, kendilerince açıklamaları vardır. Ama bizim için bu söz konusu değildir. Hatta biz bu açıklığımızın — her türlü şüpheye, eleştiriye, fikir yürütmeye açık oluşumuzun — hikmetini görüyoruz.
Kaynak: Karabaş-ı Veli Tekkesi Sohbeti — 9 Mart 2013 | Erkek-Kadın Aşkı, Tağut, Ötekileş
Ben yorgun-argın, şeker de yüksek, hâlet-i ruhiyem iyi değildi mi?
Ben yorgun-argın, şeker de yüksek, hâlet-i ruhiyem iyi değildi. Öyle bir soru sordu ki can damarına basarsın adamın da uyuyana uyandırırsın ya — öyle oldu. Sordukça içine girdi, sordukça içine girdi. Sonra dedi ‘Arkadaşlarla röportaj edeceğim’; sordu, sordu, sorgusu-sualiyle teslim oldu. Onunla da kalmadı, 9 Eylül İlahiyat Fakültesi’nde benim söylediklerimi tefsircilere, fıkıhçılara, tasavvufçulara sordu. Sohbette elinde blok not, ders not alır gibi konuşulanı anında not alırdı. Tasavvuf kürsüsündeki profesör sonunda dedi: ‘Hocam, bu seni böyle allak-bullak etti, şu adamı benle görmek istiyorum.’ Aldı getirdi; sohbet bittiğinde şöyle dedi: ‘Söyleyecek hiçbir söz bulamıyorum Orhan Hocam, sen devam et buraya.’
Kaynak: Karabaş-ı Veli Tekkesi Sohbeti — 9 Mart 2013 | Erkek-Kadın Aşkı, Tağut, Ötekileş
Nereden biliyorsunuz ki?
Çok yerler, çok uyurlar, çok konuşurlar. Ciddi mi? Öyle bir uyurlar ki horlamasını yedi mahalleden duyarsınız. Öyle bir yerler ki bir kuzuyu bitirirler, ikinci-üçüncü kuzuya gözlerini dikerler. Öyle bir konuşurlar ki lak-lak-lak-lak-lak-lak… hiç bitmez.
Kaynak: Karabaş-ı Veli Tekkesi Sohbeti — 9 Mart 2013 | Erkek-Kadın Aşkı, Tağut, Ötekileş
Bu soruyu soran da dahil, kim Allah dostunun yanında yaşadı ki?
Var mı aranızda on gün beraber yaşayan, on beş gün beraber yaşayan? Aynı yerde yiyen, aynı yerde içen, aynı yerde yatan, aynı yerde kalkan, aynı yerde seyahat eden? Beraber banyo yapan, hamama beraber giden, beraber yolculuk yapan?
Kaynak: Karabaş-ı Veli Tekkesi Sohbeti — 9 Mart 2013 | Erkek-Kadın Aşkı, Tağut, Ötekileş
Cevdet çoğu zaman aç gelip gidiyor benimle beraber mi?
Cevdet çoğu zaman aç gelip gidiyor benimle beraber. Sabredemez ki adam ‘karnım acıktı’ der. Bende şeyhimin terbiyesi vardı — bir adam yolda şeyhimin yanında ‘efendim nerede yemek yiyeceğiz?’ dediğinde bana döner bakardı, ‘bu nereden geldi?’ gibisinden. Ben hiç kimseyi yanımda götürmezdim o yüzden. Muhakkak dışarıdan biri gelip sabredemeyip sormuş ‘ne zaman yemek yiyeceğiz’ diye. Bitti onun işi. ‘Nerede çay içeceğiz?’ Bitti. ‘Efendim şurada bir uyusaydık bir derviste kalsaydık’ Bitti.
Kaynak: Karabaş-ı Veli Tekkesi Sohbeti — 9 Mart 2013 | Erkek-Kadın Aşkı, Tağut, Ötekileş
Onların çok uyumaları dünyaya mıdır?
Onların çok uyumaları dünyayadır. Dünyaya karşı uykudadırlar. Aslında çok yerler dedim; çok yemeleri de maneviyatlarıdır, doymak bilmezler. Çok da konuşurlar dedim; hakkı ve sabrı tavsiye ederler, bu manada çok konuşurlar.
Kaynak: Karabaş-ı Veli Tekkesi Sohbeti — 9 Mart 2013 | Erkek-Kadın Aşkı, Tağut, Ötekileş
Dışarıdan bakan onların kendi kendilerine zulmettiğini zanneder; o kendi bakışı mıdır?
Onlar secdadelerine veya ibadet ettikleri yerde hemen sağ taraflarına kıvrılıp 5-10 dakika yatıverirlermiş. 5-10 dakika, 20 dakika, 1 saat — o uykuları başkasının 5 saatlik uykusuna bedelmiş. Allah dinlendiriverirmiş hemen gözünü, kulağını, elini, ayağını. Dışarıdan bakan onların kendi kendilerine zulmettiğini zanneder; o kendi bakışıdır.
Kaynak: Karabaş-ı Veli Tekkesi Sohbeti — 9 Mart 2013 | Erkek-Kadın Aşkı, Tağut, Ötekileş
Bedene emanet olarak bakmamız gerekmez mi?
Muhakkak. Kimi insanlar vücutlarına aşık olur, emanetlere iyi bakarlar. Kimi insan ise manaya aşık olur, ‘asıl emanet manadır’ derler, manayı korumaya çalışırlar. Eğer koruma vücuda düşerse, vücudu koruyun — toprak olup gidecek. Ama bize gerekli, bize devamiyet arz eden, ebediyen var olacak olan ruhtur. Biz acaba emanet olarak bu ruhu ve maneviyatı mı alacağız, yoksa ebediyen toprak olacak, hiçbir anlamı kalmayacak olan vücudu mu alacağız?
Kaynak: Karabaş-ı Veli Tekkesi Sohbeti — 9 Mart 2013 | Erkek-Kadın Aşkı, Tağut, Ötekileş
Gözlerinin hakkını da verirler: göz kapakları düşmeye başladığında ‘bu şekilde ibadet edilmez’ denilip velilerin hali bu mudur?
Hadis-i Şerif’te mide yoktur; midenin hakkını sonradan ilave ederler. Veliler nefsinin hakkını düşünerek Hz. Peygamber’in sünnetine uyar, iftar ederler muhakkak; oruç tutsalar dahi sahur yerler — iki öğün etti, nefsin hakkını verdiler. Gözlerinin hakkını da verirler: göz kapakları düşmeye başladığında ‘bu şekilde ibadet edilmez’ denilip velilerin hali budur.
Kaynak: Karabaş-ı Veli Tekkesi Sohbeti — 9 Mart 2013 | Erkek-Kadın Aşkı, Tağut, Ötekileş
Dolaştırma ne anlama gelir?
Kız geleni beğenmiyor, gideni beğenmiyor, anası beğenmiyor, babası beğenmiyor. Kız evde kaldı diyor; başlıyorlar hoca-hoca dolaşmaya. Ben diyorum ki dolaşmayın, kızınızı ellettireceksiniz, bunlar ahlaksız insanlar. Dolaştırma bu kızı bari, birisi bunu elleyecek diyorum. Yapma. Aradan bir müddet geçiyor: ‘Hocam, sen gerçekten veli bir insansın.’ Kalbime geliyor ama, eyvah diyorum. Kız gitti, kız yok yanında. ‘Sana demedim mi dolaştırma diye’ dedim. Cahil insanlar.
Kaynak: Karabaş-ı Veli Tekkesi Sohbeti — 9 Mart 2013 | Erkek-Kadın Aşkı, Tağut, Ötekileş
Sufi Vakdin Oğludur, Yarın Demek Yol Şartından Değildir beyti ne anlama gelir?
Eşi dostu bulunmayan o sevgiliden ne anlatayım ki, bir damarım bile ayık değil. Bu ayrılığı, bu ciğer kanını anlatmayı bırak şimdi bir başka zamana bırak. Can dedi ki: doyur beni, açım. Tez ol; vakit keskin bir kılıç çünkü. Ey arkadaş, sufi vaktin oğludur; yarın demek yol şartından değildir. Yoksa sen sufi bir er değil misin? Var olan veresiye yüzünden yok olur gider.
Kaynak: Karabaş-ı Veli Tekkesi Sohbeti — 9 Mart 2013 | Erkek-Kadın Aşkı, Tağut, Ötekileş
Aşık ne anlama gelir?
Eşi-dostu bulunmayan o sevgiliden ne anlatayım ki bir damarım bile ayık değil. Efendi Hazretleri şerh eder: "Aşık sevgilisini anlatmakta öyle bir hale gelir ki sevgilisini anlatamaz. Aşığın aşıklığı öyle bir zirveye gelir ki o zirveye geldiğinde aşık ne aşıklığını ne maşuğunu anlatabilir. O hal öyle bir haldir ki orada insanın dili susar, akıl susar. Anlatabilmek, tasvir edebilmek için aklın harekete geçmesi lazım; ama akıl harekete geçerse o kimsede aşıklık hali kalkar. Aşığın en büyük düşmanı akıldır. Aşığa bakılır; aşık kendinde olmadığı zaman çıkan sözlerdir onun aşıklığı. Kendinde olduğu zaman ise sadece aklının ürünlerini söyler. Aşık akıldan kaçar."
Kaynak: Karabaş-ı Veli Tekkesi Sohbeti — 9 Mart 2013 | Erkek-Kadın Aşkı, Tağut, Ötekileş
Şevk ehli olmayanların hali nedir?
Onlar yorulurlar, hasta olurlar, üzülürler, kırılırlar, incinirler, canları acır, geri fides takarlar, bıkarlar, eleştirirler, geriye dönerler, yoldan çıkarlar. Bir bakmışsınız lüks bir yerde yemek yiyorlar, orada kalırlar. Bir baheçde oyalanmaya başlarlar. Bir sofrada, bir rüyada kalırlar. Onlara birisi ‘biraz öte git’ dese defolur gider; bir laf gelmiş olsa ‘bu lafı nasıl söyledin’ der döner gider. Şevk ehli değildir onlar; aşıklıkları görüntüdedir, özde değildir.
Kaynak: Karabaş-ı Veli Tekkesi Sohbeti — 9 Mart 2013 | Erkek-Kadın Aşkı, Tağut, Ötekileş
Sufi kemal makamları nedir?
Sufi vaktin oğludur — vakit neyi gerektiriyorsa sufi onu yapmakla mükelleftir. Öğlen vakti geldi öğleni kılar, ikindi vakti ikindiyi kılar, bugün sohbet varsa sohbete, zikir varsa zikre tabi olur. Bu sufiliğin başlangıcıdır. Bir müddet sonra sufi vaktin oğlu olmaz, vakit sufinin oğlu olur. O artık vakti dizayn etmeye başlar, vakti kendisi ayarlar. Önce vakit sufiyi uyuyordu; şimdi vakit ona uymaya başlar. Bir müddet sonra sufi vakti tasarruf etmekten vazgeçer — artık kemale ermiştir. Kemale erince artık ne vaktin oğludur ne vakte bakar. O artık Hz. Mevlana’nın dediği gibi: ‘Benim anam da aşk, babam da aşk. Benim dinim de aşk, imanım da aşk, kitabım da aşk.’ Artık vakti tasarruf etmek veya vaktin tasarrufuna girmek kalmaz; biter. Allah cümleyi onlardan eylesin.
Kaynak: Karabaş-ı Veli Tekkesi Sohbeti — 9 Mart 2013 | Erkek-Kadın Aşkı, Tağut, Ötekileş
Tarîkat ile tasavvuf arasındaki fark nedir?
Diyebilirsiniz ki tarîkatla tasavvufun arasında bir fark var mı? Var. Bir tarîkat topluluğunda zikir nizâmı bellidir, onun dışına çıkılmaz. Bunu şeyhin şeyhi öyle yapmıştır, şeyhinin şeyhi de aynı şekilde yapmıştır. Böyle silsile ile devâm eder. Onun o sınırın dışına çıkmak, o âdâbın, o erkânın dışına çıkmak hoş karşılanmaz.
Kaynak: 3. Dergâh Sohbeti — Tarîkat ile Tasavvufun Farkı, Esmâ Hiyerarşisi (Nakîb-Mukabb
Tarîkatlarda zikir nizâmları nasıl olur?
Bir Rufâî dersini yaptırmak Ahmed er-Rufâî hazretlerinin hatmesine kadar uzanır. Gerçek Rufâî dersi öyledir. Ben bir-iki seferine denk geldim, sabaha kadar Rufâî hatmesi yapıldı. Kâdirî hatmesini biliyorsunuz, siz yaptınız zaten — yaptırdık arkadaşlar.
Kaynak: 3. Dergâh Sohbeti — Tarîkat ile Tasavvufun Farkı, Esmâ Hiyerarşisi (Nakîb-Mukabb
Tasavvufda esmâ hiyerarşisi nasıl işler?
Efendi hazretleri tarîkat hiyerarşisinde esmâ vurdurma yetkisinin nasıl bölündüğünü tafsîlâtlı bir şekilde açıklar. Bu, tasavvuf yolundaki en önemli sorumluluk dağılımıdır: Nakîb / Çavuş seviyesindeki kimse : Üçlü esmâları vurdurabilir — "Hayy-Hayy-Hayy Allâh", "Hû-Hû-Hû Allâh" gibi. Dörtlü esmâları vurdurma yetkisi yoktur. Müritleri ayağa kaldırma yetkisi yoktur Nakîbü’l-Nukabâ / Mukabbar seviyesinde olan kimse : Bunlar müritleri ayağa kaldırma yetkisine sâhiptirler. Esmâları vurdurabilirler. Dörtlü esmâ — "Allâh-Allâh-Allâh-Allâh" — ancak mukabbar seviyesindekiler tarafından vurdurulabilir Halîfe seviyesinde olan kimse : Altılı esmâları vurdurabilir — "Yâ Hayy-Yâ Kayyûm Allâh", "Yâ Kâdir-Yâ Kayyûm Allâh" gibi. Bunlar daha derin bir manevî makâmı temsîl eder Üstâd : Bunların hepsini de yapabilir. Üçlü, dörtlü, altılı, yedili, beşli, onlu — istediği şekilde, istediği zaman vurdurabilir.
Kaynak: 3. Dergâh Sohbeti — Tarîkat ile Tasavvufun Farkı, Esmâ Hiyerarşisi (Nakîb-Mukabb
Tasavvufda hiyerarşi dil ile değil hâl ile var mı?
Bizim içimizde de bir hiyerarşi mevcuttur. O hiyerarşinin adı konmuş olsa da, ehl-i tasavvufda onun adı konmaz; ama hâl olarak — kendi içerisinde — bu hiyerarşi vardır. Tarîkatlarda dil ile konuşulur: "Bu kimse nakîb, bu kimse mukabbar, bu kimse çavuş, bu kimse halîfe." Tasavvufta ise konuşulmaz, ama hiyerarşi büyütür. Bu sebeple yeni ders yaptırmaya başlayan bir kimse kendini yüksek görmez, kendini hizmet etmez.
Kaynak: 3. Dergâh Sohbeti — Tarîkat ile Tasavvufun Farkı, Esmâ Hiyerarşisi (Nakîb-Mukabb
Tasavvuf bir zarafet, derinlik, tevâzu meselesidir mi?
Tasavvuf bir zarafet meselesidir. Tasavvuf bir derinlik meselesidir. Tasavvuf insanın kendisini hep tepede görmeme noktasıdır. Tasavvuf insanın kendisini hep aşağıda görme noktasıdır. Hep böyle kendi edep noktasında, tâbiyet noktasında, kendini hiç görme noktasında bulunma meselesidir.
Kaynak: 3. Dergâh Sohbeti — Tarîkat ile Tasavvufun Farkı, Esmâ Hiyerarşisi (Nakîb-Mukabb
Tevâzu yapmak ne anlama gelir?
Tevâzu yapmak, aşağıdan almak, boynunu eğmek — ama böyle kardeşlerinin yanında sanki yüksek makâmdaymış gibi o havayı vermek tasavvur konusuna uygun değildir. Tevâzu hâl olmalıdır, gösteriş değil. Hep böyle örnek görürdüm: Yeni içkiye başlayan genç çocuklar iki düble içince "var mı bana yan bakan" derdi. Yaşlılar bunu görünce "tıpkı genç, iki düble içmiş kendini beşe zannediyor" derdi. İlk etapta hoş görürlerdi; ama tekrarlanırsa dersini verirlerdi. Tasavvufta da tabi: yeni ders yaptırmaya başlayan çabuk yüksekliğe heves eder; sonunda dersini alır.
Kaynak: 3. Dergâh Sohbeti — Tarîkat ile Tasavvufun Farkı, Esmâ Hiyerarşisi (Nakîb-Mukabb
Makam sevgilidir insana mı?
Makam sevgilidir insana. Yüksek görünmek, böyle hiyerarşide üstte görünmek, insanlara yön yapmak, insanlara tepeden davranmak insanın nefsinin hoşuna gider. Veya insanın tek ortada kendisine bir rant sağlar. Rant sâdecece para değildir. Sevinmek de ranttır. El üstünde tutunmak da ranttır. Ona ayağa kalkılması da ranttır. Onu baş köşeye oturtulması da ranttır.
Kaynak: 3. Dergâh Sohbeti — Tarîkat ile Tasavvufun Farkı, Esmâ Hiyerarşisi (Nakîb-Mukabb
Şeyh Efendi’nin husûsî iltifâtı nedir?
Şeyhim bana şöyle bir güzel iltifâtı vardı. Bana dedi ki: "Oğlum, sen direkt bana bağlısın. Senin önünde hiç kimse yoktur. Sen direkt beni dinleyeceksin, bana bakacaksın. Bu dergâhın içerisinde başka hiç kimseye bağlı değilsin — böyle bir şey yoktur." Bu, çok husûsî bir iltifâttır; çünkü normalde bir derviş silsile-i mevkıf içinde önünde nakîb-mukabbar-halîfe gibi bir hiyerarşi varken, Efendi hazretlerine doğrudan şeyhe bağlı olması müsâade edilmiştir.
Kaynak: 3. Dergâh Sohbeti — Tarîkat ile Tasavvufun Farkı, Esmâ Hiyerarşisi (Nakîb-Mukabb
Dergâh hayâtında itaat ne anlama gelir?
Hz. Resûlullâh buyurmuş ki: "Başınızda bir köle bile tâyin edilse, siz ona tâbî olun." Başınızda bir köle bile tâyin edilse — bunu kendinize ölçü edin. Bu, dergâh hayâtının temel disiplinidir. Cemaatın içerisinde birisi başına tâyin edilirse, ne olursa olsun ona tâbî olmak gerekir.
Kaynak: 3. Dergâh Sohbeti — Tarîkat ile Tasavvufun Farkı, Esmâ Hiyerarşisi (Nakîb-Mukabb
Tâbî olmak ne demektir?
Tâbî olmak — boyun eğmek, itaat etmek — sûfî için bir mahrumiyet değil, bir ikramdır. Çünkü bu, nefs-i emmârenin en büyük düşmanıdır: kendini önder görmek yerine başkasının ardından gitmek.
Kaynak: 3. Dergâh Sohbeti — Tarîkat ile Tasavvufun Farkı, Esmâ Hiyerarşisi (Nakîb-Mukabb
Oktay dervişlikteki kıdem meselesine ne denir?
Bir de dervişlikte şey vardır — kıdem vardır. Bir önceki. Bütün, Allâh affetsin, bizden ders almış olan bütün kardeşlerin tek seninle başında abisi var. Kim biliyor musunuz? Oktay. Bizim bayındırdaki Okt, ben sağ olduğum müddetçe Oktay bu dergâhın abisi. En güzel abisi. Komple. Ondan daha kıdemli yok şu anda.
Kaynak: 3. Dergâh Sohbeti — Tarîkat ile Tasavvufun Farkı, Esmâ Hiyerarşisi (Nakîb-Mukabb
Erbâîn (40 Günlük Halvet) meselesi nedir?
Bir derviş erbâîn hakkında soru sorar. Efendi hazretleri açıklar: ‘Erbâîn ‘kırk’ demektir — kırk gün bir kimsenin çile yapması. Tâ Resûlullâh’tan beri kırklamışlar bunu. Onu kırk yapırken on gün-on gün-on gün-on gün şeklinde dört bölüm hâlinde yapmışlardır. Bunu sonradan bu ‘on gün-on gün’ kaldırmışlar, kırk günü bir tamam yapmışlar. Bu Sünnet’e uygun değil.’
Kaynak: 3. Dergâh Sohbeti — Tarîkat ile Tasavvufun Farkı, Esmâ Hiyerarşisi (Nakîb-Mukabb
Tevâzunun manevî tesiri nedir?
Mustafa Yavuz Dede: Tevâzunun Manevî Tesiri Efendi hazretleri sohbetin en hâlâvetli bölümünde Mustafa Yavuz isimli bir cemâat ferdinin tevâzusundan ve bundan kendisinin nasıl etkilendiğinden bahseder: ‘Cenâb-ı Hak içinden biri çok hoşuma gitti, dua ediyor bana, olsun diye. İnşâ’allâh Cenâb-ı Hak inşâ’allâh bana da versin. Çok hoşuma gitti.’ Ardından Mustafa Yavuz amcasını kalabalığın içinden ayağa kaldırır ve onun tevâzusunu bütün cemâate gösterir: ‘Bu son gece oldu ya, Allâh biliyor içindekini. O kadar bir tevâzu, o kadar tevâzu insanlara hizmet etmeye çalışıyor. Koşturmaya çalışıyor. Böyle bir hoşuma gitti, bir hoşuma gitti. Dedim, ‘Yâ Rabbi, bu tasavvurun, bu cemâatın bize birini bak — yani üzerinde böyle bir, benim hayrânın var mı?’ Allâh biliyor içindekini. Çok hoşuma gitti. Hatta uzaktan seyrettim kendisini. Bunu açıklamak istemiyordum ama çok hoşuma gitti.’ Efendi hazretleri tevâzunun dervişliğin en üstün nimeti olduğunu vurgular: ‘Tevâzu var ya, tevâzu. Alçak gönüllü olup insanlara hizmet etmek. İnsanlara bir yardım etmek herkesin hoşuna gider. Herkesin.’
Kaynak: 3. Dergâh Sohbeti — Tarîkat ile Tasavvufun Farkı, Esmâ Hiyerarşisi (Nakîb-Mukabb
Tarîkat ile Tasavvufun farkı nedir?
Tarîkat zikir nizâmı katı, tasavvuf ucu açık ama disiplinli Esmâ vurdurma yetkileri hiyerarşiktir: nakîb 3’lü, mukabbar 4’lü, halîfe 6’lı esmâ Üstâd hepsi vurdurabilir; ondan aşağıdakiler kendi makâmlarının dışına çıkamaz
Kaynak: 3. Dergâh Sohbeti — Tarîkat ile Tasavvufun Farkı, Esmâ Hiyerarşisi (Nakîb-Mukabb
Tevâzu ne demektir?
Tevâzu hâl olmalıdır, gösteriş değil — Mustafa Yavuz dede örneği
Kaynak: 3. Dergâh Sohbeti — Tarîkat ile Tasavvufun Farkı, Esmâ Hiyerarşisi (Nakîb-Mukabb
Tasavvufun hiyerarşisi nasıl belirlenir?
Tasavvuf hiyerarşisi dil ile değil hâl ile vardır Yeni ders yaptırmaya başlayan kendisini hizmet ettirmemeli, üstün görmemeli
Kaynak: 3. Dergâh Sohbeti — Tarîkat ile Tasavvufun Farkı, Esmâ Hiyerarşisi (Nakîb-Mukabb
Tasavvuf büyüklerine küfür fetvâsı verenler her devirde mi vardır?
Tasavvuf büyüklerine (Mevlânâ, Yunus, Geylânî, Bedevî, İbn Arabî, vd.)
Kaynak: 3. Dergâh Sohbeti — Tarîkat ile Tasavvufun Farkı, Esmâ Hiyerarşisi (Nakîb-Mukabb
Lâ ilâhe illallâh Muhammedun Resûlullâh diyeni tekfîr edenler ne durumdadır?
"Lâ ilâhe illallâh Muhammedun Resûlullâh" diyeni tekfîr eden, küfürle yüzleşmeden ölmez
Kaynak: 3. Dergâh Sohbeti — Tarîkat ile Tasavvufun Farkı, Esmâ Hiyerarşisi (Nakîb-Mukabb
Gıybeti dinlemek ne ifade eder?
Gıybeti dinlemek de gıybet etmek gibidir — sûfî müdâhale etmeli veya çekilmeli
Kaynak: 3. Dergâh Sohbeti — Tarîkat ile Tasavvufun Farkı, Esmâ Hiyerarşisi (Nakîb-Mukabb
Nefis terbiyesi nedir ve Sufizme göre nasıl uygulanır?
Nefis terbiyesi, nefsi kötü isteklerden ve şehvetlerden uzak tutmak için yapılan terbiyedir. Sufizme göre nefis terbiyesi, nefsi terbiye etmek için uğraşırlar ve terbiye ederlerse, bir müddet sonra “nefsini bilen Rabbini bilir” hükmüne doğru yürürler. Sufîler hem nefisle mücadele ayaklarında emmâre-levvâme-mülhime-mutmainne-râdiye-mardiye-safiye olarak yürürler; hem de bizim yolumuzda olanlar seyr-i sülûk noktasında kalbî ayağıyla da ilme’l-yakîn, ayne’l-yak ki, hakka’l-yakîn noktasına ulaşırlar.
Kaynak: Karabaş-ı Veli Tekkesi Sohbeti — 23 Şubat 2013 | Şeytanın Küfrü, Darül İslam-Dar
Mürşid-i Kâmile bağlanma seyr-i sülûkun başlangıcı mıdır?
Bir kimsenin bir üstâda, bir mürşid-i kâmile bağlanması, onu otomatikmen emmâreden ve levvâmeden çıkarır. Çünkü bir kimse hem bir mürşid-i kâmile bağlı olacak, hem de göz göre göre haramlara, günâh-ı kebâirlere devam etmesi olmaz, mümkün değildir. O yüzden o kimse emmâre ve levvâmeden çıkar, onun seyr-i sülûkü, onun nefisle mücadelesi başlamıştır. Bu noktada nefisle mücadelenin birinci derecesi günâh-ı kebâirleri terk etmektir.
Kaynak: Karabaş-ı Veli Tekkesi Sohbeti — 23 Şubat 2013 | Şeytanın Küfrü, Darül İslam-Dar
Nefis terbiyesi nasıl bir sistemdir?
Nefis terbiyesi Muhammedî olacaksa, bunun adı budistik, hinduluk, egzotik, süslenmiş bir at, önüne arkasına İngilizce eklentiler takılmış bir şey değildir; doğrudan Kur’an ve sünnete dayalı bir sistemdir.
Kaynak: Karabaş-ı Veli Tekkesi Sohbeti — 23 Şubat 2013 | Şeytanın Küfrü, Darül İslam-Dar
Dergâh Sohbetleri serisinin 4 nedir?
Dergâh Sohbetleri serisinin 4. oturumunda Mustafa Özbağ Efendi ; tövbenin hakîkatini ve "tövbenin gerçeği-sahtesi olmaz" ilkesini, mizanda kulun günâhları affolunduğunda "keşke biraz daha günâh işleseydim" demesinin hadîsini, tövbenin namaz-oruç-zikir gibi bir ibâdet olduğunu, Hz. Peygamber’in günde 70-100 defa tövbe ettiğini, "günü kâr ederek bitirmek" prensibini, gece zikirsiz dervişin olamayacağını, Mevlânâ’nın "bin kere tövbe şişesini kırsan da yine gel" beytini, şirk haricindeki tüm günâhların affedilebileceğini, "Allâh’a yakîn olmak" hakîkatinin ibâdet ve haramdan uzak durma ile ölçüldüğünü, kalbinizde Allâh’ın sultân olarak oturduğunu hissetmenin câizliğini, faiz bankalarındaki "kuzu postuna bürünmüş kurt" yöneticilerin sahte takvâsını ve sinnet bıyık eleştirisini, kendisinin pala bıyık tercih etmesinin sebebini ("kâfirlere haşyet vermek için"), kıs sinet bıyıkların İslâmî finansçıların simgesi olduğunu, Şîa’da câferî mezhebinin diğer Anadolu alevîlerinden farkını, satrancın savaş sanatını öğrenmek için câiz olduğunu ama gaflet için haram olduğunu, kadınlaşan erkeklerin (kaş aldıran, krem-pudra-tüllük süren) lanetli hadîsi, Cem’in iki nikâh şartını (Hanefî-Şâfi’î farkı ile birlikte velinin hakkı), büyünün herkesi tutabileceği ve bizim muhâfazamızın zikirle olduğunu, gibi temel meseleleri tafsîlâtlı bir şekilde açıklamaktadır.
Kaynak: 4. Dergâh Sohbeti — Tövbenin Hakîkati, Kâr Ederek Yatma, Allâh’a Yakînlik, Faiz
Tövbenin hakîkati nedir?
Tövbenin gerçeği-sahtesi olmaz. Tövbenin gerçeği yoktur, tövbenin sahtesi yoktur. Tövbe tövbedir. Eğer bir kimse tövbesinin üzerinde şüpheye düşerse, kendisinden şüphe etmesi gerekir — tövbe etmesinin kendisinden değil. Tövbe demek o günâhtan pişmân olmak demektir. Eğer kişi tövbe ettiği günâha bir daha hiç geri dönmezse, geçmiş günâhlarını Cenâb-ı Hak affettiği gibi sevâba çevirir.
Kaynak: 4. Dergâh Sohbeti — Tövbenin Hakîkati, Kâr Ederek Yatma, Allâh’a Yakînlik, Faiz
Tövbe bir ibâdet midir?
Tövbe ibâdettir. Bildiğiniz ibâdet — namaz kılmak gibi, oruç tutmak gibi, zikretmek gibi, şükretmek gibi, Kur’ân okumak gibi, hayır-hasenât işlemek gibi ibâdet. Çünkü Cenâb-‘ı Hak âyet-i kerîme ile tövbeyi farz kılmıştır. Resûlullâh sallallâhu aleyhi ve sellem hem kendi yapmış hem tavsiye etmiş — bu, kuvvetli sünnettir.
Kaynak: 4. Dergâh Sohbeti — Tövbenin Hakîkati, Kâr Ederek Yatma, Allâh’a Yakînlik, Faiz
Allâh’a yakîn olmak ne demektir?
Allâh’a yakîn olmak: "Gönülde sultân olarak oturmuş hissetmek" hakîkatinin ibâdet ve haramdan uzak durma ile ölçüldüğünü, kalbinizde Allâh’ın sultân olarak oturduğunu hissetmenin câizliğini ifade eder. Bu, Allâh’ın dibinizdeymiş gibi, yanı başınızdaymış gibi, içinizdeymiş gibi, gönlünüzde oturmuş yerleşmiş gibi hissedin. Öyle davranın. Bu manada yakının yakınını arayın. Güvenin üzerinde güvenin. Bunda bir eksiklik yok, bunda bir noksanlık yok.
Kaynak: 4. Dergâh Sohbeti — Tövbenin Hakîkati, Kâr Ederek Yatma, Allâh’a Yakînlik, Faiz
Müridin mürşidini gördüğünde kalp atışlarının normalden çok fazla atması ne işâretindir?
Bizim de atardı. Bu, mürid-mürşid aşkının tabii bir tezâhürüdür; mürşidin manevî nûrunun müride çarpmasının bir alâmetidir.
Kaynak: 4. Dergâh Sohbeti — Tövbenin Hakîkati, Kâr Ederek Yatma, Allâh’a Yakînlik, Faiz
Sufilerde görevden istifa var mı?
Sûfîlerde papa gibi görevden istifâ etmek yoktur. Muhammediler ‘Ben görevi bırakıyorum, ben bu işte koşmayacağım’ diyemezler sûfîlik açısından.
Kaynak: Karabaş-ı Veli Tekkesi Sohbeti — 16 Şubat 2013 | İnkisar-ı Hayal, Tekke Terbiyes
Sufi küsmezliği neden önemlidir?
Sûfî kendince kendi kalbine nazar edecek: Eğer birisine bir küslüğü varsa, sûfîliği eksiktir; birine karşı kalbinde bir buğz varsa sûfîliği eksiktir; bir sûfî kardeşine karşı kalbinin kapısı kapalıysa sûfîliği eksiktir.
Kaynak: Karabaş-ı Veli Tekkesi Sohbeti — 16 Şubat 2013 | İnkisar-ı Hayal, Tekke Terbiyes
Sufilerin hizmet görevi nedir?
Sûfî dünya yorgunluğu kabul etmez, bıkkınlığı kabul etmez. Bu sûfî dünyanın içerisinde oluşmuş bir şey vardır: İbâdetler az ama devamlı olan makbuldür. O kimseye kendince kendi yaşına uygun, kendi konumuna ve durumuna uygun bir menfez, bir yol açılır; o heyecanını kaybetmediği müddetçe.
Kaynak: Karabaş-ı Veli Tekkesi Sohbeti — 16 Şubat 2013 | İnkisar-ı Hayal, Tekke Terbiyes
Küsmek neden haramdır?
Mü’ mine üç gün küstürmek caiz değildir; bir Müslüman üç günden fazla küstüremez. Bu, hiçbir terbiye almamış bir Müslüman için geçerlidir.
Kaynak: Karabaş-ı Veli Tekkesi Sohbeti — 16 Şubat 2013 | İnkisar-ı Hayal, Tekke Terbiyes
Sufilerin küsmezliği neden önemlidir?
Sûfî hiç küskün duramaz. Gerçek sûfî hiç küskün duramaz. Sûfî kendince kendi kalbine nazar edecek: Eğer birisine bir küslüğü varsa, sûfîliği eksiktir; birine karşı kalbinde bir buğz varsa sûfîliği eksiktir; bir sûfî kardeşine karşı kalbinin kapısı kapalıysa sûfîliği eksiktir.
Kaynak: Karabaş-ı Veli Tekkesi Sohbeti — 16 Şubat 2013 | İnkisar-ı Hayal, Tekke Terbiyes
Sûfînin bir tek hedefi vardır: Allah’ı sevmek midir?
Sûfînin bir tek hedefi vardır: Allah’ı sevmektir. Sûfînin bir tek hedefi vardır: hayatını Allah için yaşamaktır. Sûfînin bir tek hedefi vardır: İlâ-i Kelimetullah’ı yeryüzüne ve gökyüzüne yaymaktır. Sûfî ne zevk-i rûhânîyi, ne zevk-i hayâlîyi, ne dünya ne âhiret ganimetini kendisine hedef olarak koymaz. Sûfî kendisine hedef koyacaksa, o hedef Allah’ı sevmek, Allah’ı sevdirmektir.
Kaynak: Karabaş-ı Veli Tekkesi Sohbeti — 16 Şubat 2013 | İnkisar-ı Hayal, Tekke Terbiyes
Mevzunun ifrât ve tefrît dereceleri ve oluşturdukları menfi etkileri göz önüne alındığında, mu’teber derecesi yani olması gereken pozisyonu ve itibâr edilmesi gereken hâli ile alakalı mülâhazalarınızı lütfeder misiniz?
Muhakkak ki bu meselede ifrât derecesine varıp veya tefrît derecesinde durup, ya bu rüya mânâ hâl âlemini reddeden ya da sadece amaç-maksat bu imiş gibi görenler olacaktır. Eğer bu hastalık ifrât ve tefrît noktasında içimizde bulaştı, yer ettiyse, oturduysa, buna üzülürüm çok. Eğer kardeşler, arkadaşlar maksatlarını, amaçlarını sadece bu tip vâridatlara mazhar olmak, bu tip ganimetler elde etmek için kendilerini hedefledilerse çok eksik ve yanlış bir noktada tutmuşlardır. Ve bu tip vâridatlara mazhar olanlara olduğundan fazla itibar ediyorlarsa, yine yanlış yapıyorlardır.
Kaynak: Karabaş-ı Veli Tekkesi Sohbeti — 16 Şubat 2013 | İnkisar-ı Hayal, Tekke Terbiyes
İki: amaç maksat bu değil midir?
Bir: bu rüya görenlerin, hâl görenlerin, görmeyenlerden bir üstünlükleri yoktur. İki: amaç maksat bu değildir. Üç: bunları reddetme noktasına düşüp de kendi ayağımızı da boşa atacak noktada değiliz. O zaman müridin bu noktadaki hassâsiyeti Kur’an ve sünnet dairesinde kalmalı, tasavvufun edep ve erkânı dairesinde meseleyi ifrât ve tefrît noktasına götürmemelidir.
Kaynak: Karabaş-ı Veli Tekkesi Sohbeti — 16 Şubat 2013 | İnkisar-ı Hayal, Tekke Terbiyes
Rüyaların umuma anlatılması faydalı mıdır?
Muhakkak ki umûma ait dergâhla, hizmetle alakalı rüyâların, umuma ait olanların sûfîler adabınca üstâda anlatıldıktan sonra anlatılmasında muhakkak fayda vardır.
Kaynak: Karabaş-ı Veli Tekkesi Sohbeti — 16 Şubat 2013 | İnkisar-ı Hayal, Tekke Terbiyes
Ferde ait rüyalar nasıl davranılmalıdır?
Ama ferde ait olan — “Bana tâc giydirdiler, beni bir makama oturttular, ‘Sen şöylesin’ dediler” tarzı rüyalar — başka bir kategoridedir. “Bir kimseye tâç giydirmişler; onun kendisine tâç giydirmişler. O bunu intikab etmeli, bunu anlatmamalı; bunu saklı gizli üstâdına anlatmalı. Herkesin içerisinde ‘Bana hırka giydirdiler, bana tâç giydirdiler, beni bir makama oturttular, “Sen şöylesin’ dediler’ demesi, kendisine nazar toplamasıdır; bu sûfî âdâbınca çok hoş değildir.”
Kaynak: Karabaş-ı Veli Tekkesi Sohbeti — 16 Şubat 2013 | İnkisar-ı Hayal, Tekke Terbiyes
Zâhir ve Bâtın Dengesi nedir?
Sekizinci soru meseleyi özetler: “Hidâyet ve istikâmet üzere yaşama hususunda ilham, rüya, keşif ve kerâmetten ziyâde, usûl-i dîne bağlı kalmanın önemi nedir lütfeder misiniz?” Cevap kesindir: “Bu, rüya, keşif ve kerâmetten önemlidir usûl-i dîne uymak. Bu, işin zâhir noktasıdır; zâhiri tamamlanmayanın bâtını da tamamlanmaz. O kimse rüya görebilir, keşif görebilir, kerâmet sahibi olabilir, ama zâhirini tamam etmesi gerekir.”
Kaynak: Karabaş-ı Veli Tekkesi Sohbeti — 16 Şubat 2013 | İnkisar-ı Hayal, Tekke Terbiyes
Manada namaz sapması nedir?
Tarihî yaradan sonra Efendi Hazretleri yaşayan bir sapmayı da açar. “O yüzden tarihte bu tip hatalar yapılmış, mesele sadece rüya ve hâl boyutunda algılanmış, mesele sadece kalbe ilham boyutunda algılanmış; namazı terk etmişler, orucu terk etmişler, usûl-i dînin olmazsa olmazlarını terk etmişler, farzları terk etmişler. Terk etmişler bile bile. ‘Biz manada oruçluyuz’ demişler. ‘Biz manada namazımız kılındı’ demişler. ‘Biz manada namazı kılıyoruz’ demişler. ‘Biz namazı Hz. Peygamber efendimiz önder oluyor, biz onun arkasında kılıyoruz — hadi siz gidin camide kılın’ demişler.”
Kaynak: Karabaş-ı Veli Tekkesi Sohbeti — 16 Şubat 2013 | İnkisar-ı Hayal, Tekke Terbiyes
Nefis mertebelerini geçtiğini nasıl anlar?
Anladığı anda anlamadığı çıkar. Eğer bir kimse ‘ben şu nefis mertebesine geldim’ derse yıkılır.
Kaynak: 5. Dergâh Sohbeti — Hasta Namazı, Borçlu Cenaze, "Oldum" Tehlikesi, Sigara Haram
Rant türleri nelerdir?
Alkışlanmak rant. Sevilmeyi istemek rant. Dinlenilmeyi istemek rant. İnsanların içinde rüyâ anlatarak teveccühünü kazanmak rant. Hâl anlatarak insanları kendine doğru çevirmek rant.
Kaynak: 5. Dergâh Sohbeti — Hasta Namazı, Borçlu Cenaze, "Oldum" Tehlikesi, Sigara Haram
Nâfilelerle Allâh’a yaklaşmak ne demektir?
Nâfilelerle Allâh’a yaklaşmak Hz. Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellemin hâliyle hallenmektir. Çünkü nâfilelerin hepsi de Muhammed Mustafâ’nın HÂLİdir — emri değildir. Farzlar Allâh ve Resûlünün EMRİdir. Nâfileler Muhammed Mustafâ’nın HÂLİdir, hidâyetidir.
Kaynak: 5. Dergâh Sohbeti — Hasta Namazı, Borçlu Cenaze, "Oldum" Tehlikesi, Sigara Haram
Tasavvuf bir disiplin midir?
Tasavvuf bir disiplin yoludur. Disiplinsiz bir tasavvufî hayat yok. Disiplinsiz bir dînî hayat yok.
Kaynak: 5. Dergâh Sohbeti — Hasta Namazı, Borçlu Cenaze, "Oldum" Tehlikesi, Sigara Haram
Dervişler arasında edep meselesi nedir?
Dervişler arasında çok müdahaleci olmayın. Tasavvuf-tarîkat edep terbiyesidir. Birisi o esnâda ilâhîye düşmüş, ilâhîyi söylüyor — sen onu müdahale etme. Bilmiyordur, düşmüştür. Onu üzme, kırma, incitme. İnsanları mutsuz etmek bize fayda getirmez.
Kaynak: 5. Dergâh Sohbeti — Hasta Namazı, Borçlu Cenaze, "Oldum" Tehlikesi, Sigara Haram
Tasavvufî hayatın disiplini nedir?
Tasavvuf bir disiplin yoludur. Disiplinsiz bir tasavvufî hayat yok. Disiplinsiz bir dînî hayat yok.
Kaynak: 5. Dergâh Sohbeti — Hasta Namazı, Borçlu Cenaze, "Oldum" Tehlikesi, Sigara Haram
Cebrail aleyhisselam dihye suretinde neden gelir?
Cebrail’in dihye suretinde gelmesi, Hz. Peygamber’in ashâbından Dihye el-Kelbî’nin kıyafetinde — çok yakışıklı bir sahabe olarak bilinir — ortaya çıkma olayıdır. Efendi Hazretleri bu örneği boyutlar arası geçişin delili olarak kullanır: “Cebrail aleyhisselam dihye suretinde girinip görüp tecelli ediyorsa, bu varlığın boyutların içerisinde dolaşmak. Demek ki bir melek varlığın kendi içerisinde insan suretine girebiliyor.”
Kaynak: Karabaş-ı Veli Tekkesi Sohbeti — 2 Şubat 2013 | Yaratılış, Kün Fe Yekün ve İbn A
Belkıs tahtına tekrar yaratılması nedir?
Belkıs’ın tahtına tekrar uygulanır: “Belkıs, takdiriyle kudreti ve kuvveti ve yaratmasıyla bir anda Süleyman aleyhisselam önünde yeniden yaratılabilir mi? Evet, cevap evet. O kısacık zaman dilimi yüzünden aynı şekilde değil de aynına benzer olarak, birbirine bağlantılı yaratılan şey kendince yeniden yaratıldığını fark etmeyebilir mi? Evet. O zaman yeniden yaratılışı kabul edebilir miyiz? Harabnı devam etmiş.” Yani sufi bakışta, her yaratma cedittir , yenidir, bir öncekinin devamı değil.
Kaynak: Karabaş-ı Veli Tekkesi Sohbeti — 2 Şubat 2013 | Yaratılış, Kün Fe Yekün ve İbn A
Allah’ın yaratmasıyla zaman ilişkisi nedir?
Sohbette, yaratılışın zaman boyutuyla ilişkisi üzerine sağlam bir dialog işlenir. “Hiçbir şey yok iken Allah’ın zat ulu ayının içerisinde zaman var mıydı? Allah ebet ve ezer. Ebet ve ezer deyince, o zaman Allah için kendi içerisindeki zamanın o esnada bir anlamı yok. Varlık için var.” Yani zaman, yaratılan için bir ölçü kavramıdır ve yaratma anında beraber yaratılmşğı şeyi yaratırken ona kün derken sıfır noktası zamanı. Yaratılanın sıfır. Hiçbir şey yok. Zaman yok. Tecelli edecek bir yer yok çünkü. Yaratılan da yok. Tecelli edecek bir şey yok. O zaman o esnada hem zamanı yaratılan için, hem de yaratılanın kendisini o esnada yaratması lazım.
Kaynak: Karabaş-ı Veli Tekkesi Sohbeti — 2 Şubat 2013 | Yaratılış, Kün Fe Yekün ve İbn A
Zaman ve yaratılanın yaratılma anı nedir?
Efendi Hazretleri kendi formülünü sunar: “ Kün dedi ya, ol dediğinde zamanı da yarattı. Yaratan için zaman söz konusu değil. Yaratılan için ol dediği anda ilk yarattığı şeyi yaratırken ona kün derken sıfır noktası zamanı. Yaratılanın sıfır. Hiçbir şey yok. Zaman yok. Tecelli edecek bir yer yok çünkü. Yaratılan da yok. Tecelli edecek bir şey yok. O zaman o esnada hem zamanı yaratılan için, hem de yaratılanın kendisini o esnada yaratması lazım.” Bu formülün mantığı şudur: Zaman ve yaratılan, aynı anda yaratılmışlardır. Zaman yaratılandan önce yaratılmamış; yaratılandıkdan sonra da yaratılmamış. Her ikisi aynı kün emrinin tecellisinde birlikte var olmuşlardır.
Kaynak: Karabaş-ı Veli Tekkesi Sohbeti — 2 Şubat 2013 | Yaratılış, Kün Fe Yekün ve İbn A
Kur’an’da zamanın önceden var olduğunu nasıl açıklayabilirsiniz?
Dinleyicilerden biri Kur’an’dan örnek verir: “Efendim, şu ayet-i kerimeden ben zamanın önceden adamını düşünüyorum. Allah her şeyi altı günde yarattı. Yedi kat yer ve göğü altı günde yarattı, ayet-i kerime.” Efendi Hazretleri gülüp “İlk baştan gece gelin siz. Eyvallah.” der, sonra kendi yorumunu bitiştirir: “Cenâb-ı Hak kül derken yaratırken kendi zât uluhiyetindeki zaman kavramını da yarattı, tecelli ettirdi. Belki de saniyenin yüzlerce katrilyonu kadar bir zaman biriminde aralarında bir fark varsa vardır.” Bu, sufi dilinde yaratılışın altı günüyle insan için altı günün aynı zaman boyutunda olmadığına bir işarettir.
Kaynak: Karabaş-ı Veli Tekkesi Sohbeti — 2 Şubat 2013 | Yaratılış, Kün Fe Yekün ve İbn A
Tarîkat terbiyesi nedir?
Güzel ahlâk, güzel ahlâk, güzel ahlâk. Tarîkat terbiyesi farklı bir terbiye değil. Tasavvuf terbiyesi farklı değildir. Bu terbiyenin ince noktası, Hz. Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretlerinin ahlâkıyla ahlâklanmaktır.
Kaynak: 6. Dergâh Sohbeti — Semâ Ehli, Geniş Manada Zikir, Dilin Muhâfazası, "Mehdî Sens
Semâ ehli ne demektir?
Semâ, Kur’ân-Sünnet dairesinde bir zevk olup ibâdet değildir. Semâzen olmak çok ince bir nefs terbiyesi; topluluğun önünde durmak zor.
Kaynak: 6. Dergâh Sohbeti — Semâ Ehli, Geniş Manada Zikir, Dilin Muhâfazası, "Mehdî Sens
Sufi ahlâkının ne olduğunu nedir?
Efendi Hazretleri bu sözü bir sufinin bakış açısıyla tefsir eder. Sufi için ahlâk, belli zamanlarda ve belli yerlerde takılıp çıkarılabilen bir maske değildir. Ahlâk, mü’minin deri zerine islenmiş bir dövmedir, çıkaramızsa ancak kanayarak çıkartılabilecek bir vefadır. Cami içinde tevazû, sokakta kibr; oruc açarken ihlas, iş yerinde aldatma – bu tür bir tavır, Cibran’ın deyişiyle “çıplak dolaşmak” tan da beter bir haldır. Zira çıplaklık gerçekliğin bir beyanıdır, riyâ ise gerçekliğin inkarıdır.
Kaynak: Karabaş-ı Veli Tekkesi Sohbeti — 26 Ocak 2013 | İlahi Enstrümanı, Kader ve İmanı
İman, bir üniforma gibi giyilmemeli mi?
Efendi Hazretleri bu noktada mü’mine çağrıyı yapar: “Sen imanını elbise gibi üzerine giyip çıkarma. Sen imanını kendi tenine, kalbine, kemiğine işle. Cami kapısından çıkarken terketmeyeceğin bir imanın olsun.” Bu, tam olarak sufinin yürüdüğü yoldur. Sufi, camide nasıl namaz kılşyorsa, evinde de karısına karşı aynı nezaketi gösterir; iş yerinde de aynı doğruluğu sürdürür. Onun ahlâkı, üzerine geçirdiği bir üniforma değil, kendi kalbinin bir beyanıdır.
Kaynak: Karabaş-ı Veli Tekkesi Sohbeti — 26 Ocak 2013 | İlahi Enstrümanı, Kader ve İmanı
Hz. Mevlâna’nın Mesnevî’nin 120. beyiti ne anlatmaktadır?
Beyit şöyledir: “Dışarıda tektir güneş, fakat eşidini düşünmek mümkündür. Esîri var eden güneşin benzerinin zihninde vardır. Nerede dışarıda? Düşüncede nerede? Bir bucak ki o düşünülsün de benzeri o bucağa sığınsın.” Efendi Hazretleri bu beyti üç farklı boyuta ayrıştırarak açıklar. Birinci boyut astronomiktir, &ikinci boyut tasavvufîdir, üçüncü boyut ise metafiziktir.
Kaynak: Karabaş-ı Veli Tekkesi Sohbeti — 19 Ocak 2013 | İslam Ekonomik Sistemi ve Kapita
Hz. Mevlâna’nın Mesnevî’nin 120. beyitinin astronomik boyutu nedir?
Efendi Hazretleri şöyle yorumlar: “Bu normal mevcut bildiğimiz güneş. Hasreti Mevlânâ îmâlî bir şekilde saman yolunun dışında da bir alemin içerisinde aynı bu saman yoluna benzer güneş sistemlerinin var olduğunu bize işaret ediyor. Bu keramet. Bundan sekiz yüz elli yıl önce Hasreti Mevlânâ güneş sisteminin dışında başka alemlerde de bir güneş sisteminin var olduğunu bize beyan ediyor.” Efendi’ye göre Hz. Mevlânâ sekiz yüz elli yıl önce Saman Yolu’nun dışında başka güneş sistemlerinin var olabileceğini önceden bildirmiştir. Bu, bir keramettir.
Kaynak: Karabaş-ı Veli Tekkesi Sohbeti — 19 Ocak 2013 | İslam Ekonomik Sistemi ve Kapita
Hz. Mevlâna’nın Mesnevî’nin 120. beyitinin tasavvufî boyutu nedir?
Yani mürîd kendi şeyhine sadık olarak ona tek mürşid gözüyle bakar, ancak gerçekte kirk kadar çok büyük mürşid-i kâmil dünyada bulunmaktadır. Mürîd bu dışarıdakilere saygı duyar ama kendi şeyhinin güneşinde devam eder.
Kaynak: Karabaş-ı Veli Tekkesi Sohbeti — 19 Ocak 2013 | İslam Ekonomik Sistemi ve Kapita
Hz. Mevlâna’nın Mesnevî’nin 120. beyitinin metafizik boyutu nedir?
Mesnevî’nin bu beyti aslında Allah’ın benşersizliğini işaret eder. “Esîri var eden güneşin benzeri ne zihinde vardır ne de dışarıda. Ama Allah hiçbir yerde eşi benzeri yoktur. Hiçbir yerde. Ve hiçbir şeye benzemez. Benzersizdir.” Efendi Hazretleri bu noktada sufinin mühim bir kaidesini hatırlatır: “Benzettiğin her şey o değildir. Fakat sufilerin aklına benzemeler gelir. Her benzeme geldiğinde bu değildir diyecek sufi. Bu değil. O hiçbir şeye benzemez.” Allah’ın bınzetilemezliğinin sufi marifeti, onun sufi işlemesinin en kalbi bir ilkesidir.
Kaynak: Karabaş-ı Veli Tekkesi Sohbeti — 19 Ocak 2013 | İslam Ekonomik Sistemi ve Kapita
Düşünce yapısının nasıl açıklanmıştır?
Efendi Hazretleri sohbetin en bereketli kısmında insanın düşünce yapılanmasını ayrıntılı bir şekilde açıklar. Ona göre düşünce bir kubbenin altında yer alır, onu idrak çevreler, idrakı akıl çevreler, aklı mantık çevreler, bütün bunları da ruh ve onun içindeki sır çevreler. Bu hiyerarşik yapılanmada, ilham tam olarak düşüncenin önünde, dışından tecelli eden bir şeydir: “İlham düşüncenin içinde değil. İlham düşüncenin önünde. İlham Allah’ın bu kâlbine buyurduğu. Düşünceye yön verir o. Ama onun mekanizması insanın içinde değil. O insana tecelli eden bir şey.”
Kaynak: Karabaş-ı Veli Tekkesi Sohbeti — 19 Ocak 2013 | İslam Ekonomik Sistemi ve Kapita
İlhamın nasıl bir mekanizma olduğu açıklanmıştır?
Efendi ilhamın çalışma biçimini bir şimşek benzetmesi ile açıklar: “Buraya bir şimşek çaktı. Buraya şimşek çaktıktan sonra şimşeği burası mı üretti? İlham şimşeyi. Muhakkak. Bu Allah’ın rütbu. Bakin. İlham herkes almaz. İlham umuma açık değildir. Hususi.” Yani ilham, düşünce üretimi değildir; düşünceye dışarıdan gelen bir şimşek gibi bir tecellidir. Ve bu tecelli umuma açık olmayıp, Allah’ın dilediğine lütfettiği hasüsiyette bir rahmettir. İlhamın tek kaynağı da Allah’tır: “Şeytandan gelen vesvesedir ilham değil. Şeytan vesveseyle düşünceyi bozmaya çalışır.”
Kaynak: Karabaş-ı Veli Tekkesi Sohbeti — 19 Ocak 2013 | İslam Ekonomik Sistemi ve Kapita
Zikirullahın dünceye nasıl etki ettiği açıklanmıştır?
Zikir şeytanın vesvesesini durdurur. Zikir şeytanın doğduğunu düzeltir. Zikir şeytanın kirlettiğini arındırır. O yüzden daim zikrullâh. Devamlı zikredenin düşüncesi paktır. Çünkü devamlı Allah bunu zikreder. Allah pis zikretmez. Lütfi olarak Allah temizi zikreder.
Kaynak: Karabaş-ı Veli Tekkesi Sohbeti — 19 Ocak 2013 | İslam Ekonomik Sistemi ve Kapita
Zikirullahı bırakmanın tehlikesi neden olduğu açıklanmıştır?
Efendi Hazretleri bu noktada zikir bırakmanın tehlikesini de vurgular: “Allah demesini durdurduğundan kirlenir. Niçin? Allah’ı zikretmemek en büyük günâh-ı kebîr. Ankabût Sûresi. Allah’ı zikretmek en büyük iştir. En büyük işi terk eden en büyük günah-ı kebîr-i işlemiştir.” Ve Efendi, bu ifadeyi en dehseştli bir örnekle destekler: bir adam adam öldürür, çünkü onun düşüncesi kirlenmiştir, zikir eksikliğindendir. Yani en büyük günahların kökünde, zikrullâh’ı terk etmek vardır. Ve zikrullah ile bir kimsenin düşüncesi nurlanınca, şeytan o şahsın düşünce kokusuna bile yaklaşamaz, “camdan bakar, orada içeri giremez” , çünkü içerideki nur şeytanın gözlerini yumar.
Kaynak: Karabaş-ı Veli Tekkesi Sohbeti — 19 Ocak 2013 | İslam Ekonomik Sistemi ve Kapita
Düşünce sınırlarının ve ‘Bir Ben Var Benden İçi’ sırrının açıklaması nedir?
Efendi Hazretleri sohbetin son bölümünde Hz. Mevlânâ’nın önceki beyitinin derinliğine yeniden iner. Düşünce bu sınırın içinde özgürce serüzür, ancak bir noktada durmak zorundadır, o nokta ise Allah’ın zâtıdır. Efendi şöyle buyurur: “Düşünce sınırı var. O sınır ne? Allah’ın zâtına kadar. Allah’ın zâtına kadar düşünce sınırı yok. Ama Cenab-ı Hak oraya bir sınır koymuş. Sınırı belirlemiş. Bu sınır ne? Allah’ın zâtını düşünmek.” Efendi Hazretleri bu meselénin temelini bir hadise dayandırır: “O yüzden Cenâb-ı Hak Hadis-i Kudsi’de kendi zatının tefekkürünü harâm ör. Çünkü zatını tefekkür etmek, zatını düşünmek mümkün değildir.” Yani insan, Allah’ın zâtını düşünmeye kalkmayacak, çünkü bu onun aklını dilbirlik eder. İnsan aklı Allah’ın zâtını algılayabilecek şekilde yaratılmamıştır. Bu noktada büyük bır muğamma çözülür: insan ne kadar çalışırsa çalışsın, Allah’ın zatını algılayamaz; Allah’ı bilmek, onun sıfatları ve fiilleri üzerinden olabilir, ancak zâtı için bir yol yoktur.
Kaynak: Karabaş-ı Veli Tekkesi Sohbeti — 19 Ocak 2013 | İslam Ekonomik Sistemi ve Kapita
Tasavvufî insan anatomisi hakkında ne söylendi?
Efendi Hazretleri tasavvufî insan anatomisi hakkında çok önemli bir hiyerarşiyi açıklar. Düşünce, idrak, akıl, mantık – bunlar dış halkalardır. Bunların içinde insanın manevî özü yer alır: ruh ve ruhun içinde sır. Efendi şu çarpici tespitte bulunur: “Bir ben var benden içeri dediği sır, ruh değil. Ruhun içindeki sır. Bunu gizlemiş. Ruhla onu çepe çepe sarmış. Sana ruhtan sorarlar de ki bununla alakalı size çok az bilgi verebilir.” Bu sır, Yunus Emre’nin meşhur misrasında ( “bir ben varım benden içeri” ) ifade etti i hakikat, aslında ruh değildir; ruhun da içindeki sırdır.
Kaynak: Karabaş-ı Veli Tekkesi Sohbeti — 19 Ocak 2013 | İslam Ekonomik Sistemi ve Kapita
Yunus Emre’nin meşhur misrasında ifade ettiği hakikat nedir?
Bu sır, Yunus Emre’nin meşhur misrasında ("bir ben varım benden içeri") ifade ettiği hakikat, aslında ruh değil; ruhun da içindeki sır’dır. Herkes onu ruh olarak bilir, öyle anlatırlar. Ruhun sırına vakıf değiller çünkü. Yani herkes "bir ben varım benden içeri" derken ruhu kasteterek bir şey söyleme çalışır; ancak aslında Yunus Emre’nin işaret ettiği şey ruh değil, ruhun içindeki sır’dır.
Kaynak: Karabaş-ı Veli Tekkesi Sohbeti — 19 Ocak 2013 | İslam Ekonomik Sistemi ve Kapita
Zikrullâhın düştüncedeki tecellîsi nedir?
Zikrullâhın düştüncedeki tecellîsi; Allah’ın zatının düştünülemezliği; rab’tanın havasın halî olmasının gibi mevzular Efendi Hazretleri’nin mü’minin kazandırdığı ince bakımlardır. Bu sohbetin en parlak tarafı onun metafizik derinliğindedir. Hz. Mevlâna’nın Mesnevî’nin 120. beyiti üzerinden ruhun, sırın, düştüncenin ve ilhamın ince ayrımaları; zikrullâhın düştüncedeki nurânî tecellîsi; Allah’ın zatının düştünülemezliği; rab’tanın havasın halî olmasının gibi mevzular Efendi Hazretleri’nin mü’minin kazandırdığı ince bakımlardır.
Kaynak: Karabaş-ı Veli Tekkesi Sohbeti — 19 Ocak 2013 | İslam Ekonomik Sistemi ve Kapita
Sırat kavramı nedir?
Sırat, herkesin kılçtan keskin, kıldan ince diye tarif ettiğini, hadis-i şeriflerde cehennem üzerine kurulmuş olarak bütün insanların geçmekle sorumlu olduğu bir yoludur.
Kaynak: Karaž-ı Veli Tekkesi Sohbeti — 12 Ocak 2013 | Sırat, Ceberrut Alemi ve Kabir Hal
Yunus Emre’nin "Üzerine evler kurulasım gelir" kinayesiyle neyi kastediyor?
Yunus Emre, cehennem korkusunu aşmış olan muhabbet ehlinden biri olarak konuşturmakta; Sırat, o kimse için artık kıldan ince bir tehdit değil, Allah dostluğunuyla genişlemiş, üzerine ev yapılabilir kadar selametli bir yerdir.
Kaynak: Karaž-ı Veli Tekkesi Sohbeti — 12 Ocak 2013 | Sırat, Ceberrut Alemi ve Kabir Hal
Hz. İsa’nın üç grup ibadet eden insanla karşılaşma kassası nedir?
Hz. İsa yürüyürken bir grup ibadet eden insanla karşılaşıp "Niye ibadet ediyorsunuz?" sorar. Birinci grup "Cehennemden kurtulmak için" der, ikinci grup "Cennete vasıf olmak için" der, üçüncü grup ise "Allah’ı sevdiğimiz için" der.
Kaynak: Karaž-ı Veli Tekkesi Sohbeti — 12 Ocak 2013 | Sırat, Ceberrut Alemi ve Kabir Hal
Hallâc-ı Mansûr’un "Enel Hakk" sözüne dair bedelin ne?
Hallâc-ı Mansûr, gecede yüz rekât namaz kılan kimse olarak örneği verir. Bu sözü sormak için büyük bir amel birikimi gerekir; söz, kendisine göre kap kaldıracağı bir kalb-i selim ister.
Kaynak: Karaž-ı Veli Tekkesi Sohbeti — 12 Ocak 2013 | Sırat, Ceberrut Alemi ve Kabir Hal
Ceberrut, Melût, Lâhût âlemleri nedir?
Ceberrut, Melût, Lâhût âlemleri, Kâinat’ın Rabbi’nin bir sufi ifadesiyle açıklanır: "Muhakkak ki Allah âlemlerin Rabbi. Âlemlerin Rabbi olan Cenab-ı Hak, kendince bir sürecektir."
Kaynak: Karaž-ı Veli Tekkesi Sohbeti — 12 Ocak 2013 | Sırat, Ceberrut Alemi ve Kabir Hal
Kabir ehli gibi yaşımak nedir?
Kabir ehli gibi yaşımak, farzlar ve haramdan kaçınmak anlamına gelir. Bu, Allah’ın sevgisiyle yorulmuş bir kimse için cehennemin şerriinden emin olunmuştur.
Kaynak: Karaž-ı Veli Tekkesi Sohbeti — 12 Ocak 2013 | Sırat, Ceberrut Alemi ve Kabir Hal
Antep baklavası misali nedir?
Antep baklavası misali, kavram vs. zevk arasındaki farkı anlatmak için kullanılır. Kavram, zevkten ayrıdır ve bu misal, bu farkı vurgular.
Kaynak: Karaž-ı Veli Tekkesi Sohbeti — 12 Ocak 2013 | Sırat, Ceberrut Alemi ve Kabir Hal
Mesnevi’nin 120. beyiti nedir?
Mesnevi’nin 120. beyiti: "Aklın aç karışında çırpanı kırar" ifadesi, aklın aç karışında çırpanı kırar anlamına gelir.
Kaynak: Karaž-ı Veli Tekkesi Sohbeti — 12 Ocak 2013 | Sırat, Ceberrut Alemi ve Kabir Hal
Batağa saplanan hayvanın tasviri nedir?
Batağa saplanan hayvanın tasviri, aklın aç karışında oluşan dehşeti anlatır. Bu, aklın aç karışında çırpanı kırar ifadesinin bir örneğidir.
Kaynak: Karaž-ı Veli Tekkesi Sohbeti — 12 Ocak 2013 | Sırat, Ceberrut Alemi ve Kabir Hal
Şeytan’ın kibri ile aklın kibri nedir?
Şeytan’ın kibri ile aklın kibri, "Benim yaratılışım üstündür" ifadesiyle açıklanır. Bu, aklın kibri ve şeytanın kibri arasındaki farkı vurgular.
Kaynak: Karaž-ı Veli Tekkesi Sohbeti — 12 Ocak 2013 | Sırat, Ceberrut Alemi ve Kabir Hal
Sen attın, ben attım: Tecelliyatın zirvesi Peygamber nedir?
Sen attın, ben attım: Tecelliyatın zirvesi Peygamber ifadesi, aklın aç karışında çırpanı kırar ifadesinin bir uygulamasıdır. Bu, tecelliyatın zirvesindeki Peygamberin ifadesidir.
Kaynak: Karaž-ı Veli Tekkesi Sohbeti — 12 Ocak 2013 | Sırat, Ceberrut Alemi ve Kabir Hal
Güneşe delil yine güneş: Delil kendindedir nedir?
Güneşe delil yine güneş: Delil kendindedir ifadesi, delilin kendisinde olduğunu ifade eder. Bu, delilin kendisinde olduğunu vurgular.
Kaynak: Karaž-ı Veli Tekkesi Sohbeti — 12 Ocak 2013 | Sırat, Ceberrut Alemi ve Kabir Hal
Zikrullah halkasına ölmekten önce gitmek nedir?
Zikrullah halkasına ölmekten önce gitmek, Adnan kardeşi destar hikayesiyle anlatılır. Bu, zikrullah halkasına ölmekten önce gitmek anlamına gelir.
Kaynak: Karaž-ı Veli Tekkesi Sohbeti — 12 Ocak 2013 | Sırat, Ceberrut Alemi ve Kabir Hal
Mecaz açıktan hakiki açıka: Leylâ-Mecnun (Fuat) kassası nedir?
Mecaz açıktan hakiki açıka: Leylâ-Mecnun (Fuat) kassası, Leylâ-Mecnun (Fuat) kassasının bir örneğini anlatır. Bu, mecaz açıktan hakiki açıka geçişin bir örneğidir.
Kaynak: Karaž-ı Veli Tekkesi Sohbeti — 12 Ocak 2013 | Sırat, Ceberrut Alemi ve Kabir Hal
İyyâke na’budü: Açıktan ma’şura ibadet etmek, başkasına değil nedir?
İyyâke na’budü: Açıktan ma’şura ibadet etmek, başkasına değil ifadesi, Allah’ın sevgisiyle yorulmuş bir kimse için cehennemin şerriinden emin olunmuştur.
Kaynak: Karaž-ı Veli Tekkesi Sohbeti — 12 Ocak 2013 | Sırat, Ceberrut Alemi ve Kabir Hal
Gölgenin uyku getirisi ve 28 Şubat baskın hikayesi nedir?
Gölgenin uyku getirisi ve 28 Şubat baskın hikayesi, bir dervişi yerine başka bir kardeşi götürülmesiyle ilgili bir hikayedir. Bu, bir dervişi yerine başka bir kardeşi götürülmesiyle ilgili bir hikayedir.
Kaynak: Karaž-ı Veli Tekkesi Sohbeti — 12 Ocak 2013 | Sırat, Ceberrut Alemi ve Kabir Hal
Bu isimler, o alemelere vakıf olan sufilerin Allah’ın ilhamıyla koydukları isimler midir?
Efendi Hazretleri, Ceberrut Alemi, Melût Alemi, Lâhût Alemi gibi kavramları, Allah’ın isim ve sıfatları ile ilgili sufî ifadeleri olarak açıklar. Bu isimler, o alemelere vakıf olan sufilerin Allah’ın ilhamıyla koydukları isimlerdir. Gökten inmiş belgeler değil, sufî tecrübesinin dilidir. Bu alemelere vakıf olmak, bu kavramları bilmek anlamına gelmez. Kavramsal olarak konuşturan ama yolu tutmayan kimsenin durumu Antep baklavasına benzetilir.
Kaynak: Karaž-ı Veli Tekkesi Sohbeti — 12 Ocak 2013 | Sırat, Ceberrut Alemi ve Kabir Hal
Kabir Alemi ne demektir?
Kabir Alemi, Allah’ın isim ve sıfatları ile ilgili sufî ifadelerinden biridir. Efendi Hazretleri, Kabir Alemi’ne vakıf olamayan bir kimsenin Ceberrut Alemi veya Melût Alemi’nden ne anlayacağını merak eder. Kabir Alemi’ne vakıf olmak, kavramsal olarak konuşturan ama yolu tutmayan kimsenin durumu Antep baklavasına benzetilir. Kabir Alemi’ne vakıf olmak, kavramların yaşandığı halin önemine dikkat çeker.
Kaynak: Karaž-ı Veli Tekkesi Sohbeti — 12 Ocak 2013 | Sırat, Ceberrut Alemi ve Kabir Hal
Kabir ehli gibi yaşamak neden önemlidir?
Kabir ehli gibi yaşamak, kavramların yaşandığı halin önemine dikkat çeker. Efendi Hazretleri, kabir ehli gibi yaşamayan kişilerin Ceberrut Alemi veya Melût Alemi’nden ne anlayacağını merak eder. Kabir ehli gibi yaşamak, farzları yerine getirmek, günah kebalinden uzak durmak ve temiz bulunmak gibi uygulamalara bağlıdır. Bu uygulamalar, kavramların yaşandığı halin önemine dikkat çeker.
Kaynak: Karaž-ı Veli Tekkesi Sohbeti — 12 Ocak 2013 | Sırat, Ceberrut Alemi ve Kabir Hal