Perşembe, 14 Mayıs 2026
YOLUMUZ NÜBÜVVET YOLUDUR

Mustafa Özbağ

İrşad & Tasavvuf · Resmî Site

Sorular: Tasavvuf — Sayfa 29

Sohbetlerden Derlenen Sorular

Kategorilere göre düzenlenmiş tam arşiv

35.367Soru-Cevap
2.760.705Kelime
51Kategori
378Sayfa

Table of Contents

Tasavvuf(5877) — Sayfa 29/60

Mürşid-Mürid edebi ilişkide "eminsem töhmet altına alınmam" ilkesi ne anlama gelir?

Efendi’nin "Eminsem Töhmet Altında Bırakma": Mürîdin Teslîmiyeti bölümüne göre: "Eminsem, emin olan kişi töhmet altına alınmaz. Gökyüzüne yer desen bile böyledir bu." Efendi bu beyti çok açık bir şekilde şerh eder: "Eğer ben eminsem — yâni bir velîyi ’emîn’ diye kabul ettiysen, ona teslîm olduysan, o güvenilirse — sen ona töhmet altına alma. ‘Bunu neden böyle yaptın? Nasıl böyle yaptın?’ Töhmet altında bırakma. Bu yol töhmeti kaldırmaz. Ya mürîdsindir ya değilsindir. Mürîdsen üstâdını töhmet altında bırakma. Eğer emin değilse, o zaman yolunu ayır. Mâ selâmeten. Allâh yolunu açık etsin."

Kaynak: 26. Karabaş-i Velî Tekkesi Sohbeti — Mürşid-Mürid Edebi, Üstâdı Töhmet Altında B

Hazret-i Ebû Bekir radıyallâhu anh’ın Yahûdî karşısında Peygamber’in borcu olmadığına şâhidlik etmesi ne anlama gelir?

Hazret-i Ebû Bekir radıyallâhu anh’ın Yahûdî karşısında Peygamber’in borcu olmadığına şâhidlik etmesi, hâdiseyi görmediği hâlde, Peygamber’in her sözünü tasdîk etmiş olmasından hareketle, bu ilkenin klâsik örneğidir. Efendi bu hâdiseyi çok kritik bir ilke ile noktalar: "Bir şey söylerse — o yere gök derse, göktür o. Göğe yer derse, yerdir." Bu, üstâda tam teslîmiyetin klâsik tasavvufî ifâdesidir: Üstâd tercihinin içinde bir hikmet vardır; mürîd onu sorgulamadan kabul eder ya da yolunu ayırır.

Kaynak: 26. Karabaş-i Velî Tekkesi Sohbeti — Mürşid-Mürid Edebi, Üstâdı Töhmet Altında B

Hacâmat nedir ve neden tavsiye edilir?

Sohbet, kiraz mevsimi öncesinde hacâmat yaptırma tavsiyesiyle noktalanır. Hacâmat Hazret-i Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem’in sıhhatli olmak için tavsiye ettiği bir klâsik uygulamadır.

Kaynak: 26. Karabaş-i Velî Tekkesi Sohbeti — Mürşid-Mürid Edebi, Üstâdı Töhmet Altında B

Mesnevî-i Şerîf’te Vezîr-mürîd kıssası ve teşbîhler nelerdir?

Mesnevî-i Şerîf: Hazret-i Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî’nin Mesnevî’sinden 590-600 civarındaki beyitler. Vezîr-mürîd kıssası, "kanadı çıkmamış kuş" teşbîhi, "deniz sen olunca karamız denize döner" beyti.

Kaynak: 26. Karabaş-i Velî Tekkesi Sohbeti — Mürşid-Mürid Edebi, Üstâdı Töhmet Altında B

Hazret-i Ebû Bekir ve Yahûdî Alacaklı Hâdisesi nedir?

Hazret-i Ebû Bekir ve Yahûdî Alacaklı Hâdisesi: Klâsik siyer kaynaklarında yer alan, Hazret-i Ebû Bekir’in Peygamber’in borcunun olmadığına şâhitlik etmesi kıssası. "Ben onu Mi’râc’a çıkmış diye tasdîk ettim, borcu yok dediğinde mi tasdîk etmeyeyim?" ilkesi.

Kaynak: 26. Karabaş-i Velî Tekkesi Sohbeti — Mürşid-Mürid Edebi, Üstâdı Töhmet Altında B

Şiblî’nin Ateş-Demir Mesâli nedir?

Şiblî’nin Ateş-Demir Mesâli: Büyük sûfî Ebû Bekir eş-Şiblî’nin (ö. 945) fenâ fi’s-sıfât doktrinini açıklamak için kullandığı meşhûr teşbîh. Demirin ateşte kızdığında "ben ateşim" diye bağırmasının hak olması — velînin Hak sıfatlarıyla hâllenmesi.

Kaynak: 26. Karabaş-i Velî Tekkesi Sohbeti — Mürşid-Mürid Edebi, Üstâdı Töhmet Altında B

Hallâc-ı Mansûr (ö. 922) hakkındaki bilgiyi nedir?

Hallâc-ı Mansûr (ö. 922): "Enel Hak" sözü. Efendi’nin tefsîriyle sıfatsal tecellî ânındaki sarhoşluk (sekr) hâli — "Enel Allâh" değil "Enel Hak" denilmesinin teolojik önemi.

Kaynak: 26. Karabaş-i Velî Tekkesi Sohbeti — Mürşid-Mürid Edebi, Üstâdı Töhmet Altında B

40 Gün Kâidesi nedir?

40 Gün Kâidesi: Musâ aleyhisselâm’ın Tûr-i Sînâ’daki 40 günlük halveti (A’râf 142). Tasavvufta "erbaîn" adı verilen 4. 26. Karabaş-i Velî Tekkesi Sohbeti — Mürşid-Mürid Edebi, Üstâdı Töhmet Altında Bırakmamak ve Liderlik Karizmasının Çökertilmesi konusunu açıklayınız.

Kaynak: 26. Karabaş-i Velî Tekkesi Sohbeti — Mürşid-Mürid Edebi, Üstâdı Töhmet Altında B

Ebû Cehil’in Şeytânî Kıyâsı nedir?

Ebû Cehil’in Şeytânî Kıyâsı: "Ben ondan daha akıllı, daha zeki, daha asîl soyluyum — peygamberlik bana gelmeliydi" mantığı. Aynen Şeytân’ın Âdem aleyhisselâma "ben ondan fazîletliyim" demesi gibi bir şeytânî kıyâs. Klâsik siyer kaynaklarında yer almaktadır.

Kaynak: 26. Karabaş-i Velî Tekkesi Sohbeti — Mürşid-Mürid Edebi, Üstâdı Töhmet Altında B

Hz. Mevlânâ’nın Kartondaki Aslan Teşbîhi nedir?

Hz. Mevlânâ’nın Kartondaki Aslan Teşbîhi: Kumaş üzerine çizilmiş aslan figürünün rüzgârla hareket ettirildiğinde sanki canlıymış gibi görünmesi. Modern devlet başkanlarının "kartondan aslan" olmasına dâir Efendi’nin tatbîki.

Kaynak: 26. Karabaş-i Velî Tekkesi Sohbeti — Mürşid-Mürid Edebi, Üstâdı Töhmet Altında B

Hacâmat (Tıbb-ı Nebevî) nedir?

Hacâmat (Tıbb-ı Nebevî): Hazret-i Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem’in tavsiye ettiği kan alma uygulaması. İbn-i Abbâs ve Enes ibn Mâlik radıyallâhu anhüm rivâyetleri: "Şifânın üçte biri hacâmatedir" (Buhârî, Tıb 12). Bahar mevsiminde, yaz meyvelerinin çıkmadan önce yapılması.

Kaynak: 26. Karabaş-i Velî Tekkesi Sohbeti — Mürşid-Mürid Edebi, Üstâdı Töhmet Altında B

Câmî edebi konusunda Efendi’nin sarsıcı tesbitleri nelerdir?

Câmîde yayılma, konuşma, telefon oyunu — hepsi câmî edebine aykırıdır. Oturma şekli sâdece üçtür: Sağ dizini dikme, bağdaş, iki diz üstü.

Kaynak: 23. Karabaş-i Velî Tekkesi Sohbeti — Bid’at Kavramının İstismârı, Seferîlik, Câm

Se, cehrî zikrin hem fert hem toplum için bir rahmet kalkanı olduğunu gösterir mi?

Efendi, bundan yola çıkarak evlerin birer “zikrâniye” hâline getirilmesini, mahallelerde, komşularla zikir yapılmasını tavsiye eder. Bugün dervişlerin evlerine misâfir gelmediğini, zikir yapılmadığını, ev hanımlarının depresyona girdiğini ve bunun toplumsal bir hastalık olduğunu söyler.

Kaynak: 22. Karabaş-i Velî Tekkesi Sohbeti — Hadîs İnkârcılarına Reddiye: Akıl Perestler

Seyr ü Sülûk yapmayan bir mürşidin mürşidliği neden sorgulanır?

Seyr ü sülûk olmayan bir mürşidin mürşidliği sorgulanır bu sebepten. Böyle bir hâl yaşamadıysa, ‘Çok affedersiniz, apışır kalır o zaman.’ Yâni bir mürşid, bu türden metafizik tecrübeleri hâlis olarak yaşamadıysa onun mürşidliği eksiktir. Bu, sûfî gelenekteki "üstâdsız mürşid olmaz" prensibinin çok ileri bir uygulamasıdır.

Kaynak: 21. Karabaş-i Velî Tekkesi Sohbeti — Laiklik, Cehennem-Cennet Kavramı ve "Ol" Em

Allâh’ın dostları neden kınanmaktan korkmazlar?

Oysa bir kimse bir şeyi yaşıyorsa, o haksa âyet-i kerîme tecellî edecek. Allâh’ın dostları kınanmaktan korkmazlar. Kınanmaktan korkmayandır Allâh’ın âşıkları. Kınanmaktan korkma. ‘Deli’ diyecekler, diyecekler. Kendilerince ‘uçuk bir adam’ diyecekler, diyecekler. ‘Böyle şeyler olmaz’ diyecekler. Ama bu hak mı? Evet. Doğru mu? Evet.

Kaynak: 21. Karabaş-i Velî Tekkesi Sohbeti — Laiklik, Cehennem-Cennet Kavramı ve "Ol" Em

Seyr ü Sülûk yapmak neden önemlidir?

Seyr ü sülûk yapmayan bir mürşidin mürşidliği sorgulanır bu sebepten. Böyle bir hâl yaşamadıysa, ‘Çok affedersiniz, apışır kalır o zaman.’ Yâni bir mürşid, bu türden metafizik tecrübeleri hâlis olarak yaşamadıysa onun mürşidliği eksiktir. Bu, sûfî gelenekteki "üstâdsız mürşid olmaz" prensibinin çok ileri bir uygulamasıdır.

Kaynak: 21. Karabaş-i Velî Tekkesi Sohbeti — Laiklik, Cehennem-Cennet Kavramı ve "Ol" Em

Tasavvufî tecrübe nedir?

Tasavvufî Tecrübe: Zikrullâh halkasında "af olmuş olarak kalkınız" meleklerinin duâ etmesi; Kirâmen Kâtibîn meleklerinin her an omuzlarda olması; aynı anda birden fazla yerde bulunma (bi-levne’l-ervâh); Hazret-i Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem’in parmaklarından akan sularla temâs.

Kaynak: 21. Karabaş-i Velî Tekkesi Sohbeti — Laiklik, Cehennem-Cennet Kavramı ve "Ol" Em

Velînin fenâ fi’s-sıfâtı nedir?

Sonuçta burada söz konusu olan bir sıfatın bir velînin üzerinde tecellî edip o velînin sarhoşlukla o sıfatı özümsemesi ve o sıfatın içerisinde yok olması, kaybolması, kendinden geçmesi, kendinden geçtiğinde de komple o sıfat hâline gelmesidir.

Kaynak: 20. Karabaş-i Velî Tekkesi Sohbeti — Cehennem Ateşi Temizleyicidir: Rahman Sûret

Velînin fenâ hâli nasıl açıklanır?

Velî, Cenâb-ı Hakk’ın sıfatlarını üzerinde taşımaktadır. O ateşin bütün özelliklerini taşır ama ateş değildir — yâni sıfatları yansıtır ama Zât’la özdeş değildir.

Kaynak: 20. Karabaş-i Velî Tekkesi Sohbeti — Cehennem Ateşi Temizleyicidir: Rahman Sûret

Mânâ Âlemi nedir?

Mânâ Âlemi ve "Coz’tak" Kalma Hâli. Bu âlemde ise âhiret mükemmellik yönünden bu dünyâya göre daha heybetlidir. Mânâ âleminde Cemâlullâh’ın kendi iç boyutundan boyutuna dalgadan dalgaya, perdeden perdeye her devamlı daha da mükemmelliyete doğru geçiş olduğundan Allâh’ın dostları, velîleri ve peygamberler bir an önce o tarafa doğru kulaç atmak isterler.

Kaynak: 20. Karabaş-i Velî Tekkesi Sohbeti — Cehennem Ateşi Temizleyicidir: Rahman Sûret

Dervişin bir anda kopup "coz’tak" kalması nasıl açıklanır?

Dünyanın içinde de yaşarken siz hızla işte x yere yetişmeye çalışıyorsunuzdur. Ama köşeden şeyhinizi görüverirsiniz bir anda. Coz’tak kalırsınız, ne olduğunu bilemezsiniz, gideceğiniz yeri unutursunuz, yapacağınız işi unutursunuz. ‘Gerçek miydi, değil miydi?’ diye düşünürsünüz, o oradan tebessüm eder size. Kalırsınız, ne yapacağınızı bilemezsiniz.

Kaynak: 20. Karabaş-i Velî Tekkesi Sohbeti — Cehennem Ateşi Temizleyicidir: Rahman Sûret

Beytullâh’ı tavâf ederken kendinizi sabit bulmak nasıl açıklanır?

Beytullâh’ı tavâf ederken herkes tavâf ediyordur, bir bakarsınız ki bir sûret var orada. Der ki ‘ben Muhammed-i Mustafâ’yım’ — coz’tak kalırsınız orada. Beytullâh sizi mi tavâf ediyor, siz mi Beytullâh’ı tavâf ediyorsunuz? Farkına varmazsınız. Geçersiniz kendinizden ve kaçıncı şartmış bilmezsiniz, millet ne okuyormuş duymazsınız. Ama oradasınızdır, tavâf ediyorsunuzdur, hattâ cemaatle tavâf ediyorsunuzdur. Ama siz kendinizi bir noktada sâbit kalmış, öyle bekliyor görürsünüz.

Kaynak: 20. Karabaş-i Velî Tekkesi Sohbeti — Cehennem Ateşi Temizleyicidir: Rahman Sûret

Vezîrin cevabı ne anlama gelir?

Efendi, bu sözdeki mânevî dersi açar: Teslîmiyet tam olmalıdır. Şeyhinden emin olan bir mürîd, onun sözünü sorgulamaz. Çünkü emîn olan kişinin sözü töhmet altında bırakılmaz. Aynı şekilde "olgunluğu inkâr etmek" de bir çelişkidir: "Eğer beni kemâli ermiş bir kimse olarak görüyorsanız, o zaman neden bu kemâlâtımı inkâr eden bir halde bulunuyorsunuz? Mâdem ki olgunluğuma inandınız, neden söylediklerime îtirâz ediyorsunuz, yaptıklarımı kabûl etmiyorsunuz?"

Kaynak: 17. Karabaş-i Velî Tekkesi Sohbeti — 15 Temmuz Darbesi, Yezîdî Zihniyeti ve Hz.

Mürîdlerin cevabı ne anlama gelir?

Mürîdlerin cevâbı ise çok dokunaklıdır: "Ey vezîr, sözlerimiz inkâr değil. Bizim sözlerimiz yabancıların sözlerine benzemez. Biz seni inkâr etmiyoruz. Biz bir inkârın neticesinde konuşmuyoruz. Bizim sözümüz yabancı sözü gibi tutma. Ayrıldığından gözya笕 akmada, canımızın ta içinden âhlar, eyvâhlar coşup durmada. Sen bizim içimizden ayrıldın, gittin kendini halvete kapattın. Biz bu ayrılığı çekemiyoruz. Biz bu ayrılıktan dolayı bizim gözümüzün yaşı kalmadı. Bizim ta canımız ağlıyor artık. Gözyaşı bitti, canımız ağlıyor."

Kaynak: 17. Karabaş-i Velî Tekkesi Sohbeti — 15 Temmuz Darbesi, Yezîdî Zihniyeti ve Hz.

Yenilenme kavramı ne anlama gelmektedir?

Efendi’nin kullandığı kavram "yenileşme" ve "yeniden ictihâd"dır. "Biz yeniden ictihâd edelim. Biz yenileşelim. Otursun bütün âlimi, ulemâsı toplansın, kökü dışarıda olmasın ama. Dînsel mesela kökü dışarıda olmasın. Ne Vahhabîliğe dayansın, ne Şîâya dayansın, ne Amerika’ya dayansın. Bu topraklar koksun. Bu topraklar koksun. Söz konusu olan dînî ictihâdsa bu topraklar koksun."

Kaynak: 16. Karabaş-i Velî Tekkesi Sohbeti — Kılıç Paslanınca İş Kötüleşir: Adalet, 15 T

Efendi’nin yenilenme tasavvuru ne şekilde kapsayıcıdır?

Efendi’nin yenilenme tasavvuru kapsayıcıdır: Kürd’ümüz de, Türk’ümüz de, Laz’ımız da, Çerkez’imiz de, Alevî’miz de, Sünnî’miz de bu topraklarda kendi âdetlerini, semâhlarını, zikirlerini göğüslerini gere gere yaşayabilmelidirler. Modernite bunların hepsine karışmaya kalkar ki bu yanlıştır: "Ne yapacaksın? Semâhı da mı modernite edeceksin? Bu kıyâfetler olmaz, üç eteklerinizi çıkarın mı diyeceksin? Zikrullâh’ı da mı modernite edeceksin? Kültürümüzü mü kaybedeceğiz? Âdet, gelenek, göreneğimizi mi kaybedeceğiz?"

Kaynak: 16. Karabaş-i Velî Tekkesi Sohbeti — Kılıç Paslanınca İş Kötüleşir: Adalet, 15 T

Dergâhta yenilenme ne şekilde somut bir örneği verilmiştir?

Efendi, bu yenilenme tasavvurunun somut bir örneğini kendi dergâhından verir: "Bugün meselâ burayı siz tipik bir tekke olarak görebilir misiniz? Hayır. Yenileşmeden anladığım benim bu. Biz yeniden ictihâd edelim. Biz yenileşelim. Eğer biz bu noktada yenileşmemiş olsaydık burada bayanlar toplanamayacaklardı. Bayanlar buraya gelemeyecekti."

Kaynak: 16. Karabaş-i Velî Tekkesi Sohbeti — Kılıç Paslanınca İş Kötüleşir: Adalet, 15 T

Efendi’nin yenilenmenin bedeli nedir?

"Bunun yüzünden dergâhımızdan ayrılan arkadaşlar var bizim. ‘Siz sapıttınız, sapıksınız, sapıklaştınız’ deyip ayrılan arkadaşlar var. Oysa ben yeni bir ictihâd getirmiyordum. Ben diyordum ki Hazret-i Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem Hazretlerinin mescidinde kadınların saf düzeni şöyleydi: Birinci safta yetişmiş erkekler, arkasında genç erkekler, onun arkasında yetişmiş kadınlar, onların arkasında genç kızlar. Namaz safıydı bu."

Kaynak: 16. Karabaş-i Velî Tekkesi Sohbeti — Kılıç Paslanınca İş Kötüleşir: Adalet, 15 T

Ümmet Hazret-i Muhammed Mustafâ’nın sallallâhu aleyhi ve sellem çizgisinden çıkmıştır ne anlama gelmektedir?

Ümmet Hazret-i Muhammed Mustafâ’nın sallallâhu aleyhi ve sellem çizgisinden çıkmıştır: "Sonradan dediler ki bize kadınlar fitnedir, evlerinden dışarı çıkmayacaklar. Şimdi aynı şekilde derviş erkekler dahi var, eşlerinin derse gelmelerini yasaklıyor şimdi. Ve hattâ derviş hanımlarını derse göndermemek için tehdîd ediyorlar. Bu kadarca hâl var." Efendi’ye göre bu, ümmetin aslî kaynağından — yâni Hazret-i Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem Hazretlerinin sünnetinden ve Medîne-i Münevvere’deki tatbîkâttan — uzaklaşmasıdır.

Kaynak: 16. Karabaş-i Velî Tekkesi Sohbeti — Kılıç Paslanınca İş Kötüleşir: Adalet, 15 T

Sohbette yanındakiyle konuşmak ne ifade eder?

Tasavvuf âdâbının en önemlilerinden biri, bir sohbet esnâsında yanındakiyle konuşmamaktır. Gerçek derviş sohbet esnâsında sessizce durur; mecbûr kalırsa meselesini bir kelimeyle halleder. Bir kelime de yetmedi mi ikinci kelime edepsizliktir.

Kaynak: 15. Karabaş-i Velî Tekkesi Sohbeti — Dilini Korumak, Sohbet Âdâbı ve Tasfiyenin

Dilini korumak dinini korumaktır mı?

Bir şeyh efendinin halîfesi "Bana nasîhat et" dediğinde güldüm, "Ağır gelir nasîhatim" dedim. Israr edince: "Dilini koru, bu kadar." Cevap: "Ben bekledim gece namazları kıl diyeceksin, oruç oruç ekle, tevhîd şu kadar çek…" diye on madde sıralamış. Ben "Bunları herkes yapıyor" dedim.

Kaynak: 15. Karabaş-i Velî Tekkesi Sohbeti — Dilini Korumak, Sohbet Âdâbı ve Tasfiyenin

Eski dervişlerin üstâd huzurundaki edep hassâsiyeti nedir?

Biz üstâdımızın yanında nefes almaktan-vermekten bile çekinirdik. Esniyeceğim diye ödüm kopardı. Ayağımı yan yatıracağım diye ödüm kopardı. Gevşek bir hareketimi görürse diye ödüm kopardı.

Kaynak: 15. Karabaş-i Velî Tekkesi Sohbeti — Dilini Korumak, Sohbet Âdâbı ve Tasfiyenin

Semâ esnâsında konuşmak ne ifade eder?

İçeride semâ var, dışarıda sohbet ediyor. Kimisi "canım onlar semâ ediyorlar, biz de burada konuşuruz" diye düşünüyor. En çok asabımın bozulduğu durum budur. Kardeşim, onlar içeride semâ ediyorlar — sen de dışarıda edeple otur, Allâh’ı zikret.

Kaynak: 15. Karabaş-i Velî Tekkesi Sohbeti — Dilini Korumak, Sohbet Âdâbı ve Tasfiyenin

Dilini korumak neden önemlidir?

Dilini koru — bu sözüm ağır gelir çünkü çoğu derviş bunu kendine çok basit buluyor. Hâlbuki "dilini korursan Allâh’a dost olursun." Dervişi edepten yücelten, haramdan uzaklaştıran, gerçek tevâzu sâhibi kılan dilin muhafazasıdır.

Kaynak: 15. Karabaş-i Velî Tekkesi Sohbeti — Dilini Korumak, Sohbet Âdâbı ve Tasfiyenin

Sohbet yerinde konuşmak ne ifade eder?

Sohbet yerinde konuşmak edepsizliktir. Ya hayır söyle, ya sus. Sohbet yerinde konuşacaksan arkadaşını al dışarı çık, sokağa kadar git. Bahçe sınırlarının içerisinde de konuşmayacaksın. Bu sınırın dışında konuş — ama sınır içinde konuşma.

Kaynak: 15. Karabaş-i Velî Tekkesi Sohbeti — Dilini Korumak, Sohbet Âdâbı ve Tasfiyenin

14. Karabaş-i Velî Tekkesi Sohbeti konusunda ne anlatılmaktadır?

Bu Karabaş-i Velî Tekkesi sohbeti, fal-medyum-nazar boncuğu gibi bâtıl itikâdların hükmünü, Allâh’ın varlığının en büyük kanıtının insanın kendisi olduğunu, "mâneviyâtım yükseldi" demenin düşüş işâreti olduğunu, "istemeyerek yaptım" bahânesinin bir küfür eşiği olduğunu, Mehmet Okuyan ve Mustafa İslâmoğlu ekolünün Peygamber Efendimiz’in ümmîliğine yapılan iftirâsına karşı duruşu, vahdet-i vücûd ile vahdet-i şuhûd ayrımını ve Saîd-i Nursî’nin ikisini cem etme teşebbüsünün Türkiye’de analiz edilemezliğini, Mesnevî’den "bayraklardaki aslanlar" benzetmesiyle tüm varlığın âczini detaylı bir şekilde ele almıştır. Sohbetin temel mesajı: "İstemeyerek yaptım" demeyin — cüz’î irâdenizi kabul edin, tövbe edin; kutsanmış insanların ve fikirlerin bile analiz edilmesi Müslüman için bir hakdır.

Kaynak: 14. Karabaş-i Velî Tekkesi Sohbeti — "İstemeyerek Yaptım" Bahânesi, Ümmî Peygamb

Bir kimse "mâneviyâtım yükseldi" dediyse battığının işâreti midir?

Bir kimse "mâneviyâtım yükseldi" dediyse battığının işâretidir. Bizim yolumuzda olmak, ermek, yetişmek gibi kavramlar yoktur. Kişinin kendini belli bir mertebede görmesi, "ben şu noktaya geldim" demesi düşüşünün başlangıcıdır. Hep aşağıda, hep âcz içinde, hep hiçlikte durmak gerekir.

Kaynak: 14. Karabaş-i Velî Tekkesi Sohbeti — "İstemeyerek Yaptım" Bahânesi, Ümmî Peygamb

Koluna söz geçirebiliyor musunuz?

İstemeyerek yaptım" demek — bu büyük bir yalan ve tehlikeli bir mazerettir. Bir kimse istemeyerekten hata yapmaz. Diliniz kendi kendine konuşuyor mu? Ayaklarınız istemediğiniz yere mi gidiyor? Hayır. İnsanın uzuvları cüz’î irâdesine bağlıdır. Nefsine uymuştur, nefsine uyduğundan günâha girmiştir. "Kafana silâh dayayan mı vardı?" "İstemeyerek içtim" — hoş geldin 23 Nisan. "İstemeyerek vurdum" — birisi kafana silâh dayayıp bunu yapmanı mı emretti? Böyle söyleyen kimseye tecdîd-i iman tecdîd-i nikâh gerekir. Çünkü "istemeyerek yaptım" demek, fiilî Allâh’a isnâd etmektir. "Allâh yaptırdı, ben makina gibiydim" gibi bir imâ var. Bu küfürdür.

Kaynak: 14. Karabaş-i Velî Tekkesi Sohbeti — "İstemeyerek Yaptım" Bahânesi, Ümmî Peygamb

Sûfîlikte tarih boyunca isimlendirilmemiş fikrî akımlar olmuştur?

Bu akımlar bilhassa Muhyiddîn-i Arabî Hazretleri’nden sonra doktrinler hâline gelmiştir. Öncesinden bu akımların isimleri yoktur — bir anlayış, bir algı olarak devâm eder. Arabî’de aslında "vahdet-i vücûd" kelimesi çok geçmez, ama vahdet-i vücûd anlayışı Arabî’den sonra doktrinleşmeye başlar. Buna karşı olarak "vahdet-i şuhûd" düşüncesi gelişir. Anadolu’daki bazı sûfîler ve son dönemde Bedîüzzaman Saîd-i Nursî Hazretleri vahdet-i vücûd ile vahdet-i şuhûdu cem etme, birleştirme teşebbüsünde bulunmuşlardır. Saîd-i Nursî bunun ortasına atmıştır; ne kadar başarılı olmuş olduğu tartışılabilir.

Kaynak: 14. Karabaş-i Velî Tekkesi Sohbeti — "İstemeyerek Yaptım" Bahânesi, Ümmî Peygamb

Biz ne gibiyiz?

Hz. Mevlânâ der: "İnleyiş bizden değil, sen inliyorsun. Biz ne gibiyiz? Bizdeki ses sendendir. Biz dağ gibiyiz, bizdeki yankı sendedir. Biz kazanıp mât olmada satranç gibiyiz, a sıfatları hoş rahat! Kazanıp mât olmamız da senden." "A bizim canımıza can olan, biz kim oluyoruz ki seninle berâber bu arada bulunabilelim? Biz yoklarız. Bizim varlığımız geçici şekiller izhâr eden, mutlak varlık olan sensin ancak. Biz arslanlarız ama bayraklardaki arslanlarız. Onların oynayışı, saldırışı soluktan soluğa yel yüzündendir. Onların oynayışını görür de yeli görmez. O görünmeyen yok mu? Hiç, mümkün değil eksik olmasın. Yelimiz de senin verginindir, varlığımız da. Varlığımız tümden senin îcâdındır." Bu beyitlerde Hz. Mevlânâ kendine ve tüm yaratıklara zâtî bir varlık nisbet etmez. Yaratıklar bayraktaki aslanlar gibidir — görünür, hareket ediyor gibidir ama hareketi sağlayan rüzgârdır, aslanın kendisi değildir. Rüzgâr kimdir? Allâh’ın kudret ve irâdesidir. İnsanların kendilerinin sandıkları her fiilîyât aslında onun tecellîsidir.

Kaynak: 14. Karabaş-i Velî Tekkesi Sohbeti — "İstemeyerek Yaptım" Bahânesi, Ümmî Peygamb

Bir Şeyhe Bağlıyken Başka Dergâha Gitmek Câiz midir?

Bizim nazarımızda böyle bir yasak söz konusu değildir. Kardeşleri hür bırakıyoruz. Arkadaşlar diledikleri üstâdın sohbetine, diledikleri zikrullah halakasına, diledikleri hoca efendinin sohbetine gidebilirler. Yalnız kendi ders günleri Perşembe ve Cumartesi dışında — o günlerde başka yere gitmek hoş değildir; kendi dersine gelmelidir.

Kaynak: 13. Karabaş-i Velî Tekkesi Sohbeti — Başka Dergâhlara Gitmek, Vesvese ve Tövbeni

Yasaklamanın Sakıncaları nelerdir?

Başka yere gitmeyi yasaklamanın ciddi sakıncaları vardır. Birincisi, kıyâs yapılamaz. Bir kimse sâdece bir sohbete, bir cemâate, bir zikrullah halakasına giderse, alternatif oluşturmazsa, yarın öbür gün kafasında soru işareti olduğunda kıyâslayabileceği bir şey yoktur. İkincisi, tek bir yere gidip dışarıda ne olduğunu görmemek körlüğe sebep olur. Gittiği yerde değişik fikrî saplantılar varsa, o saplantıları doğru olarak kabul edebilir. Genel olarak ibâdet noktasında sapkınlık olmaz — cami cemâatinde, halkın içinde değildir. Fikrî saplantılar maalesef dînin ilmî noktada tartışıldığı, konuşulduğu yerlerde oluşur: bu ya tarikat-cemâat yapılanmalarında, ya üniversite çevrelerinde, ya da Diyânet İşleri’nin bir kısmında görülebilir. Ayrıca "başka zikrullaha gidersen helâk olursun" demek mantıksızdır. Adam zikrullaha gidiyor, Allâh’ı zikretmeye gidiyor — neden helâk olsun? "Başka sohbete gidersen kalbi helâk yaşarsın" — adam sohbette Kur’ân ve sünnet öğrenecek, neden helâk yaşasın? Bir yere intisâb etti diye câmiye gitmesin mi, vaaz dinlemesin mi, hutbe dinlemesin mi? Hepsi saplantıdan başka bir şey değildir ve insanları saplantıda sabitler.

Kaynak: 13. Karabaş-i Velî Tekkesi Sohbeti — Başka Dergâhlara Gitmek, Vesvese ve Tövbeni

İslâm Kardeşliği ve Kapalı Toplantılar neden problem oluşturur?

Hani İslâm kardeşliği nerede kaldı? "Lâ ilâhe illallâh Muhammeden Resûlullâh" diyenlerin hepsi kardeştir. Allâh yolunda sıra tuğlalar gibi kenetlenecektik. Bir şeyhin sohbetine yasak koymakla kardeşlik nasıl tesis olur? "Bizim dersli olmayanlar zikir halakasını terk etsin" denilebilir mi? "İçimizde nağdanlar var, çıksınlar da zikre başlayalım" denilebilir mi? Bunların hiçbiri İslâm kardeşliği değildir. Özel sohbet varsa eyvallâh — ama zikir ve umûmî sohbet halakasına "sen girme" denilemez. Bir tezim var: Eğer toplandığınız yer halka açık değilse, gittiğiniz sohbet-zikrullah halka kapalıysa — dikkat edin oraya, her nereden olursa olsun. "Basılacak mı?" Basılsın. Basılsın. Çiğ yemedik ki karnımız ağrısın. 28 Şubat’ta bastılar ya — Hacı Ahmet’in evinde bastılar, Reyhan’da bastılar, teleferikte bastılar, câmide bile bastılar. Ben onlara sordum: "Siz benden iyi biliyorsunuz, buraya da geldiniz" diye. Sustular.

Kaynak: 13. Karabaş-i Velî Tekkesi Sohbeti — Başka Dergâhlara Gitmek, Vesvese ve Tövbeni

"Yardım" Bahanesiyle Arayanlar neden sorun oluşturur?

Birisi buraya yardım etmek için telefon açmıştı. Buradan "yardım toplamıyoruz" demişler. Bana da aradı. "Hocam ben vermek istiyorum" dedi. Ona "aylık gelirini söyle" dedim — "1 ile 5 milyar arası" dedi. "Kardeşim, senin aylık gelirini ben günlük yiyorum" dedim. "Sen git ihtiyacı olan birisine ver. Tekke senin verecek olduğun paraya bir gün değiyor." "Vay be hocam, almayanlar da varmış demek!" dedi. "Evet, almayanlar da vardır" dedim. Buraya da gelip soruyorlar: "Bir şey toplanıyor mu? Yardım var mı?" Olmayan şeyi araştırıyorlar. Bir yerin kapısı kapalıysa problem vardır. Gizli toplantı varsa problem vardır. "Neye karşı tedbir alıyorsunuz?" Yaptığınız Kur’ân ve sünnet içindeyse tedbire gerek yok. Başımıza ne gelecekse Allâh yolunda gelecek — sıkıntı yapmaya gerek yok. Ama saklı gizli bir şey yapıyorsanız, ayrı bir ajandanız varsa, mecburen yasaklayacaklar: "Başka toplantıya gitme, başka zikre gitme, başka hocaya gitme."

Kaynak: 13. Karabaş-i Velî Tekkesi Sohbeti — Başka Dergâhlara Gitmek, Vesvese ve Tövbeni

Vesvese Çözümü nedir?

Vesveseden kurtulma yolu vesvesenin türüne bağlıdır. "Namaz 2 rekât mı 3 rekât mı kıldım?" 2 kılmışsındır — 3’üncü rek’atı kıl, senin lehine söylüyorum. "Abdestim bozuldu mu bozulmadı mı?" Bozulmamıştır, namaza devam et. "Abdest aldım mı almadım mı?" Almamışsındır, bir abdest daha al. "Gusle girdim ama kulağımın arkasına su değmedi mi?" Değmiştir, çık banyodan iş gör. Banyoya girdin mi? Girdin. Guslün olmuştur. "Yüzüğümün altına su değdi mi değmedi mi?" Bütün gün diliyle haram işliyor, gıybet ediyor, dedikodu ediyor — yüzüğün altına su değip değmediğini vesveseliyor. Bütün gün yaptığı gıybeti nereye koyacağız? Müslümanlar olmayacak vesveselere kapılıyorlar.

Kaynak: 13. Karabaş-i Velî Tekkesi Sohbeti — Başka Dergâhlara Gitmek, Vesvese ve Tövbeni

Şirkten Tövbe ve Affın Genişliği nedir?

Şirke düşen bir kimse tövbe ederse Cenâb-ı Hak onu affeder. Hangi günahı işlersen işlesin, kim tövbe edip dönerse Allâh onu affeder. Ümitsizlik yok. Allâh tövbe edip temizlenenleri sever. Hadîs-i şerîf: "Hiçbir kimse yoktur ki bir günah onu pençesinin altına almamış olsun. Ama günahkârların en fazîletlisi tövbe edenlerdir." "Tövbe eden hiç günah işlememiş gibidir." İnsanlar onu hâlâ günahkâr görebilir ama Allâh nazarında tertemizdir. Hadîs-i kudsî: Kul günah işledi, Allâh’ı hatırladı, döndü, tövbe etti. Cenâb-ı Hak "Kulum kendisini affedecek Rabbi’ni hatırladı" dedi ve affetti. Kul yine günah işledi, yine döndü, yine Allâh affetti. Sonsuz sayıda dönerse sonsuz sayıda affeder.

Kaynak: 13. Karabaş-i Velî Tekkesi Sohbeti — Başka Dergâhlara Gitmek, Vesvese ve Tövbeni

13. Karabaş-i Velî Tekkesi Sohbeti ne anlatır?

Bu Karabaş-i Velî Tekkesi sohbeti, bir şeyhe bağlıyken başka dergâhlara gitmenin edebe aykırı olup olmadığını, yasaklamanın İslâm kardeşliğine aykırı düştüğünü, kapalı-gizli toplantıların problem barındırdığını, yardım bahanesiyle arayan kimselere karşı durulması gereken tavrı, vesveseye kapılmış Müslümanların yanlış önceliklerini ve şirkten dönen dâhil her tövbenin Allâh tarafından kabul edildiğini detaylı bir şekilde ele almıştır. Sohbetin temel mesajı: "Bize başka yere gitmek yasak" demeyin; kardeşim kıyâs yapabilmeli, farklı halakalara gidip görebilmelidir. Gizli toplantı probleme çağrı çıkarır. Vesvese Müslümanı asıl yapması gereken amellerden alıkoyar. Tövbenin kapısı sonsuzdur.

Kaynak: 13. Karabaş-i Velî Tekkesi Sohbeti — Başka Dergâhlara Gitmek, Vesvese ve Tövbeni

12. Karabaş-i Velî Tekkesi Sohbeti – Yokluğa Âşık Olmak, Resim-Ressam ve A’yân-ı Sâbite nedir?

Bu sohbet, Hz. Mevlânâ’nın Mesnevî’sinden "yokluğa varlık tadı tattırmak" bahsini, sûfîlerin yokluğa âşık olma hâlini, ilme’l-yakîn–ayne’l-yakîn–hakka’l-yakîn derecelerini, "Sen atmadın, Allâh attı" âyetinin Bedir’deki toprak atma hâdisesiyle bağlantısını, "iyilikler Rabbinizden, kötülükler nefsinizden" ilkesinin yolun başında bir basamak olduğunu, "verdiğin tadı geri alma" yalvarışının sûfîce yorumunu ve resim-ressam, gergef-iğne misâlleriyle insanın yaratılış karşısındaki âczini detaylı bir şekilde ele almıştır. Sohbetin temel mesajı: sûfîler sözleri ezberleyip "ben bu hâldeyim" demesinler — bu hâl ancak Muhammed Mustafa’ya aittir; başlangıç basamağı "iyilikler Rabbim’den" ikrârıdır; hiç kimsenin Rab’le hesaplaşmaya hakkı yoktur, çünkü biz ressamın elindeki resim gibi âciziz.

Kaynak: 12. Karabaş-i Velî Tekkesi Sohbeti — Yokluğa Âşık Olmak, Resim-Ressam ve A’yân-ı

Yokluğa Âşık Olmak ne demektir?

Yokluğa âşık olmak, o kimse kendi üzerinden sudûr eden bütün iyilikleri ve güzellikleri Allâh’tan görür. Bunun temel basamağı "İyilikler Rabbinizden, kötülükler nefsinizden" âyet-i kerîmesidir (Nisâ 4:79). Yolun başında olanlar iyilikleri Rabbilerinden, kendilerine sudûr eden yanlışlıkları-eksiklikleri nefislerinden bilirler. "Benim üzerimden bir iyilik sudûr ettiyse bu bana Rabbim’in lütfudur, ikrâmıdır." "Ben namaz kıldım" demez; "Cenâb-ı Hak lütfetti, namazı kıldık" der. "İbâdetlerimizi yerine getirmeye gayret ediyoruz, Allâh lütfetti" der. Burada o kimse kendi enesini-kibrini aşağı alır. Haramlardan uzak durmayı dahi Allâh’ın bir lütfu olarak görür. "Ben bir haramla iştigâl etmiyorsam, bu Allâh’ın lütfu-ikrâmıdır." Kendi gayretini görmez — "Ben gayret ettim de böyle oldu" demez. Ama başlangıç olarak gayret eder, bir veçhesi gayret etmektir.

Kaynak: 12. Karabaş-i Velî Tekkesi Sohbeti — Yokluğa Âşık Olmak, Resim-Ressam ve A’yân-ı

Hz. Mevlânâ’nın Mesnevî’sinden "Yokluğa Varlık Tadı Tattırmak" ne anlama gelir?

Hz. Mevlânâ’nın Mesnevî’sinden: "Yoğa varlık tadını tattırdın, yoğa kendini âşık ettin. Verdiğin tadı, lütfettiğin nimeti geri alma, sunduğun mezeni, şarabını, kadehini geriye alma. Geri alırsan senden kim arayabilir? Resim nasıl olur da ressamla savaşa girişir?" Bu beyitlerde, varlık ve yokluğun bir arada bulunduğu bir hâl anlatılmaktadır. Yokluk, varlığa dönüşerek bir tadı verirken, bu tadı geri almak, varlık ve yokluğun bir arada bulunduğu bir deneyimdir. Bu hâlde, varlık ve yokluk arasında bir bağ kurulur ve bu bağ, Allâh’a yakınlık olarak görülür.

Kaynak: 12. Karabaş-i Velî Tekkesi Sohbeti — Yokluğa Âşık Olmak, Resim-Ressam ve A’yân-ı

"Ben Bu Hâldeyim" Demenin Tehlikesi nedir?

Sûfîler bu sözleri ezberleyip kendilerini bu hâlle hallendiklerini beyân ederlerse aldatmış, kandırmış olurlar. Çünkü bu ancak Hz. Muhammed Mustafa sallallâhu aleyhi ve sellem Hazretleri’ne ait devamlı bir hâldir. Diğer sûfîlerde bu ancak bir ânda, belli bir zaman biriminde tecellî eder. Bir sûfî, bir anda tecellî eden bu olağanüstü yakınlık hâlini "devamlı bende tecellî ediyor" sanısına varır da bunu böyle söylerse hem kendisini yanıltır hem etrafındaki derviş kardeşlerini yanıltır. Bilhassa melâmîler bunu çok kullanırlar — nice kendisini şeyh gören, mürşid gören, hakîkatin ortasında gören kimseler vardır ki etrafını da yanıltırlar. Çünkü bu hâl bir sûfînin üzerinde 7/24 devâm etmez. 7/34 devâm ettiğini iddia eden yalancılardandır veya farkında değildir — kördür.

Kaynak: 12. Karabaş-i Velî Tekkesi Sohbeti — Yokluğa Âşık Olmak, Resim-Ressam ve A’yân-ı

"Sen Atmadın, Allâh Attı" — Bedir’deki Bir Avuç Toprak ne anlama gelir?

"Sen atmadın, Allâh Attı" — Bedir’deki Bir Avuç Toprak, Hz. Muhammed Mustafa sallallâhu aleyhi ve sellem Hazretleri’nin Bedir Savaşı’nda bir avuç toprak alıp müşriklerin üzerine attığını anlatır. Bu toprak, sanki gülle oldu, mermi oldu, büyük bir tabîat âfeti gibi oldu. Bir toz-duman kapladı ortalığı, bir fırtına koptu. Müşrikler korktular, çekilip gittiler. Cenâb-ı Hak "Sen atmadın, ben attım" buyurdu. Bu hadise, Hz. Peygamber’in Allah’ın lütfu ve destekleriyle bu zaferi kazandığını gösterir.

Kaynak: 12. Karabaş-i Velî Tekkesi Sohbeti — Yokluğa Âşık Olmak, Resim-Ressam ve A’yân-ı

Resim-Ressam Misâli ve Gergef Misâli ne anlama gelir?

"Resim nasıl olur da ressamla savaşa girişir?" — Bu hâle gelen kimse kendi cüz’î ihtiyârını görmez, kendisini ressamın elindeki resim gibi görür. Resim nasıl ressamla hesap sorabilir? Bu tamâmiyle teslîmiyettir. "Bütün yaratıklar Allâh’ın gücüne karşı iğne önündeki gergef gibi âcizdir." Gergefin eli yoktur ki elini oynatsın ve engel olsun; dili yoktur ki zarar veya fayda için bir soluk alsın. Allâh gergef üzerinde kimine şeytan resmi, kimine insan, kimine sevinç, kimine gam nakşeder. Nasıl bir kaneviçe işleyen kız elindeki iğneyle istediği motifi çiziyorsa, Allâh da bütün varlığı kaneviçe işler gibi işlemiştir. Hiçbir şeyin katılımı söz konusu değildir.

Kaynak: 12. Karabaş-i Velî Tekkesi Sohbeti — Yokluğa Âşık Olmak, Resim-Ressam ve A’yân-ı

A’yân-ı Sâbite ve Arabî’nin Yaklaşımı ne anlama gelir?

Muhyiddîn Arabî Hazretleri’nin yaklaşımında "ama"da denilen başlangıç noktası vardır. Ardından a’yân-ı sâbite noktasını beyân eder. A’yân-ı sâbite’de varlığa sudûr edecek olan bütün her şey bâtın olarak vardı. Bu noktada der ki orada "dilsiz dudaksız konuşurduk, Cenâb-ı Hak bizim sözlerimizi de dinlerdi." Yâni bizim başlangıcımız yoktu, Allâh bizi var etti; biz yaratılmazdan önce yoktuk. Evvelimiz yok. Başlangıçsız değiliz — bir başlangıcımız var, ondan öncesi yok. Bir kimse resim yaptığında ressamın kaleminin önünde resim âciz değil midir? İnsan da âcizdir. Cenâb-ı Hak insanı yaratırken insan "Şuramı şöyle yarat, buramı böyle yarat" diyebilmiş mi? Hz. Âdem "Beni böyle yarat" diyebilmiş mi? "Gözüm tepemde olsun" diyebilmiş mi? Anne karnında çocuk söz söyleyebiliyor mu? "Ben mavi gözlü, ben yeşil gözlü olacağım" diyebiliyor mu? Diyemiyor.

Kaynak: 12. Karabaş-i Velî Tekkesi Sohbeti — Yokluğa Âşık Olmak, Resim-Ressam ve A’yân-ı

İlme’l-Yakîn, Ayne’l-Yakîn, Hakka’l-Yakîn ne anlama gelir?

Dînin içerisinde, İslâm sûfîliğinin içerisinde belli dereceler vardır. Biz bunlara "ilme’l-yakîn", "ayne’l-yakîn", "hakka’l-yakîn" diyoruz — yine Kur’ân’a dayanıyoruz. İnsanlar Allâh’a yakınlıkları ve yakınlık derecelerine göre fiiliyâtları ve olaylara anlam katarlar. Bir kimse vardır, yakînlik akıl noktasındadır; bir kimse vardır kalp noktasındadır; bir kimse vardır daha ileri bir derecededir. Hazret-i Mevlânâ bu beyitlerden önce vahdet-i vücûdun farklı penceresinden bakarak yürümüş, "Elimiz de senin vergin, varlığımız da senindir, tümler senin îcâdındandır" diyerek fiiliyâtları anlatmıştı. Başlangıç olarak varlığın üzerinde tecellî eden sıfatsal boyutun kompleks bir şekilde Allâh’a ait olduğunu beyân etmiştir.

Kaynak: 12. Karabaş-i Velî Tekkesi Sohbeti — Yokluğa Âşık Olmak, Resim-Ressam ve A’yân-ı

10. Karabaş-i Velî Tekkesi Sohbeti — Hz. Mûsâ-Hızır Kıssası, İlmü’l-Ledün ve Frenkleşme konusunu ele alan sohbetin temel mesajı nedir?

Bu Karabaş-i Velî Tekkesi sohbeti, bir dükkânın bankaya kiralanmasının faiz ile ilişkisini, araba taksidinde vâde farkının câizliğini, sakal sünnetinin Hz. Âdem’den beri gelen bir sünnet olduğunu, İslâm’da "din adamı" ve "kendini âlim zannetmek" statüsünün olmadığını, Hz. Mûsâ-Hızır Aleyhisselâm kıssasından hareketle ilmü’l-ledünün varlığını, aklı ilâhlaştıranların ölü balığın canlanmasıyla mât edildiğini, Frenkleşme hastalığının İslâm’ın âdâbını tahrîb edişini ve kadın-erkek el sıkışmasının İslâmî hükmünü detaylı bir şekilde ele almıştır. Sohbetin temel mesajı: kendini bir yerde görmek mânevî bağı keser — Hz. Mûsâ gibi kul Tûr-i Sînâ’sında secdeye kapanmalıdır; sünnetleri küçümseyen küfre düşer; tokalaşma mes’elesinde tavsiye "kadınlar kimseye elini uzatmasın, erkekler gevşek duruş sergilemesin" şeklindedir.

Kaynak: 10. Karabaş-i Velî Tekkesi Sohbeti — Hz. Mûsâ-Hızır Kıssası, İlmü’l-Ledün ve Fre

Hz. Mûsâ ve Hızır Aleyhisselâm kıssasında Hz. Mûsâ’nın ne kadar âlim olduğunu sormuş biri var mı?

Hz. Mûsâ Aleyhisselâm’a kavminden birisi sormuş: "Yâ Mûsâ, senden daha âlim bir kimse var mı?" Hz. Mûsâ "Zannediyorum yok" demiş. Anında mânevî bağı kesildi, araya perde indi. Sinemascope filmi izlerken arada cızırtı girmiş gibi — görüşme kesildi.

Kaynak: 10. Karabaş-i Velî Tekkesi Sohbeti — Hz. Mûsâ-Hızır Kıssası, İlmü’l-Ledün ve Fre

Sakal sünnetine laf söylemek ne durumdadır?

Sakal sünnetine laf söylerse, "yok bunlar çarşaf giyiyorlar, karaböcekler gibi" derse, sakallı kimseyi kötü bir benzetmeyle küçümserse küfre düşer. Evliyse nikâhı düşer, tecdîd-i îmân-tecdîd-i nikâh gerekir. Bir sünneti hor-hakir görmek, sünnetle alay etmek küfre sebebdir.

Kaynak: 10. Karabaş-i Velî Tekkesi Sohbeti — Hz. Mûsâ-Hızır Kıssası, İlmü’l-Ledün ve Fre

Frenkleşme hastalığı İslam âdâbına nasıl zarar vermektedir?

Osmanlı’nın son 250-300 yılından Cumhuriyet dönemine kadar 400 yıllık bir Frenkleşme hastalığımız var. Önce kıyâfetler, sonra saç-sakal, sonra her şeyimize sirâyet etti. Sakal sünnettir — peygamberlerin hiç terk etmediği bir sünnettir.

Kaynak: 10. Karabaş-i Velî Tekkesi Sohbeti — Hz. Mûsâ-Hızır Kıssası, İlmü’l-Ledün ve Fre

Kadın ile erkeğin el sıkışması konusunda hangi görüşler vardır?

Bu mes’ele Frenkleşme hareketiyle birlikte İslâm dünyasında tartışılmaya başlanmıştır. Haram diyenler şunu öne sürer: "Hz. Âişe Vâlidemiz ‘Peygamber Efendimiz’in eli hiçbir mahrem kadına değmedi’ demiştir. Biatleşmede bir leğenin içine elini koydu, kadınlar da ellerini soktu; bir sarık-asâ uzattı, kadınlar oradan tuttu; ‘Birinizle biatlaştığım hepinizle biatlaşmış olmak gibidir’ buyurdu." Haram demeyenler der: "Kur’ân’da açık bir yasak yok. Peygamber Efendimiz’in dilinden açık bir yasak çıkmamış. Hz. Ebûbekir ve Hz. Ömer radıyallâhu anhumâ kadınlarla el ele biatlaşmış rivâyetler vardır. Ümm-i Selma radıyallâhu anhâ eskiden câriye iken Peygamber Efendimiz’in sırtındaki sivilceleri tedâvî etmiş — eli değmişti." Yûsuf el-Kardâvî gibi son dönem âlimleri de "biz açık-açık haram diyemeyiz" demişlerdir.

Kaynak: 10. Karabaş-i Velî Tekkesi Sohbeti — Hz. Mûsâ-Hızır Kıssası, İlmü’l-Ledün ve Fre

Din adamlarının sakalı ve "ben âlimim" demek konusunda ne söylenmektedir?

Sakal, Hz. Âdem Aleyhisselâm’dan Hz. Muhammed Mustafa sallallâhu aleyhi ve sellem Hazretleri’ne kadar bütün peygamberlerin sünnetidir. Birincisi. İkincisi, İslâm’da "din adamı" statüsü yoktur. Bir kimseyi başkaları âlim görebilir, ama sûfî terbiyesine göre bir kimsenin kendisini "ben âlimim, ben dervîşim, ben şeyhim, ben nâkib, ben zâkir, ben çavuşum" diye sınıflandırması uygun değildir.

Kaynak: 10. Karabaş-i Velî Tekkesi Sohbeti — Hz. Mûsâ-Hızır Kıssası, İlmü’l-Ledün ve Fre

Faiz ile ilgili Türkiye’de nasıl bir durum vardır?

Yaşadığımız ülkede İslâm hukûku olmadığı müddetçe faize bulaşmamış herhangi bir yer bulmak mümkün değildir. Türkiye Cumhûriyeti devleti de bir İslâm devleti değildir, hukûku da İslâmî olmadığı için faizi normal görür, haram olarak görmez. Devletin gelirlerinin içerisinde faiz vardır. Memurlar, emekliler maaşlarını bankadan almak zorundadır. On kişiden fazla işçi çalıştıran işveren maaşları bankaya yatırmak zorundadır. Böylece herkes bir şekilde faiz yuvalarıyla ilişkiye girmiş olur.

Kaynak: 10. Karabaş-i Velî Tekkesi Sohbeti — Hz. Mûsâ-Hızır Kıssası, İlmü’l-Ledün ve Fre

Vadeli alışverişte vâde farkı almak câiz midir?

İslâm’da vadeli alışverişler câizdir. Vadeli alışverişlerde peşine göre bir miktar fark olması, Hanefîlere göre câizdir — fark ne kadar olursa olsun önemli değildir. Peşinin haricinde bir miktar vâde farkı almak câizdir.

Kaynak: 10. Karabaş-i Velî Tekkesi Sohbeti — Hz. Mûsâ-Hızır Kıssası, İlmü’l-Ledün ve Fre

İlim Ehli ve Hâl Ehli Farkı nedir?

Hâl ehli demek yaşayan insan demektir. İlim ehli abdest almayı bilebilir ama almayabilir; hâl ehli bilince alır. Yaşantıya yansımayan ilim boş bir yüktür. Peygamber Efendimiz "kitâp yüklü merkep gibi" ifâdesini bu mânâda kullanmıştır.

Kaynak: 7. Karabaş-i Velî Tekkesi Sohbeti — Hadîs İnkârcılığına Cevap, Anne-Baba Hukûku

Dergâhtaki hiyerarşinin siyâsî bir teşekkül olmaması nedeniyle ne söylenir?

Burası bir siyâsî teşekkül değildir. Bu yüzden imza toplamak gibi siyâsî metotlar bizde etkili olmaz. Sûfîlik ayrı bir alandır — kendi hiyerarşisi, hukuku, yolu kendine münhasırdır. Vazîfeli kardeşler (semâzen başı, mıtrıbân başı, teknik işler sorumlusu vs.) kendi aralarında istişâre ederek çalışırlar. Vazîfelerini en iyi şekilde yapmaları için onlara güveniriz.

Kaynak: 6. Karabaş-i Velî Tekkesi Sohbeti — Kızılay Programı, Rüyâ ile Amel ve Toplumun

Peygamber Efendimiz’i her yerde görmek haktır mı?

Rüyâda görmek haktır. Rüyâda konuşmak haktır. Hâldede görmek-konuşmak haktır. Namazda, zikrullahda, Beytullah’ın duvarında, semâda, dağda-taşta görmek haktır. Varlığın her zerresinde Hazret-i Muhammed Mustafa’nın hem rûhâniyetini, hem nûrâniyetini, hem cemâliyetini görmek haktır.

Kaynak: 6. Karabaş-i Velî Tekkesi Sohbeti — Kızılay Programı, Rüyâ ile Amel ve Toplumun

Cibrîl Hadîsi: İslâm’ın Şartları nedir?

Cibrîl Hadîsi mütevâtirdir. Sahâbe mescidde otururlarken Cebrâîl Aleyhisselâm Dıhye sûretinde içeri girer, cemâati yararak Hz. Peygamber’in dizinin önüne durur, dizini dizine dayar, ellerini ellerinin üzerine koyar. Sûfîlerde mürşid-mürîd biatının temeli budur: diz dize, el ele, alın alına.

Kaynak: 5. Karabaş-i Velî Tekkesi Sohbeti — Cezbenin Hakîkati, Cibrîl Hadîsi ve Kızlara

Rüyâlar üzerine din inşâ edilmez — ama sâlih rüyâ haktır mı?

Diyânet’in bir Cuma hutbesinde "Karmaşık rüyâlar üzerine din binâ edilemez" denmiş. Bir kısmına katılırım. Karmaşık rüyâlarla amel edilmez — eyvallah, bu doğrudur. Ama rüyâ üçtür: Şeytânî rüyâlar — görülürse sol tarafa üç kez tükürüp eûzü-besmele çekilir. Etkilenmeden kaynaklanan rüyâlar — o gün yaşanan bir olayın geceye yansımasıdır. Sâlih rüyâlar — müminlerin gördüğü, mübeşşirâttan bir cüz olan rüyâlar.

Kaynak: 5. Karabaş-i Velî Tekkesi Sohbeti — Cezbenin Hakîkati, Cibrîl Hadîsi ve Kızlara

4. Karabaş-i Velî Tekkesi Sohbeti — Siccîn ve İlliyyîn, Halvet ve Fenâ Mertebeleri nedir?

Metin, Siccîn ve İlliyyîn, Halvet ve Fenâ mertebeleriyle ilgili sohbeti içerir. Bu mertebeler, tasavvufî bir yolculuğun aşamalarını ifade eder. Siccîn, kötülüklerin yazıldığı yerdir; İlliyyîn ise iyiliklerin yazıldığı yerdir. Halvet, kendini terk etme süreci; Fenâ, ise varlık dışına çıkma durumudur. Bu mertebeler, Sufi tasavvufunun temel kavramlarını açıklar.

Kaynak: 4. Karabaş-i Velî Tekkesi Sohbeti — Siccîn ve İlliyyîn, Halvet ve Fenâ Mertebele

Kâfir Ruhlar Göğe Yükseltilmez mi?

Hazret-i Pîr Mesnevî’de der: "Kâfirler siccîn cinsinden olduklarından dünya zindanına rahat rahat gelmişlerdir. Peygamberler ise illîyyîn cinsinden olduklarından can ve gönül illîyyînine doğru gitmişlerdir." Burada sözde biraz Cebriyye kokuyor gibi görünür ama bu Mütaffifîn Sûresi 7. âyete dayanır: "Kötülerin yazısı muhakkak siccîndedir." Kötü amellerin yazıldığı yer ile iyi amellerin yazıldığı yer aynı değildir. Kötülerin defterleri sollarından, iyilerin defterleri sağlarından verilir. Kötülük işlerseniz solunuzdaki melek soldaki deftere yazar; iyilik işlerseniz sağınızdaki melek sağdaki deftere yazar.

Kaynak: 4. Karabaş-i Velî Tekkesi Sohbeti — Siccîn ve İlliyyîn, Halvet ve Fenâ Mertebele

Kâfir Rûhlar Nerede Bekletilir?

Göğün kapıları açılmadığına göre kâfir rûhlar Allah katında değildir. Hz. Ali Efendimiz’in bir sözü vardır: "Şaşarım bu insanlara ki cehennemin üzerinde yürürlerken gülüp oynayabiliyorlar." Ayakları altında cehennem var iken onlar gülüp oynayabiliyorlar. Allâhu a’lem, dünyanın merkezinde bugün tespit edilmiş olan magma tabakası denilen kaynayan bir ateş vardır. Dünya henüz soğumasını tamamlamamıştır. Belki bu ateş daha da fazlalaşacak, dünyayı çepeçevre saracak; ya da soğuma hızlanacak. Her iki oluşumu da kıyâmet olarak nitelendirebiliriz. Toprağın altında on bin, yirmi bin, yüz bin yıllık yaşam kalıntıları bulunabilmektedir.

Kaynak: 4. Karabaş-i Velî Tekkesi Sohbeti — Siccîn ve İlliyyîn, Halvet ve Fenâ Mertebele

İlliyyîn ve İyilerin Kitabı nedir?

Mütaffifîn Sûresi 18-21 âyetleri: "Şüphesiz iyilerin kitabı İlliyyîn’dedir. İlliyyîn’in ne olduğunu sen nereden bileceksin? O yazılmış bir kitaptır." İlliyyîn "yüksekler yükseği" demektir. İyi olanlar iyilerin kitabında, kötü olanlar kötülerin kitabında yazılıdır. Ama bu Cebrî (zorlama) değildir — Allah bildiğini yazıyor. Cenâb-ı Hak kimlerin iyi, kimlerin kötü olacağını biliyor; O en büyük âlimdir. Melekler mümin kulun rûhunu oraya götürdüğünde "Ey Rabbimiz, bu falan kulundur" derler. Cenâb-ı Hak meleklere o kulun azaptan emin olduğunu beyan eden mühürlü bir belge verir.

Kaynak: 4. Karabaş-i Velî Tekkesi Sohbeti — Siccîn ve İlliyyîn, Halvet ve Fenâ Mertebele

Son Nefes Garantisi Yoktur mu?

Cenâb-ı Hak ilâhî ilmiyle bizim ne yaşayacağımızı, son nefesimizle alâkalı iyi veya kötü ölüp ölmeyeceğimizi de biliyordu. O bildiğini yazdı. Bu bilgide değişme olmaz. Ama biz kendi son nefesimizi bilmeyiz; bilmediğimiz için son nefesimize kadar iyi olmak için gayret sarf etmekle mükellefiz. Her an için kötülüğe düşebiliriz — eminlik yoktur. Zayıf rivâyetlerde "son nefese gelirken yazgısı tecellî eder" denilir — bu "Allah öyle yazdığı için öyle olur" demek değildir. O öyle yapacağını Allah biliyor, o yüzden öyle.

Kaynak: 4. Karabaş-i Velî Tekkesi Sohbeti — Siccîn ve İlliyyîn, Halvet ve Fenâ Mertebele

İslâm Hukukunda Cezalar Değişmez mi?

İslâm’ın hukukunda farzlar, vâcipler ve cezalarla alâkalı hükümler birdir. Nereye giderseniz gidin zinanın, içki içmenin cezası bellidir. Haksız yere adam öldürmenin cezası Sibirya’da, Türkiye’de, Arabistan’da, Avrupa’da, Amerika’da aynıdır. Allah’ın hukukunda bir değişiklik yoktur. Beş yüz yıl önce kısas hak ise beş yüz yıl sonra da haktır. Bugün yeryüzündeki "hukuk" dediğimiz şey insanların kendi elleriyle yaptıkları putçuklardır. Helvadan put yapıp karnı aç olunca yiyenler gibi — kendi elleriyle kurdukları sistemi ilâhlaştırıyorlar. Bir kanun maddesi çıkarıyor, beş yıl sonra değiştiriyor, on yıl sonra yine değiştiriyor. Hukuk her dem değişiyor.

Kaynak: 4. Karabaş-i Velî Tekkesi Sohbeti — Siccîn ve İlliyyîn, Halvet ve Fenâ Mertebele

Vezirin Halveti: Mesnevî’den nedir?

Hikâyeye dönelim. Yahudi vezir on iki kavme birbirine zıt defterler verdikten sonra kendisini halvete kattı. İçeriden seslendi: "Ey mürîdler, Îsâ bana ‘Yakınlarından, arkadaşlarından ayrıl, tek ol. Yüzünü duvara çevirip yalnızca otur. Kendi varlığından da halveti ihtiyâr et’ diye vahyetti." Halvet nedir? Hazret-i Mûsâ Aleyhisselâm Tûr-i Sînâ’ya 30 gün halvet etmek istedi, Cenâb-ı Hak "on daha ekle" dedi. 40 gün Tûr’da halvet etti, Rabbisiyle baş başa kaldı. Bütün peygamberlerin halvetleri vardır. Peygamber Efendimiz de peygamberliğinden önce ve sonra Hirâ dağındaki mağarada halvet ederdi. Medîne’de Ramazan’ın son on günü itikâf etti — son yıl yirmi gün itikâf etti. Bu yüzden Ramazan’ın son on gününde itikâf etmek sünnettir.

Kaynak: 4. Karabaş-i Velî Tekkesi Sohbeti — Siccîn ve İlliyyîn, Halvet ve Fenâ Mertebele

Fenâ Fi’ş-Şeyh, Fenâ Fi’r-Resûl, Fenâ Fi’llâh nedir?

Sûfîler fenâ fi’ş-şeyh, fenâ fi’r-resûl, fenâ fi’llâh mertebelerinde yürürler. Fenâ fi’ş-şeyh olacak kimse şeyhin önünde kendi varlığını terk eder — şeyhiyle bir antlaşma yaptıktan sonra onun söylediklerine yorum yapmaz, itâat eder. O güne kadarki bilgilerini, ilmini şeyhinin önünde bırakır; şeyhini eşinden, çocuğundan fazla sever. Fenâ fi’ş-şeyh olan kimse fenâ fi’r-resûle çalışır. Her şeyiyle Hz. Muhammed Mustafa’ya tâbi olur. "Siz beni annenizden, babanızdan, eşinizden, çocuklarınızdan, mallarınızdan ve canlarınızdan daha fazla sevmedikçe imanınız kemâle ermez" hadîsinin hükmünü tatbîk eder. Ardından fenâ fi’llâh gelir.

Kaynak: 4. Karabaş-i Velî Tekkesi Sohbeti — Siccîn ve İlliyyîn, Halvet ve Fenâ Mertebele

Asıl Halvet: Sünnete Bağlı Kalmak nedir?

Günlerce bir odanın içerisinde oturup Allah’ı zikretmek, vallâhi dışarıda iki saat durmaktan daha kolaydır. İçeride on günlük itikâf yapmak dışarıda bir gün yaşamaktan daha kolaydır. Halkın içerisinde bir gün yaşamak daha zordur. Asıl halvet bu mânâda Sünnet-i Resûlullâh’a sımsıkı bağlı kalmaktır.

Kaynak: 4. Karabaş-i Velî Tekkesi Sohbeti — Siccîn ve İlliyyîn, Halvet ve Fenâ Mertebele

Eski İtikâf Disiplini nedir?

Abdullah Efendi Hazretleri beni itikâfa kattığında "Oğlum, dünya kelâmı konuşmayacaksın" dedi. On gün dünya kelâmı hiç konuşmadım. Güneşe çıkmak yok, hayvansal gıda yemek yok, tuzlu-yağlı yemek yok. Ankesörlü telefonla sohbet ederdik — jetonlar gidecek diye ödü kopardın, bir kelime fazla söylerim diye. Birinci gün üç lokma ekmek, ikinci gün iki lokma, üçüncü gün bir lok, dördüncü günden sonra ekmek yok. Sadece çay. Dervişliğe öyle başlardık. Boynuma sarık asardım uyumayayım diye — Zeyniler Câmii’nde itikâfa girdiğimde. Uyuduğumda boğulma tehlikesi ile uyandırırdım kendimi. Millet şimdi itikâfı otel sanıyor. Konuşmaya izin yok, yemeye izin yok, "ne yiyeceğim?" diye sormak yok.

Kaynak: 4. Karabaş-i Velî Tekkesi Sohbeti — Siccîn ve İlliyyîn, Halvet ve Fenâ Mertebele

Nikâhsız Birliktelik ve Zinâ nedir?

2,5 yıl nikâhsız beraber yaşayan bir kardeş soruyor: "Ayrıldık, benim ona bir borcum var mı?" Cevap: Ayrıldığından dolayı sorumluluk olmayabilir ama 2,5 yıl nikâhsız birlikte yaşadığınız için zinâ etmiş hükmündesiniz. Tövbe edecek. Zinâ eden kimseler — hadîs-i şerîf — mahşer yerinde köpeklerin çatıştığı gibi, çatışmış bir vaziyette çıkarılırlar. Zinâdan uzak durun. Toplumun belini büken şey budur. Evlenmeyi kolaylaştırın, zorlaştırmayın. Erkekler ve kızlar: "Benim hiçbir şeyim yok ama Allah için evlenmek istiyorum" deyin. Anne babalar: çocuklarınızı evlendirin. "Beş şeyde acele ediniz: ölüyü gömmekte, namazı kılmakta, borcu ödemekte, çocukları evlendirmekte, hazır yemek gelince yemekte." Kaynana ev bakacak durumda değilse "Ben ona bakarım" desin — oğlunun zinâda olması daha mı hoşa gidecek? Çocuklarınıza deyin ki "İstediğin zaman, istediğinle evlendiririz — yeter ki zinâ yapma." Ümmet evlenmeyi zorlaştırıyor; takı, çeyiz, tören şöyle olacak böyle olacak derken zorlaştırıyor. Kolaylaştırın.

Kaynak: 4. Karabaş-i Velî Tekkesi Sohbeti — Siccîn ve İlliyyîn, Halvet ve Fenâ Mertebele

4. Karabaş-i Velî Tekkesi Sohbeti hangi konuları ele almaktadır?

Bu Karabaş-i Velî Tekkesi sohbeti, Mesnevî’deki Yahudi vezir kıssasının devamı üzerinden kâfir rûhların göğe yükseltilmediği, cehennem ile dünyanın çekirdeğindeki magma tabakası arasındaki mânevî bağ, İlliyyîn-Siccîn ayrımı, son nefes garantisinin olmaması, İslâm hukukundaki cezaların değişmezliği, halvet-itikâf disiplini, Fenâ fi’ş-şeyh/fi’r-resûl/fi’llâh mertebeleri ve zinâdan uzaklık ile evliliği kolaylaştırmanın toplum için önemini detaylı bir biçimde ele almıştır.

Kaynak: 4. Karabaş-i Velî Tekkesi Sohbeti — Siccîn ve İlliyyîn, Halvet ve Fenâ Mertebele

Sünnet-i Resûlullâh’a bağlı kalmak ne ifade eder?

Sünnet-i Resûlullâh’a sımsıkı bağlı kalmak asıl halvettir, evlenmeyi kolaylaştırın, fıkıh temelini İmâm-ı Âzam’ın Fıkh-ı Ekber’inden alın.

Kaynak: 4. Karabaş-i Velî Tekkesi Sohbeti — Siccîn ve İlliyyîn, Halvet ve Fenâ Mertebele

İtikâf hükümleri nereden bahsedilmektedir?

İtikâf hükümleri — Merğînânî, el-Hidâye, Kitâbu’l-İ’tikâf

Kaynak: 4. Karabaş-i Velî Tekkesi Sohbeti — Siccîn ve İlliyyîn, Halvet ve Fenâ Mertebele

3. Karabaş-i Velî Tekkesi Sohbeti — Mesnevî’den Yahudi Vezir Kıssası, Mezhepçilik Fitnesi ve Velîyi Vesîle Etmek konusunu ele alan metnin temel mesajı nedir?

Sohbetin temel mesajı: fırkacılık fitnedir, doğruyu kim söylerse alın, velîlere düşman olan Allah’a düşman olmuş olur, velîyi vesîle edin.

Kaynak: 3. Karabaş-i Velî Tekkesi Sohbeti — Mesnevî’den Yahudi Vezir Kıssası, Mezhepçili

Velîlerin şefâat hakkı vardır. Bu hakkın nasıl kullanılabileceği açıklanmıştır mı?

Kapı komşunuza her gün bir İhlâs-Felâk-Nâs-Fâtiha okusanız şefâati vâcib olur. Bir velîye sağlığında yakın olmak, öldüğünde kabr-i şerîfine yakın olmak lütuftur, berekettir.

Kaynak: 3. Karabaş-i Velî Tekkesi Sohbeti — Mesnevî’den Yahudi Vezir Kıssası, Mezhepçili

Velîlerin toprağı bile şifâdır. Bu bilgi metinde nasıl açıklanmıştır?

Bir velînin kabr-i şerîfindeki toprak dahi şifâdır. Çorumlu Hâcı Mustafa Anaç Efendi Hazretleri’nin evinin bahçesinde bir sahâbe kabr-i şerîfi varmış. Sihil (kellik) egzama var ya — o kabrin toprağından alıp sürellermiş. Besmele çekip Allah’ın izniyle şifâ olurmuş.

Kaynak: 3. Karabaş-i Velî Tekkesi Sohbeti — Mesnevî’den Yahudi Vezir Kıssası, Mezhepçili

Velînin dokunması, sohbeti, tebessümü ve bakışı şifâdır. Bu bilgi metinde nasıl açıklanmıştır?

Velînin dokunması bile şifâdır. Velînin sohbeti şifâdır. Velînin tebessümü şifâdır. Velînin bir azarlaması, bir bakışı, nazar etmesi bile şifâdır.

Kaynak: 3. Karabaş-i Velî Tekkesi Sohbeti — Mesnevî’den Yahudi Vezir Kıssası, Mezhepçili

Velîleri vesîle etmek ne demektir ve metinde nasıl vurgulanmıştır?

Biz velîlerden bir şey istemeyiz — onları vesîle ederiz. "Yâ Rabbi, şu zâtın yüzü suyu hürmetine…" deriz. Selefî-Vehhâbî düzenbazlarının sözüne bakmayın — bunlar İngiliz bozması, İngiliz’in uşağı. Müminlerle velîler arasındaki irtibâtı kesmeye çalışıyorlar.

Kaynak: 3. Karabaş-i Velî Tekkesi Sohbeti — Mesnevî’den Yahudi Vezir Kıssası, Mezhepçili

Hz. Ömer’in Yağmur Duâsı ile ilgili bir örnek verilmiştir. Bu örnek metinde nasıl açıklanmıştır?

Hz. Ömer radıyallâhu anh yağmur duâsına çıkarken yanına Hz. Abbas’ı — Peygamber Efendimiz’in amcasını — da aldı. Elini açtı: "Yâ Rabbi, içimizde Peygamber Sallallâhu Aleyhi ve Sellem Hazretleri’nin amcası var. Onun yüzü suyu hürmetine…" der demez yağmur yağmaya başladı.

Kaynak: 3. Karabaş-i Velî Tekkesi Sohbeti — Mesnevî’den Yahudi Vezir Kıssası, Mezhepçili

Evindeki yatırdan korkma. Bu konu metinde nasıl açıklanmıştır?

"Evimde yatır var, korkuyorum" sorusuna cevap: Toprağın altındakinden değil, toprağın üstündekinden kork. Cinnî tâifesini bile görsen korkulacak bir şey yok. Yatırsa hiç korkulmaz — ya şehittir, ya evliyâdan bir kimsedir.

Kaynak: 3. Karabaş-i Velî Tekkesi Sohbeti — Mesnevî’den Yahudi Vezir Kıssası, Mezhepçili

Velîleri vesîle etmenin meşrûiyeti neden önemlidir?

Velîler peygamber vârisidir, Allah dostlarıdır. Kim Allah’ın dostlarına dost olursa Allah’la dost olmuş olur; kim onlara düşman olursa Allah’a düşman olmuş olur. Bizim insanımızı bunlardan korkuttular — şimdi millet "bahçesinde kabir var" diye ev satıyor.

Kaynak: 3. Karabaş-i Velî Tekkesi Sohbeti — Mesnevî’den Yahudi Vezir Kıssası, Mezhepçili

Velîlerin yemesi ve içmesi ötelerdendir. Bu bilgi metinde nasıl açıklanmıştır?

İki kişi aynı koyunun etini yer — velînin yediği nûr olur, öbürü hâbis olur. Velîlerin tozu bile şifâdır, tozunu al da niyyet yap.

Kaynak: 3. Karabaş-i Velî Tekkesi Sohbeti — Mesnevî’den Yahudi Vezir Kıssası, Mezhepçili

Müminlerle velîler arasındaki irtibâtı kesmeye çalışan gruplar kimlerdir?

Selefî-Vehhâbî düzenbazlarının sözüne bakmayın — bunlar İngiliz bozması, İngiliz’in uşağı. Müminlerle velîler arasındaki irtibâtı kesmeye çalışıyorlar.

Kaynak: 3. Karabaş-i Velî Tekkesi Sohbeti — Mesnevî’den Yahudi Vezir Kıssası, Mezhepçili

Duâda doğru telâffuz şart mı?

Duânın kabul edilip edilmemesi Allah’a aittir. Bir kimse "Yâ Rabbi" diyorsa nasıl diyorsa desin — Cenâb-ı Hak "Buyur kulum" der. Dili pepe olanlar, telâffuzda zorlananlar duâlarını heceleyerek, defterden okuyarak yapabilirler. Allah niyete, kalbe bakar.

Kaynak: 2. Karabaş-i Velî Tekkesi Sohbeti — Alevilik-Alicilik, İstihâre ve Evlilik

Sigaradan vazgeçme mücâdelesi nasıl yürütülür?

Bir derviş kardeş sormuştu: "Defâlarca söz vermeme rağmen tövbemi tutamıyorum. Ama mücâdeleme ve ümidime devam ediyorum." Cevap: Mücâdeleye devam, ümidini kaybetme. Sohbeti dinlemeye dışarıda da devam et. Sohbette aklına gelen şeyleri dışarıda unutma — evde, iş yerinde, her yerde dinlemeye devam et.

Kaynak: 2. Karabaş-i Velî Tekkesi Sohbeti — Alevilik-Alicilik, İstihâre ve Evlilik

Yemek yemekle tevhîd arasında nasıl bir ilişki vardır?

Yemek yemeden önce üç parmağı koyup tevhîd çekmek — bu ehl-i tasavvufun eski âdâbındandır. Üç parmağın sembolik mânâsı: Allah, Resûlullah, ümmet. Yemeğe besmele ile başlamak sünnettir; ardından tevhîd çekmek ise edepten ve bereketten sayılır.

Kaynak: 2. Karabaş-i Velî Tekkesi Sohbeti — Alevilik-Alicilik, İstihâre ve Evlilik

1. Karabaş-i Velî Tekkesi Sohbeti — Eşyanın Üç Mertebesi ve Vücûdun Dört Derecesi nedir?

Bu ders, Muhyiddîn Arabî Hazretleri’nin Fusûsu’l-Hikem’inden eşyanın üç mertebesi ve vücûdun dört derecesi bahsini ele almıştır. Vücûd-i Mutlak’ın Allah olduğu, mevcut billâh’ın âlem olduğu, üçüncü mertebenin a’yân-ı sâbite olduğu anlatılmış; bu âlemin vücûdunun izâfî ve değişken olduğu, ancak bütün sıfatların tecellî ettiği kemâle ermiş bir âlem olduğu vurgulanmıştır. Dersin temel mesajı: sûfînin gözü her şeyde güzellik görür — çirkinlik görmek küfrün bir cüzüdür.

Kaynak: 1. Karabaş-i Velî Tekkesi Sohbeti — Eşyanın Üç Mertebesi ve Vücûdun Dört Dereces

Eşyanın Üç Mertebesi nedir?

Bil ki eşya şu üç mertebe üzerinedir, bir dördüncüsü yoktur: Birincisi: Bizzatihi aynında mevcut olan, vücûdu zâtiyle olan — bu ancak Vücûd-i Mutlak’tır. Bu vücûd ademden olmaz; hiçbir şeyden hâsıl olmamıştır. Bütün eşyanın mûcidi, hâlıkı, mukaddiri, mufassılı ve müdebbiridir. El-Hayy, El-Kayyûm, El-Âlim, El-Mürîd, El-Kadîm olan Allah’tır. İkincisi: Allah ile mevcut olan, "mevcut billâh" — yâni âlem, arz, kürsî, semâvât, ulâ ve içindekiler. Bunlar zâtıyla mevcut değildi; Hakk’ın vücûduyla mevcuttur. Üçüncüsü: Ne vücûd ile, ne de ademle, ne hudûs ile ne de kıdem ile mevsûf olmayan eşya. O, Hakk’ın ezeliyetiyle ezelden beraberdir. Âlem işte bu üçüncü şeyden zâhir olmuştur. Şeyh-i Ekber’e göre bu üçüncü şey âlemin hakîkatlerinin hakîkatidir.

Kaynak: 1. Karabaş-i Velî Tekkesi Sohbeti — Eşyanın Üç Mertebesi ve Vücûdun Dört Dereces

Vücûdun Dört Mertebesi nedir?

Muhyiddîn Arabî, vücûdun zâhire çıkma sürecini dörde ayırır: Duyu organlarımızın algıladığı eşya (görme, dokunma, koku alma, duyma, tatma). Arş, kürsî, Levh-i Mahfûz, kalem gibi metafizik olup duyu organlarıyla algılanamayan eşya. Hiçbir şey yokken Allah’ın ilk sudûr eden yarattığı şey — bu da eşya hükmündedir. Bunların ardından tezâhür eden bütün yaratılmışlar.

Kaynak: 1. Karabaş-i Velî Tekkesi Sohbeti — Eşyanın Üç Mertebesi ve Vücûdun Dört Dereces

Bu Âlemin Vücûdu İzâfîdir ne anlama gelir?

Hazret-i Arabî enteresan bir tespitle der: "Bu âlemin de o vücûd hükmünde vücûdu yoktur." Yâni bu âlemin gerçek mânada bir vücûdu yoktur. Bu âlem izâfîdir, geçicidir. Geçici olduğundan buradaki bütün vücûdlar da kalıcı değildir, değişkendir. Sizin doğduğunuz zamanki vücûdunuzla bugünkü vücûdunuz aynı noktada değildir. Yirmi yıl sonra da aynı olmayacak. Vücûd değişime tâbîdir; en sonunda son bulacaktır. Bir şey sonunda kalmayacaksa Arabî felsefesine göre başında da yok hükmündedir.

Kaynak: 1. Karabaş-i Velî Tekkesi Sohbeti — Eşyanın Üç Mertebesi ve Vücûdun Dört Dereces

Bu Âlem Kemâle Ermiş Bir Âlemdir ne anlama gelir?

Bu âlem — yâni şehâdet âlemi — bütün sıfatların tecellî ettiği bir âlemdir. Bütün sıfatların tecellî ettiği bu âlem çok güzeldir. Bu âlemde bir şeyi güzel görmemek, eksik veya çirkin görmek, Cenâb-ı Hakk’ın sıfatsal tecellîyâtına noksan bakmaktır. Bu âlemdeki her şey Allah’ın sıfatsal tecellîsidir. Sıfatlarıyla tecellî eden Cenâb-ı Hak çirkin bir şey yaratmaz; her şeyi en güzel şekilde yaratır. Bu âlemde eksiklik görenler Allah’ın yaratmasında eksiklik görmüş olur — bunun hakîkati küfürdür.

Kaynak: 1. Karabaş-i Velî Tekkesi Sohbeti — Eşyanın Üç Mertebesi ve Vücûdun Dört Dereces

← Sorular – Sohbetlerde Sorulan Sorular ve Cevapları