Perşembe, 14 Mayıs 2026
YOLUMUZ NÜBÜVVET YOLUDUR

Mustafa Özbağ

İrşad & Tasavvuf · Resmî Site

Sorular: Tasavvuf — Sayfa 27

Sohbetlerden Derlenen Sorular

Kategorilere göre düzenlenmiş tam arşiv

35.367Soru-Cevap
2.760.705Kelime
51Kategori
378Sayfa

Table of Contents

Tasavvuf(5877) — Sayfa 27/60

Şeyhinin sesiyle, Muhammed Mustafâ’nın sesiyle, Allâh’ın sesi aynı paralelde midir?

Eğer bu seslerin arasında bir fark görürse yanılgıya düşer. Şeyhinin sesiyle, Muhammed Mustafâ’nın sesiyle, Allâh’ın sesi aynı paraleldedir.

Kaynak: 42. Karabaş-i Velî Tekkesi Sohbeti — İnsân-ı Kâmil Âlem-i Kebîr, Tahallül, Halîl

Yoldaki "şeyhuna şeyhuna şeyhuna" — yâni silsile — müritler için kâfî midir?

Şeyhinin kerâmeti devâm ediyormuş diye peşine takılanlar, kendi nefislerinin peşindedirler. Yoldaki "şeyhuna şeyhuna şeyhuna" — yâni silsile — müritler için kâfîdir. Tasavvufu, tarîkatı, sûfîliği, kalbi yolu bilmeyenler bu tip ahmaklıklar çıkarırlar ortaya.

Kaynak: 42. Karabaş-i Velî Tekkesi Sohbeti — İnsân-ı Kâmil Âlem-i Kebîr, Tahallül, Halîl

Fetvâ aslında şöyledir: "Sûfî olan Zeyd zikir yaparken ayakta dönüp dönmeyi ibâdet sayarsa nikâhı sahîh, kestiği helâl olur mu?

Sohbetin son bölümünde Efendi hazretleri Osmanlı Şeyhülislâmı Ebû Su’ûd Efendi’nin bir fetvâsının bazıları tarafından çarpıtıldığına dikkat çekmektedir. — Dönmeyi ibâdet sayarsa mürtetdir. Aslâ Müslüman veyâ zimmî bir kadınla evlenemez, kestiği de leşdir. Ama ibâdet saymayıp mübâh olduğuna i’tikâd ederse mürtet değildir, itâattan çıkmış fâsıktır…"

Kaynak: 42. Karabaş-i Velî Tekkesi Sohbeti — İnsân-ı Kâmil Âlem-i Kebîr, Tahallül, Halîl

Buradaki ‘dönmek’ semâ değildir; kelimenin arkasına saklanılarak söylenmiş bir söz müdür?

Buradaki ‘dönmek’ semâ değildir; kelimenin arkasına saklanılarak söylenmiş bir sözdür. Bu, bir kimse dönmeyi başlı başına ibâdet kabûl ederse onun hakkındadır. Biz Allâh’ı zikrediyoruz, semâ ederek zikrediyoruz. Semâ bizim için zikir ibâdetinin bir vesîlesidir.

Kaynak: 42. Karabaş-i Velî Tekkesi Sohbeti — İnsân-ı Kâmil Âlem-i Kebîr, Tahallül, Halîl

Eğer sırtüstü yatarken ve yanının üzerine yatarken Allâh’ı zikretmek câizse, semâ ederek zikretmek niçin câiz olmasın?

Ayaktayken, otururken, yanlarının üzerinde yatarken Allâh’ı zikredin" (Âl-i İmrân 191). "Yatarken zikrediliyor da, semâ ederek zikredemeyecek misin?"

Kaynak: 42. Karabaş-i Velî Tekkesi Sohbeti — İnsân-ı Kâmil Âlem-i Kebîr, Tahallül, Halîl

Normal" diye kendisinin de benzer bir fetvâya mâruz kaldığını söyler mi?

Efendi hazretleri bu noktaya nihâyetinde: "Şurada bahçede bayanlar oturuyor, burada bayanlar oturuyor ya — buna müsâade ettiğim için küfrüme fetvâ veriyorlar bana. Normal" diye kendisinin de benzer bir fetvâya mâruz kaldığını söyler.

Kaynak: 42. Karabaş-i Velî Tekkesi Sohbeti — İnsân-ı Kâmil Âlem-i Kebîr, Tahallül, Halîl

Seyyid Ahmed er-Rufâî hazretlerinin Medîne-i Münevvere menkıbesi nedir?

Seyyid Ahmed er-Rufâî hazretleri Haccdan sonra Medîne-i Münevvere’ye ziyârete gittiğinde, orada Seyyidlere tahsîs edilen hususî odalara kabûl edilmemiştir; onu Seyyiden saymamışlar. Efendi hazretleri bu detayı tarihî bir gerçek olarak verir. Ahmed er-Rufâî hazretleri bu hâdiseye aldırmayıp Kabr-i Şerîf’in başına gitmiş ve açıktan bağırarak "Esselâmü aleyke yâ ceddî" (sana selâm olsun ey dedem!) diye haykırmış. Sonra devâm etmiş: "Biz hep mânâ âleminde görüştük. Bu evlâdın, bu fakîr murâd eder ki dudaklarım elini öpsün."

Kaynak: 41. Karabaş-i Velî Tekkesi Sohbeti — Kerâmet ve İstidrâc Ayrımı, Rufâî Şişi Burh

Halvetin tasavvufî tanımı nedir?

Halvet, bir sûfî eğitiminde dervişin, sûfînin bir yere kapanıp orada kendince bol bol ibâdet edip Allâh’a yakınlaşma gayretidir.

Kaynak: 41. Karabaş-i Velî Tekkesi Sohbeti — Kerâmet ve İstidrâc Ayrımı, Rufâî Şişi Burh

Hz. Mûsâ aleyhisselâmın 40 günlük erbâîni nedir?

Hz. Mûsâ aleyhisselâm Tûr-i Sînâ’da 30 gün + 10 gün = 40 gün halvete girmişti. Bu halvetin neticesinde Cenâb-ı Hakk’ı görmeyi arzuladı; "rabbi erinî" (Rabbim, bana göster) diye niyâz etti.

Kaynak: 41. Karabaş-i Velî Tekkesi Sohbeti — Kerâmet ve İstidrâc Ayrımı, Rufâî Şişi Burh

Hz. Peygamber’in Hirâ halvetleri nedir?

Hz. Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem Efendimiz, peygamberliğinin tebliğinden önce ve sonrasında da Hirâ dağında halvetleri olmuştur. 8 günlük, 9 günlük, 10 günlük, en uzunu 14 günlük halvetler yapmıştır. Peygamberlik ilân edildikten 5-6 ay sonra bir daha halvet yapmamıştır; ta Medîne-i Münevvere’ye hicret edinceye ve oruç farz olunca Ramazan’ın son 10 gününde itikafa başlayıncaya kadar.

Kaynak: 41. Karabaş-i Velî Tekkesi Sohbeti — Kerâmet ve İstidrâc Ayrımı, Rufâî Şişi Burh

Asıl halvetin ne olduğunu açıklar mı?

Asıl halvet, haramdan, mâlâyânîden uzak olmaktır. Asıl halvet, hevâ ve heveslerden, şeytanın bize vesveseyle yaptırmak istediklerinden uzak olmak, her türlü haramdan uzak olmaktır.

Kaynak: 41. Karabaş-i Velî Tekkesi Sohbeti — Kerâmet ve İstidrâc Ayrımı, Rufâî Şişi Burh

Kerâmet ve istidrâc ayrımı nasıl yapılır?

Kerâmet mi, Şeytânî mi? Efendi hazretleri nefsine uyan bazı sûfîlerin zikrullah esnâsında değişik hâl ve hareketlere girişlerini eleştirmiştir. Böyle kimseler zıplar, titrer, sayha atar, bağırır. Sorduğunuzda onlara göre "Allâh’ı çok seviyorlar." Ama Efendi hazretleri Hz. Ömer radıyallâhu anh hazretlerinin tavrını hatırlatır: Bir kimse titremeye başlamıştı. Hz. Ömer "Bu neden böyle tuhâf davranışlarda bulunuyor?" diye sormuş. Demişler: "Yâ Emîre’l-Mü’minîn, bu Iraklı bir Müslümandır; o bölgeden. Onun-bunun yanında Allâh anıldığında böyle cezbe geçiriyor." Hz. Ömer buyurmuş: "Kaldırın bunu buradan. Onun üzerinde şeytanın tecellîyâtını görüyorum."

Kaynak: 41. Karabaş-i Velî Tekkesi Sohbeti — Kerâmet ve İstidrâc Ayrımı, Rufâî Şişi Burh

Nakşibendî kalp çalıştırma usûlü nedir?

Bir nefes alacaksın, dil oynamayacak. Nefes aldığında başlayacaksın kalben: 21 sefer kalp tek nefeste ‘lâ ilâhe illallâh’ diyecek. Bu, kalbi çalıştırma metodudur. Nefes al, 21 sefer tevhîd çek. Bu aynı zamanda insanı uyanık tutar; çünkü uyku uzayınca hemen burnuna su çekeceksin, uykuyu atacaksın.

Kaynak: 41. Karabaş-i Velî Tekkesi Sohbeti — Kerâmet ve İstidrâc Ayrımı, Rufâî Şişi Burh

Mürşid dervişin dadısıdır mı?

Bir üstâd dervişlerin dadısı gibidir. Onları Kur’ân ve Sünnet dâiresinde seki ve idâre etmekle, onları haramlardan uzaklaştırmakla, onları Kur’ân ve Sünnet çizgisinde yürütmekle mükelleftir. Derviş üstâdından maddî-manevî uzak kalırsa yolunu şaşırır. Derviş üstâdından maddî-manevî ayrı düşerse, "kurt kapar onu" — Allâh muhafaza eylesin. Bu, gerçek bir ölçüdür: Dervişin mürşidine olan bağlılığı teorik bir saygı değil, varlığının en derin temelidir.

Kaynak: 41. Karabaş-i Velî Tekkesi Sohbeti — Kerâmet ve İstidrâc Ayrımı, Rufâî Şişi Burh

Zikrullahta esmânın veriliş tarzına riayet şart mı?

Zikrullah yaptıran kimse esmâyı vermiştir: "Hû, hû, hû" şeklinde. Birisi aradan "mısır patlatır gibi" farklı bir ses çıkarırsa nefsine uymuştur, şeytan ona vesvese vermiştir. Esmânın veriliş tarzına, tavrına, çekilme şekline uymaksızın kendine bir stil oluşturan, nefsine uymaktadır. Herkes "Allâh Allâh Allâh" diye zikrederken birisi patlıyorsa, o cezbe değildir — şeytanın onun üzerindeki tecellîyâtıdır. Dervişliğin âdâbı ve erkânı dışına çıkan herkes nefsine uymuştur. Bu, sûfîlerin içinde en büyük vartalardan biridir: kendini bir yerde göstermek, kendinin bir şey olduğunu ima etmek, değişik sesler çıkarmak.

Kaynak: 41. Karabaş-i Velî Tekkesi Sohbeti — Kerâmet ve İstidrâc Ayrımı, Rufâî Şişi Burh

Kerâmet istikâmeti nedir?

Kerâmet istikâmeti, istidrâc istikâmeti dışındaki bir şeydir. Kerâmet mi, Şeytânî mi? Efendi hazretleri nefsine uyan bazı sûfîlerin zikrullah esnâsında değişik hâl ve hareketlere girişlerini eleştirmiştir. Böyle kimseler zıplar, titrer, sayha atar, bağırır. Sorduğunuzda onlara göre "Allâh’ı çok seviyorlar." Ama Efendi hazretleri Hz. Ömer radıyallâhu anh hazretlerinin tavrını hatırlatır: Bir kimse titremeye başlamıştı. Hz. Ömer "Bu neden böyle tuhâf davranışlarda bulunuyor?" diye sormuş. Demişler: "Yâ Emîre’l-Mü’minîn, bu Iraklı bir Müslümandır; o bölgeden. Onun-bunun yanında Allâh anıldığında böyle cezbe geçiriyor." Hz. Ömer buyurmuş: "Kaldırın bunu buradan. Onun üzerinde şeytanın tecellîyâtını görüyorum."

Kaynak: 41. Karabaş-i Velî Tekkesi Sohbeti — Kerâmet ve İstidrâc Ayrımı, Rufâî Şişi Burh

Sûfî geleneğinde "suda yürüyeni de görseniz istikâmete bakın" ilkesi nedir?

Sûfî geleneğin "suda yürüyeni de görseniz istikâmete bakın" ilkesini

Kaynak: 41. Karabaş-i Velî Tekkesi Sohbeti — Kerâmet ve İstidrâc Ayrımı, Rufâî Şişi Burh

Seyyid Ahmed er-Rufâî hazretlerinin Medîne-i Münevvere’de Hz. Peygamber’in mübârek elini öpüşü menkıbesi ne anlama gelir?

Seyyid Ahmed er-Rufâî hazretlerinin Medîne-i Münevvere’de Hz. Peygamber’in mübârek elini öpüşü menkıbesini ve bu menkıbenin Rufâî şişi burhânının kaynağı oluşunu

Kaynak: 41. Karabaş-i Velî Tekkesi Sohbeti — Kerâmet ve İstidrâc Ayrımı, Rufâî Şişi Burh

Nakşibendî zehir burhânı neye dayanır?

Nakşibendî zehir burhânının Hz. Ebû Bekr’in mağarada yılan ısırması hâdisesine dayandığını

Kaynak: 41. Karabaş-i Velî Tekkesi Sohbeti — Kerâmet ve İstidrâc Ayrımı, Rufâî Şişi Burh

12 Eylül öncesi şişlenmenin zehirleyici niteliği nedir?

12 Eylül öncesi şişlenmenin zehirleyici niteliğini

Kaynak: 41. Karabaş-i Velî Tekkesi Sohbeti — Kerâmet ve İstidrâc Ayrımı, Rufâî Şişi Burh

Asıl halvetin ne olduğunu açıklar?

Peygamber’in Hirâ’daki 8-14 günlük halvetlerinden Sünnet-i Resûlullâh’ın 10 gün-20 günlük itikafına geçişini, asıl halvetin haramdan-mâlâyânîden-hevâdan uzak olmak olduğunu, mecâzî sevginin şeytânîliği ve putların nasıl çıktığı (velînin heyke

Kaynak: 41. Karabaş-i Velî Tekkesi Sohbeti — Kerâmet ve İstidrâc Ayrımı, Rufâî Şişi Burh

Mecâzî sevginin şeytânîliği ve putların nasıl çıktığı nasıl açıklanır?

Peygamber’in Hirâ’daki 8-14 günlük halvetlerinden Sünnet-i Resûlullâh’ın 10 gün-20 günlük itikafına geçişini, asıl halvetin haramdan-mâlâyânîden-hevâdan uzak olmak olduğunu, mecâzî sevginin şeytânîliği ve putların nasıl çıktığı (velînin heykelinden şehir meydanına, oradan mumlara), sahâbenin siy

Kaynak: 41. Karabaş-i Velî Tekkesi Sohbeti — Kerâmet ve İstidrâc Ayrımı, Rufâî Şişi Burh

Nakşibendî kalp çalıştırma usûlünü nasıl açıklar?

Nakşibendî kalp çalıştırma usûlünü (tek nefeste 21 tevhîd)

Kaynak: 41. Karabaş-i Velî Tekkesi Sohbeti — Kerâmet ve İstidrâc Ayrımı, Rufâî Şişi Burh

Seyyid Abdülkâdir Geylânî’nin dergâhına giren papazın rüyasında ne olmuştur?

Seyyid Abdülkâdir Geylânî hazretlerinin dergâhının pencereden içerisini merakla seyretmiş, içeride dervişler "Allâh Allâh" diyerek zikrediyorlar. Papaz bir kere başını ritmle birlikte sallamış. O gece uykusunda kıyamet kopuyor: Zebâniler onu cehenneme sürüklüyorlar. O esnâda Geylânî hazretleri zuhûr edip meleklere "Durun! Allâh’ın bana sözü var: Kim benim dergâhımdan içeri girerse affim vâcib olur. Bu sabah tekkenin önünden geçerken kafasını içeri soktu, kafasını bir kere salladı — kafası bana âittir" diyor ve hançerini belinden çekip kafayı kurtararak "vücûdunu götürün, kafa bana âittir" diye buyuruyor.

Kaynak: 40. Karabaş-i Velî Tekkesi Sohbeti — Fâiz ve Dâru’l-Harb, Namaz Erkânının Mânâsı

Bediüzzaman Saîd Nursî’nin tasavvufu öven sözleri nereden alıntıdır?

Bediüzzaman Saîd Nursî’nin 29. Mektup 9. Kısım 8. Telvîh’te tasavvufu öven sözlerinin sonraki baskılardan çıkarılmış olmasını, kendi şeyhinin silsilesini (Nevşehirli Abdullâh Efendi → Çorumlu Mustafa Efendi → Hacı Ebû Bekir Efendi → Aziz Mahmûd Hüdâyî hazretleri), seyr-i sülûkün bir dergâhın kapısından içeri girildiği an başladığını, bir hanefî ile bir şâfiî eşin hukûkunu, dînî hayvan avlamanın sûfînin huyu olmadığını ve Mesnevî-i Şerîf 560. beyt üzerindeki halvet disiplinini tafsîlâtlı bir şekilde açıklamaktadır.

Kaynak: 40. Karabaş-i Velî Tekkesi Sohbeti — Fâiz ve Dâru’l-Harb, Namaz Erkânının Mânâsı

Seyr-i sülûkün başlangıcı nedir?

Seyr-i sülûkün bir dergâhın kapısından içeri girildiği an başladığını, bir hanefî ile bir şâfiî eşin hukûkunu, dînî hayvan avlamanın sûfînin huyu olmadığını ve Mesnevî-i Şerîf 560. beyt üzerindeki halvet disiplinini tafsîlâtlı bir şekilde açıklamaktadır.

Kaynak: 40. Karabaş-i Velî Tekkesi Sohbeti — Fâiz ve Dâru’l-Harb, Namaz Erkânının Mânâsı

Dervişlerin misâfirlerini nasıl doyurdukları hakkında bir menkıbe var mı?

Efendi hazretleri bu nebevî hikmetten bir tasavvufî ilke çıkarır: "Ehl-i tasavvuf kendisine ölçü çıkarır buradan. Eğer bir şeyh bir yere yemeğe gidersen istediği kadar yanına misâfir götürür; ev sâhibi buna itiraz edemez. Dervişlen dost olan kapısını yüksek tutacak, dâvet etmeyecek. Dâvet ederse bir şeyh istese 100 kişi hadi gelin bu akşam filanca yerde yemekteyiz der. Herkes gider. Herkes ne buluyorsa onu yer. Allâh onu rızıklandırır."

Kaynak: 40. Karabaş-i Velî Tekkesi Sohbeti — Fâiz ve Dâru’l-Harb, Namaz Erkânının Mânâsı

Mustafa Özbağ Efendi’nin kendi menkıbesi nedir?

Efendi hazretleri bunu kendi yaşadığı bir menkıbe ile desteklemiştir: Trenin zâkirine "ufak 10 kişi gelsin bize" demişti. Annesi "ben yemek yapmam" demiş, evden gitmişti. Lokantacı bir arkadaşla 2 kilo kuru fasulye ve 2 kilo pirinçten pilâv yaptırdılar. Bir tepsi yoğurt, bir miktar tatlı. Derken bir otobüsten birbiri ardına misâfirler inmeye başladı, ardından bir minibüs geldi, özel taksilerle daha çok insan geldi. Toplam 100’den fazla kişi oldu. Mustafa Özbağ ve arkadaşları katıp katıp dağıttılar; herkes yedi, içti, gitti. Kapıda en sevmediği bir kimse damat imtihanı olarak geldi, üstelik tatlıyı şeyh efendisinin ağzına batırmaya çalıştı. Sonunda şeyh efendi "Oğlum kalanı da anan yesin" diyerek kalanı da bırakmıştı.

Kaynak: 40. Karabaş-i Velî Tekkesi Sohbeti — Fâiz ve Dâru’l-Harb, Namaz Erkânının Mânâsı

Silsile-i meşâyih ne demektir?

Efendi hazretleri kendi silsilesini bu minvalde açıklar: Zâhirî son şeyhi Nevşehirli Abdullâh Efendi ‘dir. Ondan önceki şeyhi yok; çünkü Nevşehirli Abdullâh Efendi’nin kendisine "Evlâdım, biz vefat ettikten sonra senin bir daha şeyhe ihtiyâcın yoktur" diye söz vermiştir. Nevşehirli Abdullâh Efendi’nin şeyhi Çorumlu Mustafa Efendi idi. Ondan önceki şeyhi Antepli Bilâl Nadir hazretleri idi; o vefat edince Çorumlu Mustafa Efendi kendisine "Evl, istihâre yap, çorumdaki Mustafa Efendi’ye git; ama yine de istihâre yap" demiş, Nevşehirli Abdullâh Efendi istihâresini yaparak gitmiş, Çorumlu Mustafa Efendi onu nakîbü’n-nukabâ hâline getirmişti. Çorumlu Mustafa Efendi’nin şeyhi Hacı Ebû Bekir Efendi , Hacı Ebû Bekir Efendi’nin Türkiye’deki şeyhi Üftâde hazretleri dalıyla Aziz Mahmûd Hüdâyî hazretlerine dayanır.

Kaynak: 40. Karabaş-i Velî Tekkesi Sohbeti — Fâiz ve Dâru’l-Harb, Namaz Erkânının Mânâsı

Seyr-i sülûk ne zaman başlar?

Efendi hazretleri çok çarpıcı bir ilke ortaya koyar: " Şu tekkenin bahçesinden girdiğinde başlıyor. İstersen gezmeye diye gir, istersen seyretmeye diye gir — başlıyor. Girdin ya mübârek olsun." Yâni sûfî yol, bir kimsenin bir dergâhın kapısının eşiğini aştığı andan itibâren başlamaktadır; o kimse bu durumu bilsin ya bilmesin. Bir kimse sadece "bu gece bir zikrullah yapayım, orada bir sohbet dinleyeyim" diyerek girer; ama daha salonun kapısından adımını atarken birisi ona çarpıcı bir söz söyler, bir hâl olur — seyr-i sülûkünün hedefli bir eğitimi o an başlamıştır.

Kaynak: 40. Karabaş-i Velî Tekkesi Sohbeti — Fâiz ve Dâru’l-Harb, Namaz Erkânının Mânâsı

Silsile-i meşâyihin bir başka sırrı nedir?

Silsilenin bir başka sırrı: Şeyh Efendi hazretlerine Hacı Bayrâm-ı Velî, Hacı Bektâş-ı Velî ve Hz. Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî de mânen ders vermiştir. Efendi hazretleri bu husûsu dergâhın içerisinde ilk açıklayan fakîr olduğunu belirtir. 28 Şubat döneminde Nevşehir’den çıkmamakta direnen Abdullâh Efendi’ye Hz. Mevlânâ "Mustafa Efendi, bu kadar bastırma, bu kadar feryâd etme" diye geldiğini, bir yıl Bursa’da kalmasını işâret ettiğini hatırlatır — ve tam 365 gün, Abdullâh Efendi Bursa’da kalmıştır. "Bu yollar akılla alâkalı değil; maneviyat çalışır, manevî işâretler çalışır."

Kaynak: 40. Karabaş-i Velî Tekkesi Sohbeti — Fâiz ve Dâru’l-Harb, Namaz Erkânının Mânâsı

Sûfînin av ile meşgûliyeti nedir?

Sohbetin ilginç bir bölümünde bir derviş "Bir kimsenin kendisi için balık tutması ve onu âilesine yedirmesinin hükmü nedir? Sizin öneriniz nedir?" diye sorar. Efendi hazretleri önce şer’î cevâbı verir: "Eğer bir kimse âilesi için balık ihtiyâcına sâhipse, alabilecek parası yoksa, gitsin balık avlasın. Ama…" Sonra asıl tasavvufî noktaya gelir: "Sûfîlerin hiç böyle işleri olmaz. Gerçek sûfîler öyle balık avlamaya filan gitmezler. Hatta sûfîliği öyle algılayanlar olmuşlar, ben onlara benzemeye çalışırım kendimce." En çarpıcı delîl: "Hz. Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretleri hiç avlanmamış. Bir tâne hadîs yok avlandığına dâir." Ne kuş avlamış, ne balık avlamış, ne hayvan türlerinden büyükbaş-küçükbaş bir hayvanı avlamış. Neden? Çünkü avlamak için hilekâr olmak lâzımdır. Balık avlayacak olan kimse solucan atacak, solucanın içinde iğne olacak. Hazreti Peygamber buyurdu ki: "Aldatan bizden değildir." Sûfî hayvanı bile aldatmaz.

Kaynak: 40. Karabaş-i Velî Tekkesi Sohbeti — Fâiz ve Dâru’l-Harb, Namaz Erkânının Mânâsı

Silsile-i meşâyih sûfî için ne kadar önemlidir?

Silsile-i meşâyih sûfî için son derece önemlidir; muhabbet zincirine ümîd bağlayan zındıka’nın karşısında îmânını kurtarır

Kaynak: 40. Karabaş-i Velî Tekkesi Sohbeti — Fâiz ve Dâru’l-Harb, Namaz Erkânının Mânâsı

Seyr-i sülûk neye dayanır?

Seyr-i sülûk bir dergâhın kapısından içeri girildiği an başlar — halvete değil, hizmete, sabra, imtihana dayanır

Kaynak: 40. Karabaş-i Velî Tekkesi Sohbeti — Fâiz ve Dâru’l-Harb, Namaz Erkânının Mânâsı

Sûfî hayvanı aldatır mı?

Sûfî hayvanı bile aldatmaz — balık avlamak için solucan takan iğneyi kullanmak hileye girer, Hz. Peygamber hiç avlanmamıştır

Kaynak: 40. Karabaş-i Velî Tekkesi Sohbeti — Fâiz ve Dâru’l-Harb, Namaz Erkânının Mânâsı

Sûfîlerin balık, kuş ve hayvan avlamayacağını neden söylüyor?

Mevlânâ’nın Abdullâh Efendi’ye "bir yıl Bursa’da kal" işâretini, seyr-i sülûkün bir dergâhın kapısından içeri girildiği an başladığını ve halvette değil hizmette-sabırda-imtihan­da yürüdüğünü, bir Hanefî ile bir Şâfiî eşin ihtilâfında Şâfiî olanın Hanefî’ye rücû’ edebileceğini, sûfînin balık-kuş-hayvan avlamayacağını çünkü "aldatan bizden değildir" hadîsinin sûfîyi hîlen hurdadan uzak tuttuğunu ve Mesnevî-i Şerîf 560.

Kaynak: 40. Karabaş-i Velî Tekkesi Sohbeti — Fâiz ve Dâru’l-Harb, Namaz Erkânının Mânâsı

Hz. Peygamberin sağılan hayvanı kestirmemesi neden önemlidir?

Hz. Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellemin sağılan hayvanı kestirmeyişini

Kaynak: 40. Karabaş-i Velî Tekkesi Sohbeti — Fâiz ve Dâru’l-Harb, Namaz Erkânının Mânâsı

Seyyid Abdülkâdir Geylânî hazretlerinin dergâhına başını uzatan papazın rüyâsında kellesinin kurtulduğu kıssa neden anlatılmaktadır?

Seyyid Abdülkâdir Geylânî hazretlerinin dergâhına başını uzatan papazın rüyâda kellesinin kurtulduğu kıssasını

Kaynak: 40. Karabaş-i Velî Tekkesi Sohbeti — Fâiz ve Dâru’l-Harb, Namaz Erkânının Mânâsı

Bediüzzaman Saîd Nursî’nin tasavvufu övdüğü bölüm neden çıkarılmıştır?

Bediüzzaman Saîd Nursî’nin Mektûbât’ın 29. Mektup 9. Kısım 8.

Kaynak: 40. Karabaş-i Velî Tekkesi Sohbeti — Fâiz ve Dâru’l-Harb, Namaz Erkânının Mânâsı

Vahdetu’l-Vücûd ile Panteizmin ayrımı nedir?

Vahdetu’l-Vücûd ile Panteizm aynı değildir: İbn Arabî yaratanı ve yaratılanı ayrı kabul eder, Panteizm etmez.

Kaynak: 39. Karabaş-i Velî Tekkesi Sohbeti — Vahdetu’l-Vücûd ile Panteizmin Ayrımı: İbn

İbn Arabî’nin sembolik dilini anlamak için ne gerekir?

İbn Arabî’nin sembolik dilini anlamak için âyet-hadîs bilgisi, tasavvuf alt yapısı ve onun diline aşinalık şarttır.

Kaynak: 39. Karabaş-i Velî Tekkesi Sohbeti — Vahdetu’l-Vücûd ile Panteizmin Ayrımı: İbn

Sûfî dergâhında keşf ilmi nasıl öğrenilir?

Sûfî dergâhında keşf aranır — keşf ilmi kitaptan değil ehil mürşidden öğrenilir.

Kaynak: 39. Karabaş-i Velî Tekkesi Sohbeti — Vahdetu’l-Vücûd ile Panteizmin Ayrımı: İbn

Vezîrin müritlere "duygusuz kalın" çağrısı ne anlama gelir?

Efendi hazretleri sohbetin kalbinde, Mesnevî-i Şerîf’ten 569. beyit civârındaki bir kıssayı şerh etmiştir. Vezîrin müritlerine "duygusuz kalın" demesinin mânâsı nedir? Burada "duygusuz" kelimesi zâhirî mânâsıyla hissiz ve taş gibi olmak değil; "aşağılık duygusundan, nefsânî duygudan, beşerî histen sıyrılmak" anlamındadır. Sâlik, mânâ duygusuna erişebilmek için önce şu beş duyuya bağlı aşağılık duygusundan geçmelidir.

Kaynak: 36. Karabaş-i Velî Tekkesi Sohbeti — Çocuk Terbiyesi, Rûhlar Âleminde Hitâb, Can

Harama bakan gözün nasıl perdelenmesi gerekir?

Efendi hazretleri, göz edebine dâir çarpıcı bir tasavvufî ders vermiştir. "Haram bakışa meylettikçe, ondan başka şey görememeye doğru ilerlersin" hakîkatini zikrederek, gözün harama ısrarla baktıkça helâle karşı körleştiğini ifâde etmiştir. Bu, tasav,ufî bir kânundur: Göz nereye sürekli bakarsa o taraf kalbi teshîr eder ve diğer taraf görünmez olur. Harama bakan göz, zamanla helâli göremez; dünyâya bakan göz, âhireti göremez; mecâza bakan göz, hakîkati göremez. Gözün perdelenmesi, adamın iç âleminin karanlıklaşmasıyla eşdeğerdir.

Kaynak: 36. Karabaş-i Velî Tekkesi Sohbeti — Çocuk Terbiyesi, Rûhlar Âleminde Hitâb, Can

İsâ aleyhisselâmın suyun üzerinde yürüyüp havarîleri kurtardığı mu’cizesinden hareketle can İsâ’sının mânâ denizinde yürüyüşü ne anlama gelir?

Efendi hazretleri, sohbetin sonunda İsâ aleyhisselâmın suyun üzerinde yürüyüp havarîleri kurtardığı mu’cizesinden hareketle can İsâ’sının mânâ denizinde yürüyüşünü açıklamaktadır. Bu yürüyüş, mânâ denizinde yürüyerek ruhun ve kalbin derinliklerine ulaşmak anlamına gelir. Bu durum, canın ve ruhun mânâ denizinde yürüyerek, hakîkat ve ilim arayışında bulunmakla ilgilidir. Bu yürüyüş, mânâ denizinde yürüyerek, ruhun ve kalbin derinliklerine ulaşmak anlamına gelir. Bu durum, canın ve ruhun mânâ denizinde yürüyerek, hakîkat ve ilim arayışında bulunmakla ilgilidir.

Kaynak: 36. Karabaş-i Velî Tekkesi Sohbeti — Çocuk Terbiyesi, Rûhlar Âleminde Hitâb, Can

Can İsâ’sı nedir ve nasıl mânâ denizinde yürüyebilir?

Can İsâ’sı suya ayağını basar ama ıslanmaz. Yâni sâlikin rûhânî tarafı — can İsâ’sı — mânâ denizinde yürüyebilir, ama bu deniz onun rûhuna bir zarar veremez. Kuru beden karada yürüyebilir; ama can, denizin tâ göbeğini bile ayak basarak geçer. Sâlik bu bedende bağlı kaldığı müddetçe sadece dünyâda dolaşabilir; ama bu bedenden kurtulabilirse mânâdan mânâya, perdeden perdeye, hayretten hayrete geçer.

Kaynak: 36. Karabaş-i Velî Tekkesi Sohbeti — Çocuk Terbiyesi, Rûhlar Âleminde Hitâb, Can

Mürşid-i kâmil, eleştiriye nasıl yaklaşmalıdır?

Bir mürşid-i kâmil, karşısındaki eleştiriye kızmaz; onu yumuşaklıkla karşılar ve kişinin asıl derdini keşfeder. Şeyh Efendi’nin bu tavrı, "el-İhsânu en ta’budallâhe keenneke terâhu" (ihsân, Allâh’ı görüyor gibi kulluk etmendir) mertebesinin bir yansımasıdır. Zîra Allâh’ı görüyor gibi kulluk eden kimse, insanlara da Allâh’ın mahlûku nazarıyla bakar ve onları eleştirmez.

Kaynak: 36. Karabaş-i Velî Tekkesi Sohbeti — Çocuk Terbiyesi, Rûhlar Âleminde Hitâb, Can

Karabaş-ı Veli Dergâhı Sohbeti ne zaman ve hangi konuları ele almıştır?

Mustafa Özbaş Efendi Hazretleri’nin 30 Mart 2013 tarihinde Karabaş-ı Veli Dergâhı’nda gerçekleştirdiği bu sohbet, İbn Arabi’nin Füsüs’ünden okunan pasajlarla birlikte, Hallac-ı Mansur’un idamının 1091. yılı saygmayla anarak başlar. Sohbetin merkezî meseleleri şunlardır: İbn Arabi’nin "insan âlem-i sagirdir" yaklaşımlına karşı Efendi Hazretleri’nin "hayır, insan âlem-i kebirdir" reddi; Allah’ın varlığına yaklaşımlarının üç mertebesi (ilmel yakin, aynel yakin, hakkel yakin); Musa aleyhisselam’ın Nil’e bir tabut içinde bırakıldığının Arabi tarafından yorumu (tabut = beden/nasût, su = ilim); Firavun’un iç savaşı savaşılar, tabut ve suyun perde oluşturu ile hakikatin arkasında doğrudan Allah’ın koruyuşturması; Ebu Leheb’in taş sığnamasında taşların kelime-i şehadet getirmesi; Arabi ile Arabiciler ayrımı; Cenab-ı Hakk’ın âlemi sadece sebep-sonuç zinciriyle değil, Esmâ-ü Hüsnasıyla yönetmesi; her zerrede Muhammed Mustafa nurunu gören sufi seyir; Hz. Ebu Bekir Efendimizin "O da insandır" ifadesi; insanın ahseni takvîm üzerine yaratıldığını ve uzayda daha mükemmel bir varlık aramamanın lazımdır; Şibli’nin demirin ateşte yanması metaforuyla Hallac-ı Mansur’un "Enel Hak" sarhoşluğudur.

Kaynak: Karabaş-ı Veli Dergâhı Sohbeti — 30 Mart 2013 | Hallac-ı Mansur’un 1091. Yılı, İ

Sufi bilgi teorisinin en temel hareket noktasını vurgulayan soru nedir?

Sohbet epistemolojik bir soruyla açılır. Efendi Hazretleri dinleyicilere selam verdiği ve Cenab-ı Hakk’ın onlarla gününü, ayını, yılını, ömrünü hayırlı eylemesini dilediği girişi niyazından sonra bir ilginç soru sorar: "Bu güzel miş ya. Gördüklerimizi mi görüyoruz, yoksa bize gösterileni mi? Bize gösterileni görüyoruz. Görmek istedikmiş olsak, neleri görmek isterdik? Oo, habersizdik." Bu açılış Sufi bilgi teorisinin en temel hareket noktasını vurgular: bizim kâinatta gördüğümüz şeyler kendi seçimimizle oraya ulaştığımız şeyler değil, bize tecelli ettirilen, gösterilen şeylerdir.

Kaynak: Karabaş-ı Veli Dergâhı Sohbeti — 30 Mart 2013 | Hallac-ı Mansur’un 1091. Yılı, İ

İlmel yakin, aynel yakin ve hakkel yakin nedir?

Allah bütün insanlarda ilmel yakin noktasında mükemmel tecelli eder. Ama buraya bir parantez açarak devam edeyim. İnsan-ı kamillerde hakkel yakin noktasında tecelli eder. Allah’ın bir ilmi tecelliyatı vardı, bir ayni tecelliyatı vardı, bir de hakkı tecelliyatı vardı. Bu üç mertebe Sufi bilgi gerekçelendirmesinin çekirdeğidir: ilim-i yakın (bilerek kesinlik), ayn-ı yakın (görerek kesinlik), hakk-ı yakın (o şey olarak kesinlik).

Kaynak: Karabaş-ı Veli Dergâhı Sohbeti — 30 Mart 2013 | Hallac-ı Mansur’un 1091. Yılı, İ

İlmel yakin nedir?

Normalde Cenab-ı Hak bir ilmen yakındır. İlmen, Allah’ın yakındır bu noktada tabiri caizse hususi değildir. Allah her şeye ilmi noktada yakındır. Taşa, toprağa, ağaça, gülü, sineğe, sivrisineğe, akan suya, denize, hücrelere, gözünüzün gördüğünüzü göremediğiniz, varlıkların bütünündeki bütününe ilmen yakındır.

Kaynak: Karabaş-ı Veli Dergâhı Sohbeti — 30 Mart 2013 | Hallac-ı Mansur’un 1091. Yılı, İ

Aynel yakin ve hakkel yakin nedir?

Bu için orta noktas vardır, aynel yakin noktasıdır. Aynel yakin noktasındaki Allah’ın tecelliyatı ilmel yakin noktadaki tecelliyatından biraz daha hususidir. Bunun üstünde bir de hakkel yakin tecelliyatı vardır ki o normalde insan-ı kamillerde ve Hz. Peygamberlerde hakkel yakin noktasında tecelli eder.

Kaynak: Karabaş-ı Veli Dergâhı Sohbeti — 30 Mart 2013 | Hallac-ı Mansur’un 1091. Yılı, İ

Üç tecelli mertebesi nedir?

Böylece üç mertebeli bir yakinlik ışması ortaya çıkmıştır: ilmel yakin (bütün varlık), aynel yakin (imana kemal eren münziler), hakkel yakin (peygamberler ve insan-ı kamiller). Bu sadece üç farklı bilgi değil; Cenab-ı Hakk’ın yaratılışa yaklaşımlarının üç farklı modudur.

Kaynak: Karabaş-ı Veli Dergâhı Sohbeti — 30 Mart 2013 | Hallac-ı Mansur’un 1091. Yılı, İ

Perdenin gerisindeki hak ne anlama gelir?

Bu cümleler sufi ontolojisinin bir üst perspektifine denk gelir: zahiren iyi ve kötü ayrımlarını yapan münin, mana ölçüsünde bütün bu ayrımların perdenin gerisinde Cenâb-ı Hakk’ın irade eylediği "hak" düzenine ait olduğunu anlar. Perdenin önünde her şey ahlaki ve şerî olarak yargılanır (kufur kötü, iman iyi); "perdenin gerisinde" ise bütün olaylar Cenâb-ı Hakk’ın dileşinin tecellisidir. Bu iki bakış, birbirini iptal etmez; ama aynı anda ikisini de tutmak Sufi’yi gereğine göre davranmaya sevk eder.

Kaynak: Karabaş-ı Veli Dergâhı Sohbeti — 30 Mart 2013 | Hallac-ı Mansur’un 1091. Yılı, İ

Her zerrede Hz. Muhammed Mustafa’nın nurunun tecelli ettiği anlatılmaktadır. Bu durumun ne anlama gelir?

Bir müddet Sufi Seyri Sülük’unda her zerrede Muhammed Mustafa’nın nurunda görür. Bu da size bir dipnot olsun. Öyle bir anınız olur, öyle bir an gelir, her zerrede Muhammed Mustafa’nın salallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin nurunu görürsünüz. O yüzden Hz. Ömer gibi kılıcınızı çeker, kim ona övdü derse işte bu kılıcım onun hakkını verir dersiniz.

Kaynak: Karabaş-ı Veli Dergâhı Sohbeti — 30 Mart 2013 | Hallac-ı Mansur’un 1091. Yılı, İ

Hz. Ebu Bekir’in ‘O da insandır’ sözünün anlamı nedir?

Ama bu hali aşan Hz. Ebu Bekir Efendimiz: ‘O da insandı. O da her nefis ölümü tadacaktır, o da ölümü tattı. Biz ebedi ölmeyen, her an diri olan, her şeyi elinin altında tutan Allah’a iman ettik’ der. O farklı bir noktada durduğunu gösterir.

Kaynak: Karabaş-ı Veli Dergâhı Sohbeti — 30 Mart 2013 | Hallac-ı Mansur’un 1091. Yılı, İ

Sûfîlerin sûret görmeleri — her surete bürünen Peygamberler mi?

Sûfîlerin sûret görmeleri — her surete bürünen Peygamberler, Velîler ve Cebrâîl’in dıhye sûretinde görünmesi; hayal gözü ile cismanî gözün ayırt edilmesi; mürşidin bir kimsenin rüyâsını uyanıkken görebilmesi; şeyhin dervişi kendinden başka kimseye sevdirmemesi prensibi; beşinci makâmdaki "gerçek ölüm" ve cennetteki Allâh’ın hitâbı; Kadir gecesinde Beytullâh’ı tavâf eden sayısız âlemlerin mahlukâtı; helva dağıtma geleneği ve bidat tartışması; ve "dışarıda söz dinleyen kuzu, içeride aslan" iki yüzlülüğüne karşı çarpıcı bir uyarı.

Kaynak: 34. Karabaş-i Velî Tekkesi Sohbeti — Hayal Âlemi: Halk Hayali ile Hak Hayali Ayr

Gerçek denen nesne Arabî için aslında hayalden başka bir şey değil midir?

Gerçek denen nesne Arabî için aslında hayalden başka bir şey değildir. Âlem bir vehimden ibârettir. Onun gerçek bir varlığı yoktur. Bu ise hayal ile kast edilen şeydir. Bil ki sen kendine bir hayalsin, kendin de bir hayalsin. İdrâk ettiğin her bir şey ve ‘ben idrâk ediyorum’ dediğin her nesne de bir hayaldir. Şu hâlde bütün varlık âlemi hayal içinde hayaldir.

Kaynak: 34. Karabaş-i Velî Tekkesi Sohbeti — Hayal Âlemi: Halk Hayali ile Hak Hayali Ayr

Henry Corbin, Arabî tasavvufunda yaratıcı muhayyele kitabının başından itibaren okuyucuyu hayal kelimesinin anlamını herkesin kullandığı anlamda kabul mudur?

Prof. Henry Corbin, Arabî tasavvufunda yaratıcı muhayyele kitabının başından itibaren okuyucuyu hayal kelimesinin anlamını herkesin kullandığı anlamda kabul etmeye karşı uyarır. Muhayyeleyi hayal etme melekesini estetik yaratma organı değildir der. Hayali idrâk organı olarak görür. Prof. Toshihiko İzutsu da benzer bir tanım getirir.

Kaynak: 34. Karabaş-i Velî Tekkesi Sohbeti — Hayal Âlemi: Halk Hayali ile Hak Hayali Ayr

Ben hayalperest bir insanım mıdır?

Ben hayalperest bir insanımdır. Bir iş olabilir, bir arkadaş olabilir, bir eş olabilir. Bana birisi bir teklif getirdiğinde ben bir şeylerden uzak dururum çünkü günlerce hayal kurarım üzerinde.

Kaynak: 34. Karabaş-i Velî Tekkesi Sohbeti — Hayal Âlemi: Halk Hayali ile Hak Hayali Ayr

Bu hayâl o kimsenin bilgisi ve tecrübesi kadar mıdır?

Birinci tip (Halktan Hakka): Kulun kendi cüz’î iradesiyle kurguladığı hayal. Bu hayâl o kimsenin bilgisi ve tecrübesi kadardır. Bu, kulun Allâh’a yönelen bir duâ, istek, niyâz noktasındadır. İkinci tip (Haktan Halka — "Paket Program"): "Hakka ait hayal, o kimseye paket program olarak gelir. O kimse rüyâsında X kimseyi görür, onunla evlenir, çocukları olur. Bu Haktan gelen paket programdır. O kimse gider, onunla evlenir, çocukları olur. Bu o kimsenin kendi cüz’î irâdesiyle kurmuş olduğu bir program değildir.".

Kaynak: 34. Karabaş-i Velî Tekkesi Sohbeti — Hayal Âlemi: Halk Hayali ile Hak Hayali Ayr

Ben özümde sâbit, onlar ise sâbit kalamazlardı mı?

Eşit değildik ama. Çünkü ben özümde sâbit, onlar ise sâbit kalamazlardı. Her sûrete bürünürler suyun kabın rengini aldığı gibi.

Kaynak: 34. Karabaş-i Velî Tekkesi Sohbeti — Hayal Âlemi: Halk Hayali ile Hak Hayali Ayr

Bu aslında hâl değil midir?

Derviş Hazret-i Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem’i bir dersde bir sûrette görmüş. Bir daha dersinde ‘Lâ ilâhe illallâh’ derken hemen gözünün önüne gelir. Ama geldiğinde son görmüş olduğu hâlde, son görmüş olduğu resimde gelir. Bu aslında hâl değildir. Bu bir önceki görmüş olduğu hâlin hayâlidir.

Kaynak: 34. Karabaş-i Velî Tekkesi Sohbeti — Hayal Âlemi: Halk Hayali ile Hak Hayali Ayr

Şeyhinin lisânından, ondan sonra onların kendi lisânlarından ilhâm gelir mi?

Önce şeyhinin lisânından, ondan sonra onların kendi lisânlarından ilhâm gelir. Rüyâsında Abdülkâdir Geylânî Hazretlerini görüyor. Rüyâsında onu görürken kalbine de ilhâm geliyor: ‘Bu Abdülkâdir Geylânî’dir.’ O sıcaklık gelir, o isim gelir, o hâl gelir. Kalbine o düşer ve sen bunu hatırlarsın.

Kaynak: 34. Karabaş-i Velî Tekkesi Sohbeti — Hayal Âlemi: Halk Hayali ile Hak Hayali Ayr

Cebrail Dıhye Suretinde: Sûfilerin Ayırt Etme İlmi.

Cebrâîl aleyhisselâm geldiğinde Hazret-i Peygamber sordu: ‘Bu kimdi?’ ‘Dıhye’ dediler. Onlar dıhye görmeleri hak mıydı? Evet. Ama onların gördükleri dıhye, dıhye sûretinde gördüler. Hazret-i Peygamber ne dedi? ‘Gelen Cebrâîl kardeşinizdi.’ Bu söz hak mı? Evet. Hakîkat neydi? Cebrâîl’di. Onlar kendilerince kendi görüşleri haktı — ama hakîkat değildi.

Kaynak: 34. Karabaş-i Velî Tekkesi Sohbeti — Hayal Âlemi: Halk Hayali ile Hak Hayali Ayr

Keşf sâhibi bir kimse uykusunda rüyâ gören bir kimsenin gördüklerini uyanıkken görür mü?

Keşf sâhibi bir kimse uykusunda rüyâ gören bir kimsenin gördüklerini uyanıkken görür.

Kaynak: 34. Karabaş-i Velî Tekkesi Sohbeti — Hayal Âlemi: Halk Hayali ile Hak Hayali Ayr

Hayal âlemi nedir?

Mustafa Özbağ Efendi’nin bu sohbeti Alevî kızla evlilik, müminlerin savaşında silah kuralı, psikolojik hastalıklar gibi güncel sorularla başlayıp İbnü’l-Arabî’nin Fütûhât’ından hayal âlemi bahsine derinleşen zengin bir sûfî metafizik dersidir. "Âlem hayal içinde hayaldir" tezi, Hazret-i Mevlânâ’nın "sen bu âlemi hayal üzerinde yürür gör" beytiyle paralel olarak ele alınır.

Kaynak: 34. Karabaş-i Velî Tekkesi Sohbeti — Hayal Âlemi: Halk Hayali ile Hak Hayali Ayr

Hayal iki kategoride nasıl ele alınır?

Efendi’nin özgün bir ictihâdı olarak hayal iki kategoride ele alınır: Halktan Hakka giden — kulun kendi cüz’î irâdesiyle kurguladığı, bilgi ve tecrübe kadar olan hayâl ile, Haktan halka gelen "paket program" — velîlere rüya, hâl, ilhâm yoluyla gelen keş.

Kaynak: 34. Karabaş-i Velî Tekkesi Sohbeti — Hayal Âlemi: Halk Hayali ile Hak Hayali Ayr

Hayâlin ne anlama gelir?

Kişinin bir şey hakkında hayâli varsa o kimsenin başarılı olacağına inanan Efendi, hayâli duâ, istek, Allâh’ın yaratmasına sebep olarak görür.

Kaynak: 34. Karabaş-i Velî Tekkesi Sohbeti — Hayal Âlemi: Halk Hayali ile Hak Hayali Ayr

Peygamberler ve velîler nasıl sûretten sûrete geçerler?

Peygamberler ve velîler sûretten sûrete geçerler — sâbit değillerdir. "Her sûrete bürünürler, suyun kabın rengini aldığı gibi." Sûfîlerin Hazret-i Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem ve Abdülkâdir Geylânî Hazretleri gibi zâtları değişik sûretlerde görmeleri gerçek hâldir; ancak "önceki hâlin hafızadan çağrılması" hayaldir ve yeni tecellî değildir.

Kaynak: 34. Karabaş-i Velî Tekkesi Sohbeti — Hayal Âlemi: Halk Hayali ile Hak Hayali Ayr

Cebrâîl’in dıhye sûretinde görünmesi hâdisesi ne anlama gelir?

Cebrâîl’in dıhye sûretinde görünmesi hâdisesi, ayırt etme ilminin esrarengiz bir bilim olduğunu gösterir. Sahâbe dıhye görmeleri haktı ama hakîkat Cebrâîl’di. Allâh’ın bir kimseye ayırt etme kudreti vermesi mürşid-i kâmil noktasıdır.

Kaynak: 34. Karabaş-i Velî Tekkesi Sohbeti — Hayal Âlemi: Halk Hayali ile Hak Hayali Ayr

Kadir gecesi’nde Efendi’nin yaşadığı olay ne anlama gelir?

Kadir gecesi’nde Efendi’nin 2002 haccında yaşadığı olay çok özel bir mânâ taşır. Sudeysi’nin Kadir sûresi’ni okuduğu geceye inanan tüm dergâh boşalır. Efendi’nin özgün tespiti ise şudur: "Kadir gecesinde Cenâb-ı Hak o güne kadar yaratılmış ne var ise hepsi de Beytullâh’ı tavâf ederler — farklı âlemlerin mahlukâtı, kendi peygamberleri, şehleri, kralları, padişahlarıyla."

Kaynak: 34. Karabaş-i Velî Tekkesi Sohbeti — Hayal Âlemi: Halk Hayali ile Hak Hayali Ayr

Rabıta ve keşf kavramları ne anlama gelir?

Rabıta ve keşf klâsik tasavvufun temel kavramlarıdır. Rabıta "bir kimseye veya mekâna gönül bağlamak, kalp gözüyle onu görmek" demektir. Keşf ise perde açılması, gaybın bir kısmının görülmesidir. Efendi’nin "haccda kaybolan ağabey" hikâyesi rabıtanın somut bir tatbîkidir.

Kaynak: 34. Karabaş-i Velî Tekkesi Sohbeti — Hayal Âlemi: Halk Hayali ile Hak Hayali Ayr

Sufilerin Hikaye Metodu nedir?

Mevlana’nın Cariye Padişah Hikayesi Sohbetin ikinci büyük bölümü Mesnevîden bir beytin şerhine ayırılmıştır: “Sevgilinin sırrının kapalı örtülü olması daha hoş, sen hikayeye kulak ver.” Bu beyit Mevlana’nın Mesnevî’de Hüsamettin Çelebi’ye hitap ettiği meydandır. Efendi Hazretleri Mevlana’nın sufi anlatımının ilkesini şöyle özetler: “Sufiler bir şeyi apaçık anlatmazlar, bir şeyi hikaye leştirerekten anlatmayı tercih ederler. Sufilikten uzak gönüllüler onu bir hikaye gibi görürler geçerler.”

Kaynak: Karabaş-ı Veli Dergâhı Sohbeti — 23 Mart 2013 | Kur’an’a Saldırılar, Nefsin Mert

Sufilerin hikaye metoduyla neden anlatım yaparlar?

Efendi Hazretleri bu metodın gerekçesini açıklar: “Çünkü sufi mahremdir, seven mahremdir. Sevilen kendisini seveni hep mahrem noktada tutar. Mahrem noktada tutar ki sevenin kıymeti bilinsin. Seven sevilen için çok kıymetlidir. Seven sevilen için o kadar kıymetlidir ki bazıen sevilen onu muhafaza edip korumak için sevilen kendinden geçer.” Mahremiyet koruması mantığş gerçekçidir: bir hakikat, onu ançak anlayabilecek kişiye mahrem olarak verilirse, hem o kişinin kalbinde özümsüzünü bulur hem de yanlış ellerde bayatlamaz. Hikaye olan bir hakikat, onu anlayana apaçık, anlamayana ise içi boş görünebilir.

Kaynak: Karabaş-ı Veli Dergâhı Sohbeti — 23 Mart 2013 | Kur’an’a Saldırılar, Nefsin Mert

Mevlana’nın Cariye Padişah Hikayesi ne anlatır?

Efendi, Mesnevînin açılışındaki cariye-padişah hikayesinin manasını anlatır: “Hz. Mevlana da Mesnevînin başında cariye padişah aşkını anlatırken işte der bu benim hikayemdir, bizim hikayemizdir der. Bizim hik, hikayemiz derken hem kendinden önceki geçmiş velileri hem de kendisinden sonraki gelecek olan velileri de kendisinde cem edip bütün velilerin hikayesi olarak o hikayeyi bize anlatır. Ve cariye padişah hikayesi bu manada Mesnevînin muhtasarı hükmündedir.” Bu iddia Mesnevî alımlama tarihinde önemli bir yazı görüşüdür: ilk hikaye bütün Mesnevînin özünü veriyor, geri kalan ise onun detaylanması.

Kaynak: Karabaş-ı Veli Dergâhı Sohbeti — 23 Mart 2013 | Kur’an’a Saldırılar, Nefsin Mert

İsmail Hakkı Bursevî’nin Mesnevî şerhi nedir?

Efendi Hazretleri Bursa’nın maççel velisi Îsmail Hakkı Bursevî’nin Mesnevî şerhine işaret eder: “O yüzden hemşehrimiz olan burada, meftun olan hemen Cumhuriyet Caddesi’nin altında Haşim Şcan’la arasında kalıveren Îsmail Hakkı Bursevî hazretleri Mesnevî’nin bin beyitini şerh edip bundan sonrasına gerek yoktur deyip şerhi bitirmiştir.” Bu çok önemli bir referans: Îsmail Hakkı Bursevî (1653-1725) Celvetî tarikatı şeyhi, büyük bir müfessir (Ruhu’l-Beyan’ın yazarı) ve kâmil bir tasavvuf eri’ydi. Onun Bursa’daki kabri Cumhuriyet Caddesi yakınında, Haşim Şcan’ın yanındadır.

Kaynak: Karabaş-ı Veli Dergâhı Sohbeti — 23 Mart 2013 | Kur’an’a Saldırılar, Nefsin Mert

İsmail Hakkı Bursevî’nin neden sadece bin beyit şerh ettiğini neden açıklar?

Efendi Hazretleri Bursevî’nin neden sadece bin beyit şerh edip durduğunu kendisinin verdiği bir gerekçe ile anlatır: “Çünkü Mesnevî’nin ilk padişah cariye hikayesi Hz. Mevlana’nın deyimiyle bütün velilerin masal hikayesidir. O yüzden Hz. Mevlana bizim hikayemiz demiş ve yolun velinin yolcuların ne olduğunu Hz. Mevlana bu ilk hikayede anlatıvermiş.” Îlk bin beyit, cariye-padişah hikayesini tamamlayan bölümdür; Bursevî’nin buraya kadar şerh edip durması, o kısmın bütün Mesnevînin özünü verdiği düşüncesindendir.

Kaynak: Karabaş-ı Veli Dergâhı Sohbeti — 23 Mart 2013 | Kur’an’a Saldırılar, Nefsin Mert

Mevlana’nın Hüsameddin Çelebi’ye ne dediğini anlatır mı?

Mevlana’nın Hüsamettîn Çelebîye ne dediği de anlatılır: “Sevgilinin sırrı gizli kapaklı anlatılması lazım. Sevgilinin sırlarını orta yere saçarsan ârif olan cevherini boş yere saçar mı? Mücibince boş yere saçılmış olur. Sen hikayeyi dinle de o sırrı oradan öğren.” Bu, töre edebiyatının ilkelerinden birini açıklar: hakikat cevherdir, cevher boş yere saçılmaz, üstelik cevher hikayenin içine saklanırsa herkes onu çıkaramaz, ancak “ârif olan” çıkarır. Mevlana sufiler dışında özel bir dinleyici karşısında olmadığı için hikayeye sığınmıştır.

Kaynak: Karabaş-ı Veli Dergâhı Sohbeti — 23 Mart 2013 | Kur’an’a Saldırılar, Nefsin Mert

Mevlana’nın 99 Günü Halveti nedir?

Efendi Hazretleri Peygambere uyarak Cenâb-ül Hakk’ı görmek yolunu anlatır: “Eger o çırılçıplak, sen onu görürsün sen diye bir şey kalmazsın ortada. Ya sen Muhammed Mustafa’nın yolunu tut. Sen o velilerin yolunu tut. Sen bir gönülle gir, o da bir gönülle girerekten onu görürdü. Ya hangi gönülde o? Muhammed Mustafa’nın gönülündeydi. Şemseddin-i Tebrizi Muhammed Mustafa’nın gönülünden sevgiliyi seyretmişti. Sen bir şems bulamazsan sen o sevgiliyi seyredemeyeceksin.” Bu çarpıcı iddia sufi silsile öğretisinin çekirdeğini verir: Allah’ı görmek için Muhammed’e, Muhammed’i görmek için de onun ağıza mirâç’ı verebilen bir velisine bağlanmak gerek.

Kaynak: Karabaş-ı Veli Dergâhı Sohbeti — 23 Mart 2013 | Kur’an’a Saldırılar, Nefsin Mert

Mevlana ile Şems’in 99 Günü Halvetleri nedir?

Efendi Hazretleri halvet deneyimini anlatır: “Ya sen Mevlana’nın yolunu tut da kendine bir şems bul. Hüsamettin Çelebi gibi o şemsin önünde otur. De ki ben açım, beni doyur. De ki bana o sevgilinin sırlarını anlat. O şemsin önünde oturduysa ve 99 gün nası halvet çıkarıysa, ve 99 gün halvet çıkarırken ahmak insanlar onların namuslarına, şereflerine, haysiyetlerine laf söyledilerse, sen de öylesine bir halvet çıkaracaksın.” Mevlana ile Şems’in 99 gün halvetleri tarihi bir gerçektir: Konya cemaati “bu iki adam neden bu kadar beraber” diye dedikodu ediyordu. Sufi yolunda dedikodu kendiliğinden gelen bir bedeldir.

Kaynak: Karabaş-ı Veli Dergâhı Sohbeti — 23 Mart 2013 | Kur’an’a Saldırılar, Nefsin Mert

Sohbetin kapanışında hangi tür dua kullanılmıştır?

Sohbetin kapanışında geleneksel sufi dua ile kapatılmıştır: "Hakkınızızı helal edin. Destur. El Fatiha ma salavat. Amin.".

Kaynak: Karabaş-ı Veli Dergâhı Sohbeti — 23 Mart 2013 | Kur’an’a Saldırılar, Nefsin Mert

İbn Arabî’nin âlem görüşüne göre kainatın merkezi neredir?

Kainat dıșarında değil, sufinin gönündedir; dolayısıyla “kainata hakim olmak” da çözüm değildir, gönle hakim olmaktır.

Kaynak: Karabaş-ı Veli Dergâhı Sohbeti — 16 Mart 2013 | İbn Arabî’nin Âlem Görüşü, İnsan

İbn Arabî’nin Alîî-i Sagir/Kebir ve Arabiciler’e Reddiye konusunu nasıl açıklar?

İbn Arabî, Alîî-i Sagir/Kebir ve Arabiciler’e Reddiye konusunu, âlem-i kebirin yaratılış sürecindeki insan-ı kamilin varlığını ve bu varlığın âlem-Adem silsilesinin tamamında yaşıdığını ifade ederek açıklar. Ayrıca, bu konu, İslam âleminin kutsal metinlerinde yer alan peygamberlerin manevi yörünge içinde yaşıyan insan-ı kamil olarak görülmesini de içerir. Bu bağlamda, kırk kutubun hepsi bir peygamberin manevi yörünge içinde yaşıyan insan-ı kamil olarak tanımlanır.

Kaynak: Karabaş-ı Veli Dergâhı Sohbeti — 16 Mart 2013 | İbn Arabî’nin Âlem Görüşü, İnsan

İnsan-ı kamilin iki taraflı yapısı nedir?

İnsan-ı kamilin iki taraflı yapısı, beşeriyet tarafı ve ulviyet tarafı olarak tanımlanır. Beşeriyet tarafı, insanın fiziksel ve zihinsel ihtiyaçlarını karşılayan, mecburiyet içinde bulunan tarafı ifade ederken, ulviyet tarafı, Allah’ın lütfu ve âlem-i kebirin yaratılış sürecindeki rolüyle ilgili olan, mecburiyetten ziyade iradeye bağlı olan tarafı temsil eder. Bu iki taraf, insan-ı kamilin âlem-Adem silsilesindeki yerini ve rolünü açıklamak için bir arada ele alınır.

Kaynak: Karabaş-ı Veli Dergâhı Sohbeti — 16 Mart 2013 | İbn Arabî’nin Âlem Görüşü, İnsan

Mecburiyet nedir?

Mecburiyet, her şeyin yaratılış sürecindeki mecburiyeti ifade eder. Bu, insanın saçının telinin mahkum olması, kaşının kılıyla saçın kılı aynısı ama kaşın kılına dur demesi, saçına yürü demiş olmasına rağmen saçı yürüyor, sakalı yürüyor, bıyığı yürüyor, ayni yüzde çıkan kaş ve kirpiklerin duruyor gibi biyolojik gözlemlerle açıklanır. Bu mecburiyet, insanın iradesinin sınırlarını belirler ve bu sınırların içinde her şey mecburiyet içinde yer alır.

Kaynak: Karabaş-ı Veli Dergâhı Sohbeti — 16 Mart 2013 | İbn Arabî’nin Âlem Görüşü, İnsan

Ulviyet nedir?

Ulviyet, Allah’ın lütfu ve âlem-i kebirin yaratılış sürecindeki rolüyle ilgili olan, mecburiyetten ziyade iradeye bağlı olan tarafı ifade eder. Bu, insanın âlem-Adem silsilesindeki yerini ve rolünü açıklamak için kullanılan bir kavramdır. Ulviyet, Allah’ın kuluna verdiği lütfun bir formudur ve bu lütf, kulun iradesine bağlıdır. Bu bağlamda, ulviyet, mecburiyetten farklı olarak, iradeye dayalı bir yapıya sahiptir.

Kaynak: Karabaş-ı Veli Dergâhı Sohbeti — 16 Mart 2013 | İbn Arabî’nin Âlem Görüşü, İnsan

İbn Arabî’nin Cebrail ile Hz. Peygamber Görüşmesi konusunu nasıl açıklar?

İbn Arabî, Cebrail ile Hz. Peygamber Görüşmesi konusunu, insan-ı kamilin âlem-Adem silsilesindeki yerini ve rolünü açıklamak için kullanır. Bu bağlamda, bir tarafında evlenen, cima eden, yakanan, abdest alan bir peygamberin varlığı ve diğer tarafında Cebrail ile görüşmemesi gereken bir durumun olduğu bir kırk kutubun nitelik taksimine yer verir. Bu kırk kutubun hepsi bir peygamberin manevi yörünge içinde yaşıyan insan-ı kamil olarak tanımlanır.

Kaynak: Karabaş-ı Veli Dergâhı Sohbeti — 16 Mart 2013 | İbn Arabî’nin Âlem Görüşü, İnsan

Sufi yolunda görüntü ile hakikat arasındaki fark nedir?

Sufi yolunda görüntü ile hakikat birbirinden ayrılır; sarhoş numarası yapanlar (ayran içenler) gerçek sarhoşlardan (gerçek sufiler) farklıdır. Efendi Hazretleri bu ayrımı vahdet-i vücutçular arasında uygular.

Kaynak: Karabaş-ı Veli Dergâhı Sohbeti — 16 Mart 2013 | İbn Arabî’nin Âlem Görüşü, İnsan

Hz. Peygamber’in tövbesi nedir?

Hz. Peygamber’in tövbesi bu yüzdendir. Günde yüz kez tövbe eder, der ki ‘sana hakkıyla kulluk edemedim ya Mahmud’. Tövbesine biz arkasında gelen ümmetleri deriz ki o öylesine mürşidehliydi ki mürşidehlesi arttıkça bir önceki mürşidehlesine tövbe etti. Onun mürşidehlesini arttıran Allah’tır.

Kaynak: Karabaş-ı Veli Dergâhı Sohbeti — 16 Mart 2013 | İbn Arabî’nin Âlem Görüşü, İnsan

Cebrail’in sınırları nerededir?

Cebrail aleyhisselam Muhammed Mustafa’ya bakarak kendi hududunu anladı, gitti. Muhammed Mustafa ona bakarak kendi hududunu tayin etmedi. Cebrail aleyhisselam o esnada anladı ki oraya kadar yeri. Ondan sonra gidebilecek olanlar varmış.

Kaynak: Karabaş-ı Veli Dergâhı Sohbeti — 16 Mart 2013 | İbn Arabî’nin Âlem Görüşü, İnsan

Bir kimseye bir hal ya da durum öncede zahiri yaşıtılarak maneviyatla güçlendirilir mi yoksa öncede manevi tattırılarak sonra zahiri yaşıtılarak mı?

Allah bilir. Keyfe dairdir bunlar. Keyfiyet vardır. Bu noktada kemmiyet yoktur. Yani zorlama yoktur. Bu böyle olacak diye bir kaide yoktur.

Kaynak: Karabaş-ı Veli Dergâhı Sohbeti — 16 Mart 2013 | İbn Arabî’nin Âlem Görüşü, İnsan

Hayâlin yerini bilenlerin bilgisi var mı?

Hayâlin yerini bilmeyenlerin hiçbir şey hakkında bilgileri de yoktur. Hayâlin avâmdaki yeri, yaratılmış halktaki yeri birinci derecede akıldır. Akıl duyu organlarıyla, öğrendikleriyle hayâl eder.

Kaynak: 33. Karabaş-i Velî Tekkesi Sohbeti — Gönüllü Dönüş: İhtiyarî ve Icbârî Rucû, Hay

İbnü’l-Arabî’nin hayâl tezi nedir?

Hayâlin yerini bilmeyenlerin hiçbir şey hakkında bilgileri de yoktur. Hayâlin avâmdaki yeri, yaratılmış halktaki yeri birinci derecede akıldır. Akıl duyu organlarıyla, öğrendikleriyle hayâl eder. Ancak hayâlin daha derin bir boyutu vardır ki Cenâb-ı Hakk’ın ezelî ilminden kopup gelen ilhâmdır.

Kaynak: 33. Karabaş-i Velî Tekkesi Sohbeti — Gönüllü Dönüş: İhtiyarî ve Icbârî Rucû, Hay

Âdem aleyhisselâm’ın Havvâ’yı hayâl etmesi nasıl oldu?

Âdem’e Cenâb-ı Hak bütün isimleri öğretti. Ama Âdem aklî olarak bir kadının var olacağını hiç hayâl etmedi. Ona vesveseyi veren, aklına koyan kim oldu? Şeytan oldu. Dedi ki Âdem’e: ‘Söyle Rabbine sana bir eş yaratsın.’

Kaynak: 33. Karabaş-i Velî Tekkesi Sohbeti — Gönüllü Dönüş: İhtiyarî ve Icbârî Rucû, Hay

İlm-i ezelde var olanlar nasıl tecellî eder?

İlm-i ezelde Havvâ vardı. İlm-i ezelde Havvâ var olduğu için ânında tecellî etti. Duâsı kabûl oldu. İlm-i ezelde var olanlar ânında tecellî eder. İlm-i ezelde olmayan bir şeyi zâten isteyemezsin. Bir şeyi istiyorsan ilm-i ezelde vardır. Var olanı istersin.

Kaynak: 33. Karabaş-i Velî Tekkesi Sohbeti — Gönüllü Dönüş: İhtiyarî ve Icbârî Rucû, Hay

Gönüllü rucû nedir?

Bir kimse isteyerek hakka yönelmesi, hakka dönmesi — bu dönüşe başka bir mânâ da verebilirim. Hakka dönüş, o kimsenin Hak esmâsının üzerinde tecellî edip Hak olmasıdır. Bu kimse gönüllü hakka dönüşür. Hakka dönüşmek Allâh olmak demek değildir. Hakka dönüşmek, o kimsenin her hâliyle Hakk’ın tecellîyâtına râm olup her zerresinin Hak olmasıdır.

Kaynak: 33. Karabaş-i Velî Tekkesi Sohbeti — Gönüllü Dönüş: İhtiyarî ve Icbârî Rucû, Hay

Sûfîlik temel prensibi nedir?

Sûfîlik gönüllü dönüştür. Sûfîler dönüşlerini gönüllü olarak yaparlar. Zorunu değil. İslâm gönüllülük esâsına dayalıdır. Bir kimseyi zorla sûfî etmeye çalışma. Neden? Zulmediyorsun ona. ‘Zorla ders al şeyhimizden. Aman gel bak ders al işin düzelir. Aman gel bak ders al ha evliliğin düzelir. Aman gel bak çocuğun olur.’ Deme. Burası işçi bulmak kurumu mu? Evlendirme dairesi mi? Şifâhâne mi? Değil.

Kaynak: 33. Karabaş-i Velî Tekkesi Sohbeti — Gönüllü Dönüş: İhtiyarî ve Icbârî Rucû, Hay

Gönüllü sevmenin sonucu nedir?

Bir kimse gerçekten seviyorsa, sevdiği her neyse tıpış tıpış önüne gelir. O öylesine sevsin ki ciğerini, yarsın yüreğini, kendinden geçsin. Her baktığı yerde onu görsün, her içtiğinde onu içsin. Sevmeyenler buna inanmazlar, şüphe ederler. Sevenin şüphesi yoktur.

Kaynak: 33. Karabaş-i Velî Tekkesi Sohbeti — Gönüllü Dönüş: İhtiyarî ve Icbârî Rucû, Hay

Gönüllü dönüş nedir?

Oldu mu? Benden habersiz böyle bir şey yaşayan var mı? Hayır. Ha, menfâatsiz — akrabâ değiller, birbirlerinden menfâatleri de yok, ya Allâh için birbirlerini sevenler."

Kaynak: 33. Karabaş-i Velî Tekkesi Sohbeti — Gönüllü Dönüş: İhtiyarî ve Icbârî Rucû, Hay

← Sorular – Sohbetlerde Sorulan Sorular ve Cevapları