Perşembe, 14 Mayıs 2026
YOLUMUZ NÜBÜVVET YOLUDUR

Mustafa Özbağ

İrşad & Tasavvuf · Resmî Site

Sorular: Tasavvuf — Sayfa 26

Sohbetlerden Derlenen Sorular

Kategorilere göre düzenlenmiş tam arşiv

35.367Soru-Cevap
2.760.705Kelime
51Kategori
378Sayfa

Table of Contents

Tasavvuf(5877) — Sayfa 26/60

Sufiler abdeste neden onem verirler?

Sufiler abdeste cok onem verirler. Abdestsiz yere ayak basmazlar.

Kaynak: 6. Karabaş-i Velî Tekkesi 2017 Sohbeti — "Aramakla Bulunmaz Lâkin Bulanlar Araya

Hayret makâmı ne demektir?

Hayret makâmı şaşkınlık değildir — "bir an önceki bildiğinin eskimesinin hayreti"dir "Allâh’ı ancak Allâh bilir" — bu varlık-bilgi (ontolojik) mes’elesidir; en fazla bilen Hz. Muhammed Mustafâ’dır

Kaynak: 6. Karabaş-i Velî Tekkesi 2017 Sohbeti — "Aramakla Bulunmaz Lâkin Bulanlar Araya

Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretlerinin Sünnet’ine ayak uydurmak ve onu takip etmek midir?

Sohbetin başında bir derviş çok pratik bir suâl yöneltir: "Sizden ders almış biri yorgunluk veyâ hastalık sebebiyle geceden virdini çekemezse, ertesi günün sabah namazı ile öğle namazı arası dersini çekse, dersini zamânında çekmiş gibi midir?" Efendi hazretleri Hz. Peygamber’in hadîs-i şerîfine atıf yaparak cevap verir: "Hz. Ömer radıyallâhu anh anlatıyor: ‘Resûlullâh sallallâhu aleyhi ve sellem buyurdular ki: Her kim geceleyin okuya geldiği virdinin tamâmını yâhud bir kısmını okumadan uyur da, sonra onu sabah nam, ile öğle namazı arası okursa, onu geceden okumuş gibi kendisine sevap yazılır.’ (Nevevî, Riyâzu’s-Sâlihîn)" Efendi hazretleri bu hadîsten sûfînin yolunu ortaya koyar: "Yolumuz, Hz. Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretlerinin Sünnet’ine ayak uydurmak ve onu takip etmektir. O yüzden bir kimse günlük virdini o gece çekemese, ertesi gün sabah namazı ile öğle namazı arasında virdini kazâ eder. Allâh, virdini her dâim çekenlerden eylesin inşâ’allâh." Bu, sûfîye sınırsız ibâdet yükü değil, Sünnet’in hakîkî kolaylığını gösteren bir kâidedir: virt çekemeyene ertesi sabah-öğle arası fırsatı verilmiştir.

Kaynak: 5. Karabaş-i Velî Tekkesi 2017 Sohbeti — Yûnus Emre’nin "Sensin Bize Bizden Yakı

Âdem’i kendi sûretinde — Rahmân’ın sûretinde — yarattı diye hadîs-i kudsî var mıdır?

Efendi hazretleri Yûnus Emre’nin meşhûr şiirini şerh etmeye başlar: "Sensin bize bizden yakın." Bu mısrânın tasavvufî yorumunu yaparken çok kıymetli bir hakîkati hatırlatır: "İnsan genel olarak kendinden haberdar değildir. Genel olarak kendini bilmez." O yüzden "nefsini bilen Rabbini bilir" diye bir hadîs-i şerîf vardır; bazıları bunun zayıf bir hadîs olduğunu söylemişler ama Efendi hazretleri için "bunun zayıf hadîs olduğunu söyleyenlerin sözü, bu hadîsin tecellîyâtını ortadan kaldırmaz." Çünkü Cenâb-ı Hak insanları ve cinleri kendisini tanısınlar diye yarattı. Hz. Âdem’i kendi sûretinde — Rahmân’ın sûretinde — yarattı diye hadîs-i kudsî vardır. Böyle olunca bir kimse kendisini bilirse Rabbini bilecek; kendinden habersizse, neye mütallık olduğunu, ne işe yaradığını bilmesi mümkün değildir.

Kaynak: 5. Karabaş-i Velî Tekkesi 2017 Sohbeti — Yûnus Emre’nin "Sensin Bize Bizden Yakı

Yûnus’un ikinci mısrâı "görünmezsin" midir?

Yûnus’un ikinci mısrâı "görünmezsin"dir. Efendi hazretleri burada "Hicâb nedir?" sorusunu sorup cevaplar: "Cenâb-ı Hak bâtın sıfatıdır. Allâh bâtın sıfatını bütün varlığın üzerinde, her şeyin üzerinde tecellî ettirir. Aynı zamanda da Cenâb-ı Hak ez-Zâhir ismi şerîfine sâhiptir. Zâhir ismi şerîfiyle Allâh sıfatlarıyla görülendir. Ama bir kimse göremezse, o zaman normalde o kimse Allâh’ın sıfatlarının tecellîyâtını görmekten uzak olmuş olur. Bu da o kulun kendi tembelliğindendir." Hicâb tarîfini açıklar: "Hicâb perde demektir. Cenâb-ı Hak’ın her insanın kulunda 70.000 hicâb vardır. Bu normalde hicapları geçmek ve Cenâb-ı Hakk’ı bu noktada ayağın olarak sıfatlarını görmek, kulun yine kendi cüz-i irâdesiyle yola koyulmasıyla mümkündür." Efendi hazretleri sonra çok mühim bir tasavvufî nokta açıklar: "Bu aynı zamanda hem teşbîh hem tenzîh noktasıdır. Hicâb ‘her gördüğüm dediğin şey’ aslında bir teşbîhtir. ‘Her bu dediğin şey’ teşbîhtir; onu tenzîh edersin. Tenzîh de onun hicâbı, perdesidir. Sûfî, derviş veyâ Allâh’ı bilme yoluna giren bir kimse o yüzden her gördüğü şeyi ‘O’ zanneder. Bakın o bir zandan ibârettir. Çünkü hiçbir şey ona benzemez ama O değil midir? Evet O’dur. Ama O mudur? Değildir." Bu görünüşte ikilem gibidir ama aslında tasavvufun en hassas noktası — teşbîh ve tenzîhin birlikte yürüdüğü "lâ huve illâ huve" hâlidir.

Kaynak: 5. Karabaş-i Velî Tekkesi 2017 Sohbeti — Yûnus Emre’nin "Sensin Bize Bizden Yakı

Yûnus’un bir başka mısrâı: "Lev üzere kimdir yazan, azdıran kim?

Kimdir azan? Bu işleri kimdir düzen?" Efendi hazretleri buranın çok tehlikeli olduğunu, sâlikin emmâre-levvâme-mülhime-mutmainne-râdiyye-mardiyye-sâfiye nefs derecelerini tamamlamadan bunu çözemeyeceğini söyler. Ama burada en hassas mesele Cebriyye sapmasıdır. Efendi hazretleri her ifâdeye ayrı ayrı cevap verir: "’Lev üzerine kimdir yazan?’ Allâh’tır — Levh-i Mahfûz’a yazan O’dur. ‘Azdıran kim?’ Burada ‘azdıranın Allâh’ olduğunu düşünebilirsiniz — yanlış. Bizi azdıran nefsimizdir. ‘Kimdir azan?’ Nefse uyan kimse azmıştır. ‘Bu işleri kimdir düzen?’ Varlık âlemi olarak düzenleyen Allâh’tır. Ama biz kendi günâhımızdan-kusurumuzdan-hatâmızdan biz sorumluyuz."

Kaynak: 5. Karabaş-i Velî Tekkesi 2017 Sohbeti — Yûnus Emre’nin "Sensin Bize Bizden Yakı

Âdem’in yolunu seçmek ne demektir?

Efendi hazretleri burada Hz. Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî’nin Mesnevî’sinden çok kıymetli bir derste bulunur: "Sen Âdem’in yolunu seç. ‘Ben hakkıyla kulluk edemem, ben nefsime zulmedenlerden oldum.’ Yâni Âdem’in yolunda suçu, kabahati, kusuru kendi üzerine almak vardır. Şeytanın yolunda ise suçu, kabahati Allâh’ın üzerine atfetmek vardır." Şeytan: "Sen beni azdırdın" dedi. Âdem ise: "Rabbim, biz nefsimize zulmettik" dedi. "O yüzden biz Âdem’in yolundan gideriz. Hatâyı, kusuru kendi üzerimize alırız." Sûfîlerin bunu zevk olarak yaşadıklarını da açıklar: "Sûfîler kendi üzerlerinde tefekkür ederlerken bazen bundan zevk alırlar. Derler ki: ‘Bu hatâya sebebiyet sensin, tövbe etmemize vesîle olan da sensin. Biz bu hatâyla tövbe edeceğiz ki sana yaklaşalım.’ Sakın buradan kendi kendinizi Cebriyye’ye ve Kaderiyye’ye atmayın. Bu sûfîlerin kendilerince bir zevk dünyâlarıdır."

Kaynak: 5. Karabaş-i Velî Tekkesi 2017 Sohbeti — Yûnus Emre’nin "Sensin Bize Bizden Yakı

Efendi hazretleri burada çok mühim bir sûfî kâidesini açıklar: "Sûfî dili sâdece sûfîler için geçerli midir?

Efendi hazretleri burada çok mühim bir sûfî kâidesini açıklar: "Sûfî dili sâdece sûfîler için geçerlidir. Sûfînin zevki sâdece sûfî dâirede geçerlidir. Bunu normalde dışarı anlatırsanız veyâ dışarıdaki bir kimse bu dilden haberdar değilse, kendilerince der ki ‘bunlar küfür ehli.’ Sûf kelâmı yazıya dökülmezmiş önceden. Hiç yazmazlarmış. Yazıya döktükleri şeyler genel meselelerdir; kendilerince kendi zevklerini ve kendi hâllerini hiç yazıya dökmemişler. Yazıya döküldükten sonra kıyamet kopmuş zaten." Antep baklavası temsîli ile açıklar: "Hiç Antep baklavası yememiş bir kimseye onu yiyen anlatsa, ‘Hâdi yâ, böyle tat mı olurmuş?’ der. Haklı mı? Haklı — hiç yememiş, hiç tatmamış. Bir kimse hiç bal yememişse, bal’ın tadını anlatamazsın." Efendi hazretleri Cüneyd-i Bağdâdî hazretlerinin meşhûr edebini hatırlatır: "Cüneyd-i Bağdâdî hazretleri ile alâkalı meşhûrdur — sûfîlikle alâkalı, tevhîd ile alâkalı bir şey konuşacağında kapıyı, pencereyi kapattırır, örttürürmüş. İçeride eğer sûfî olmayan bir kimse varsa hiç konuşmazmış bu mevzûları." Mevlevihane-Mesnevihane adâbı da aynıdır: "Mevlevihanelerde, Mesnevihanelerde Mesnevî ancak ehli okur, şerh eder. Mesnevî her dervişin, her sûfî adayın okuyacağı bir kitap değildir aslında. Mevlevihanelerde Mesnevî kitabı orada kilitli durur. Ancak ya postnişin gelir, ya Mesnevihan gelir; ya da postnişinin müsâade ettiği bir kimse Mesnevî okur ve şerh eder." Sûfî sözünün adı bile farklıdır: "Bir sûfî sözüne aslında ‘nefes’ denir. Nefes, söz değildir. Sûfîler ona ‘sûfî nefesi’ derler. ‘İlâhî nefes’ derler, ‘hak nefes’ derler. Onun adı nefestir çünkü dilin özünde." Bir sûfî sözü ancak sûfîler için geçerlidir. Mesnevî’yi anlamak için "bir Şems’e ihtiyâcın var, bir üstâd bulman lâzım, bir şeyhin dizinin dibine oturman lâzım." Hatta bu şeyh tarîkat şeyhi olmamalı; bir sûfî şeyh olması gerekir.

Kaynak: 5. Karabaş-i Velî Tekkesi 2017 Sohbeti — Yûnus Emre’nin "Sensin Bize Bizden Yakı

Şeyh Efendi Abdullâh’ın vasiyeti: "Her nefes hüsrandadır, her nefes Allâh’ı zikretmek hüsrandan kurtuluştur" mucîzevî vasıyetini açıklar mı?

Şeyh Efendi Abdullâh’ın vasiyeti: "Her nefes hüsrandadır, her nefes Allâh’ı zikretmek hüsrandan kurtuluştur" mucîzevî vasıyetini açıklar. Efendi hazretleri bu vasıyeti şerh ederken, Hz. Peygamber’in Allâh’ı görüş hadîsi ve rüyetullâhın hak olduğunu, İbn Arabî’nin "tahalluk bi-ahlâkillâh" (Allâh’ın ahlâkıyla ahlâklanmak) tezini, "Hz. Âişe’ye Resûlullâh’ın ahlâkı sorulduğunda ‘siz Kur’ân okumuyor musunuz?’ cevabı"nı, sûfînin nâfile ibâdetinin "kimseye zarar vermemek" olduğunu, tarîkat şeyhinin yolu ile sûfî üstâdın yolunun farkını (tarîkat şeyhi minder altından harçlık alır, sûfî sâdece Hz. Peygamber’in sünneti ile yetinir), DAİŞ-cihat örgütlerinin Sünneti inkâr eden hadîs düşmanlığından doğduğunu, İslâm hukûkunda silah taşımanın inceliklerini ve fıtrata aykırı uzuvların düzeltilmesinin câiz olduğunu tafsîlâtlı bir şekilde açıklamaktadır.

Kaynak: 5. Karabaş-i Velî Tekkesi 2017 Sohbeti — Yûnus Emre’nin "Sensin Bize Bizden Yakı

Allâh vakti saati geldiğinde yırtar o elbiseyi ve yeniden inşâ eder mi?

Muhammed Mustafâ’ya gelinceye kadar nice şeriât-ı, ahkâmı, kuralları değişmiş. Hz. Mevlânâ yine mesnevîsinde der ki: ‘Terzi bir elbiseyi yırtar, yenisini yeniden diker.’ Yâni o yırttığını tâmir etmez. Din elbise gibidir. Allâh vakti saati geldiğinde yırtar o elbiseyi ve yeniden inşâ eder."

Kaynak: 5. Karabaş-i Velî Tekkesi 2017 Sohbeti — Yûnus Emre’nin "Sensin Bize Bizden Yakı

Rüyetullâh haktır mı?

Rüyetullâh haktır. Allâh rüyâda görülür. Ehl-i Sünnet bu noktada ittifâk etmiş. İmâm-ı A’zam hazretleri diyor ki ‘ben 99 kez Allâh’ı rüyâmda gördüm.’ Hz. Peygamber’in ‘ben Allâh’ı rüyâmda gördüm’ hadîsi vardır. Sahabelerin de Allâh’ı rüyâda gördüklerine dâir rivâyetleri vardır. Akâid olarak kitap ölçüsü söylüyorum: Fıkh-ı Ekber’e bakabilirsiniz, Sâbûnî’ye, Mâturîdî’ye, Nesefî’ye bakabilirsiniz.

Kaynak: 5. Karabaş-i Velî Tekkesi 2017 Sohbeti — Yûnus Emre’nin "Sensin Bize Bizden Yakı

İbn Arabî’nin ‘tahalluk bi-Ahlâkillâh’ kavramı nedir?

İbn Arabî’nin Allâh’ın ilâhî sıfatlarının insan üzerinde tecellîlerini anlatmak için en çok kullandığı terim ‘tahalluk’tur, yâni ‘ahlâklanmak’tır. Bu kelime genel olarak ‘ahlâk’, özel anlamda ise ‘ahlâkî özellikler’ olarak tercüme edilebilecek ‘huluk’ kelimesinin kök anlamlarıyla bağlantılıdır.

Kaynak: 5. Karabaş-i Velî Tekkesi 2017 Sohbeti — Yûnus Emre’nin "Sensin Bize Bizden Yakı

Sûfîlerin nâfile ibâdeti nedir?

Sûfîler için nâfile ibâdet hiç kimseye zarar vermemektir. Burada sûfîler için saatlerce namaz kılmak değildir nâfile ibâdet. Sûfîler için nâfile ibâdet hiç kimseye zarar vermemektir.

Kaynak: 5. Karabaş-i Velî Tekkesi 2017 Sohbeti — Yûnus Emre’nin "Sensin Bize Bizden Yakı

Tarîkat şeyhi ile sûfî üstâdın yolu arasında fark nedir?

Tarîkat şeyhi dervişlerden harçlık alır. Ona sorduğunda ‘dervişlerden neden harçlık alıyorsun?’ dediğinde ‘şeyhimiz alırdı, onun şeyhi de alırdı, onun şeyhi de alırdı’ der. Bu tarîkat silsilesinde sıkıntı yok bunda. Herkes geliyor şeyhin cebine bir harçlık bırakıyor — kimisi yastığının altına bırakıyor, kimisi minderinin altına, kimisi cebine. Ama sûfîlikte böyle bir şey yoktur. Sûfî adâbda Hz. Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretlerine uymak vardır. Hz. Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretleri böyle bir şey yapmamıştır. Ölçüde yok Sünnet-i Resûlullâh’ta. Hz. Peygamber cuma selâmlığına çıkıp herkesten para toplamıyordu, almıyordu. Tarîkat şeyhinin yolu vardır; ama bir sûfî üstâdın-bir ârifin yolu yoktur. Onun yolu Muhammed Mustafâ’nın yoludur. Onun düstûrları, onun Sünnet-i Resûlullâh’ı yolu ve onun ahlâkıyla ahlâklanmaktır.

Kaynak: 5. Karabaş-i Velî Tekkesi 2017 Sohbeti — Yûnus Emre’nin "Sensin Bize Bizden Yakı

Sûfîler için kötü düşünmek haram mıdır?

Efendi hazretleri yine Mesnevî beyti üzerinden çok kıymetli bir hüküm verir: "Sûfîler için ‘kötü düşünmeyin’ derim ya. Sûfîler için kötü düşünmek haramdır. Sebep? Çünkü o sizin kalbinizi karartır." Bu hüküm bir âyetle desteklenir gibi görünür, ama Efendi hazretleri çok hassas bir nesh meselesini açıklar: "Allâh sizin gönlünüzden geçenleri de bilir âyet-i kerîmesi sonradan gelen ‘Allâh kalbinizden geçenlerden sizi sorumlu tutmaz’ âyet-i kerîmesi neshetti. Bunu nesh etmemiş olsaydı biz gönlümüzden geçenlerden de sorumlu olacaktık." Ama Hz. Mevlânâ bizi daha ince bir noktaya götürür: "Mahşere çıktığınızda siz hayallerinizle de sorgulanırsınız. Mahşere çıktığınızda hayallerle de müjdelenebilirsiniz de." Bu, hadîs-i şerîfle de tasdîk edilir: "Bir kimse câmi yaptırmayı düşünse ama o câmiyi yaptıramasa — gücü yetmese, zamanı yetmese — câmi yaptırmış gibi sevap alır. Bir kimse bir hayır-hasenât düşündü, ama yapacak gücü yok. O iyiliği düşündüğü için Cenâb-ı Hak ona, o iyiliği yapmış gibi sevap yazdı."

Kaynak: 4. Karabaş-i Velî Tekkesi 2017 Sohbeti — Hayalin Surete Bürünmesi, İslâm’da Cins

Sûfîlikte küstahlık var mı?

Sûfîlikte böyle bir küstahlık var mı? Bu şuna benziyor: ‘Bizim şeyhimiz Abdülkâdir Geylânî’den daha fazladır. Bizim şeyhimiz sahabeden daha kıymetlidir.’ Bu ancak sûfîlerin câhilidir. Câhilden de sufî olmaz. Küstahtan sufî olmaz. Kibirliden sufî olmaz.

Kaynak: 4. Karabaş-i Velî Tekkesi 2017 Sohbeti — Hayalin Surete Bürünmesi, İslâm’da Cins

Sûfîlerin şeyhlerini nasıl değerlendirmeleri gerekir?

Bir sûfî ancak şunu diyebilir: ‘Benim şeyhim bu zamânın en iyi üstâdı.’ Hakkıdır onun. Hakkıdır. Ama derse ki ‘Benim şeyhim Geylânî’den de, Hz. Rufâî’den de, Hz. Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî’den de üstündür’ — o câhilin tekidir, ahmak tekidir, yola laf getirenlerden, yola taş attıranlardandır.

Kaynak: 4. Karabaş-i Velî Tekkesi 2017 Sohbeti — Hayalin Surete Bürünmesi, İslâm’da Cins

Sûfîlerin mevcut sistemle çatışmasının nedenleri nelerdir?

Sûfîlerin mevcut sistemle çatışmasının somut sebepleri şunlardır: "Biz ‘az yiyin’ deriz, onlar ‘çok yiyin’ der. Biz ‘az uyuyun’ deriz, onlar ‘çok uyuyun’ der. Biz ‘az tüketin’ deriz, onlar modacıdır. Biz ‘israf etmeyin’ deriz, onlar israfçıdır. Biz ‘boş kelâm konuşmayın’ deriz, onlar boş lafla dolaşırlar. Biz ‘hevâ-hevesinize uymayın, Kur’ân-Sünnet’e uyun’ deriz, onlar ‘hevâ-hevesinize uyun’ der. Zıtlaşır. Otomatikman üstün insan felsefesi mevcut dünyâyı dizayn eden sistemle çatışır. O yüzden üstün insanı Batı’da-Doğu’da-İslâm dünyâsında istemez. Çünkü onlar için üstün insan ve üstün insan yetiştiren ekoller kaostur."

Kaynak: 4. Karabaş-i Velî Tekkesi 2017 Sohbeti — Hayalin Surete Bürünmesi, İslâm’da Cins

Sûfîlerin yok edilme nedenleri nelerdir?

Sûfîlerin yok edilme nedenleri şunlardır: "Üstün insan mevcut sistem için kaostur — sûfîler kapitalizm-zinâ-fâiz-eşcinsellik-uyuşturucu konularında soru sorduğu için yok edilmek istenir."

Kaynak: 4. Karabaş-i Velî Tekkesi 2017 Sohbeti — Hayalin Surete Bürünmesi, İslâm’da Cins

Sırrı Efendi’nin Bosna’daki konumu Türkiye’deki Diyânet İşleri Başkanlığı’na denktir mi?

Bütün oradaki dergâhların-tekkelerin hemen hemen en üst noktasında, Türkiye’de Diyânet İşleri Başkanı nasılsa Sırrı Efendi de Bosna’daki bütün Tarîkatlar Birliği Başkanıdır. Allâh râzı olsun, bizi kırmıyor, reddetmiyor.

Kaynak: 3. Karabaş-i Velî Tekkesi 2017 Sohbeti — Bosna Tarîkatlar Birliği Ziyâreti, Lâle

Hz. Muâz b. Cebel ile Hz. Peygamber arasındaki "cennete girme" suâl-cevaplarını nakletmektedir mi?

Sırrı Efendi mikrofonu eline alıp Bosna’dan getirdiği selâmı ileterek Şeb-i Arûs zikriyle ilgili kısa bir hutbe sunmuştur. Hutbesinde Hz. Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem ile sahabesi Hz. Muâz b. Cebel arasında geçen "cennete girme yolu" suâl-cevaplarını nakletmiştir. Hz. Muâz, Hz. Peygamber’e: "Yâ Resûlallâh, nasıl, ne gibi şekilde cennete girebilirim?" diye sormuş.

Kaynak: 3. Karabaş-i Velî Tekkesi 2017 Sohbeti — Bosna Tarîkatlar Birliği Ziyâreti, Lâle

Mesnevî-i Şerîf’ten "mübârek olmayan gülme lâlenin gülmesidir" beyti üzerinden ne anlatılmaktadır?

Mübârek olmayan gülme lâlenin gülmesidir. Ağzını açınca kalbinin karalığını gösterir. Bu beytin tasavvufî yorumunu Efendi hazretleri şöyle açıklar: "Lâleye bakarsanız dışı, sûreti çok güzeldir. Ama lâle açılınca, yaprakları açılınca içinden simsiyâh, tohum olan hâli çıkar. Bu insanlar vardır — içi dışı bir değildir. Dışı süslüdür, güzeldir; ama içi süslü değildir, güzel değildir."

Kaynak: 3. Karabaş-i Velî Tekkesi 2017 Sohbeti — Bosna Tarîkatlar Birliği Ziyâreti, Lâle

Hz. Peygamber Efendimiz’in "yumuşak huylu olmasaydın etrafından dağılırlardı" Âl-i İmrân 159 âyetinin tasavvufî yorumu nedir?

Efendi hazretleri yumuşak huyluluğun kalabalık çekmedeki gücünü Âl-i İmrân sûresi 159. âyete dayandırır: "Hz. Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretleri için Cenâb-ı Hak diyor ya: ‘Eğer senin gönlün katı olmuş olsaydı, sen sert huylu-tabiatlı olmuş olsaydın etrafından hiç kimseyi bulamazdın’ diyor. Etrafında hiç kimse olmazdı." Bu, mu’cize bir târifdir: yumuşak huyluluk, tatlılık, hoşluk — bunlar etrafa insan çekmenin temel sebebleridir. Hz. Peygamber Efendimiz’in bütün insanlığı kuşatan rahmeti, bu yumuşak huyluluğun ve tatlılığın bir tezâhürüdür.

Kaynak: 3. Karabaş-i Velî Tekkesi 2017 Sohbeti — Bosna Tarîkatlar Birliği Ziyâreti, Lâle

Tevbe 119 "Ey îmân edenler! Allâh’tan korkun ve sâdıklarla berâber olun" emrinin farziyeti nedir?

Efendi hazretleri sâlihlerle berâberliğin Kur’ân’da bir farz olarak bildirilişini Tevbe sûresi 119. âyetle delîllendirir: "Ey îmân edenler! Allâh’tan korkun ve sâdıklarla berâber olun." Buradaki emir kesindir; hangisi sâdıklarla berâber olursa, Cenâb-ı Hak onu da sâdıklardan sayar.

Kaynak: 3. Karabaş-i Velî Tekkesi 2017 Sohbeti — Bosna Tarîkatlar Birliği Ziyâreti, Lâle

‘Müslüman odur ki elinden ve dilinden diğer insanlar emindirler.’ Sen aslında bir iyilik yapmadım diye düşünüyorsun, ama senin elinden ve dilinden bir kötülük çıkmadığından dolayı sen ne oldun?

Efendi hazretleri çok kıymetli bir ölçü daha verir: "Hiç kimseye zarar vermedin. Sen iyilik yapmadığını zannediyorsun. O iyidir. Neden? Senin elinden, dilinden bütün insanlar emin oldular. Neydi? İyilerden oldun. Senden hiç kimse zarar görmedi. ‘Sizin en hayırlığınız etrâfına hiç zarar vermeyeninizdir’ — hadîs-i şerîf."

Kaynak: 3. Karabaş-i Velî Tekkesi 2017 Sohbeti — Bosna Tarîkatlar Birliği Ziyâreti, Lâle

Sûfînin haram işlememesinin başlı başına bir ibâdet olduğunu anlatmaktadır mı?

Sûfî için "iyilik yapmamak" diye bir nakise yoktur; çünkü zarar vermemek başlı başına bir iyiliktir. Kötülüklerin önüne set çekmek, harama kendine yasak koymak — bunlar büyük ibâdetlerdir.

Kaynak: 3. Karabaş-i Velî Tekkesi 2017 Sohbeti — Bosna Tarîkatlar Birliği Ziyâreti, Lâle

Sûfîler toplumun kalbi hükmündedir?

Efendi hazretleri "Sûfîler toplumun kalbi hükmündedir" hakîkatini açıklar. "Kişi dostunun dîni üzerinedir, kim ile arkadaşlık ettiğine dikkat etsin" ve "müminler bir binanın tuğlaları gibi birbirini destekler" hadîs-i şerîflerini tafsîlâtlı bir şekilde açıklamaktadır.

Kaynak: 3. Karabaş-i Velî Tekkesi 2017 Sohbeti — Bosna Tarîkatlar Birliği Ziyâreti, Lâle

İyi arkadaşlarla berâber olan kendisinin üzerinden misk kokusu yayılacak mı?

İyi arkadaşlarla berâber olan kendisinin üzerinden misk kokusu yayılacak. Kötü arkadaşlarla berâber olan sanki demirci dükkânına gitmiş gibi is kokacak. Sizin gittiğiniz yer önemli. Eğer kötülüklerin işlendiği bir yere giderseniz muhakkak size kötülük bulaşacaktır. Eğer iyiliklerin işl nadir bir yere giderseniz muhakkak size iyilik bulaşacaktır.

Kaynak: 3. Karabaş-i Velî Tekkesi 2017 Sohbeti — Bosna Tarîkatlar Birliği Ziyâreti, Lâle

Sohbetin son hadîsi şudur: "Mü’minler bir binânın tuğlaları gibi birbirlerini destekler mi?

Sohbetin son hadîsi şudur: "Mü’minler bir binânın tuğlaları gibi birbirlerini destekler. Sevenler birbirlerini destekler. Mü’min mü’mini destekler. Bir bak bakalım sen kime tuğla oldun. Bir bak bakalım sen kime basamak oldun."

Kaynak: 3. Karabaş-i Velî Tekkesi 2017 Sohbeti — Bosna Tarîkatlar Birliği Ziyâreti, Lâle

Efendi hazretleri sohbetin sonuna doğru bir hadîs-i şerîfi şerh eder: "Kişi dostunun dîni üzerine midir?

Efendi hazretleri sohbetin sonuna doğru bir hadîs-i şerîfi şerh eder: "Kişi dostunun dîni üzerinedir. O hâlde kim ile arkadaşlık ettiğine dikkat etsin." Senin dostun kim ise senin ahlâkın da ondandır. Sakın "benim ahlâkım farklıdır" deme — o senin dostundur, dost dostu arar-sorar, berâber olmaya çalışır.

Kaynak: 3. Karabaş-i Velî Tekkesi 2017 Sohbeti — Bosna Tarîkatlar Birliği Ziyâreti, Lâle

Varlığın hayalden ibâret olması ne demektir?

2017 Karabaş-i Velî Tekkesi sohbet serisinin 2. oturumunda Mustafa Özbağ Efendi; "zerre küllün aynasıdır" hadîsi üzerinden Hz. Mevlânâ’nın semâsını ve kuantum fiziği ile ilişkilendirilebilir mi sorusunu, sûfî sezgisinin matematikte denkleme dökülemeyeceğini, "bilinmez idim, bilinmekliğimi istedim, bir şey yarattım" hadîs-i kudsîsinden hareketle her şeyin Cenâb-ı Hakk’ın rûhundan ve nûrundan yaratılmış olduğunu ve maddesel anlamda hiçbir şeyin var olmadığını, Hz. Mevlânâ’nın "bütün âlemi hayâl üzerine yürür gör" beyti ile İbn Arabî’nin "varlığı rüyâdan ibâret görme" tavrını, namazda sağa-sola selâm verişin gayb âlemine açılan bir kapı olduğunu, kemâlâta ermenin sâdece esmâ yoluyla mümkün olmadığını — şeriat=zikir, tarikat=güzel ahlâk, hakîkat=âşıklık üçlüsünün birlikte gerekliliğini, profesörle olan kara ciğer nakli kıssasını ("kanı benim kanımdan, canı benim canımdan"), zikirde sayısallığın hadîs-i şerîf ile tesbît edildiğini ve mutlaka bir üstâdın belirleyeceğini, gözlükçü-mürşid kıyâsını, Beytullâh’ın etrâfındaki Hilton-Zemzem otellerinin Beytullâh’ı esir alması, Uhud’da okçular tepesinde gezenlerin söz dinlemeyenlerin tepesinde gezdiklerini, Hz. Ebû Bekir’in Müseylemetü’l-Kezzâb’a karşı cihâdını, eşine kötü davranan kişinin Hz. Peygamber’in ahlâkından uzak olduğunu ve Hz. Mûsâ’ya gelen ihtiyâr-ı Rabbânî kıssasından "insana teşekkür Allâh’a teşekkürdür" hakîkatini tafsîlâtlı bir şekilde açıklamaktadır.

Kaynak: 2. Karabaş-i Velî Tekkesi 2017 Sohbeti — Varlığın Hayalden İbâret Olması, Semâ S

Semâ nedir?

Semâ odur ki, semâ esnâsında bir kimse kendisi ile alâkalı her şeyden geçer. Semâ esnâsında kendisi ile alâkalı hiçbir şey kalbine, aklına gelmez. Yâni semâ esnâsında o kimse maddesel noktada hiçbir şey olmadığını idrâk eder.

Kaynak: 2. Karabaş-i Velî Tekkesi 2017 Sohbeti — Varlığın Hayalden İbâret Olması, Semâ S

Semâ eden kimse ne gibi bir duruma gelir?

Semâ eden kimse öylesine semâ noktasına gelir ki bu size uçuk gelir şimdi: Bütün âlemlerle berâber semâ eder o. O semâ ederken hangi perdeye geçerse geçsin, bütün o perde tamâmiyle semâ’nın içerisinde — o da o perdede yok olur.

Kaynak: 2. Karabaş-i Velî Tekkesi 2017 Sohbeti — Varlığın Hayalden İbâret Olması, Semâ S

Bâtın nedir?

İçsel anlamda ben ayrıştırmıyorum, ama anlatırken karşımdaki insanlar o gözle baktıklarından dolayı ayrıştırıyorum. Siz bu bilgisayarı, şahsı, direği, tahtayı, ağacı, yaprağı zâhir olarak görüyorsunuz. Bu maddeye dönüştürülmüş, vücûd bulmuş nesneler sizin için zâhir hükmündedir. Peki insanın bâtını nedir? Rûhudur.

Kaynak: 2. Karabaş-i Velî Tekkesi 2017 Sohbeti — Varlığın Hayalden İbâret Olması, Semâ S

Namazda sağa-sola selâm verişin anlamı nedir?

Namazda nereye selâm veriyorsunuz? ‘es-Selâmu aleyküm ve rahmetullâh’ — sağındakilere. Onlar kim? Melekler değil mi? Peygamberler, melekler, velîler, sâlih kullar — selâm verdik sağımıza. Sonra solumuza da aynı sel,âmı verdik. Solundakiler kimdi? Kirâmen Kâtibîn’in melekleri. Sağındakiler kimdi? Onlar da Kirâmen Kâtibîn diyor bazıları.

Kaynak: 2. Karabaş-i Velî Tekkesi 2017 Sohbeti — Varlığın Hayalden İbâret Olması, Semâ S

Şeriat-Tarikat-Hakîkat üçlüsü nedir?

Şeriat tarafı: Zikrullah — kalp seviyesinde Allâh’ı zikretmek Tarikat tarafı: Güzel ahlâk — Hz. Peygamber’in ahlâkı ile hallenmek Hakîkat tarafı: Âşıklık — Allâh ve Resûlünü her şeyden fazla sevmek

Kaynak: 2. Karabaş-i Velî Tekkesi 2017 Sohbeti — Varlığın Hayalden İbâret Olması, Semâ S

Canından geçmenin ne demek olduğunu anlatan kıssa nedir?

Efendi hazretleri canından geçmenin ne demek olduğunu kendi yaşadığı bir hâdiseyi nakletmiştir. Şeyhi Nevşehirli Abdullâh Efendi’nin kara ciğer nakli ameliyâtı için hastanedeydi. Efendi hazretleri profesörü kenara çekti: "Dedim ki ‘Ciğerini komple değiştir. Yan tarafa da beni yatır. Kanı benim kanımdan, canı benim canımdan. Benim kanım da Rh pozitif, onun da Rh pozitif. Bizim her şeyimiz birbirine tutar.’ Profesör ‘sen nesilsin evlâdım?’ dedi. ‘Yatır beni de yan tarafa, benim ciğerimi al ona tak’ dedim. Ameliyât geçti, bitti — ben unutmuşum onu söyleyiyim, profesör Şeyh Efendi’ye sordu: ‘Bu sizin neyiniz oluyor?’ Şeyh Efendi ‘evlâdım oluyor’ dedi. ‘Ne oldu ki?’ ‘Beni yan tarafa yatır, benim ciğerimi al ona tak dedi.’ Şeyh Efendi baktı bana. ‘Demiştir — canını alsan gene bir şey demez o’ dedi.

Kaynak: 2. Karabaş-i Velî Tekkesi 2017 Sohbeti — Varlığın Hayalden İbâret Olması, Semâ S

Canından geçmedikten sonra hiçbir şeye ulaşamazsınız mı?

Efendi hazretleri buradan büyük bir tasavvufî ilkeyi çıkarır: "Canından geçmedikten sonra hiçbir şeye ulaşamazsınız. Ancak canından geçenler hedefi vurabilirler ve hedefe ulaşırlar."

Kaynak: 2. Karabaş-i Velî Tekkesi 2017 Sohbeti — Varlığın Hayalden İbâret Olması, Semâ S

Semâ ne demektir?

Semâ kişinin kendisi ile alâkalı her şeyden geçmesidir Namazda sağa-sola selâm vermek görmediğimiz meleklerin varlığının Sünnet’le tasdîkidir

Kaynak: 2. Karabaş-i Velî Tekkesi 2017 Sohbeti — Varlığın Hayalden İbâret Olması, Semâ S

Esma yolu tek başına yetmez mi?

Sâdece esmâ ile seyr-i sülûk olmaz; şeriat (zikir) — tarikat (güzel ahlâk) — hakîkat (âşıklık) üçü beraber olmalıdır

Kaynak: 2. Karabaş-i Velî Tekkesi 2017 Sohbeti — Varlığın Hayalden İbâret Olması, Semâ S

Canından geçmedikten sonra hedefe ulaşmak mümkün mü?

Canından geçmedikten sonra hedefe ulaşılmaz; Osmanlı’nın yükselişinin sırrı bu canıvermedir

Kaynak: 2. Karabaş-i Velî Tekkesi 2017 Sohbeti — Varlığın Hayalden İbâret Olması, Semâ S

Semâ’nın dönmek anlamında mıdır?

Semâ "dönmek" değildir; semâ kişinin kendisi ile alâkalı her şeyden geçmesidir

Kaynak: 2. Karabaş-i Velî Tekkesi 2017 Sohbeti — Varlığın Hayalden İbâret Olması, Semâ S

Efendi hazretleri sûfîlerin bir hayâtî kâidesini açıklamıştır: "Tasavvuf ilkelerine göre — benim dediğim ilk sûfîlerin ilkeleri — bir kimsenin ‘ben ve midir?

Efendi hazretleri sûfîlerin bir hayâtî kâidesini açıklamıştır: "Tasavvuf ilkelerine göre — benim dediğim ilk sûfîlerin ilkeleri — bir kimsenin ‘ben velîyim’ demesi uygun bir şey değildir. Hiçbir sûfî kendisini ‘ben şeyhim, ben velîyim’ dememiş. İlkleri söylüyorum bunu. Benim dediğim ilkler." Sonrakileri Efendi hazretleri zaten dinlemiyor, bakmıyor. İlkler ölçüdür. Bir sûfî asla "ben velîyim, ben mürşidim, ben kutubum" demez. Bunu diyen, hiçbir şey olmamıştır.

Kaynak: 1. Karabaş-i Velî Tekkesi 2017 Sohbeti — Kıymet Bilmek, Münafıklık Alâmeti, Sali

Efendi hazretleri çok pratik bir misâl verir: "Benim için Cevdet Usta araba tâmîrinin pîridir, üstâdı mıdır?

Efendi hazretleri çok pratik bir misâl verir: "Benim için Cevdet Usta araba tâmîrinin pîridir, üstâdıdır. Lütfü Usta benim nazarımda Türkiye’nin en iyi kaportacısı-boyacısıdır. Ver çöpü, adam etsinler. Çöpü ver, adam etsinler. Bildiğin çöp. Bu araba mezarlığına gidecek olan bir araba — onlar adam etsinler. Adam kendi arabasını tanıyamasın." Bu, bir kimseyi bir meslekte üstâd olarak tanımanın delîl mes’elesidir.

Kaynak: 1. Karabaş-i Velî Tekkesi 2017 Sohbeti — Kıymet Bilmek, Münafıklık Alâmeti, Sali

Efendi hazretleri velâyetin kıyâmete kadar süreceğini Cenâb-ı Hakk’ın isimleri üzerinden ispat eder: "Cenâb-ı Hakk’ın el-Velî isim-i şerîfi var mıdır?

Efendi hazretleri velâyetin kıyâmete kadar süreceğini Cenâb-ı Hakk’ın isimleri üzerinden ispat eder: "Cenâb-ı Hakk’ın el-Velî isim-i şerîfi vardır. Cenâb-ı Hak sıfatsal olarak bütün sıfatları tecellî etmek mecbûriyetindedir, cebrîdir. Allâh’ın bir sıfatı yarına saklanmaz. Cenâb-ı Hak bütün sayısız-sonsuz nimetleriyle ve sıfatlarıyla ve isimleriyle her dem tecellî eder. O zaman el-Velî isim-i şerîfi de tecellî eder. O da müminlerin Allâh yolunda koşanlar üzerinde tecellî eder. Ve işte o velîler, o mürşidler, o aktâb, o kutublar — bu isimler hadîs-i şerîflerde geçen isimlerdir."

Kaynak: 1. Karabaş-i Velî Tekkesi 2017 Sohbeti — Kıymet Bilmek, Münafıklık Alâmeti, Sali

Velîlere muhabbetin manevî temeli nedir?

Efendi hazretleri Hadîs-i Kudsî ile beyân eder: "Kul Allâh’ı sever, Allâh da kulunu sever. Allâh kulunu sevince Cebrâîl’e nidâ eder, emreder: ‘Ey Cebrâîl! Allâh filanca kulunu sevdi. Gök halkına nidâ et!’ Gök halkı deyince melekler var, cinnî tâifesi var, farklı varlıklar var. ‘Onlar da kulumu sevsinler.’ Melekler mü’min kulların kalbine ilhâm eder: ‘Allâh filancayı sevdi, siz de sevin.’ Bakın — kâğıt yok, icâzet yok, bir parça yok, bir delîl yok. Bu kalbîdir."

Kaynak: 1. Karabaş-i Velî Tekkesi 2017 Sohbeti — Kıymet Bilmek, Münafıklık Alâmeti, Sali

Salihlerle berâber olmak farzdır mı?

Efendi hazretleri sâlih kimselere muhabbetin farz oluşunu Kur’ân’dan iki delîlle ispat eder: "Eğer öyle bir gönül dostu sâhibine erişirsen ki — erişmek farzdır insana. Erişmek farzdır. Çünkü Âyet-i Kerîme’de ‘in’amte aleyhim’den (Fâtiha 7) sonra ‘bizleri onlarla berâber eyle’ diyoruz. Farz. Sâlihlerle berâber olmak farzdır." İkinci delîl Asr sûresidir: "Ve’l-Asr’da ne der Cenâb-ı Hak? Bütün insanlar hüsrandadır. Ayırmamış. ‘İmân edip iyi amel-sâlih amel işleyenlerle, hakkı ve sabrı tavsiye edenler’ müstesnâ. Sen sâlihlerle berâber olmak zorundasın. Sâlihlerin yolunda olduğun gibi sâlihlerle de berâber olmak zorundasın ki sen de sâlihlerden sayılasın."

Kaynak: 1. Karabaş-i Velî Tekkesi 2017 Sohbeti — Kıymet Bilmek, Münafıklık Alâmeti, Sali

Gönlünde-kalbinde bir sâlih sevgisi olmamasının sonucu nedir?

Eğer gönlünde-kalbinde bir sâlih sevgisi yok ise, bil ki senin gönlün hayvan gönüllüdür. Bil ki senin gönlün kâfir gönüldür. Bil ki senin gönlün münâfık gönlüdür. Çünkü senin gönlün mü’min ise, sen ancak ve ancak sâlihleri sever, sâlihlerle oturup-kalkarsın."

Kaynak: 1. Karabaş-i Velî Tekkesi 2017 Sohbeti — Kıymet Bilmek, Münafıklık Alâmeti, Sali

Münâfıkların Allâh’ı hâtıra getirmesine karşı tutumları nedir?

Münâfıklar ise Allâh’ı hâtıra getirecek her şeyden nefret ederler."

Kaynak: 1. Karabaş-i Velî Tekkesi 2017 Sohbeti — Kıymet Bilmek, Münafıklık Alâmeti, Sali

Dervişin şeyhine, şeyhinin şeyhine, ta Peygamber’e kadar uzanan silsileye duyduğu muhabbetin önemi nedir?

Dervişin şeyhine, şeyhinin şeyhine, ta Peygamber’e kadar uzanan silsileye duyduğu muhabbet, onu zındıkanın (dînsizlerin) sözünden ve etkisinden korur."

Kaynak: 1. Karabaş-i Velî Tekkesi 2017 Sohbeti — Kıymet Bilmek, Münafıklık Alâmeti, Sali

Hz. Muhammed Mustafâ sallallâhu aleyhi ve sellem üç sefer söyledi: ‘Kişi sevdiği iledir.’ Bu hadîs-i şerîfin tasavvufî yorumu nedir?

Efendi hazretleri hadîs-i şerîfin tasavvufî yorumunu yapmıştır: "Hz. Muhammed Mustafâ sallallâhu aleyhi ve sellem üç sefer söyledi: ‘Kişi sevdiği iledir. Kişi sevdiği iledir. Kişi sevdiği iledir.’ Sevmekle alâkalı dördüncüsü yok. Bu üç sefer söyleniş için."

Kaynak: 1. Karabaş-i Velî Tekkesi 2017 Sohbeti — Kıymet Bilmek, Münafıklık Alâmeti, Sali

Kalbî seyr-i sülûk ve nefsin seyr-i sülûkü nasıl açıklar?

Efendi hazretleri ekler: "Eşine muhabbet beslersin, çocuğuna muhabbet beslersin — ama seni mahşerde dimdik tutacak olan bu üç sevgidir. Bu üç sevgiden hesap sorulmaz. Bu üç sevgi o kimsenin kalbinde var olduğu müddetçe onu hiçbir rüzgâr sarsamaz. ‘Kişi sevdiği iledir’ üç sefer söylendi: ilm-el yakîn, ayn-el yakîn, hakk-el yakîn." Bu, kalbî seyr-i sülûkün özüdür. Nefsin seyr-i sülûkü "emmâre, levvâme, mülhime, mutmainne, râdiyye, mardiyye, sâfiye" şeklinde nefs derecelerinde yürürken, kalbî seyr-i sülûk dördüncü makamda — mutmainne’de — başlar.

Kaynak: 1. Karabaş-i Velî Tekkesi 2017 Sohbeti — Kıymet Bilmek, Münafıklık Alâmeti, Sali

Mesnevî-i Şerîf’ten Hz. Pîr Mevlânâ’nın bir kıtası nedir?

Efendi hazretleri Mesnevî-i Şerîf’ten Hz. Pîr Mevlânâ’nın bir kıtasını şerh etmiştir: "Kim olursa olsun, ister yaya ister atlı, yol dostlarıyla buluşmayı, onların hâlini sormayı, hatırlarını ele almayı lâzım bil. Topluluğa dost ol; zîra kalabalık ve kervân halkının çokluğu yol vurucuların belini kırar, onları kahreder. Allâh ile oturup-kalkmak isteyen kişi velîler huzûrunda otursun."

Kaynak: 1. Karabaş-i Velî Tekkesi 2017 Sohbeti — Kıymet Bilmek, Münafıklık Alâmeti, Sali

Şeytanın dervişi halkadan ayırmak için kullandığı hile stratejisi nedir?

Soğbetin pratik dersi şeytanın hîle stratejisidir: "Şeytan birisini kerem sâhiplerinden ayırırsa onu kimsesiz bir hâle koyar. O hâlde de bulunca başını yer, mahvedip gider. Şeytan seni önce zikrullah halkasından ayırır. Şeytan seni önce sâlihlerin diyârından ayırır. Şeytan seni önce dostların halkasından ayırır. Şeytan seni önce topluluktan ayırır. Sen bir şey bahâne edersin. Nefsin senin bir şeyi bahâne eder. Kendi kendini haklı görürsün. Kendi kendini doğru görürsün. Kendi kendini üstün görürsün. Kendini fazîl, etrâfını eksik görürsün."

Kaynak: 1. Karabaş-i Velî Tekkesi 2017 Sohbeti — Kıymet Bilmek, Münafıklık Alâmeti, Sali

Cenâb-ı Hakk’ın el-Velî ismi tecellîye mecbûrdur mu?

Cenâb-ı Hakk’ın el-Velî ismi tecellîye mecbûrdur; velîler kıyâmete kadar vardır

Kaynak: 1. Karabaş-i Velî Tekkesi 2017 Sohbeti — Kıymet Bilmek, Münafıklık Alâmeti, Sali

Kişi sevdiği iledir mi?

Kişi sevdiği iledir — üç katmerli sevgi: Allâh, Resûlullâh, mürşid

Kaynak: 1. Karabaş-i Velî Tekkesi 2017 Sohbeti — Kıymet Bilmek, Münafıklık Alâmeti, Sali

Topluluk-zikrullah halkası şeytânın hîlesinden korur mu?

Topluluk-zikrullah halkası şeytânın hîlesinden korur; halkadan ayrılan kurtla yalnız kalır

Kaynak: 1. Karabaş-i Velî Tekkesi 2017 Sohbeti — Kıymet Bilmek, Münafıklık Alâmeti, Sali

Tasavvuf dini dışından mıdır?

Tasavvuf dînin dışında bir şey değildir. Dînin üstünde bir şey de değildir. Dînin altında bir şey de değildir. Tasavvuf belki de dînin özüdür — veyâhud da dînin kalbi mesâbesinde olan bir şeydir.

Kaynak: 1. Dergâh Sohbeti — Tasavvufun Hakîkati: Sünnet-i Resûlullâh Olmadan Tasavvuf Ol

Tasavvufun iç ve dış hükümleri nelerdir?

Tasavvuf, dış ahkâm olarak Kur’ân ve Sünnet-i seniyyeye uymak, iç ahkâm olarak Kur’ân ve Sünnet’in edep ve ahlâbına sâhip olmaktır. Ahkâm olarak, dış olarak Kur’ân ve Sünnet’in zâhirî bilgilerine sâhip olmak; iç bilgi olarak da kalbin içine tecellî eden Allâh ve Resûlünün sevgisiyle ne su ne va olan o imme sâhip olmaktır.

Kaynak: 1. Dergâh Sohbeti — Tasavvufun Hakîkati: Sünnet-i Resûlullâh Olmadan Tasavvuf Ol

Tasavvufu sapkınlarla karıştırmamalı mıyızm?

Sakın aklınıza bazı sapıkların veyâhud da yoldan çıkmışların, hidâyetsizlerin, delâlete uğrayanların yolu gibi görmeyin. Târîh boyunca dînin içindeymiş gibi görünen, din değilmiş gibi görünen, peygamberlerin yolunu takip ediyormuş gibi görünen, veyâhud da peygamberlere indirilen kitaba inanıyormuş gibi görünen nice delâlet ve sapıklıklar olmuştur.

Kaynak: 1. Dergâh Sohbeti — Tasavvufun Hakîkati: Sünnet-i Resûlullâh Olmadan Tasavvuf Ol

Sünnet-i Resûlullâh’tan uzaklaşan bir kimse tasavvuf mu edebilir?

Sünnet-i Resûlullâh’tan uzaklaşarak kendisine "ehl-i tasavvufum" deme hakkına hiç kimse sâhip değildir.

Kaynak: 1. Dergâh Sohbeti — Tasavvufun Hakîkati: Sünnet-i Resûlullâh Olmadan Tasavvuf Ol

Kur’ân yeter mi Sünnet’e?

Bize Kur’ân yeter diyebilirler. Siz Kur’ân’ı eksik görüyorsunuz diyebilirler. Siz Kur’ân’ı yetersiz görüyorsunuz diyebilirler. Bunun için size savaş açabilirler bana savaş açtıkları gibi. Bunun için sizinle mücâdele edebilirler benimle mücâdele ettikleri gibi. Ama bu bizi yolumuzdan döndürmeyecek. Biz Sünnet-i Resûlullâh’a harfiyen uymaya gayret edeceğiz.

Kaynak: 1. Dergâh Sohbeti — Tasavvufun Hakîkati: Sünnet-i Resûlullâh Olmadan Tasavvuf Ol

Marifetin kaynağı nedir?

Kimin ki yolu Sünnet-i Resûlullâh’a uğramadı, vallâhî de billâhî de delâlettedir. Kimin ki yolu Muhammed-i Mustafâ’dan uğramadı, oradan geçmedi, onun sâyesinden yürümedi, vallâhî de billâhî de marifetten uzaktır.

Kaynak: 1. Dergâh Sohbeti — Tasavvufun Hakîkati: Sünnet-i Resûlullâh Olmadan Tasavvuf Ol

Marifet ne demektir?

Marifet, Muhammed-i Mustafâ’nın kanatlarının altında öğrenilir. Marifet, Muhammed-i Mustafâ’sız gönüle tecellî etmez. Marif, kalbe Muhammed-i Mustafâ ile iner. Muhammed-i Mustafâ’sız bir marifet, marifet değildir. O şeytanın vesvesesidir. O şeytanın marifetidir. O deccâliyyetin marifetidir.

Kaynak: 1. Dergâh Sohbeti — Tasavvufun Hakîkati: Sünnet-i Resûlullâh Olmadan Tasavvuf Ol

Muhammed-i Mustafâ’nın ilmi neden önemlidir?

Kalbî îmânında yürümek isteyen kardeşler, Muhammed-i Mustafâ’nın o ince, o zarif, o naîm, o tatlı, o baldan şerbet olan ilminden, teyzinden, aşkından içmek zorundadırlar. Siz zâhirî olarak da Muhammed-i Mustafâ’nın hadîslerine ve sünnetlerine uyacaksınız. Bâtın olarak da duymak zorundasınız. Onun bâtınî uygunluğu, onun hâliyle hallenmektir. Marifetin özü odur.

Kaynak: 1. Dergâh Sohbeti — Tasavvufun Hakîkati: Sünnet-i Resûlullâh Olmadan Tasavvuf Ol

Rüyâda Muhammed-i Mustafâ’ya rüya etmek ne anlama gelir?

Rüyânda bir şey gördüysen Muhammed-i Mustafâ’dan — vallâhî hakîkattir, billâhî hakîkattir. Ve müjdeci rüyâdır. Ve delîlli rüyâdır. Dünyâda sana bir müjdedir, âhirette de müjdedir. Eğer Muhammed-i Mustafâ’yı zikir halkasında görüyor-konuşuyorsan, vallâhî o marifetin tam ortasıdır.

Kaynak: 1. Dergâh Sohbeti — Tasavvufun Hakîkati: Sünnet-i Resûlullâh Olmadan Tasavvuf Ol

Sünnet-i Resûlullâh olmazsa tasavvuf olur mu?

Tasavvuf gizli bir sır değil, öğrenmeye açık bir ilimdir — kapı her gayret edene açık

Kaynak: 1. Dergâh Sohbeti — Tasavvufun Hakîkati: Sünnet-i Resûlullâh Olmadan Tasavvuf Ol

Resûlullâh’ı sevmek ne demektir?

Eğer Resûlullâh’ı seviyorsanız, vallâhî de billâhî de dünyâda da âhirette de berâbersiniz. Onu öylesine seviyorsanız, vallâhî gönlünüzün dibinde, elinizin dibinde, dizinizin dibinde göreceksiniz onu.

Kaynak: 1. Dergâh Sohbeti — Tasavvufun Hakîkati: Sünnet-i Resûlullâh Olmadan Tasavvuf Ol

Resûlullâh’ın kadîmliği nedir?

Nasıl ki yaratılmışların evveli, Âdem yaratılmazdan önce o daha peygamber idi, nasıl ki hiçbir şey yaratılmazdan önce o peygamber idi — her şey son buluncaya kadar o yine peygamber olacak. Ve her şey yeniden yaratıldığında, yeniden ilk önce o yaratılacak.

Kaynak: 1. Dergâh Sohbeti — Tasavvufun Hakîkati: Sünnet-i Resûlullâh Olmadan Tasavvuf Ol

Yol bâki nedir?

Hanı Geylânî Hazretleri — çekti gitti, yol bâki. Hanı Rufâî Hazretleri — çekti gitti, yol bâki. Hanı Mevlânâ, hanı Üftâde, hanı Sultân Hazretleri — yol bâki. Hanı Mustafâ Efendi Hazretleri, hanı Bekir Baba — yol bâki. Hanı Abdullâh Efendi — yol bâki. Bu yol bâki olarak kalacak.

Kaynak: 1. Dergâh Sohbeti — Tasavvufun Hakîkati: Sünnet-i Resûlullâh Olmadan Tasavvuf Ol

Tasavvuf yolunun üç merhâlesi nedir?

Yolun başlangıcı îmân : "İmânsız bu yolda yürümek mümkün değil" Yolun ortası amel : Farzlar, sünnetler, ibâdet, edep, haya, terbiye Yolun sonu aşk : "Delicesine, hesapsızcasına sevmek; delicesine hesapsızcasına uymak; delicesine hesapsızcasına Kur’ân ve Sünnet noktasında gitmek"

Kaynak: 1. Dergâh Sohbeti — Tasavvufun Hakîkati: Sünnet-i Resûlullâh Olmadan Tasavvuf Ol

Dervişe ne tür bir çağrı yapılır?

Gelin! Varlığınızı bulmak istiyorsanız Kur’ân ve Sünnet’e uyun. Kendinizi bulmak istiyorsanız Kur’ân ve Sünnet’e uyun. Kendinizi güvenmek istiyorsanız Kur’ân ve Sünnet’e uyun. Kendinizi büyütmek istiyorsanız Kur’ân ve Sünnet’e uyun. Kendinizi kuvvetlendirmek istiyorsanız Kur’ân ve Sünnet’e uyun.

Kaynak: 1. Dergâh Sohbeti — Tasavvufun Hakîkati: Sünnet-i Resûlullâh Olmadan Tasavvuf Ol

Şeytanın zikrullah olan kalbe giremeyişini neden açıklıyor?

Şeytanın zikrullah olan kalbe giremeyişini açıklıyor. Şeytan damarlarımızda dolaşır. Şeytan câmiye de girer, Kâbe’ye de girer. Şeytanın giremediği bir yer vardır: Bir kimsenin kalbinde Allâh’ın zikri var ise, şeytan bir tek o kalbe giremez.

Kaynak: 43. Karabaş-i Velî Tekkesi Sohbeti — Metafizik Sembol Dili, İbn Arabî’de Vahdet-

28 Şubat’ta Türkiye’yi terk edenlerin bugünkü muhâcirlere karşı duruşunun ne olması gerektiğini neden tartışıyor?

28 Şubat’ta Türkiye’yi terk edenlerin bugünkü muhâcirlere karşı duruşunun ne olması gerektiğini tartışıyor. Efendi hazretleri cevabına önce kendi şahsî duruşuyla başlar: "Bana deseniz ki gider misiniz — gitmem. Bana der ki ne yaparsın — ben en iyi şekilde nasıl mücâdele edilmesi gerekiyorsa ben orada dururum, mücâdele ederim."

Kaynak: 43. Karabaş-i Velî Tekkesi Sohbeti — Metafizik Sembol Dili, İbn Arabî’de Vahdet-

İbn Arabî’ye göre aklın yanılması nedir?

İbn Arabî’ye göre aklın yanılması, duyular yanılmaz, akıl yanılır. İbn Arabî duyuların — bakan gözün, işiten kulağın, burnun koku alma yetisinin — yanılmayacağını, ama bunları yorumlayan ve hüküm veren aklın yanılacağını söyler.

Kaynak: 43. Karabaş-i Velî Tekkesi Sohbeti — Metafizik Sembol Dili, İbn Arabî’de Vahdet-

Metafizik dilin sembolik-remzî yapısını neden açıklıyor?

Metafizik dilin sembolik-remzî yapısını açıklıyor. Bu âlem izâfîdir; izâfî olan bu âlemde vücûda âit, kendilerine âit bir vücûdu olmayan metafizik olguların değişik vücûtlara ve sembollere bürünerek zuhûr etmeleri vardır. Metafiziğin dili baştan sona sembolüktür. Semboller konuşur metafizikte.

Kaynak: 43. Karabaş-i Velî Tekkesi Sohbeti — Metafizik Sembol Dili, İbn Arabî’de Vahdet-

Mânâ ehli, keşf ehli, sır ehli nedir?

Mânâ ehli, keşf ehli, sır ehli üç basamak olarak açıklanıyor. Mana ehli: Başlangıç basamağıdır. Bir kimsenin kabirdeki bir kimsenin hâline âşinâ olmaktan, kalbine ince ince ilhâm gelmesinden başlar. Keşf ehli: Bir kimseye rabıta ettiğinde onun kalbinin zikrullah yapıp yapmadığını anlayan; "şimdi köşeden X kimse çıkacak" diyerek çıkışını gören; "birazdan yağmur yağar" diyerek yağmuru önceden bilen kimsedir. Sır ehli: Allâh’a hakkel yakîn noktasında yakîn olmak. Cenâb-ı Hakk’ın esmâ-i sıfatının tecellîyâtına âşinâ olmak.

Kaynak: 43. Karabaş-i Velî Tekkesi Sohbeti — Metafizik Sembol Dili, İbn Arabî’de Vahdet-

Şeyh Efendi’nin imamı maneve olarak sınaması menkıbesi neden anlatılıyor?

Şeyh Efendi’nin imamı maneve olarak sınaması menkıbesi anlatılıyor. Efendi hazretleri kendi Bayındır dönemindeki bir hâtırasını nakleder. Kendisi dergâhta zâkirlik yaparken bazı imamlar onu kabûllenmiyordu — "meyhaneden kalkmadan burada zâkir oldu başımıza" diyorlardı. Efendi Şeyh Efendi’ye rica etti: "Efendim benim zâkirliğimi alın, ben koşturup hizmet ederim ama bir imam zâkir olsun, beni kabûllenmek istemiyorlar."

Kaynak: 43. Karabaş-i Velî Tekkesi Sohbeti — Metafizik Sembol Dili, İbn Arabî’de Vahdet-

Tasavvuf ilmini bilen kimseler vardır — oturur kitap yazar, çıkarırsın televizyona şakır şakır konuşur. Doğru. Ama asıl sûfîlik kalpten ilim almadır. Bu ne demektir?

Kişinin kalbinde bir "çocuk" — velet, bir nûr — oluşur. O nûr oluşursa ona ne sorarsan sor. Hz. Âdem aleyhisselâm yaratıldığında Cenâb-ı Hak meleklere "sorun ne soracaksanız" dediği gibi, Hz. Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem de "Ne soracaksanız sorun" buyurmuştu. Biri kendisinin kimin oğlu olduğunu — yâni zürriyetinden şüphe ettiği için — sormuştu; Efendimiz o kimsenin gerçek babasını bildirdi. Bu, kalp ilmidir, mana ilmidir.

Kaynak: 43. Karabaş-i Velî Tekkesi Sohbeti — Metafizik Sembol Dili, İbn Arabî’de Vahdet-

İbn Arabî’de Vahdetu’l-Kesîr, Kesîru’l-Vâhid Formülü nedir?

İbn Arabî hazretlerinin en derin teorik buluşlarından biri "Hem vâhidü’l-kesîr, hem de kesîru’l-vâhid" formülüdür. "Hem birlikte çokluktur (vâhidü’l-kesîr), hem çoklukta birdir (kesîru’l-vâhid)." Bu ne demektir? Allâh birdir, ama sıfatsal tecellîyâtı çoktur. Her sıfatsal tecellîde zât kokusu vardır. Her sıfatsal tecellî zâtın kendisi midir? Hayır. Her sıfatsal tecellîde zât var mıdır? Evet. Ama zâtın aynısı mıdır? Hayır. Ama zâttan ayrı mıdır? Hayır.

Kaynak: 43. Karabaş-i Velî Tekkesi Sohbeti — Metafizik Sembol Dili, İbn Arabî’de Vahdet-

Çokluk (kesret), birliğin (vahdet) fiilî bir taksîminden değil, tamâmen görüş farklılığından doğar. Bu ne anlama gelir?

İnsanlar baktıklarından dolayı çok görürler. Bakış bir şey — ama aklımız o bakılanı kendi idrak aracılığıyla çeşitlendirir. Akıl bakmazdan önce bile bir ön yargıya sâhiptir, o yüzden gördüğünü kendi bilgisiyle yorumlar ve "bu bundan farklı" diye tefrika eder. Ama hakîkatte vücudun (varlığın) özü birdir; çokluk sadece bakışın bir tezâhürüdür. Fütûhât IV/231’de geçen bu husûs İbn Arabî’nin vahdet-kesret ilkesinin temel ayağıdır.

Kaynak: 43. Karabaş-i Velî Tekkesi Sohbeti — Metafizik Sembol Dili, İbn Arabî’de Vahdet-

Allâh Sevgisinin Önceliği: "Allâh Onları Sever, Onlar da Allâh’ı Sever" ne anlama gelir?

Efendi hazretleri Mâide sûresi 54. âyet-i kerîmesini şerh eder: "Eğer siz azar saparsanız, Allâh yeniden öyle bir kavm getirir — O onları sever, onlar da O’nu severler." Bu âyetin sûfî yorumu son derece derindir: Önce Allâh sever, sonra kul sever. Yâni kulun sevgisinin önceliği yoktur; Allâh’ın sevgisi ön gelir. "Bu kavim özeldir, seçilmiş kavimdir. Allâh onları ilim-i ilâhîsinde ayırmış, demiş ‘sen geç bu tarafa’. Onların sevgileri Allâh’ın sevgisindendir."

Kaynak: 43. Karabaş-i Velî Tekkesi Sohbeti — Metafizik Sembol Dili, İbn Arabî’de Vahdet-

Efendi hazretleri hayâtının en çarpıcı itirafını yapar: "Bizce, bencesi, hayâtım boyunca hiç şöyle göremedim kendimi — yani ben sevdim de O beni sevdi diyemedim hiç ben. Ben ve hatta ben zikrettim O beni zikretti diyemedim kendi iç âlemimde. Belki de bizdeki bu tanımadan sevme, bilmeden zikretme O’ndan. O sevmiş. Belki O’nun yüzü sürmetine buradayız biz. Bilemeyiz." Bu itirafın anlamı nedir?

Efendi hazretleri Bayındır döneminde zikrullaha ilk gittiğinde Allâh’ı nasıl tanıdığını anlatır: Namaza başlamak hiçbir yerden gelmemiş, içinden gelmişti. Kimse ona namaz kıl demedi; içki, uyuşturucu, hap, esrar bırak demedi. Herkes onun elindeki paraya, ne kadar içirdiğine, nerede içirdiğine baktı. Ama bir öğle vakti içinden gelerek kendiliğinden namaza başladı — "Bıktım bu dünyadan, ben sana gelmek istiyorum, ben seni istiyorum." Bu bir başlangıçtır; ve Efendi hazretlerine göre bu sevginin kendisinden gelmedi, Allâh’tan geldi.

Kaynak: 43. Karabaş-i Velî Tekkesi Sohbeti — Metafizik Sembol Dili, İbn Arabî’de Vahdet-

Mevlânâ’nın Sofastayî Beyti ve Paradoksal Hâller nedir?

Efendi hazretleri Mesnevî-i Şerîf’ten çok çarpıcı bir beyti şerh eder: "Onun sebep yakıcılığından sevdâlara düşmüşüm. Onun hayâllerine dalmıştım da sofastayî kesilmişim." Sebep yakıcılığı: O, ortada olan tüm sebepleri yakmıştır. Aklımın dayanacağı bütün sebepleri yakıyor. Duygularımın dayanacağı bütün sebepleri yakıyor. Gördüğüm ve bildiğim her şeyi yakıyor. Ve beni bir sofastayyî hâline getiriyor. Sofastayî Yunan felsefesinde şüphecidir: aklı reddetme, gördüğü her şeyi bir hayâl olarak görme. Bir kimse Allâh’ın aşkına düştüğünde aklın dayandığı tüm sebepler yanar. Aklını ilâhlaştıracak hiçbir sebep kalmaz. İşte bu, sûfîlerin tenzîhidir. "Her şeyi O gibi görürken O değildir demek." Aşk yakınlığının zirvesinde kul, "bir adım kaldı" derken başka bir hayret perdesine götürülür. Efendi hazretleri bu hâli şöyle tasvîr eder: "Yine bir perdedesindir, yine bir hayrettesindir. Bu uçsuz bucaksız bir tiktaktır. Her nefeste kavuşmayı arzularken bir nefes daha beklersin, bir nefes daha beklersin… Başka bir hayrete geçersin, başka bir perdedesindir. O değildir." Sezen Aksu’nun şarkısıyla: "Dün gece hiç tanımadığın bir kimseye sırf ona benzedi diye merhabâ demişindir." Her şeyde O’nun kokusu, O’nun tecellîsi, O’nun cemâli vardır; ama tam yakın olduğunda O değildir.

Kaynak: 43. Karabaş-i Velî Tekkesi Sohbeti — Metafizik Sembol Dili, İbn Arabî’de Vahdet-

Sûfînin hayâtındaki paradoksal hâller, bir tezat değil bir makâm değişimidir. Bu ne anlama gelir?

Efendi hazretleri der ki: "Bugün gördüğün eskimiştir. Bugün gördüğünü yarın inkâr etmek zorunda kalacaksın." Bu müthiş dışarıdan bakıldığında paradoksal bir düşümdür. Bu sebeple hiç kimseyle paylaşılamaz; çünkü yarın anlatacak olduğun şeyi bugünün reddiyesi olacaktır. İbn Arabî de çok yaşamıştır; Efendi hazretleri bunu "onun aklıyla oynamak için derim ki, Arabî’de de paradoksal düşümler var, onda da tezatlıklar var dediğimde kabûllenmez — çünkü o sûfîliği bilmiyor" şeklinde beyân eder.

Kaynak: 43. Karabaş-i Velî Tekkesi Sohbeti — Metafizik Sembol Dili, İbn Arabî’de Vahdet-

Cüneyd-i Bağdâdî’nin Tevhîd Sohbetlerinde Kapı-Pencere Kapattırışı nedir?

Efendi hazretleri Cüneyd-i Bağdâdî hazretlerinin bir tavrını nakleder: "Tevhîdten bahsedeceği zaman kapıyı-pencereyi kapattırırmış. ‘Sağlam bakın’ dermiş dervişlere. ‘Sağlam kapattınız mı?’ Bakarmış, yabancı bir kimse var mı yok mu. Yoksa o zaman tevhîdten bahsedermiş." Bu kıssanın neticesi: Cüneyd’in bu özel tevhîd sohbetleri elimizde yoktur — dervişleri onları dışarıya hiç anlatmamışlardır.

Kaynak: 43. Karabaş-i Velî Tekkesi Sohbeti — Metafizik Sembol Dili, İbn Arabî’de Vahdet-

İki gözlülük: Şerîat-ı Muhammediyye ve Hakîkat-i Muhammediyye nedir?

Bir derviş sorar: "Sûfîlerin kemâl-i ariflerinin iki gözü olmasının mânâsı nedir?" Efendi hazretleri cevap verir: "Sûfîlerin kemâle erenleri için iki göz de olsa bir yere bakar. İki gözün gördüğü de birdir. Göz ikidir ama gördüğü birdir." Bu iki göz sembolüdür: Birisi şerîat-ı Muhammediyye, diğeri hakîkat-i Muhammediyye. Yolun başında bu ikisi birbirinden ayrı görünür; ama yolun sonunda tek hakîkat hâline gelir.

Kaynak: 43. Karabaş-i Velî Tekkesi Sohbeti — Metafizik Sembol Dili, İbn Arabî’de Vahdet-

Sûfî iki gözüyle iki şeyi görür: Biriyle Hakk’ın kendisini görür (hakîkat-i Muhammediyye), biriyle kendi gölgesini görür (şerîat-ı Muhammediyye). Bu ne anlama gelir?

Her ikisi de lâzımdır. Hakîkat-i Muhammediyyeye ulaşabilmek için şerîat-ı Muhammediyyeden geçmek zarûrîdir. Bir ayak şerîata sâbit olacak, öbür ayakla hakîkatlere doğru kula çatılacak. Bu, Hz. Mevlânâ’nın daha önce zikredilen "pergelin iki sivri ucu" teşbîhinin bu sohbetteki yansımasıdır.

Kaynak: 43. Karabaş-i Velî Tekkesi Sohbeti — Metafizik Sembol Dili, İbn Arabî’de Vahdet-

Sohbetten Çıkan Ameli Dersler nedir?

Şeytan kalbe zikrullah olduğu müddetçe giremez; zikir kesilir kesilmez hemen girer — zikirden ayrılmamalı 28 Şubat gibi zorluklarda vatanı bırakıp kaçmak yerine mücâdele etmek aslî tavırdır — atalarımızın yolu budur Akıl duyulardan değil kendi bilgisizlik ve tecrübesizliğinden yanılır — mânâsı olmayan metafizikten konuşamaz Metafiziğin dili baştan sona sembolüdür — Cebrâîl Dıhye sûretinde, süt ilim olarak, ip din olarak tevîl edilir Rüyâdaki sembolleri çözmek için ehil mürşide danışmak şarttır — "bilmediklerinizi zikir ehline sorunuz" Mana ehli – keşf ehli – sır ehli üç kademe basamaktır; yaşayan bir mürşide intisâb etmeyen kendini mana ehli görmesin Sûfî hâl işidir kâl değil — dedikodu-gıybet-iftirâ-sûizân eden kimse mana ehli olamaz Bir imamın manevî durumu "rüyâda namaz kıldırdın mı, ezan okudun mu, Hz. Peygamber’i gördün mü?"

Kaynak: 43. Karabaş-i Velî Tekkesi Sohbeti — Metafizik Sembol Dili, İbn Arabî’de Vahdet-

43. Karabaş-i Velî Tekkesi Sohbeti hangi konuları ele almaktadır?

43. Karabaş-i Velî Tekkesi sohbetinde Mustafa Özbağ Efendi; şeytanın zikrullah olan kalbe giremeyişini, 28 Şubat’ta Türkiye’yi terk edenlerin bugünkü muhâcirlere karşı nasıl bir duruş içinde olmaları gerektiğini, dedeleri Mehmed Efe’nin Yunan işgâline karşı mücâdelesini ve kendi karakolda "bir gün televizyonlarda beni göreceksiniz" diye bağırışını, İbn Arabî hazretlerinin "duyular yanılmaz akıl yanılır" ilkesini, aklın bilgi aldığı yerin zâhirde duyular bâtında kalp olduğunu, metafizik dilin baştan sona sembolik-remzî oluşunu (Cebrâîl’in Dıhye sûreti, Mi’râc’ta süt tevîli, Hz. Ebû Bekr’in ip rüyâsı, hendekte kaya kırma mu’cizesi, meleklerin kanatlı tasvîri, renk sembolleri), mana ehli-keşf ehli-sır ehli üç basamağını, bir imamın manevî durumunun Şeyh Efendi tarafından "rüyâda namaz kıldırdın mı, ezan okudun mu, Hz. Peygamber’i gördün mü?" soruları ile sınanmasını, İbn Arabî’nin "vâhidü’l-kesîr-kesîru’l-vahid" formülünü (birlik çoklukta-çokluk birlikte, her sıfatta zât kokusu var ama zâtın kendisi değil), Mevlânâ’nın "sebep yakıcılığından sevdâlara düşmüşüm, sofastayî kesilmişim" beyti üzerinden sûfînin sebep yanması ve paradoksal hâller yolculuğunu, Allâh sevgisinin önce gelişi ("Allâh onları sever, onlar da Allâh’ı sever" âyetinin derinliği), Efendi hazretlerinin kendi itirafı "biz tanımadan sevdik, bilmeden zikrettik — O sevmiş" sözünü, sûfînin kendi kendine "kemâlâta eriştim" diyemeyişini, Cüneyd-i Bağdâdî’nin tevhîd sohbetlerinde kapı-pencere kapattırışını, Ebû Hüreyre’nin "iki heybe ilim" sözünü, iki gözlülüğün şerîat-ı Muhammediyye ile hakîkat-i Muhammediyye sembolü oluşunu ve Mansûr’un "ene’l-hak" demesi kolay iken Resûlullâh’ın ayak izlerini takip etmenin zor oluşunu tafsîlâtlı bir şekilde açıklamıştır.

Kaynak: 43. Karabaş-i Velî Tekkesi Sohbeti — Metafizik Sembol Dili, İbn Arabî’de Vahdet-

İbn Arabî’nin "duyular yanılmaz akıl yanılır" ilkesi nedir?

İbn Arabî hazretlerinin "duyular yanılmaz akıl yanılır" ilkesini, aklın bilgi aldığı yerin zâhirde duyular bâtında kalp olduğunu

Kaynak: 43. Karabaş-i Velî Tekkesi Sohbeti — Metafizik Sembol Dili, İbn Arabî’de Vahdet-

İbn Arabî’nin "kesîru’l-vahid" formülü nedir?

İbn Arab, "vâhidü’l-kesîr-kesîru’l-vahid" formülünü (birlik çoklukta-çokluk birlikte, her sıfatta zât kokusu var ama zâtın kendisi değil)

Kaynak: 43. Karabaş-i Velî Tekkesi Sohbeti — Metafizik Sembol Dili, İbn Arabî’de Vahdet-

Cüneyd-i Bağdâdî’nin tevhîd sohbetlerinde ne tür bir yaklaşım vardır?

Cüneyd-i Bağdâdî’nin tevhîd sohbetlerinde kapı-pencere kapattırarak tevhîd anlatırdı — sır dışarı taşırılmaz

Kaynak: 43. Karabaş-i Velî Tekkesi Sohbeti — Metafizik Sembol Dili, İbn Arabî’de Vahdet-

İnsânın âlemde tüm sıfatları cem edebilme özelliğinin âlem-i sagîr değil âlem-i kebîr olduğu hakîkati nedir?

Efendi hazretleri bu tarifin kendisine uymadığını açıkça beyân eder: "Bu tarifi kabûl etmiyorum eskilerin bu tarifini. Benim için insan âlem-i kebîr — büyük âlem." Delîli şudur: "Hiçbir yere sığmadım, mü’min kulumun kalbine sığdım" hadîs-i kudsîsi. Eğer Allâh bütün âleme sığmazken mü’minin kalbine sığıyorsa, o zaman mü’minin kalbi âlemden daha büyüktür — yâni insân âlem-i kebîrdir, âlem-i sagîr değildir.

Kaynak: 42. Karabaş-i Velî Tekkesi Sohbeti — İnsân-ı Kâmil Âlem-i Kebîr, Tahallül, Halîl

Kemâlâtın sonsuzluğu nedir?

Efendi hazretleri klasik tasavvufun insân-ı kâmilin kemâlat noktasından bahseden ifâdelerine de bir tashîh getirir. "Biz, Mustafa Özbağ olarak söylüyorum: Kemâliyet sonsuzdur. Bir kimsenin kendisini kemâl noktasında görmesi mümkün değildir." Delîli büyüktür: Eğer Hz. Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem Efendimiz bile — varlığın içerisinde en yücede, peygamberlerin en mükemmeli, insanların en mükemmeli — "Hakkıyla sana kulluk edemedim yâ Ma’bûd" buyurdu ise; eğer Hz. Muhammed Mustafâ "Günde ben en az 100 kez tövbe ederim" buyurdu ise, biz zayıf kulların "kemâlâta ulaştım" demesi abes olur.

Kaynak: 42. Karabaş-i Velî Tekkesi Sohbeti — İnsân-ı Kâmil Âlem-i Kebîr, Tahallül, Halîl

Velîlik ve üç derecesi nedir?

Efendi hazretleri insânın cem etme ve cezbetme özelliği bağlamında velîliğin üç derecesini açıklar. "Velîlik de üç tecellîyâttır:" En düşük kategori : Ne kendileri bilirler velî olduklarını, ne de bir başkası bilir. Bu Allâh’ın bilinmeyen abdal kulları olarak nitelendirilir — Cenâb-ı Hakk’ın âlemi onlar vasıtasıyla ayakta tuttuğu gizli velîlerdir. Orta kategori : O kimse kendisinin velî olduğunu bilir, ama başkaları bilmez. Kendi kendisine açılmış bir hakîkat penceresi vardır; ama dışarıya mahcûb olmamak için gizler. En üst kategori : O kimse kendisinin velî olduğunu bilir, insanlar da onun velî olduğunu bilirler. Bu en üst derecedeki velîlerdir; All, dînini bunlarla ayakta tutar.

Kaynak: 42. Karabaş-i Velî Tekkesi Sohbeti — İnsân-ı Kâmil Âlem-i Kebîr, Tahallül, Halîl

Hz. İbrâhîm’in ‘Halîl’ adının tahallül tefsîri nedir?

Efendi hazretleri İbn Arabî hazretlerinin Hz. İbrâhîm aleyhisselâmın "Halîlullâh" (Allâh’ın dostu) ismi için yaptığı etimolojik tefsîrdir. Normalde Halîl kelimesi "mahrem dost" anlamında anlaşılır. Ama İbn Arabî bunu daha derin bir kökten türetir: tahallül . Tahallül, "bir şeyin içine nüfûz etme, güzeneklerine ayrışarak bir şeyin içinde yayılma" anlamındadır. Yâni Hz. İbrâhîm’in Halîl olması, Hakk’ın sıfatlarının onun zâhirinde ve bâtınında nüfûz ederek tecellî etmesinden gelir.

Kaynak: 42. Karabaş-i Velî Tekkesi Sohbeti — İnsân-ı Kâmil Âlem-i Kebîr, Tahallül, Halîl

Zamanın kutbunun iki kanadı nedir?

Efendi hazretleri bu tahallül hakîkatini tasavvufî bir makâma bağlar: Zamanın kutbu (yâni mürşid-i kâmil) aynı anda hem halîlullâh’tan halîllik kanadına , hem de Mûsâ aleyhisselâmdan kelîmlik kanadına sâhiptir. Hz. Mûsâ kelîmullâhtı (Allâh’ın konuştuğu kulu); Allâh dînini onun dilinden yenilemek istediğinde ona çok yakın olması gerekiyordu. Aynı şekilde zamanın kutbu da hem Hakk’ın Halîl’i hem de dilinden dînin yenilendiği kelîmdir.

Kaynak: 42. Karabaş-i Velî Tekkesi Sohbeti — İnsân-ı Kâmil Âlem-i Kebîr, Tahallül, Halîl

Hakîkatte suyu veren Allâh idi — ama görünen Muhammed Mustafâ’ydı mı?

Hakîkatte suyu veren Allâh idi — ama görünen Muhammed Mustafâ’ydı. Hak bâtın oldu, Resûlullâh zâhir oldu.

Kaynak: 42. Karabaş-i Velî Tekkesi Sohbeti — İnsân-ı Kâmil Âlem-i Kebîr, Tahallül, Halîl

O güne kadar üstâdı ona sünnet-i seniyyeyi öğretmiş, onu Muhammed Mustafâ’ya bağlamıştır?

Sûfînin kalbindeki tecellîyâta karşılık gelir: İlmel Yakîn (İlmin Kesinliği) : Sûfînin kalbinde üstâdının sesi ve nefesiyle Cenâb-ı Hak konuşur. Yolun başlangıcında üstâd perdedir; Cenâb-ı Hakk’ın sıfatsal tecellîsi bâtın, üstâd zâhir olur. Sûfî sesi üstâdından işitir, ama arkasında Hak sıfatları vardır Aynel Yakîn (Gözün Kesinliği) : Sûfî çalıştıkça rüyâsında ve hâlinde Hz. Muhammed Mustafâ sallallâhu aleyhi ve sellemi görmeye başlar. Onun kalbinde Resûlullâh konuşmaya başlar. O güne kadar üstâdı ona sünnet-i seniyyeyi öğretmiş, onu Muhammed Mustafâ’ya bağlamıştır. Şimdi üstâdın perdesi kalkıp Resûlullâh zâhir olur Hakkal Yakîn (Hakkın Kesinliği) : Sûfînin kalbinde Allâh celle celâlühü doğrudan konuşur.

Kaynak: 42. Karabaş-i Velî Tekkesi Sohbeti — İnsân-ı Kâmil Âlem-i Kebîr, Tahallül, Halîl

← Sorular – Sohbetlerde Sorulan Sorular ve Cevapları