Sohbetlerden Derlenen Sorular
Kategorilere göre düzenlenmiş tam arşiv
Tasavvuf(5877) — Sayfa 28/60
İbnü’l-Arabî’nin tezi nedir?
İlahiyatçılar ve felsefeciliğe göre İslâm düşüncesinin genel yönü Allâh ile yaratılmışlar arasında her türlü benzerliği olumsuzlamak ve Allâh’ın karşılaştırılmazlığını ispât etmektir. Sûfîler böyle düşünmezler.
Kaynak: 33. Karabaş-i Velî Tekkesi Sohbeti — Gönüllü Dönüş: İhtiyarî ve Icbârî Rucû, Hay
Sûfîler Allâh’ı nasıl sever?
Biz olumsuzlaştırmayız çünkü. Hattâ sûfîler şöyle düşünürler: ‘Herkes kendisi gibi olanı sever.’ Cömert cömerti sever, cimriyi sever mi? Muhabbet ehli muhabbet ehlini sever. Sabahtan akşama kadar oklava yutmuş dut yeniş bülbül gibi susanı ne yapsın muhabbet ehli?
Kaynak: 33. Karabaş-i Velî Tekkesi Sohbeti — Gönüllü Dönüş: İhtiyarî ve Icbârî Rucû, Hay
Allâh’ın ahlâkı nedir?
Biz sûfîler olarak önce O’nun ahlâkıyla ahlâklanmayı isteriz. Hadîs-i şerîf: ‘Allâh’ın ahlâkıyla ahlâklanın.’
Kaynak: 33. Karabaş-i Velî Tekkesi Sohbeti — Gönüllü Dönüş: İhtiyarî ve Icbârî Rucû, Hay
Peygamberler Allâh’a ne kadar yakın?
O yüzden Arabî başka bir yerde şöyle der: ‘Peygamberler Allâh’a en yakın ve en fazla bilen insanlardır.’ Ondan sonra velîleri koyar; bazı yerlerde ‘sûfîler’ der, ‘velîler’ demez.
Kaynak: 33. Karabaş-i Velî Tekkesi Sohbeti — Gönüllü Dönüş: İhtiyarî ve Icbârî Rucû, Hay
Hadîs inkârcılarına karşı ne söylüyor?
Cenâb-ı Hak kendisine atfettiği şeyleri kullarının inkâr etmesi en büyük edepsizliktir.
Kaynak: 33. Karabaş-i Velî Tekkesi Sohbeti — Gönüllü Dönüş: İhtiyarî ve Icbârî Rucû, Hay
Allâh’ın âyetlerini eğip-bükme ne demektir?
Allâh’ın âyetlerini eğip-bükenler yalama olmuşlardır. Hazret-i Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem’in hadîs-i şerîflerini eğip-bükenler yalama olmuşlardır — dinde yalamadır.
Kaynak: 33. Karabaş-i Velî Tekkesi Sohbeti — Gönüllü Dönüş: İhtiyarî ve Icbârî Rucû, Hay
İhsân hadîsi nedir?
Bir hadîs-i şerîf var, Hazret-i Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem’e ihsânı soruyorlar. O buyuruyor: ‘Allâh’ı görüyormuş casına yaşamandır. Sen O’nu görmesen dahî her an O’nun seni gördüğünü hissederek yaşamandır.’
Kaynak: 33. Karabaş-i Velî Tekkesi Sohbeti — Gönüllü Dönüş: İhtiyarî ve Icbârî Rucû, Hay
Nefsle mücâdele nedir?
Size bir müjde vereyim. İçki içmedin? İçki içmeye müsâit mi her kes? Evet. Buna paran var mı? Evet. Yapabilirliğin var mı? Evet. İçmediğin müddetçe sevap kazanıyorsun, ibâdet ediyorsun.
Kaynak: 33. Karabaş-i Velî Tekkesi Sohbeti — Gönüllü Dönüş: İhtiyarî ve Icbârî Rucû, Hay
Affetmenin iki türü nedir?
İntikam almaya gücü yetti hâlde, ondan intikam almayıp affetmektir mü’min. Gücün yetmediğini affetmek değildir. ‘Ona zâten gücün yetmedi, affettin’ deme. Ben pısırıkım, buna gücüm yetmedi de. Allâh’ından bulsun. Ne alâkası var?
Kaynak: 33. Karabaş-i Velî Tekkesi Sohbeti — Gönüllü Dönüş: İhtiyarî ve Icbârî Rucû, Hay
Kapıdan gelene kızma nedir?
Kardeşler içeride veya burada namâz kılıyordur. Cehrî okunduğu için dinlenmesi gerekir — eyvallâh kabûl ediyorum. Ama şunu unutmayın: Buranın kapısı açık. Buraya gelen herkes ‘on numâra din biliyor’ diye bir kâide yok. Biz kendimiz on numara din yaşıyormuşuz gibi karşımızdan da on numara din istiyoruz.
Kaynak: 33. Karabaş-i Velî Tekkesi Sohbeti — Gönüllü Dönüş: İhtiyarî ve Icbârî Rucû, Hay
Sûfîliğin temel prensibi nedir?
Bizim sûfîlik yolumuzda çok ibâdet değildir, çok iyiliktir. Bizde çok ibâdet değil, çok iyiliktir, çok iyi olmadır, çok güzel ahlâklı olmadır. Çok namâz kılma değildir, çok güzel ahlâklı olmaktır. Çok oruç tutmak değildir, çok insân doyurmaktır.
Kaynak: 32. Karabaş-i Velî Tekkesi Sohbeti — Laiklik Analizi, Nevruz Bayramı ve Berzah Â
Sûfîlerin kalp müftüsü nedir?
Harâmdan uzak durmaya gayret et — sakın. Şüphelilerden uzak durmaya gayret et — sakın. Allâh’ın istemediği şeylerden uzak durmaya gayret et — sakın. Bu sakınma duygusu sende olunca Cenâb-ı Hak senin kalbine müftüyü indirir.
Kaynak: 32. Karabaş-i Velî Tekkesi Sohbeti — Laiklik Analizi, Nevruz Bayramı ve Berzah Â
Sûfîlerin Peygamber Mürebbî Mertebeleri nedir?
Bir sûfî beşinci makama geldiğinde Pîr’lerden birisi onun mürebbîsi olur. Bir Pîr Efendi onun öğretmeni oluyor. Ardından o kimse beşinci esmâdan altıncı esmâya geçince ona peygamberlerden bir mürebbî verilir. Peygamber mürebbîlerinin arasında da derecelendirme vardır: Âdem aleyhisselâm mürebbîsi: Başlangıç olarak farklı derecedir. İbrâhîm aleyhisselâm mürebbîsi: Farklı derecedir. Mûsâ aleyhisselâm mürebbyisi: Farklı derecedir. Îsâ aleyhisselâm mürebbîsi: ‘Bunların içerisinde Îsâ aleyhisselâm’ın mürebbîsi olduğu sûfî en yüksek derecededir. Hazret-i Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem mürebbîsi: ‘7. makâm geçtiğinde o kimsenin mürebbîsi Hazret-i Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem olur. Hazret-i Peygamber ne diyorsa öyle tecellî eder, öyle yapar.’
Kaynak: 32. Karabaş-i Velî Tekkesi Sohbeti — Laiklik Analizi, Nevruz Bayramı ve Berzah Â
Berzah Âlemi Nedir?
İbnü’l-Arabî ve tasavvuf literatüründe çok detaylı işlenmiştir — insanın ekip biçtiklerinin sûret aldığı bir âlem olarak tanımlanır. Ölüm ile kıyâmet arası insan rûhunun bulunduğu âlem. Kur’ân’da Mü’minûn sûresinde geçer.
Kaynak: 32. Karabaş-i Velî Tekkesi Sohbeti — Laiklik Analizi, Nevruz Bayramı ve Berzah Â
İbnü’l-Arabî’nin Berzah Âlemi Doktrini Nedir?
Uyku küçük ölüm, ölüm büyük uykudur — her ikisinde de rûh bedeni terk eder. Sûfînin gerçek yolu "çok ibâdet" değil "çok iyi insan olma"dır. Eşine-çocuğuna kötü davranan kimseye keşf gelmez; güzel ahlâklılara, tatlı dillilere, emin insanlara gelir. Sakınmak — yâni Allâh’ın çizdiği sınırdan çıkmamak — kalpte bir müftü inmesinin şartıdır; o müftü Allâh’ın kalbe indirdiği özel nûrudur ve satırdan değil sadırdan konuşmanın menşei budur.
Kaynak: 32. Karabaş-i Velî Tekkesi Sohbeti — Laiklik Analizi, Nevruz Bayramı ve Berzah Â
Ching ve felsefî yokluk-varlık tartışmalarına derin bir cevap niteliğinde devâm eder mi?
Mustafa Özbağ Efendi’nin Karabaş-i Velî Tekkesi 2016 sohbet serisinin otuzuncu dersi, Hazret-i Mevlânâ’nın "Sen düşünceden ibâretsin" beytinin tahlîli ile başlayıp Jean-Paul Sartre, Mimar Francis D.K. Ching ve felsefî yokluk-varlık tartışmalarına derin bir cevap niteliğinde devâm eder. Sohbette ele alınan başlıklar: Düşünce-niyet ilişkisi ve İmâm-ı A’zam’ın "ameller niyetlere göredir" hadîsi; horoz seherde melekleri görmesi hadîs-i şerîfi; nefsine uyup gerilemekten kurtulamayan kardeşin halinin tahlîli; küfürbâz ve kumarbâz eşinin İslâmî değerlendirmesi; Türkiye Cumhûriyeti’nin devlet eliyle kumar oynattığı (Millî Piyango, İddiâ, Spor Toto, At Yarışı) eleştirisi; tatil kültürünün İslâmî olmaması ve "müslümanın boş vakti olmaz" prensibi; eşcinselliğin tedâvîsi mümkün olan bir sapkınlık olduğu; sevmenin sınırları ve "manevî sevginin sınırsız olabilmesi"; Cüneyd-i Bağdâdî’nin "Allâh’ın sizi ne kadar sevdiğini öğrenmek istiyorsanız sizin Allâh’ı ne kadar sevdiğinize bakın" hadîs-i kudsîsi; Jean-Paul Sartre’nin "varlık ve hiçlik" felsefesine ve Francis D.K. Ching’in mîmârî boşluk teorisine reddiye; ve son olarak Mesnevî’nin "Yoktan var edilme" beyitlerinin tahlîli.
Kaynak: 30. Karabaş-i Velî Tekkesi Sohbeti — Sen Düşünceden İbâretsin: Niyet, Boşluk Yok
Horoz seherde melekleri görmesi hadîs-i şerîfi ne anlama gelir?
Hazret-i Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem buyurur ki horozlar seher vaktinde melekleri görürler. O yüzden ötmeye başlarlarmış. İşin acı tarafı, ben kendi nefsim için söyleyeyim — biz horozlar kadar değiliz. Seher vaktinde semaya tecellî eden melekleri görebilecek noktada değiliz.
Kaynak: 30. Karabaş-i Velî Tekkesi Sohbeti — Sen Düşünceden İbâretsin: Niyet, Boşluk Yok
Kendi varoluşunuzun başına kadar giderseniz ne olursunuz?
Efendi son hikmeti çıkarır: "Eğer kendi varoluşunuzun başına kadar giderseniz orada kalırsınız. Bu kendi varoluktanuzdur. Kün dendi, rûhlar âleminde yaratıldı — kendi varoluşunuzun başlangıcı. Ama yok, siz seyrinizi Allâh’ta yaparsanız o zaman yokluk âleminin başlangıcına kadar gidebilirsiniz. Ve neyin nereden zuhûr ettiğini ancak o zaman görürsünüz."
Kaynak: 30. Karabaş-i Velî Tekkesi Sohbeti — Sen Düşünceden İbâretsin: Niyet, Boşluk Yok
Sûfîliğin en yüksek mertebesinin tanımı nedir?
Bu, sûfîliğin en yüksek mertebesinin bir tanımıdır: Kendi başlangıcını aramak değil, varoluştan önceki "yokluk alanına" — yâni Allâh’ın ezelî ilmindeki tasarımına — kadar gitmek. Ancak kendi başlangıcına kadar giden orada durur; Allâh’ta seyr edenler ise sınırsızca devam ederler.
Kaynak: 30. Karabaş-i Velî Tekkesi Sohbeti — Sen Düşünceden İbâretsin: Niyet, Boşluk Yok
Sohbetin son bölümü hangi beyt üzerine odaklanır?
Sohbetin son bölümü Mesnevî’nin "Sözün-harfin bittiği durağı cana göster" beyti üzerinedir. Akıl, hayâl, varlık ve "yokluk alanı" hiyerarşisi: Akıl en dar olanıdır; hayâl daha geniş, varlık daha geniş, ama yokluk alanı sonsuz geniştir. Sûfînin yolu kendi başlangıcını aramak değil, Allâh’ta sonsuzca seyretmektir. "Kendine gel, tereddüt etme — önce yok ol. Yokluğa daldıktan sonra doğudan baş göster ve aydınlat." Yok olmak Kur’ân ve Sünnet’e tam yönelmektir; o zaman kişinin kendi hevâ ve nefsi kalmaz.
Kaynak: 30. Karabaş-i Velî Tekkesi Sohbeti — Sen Düşünceden İbâretsin: Niyet, Boşluk Yok
Kendine gel, tereddüt etme. Önce yok ol. Yokluğa daldıktan sonra doğudan baş göster ve aydınlat. Bu beyt ne anlama gelir?
Efendi bunu da şöyle şerh eder: "Bir kimsenin kendisini yok etmesi, kendisini bu noktada yok olma noktasına getirmesi — o kimsenin kendi üzerinde duygu dâhil, akıl dâhil, kalp dâhil her şeyiyle Kur’ân ve Sünnet’e yönelip her şeyini Kur’ân ve Sünnet’e göre yapmasıdır. O zaman o kimsenin kendi hevâsı ve nefsi kalmaz. Allâhu A’lem."
Kaynak: 30. Karabaş-i Velî Tekkesi Sohbeti — Sen Düşünceden İbâretsin: Niyet, Boşluk Yok
Efendi’nin "çekebileceğin yükü yükle" beytiyle ilgili tasavvufî kâide nedir?
Efendi bu beyti çok pratik bir tasavvufî kâideye dönüştürür: "Bu o kimsenin hikmet erbâbı olduğunu gösterir. Ders verilirken müridin çekebileceği kadar ders verilir. Hazret-i Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem’in söylediği sayılarda genel olarak başlanılır ders çekmeye. Sonradan o kimsenin rüyâsına göre, durumuna haline göre dersi değişmeye başlar."
Kaynak: 29. Karabaş-i Velî Tekkesi Sohbeti — Dört Büyük Felâket: Alkol-Uyuşturucu-Fuhuş-
Eğer bir kimsenin çekemeyeceği yükle o kimseyi yüklerseniz ne olur?
Efendi çok kritik bir mürşid ölçüsü koyar: "Eğer siz bir kimsenin çekemeyeceği yükle o kimseyi yüklerseniz, o kimseyi yoldan soğutursunuz. Yapacak olduğu işten bıktırırsınız. ‘Allâh yazmaktan bıkmaz, siz işlemekten usanırsınız.’ Sûfîliğe adım atanlar hızla çok ders çekmek isterler, hızla merdivenlerin üstüne tırmanmak isterler. Haris olurlar. Ama tez koşan çabuk yorulur."
Kaynak: 29. Karabaş-i Velî Tekkesi Sohbeti — Dört Büyük Felâket: Alkol-Uyuşturucu-Fuhuş-
Sana yakîn gelinceye kadar Rabbine ibâdet etmek ne demektir?
Efendi çok önemli bir âyetin yanlış yorumuna karşı uyarır: "Sana ölüm gelinceye kadar Rabbine ibâdete devâm et" — burada "yakîn" ismi kullanılır. "Sakın ‘ben yakîn oldum’ deyip de amel ve ibâdetleri terk edenlerden olmayın. Bütün müfessirler bunu ölüme bağlamışlar." Yâni "yakîn"i "ölüm" olarak okumak gerekir; "ben yakîn elde ettim, artık ibâdete gerek yok" diyenler büyük bir hatâya düşerler.
Kaynak: 29. Karabaş-i Velî Tekkesi Sohbeti — Dört Büyük Felâket: Alkol-Uyuşturucu-Fuhuş-
Ferâset ehli olmak ne demektir?
Efendi bu beyitten yola çıkarak ferâset bahsini açar. "Bir kimsenin işi var. Sen onu işinden feragât ettirip bir iş yaptırmaya kalkarsan adamı işinden edersin. Fabrikada adam 8-5 çalışıyor. 8-5 çalışan bir kimseye iş buyurulmaz. Adamın evinde iki odası var, sen ona beş misâfir gönderme. Kaldıramayacağı bir yükü onun üzerinin omuzlarına verme."
Kaynak: 29. Karabaş-i Velî Tekkesi Sohbeti — Dört Büyük Felâket: Alkol-Uyuşturucu-Fuhuş-
Ferâsetin kaynağını ve Allâh’ın nûruyla bakmanın ne anlama gelir?
Efendi ferâsetin kaynağını gösterir: "Bir kimsenin kaldıramayacağı yükü buyuran insanlar ferâsetsiz insanlardır. Ferâsetli insanlar etrâfındaki insanların kaldıramayacağı yükle yüklemezler. Ferâset kimde olur? Allâh’ın nûruyla bakanlarda olur. Allâh’ın nûruyla bakmanın noktasına ne ile gelinir? Farzları yerine getirip harâmlardan uzak durup, nâfilelerle yaklaştıkça yaklaşmakla."
Kaynak: 29. Karabaş-i Velî Tekkesi Sohbeti — Dört Büyük Felâket: Alkol-Uyuşturucu-Fuhuş-
Mü’minin ferâsetinden çekilmek ne demektir?
Efendi hadîs-i şerîfe atıfta bulunur: "Mü’minin ferâsetinden çekininiz. Çünkü o Allâh’ın nûruyla bakar." Ferâset, Allâh’a yakın olan müminin sezgisidir; kalpler ve hayât gerçekleri açıkça görmektir.
Kaynak: 29. Karabaş-i Velî Tekkesi Sohbeti — Dört Büyük Felâket: Alkol-Uyuşturucu-Fuhuş-
Sûfî için "üzerine vanayı açmak mahâret değildir" ne anlama gelir?
Efendi bu metaforu özellikle sûfî olgunlaşma süreciyle ilişkilendirir: "Dervişlere ona göre su ver. Buradaki su nedir? Zikirdir, mâneviyâttır, feyizdir. Sen dervişe normâlde vanayı açmak mahâret değildir. Onu karşıdaki dervişin kaldırıp kaldırılmayacağını bilmek mahârettir."
Kaynak: 29. Karabaş-i Velî Tekkesi Sohbeti — Dört Büyük Felâket: Alkol-Uyuşturucu-Fuhuş-
Dervişe fazla ders vermek ve arığı açmak ne gibi sonuçlara yol açar?
Efendi: "O kimseye fazla ders verirsen, arığı açarsan, o kimse eşinden, işinden, aşından olur. Ondan sonra dersin ki ‘kaldıramadı o’. Sen neydin onun başında? Sen neydin o hâlde olmayan bir kimseye kalkıp da rabıta vermek? Sen neydin başında o kimsenin kaldıramayacağı bir enerjiyi ona yükledin?"
Kaynak: 29. Karabaş-i Velî Tekkesi Sohbeti — Dört Büyük Felâket: Alkol-Uyuşturucu-Fuhuş-
Sen neydin onun başında?
O kimseye fazla ders verirsen, arığı açarsan, o kimse eşinden, işinden, aşından olur. Ondan sonra dersin ki ‘kaldıramadı o’. Sen neydin o hâlde olmayan bir kimseye kalkıp da rabıta vermek? Sen neydin başında o kimsenin kaldıramayacağı bir enerjiyi ona yükledin?
Kaynak: 29. Karabaş-i Velî Tekkesi Sohbeti — Dört Büyük Felâket: Alkol-Uyuşturucu-Fuhuş-
Ona hazır mı, değil mi?
Derviş ister ki her gün bulutların arkasından Allâh’la konuşsun. Derviş ister ki her gece hâl görsün, rüyâ görsün, duvarın arkasını görsün, kalbinden geçenleri görsün. İster bunu bütün dervişler. Ama Onu bilen yok.
Kaynak: 29. Karabaş-i Velî Tekkesi Sohbeti — Dört Büyük Felâket: Alkol-Uyuşturucu-Fuhuş-
Onu görmez ki derviş kendince midir?
Bazen târîf ederim — yanında kulağının ucunda bir ıslık birden çıkmasıyla yorganın altında yatacak yer arar. Onu görmez ki derviş kendince. Bir korku girer içerisine, bir korku girdi mi ders çekmez bir daha.
Kaynak: 29. Karabaş-i Velî Tekkesi Sohbeti — Dört Büyük Felâket: Alkol-Uyuşturucu-Fuhuş-
Bülbülün yemiyle karganın yemi aynı mı?
Her Kuşun Yemi Kendi Miktarınca. Bülb,ülün yemiyle kartalın yemi aynı mı? Bülbülün yemiyle akbabanın yemi aynı mı? Sen şâhine leş yedirebilir misin? Yemez. Bir dergâhın içerisinde hepsi de vardır. Bülbül gibi şakıyanı da vardır, karga gibi öteni de vardır. Kartal olduğu gibi akbabası da vardır.
Kaynak: 29. Karabaş-i Velî Tekkesi Sohbeti — Dört Büyük Felâket: Alkol-Uyuşturucu-Fuhuş-
Herkes sohbetten kendi cinsine göre alır mı?
O zaman sen ferâset sâhibi ol. Herkesin yemini ona göre hazırla. Sûfîlik de öyledir. Her sûfî aynı yemi yemez. Hepsi de kendi cinsine göre yer. Herkes sohbetten kendi cinsine göre alır.
Kaynak: 29. Karabaş-i Velî Tekkesi Sohbeti — Dört Büyük Felâket: Alkol-Uyuşturucu-Fuhuş-
Kanadın çıkmadıysa hep bekler avcılar seni midir?
Kanadı çıkmamış kuş uçmaya kalkıştı mı her yırtıcı kediye lokma olur gider. Sakın kendi kendine ‘oldum’ havâsına düşme. Sakın kendi kendine ‘erdim’ havâsına düşme. Sakın kendi kendine ‘ben bundan sonra mânende uçarım’ deme. Kanadın çıkmadıysa hep bekler avcılar seni. Sen daha yuvadan kendini attığın anda yem olursun avcılara.
Kaynak: 29. Karabaş-i Velî Tekkesi Sohbeti — Dört Büyük Felâket: Alkol-Uyuşturucu-Fuhuş-
Ahmâk olan yavrular henüz daha kanatlanmamışken ‘uçma’ hevâ-hevesine kanıp kendilerini yuvadan aşağı atarlar mı?
Avcı kediler kuşların yavru zamanı giderler, yavruların yuvalarının altında pinek derler. Çünkü ahmâk olan yavrular henüz daha kanatlanmamışken ‘uçma’ hevâ-hevesine kanıp kendilerini yuvadan aşağı atarlar. Kedi anında kapar.
Kaynak: 29. Karabaş-i Velî Tekkesi Sohbeti — Dört Büyük Felâket: Alkol-Uyuşturucu-Fuhuş-
Âdem’in Yolu mu, Şeytanın Yolu mu?
Âdem’i âdem eden, kendi pişmanlığıdır. Kendi acziyetini görmesidir. Fakriyetini görmesidir. Muhtâçlığını görmesidir. Âdem’in yolundan git, şeytanın yolundan gitme. Şeytanı mahveden şey kibridir. Şeytanı mahveden şey kendisini üstün görmesidir. Şeytanı mahveden şey kendisinde bir şey görmesidir.
Kaynak: 29. Karabaş-i Velî Tekkesi Sohbeti — Dört Büyük Felâket: Alkol-Uyuşturucu-Fuhuş-
Allâh’ın nimetine hamd etmeyenin Cenâb-ı Hak elinden nimeti alır mı?
Kendinde bir mahâret görme. Mahâret Allâh’ındır. Bütün iyilikler Rabbindendir. Cenâb-ı Hak sana bir lütuf, bir ikrâm verdiyse hamd et. Nankörlerden olma. Allâh’ın nimetine hamd etmeyenin Cenâb-ı Hak elinden nimeti alır.
Kaynak: 29. Karabaş-i Velî Tekkesi Sohbeti — Dört Büyük Felâket: Alkol-Uyuşturucu-Fuhuş-
Allâh’ı zikretmeyi nimet bil nedir?
Allâh’ı zikretmeyi nimet bil. Namâz kılmayı nimet bil. Oruç tutmayı nimet bil. Allâh’ın yolunda gitmeyi nimet bil. Allâh’ı zikreden dostlarının-kardeşlerinin olmasını nimet bil. Hâinlerden olma. Şükürsüzlerden olma.
Kaynak: 29. Karabaş-i Velî Tekkesi Sohbeti — Dört Büyük Felâket: Alkol-Uyuşturucu-Fuhuş-
Bu son 200-300 yıldır duyulmaya başladı bunlar mı?
İlk Sûfîler Ben Şeyhim Demezlerdi. Kendi kendine ‘ben şeyh oldum, ben mürşid oldum, ben mürşıd-i kâmil oldum, ben nebî oldum, ben Mehdî oldum’ deme. Sakın ha! Bu peygamberlerin yolu değil, bu ilk sûfîlerin yolu değil. İlk sûfîlerin ağzından duyulmamıştır ‘ben mürşidim’ diye. Bu son 200-300 yıldır duyulmaya başladı bunlar.
Kaynak: 29. Karabaş-i Velî Tekkesi Sohbeti — Dört Büyük Felâket: Alkol-Uyuşturucu-Fuhuş-
Ebû Cehil’de de sakal vardı mı?
Sakalını istismâr etme. ‘Ben bu sakalla mı yalan söyleyeceğim?’ Söylersin. Ebû Cehil’de de sakal vardı. Ebû Cehil’de de takke vardı. Hazret-i Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem’in kıyâfetiyle Ebû Cehil’in kıyâfeti arasında fark yoktu ki.
Kaynak: 29. Karabaş-i Velî Tekkesi Sohbeti — Dört Büyük Felâket: Alkol-Uyuşturucu-Fuhuş-
Bir tek kuşağım kaldı mı?
Birisi gelmiş Hazret-i Mevlânâ’ya: ‘Yâ Mevlânâ, bütün kıyâfetlerimi Hazret-i Peygamber’in kıyâfetine benzettim. Bir tek kuşağım kaldı. Kuşağım nasıldı, öyle kuşak bağlasam.’ Cevap muhteşem: ‘Eğer kuşağını da o şekilde bağlarsan oldun tam Ebû Cehil.’
Kaynak: 29. Karabaş-i Velî Tekkesi Sohbeti — Dört Büyük Felâket: Alkol-Uyuşturucu-Fuhuş-
Müslümânlar dışlarını süslüyorlar, içlerini değil mi?
Sen ahlâken benzemeye çalış. Sen sûretini benzetiyorsun, sîretini-içini benzet. Müslümânlar dışlarını süslüyorlar, içlerini değil. Sûfînin işi içi süslemek.
Kaynak: 29. Karabaş-i Velî Tekkesi Sohbeti — Dört Büyük Felâket: Alkol-Uyuşturucu-Fuhuş-
Bu cigara ne dedim?
Şeyhim Cigara İçer mi?": Sadakat ile Sadık Olmak. Sakalı ne kadar güzel dedim. Sünnete Resûlullâh. Böyle tebessüm etti. Hışına gitti. Bu cigara ne dedim? Eğildim kulağına: ‘Hazret-i Muhammed Mustafâ içer miydi?’ ‘Bizim sâdâtlar içiyor’ dedi. ‘Bizim sâdâtlar içiyor’ dedi. ‘Bir başkasını bana öngörme’ dedim. ‘İçer miydi?’ ‘İçmezdi’ dedi. ‘Aferin nefsini kırdın şimdi’ dedim. Çünkü çoğu ‘cânı sıkılıyor’ içmezdi diyemiyor. Aferin sana. ‘Bunu içmek iyi mi?’ dedim. ‘Söz ver bana bırakacağına.’ Böyle baktı, ‘söz veriyorum’ dedi. ‘Hah şimdi oldu’ dedim.
Kaynak: 29. Karabaş-i Velî Tekkesi Sohbeti — Dört Büyük Felâket: Alkol-Uyuşturucu-Fuhuş-
Şeyhim Allâh rahmet eylesin öyle derdi mi?
İçi Estağfirullah Tövbe. Şeyhim Allâh rahmet eylesin öyle derdi. Cenâb-ı Hak himmetini üzerimizde eylesin. Derdi ki: ‘Mustafâ Efendi oğlum, niceleri var dışı yeşil türbe — içi estağfirullâh tövbe.’
Kaynak: 29. Karabaş-i Velî Tekkesi Sohbeti — Dört Büyük Felâket: Alkol-Uyuşturucu-Fuhuş-
Yazık değil mi sen insanlara zulmediyorsun?
İçin estağfirullâh tövbe olmasın. Yazık değil mi sen evi geçimsiz hale getiriyorsun? Kadın-erkek önemli değil. Ahlâken kendini düzelt. Sakalı bırakmak güzel de sakalının üstünde cigara tutturmak güzel değil.
Kaynak: 29. Karabaş-i Velî Tekkesi Sohbeti — Dört Büyük Felâket: Alkol-Uyuşturucu-Fuhuş-
Reyhân camisinde her ikindi namâzından sonra 2-3 kişi kalıyorlar, böyle rabıtaya duruyorlar mı?
Sahte Cezbe ve Hz. Ömer’in "Kaldırın Atın Şunu" Tepkisi. Reyhân camisinde her ikindi namâzından sonra 2-3 kişi kalıyorlar, böyle rabıtaya duruyorlar. Ben de takılmayayım, namâzı kılıp çıkıyorum. Bir de o gün takılmamın sebebi: Gözücünden bakıyorlar — ‘sen bir de ehl-i tasavvuf olacaksın, hani sen burada câmide kalmıyorsun, rabıtaya yapmıyorsun.’
Kaynak: 29. Karabaş-i Velî Tekkesi Sohbeti — Dört Büyük Felâket: Alkol-Uyuşturucu-Fuhuş-
Dedim 20 dakikanın sonunda yapıyorsunuz değil mi?
Bir de Ne hikmetse bu cezbe 20 dakikanın sonunda geliyor — 5 dakikada gelmiyor, 3 dakikada gelmiyor. Cezbe orada duruyor. Ne zaman böyle herkes ona bakacak, ne zaman ilgi çekecek o — bir sayhâ çıkarır. Bu kadınlarda da vardır erkeklerde de.
Kaynak: 29. Karabaş-i Velî Tekkesi Sohbeti — Dört Büyük Felâket: Alkol-Uyuşturucu-Fuhuş-
Hazret-i Ömer Efendimiz soruyor: ‘Bu kim?’ ‘Yâ Emîrü’l-Mü’minîn midir?
Hz. Ömer’in Iraklı Müslümânlardan Cevâbı. Hazret-i Ömer radıyallâhu anh Hazretleri buyurdu ya. Yanında Kur’ân-ı Kerîm okunduğunda böyle Allâh zikredildiğinde böyle cezbe geçiren bir kimse varmış. Hazret-i Ömer Efendimiz soruyor: ‘Bu kim?’ ‘Yâ Emîrü’l-Mü’minîn, böyle yanında Allâh anılınca cezbe — bu Iraklı Müslümânlardan.’ ‘Kaldırın atın şunu’ diyor. ‘Bunun üzerinde şeytanın tecellîyâtını görüyorum.’
Kaynak: 29. Karabaş-i Velî Tekkesi Sohbeti — Dört Büyük Felâket: Alkol-Uyuşturucu-Fuhuş-
Ashâbın yanında Allâh anıldığında onlar tefekkür ederler, günâhlarını düşünürler, hicrana, hüsrana, hasrete ağlarlar, gözyaşı dökerlerdi mi?
Ashâbın cezbesi gözyaşıydı. Ashâbın yanında Allâh anıldığında onlar tefekkür ederler, günâhlarını düşünürler, hicrana, hüsrana, hasrete ağlarlar, gözyaşı dökerlerdi. Onlar böyle titreyip horon teper gibi, raksetmek, titremek, elektrik tutmuş gibi — yok kendince değişik sesler çıkarmak. Yok Ashâb-ı Resûlullâh’ta, yok.
Kaynak: 29. Karabaş-i Velî Tekkesi Sohbeti — Dört Büyük Felâket: Alkol-Uyuşturucu-Fuhuş-
Zikrullâhın bir adabı, erkânı var mıdır?
Zikrullâhın Edebi: "Tempoyu Bozma". Zikrullâhın bir adabı, erkânı var. O adaba o erkâna uy. Başında zikrullâh yaptıran var, ona tâbi ol. Zâkir nasıl nefes verdiyse o nefese devam edilecek. Onun sesini senin sesin geçmeyecek.
Kaynak: 29. Karabaş-i Velî Tekkesi Sohbeti — Dört Büyük Felâket: Alkol-Uyuşturucu-Fuhuş-
Sûfî olgunlaşmasında ne dikkat edilmelidir?
Her kuşun kendi yemini alması, dervişin kapasitesini aşan zikr veya feyzin ona zarar verebileceği önemli bir uyarıdır.
Kaynak: 29. Karabaş-i Velî Tekkesi Sohbeti — Dört Büyük Felâket: Alkol-Uyuşturucu-Fuhuş-
28. Karabaş-i Velî Tekkesi Sohbeti ne konuyla ilgilidir?
Âlem-i Sağîr ve Âlem-i Kebîr: Zâhir-Bâtın Denklemi ve Sonsuz Tecellîyât
Kaynak: 28. Karabaş-i Velî Tekkesi Sohbeti — Âlem-i Sağîr ve Âlem-i Kebîr: Zâhir-Bâtın D
Zâhir ve Bâtın isimlerinin ayrımı neden önemlidir?
Bu kritik bir teolojik ayrımdır: Allâh’ın sıfatları (işitme, görme, bilme, rahmet, gadap vb.) Zâhir ismi şerîfiyle kendini âlemde tecellî ettirir. Ancak Allâh’ın Zât’ı — "O’nun aslı, hakîkâti" — Bâtın ismi şerîfiyle tamâmen gizlidir ve hiçbir kulun idrâkine açılmaz. Bu iki boyutu birbirine karıştırmak, vahdet-i vücûd doktrininin yanlış yorumlarına yol açar.
Kaynak: 28. Karabaş-i Velî Tekkesi Sohbeti — Âlem-i Sağîr ve Âlem-i Kebîr: Zâhir-Bâtın D
İnsân-ı kâmilin âlemden ne farkı vardır?
Ben insân-ı kâmili alem-i kebîr (büyük âlem), normal âlemi de alem-i sağîr (küçük âlem) olarak nitelendiriyorum. Bu da benim nitelendirmemdir. Benim bunu nitelendirmemin sebebi şu: "Hiçbir yere sığmadım, mü’min kulumun kalbine sığdım" der — hadîs-i kudsî. O zaman gerçek kemâle ermiş bir insan bu mânâda alem-i kebîrdir, yâni büyük âlemdir. Çünkü Cenâb-ı Hakk’ın sıfatlarıyla tam teşekkül ettiği yine insândır. Kim? Muhammed Mustafâ sallallâhu aleyhi ve sellem. O da insândır. Böyle olunca ben insânı bu mânâda alem-i kebîr olarak görüyorum.
Kaynak: 28. Karabaş-i Velî Tekkesi Sohbeti — Âlem-i Sağîr ve Âlem-i Kebîr: Zâhir-Bâtın D
Zâhir boyutun Hakk’ın Bâtın isminin sûretidir mi?
Zâhir boyutun Hakk’ın Bâtın isminin sûretidir. Bu mânâda, Allâh’ın zâhir boyutu, Bâtın isminin sûretidir. Çünkü Allâh’ın zâhir boyutu, Bâtın isminin sûretidir. Bu mânâda, Allâh’ın zâhir boyutu, Bâtın isminin sûretidir.
Kaynak: 28. Karabaş-i Velî Tekkesi Sohbeti — Âlem-i Sağîr ve Âlem-i Kebîr: Zâhir-Bâtın D
Sûfî idrâkinin zirvesi nedir?
Her ân yeni bir tecellî yaşanır ve bu yaşananlar tekrarı olmayan "yeni yaratmalar"dır. Sûfînin vazîfesi bu sonsuz tecellî akışını hayretle seyretmektir.
Kaynak: 28. Karabaş-i Velî Tekkesi Sohbeti — Âlem-i Sağîr ve Âlem-i Kebîr: Zâhir-Bâtın D
"Ol Dediği Her Şey Zâhirdir" ifadesi ne anlama gelir?
Yaratılan her şey, yaratılan her şey aslında zâhir boyutundadır. Bir şeye ‘kün’ dediyse, ol dediği her şey zâhir boyutundadır. Ama biz onu idrâk edememiş olabiliriz. Bizim için bâtın olabilir o. Ama hakîkâtte bâtın değildir.
Kaynak: 28. Karabaş-i Velî Tekkesi Sohbeti — Âlem-i Sağîr ve Âlem-i Kebîr: Zâhir-Bâtın D
Rüyâ, zikrullâh hâli ve kalp ilhâmı nasıl bâtın ve zâhir boyutları arasında ilişkilendirilir?
Rüyâ: "Bir kimse gece rüyâ görür, gece rüyâsı kendince bâtınıdır. Hiç kimse o rüyâyı bilmiyor diye görür. Hayır. Allâh el-Habîr’dir, haber verendir. Cenâb-ı Hak bir velî kuluna o rüyâyı gösterebilir. Ona bâtın olan şey ona zâhir olur." Zikrullâh Hâli: "Bir sûfî Allâh’ı zikrederken hâl görür, bu sûfîye bâtındır. Dışarıdan izleyen için de bâtındır. Ama o sûfînin gördüğü hâli bir başkası görür. Bir başkasının bâtın bildiği şey bir başkası için zâhirdir." Kalp İlhâmı: "Bir kimsenin kalbine gelen ilhâm diğer insanlar açısından bâtın olabilir. Ama o kalbe gelen ilhâmı Cenâb-ı Hak bir başkasına âşikâr edebilir."
Kaynak: 28. Karabaş-i Velî Tekkesi Sohbeti — Âlem-i Sağîr ve Âlem-i Kebîr: Zâhir-Bâtın D
Hakîkâtte bâtın olan bir tek nedir?
Hakîkâtte bâtın olan bir tek Cenâb-ı Hakk’ın Zâtullâhıdır. O da tefekkür edilmesi yasaklanmıştır. Varlığa düşen her ne varsa hiçbirisi de bâtın değildir.
Kaynak: 28. Karabaş-i Velî Tekkesi Sohbeti — Âlem-i Sağîr ve Âlem-i Kebîr: Zâhir-Bâtın D
Hz. Ömer’in ezân rüyâsı ve hurma kütüğü hâdisesi ne anlama gelir?
Ezân-ı şerîf herkese bâtın iken Hazret-i Ömer radıyallâhu anh Hazretleri bâtın değildi. Bir gün önce rüyâsında ezânın nasıl okunduğunu görmüştü. Ona bâtın değildi. O zaman bir başkasına bâtındı ama ona bâtın değildi. Bu meşhûr hâdiseye göre, ezân okunma şekli Hazret-i Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem’e vahiyle gelmeden önce Hazret-i Ömer (ve Abdullâh b. Zeyd) rüyâlarında görmüşlerdi. Bir diğer çarpıcı örnek "hurma kütüğü"dür: "Mescid-i Nebevî’nin inşâsı sırasında Hazret-i Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem Hazretleri bir hurma kütüğüne yaslanarak hutbe verirdi. Minber yapılıp oraya geçince kütük ağlamaya başladı. Bir başkasına bâtın olan ‘kütüğün dillenmesi’ Efendimiz için zâhirdi. Efendimiz kütüğe ‘cennette berâber olmak ister misin?’ diye sordu, o da ‘orada beraberliğimi devâm ettirmek isterim’ dedi."
Kaynak: 28. Karabaş-i Velî Tekkesi Sohbeti — Âlem-i Sağîr ve Âlem-i Kebîr: Zâhir-Bâtın D
Kabir azâbı çekenlere hurma dalı batırma hâdisesi ne anlama gelir?
Hazret-i Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem yanında Hazret-i Ebû Bekir Efendimiz de var, sahâbeler var. Hızla kabristandan geçerken bir kabrin başında durdu. ‘Duyuyor musunuz?’ dedi. ‘Hayır yâ Resûlallâh, duymuyoruz.’ ‘Kim bana yeşil dal parçası getirecek?’ Hızla koştu birisi, üç tâne yeşil hurma dalı getirdi. Üç kabr-i şerîfin başına parçaladığı bu yeşil hurma dallarını dikti. ‘Bu kardeşleriniz kabir azâbı çekiyorlar. Bunların kabir azâbı, birisi diline sâhip olamadığından — gıybet ediyor, dedikodu ediyor, onu buna çemkiriyor — birisi de ayakta bevlettiğinden, üzerine necâset sıçrıyor, necâsetle dolaşıyor.’ Öbür günlere bâtın. Ama Hazret-i Resûlullâh sallallâhu aleyhi ve sellem’e zâhir.
Kaynak: 28. Karabaş-i Velî Tekkesi Sohbeti — Âlem-i Sağîr ve Âlem-i Kebîr: Zâhir-Bâtın D
Gıybet ve ayakta bevletmek neden kabirde azâb sebebiyet verir?
Her ikisi de "küçük" sayılan ama kabirde ağır azâba sebebiyet veren ve Hazret-i Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem tarafından açık bir şekilde uyarılan hatâlardır.
Kaynak: 28. Karabaş-i Velî Tekkesi Sohbeti — Âlem-i Sağîr ve Âlem-i Kebîr: Zâhir-Bâtın D
İnsânın makâmı nedir?
İnsânın makâmı: Yaşarken bilinmeyen, öldükten sonraya bellidir. Ne var ki insanların kendileri birer bütündür. Ve ölüm ânına kadar kesin olarak belli bir sıfata indirgenemezler. Bu dünyâdayken insanlar bilinmeyen makâmlarda bulunurlar.
Kaynak: 28. Karabaş-i Velî Tekkesi Sohbeti — Âlem-i Sağîr ve Âlem-i Kebîr: Zâhir-Bâtın D
Velîlerin üç tür hiyerarşisi nedir?
En yüksek velî: "Hem kendisinin bildiği hem halkın bildiği velî. O kimse kendisinin velî olduğunu bilir, halk da bilir. Halk nasıl bilir? Rüyâ ile bilir, keramet görerek bilir." Orta velî: "Halk onun velî olduğunu bilir, kerammet görürler. O ise kendi velîliğinden habersizdir." En düşük (ama aslında en kıymetli) velî: "Hem kendisi habersiz hem halk habersiz. Ricâlü’l-Gayb dedikleri bunlardır. Kendilerinin velî olduklarını bilmezler, halk da bilmez. Bunlar herkes gibi yaşarlar ama onların makâmları yücedir."
Kaynak: 28. Karabaş-i Velî Tekkesi Sohbeti — Âlem-i Sağîr ve Âlem-i Kebîr: Zâhir-Bâtın D
Ricâlü’l-Gayb kavramı nedir?
Efendi burada klâsik tasavvufî "Ricâlü’l-Gayb" (Gizli Ricâl) kavramına değinir. Bu, Allâh’ın kendi saklamak istediği velîlerdir — hiç kimse onların kim olduklarını bilmez, hattâ kendileri bile. Ancak onların makâmları yücedir ve âlemin mânevî dengesini bu gizli velîler tutarlar.
Kaynak: 28. Karabaş-i Velî Tekkesi Sohbeti — Âlem-i Sağîr ve Âlem-i Kebîr: Zâhir-Bâtın D
İbnü’l-Arabî’nin "yaşarken iyi bir makamda sayılanlar âhirette alaşağı olabilir" ilkesi nasıl uygulanmıştır?
Cüneyd-i Bağdâdî’nin meşhûr bir hâdisesini anlatır: "Birisi vefat etmişti. Cüneyd-i Bağdâdî hızla onun peşine düştü, cenâze gidiyor. Talebeleri de peşine gittiler. Kimse yok o cenâzeyi defnedecek. Cüneyd-i Bağdâdî büyük bir itinâ ile o cenâzeyi defnediyor. Ardından şehre gelirken birisi daha vefât ediyor. Cenâzesi şatafatlı mı şatafatlı, tantanalı mı tantanalı. Herkes siyâh kocaman gözlüklerini takmış, siyâh giyinmiş. Zincirlikuyu mezarlığına defnedilecek, cenâze namâzı nerede? Teşvîkiyede. Teşvîkiyede namâz, Zincirlikuyuda defin."
Kaynak: 28. Karabaş-i Velî Tekkesi Sohbeti — Âlem-i Sağîr ve Âlem-i Kebîr: Zâhir-Bâtın D
Modern cenâze kültüründe hangi çarpık yan eleştirilmiştir?
Efendi bu duruma sert bir eleştiri yöneltir: "’Nasıl bilirdiniz?’ ‘İyi bilirdik.’ Lan dün akşam daha adam meyhânedeydi. Adam inanmıyor, yıllardır inanmadığını söylemiş. Ne zulmediyorsunuz, adamı teşvîkiyede câmîsine getiriyorsunuz? İnanmıyor adam. Kimisi de beyân ediyor: ‘Benim cenâzemi câmîye götürmeyin.’ Yok, biz inat ediyoruz illâki götüreceğiz. Adam canlansa o esnâda, ‘nereye götürüyorsunuz beni? Ben size götürmeyin demedim mi?’ Biz götürüyoruz ama inatla."
Kaynak: 28. Karabaş-i Velî Tekkesi Sohbeti — Âlem-i Sağîr ve Âlem-i Kebîr: Zâhir-Bâtın D
Mümin müminin aynasıdır ifadesi ne anlama gelir?
İnsân bir ayna gibidir değil, aynadır. Gibi değildir, aynadır insan. Buradaki kastım mü’min olanlar için geçerli. Çünkü hadîs-i şerîfte Hazret-i Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem kat’î söyledi: ‘Mümin müminin aynasıdır.’ ‘Gibidir’ demedi. Kat’î diyorum.
Kaynak: 28. Karabaş-i Velî Tekkesi Sohbeti — Âlem-i Sağîr ve Âlem-i Kebîr: Zâhir-Bâtın D
Mü’min ismi şerîfi ne anlama gelir?
Mü’min ismi şerîfi Allâh’ın isimlerinden biridir (güvende olan, güven veren). Mü’min müminin aynasıdır deyince, mü’min Allâh’a baktığında kendisini görür. Cenâb-ı Hakk’ın da Mü’min ismi şerîfi bir kulun üzerinde zuhûr ettiğinde, Allâh da kendi isminin kulunun üzerindeki tecellîyâtını seyreder.
Kaynak: 28. Karabaş-i Velî Tekkesi Sohbeti — Âlem-i Sağîr ve Âlem-i Kebîr: Zâhir-Bâtın D
Sûfîlerin "karşıda gördüğün eksikliklerin hepsi sende var" ilkesi ne anlama gelir?
Sûfîler derler ki: Karşıda gördüğün eksikliklerin hepsi de sende var. Derviş kardeşinin üzerinde ne eksiklik gördüysen sende var. Etrâfınızda ne eksiklik gördüyseniz hepsi de sende var. Kimi eksik gördüysen o eksiklik sende var. Mü’min böylece kendisini kemâle erdirir.
Kaynak: 28. Karabaş-i Velî Tekkesi Sohbeti — Âlem-i Sağîr ve Âlem-i Kebîr: Zâhir-Bâtın D
Efendi’nin "rüyâsında şeyh Efendi’yi sigara içerken gördüm" örneği ne anlama gelir?
Efendi çok şeffaf bir örnek verir: "Mesela rüyâsında şeyh Efendi’yi sigara içerken gördüm… Şeyh Efendi’nin eksikliğini gördü o rüyâsında. Gelir der: ‘Efendim, hakkınızı helâl edin, ama sizi sigara içerken gördüm.’ Şeyhler de karşıdaki dervişin durumuna bakarlar. Hodul bir kimse ise ‘Allâh bizi affetsin’ der. Ne yaptı? Günâh işlediğini kendi üzerine aldı. Yok karşıdaki derviş hodul değilse, kemâle erecek bir noktadaysa: ‘Yavrum tevbe et, bu eksiklik sana âit.’"
Kaynak: 28. Karabaş-i Velî Tekkesi Sohbeti — Âlem-i Sağîr ve Âlem-i Kebîr: Zâhir-Bâtın D
İzmir Fuarı ayna mesâli ne anlama gelir?
Efendi ayna metaforunu çocukluğundan bir hâtırasıyla somutlaştırır: "Biz böyle 7-8 yaşlarındayken dedemiz bizi İzmir Fuarı’na götürürdü. İzmir Fuarı’nda gezilirdi, stantlar vardı. Ama en önemli yer ne? Ayna. Giriyorsunuz oraya. Ayna sizi şişman gösteriyor, kocaman. Herkes birbirine gülüyor içeride. Birini uzun gösteriyor, birini şişman gösteriyor. Birine katlıyor böyle — sanki göbek dışarıda, gövde gerideymiş gibi. Bir sürü ayna var içeride. Her aynaya baktığında kendini farklı sûrette görüyorsun."
Kaynak: 28. Karabaş-i Velî Tekkesi Sohbeti — Âlem-i Sağîr ve Âlem-i Kebîr: Zâhir-Bâtın D
Aynaların yalan söyleyebilmesi ne anlama gelir?
Efendi bu hâtıradan bir hikmet çıkarır: "Yaşım 7-8. Lâzımmış bana sonradan. O yüzden ayna düzgün ve parlak olursa, seni tam olarak gösterir. Kolun eksikse kolsuz, gözün eksikse gözsüz gösterir seni. Her ayna doğruyu göstermez, ancak mü’min aynası doğrudur."
Kaynak: 28. Karabaş-i Velî Tekkesi Sohbeti — Âlem-i Sağîr ve Âlem-i Kebîr: Zâhir-Bâtın D
Hazret-i Mevlânâ’nın "Senin aynan neden yalan söylüyor" beyti ne anlama gelir?
Efendi Hazret-i Mevlânâ’nın Mesnevî’deki meşhûr beytini hatırlatır: "Hazret-i Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî Hazretleri Mesnevî’de der ya: ‘Senin aynan neden yalan söylüyor, bilir misin ki? Tozludur ve paslıdır, o yüzden.’ Buradaki aynadan kastı ne? O kimsenin kalbi."
Kaynak: 28. Karabaş-i Velî Tekkesi Sohbeti — Âlem-i Sağîr ve Âlem-i Kebîr: Zâhir-Bâtın D
Kalbin ayna hâline getirilmesi ne anlama gelir?
Efendi bu benzetmeyi daha da derinleştirir: "Hazret-i Pîr daha ileri gitti. Kalbi ayna hâline getirdi. ‘Senin aynan neden haber vermiyor biliyor musun? Neden düzgün haber vermiyor? Neden yalan söylüyor? Neden ilhâmın ilhâm olarak değil, vesvese olarak? Neden kalbinde ilhâm yok? Neden Cenâb-ı Hak senin kalbine ilhểm etmiyor?’ — tövbe ettim geri döndüm — ‘Neden Allâh’ın kalbindeki ilhâmını duymuyorsun?’"
Kaynak: 28. Karabaş-i Velî Tekkesi Sohbeti — Âlem-i Sağîr ve Âlem-i Kebîr: Zâhir-Bâtın D
Âlem-i Sağîr ve Âlem-i Kebîr kavramları nedir?
İnsân mikro-kozmos (âlem-i sağîr), yaratılan âlem ise makro-kozmos (âlem-i kebîr) olarak görülür. Efendi bu ilişkiyi tersine çevirir: İnsân-ı kâmil (özellikle Hazret-i Muhammed sallallâhu aleyhi ve sellem) âlem-i kebîrdir çünkü Allâh’ın bütün sıfatlarını bir bütün olarak taşır.
Kaynak: 28. Karabaş-i Velî Tekkesi Sohbeti — Âlem-i Sağîr ve Âlem-i Kebîr: Zâhir-Bâtın D
Zâhir ve Bâtın isimlerinin ayrımı neden kritiktir?
Zâhir ismi şerîfi Allâh’ın bütün sıfatlarının âlemde tecellî etmesi, Bâtın ismi şerîfi ise All, Hakk’ın Zât’ının gizli tutulması demektir. Bu iki boyutu birbirine karıştırmak vahdet-i vücûd doktrininin yanlış yorumlarına yol açar.
Kaynak: 28. Karabaş-i Velî Tekkesi Sohbeti — Âlem-i Sağîr ve Âlem-i Kebîr: Zâhir-Bâtın D
Allâh’ın sonsuz tecellîleri neden her an bir şân üzerinedir?
Allâh’ın sonsuz ve tekrar etmeyen tecellîleri "her an bir şân üzerinedir" âyetiyle desteklenir — biz bu yenilenmeleri farkedemeyiz çünkü tembel ve gafiliz.
Kaynak: 28. Karabaş-i Velî Tekkesi Sohbeti — Âlem-i Sağîr ve Âlem-i Kebîr: Zâhir-Bâtın D
Bâtın olan şeyler neden bazı velîler için zâhirdir?
Bâtın olan şeyler (rüyâlar, zikrullâh halleri, kalp ilhâmları) başka insanlar için bâtın görünse de bazı velîler için zâhirdir. Bunlar Allâh’ın kullarına "verdiği" ilimler değil, onların kendi çabalarıyla mâlik oldukları bilgilerdir — nisbî bir bâtınlıktır.
Kaynak: 28. Karabaş-i Velî Tekkesi Sohbeti — Âlem-i Sağîr ve Âlem-i Kebîr: Zâhir-Bâtın D
Tasavvufî sevgi nedir?
Rûhânî sevgi "seven sevdiğini memnun etmek için onun isteklerini yerine getirmesidir."
Kaynak: 27. Karabaş-i Velî Tekkesi Sohbeti — Sûfînin Vartaları, İbnü’l-Arabî’nin Aşk Bey
İbnü’l-Arabî’nin "Ben Sevgilinin Sevgilisiyim" ifadesi nedir?
İbnü’l-Arabî: "Ben Sevgilinin Sevgilisiyim. Ah bir bilseniz. Sevgi de bizim sevgilimiz. Ah bir anlasanız. Eğer benim niyetimi anlarsanız Yüce Allâh’a hamd ediniz. Niçin çevremdekiler sözlerimden yüz çevirdiler? Çünkü benim sözlerimi anlamaktan çok uzaktı onlar. Niçin açık-seçik gösterdiğim şeylere gözlerini kapadılar? Ve varlığımdaki sevgilimi görmediler? Sevmedim ben onun halkından hiç kimseyi. Anlayınız, hayır hayır, varlığımdan başka kimseyi. İlâhî niteliklere büründüğümden beri onun zuhûr yerine döndüm. Öyleyse bana bağlanınız. Ben Allâh’ın ipiyim, yaratılışınızda bunu iyi biliniz."
Kaynak: 27. Karabaş-i Velî Tekkesi Sohbeti — Sûfînin Vartaları, İbnü’l-Arabî’nin Aşk Bey
Allâh’ın sevgisini nasıl ölçebiliriz?
Efendi çok çarpıcı bir ölçü koyar: "Allâh’ın sizi ne kadar sevdiğini merak ediyorsanız, sizin Allâh’ı ne kadar sevdiğinize bakın. Eğer siz Allâh’ı öylesine çok seviyorsanız, bilin ki O sizin sevdiğinizden çok çok çok misliyle sizi seviyor. O aynı zamanda Rahîm’dir. O’nun rahmeti gadabını sarmıştır. Rahmetinin sarmadığı hiçbir şey yoktur."
Kaynak: 27. Karabaş-i Velî Tekkesi Sohbeti — Sûfînin Vartaları, İbnü’l-Arabî’nin Aşk Bey
Rûhânî sevgi ile tabiî sevgi arasındaki fark nedir?
Efendi aşkın iki boyutunu ayırır: tabiî sevgi ve rûhânî sevgi. Tabiî sevgi annenin çocuğunu sevmesi gibidir — karşılıklı çıkar içerir. Ancak rûhânî sevgi "seven sevdiğini memnun etmek için onun isteklerini yerine getirmesidir."
Kaynak: 27. Karabaş-i Velî Tekkesi Sohbeti — Sûfînin Vartaları, İbnü’l-Arabî’nin Aşk Bey
Sûfînin sıfat perdelerini okuması nedir?
İbnü’l-Arabî’nin en şaşırtıcı ifâdesi: "Sevmedim ben onun halkından hiç kimseyi. Anlayınız, hayır hayır. Varlığımdan başka kimseyi."
Kaynak: 27. Karabaş-i Velî Tekkesi Sohbeti — Sûfînin Vartaları, İbnü’l-Arabî’nin Aşk Bey
Çinli Ressamlar Kıssası nedir?
Sohbetin son bölümünde Hazret-i Mevlânâ’nın Mesnevî’sindeki meşhûr Çinli-Türk ressamlar yarışı kıssası okunur. Mesnevî birinci cilt 3400. beyit civarından: "Çinliler pâdişâhtan 100 çeşit renkte boya istediler. O yüce pâdişâh hazîneyi açtı, her sabah Çinlilere hazîneden boyaları bağışlamadaydı. Türkler ise: ‘Ne resim işe yarar ne de boya, pası gidermek gerek ancak’ dediler. Kapıyı kilitlediler, duvarı cilâlamaya koyuldular. Gökyüzü gibi berrak-aparı bir hâle getirdiler.’
Kaynak: 27. Karabaş-i Velî Tekkesi Sohbeti — Sûfînin Vartaları, İbnü’l-Arabî’nin Aşk Bey
Sûfînin "Sürekli Zımpara-Cilâ" yolu nedir?
Efendi bu metafora çok mühim bir tasavvufî şerh düşer: "Burayı anla. Türkler o Sûfîlerdir ki boyuna tekrarlanacak dersleri, kitapları, hünerleri yoktur. Ama gönülleri cilâlamışlardır — hırstan, tamahtan, nekeslikten, kinlerden arıtmışlardır."
Kaynak: 27. Karabaş-i Velî Tekkesi Sohbeti — Sûfînin Vartaları, İbnü’l-Arabî’nin Aşk Bey
Nahvi-Fıkhı Bırakıp Yok Olmayı Seçenler nedir?
Mesnevî’nin çok tehlikeli görülebilecek bir beyti: "Nahvi-fıkhı bırakmışlardır ama yok olmayı seçip almışlardır."
Kaynak: 27. Karabaş-i Velî Tekkesi Sohbeti — Sûfînin Vartaları, İbnü’l-Arabî’nin Aşk Bey
Allâh’ın Zât’ı nasıl görülemez?
Efendi son olarak âyet-i kerîmeyi alıntılar: "Göz göremez Allâh’ı olduğu gibi. Her an ve her durumdadır, fakat yok gibidir sanki. (En’âm 103)", İbnü’l-Arabî sohbetin sonunda şer’î âyete döner — velî ne kadar sıfat tecellîlerine mazhar olursa olsun, Allâh’ın Zât’ı tam anlamıyla gözlerle görülemez.
Kaynak: 27. Karabaş-i Velî Tekkesi Sohbeti — Sûfînin Vartaları, İbnü’l-Arabî’nin Aşk Bey
Beyitleri üzerinden yapılandırılmış, ancak soru-cevaplarla derinleşmiş son derece ağır bir ders midir?
Mustafa Özbağ Efendi’nin Karabaş-i Velî Tekkesi 2016 sohbet serisinin yirmi altıncı dersi, Mesnevî’nin vezîr-mürîd kıssasının 590-600. beyitleri üzerinden yapılandırılmış, ancak soru-cevaplarla derinleşmiş son derece ağır bir derstir. Sohbet; belâ-beddua okuyanlara karşı tutum, şüphe ile ömreye gönderilmemek, peygamberin yanındayken aklına dünyâ gelmeyen sahâbenin (Hanzala hâdisesi) kıssası, "Kanadı çıkmamış kuş uçamaz" mesâli, mürîdin üstâdına teslîmiyetinde "deniz sen olunca karamız denize döner" teşbîhi, Şiblî’nin ateşte kızmış demir mesâli, "neyi seversen ona benzersin" hakîkati, 40 gün kâidesi (üstâdından 40 günden fazla ayrı kalmamak), Şiblî’nin mürid-üstâd hiyerarşisinin modern çağda nasıl "kula kulluk" diye damgalandığı, tıp fakültelerindeki profesör kültünün dervişlik-şeyhlik ile kıyâsı, liderliğin sistemli olarak çökertilmesi, Obama-Batı devlet başkanlarının "kartondan aslan" olması, Ebû Cehil’in şeytânî kıyâsı ("ben ondan faziletliyim"), Hz. Ebû Bekir’in Yahûdî karşısındaki bağlılığı ("borcum yok dediğine de îmân ettim"), âile-çocuk sağlığı, süt emzirme, antidepresan kültürüne karşı natürel yaşam çağrısı, ve hacâmatın kiraz mevsimi öncesinde yapılması meselesi gibi çok geniş bir yelpazede ele alınmıştır.
Kaynak: 26. Karabaş-i Velî Tekkesi Sohbeti — Mürşid-Mürid Edebi, Üstâdı Töhmet Altında B
Ya mübârek insan, bir tek iyi sen misin?
İnsanın kendisi kendisine belâ olarak yeter. Bir de böyle hani herkes düşman ya bir kimseye öyle bir algı vardır. Annesi düşman, babası düşman, arkadaşları düşman, akrabâları düşman, kardeşleri düşman, komşular düşman, herkes kötü. Birisi size kötülük yapıyorsa yine kendinize bakın. Allâh müsaade etmedikçe size bir kötülük ulaşmaz. Demek ki sizin önünüzde sizin yaptıklarınız vardır. Sen bir şey yaptın ki Cenâb-ı Hak sana kötülüğü isâbet ettirdi. Tövbe et.
Kaynak: 26. Karabaş-i Velî Tekkesi Sohbeti — Mürşid-Mürid Edebi, Üstâdı Töhmet Altında B
İnsân mü’min kardeşinden şüphelenir mi ya?
İmân edenler siz zannın fazlasından sakınınız. Bir kimse seni ömreye göndermek istiyor. Sen diyorsun ki şüphelerim var. Günâh-ı kebâir işliyorsun farkında değilsin. Allâh muhafaza. Ümmet-i Muhammed böyle batıyor. Zannın üzerine, şüphenin üzerine doğruymuş gibi hareket ediyorlar.
Kaynak: 26. Karabaş-i Velî Tekkesi Sohbeti — Mürşid-Mürid Edebi, Üstâdı Töhmet Altında B
Mürîd bir veli yanına giden bir talebe, orada manadan kesilir mi?
Sûfî ol, bir Allâh dostunun yanına git, sen de mânâ kesil. Ve o esnâda kalbin parlasın, kalbin cilâlansın, pırıl pırıl olsun, ihyâ olsun. Mürîd bir veli yanına giden bir talebe, orada manadan kesilir. Kemâl ehli olmadan — yâni kanatlar çıkmadan — tasavvuf yoluna çıkan kimse nefsine, şeytâna ve dünyâya yem olur.
Kaynak: 26. Karabaş-i Velî Tekkesi Sohbeti — Mürşid-Mürid Edebi, Üstâdı Töhmet Altında B
Hazret-i Resûlullâh sallallâhu aleyhi ve sellem’in huzurundan çıktıktan sonra aklına dünyevî şeyler gelen Hanzala dedi ki ‘Hanzala kâfir oldu.’ Hazret-i Ebû Bekir radıyallâhu anh Hazretleri dedi ki ‘ben de bu tip şeyler oluyor.’ Gittiler Hazret-i Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem’e dediler ki ‘Yâ Resûlallâh, biz senin huzurundayken, Mescid-i Nebevî’deyken aklımıza hiç dünyâ ile alâkalı hiçbir şey gelmiyor?
Ama senden ayrıldıktan sonra ne varsa hepsi de üzerimize geliyor.’ Hazret-i Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem buyurdu ki: ‘Eğer benim yanımdaki hâlinizi dışarıda da korusanız, kanatlarını yerlere kadar eğen melekleri görürdünüz.’
Kaynak: 26. Karabaş-i Velî Tekkesi Sohbeti — Mürşid-Mürid Edebi, Üstâdı Töhmet Altında B
Neye yaklaşırsan yaklaştığın şeyin nitelikleri ve nicelikleri senin üzerinde tecellî etmeye başlar mı?
Neye yaklaşırsan yaklaştığın şeyin nitelikleri ve nicelikleri senin üzerinde tecellî etmeye başlar. Hazret-i Ebû Bekir radıyallâhu anh Hazretleri dedi ya: ‘Bana dostunu söyle, sana dinini söyleyeyim. Sen kiminle yaklaştıysan, senin ahlâkın ona benzemeye başlar.’
Kaynak: 26. Karabaş-i Velî Tekkesi Sohbeti — Mürşid-Mürid Edebi, Üstâdı Töhmet Altında B
Allâh rahmet eylesin şeyh Efendi Abdullâh Efendi Hazretleri derdi ki ‘Mustafâ Efendi oğlum, bir kimse üstâdını 40 günden fazla ayrı kalmayacak mıdır?
Allâh rahmet eylesin şeyh Efendi Abdullâh Efendi Hazretleri derdi ki ‘Mustafâ Efendi oğlum, bir kimse üstâdını 40 günden fazla ayrı kalmayacak. Zâhiren üstâdını 40 günde bir görecek. 40 gün uzak kalsa oğlum, onun düzeni bozulur.’
Kaynak: 26. Karabaş-i Velî Tekkesi Sohbeti — Mürşid-Mürid Edebi, Üstâdı Töhmet Altında B
‘Hocam önce boğazlarına bakalım’ diyor, eli böyle hafiften gidiyor mu?
Git üniversiteye, üniversitede profesörün önünden giremezsin. Benim tıp fakültesinde gördüklerim bunlardı. Çanakkale’de gittim. Bir profesör hocamız. Vallâhi yanında baş asistan var, yüzüne bakmıyor bile. ‘Hocam önce boğazlarına bakalım’ diyor, eli böyle hafiften gidiyor. Tak! Âlet eline konuyor. ‘Hocam bana şu lâzım, bu lâzım’ demiyor. Hiç dönmüyor arkaya. Âletleri böyle üzerine konuşlandırıyorlar. Yaman Tokat ameliyathâneden bir çıkıyordu, arkasında müridân tâyfası geliyor. Sağında doçent, solunda doçent, arkasında doçent yardımcıları, asistanlar. Bir tânesi Yaman Tokat’tan bir adım önünde gitemez. Mümkün değil. Biz üstâdımıza gereği gibi kıymetli davranamıyoruz. Ama bizi öylesine korkutmuşlar, öylesine bize geri püskürtmüşler ki. Biz şeyhimizin yanında sokakta giderken böyle elimizi bağlamamız millete tuhafına gidiyor: ‘Elinizi bağlıyorsunuz!’ Ulan gidin bir Ege Üniversitesi’ne, o profesörlerin arkasındaki doçent-asistanlara bakın. Bildiğiniz emir eri. Koca doçent, emir eri.
Kaynak: 26. Karabaş-i Velî Tekkesi Sohbeti — Mürşid-Mürid Edebi, Üstâdı Töhmet Altında B
Neden hiçbir protesto yerini bulmuyor?
Maazallâh bir düşman istilâsına uğramış olsak, şehirlerdeki akıl insânların sevk ettiği yöne hiç kimse gitmez. Çünkü lider karizmasındaki kimselerin karizmalarını alaşağı ettiler. Liderler gerçek bir liderlik yapmıyorlar. Şeyhler, âlimler, hocalar — hepsi de dâhil.
Kaynak: 26. Karabaş-i Velî Tekkesi Sohbeti — Mürşid-Mürid Edebi, Üstâdı Töhmet Altında B
26. Karabaş-i Velî Tekkesi Sohbeti — Mürşid-Mürid Edebi, Üstâdı Töhmet Altında Bırakmamak ve Liderlik Karizmasının Çökertilmesi konusunu ele alan metnin temel nedir?
Efendi, modern çağda güçlü liderliklerin sistemli olarak yok edildiğini söyler: "Maazallâh bir düşman istilâsına uğramış olsak, şehirlerdeki akıl insânların sevk ettiği yöne hiç kimse gitmez. Neden hiçbir protesto yerini bulmuyor? Çünkü lider karizmasındaki kimselerin karizmalarını alaşağı ettiler. Liderler gerçek bir liderlik yapmıyorlar. Şeyhler, âlimler, hocalar — hepsi de dâhil."
Kaynak: 26. Karabaş-i Velî Tekkesi Sohbeti — Mürşid-Mürid Edebi, Üstâdı Töhmet Altında B
Dünyâ liderlerinin %98’inin ne gibi bir durumda olduğunu anlatan metin parçası nedir?
Efendi’nin sonuç tahlîli şudur: "Dünyâ liderlerinin %98’i böyle. Hükûmetlerin başındakilerin %93’i böyle. Kartonun üzerine bir aslan resmi koy oraya. Herkes o aslanın hareket ettiğini zanneder. O yüzden şeyhlere canları sıkılıyor. Onları istedikleri gibi evirip çeviremiyorlar, istedikleri noktaya getiremiyorlar. Telefonları dinliyorlar, algı operasyonu yapıyorlar — ama bir türlü tutmuyor onlara. Eğer gerçekten velîyse."
Kaynak: 26. Karabaş-i Velî Tekkesi Sohbeti — Mürşid-Mürid Edebi, Üstâdı Töhmet Altında B