Perşembe, 14 Mayıs 2026
YOLUMUZ NÜBÜVVET YOLUDUR

Mustafa Özbağ

İrşad & Tasavvuf · Resmî Site

Sorular: Tasavvuf — Sayfa 25

Sohbetlerden Derlenen Sorular

Kategorilere göre düzenlenmiş tam arşiv

35.367Soru-Cevap
2.760.705Kelime
51Kategori
378Sayfa

Table of Contents

Tasavvuf(5877) — Sayfa 25/60

Zikrullâh meclisleri ne anlama gelir?

Cennet bahçeleri dünyâdadır; onlar zikrullâh halakalarıdır. Mü’min nefesini varken bir zikrullâh halakasına girmelidir. Kabir suâli kulun kendi söylediğini kendi kulağıyla duyması içindir; Hz. Ömer’in "Ben mi unutayım Rabbimi? Şuradan şuraya geldim…" cevâbı kalbi harekete geçen kulun menzili­dir.

Kaynak: 16. Karabaş-i Velî Tekkesi 2017 Sohbeti — Mürşîd-i Kâmile İntisâb Zarûreti, Bedî

Silsile-i meşâyihten ders almak neden önemlidir?

Silsile-i meşâyihten dersi yoksa ve kalbi de harekete geçmemişse, mütefennin bir zât dahî bugünkü zındıkanın karşısında îmânını kurtarması müşküldür — îmânsız ölür. Amma âdî fakat samimi bir ehl-i tarîkat, silsileye duyduğu muhabbet cihetiyle îmânını korur.

Kaynak: 16. Karabaş-i Velî Tekkesi 2017 Sohbeti — Mürşîd-i Kâmile İntisâb Zarûreti, Bedî

28 Şubat ne anlama gelir?

28 Şubat bitmemiştir; hâlâ tarikât, şeyh, cemaat, sünnet, hadîs, mezhep inkârı sürmektedir — mü’min bu fitneye karşı uyanık olmalıdır. Habil-Kâbil savaşı dünyâ dürülünceye kadar devâm edecektir; velîlerin üzerinde esmây-ı sıfâtın tecellî etmesi kıskançlığın sebebidir.

Kaynak: 16. Karabaş-i Velî Tekkesi 2017 Sohbeti — Mürşîd-i Kâmile İntisâb Zarûreti, Bedî

Kabir suâli nedir?

Kabir suâli kulun kendi söylediğini kendi kulağıyla duyması içindir; Hz. Ömer’in "Ben mi unutayım Rabbimi? Şuradan şuraya geldim…" cevâbı kalbi harekete geçen kulun menzili­dir.

Kaynak: 16. Karabaş-i Velî Tekkesi 2017 Sohbeti — Mürşîd-i Kâmile İntisâb Zarûreti, Bedî

Mü’minlerin zikrullâh meclislerindeki rolü nedir?

Zikir meclislerine meleklerin yığılıp mü’minleri sahiplenmeleri, "bu benim" demeleri, onların duâlarını dinlemenin bile zikrullâh’tan geri koyabileceği incelik. Kehf 28. âyet-i kerîme "sabah-akşam Rabbini zikredenlerle beraber otur" emrini verir; nefsini zorlayıp zikir meclisine girmek îmân için en büyük ibâdettir.

Kaynak: 16. Karabaş-i Velî Tekkesi 2017 Sohbeti — Mürşîd-i Kâmile İntisâb Zarûreti, Bedî

Sünnete ittibâ sıkıntı doğurmaz mı?

Akikî taşı takmak sünnettir. Hz. Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem akikî taşı takardı. Bu noktada sünnete ittibâ sıkıntı doğurmaz. Vahy vs ilhâm: Hz. Mûsâ’nın annesine "vahyettik" ifâdesi peygamber vahyi değildir, ilhâmdır. Sufîlerin rüyâları da vahiy kategorisinde değil, ilhâm kategorisindedir. Ehl-i sünnet peygamberlerin haricindeki vahyi ilhâm olarak ayırt eder.

Kaynak: 16. Karabaş-i Velî Tekkesi 2017 Sohbeti — Mürşîd-i Kâmile İntisâb Zarûreti, Bedî

Mütevâtir hadîslerin şer’î delil olup olmaması?

Kur’ân’da her mesele olmasa da mütevâtir hadîsler şer’î delildir; "Habîbime itâat edin" âyeti hadîslerin kabûlünü emreder. Ehl-i Sünnet Kelâm : Peygamber vahyi ile sufînin ilhâmının kat’î ayrıştırılması, mütevâtir hadîslerin ayet-hükmünde ameli gerektirmesi, hadîs inkârcılığının tehlikeleri.

Kaynak: 16. Karabaş-i Velî Tekkesi 2017 Sohbeti — Mürşîd-i Kâmile İntisâb Zarûreti, Bedî

Sufînin soyutlukta zirve yapma yolculuğunun haritası nedir?

Sohbet bir tez yoğunluğuna erişmiş yüksek seviyeli bir metin-i irfânîdir; sufînin soyutlukta zirve yapma yolculuğunun haritasıdır.

Kaynak: 15. Karabaş-i Velî Tekkesi 2017 Sohbeti — Allâh’ın Varlığının İspatları, Paul Ti

Hz. Mevlânâ’nın Farsça, Hz. Hacı Bektaş Velî’nin Arapça, Yûnus Emre’nin Türkçe yazması ne anlama gelir?

Hz. Mevlânâ Farsça yazmış, Hacı Bektaş Velî Hazretleri Arapça yazmış, Yûnus Emre Türkçe yazmış. Ne büyük zenginlik! Efendi hazretleri dili, sufînin tebliğ istikâmetindeki bir imkân olarak gördüğünü bu cevapta özetler. Farsça — Mevlânâ’nın zamanının Anadolu Selçuklu sarayının, medreselerinin ve edebî zevkin dili; Arapça — Kur’ân’ın ve ümmetin birleştirici dili, Hacı Bektaş’ın tasavvufî tefsîr dili; Türkçe — halkın dilidir, Yûnus’un Allâh sevgisini en basit köylüye ulaştıran diline dönüşen rûhî ateş.

Kaynak: 15. Karabaş-i Velî Tekkesi 2017 Sohbeti — Allâh’ın Varlığının İspatları, Paul Ti

Ölümden keyif almak ne anlama gelir?

Efendi hazretleri burada bir îkâz zikri gibi ölümü tekrar tekrar yinelerken, insânın ölümle alâkalı kendisini alıştırmasının — "ölmeden önce ölünüz" hadîs-i şerîfinin sırrına vâkıf olmasının — muhteşem olduğunu belirtir. Bu sufî yolun en temel âmelî derslerinden biridir: Ölüm gelmeden evvel nefsin isteklerini, dünyevî bağlanmalarını, hırsını, öfkesini, şehvetini öldürmek; kul olarak Allâh’a teslîm olmaktır.

Kaynak: 15. Karabaş-i Velî Tekkesi 2017 Sohbeti — Allâh’ın Varlığının İspatları, Paul Ti

Tekkelerin İngiliz, Amerikan ve Fransız mandasına kapılması ne anlama gelir?

"Böyle olmaya başladığında bozuldu dergâhlarda zaten. Bâzı dergâhlar İngilizlerin oldu, bâzıları Fransızların oldu" diyerek Efendi hazretleri Osmânlı’nın son döneminde bâzı tekkelerin İngiliz, Amerikan, Fransız mandasına kapılmasını acı bir örnek olarak sıralar. "Tekkelerin, şeyhlerin İngillet mandasını, Amerikan mandasını, Fransız mandasını kabul ederlerse, ben olsam ben de kapatırdım. Neden? İcâzetsiz. İngiliz yetiştirmesi, icâzetsiz. Fransız yetiştirmesi, icâzetsiz. Amerikan yetiştirmesi."

Kaynak: 15. Karabaş-i Velî Tekkesi 2017 Sohbeti — Allâh’ın Varlığının İspatları, Paul Ti

Mutlak îmân nedir?

Efendi hazretlerinin sohbetin zirve anında okuduğu metin şudur: "Mutlak îmân Allâh’ın üstünde bir Allâh fikrini gerektirir ki bu Allâh, teizmin Allâh’ı öldüğü zaman tezâhür eden Allâh’tır." Efendi hazretleri heyecanla bu metni tefsîr eder: Kafanızda ne kadar Allâh düşüncesi varsa öldürün. Kafanızda ne kadar Allâh târifi varsa batırın. Kafanızda ne kadar Allâh var ise silin. Yeni bir Allâh’a îmân edin. Çünkü kafanızdaki düşüncenizdeki aklınızdaki Allâh ananızın, babanızın, dedenizin, nerenizin, şeyhinizin, üstâdınızın, sevgilinizin, arkadaşınızın, okuduğunuz kitâbın Allâh’ıdır. Bunları derdest edip toparlayıp bir çuvalın içine koyup deryâya atın. Bu muhteşem bir sufî reçetesi: Îmânın putperestliğe dönüşmemesi için sürekli yenilenmesi gerektiği — taklîdî îmândan tahkîkî îmâna geçmek için kullanılan tek yol.

Kaynak: 15. Karabaş-i Velî Tekkesi 2017 Sohbeti — Allâh’ın Varlığının İspatları, Paul Ti

Mutlak îmân ile sırr-ı hakikat arasındaki fark nedir?

Dinleyici son bir soru daha sormuş: "Mutlak îmân ile Donostozizm (yani sırr-ı hakikat) aynı mıdır?" Efendi hazretleri bu noktayı çok dikkatli bir şekilde tefsîr eder: "Sırr-ı hakîkat mutlak îmânın üstündedir. Mutlak îmâna erişenler sırr-ı hakîkate erişirler. O yüzden mutlak îmâna ulaşmayan bir kimsenin sırr-ı hakîkate ulaşacağına inanmam. Amma mutlak îmân sırr-ı hakîkat midir? Hayır. Mutlak îmân sırr-ı hakîkate açılan bir kapıdır." Bu ince ayar Paul Tillich’in felsefesinin sufî idrâkine nasıl tercüme edileceğini gösterir: Tillich’in "mutlak îmân"ı taklîdî Allâh tasavvurundan tahkîkî taayyünsüzlüğe geçişin adıdır; amma sırr-ı hakîkat bu kapıdan geçilen menzildir. Sufî mutlak îmân kapısından sırr-ı hakîkate doğru yola çıkar. Bu menzil fenâ fillâh, bekâ billâh ve nihâyetinde ahadiyyet makamıdır.

Kaynak: 15. Karabaş-i Velî Tekkesi 2017 Sohbeti — Allâh’ın Varlığının İspatları, Paul Ti

Şeyh Bedreddîn’in Vâridât’ı nedir?

Sohbetin sonunda dinleyici Şeyh Bedreddîn’in Vâridât 26 ve 38 pasajlarından sorular getirmiştir. Vâridât 26: "Tanrı’nın tek varlık. Bütün evreni doldurduğu ve bütün evrenin Tanrı’da, Tanrı’nın bütün evrende olduğu. Ona göre evrende Tanrı’dan başka varlık yoktur." Vâridât 38: "Tanrı salt varlıktır, kesindir, geneldir. Varlık olarak nitelenmesi özü gereğidir. Tanrı salt varlık olmasından bütün eylemlerin, davranışların, görünüşlerin, olayların özüdür, kaynağıdır… Bu tabii yine aynı felsefenin getirmiş olduğu bir şeydir." Bu noktalarda Efendi hazretleri çok ince bir ayar yapar: "Bu sufîliğin ilk başlarında bir öğretidir. Bunun Tanrı olarak değil, sufîler her gördüğünü hak bil derler. Bu da ne olur? Her gördüğüne saygılı davranma. Her gördüğüne erdemlilik yapma. Ve her gördüğünü bu noktada değer vermek, kıymet vermedir. Her gördüğünü hak bilmek. Bu öğretidir amma her gördüğünüz Tanrı’dan bir parça değildir. Bu doğru değildir." Efendi hazretleri buradan Muhyiddîn İbn Arabî’nin vahdet-i vücûd öğretisini panteizmden keskin bir sınırla ayırır: "Varlığı tamâmen Cenâb-ı Hak kuşatır mı? Evet. Amma varlık tamâmen O değildir." "Öyleyse biri ‘ben Tanrı’yım’ derse doğrudur bu mu? Değil. Gerçekte her şey birdir — bu Hallâc-ı Mansûr’a atıfta bulunmuştur. Hallâc-ı Mansûr ‘ben Allâh’ım’ demedi. Ne dedi? ‘Ene’l-Hak’ . Ben Hak’ım dedi. Burada ince bir perde var. Kabul edilir, edilmez." Bu panteizm ile vahdet-i vücûd arasındaki ince perdenin en güzel ifadesidir ve sufînin bu sınırı aşmaması tehlikelidir.

Kaynak: 15. Karabaş-i Velî Tekkesi 2017 Sohbeti — Allâh’ın Varlığının İspatları, Paul Ti

Manâ nedir ve Mesnevî 711. Beyt: "Surete Tapan Manâ İste" ne anlama gelir?

Efendi hazretleri "her şeyin bir sureti ve bir manâsı vardır" hakîkatini açıklar: "Cenâb-ı Hakk’ın da bir zâhir bir bâtını olduğu gibi, insanların da bir görünüşü-sureti ve bir de manâsı-iç âlemi vardır. Dînin de bir şerîatı ve bir kendi içerisinde manâsı vardır. Her şey bir kabukla muhâfaza olunur. Cevizin bir dışı, bir içi vardır. Cevizin yeşil tarafını geçersiniz, daha sert bir yere varırsınız, onu da geçersiniz, ardından cevizin iç hakîkatine varırsınız. Bu da şeriât-tarîkat-hakîkat-marifet gibidir."

Kaynak: 13. Karabaş-i Velî Tekkesi 2017 Sohbeti — Mesnevî 711. Beyt: "Surete Tapan Manâ

Suret ve manâ arasında nasıl bir ilişki vardır?

Çok mühim bir denge: "İnsanlar ilk bakışta karşındaki kimsenin suretine göre hükmeder. Hz. Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî hazretleri ‘bir kimse bir topluluğa girdiğinde kıyâfetiyle karşılanır, fikirleriyle uğurlanır’ der. Bir kimse ‘önemli olan insanın manâsı, suret önemli değil’ derse — bu doğru bir düşünce değildir. Sûfîler buna katılmazlar. Sâdece suret yetmez, manâ da gerek; ama o manâ da bir suret gerek. Suretsiz de manâ bir anlam ifâde etmez. Sebep, ilk sarıklı bir şekilde Cebrâîl aleyhisselâm indi yeryüzüne — Bedir Savaşı’nda. Arkasındaki meleklerin de hepsinin başında sarık vardı. Hz. Muhammed Mustafâ direkt tâbî oldu Allâh’tan gelene ve hemen sarık sardı. Ardından bütün ashâb sarık sardı. Sarık sarmak işte bu — ama o Sünnet’e tâbî olma içi. Daha da içi Cebrâîl aleyhisselâm’a ve meleklere uymak."

Kaynak: 13. Karabaş-i Velî Tekkesi 2017 Sohbeti — Mesnevî 711. Beyt: "Surete Tapan Manâ

Namazın suret ve manâ ilişkisi nedir?

Namaz misâli: "Namaz dış görünüş olarak suretten ibârettir. Kıyâma durursun, rükû’a gidersin, secdeye gidersin — bu bir surettir. Ama bir kimse ‘ben surete takılmam’ deyip de namazın dış sallığını reddedemez. Namaz aynı zamanda içselliktir. İçsellikte, manâda zirve noktası o kimsenin mîrâcıdır. Namaz mü’minin mîrâcıdır. Eğer manâ ehliysen hiç en alt noktası namazın mîrâcın olur."

Kaynak: 13. Karabaş-i Velî Tekkesi 2017 Sohbeti — Mesnevî 711. Beyt: "Surete Tapan Manâ

Sarık sarmak ne anlama gelir?

Sarık misâli: "Sarık sarmanın manâsı Sünnet’e uymaktır. Aslında sarık sarmanın manâsı meleklerin ayak izlerini takip etmektir. Sebep, ilk sarıklı bir şekilde Cebrâîl aleyhisselâm indi yeryüzüne — Bedir Savaşı’nda. Arkasındaki meleklerin de hepsinin başında sarık vardı. Hz. Muhammed Mustafâ direkt tâbî oldu Allâh’tan gelene ve hemen sarık sardı. Ardından bütün ashâb sarık sardı. Sarık sarmak işte bu — ama o Sünnet’e tâbî olma içi. Daha da içi Cebrâîl aleyhisselâm’a ve meleklere uymak."

Kaynak: 13. Karabaş-i Velî Tekkesi 2017 Sohbeti — Mesnevî 711. Beyt: "Surete Tapan Manâ

Rükû’, secde ve kıyâm meleklerin halakaları mıdır?

Efendi hazretleri çok mühim bir bâtinî hakîkati açıklar: "Mesela rükû’da olan melekler vardır. Biz namazda rükû’ ederiz ya. Meleklerin bir kısmı rükû’da Allâh’ı zikrederler. Bir kısmı secdede Allâh’ı zikrederler. Bir kısmı kıyâmda Allâh’ı zikrederler. Kıyâmda durmak, namazda rükû’ya gitmek, secdeye gitmek meleklerle yarışmak gibidir."

Kaynak: 13. Karabaş-i Velî Tekkesi 2017 Sohbeti — Mesnevî 711. Beyt: "Surete Tapan Manâ

Zikrullah halakası ve meleklerin ilişkisi nedir?

Zikrullah halakası ve melekler: "Siz zikrullah halakası yaparsınız — zâhirîdir bu. Melekler de halaka-i zikrullah yaparlar. Tevhîd çeken melekler ayrıdır, hû esması çeken melekler ayrıdır, hay esması çeken ayrıdır, hak esması çeken ayrıdır. Bu büyük, Cenâb-ı Hakk’ın bütün isimleri güzel — ama içlerinde bazı isimleri cemeden, şemsiyesinin altına alınan isimleri vardır. el-Rahmân ismi şerifi gibi. Onun üstünde Allâh celle celâlühû ismi şerifi gibi."

Kaynak: 13. Karabaş-i Velî Tekkesi 2017 Sohbeti — Mesnevî 711. Beyt: "Surete Tapan Manâ

5. esmâdan sonra esmâ şemsiyeleri nedir?

Hay ismi şerifinin altında 9-10 tâne isim şerif vardır. Hay ismi onların üstünde şemsiye gibidir. Hû ismi şerifinin altında 9-10 tâne, 7 tâne isim şerif vardır. Hû ismi onların başında şemsiye gibidir. Bunları sûfîler 5. esmâdan sonra vâkıf olurlar. 5’ten sonra halîfeliğe geçerken bunlara vâkıf olurlar." Yâni esmâ silsilesinde belirli bir mertebeye varan derviş, Allâh’ın isimlerinin nasıl bir şemsiye-âile yapısı içerisinde tertib edildiğini görmeye başlar. Bu bilgi kitaptan değil, yakaza hâlinden alınır.

Kaynak: 13. Karabaş-i Velî Tekkesi 2017 Sohbeti — Mesnevî 711. Beyt: "Surete Tapan Manâ

İhsan mertebesi nedir?

İhsan Mertebesi: "Allâh’ı Görüyormuşçasına İbâdet" : "Efendi hazretleri Mesnevî beytinin "ihsan elde edesin" kısmını şerh eder. Cibrîl hadîsi: "Cebrâîl aleyhisselâm Hz. Peygamber’e sordu: ‘İmân nedir, İslâm nedir, ihsân nedir yâ Resûlallâh?’ Cevap: ‘İhsân, Allâh’ı görüyormuşçasına yaşaman, ibâdet etmen. Sen göremesen dahi her dâim O’nun seni gördüğünü hissedip de yaşamandır.’"

Kaynak: 13. Karabaş-i Velî Tekkesi 2017 Sohbeti — Mesnevî 711. Beyt: "Surete Tapan Manâ

Mâna ehlinin sıfatları nelerdir?

Mâna Ehlinin Sıfatları: Kalbi Allâh zikredildiğinde titrer — dînî hassâsiyete sâhip, soğuk değil Başlarına gelenlere sabreder — isyan etmez, "Rabbim sebebi yakıcıdır" der Namazı kılar — farz ibâdetlerden hiç uzak değil Verilen rızıktan dağıtır (infak) — eşinden-çocuğundan-yakın akrabasından başlayarak

Kaynak: 13. Karabaş-i Velî Tekkesi 2017 Sohbeti — Mesnevî 711. Beyt: "Surete Tapan Manâ

İslâm’ın yenilenmesi ve içtihâd kapısı nedir?

Efendi hazretleri çok orijinal bir tezi koyar: "İslâm her an yenidir, cedittir. İçtihâd kapısı açıktır, her gün içtihâd edilir, yenidir. İslâm’ın muhâfazakârı olmaz. İslâm inanç olarak yenidir. ‘Ey iman edenler, iman ediniz!’ — yenile."

Kaynak: 13. Karabaş-i Velî Tekkesi 2017 Sohbeti — Mesnevî 711. Beyt: "Surete Tapan Manâ

Manâsız can — kılıf içindeki tahta kılıç nedir?

"Manâsız can — kılıf içindeki tahta kılıç" — Mesnevî. Bu cisimde manâsız can — kılıfsız kılıf içinde tahta kılıç gibidir. Eğer bu can manâsızsa, yâni bir manâya ulaşamadıysa, manâ ehliyle oturup-kalkamadıysa, manâdan uzaksa — o kimse kılıf içerisinde tahta kılıçtır. Kılıf bedendir, içerisindeki tahta kılıç ruhumuzdur-canımızdır. Onu çelik hâline getiremedik. Manâya ulaşamayınca o bir tahta kılıç oldu.

Kaynak: 13. Karabaş-i Velî Tekkesi 2017 Sohbeti — Mesnevî 711. Beyt: "Surete Tapan Manâ

Gece ibâdeti ve vird disiplini nedir?

Efendi hazretleri sûfînin gece ibâdetinin önemini açıklar: "Bir kimse gece dervişin gece zikri olur. Gece zikrisiz derviş olmaz. Mâna ehliyse, geceyi kaçırmaz. Gece avâm uyuduktan sonra hâslar için gündüzdür. Geceyi Cenâb-ı Hak avâmı örtmek için yarattı. Geceyi dostlarıyla hem-hâlleşmek için yarattı. Geceyi kaçırma." Vird disiplini: "Bir virdin mi var? Günlük bir virt çekiyor büyük bir çoğunluk. Bazıları iki tâne çekiyor sabah-akşam. İki tâne çekmek serbest. Bir virdi olan onu gece çekmeye gayret etsin. El ayak çekilince. Ben gece virt çekeceğim deyip de hatunu boşlama; gece virt çekeceğim deyip de kocanı boşlama. Bu da ibâdet — nâfile ibâdet — insanın eşiyle ilişkiye girmesi."

Kaynak: 13. Karabaş-i Velî Tekkesi 2017 Sohbeti — Mesnevî 711. Beyt: "Surete Tapan Manâ

"Tahta Kılıç vs. Elmas Kılıç" Mesnevî teşbîhi nedir?

Hazreti Pîr diyor ki: ‘Tahtadansa başkasını ara. Eğer elmassa sevinerek ileri gel.’ Tahta kılıç, sûfîlik yolunda nefs terbiyesi görmemiş, mücâdeleye girmemiş, kendini terbiye etmemiş kişidir. Bir muhârebede tahta kılıç çabucak kırılır, kendi kendini doğrar. ‘Demek ki bir nefis terbiyesi almadıysan, bir terbiye görmediysen, nefis mücâdelesinin içine girmediysen, sen tahtadan kılıçsın.’

Kaynak: 12. Karabaş-i Velî Tekkesi 2017 Sohbeti — Sağına Yatma Sünneti, "Tahta Kılıç" 28

28 Şubat İmtihanı nedir?

28 Şubat döneminde herkes dervişti. Yaklaşık zikrullahlarda 500-600 kişiydik. 28 Şubat geldi-çarptı. Bütün arkadaşlar dervişti bizim. Bir kısmı tahtadan. İmtihanı görünce, basılmayı görünce, polisi görünce, bir düdük öttürüldüğünde bir kısmı evine döndü. ‘Biz burada yapamayacağız, yürüyemeyeceğiz’ dediler. Kılıç tahtadan olunca bir imtihan sırasında ilk önce o gider. O çünkü kendini terbiye etmiyor. Allâh’a âşık değil. Nefis mücâdelesi yok onda. Zorluklara-sıkıntılara-belalara katlanabilme özelliği oluşmamış. Bir bela-müsîbet görünce pılısını-pırtısını toplayıp gidiyor.

Kaynak: 12. Karabaş-i Velî Tekkesi 2017 Sohbeti — Sağına Yatma Sünneti, "Tahta Kılıç" 28

Mürşid: "Bir Kimyâcı" nedir?

Elmas kılıç velîlerin silah deposundandır. Onları görmek size kimyâdır. Eski dilde "kimyâ" bir şeyin vasfını-özelliklerini değiştirmek için kullanılan bir ilimdir; buna simyâ ilmi de denir. "Bu ne? Toprağı altın etmek. Bu ne? Taşı elmas etmek. Bu ne? Kayayı cevher etmek. Bu kimyâ ilmidir."

Kaynak: 12. Karabaş-i Velî Tekkesi 2017 Sohbeti — Sağına Yatma Sünneti, "Tahta Kılıç" 28

Velînin bir nazarı taşı cevher eder mi?

Onların terbiyesi, nazarı, kızmaları dahi rahmettir-berekettir-lütuftur-ikramdır. Onların terslemeleri dahi senin nefsine bir ilaçtır. Velînin bir nazarı taşı cevher eder.

Kaynak: 12. Karabaş-i Velî Tekkesi 2017 Sohbeti — Sağına Yatma Sünneti, "Tahta Kılıç" 28

Sûfînin üstâdını Hz. Peygamber’le denk görmesi sapkınlıktır mı?

Sakın bir velî bir mürşid-i kâmili Hz. Muhammed Mustafâ ile yarıştırmayın. Sakın üstünde görmeyin. Bir kısım sûfîler üstâdlarını-şeyhlerini Hz. Muhammed Mustafâ’dan üstün görme noktasına gelirler ki bu sapkınlıktır.

Kaynak: 12. Karabaş-i Velî Tekkesi 2017 Sohbeti — Sağına Yatma Sünneti, "Tahta Kılıç" 28

Velîlerin meslekteki ve fazîletteki konumu nedir?

Peygamberlerle dahi eş tutamazdı. Meslekte eştirler — peygamberlik mesleğinde eştirler. Fâziletette eş değildirler. Bir kimse velilikte mesleğinde eş olur. Ama fâziletette Abdülkâdir Geylânî hazretlerine eş olur mu? Allâh muhâfaza eylesin.

Kaynak: 12. Karabaş-i Velî Tekkesi 2017 Sohbeti — Sağına Yatma Sünneti, "Tahta Kılıç" 28

Hz. Mevlânâ’nın "Sen Düşünceden İbâretsin" Beyti Nedir?

Bir derviş Hz. Mevlânâ’nın Mesnevî’sinden bir beyti sorar: ‘Sen düşünceden ibâretsin. Gül düşünür gülistân olursun, diken düşünür dikenlik olursun.’ Ve Peygamber Efendimiz’in ‘kişi sevdiğiyle berâberdir’ hadîsinde de vurgulanan düşünce midir? İnsan neyi düşünürse hayâtına onu mu çeker? Allâh’ı çok düşünürse ona mı yaklaşır? Efendi hazretlerinin cevabı: ‘Hz. Pîr ‘sen düşünceden ibâretsin’ der. Aslında bizim fiiliyâtlarımızın arkasında direkt düşüncemiz vardır. Bunun üzerinde çok uzun zaman kendi kendime taktıydım. Fihliyâtı yaratan Allâh, düşünceyi de yaratan Allâh. Ama ‘düşünmede hür olduğumuza’ kâne oldum. Bu çetrefilli bir konudur ve Efendi hazretleri özellikle sûfîlerin bu meseleyle ilgilendiğini belirtir: ‘İslâm fikir dünyâsı bunu çok ilgilenmemiş-irdelememiş. Ama sûfîler bunun üzerinde durmuşlar. Muhyiddîn İbn Arabî gibi, Hz. Mevlânâ gibi, Muhâsibî gibi önemli şahsiyetler bunlar. Bunlar düşüncenin üzerinde durmuşlar.’

Kaynak: 11. Karabaş-i Velî Tekkesi 2017 Sohbeti — Sevmek Niçin Şifâdır, Çocukları Evlend

Süizânın Haramlığı Nedir?

Efendi hazretleri Bediüzzaman’ın meşhûr ‘güzel düşünen güzel görür’ sözünü hatırlatarak Hucurât sûresi 12. âyete bağlanır: ‘Ey iman edenler, siz süizânın fazlasından kaçınınız.’ Süizân — kötü düşünmek. O zaman o kötü düşünmenin fazlasından sakının. Çok az bir şey hani böyle teğet olarak geçebilir. Ama o kalıcı olmaması gerekiyor. O zaman Cenâb-ı Hak bizi iyi düşünmeye sevk ediyor — hayır düşünmeye, güzellik düşünmeye. İyi düşüncenin sevap kazandırışı: ‘Eğer biz iyi-güzel-hayır düşünürsek biz o düşüncede kalsa dahi Cenâb-ı Hak iyi niyetimizden dolayı sevap veriyor. Hadîs-i şerîfte: bir kimse güzel-iyi bir şey yapmayı dilese-niyetlense, onu yapamasa dahi yapmış gibi sevap alıyor. Bir kimse cami yaptırmayı düşündü ya — yaptırmamış olsa dahi (gücü yetmedi) Cenâb-ı Hak ona cami yaptırmış gibi sevap veriyor. Allâh güzel düşünceyi, iyi niyeti, hüsnüzânı ödüllendiriyor. Düşünce hürriyeti ve süizânın Haramlığı: ‘O zaman düşünmek bizim hür-özgür irâdemizdir. Cenâb-ı Hak insanların düşünmesini etkilemiyor. Düşünceyi yaratan da Allâh — ama o yaratılmış olan düşünme kâbiliyetini, düşünme kâbiliyetini harekete geçirip güzel düşünme hâline getirmek kulların elinde.’

Kaynak: 11. Karabaş-i Velî Tekkesi 2017 Sohbeti — Sevmek Niçin Şifâdır, Çocukları Evlend

Kabir Hayatı Nedir?

Bir derviş kabir hayatı hakkında soru sorar — ölünce kabri cennet bahçesi mi yoksa cehennem çukuru mu olur, ruhu semâya mı çıkar yoksa orada mı kalır? Efendi hazretleri çok mühim bir akâidî düzeltme yapar: ‘Mübârek insanlar yâ. Siz kabir hayâtını bu toprağın içi mi zannediyorsunuz? Kabir âlemi diye ayrı bir âlem-bir perde var. O ikiye ayrılmış vaziyette. Cehennemlik rûhların bekletildiği yer ayrı, cennetlik rûhların bekletildiği yer ayrı.’

Kaynak: 11. Karabaş-i Velî Tekkesi 2017 Sohbeti — Sevmek Niçin Şifâdır, Çocukları Evlend

Hüsnüzân nedir?

Süizânın haramı, hüsnüzân Hucurât 12 emrindedir. Düşünce hürriyeti kulun cüz’î irâdesindedir; düşünmeyi yaratan Allâh ama yönlendiren kuldur. İyi düşünmek ve niyet etmek (yerine getirmesek bile) sevap kazandırır. "Affedeni saf-salak-aptal" gören toplum aslında Allâh’a-Resûlüne karşı duruyor. Kötü düşünen kimse cehenneme lâyıktır — niyeti baştan bozuktur.

Kaynak: 11. Karabaş-i Velî Tekkesi 2017 Sohbeti — Sevmek Niçin Şifâdır, Çocukları Evlend

İbn Arabî’nin "Kapısını Çalıp Pür Dikkat Bekledim" şiirinin temel anatomisi nedir?

Bu şiirin temel anatomisi: "Bir, kapısı çalınacak birisi var. İki, kapısının önünde durulması gerekiyor. Üç, o kapısını çalınacak kimsenin ‘gel’ demesi bekleniyor." Kapısı çalınacak olan Zü’l-celâl hazretleridir. Sûfîlik bu kıvama gelir: "Sûfîlik budur çok kısacası. Sevmek-âşıklık budur çok kısacası. Kapısında beklersin, çalarsın kapısını, beklersin. Ümitle ve pür dikkat. Pür dikkat — o kapıda nasıl davranılması gerekiyorsa, dikkatli-ehemmiyetli bir şekilde kapıda beklersin. Ümidini kesmek yok, dikkatini dağıtmak yok. Yâni odak noktanı, menzilini karıştırmak yok. Asla şaşkınlık-şapşallık-dağınıklık. Odağını başka bir yere çevirme. Gönlüne başka bir şey koyma."

Kaynak: 10. Karabaş-i Velî Tekkesi 2017 Sohbeti — Cumhûriyetin İslâmî Temeli, İbn Arabî

İbn Arabî’nin "hem o hem o değil" denkleminin tatbîki nedir?

Efendi hazretleri İbn Arabî alıntısının devâmını şerh eder: "Hiç kimse eşyanın tabiatıyla ilgili hakîkî bilgiye ‘ya o ya da bu’ şeklindeki açıklamalarla ulaşamaz. Gerçek durum ‘hem o hem de bu’ ya da ‘ne o ne de bu’da aranmalıdır. Eşyanın hakîkatini gerçek anlamda teslim ettiğimizde hem Allâh’ın hakîkatini hem aynı zamanda Allâh’ın o şey olmadığını teslim etmiş oluruz. Eşyâ — mevcûdiyeti ve belirli bir şey olması bakımından yalnızca bir nesnedir. Ancak varoluş ve nitelikleri bakımından Tanrı’dır."

Kaynak: 10. Karabaş-i Velî Tekkesi 2017 Sohbeti — Cumhûriyetin İslâmî Temeli, İbn Arabî

Hz. Pîr’in "hem o hem o değil" denkleminin tatbîki nedir?

Hz. Pîr’in tasnîfi: "Hazreti Pîr’in en önemli özelliklerinden birisi şudur: Tenzîhi ve teşbîhi yolun belirli zamanında kabûl eder. Sûfînin belirli bir döneminde — sûfînin başlangıcında, sûfî pişinceye kadar — ‘ben insanları beni zikretsinler-tanısınlar-bilsinler diye yarattım’ olduğu için, hem teşbîh hem tenzîh olur. ‘O Rahmân’dır, Rahîm’dir, Kerîm’dir, Basîr’dir’ — bu teşbîhtir, benzetmedir. Sonra ‘O hiçbir şeye benzemez’ — bu tenzîhtir."

Kaynak: 10. Karabaş-i Velî Tekkesi 2017 Sohbeti — Cumhûriyetin İslâmî Temeli, İbn Arabî

Tasavvuf hiyerarşisi nedir?

Tasavvuf hiyerarşisi: "Bütün varlık tamâmiyetiyle tecellîyâtının üstünde, üstünde tecellîyât peygamberlerin kalbidir. Onun bir çıt altı zamanın kutbunadır. Onun bir çıt altı üçleredir. Onun bir çıt altı beşleredir. Onun bir çıt altı yedileredir. Onun bir çıt altı kırklaradır. Onun bir çıt altı 120’leredir." Yâni varlık âleminin her noktası Cenâb-ı Hakk’ın bir velîsinin kalbinin tecellîgâhı içindedir; her tabaka bir alt tabakanın üstünde durur. En üstün — en kapsayıcı — kalp Hz. Muhammed Mustafâ’nındır.

Kaynak: 10. Karabaş-i Velî Tekkesi 2017 Sohbeti — Cumhûriyetin İslâmî Temeli, İbn Arabî

Hayalin iki çeşidi nedir?

Hayalin İki Çeşidi: Bilgiye Bağlı vs. Paketlenmiş. Efendi hazretleri sohbetin merkezî kavramı olan "hayal mertebesi"ni daha da derinleştirir: "Allâh’tan gayrı her şey olan varoluşun tabiatını anlamaya yönelik bütün insanların sahip olduğu en anlaşılır yol hayallerimiz, özellikle rüyâlarımızdır."

Kaynak: 10. Karabaş-i Velî Tekkesi 2017 Sohbeti — Cumhûriyetin İslâmî Temeli, İbn Arabî

Paketlenmiş hayal nedir?

İkinci tip hayal tamâmen farklıdır: "Tayvan’ın içini gezdin mi? Hayır. Bilmedin mi şey? O zaman Tayvan’da sana adım adım bir yer gösterildi mi? Bu ayrı bir şey oldu. Bu senin kurduğun hayal olmadı. Bu sana bir paket geldi." Bu, Cenâb-ı Hakka âit hayaldir; kişinin hiç bilmediği bir konuda bile ona bilgi verir.

Kaynak: 10. Karabaş-i Velî Tekkesi 2017 Sohbeti — Cumhûriyetin İslâmî Temeli, İbn Arabî

Bilgi edinme yolları nelerdir?

Efendi hazretleri bilgi edinme yollarını sıralar: "İlim edinme-bilgi edinme yolu vardır. Bunu Yunan Helenistik çağındaki Aristo’sundan itibâren bilgi edinme yollarının birisinin metafizik (rüyâlar ve aynı zamanda kalbe gelen ilhamlar) olarak nitelendirilir. Ama ne yazık ki Yunan Helenistik çağın büyük felsefecileri dahi bunu kabûl etmesine rağmen son 200-300 yıldan beri sûfîlere karşı bir kalkışma, sûfî gelenek-kültüre karşı acımasız davranışların içerisine girildi."

Kaynak: 10. Karabaş-i Velî Tekkesi 2017 Sohbeti — Cumhûriyetin İslâmî Temeli, İbn Arabî

İbn Arabî’nin Hayal Mertebesi ne demektir?

İbn Arabî’nin Hayal Mertebesi: İki Çeşit Hayal. Sohbetin teorik kalbinde Efendi hazretleri İbn Arabî hazretlerinin ‘hayal’ kavramını şerh eder. Önce alıntıyı yapar: ‘İbn Arabî’ye göre ‘hem o hem o değil’ durumunun hakîkati kâinatta yalnızca hayalle anlaşılabilir. Örneğin hayalin bir fonksiyonu olan rüyâ hâlinde insan cisim olmayan cismânî şeyler görür. Gördüğün nesnelerin maddî sûretleri olsa da, bu nesneler maddî âlemde değil, ruh olan hayal âleminde yer alırlar. Hayal bir mânâ üstlenebilir — yâni akledilebilir, dünyâdaki şekli olmayan bir gerçekliğe dönüşebilir. Mânâ ve duyusal biçimler birbirlerinin zıttı olmalarına rağmen, hayal bunları birleştirme gücüne sâhiptir. Yâni Arabî’nin ifâdesiyle el-kavî (güçlü) ismi kendini gösterir.

Kaynak: 9. Karabaş-i Velî Tekkesi 2017 Sohbeti — 5000 Yıllık Tedâvî Kültürünün Yok Edili

Kişinin bilgi-istidâdından kaynaklanan hayal nedir?

Kişinin Bilgi-İstidâdından Kaynaklanan Hayal. ‘Bir kimsenin bilgi birikiminin neticesinde kendisince kendisinin kurguladığı hayaller. Bu o kimsenin bilgisiyle sınırlıdır. Mesela elektrik mühendisi — ne kadar mühendislik bilgisi varsa, o bilginin üzerinde hayal etmeye başlar. Önce her şey bir şeyin felsefesiyle başlar. Siz bir iş kuracaksınız, önce o işin hayalini kurarsınız. Bu hayal sizin akıl kapasitenizin hayalidir; sizin idrâkinizin genişliği-derinliği-ölçüsü miktârındadır. Sizin o esnâdaki istidâdınızın ölçüsü miktârındadır.’

Kaynak: 9. Karabaş-i Velî Tekkesi 2017 Sohbeti — 5000 Yıllık Tedâvî Kültürünün Yok Edili

Hakka âit hayal nedir?

Hakka Âit Hayal: Vahy-İlhâm-Sâlih Rüyâ. ‘İkinci tip hayal tamâmen farklıdır: ‘Bir hayal daha vardır — bu Hakka âittir. Siz o konuda bir bilginiz yoktur. O konuda bir istidâdınız da yoktur. O konuda bir yeterliliğiniz de yoktur. Ama Cenâb-ı Hak size ama ilhâm olarak ama rüyâ olarak bilmediğinizi öğretir. Bilmediğiniz yoldan sizi ilimlendirir-bilgilendirir. Bu hayal Cenâb-ı Hakka âittir. Kulun bunda herhangi bir inisiyatifi yoktur. Kul bu noktada kendi istidâdını da bilmez.’

Kaynak: 9. Karabaş-i Velî Tekkesi 2017 Sohbeti — 5000 Yıllık Tedâvî Kültürünün Yok Edili

Hayal perdesi nedir?

Hayal Perdeleri: Tatlı Su-Acı Su Misâli. Efendi hazretleri varlık âleminin perdeleri arasındaki ayrımın da hayal ile olduğunu açıklar: ‘Varlığın üzerinde de tecellîyâtları vardır. Metafizik âlemin üzerinde de hayal vardır. İlm-el yakîn ile ayn-el yakîn arasında perde olarak bir hayal perdesi vardır. Siz onu boşluk olarak nitelendirebilirsiniz — oysa o ayrı bir perdedir. Ayn-el yakîn ile hakk-el yakîn arasında da perde vardır — o da hayal perdesidir. Her makâm ve derecenin arasındaki perde hayal perdesidir.’

Kaynak: 9. Karabaş-i Velî Tekkesi 2017 Sohbeti — 5000 Yıllık Tedâvî Kültürünün Yok Edili

Hayal’in gücü nedir?

Hayalin Gücü: Zıtları Bir Araya Getirme. Efendi hazretleri Ebû Saîd el-Harrâz’ın meşhûr sözünü zikreder: ‘Ebû Saîd el-Harrâz’a sordular: ‘Hakk’ı neyle bildin?’ Cevap: ‘Zıtları bir araya getirişinin hakîkatiyle.’ Bu, hayalin temel fonksiyonudur. ‘Mânâ ve duyusal biçimler birbirlerinin zıttı olmalarına rağmen, hayal bunları birleştirme gücüne sâhiptir. Duysal idrâkin ya da akıl gücünün zıtları bir araya getirmesinin olanağı yoktur — ama hayal için bu imkânsız değildir. Mânâ asla duyuya tecellî etmez. Akla tecellî eder, ama onu hayalde birleştirirsiniz. Mânâyla duyuyu hayalin arasında birleştirirseniz.’

Kaynak: 9. Karabaş-i Velî Tekkesi 2017 Sohbeti — 5000 Yıllık Tedâvî Kültürünün Yok Edili

İcâdın hayal temeli nedir?

İcâdın Hayal Temeli. Efendi hazretleri çok pratik bir teknolojik misâl verir: ‘Türkiye’de şu anda en uzun ve en gelişmiş dağ-kayaları delen makine var şu anda. Dünyâ üzerinde en gelişmişi bizdeymiş. Sebep bize lâzım. Lâzım olunca onun hayalini kuruyorlar. Şu anda dünyâ üzerinde en uzun tünelleri yapan Türkiye. Bir otomobil tasarımcısı ne yapıyor? Hayal ediyor aslında. Şâir hayal ediyor — ‘beni candan usandırdı, cefâdan yâr usanmaz mı?’ Felekler yandı âhımdan, murâdımın şem’i yanmaz mı?’ Hâlâ söyleniyor mu? Söyleniyor. Neden? Sevgiliye yazılmış. O sevgiliyi hayal etti.’

Kaynak: 9. Karabaş-i Velî Tekkesi 2017 Sohbeti — 5000 Yıllık Tedâvî Kültürünün Yok Edili

Hz. Peygamber’i hâlde değil rüyâda görmenin niçin daha ölçü olduğunu?

Çünkü o kimse yetişme çağındayken ona ışık tutacak olan, onun için sahîh olan, sahîh rüyâlardır. Diyorsam kimsenin gördüğü hâller ona ölçü olmaz.

Kaynak: 8. Karabaş-i Velî Tekkesi 2017 Sohbeti — Disiplinsizlik Hastalığı, Müslüman Erke

Kâinâtın hayalden ibâret olduğunu nedir?

Mevlânâ "âlemi hayâl üzere yürür gör" + İbn Arabî "rüyâdan ibâret"), r

Kaynak: 8. Karabaş-i Velî Tekkesi 2017 Sohbeti — Disiplinsizlik Hastalığı, Müslüman Erke

Hem o hem o değil teşbîh-tenzîh denkleminin Enfâl 17 "sen atmadın ben attım" âyetiyle delîllendirilişini nedir?

Enfâl 17 "sen atmadın ben attım" âyetiyle delîllendirilişini

Kaynak: 8. Karabaş-i Velî Tekkesi 2017 Sohbeti — Disiplinsizlik Hastalığı, Müslüman Erke

Hâl görmek de müthiş bir disiplin gerektirir mi?

Bir kimse hâl görüyorsa — benim hâlden kastettiğim zikir esnâsında değil — yolda giderken dahi senin önünde üstâdın yürüyorsa, en azından pîr efendi yürüyorsa, Peygamber Efendimiz sallallâhu aleyhi ve sellem hazretleri yürüyorsa, sen aval aval iki tarafa bakınamazsın. Erkek sen kadınların eteğiyle-orasıyla-burasıyla uğraşamazsın. Sen hevâ ve hevese kapılıp avâre dolaşamazsın. İp gibi gider, ip gibi gelirsin. Hatta bir an zikrullahdan gâfil olsan önünden kaybolur. Önünden kaybolduğunda başlarsın yine zikrullah’a — ‘yandım, yıkıldım, perişân oldum.’

Kaynak: 8. Karabaş-i Velî Tekkesi 2017 Sohbeti — Disiplinsizlik Hastalığı, Müslüman Erke

Hayal nedir ve kâinât nasıl hayaldendir?

Efendi hazretleri kâinâtın "hayalden ibâret" olduğu hakîkatini açıklar: "Kâinâtın kendisi de zâhir varlıkta görünen ya da vücûd kazanmış olan, yok hükmündeki ma’dûm anlamlardan oluşur. Yâni kâinât bütünüyle bir hayalden başka bir şey değildir. İbn Arabî, Hz. Mevlânâ — onların bu hayal görüşü daha da geriye gidersek Hz. Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretlerine kadar dayanır."

Kaynak: 8. Karabaş-i Velî Tekkesi 2017 Sohbeti — Disiplinsizlik Hastalığı, Müslüman Erke

Rüyâlar nasıl bir anlam taşır?

Hz. Mevlânâ bunu Mesnevî’de "sen âlemi hayal üzere yürür gör" der. İbn Arabî ise "bütün varlığı rüyâdan ibâret" görür. Bu mantığı genişletirse: "Varlık tamâmiyetle hayal olunca Cebrâîl de hayal oluyor. Muhammed Mustafâ da hayal oluyor. Sen de hayal oluyorsun, ben de hayal oluyorum. ‘Kün’ lafı hayalin başlangıcı oluyor. O zaman hepimiz birer hayalden ibâretiz. Melekler de soyut bir kavramdır, somut bir cisme bürünerek görünürler. Aynı şey cinnî tâifesi için de, şeytan için de geçerlidir. Allâh’ı biz somuta indirgenmiş olarak görürüz; çünkü bir cisim şeklinde bize tecellî eder. Mesela bir ses şeklinde tecellî etti — Hz. Mûsâ aleyhisselâma. Nereden tecellî etti? Ateşin üzerinden, ağacın üzerinden. Ama sesi işitti. Ve Tûr-i Sînâ’da Cenâb-ı Hak’la kelâmullâh olarak görüştü."

Kaynak: 8. Karabaş-i Velî Tekkesi 2017 Sohbeti — Disiplinsizlik Hastalığı, Müslüman Erke

Allâh’ın soyut ve somut kavramları nasıl ilişkilidir?

Efendi hazretleri çok kıymetli bir somut-soyut ayrımı yapar: "Allâh kavramı soyut bir kavramdır. Fakat ‘rüyetullâh haktır’ bahsi var ya — rüyâda Allâh görülür mü? El cevap görülür. Bir kimse Allâh’ı rüyâsında gördüğünde somut bir cisim gibi görür."

Kaynak: 8. Karabaş-i Velî Tekkesi 2017 Sohbeti — Disiplinsizlik Hastalığı, Müslüman Erke

İbn Arabî ve Hz. Mevlânâ’nın hayal görüşü nedir?

Kâinâtın kendisi de zâhir varlıkta görünen ya da vücûd kazanmış olan, yok hükmündeki ma’dûm anlamlardan oluşur. Yâni kâinât bütünüyle bir hayalden başka bir şey değildir. İbn Arabî, Hz. Mevlânâ — onların bu hayal görüşü daha da geriye gidersek Hz. Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretlerine kadar dayanır.

Kaynak: 8. Karabaş-i Velî Tekkesi 2017 Sohbeti — Disiplinsizlik Hastalığı, Müslüman Erke

Allâh’ın ‘attığın zaman sen atmadın’ (Enfâl 17) âyeti ne anlama gelir?

İşlerin hakîkati şudur ki ne türlü idrâk gücüyle olursa olsun gördüğün ya da idrâk ettiğin her şey için, tıpkı Allâh’ın ‘attığın zaman sen atmadın’ (Enfâl 17) dediği gibi ‘hem o hem o değil’ demen gerekir.

Kaynak: 8. Karabaş-i Velî Tekkesi 2017 Sohbeti — Disiplinsizlik Hastalığı, Müslüman Erke

Rüyâlar ve uyanıklık arasında nasıl bir denge vardır?

Bu âyetin tasavvufî yorumu: "Hz. Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretleri düşmanın üzerine bir avuç toprak attı. Cenâb-ı Hak ‘sen atmadın ben attım’ dedi. Fihliyâtı yaratan Allâh. Cenâb-ı Peygamber’in bütün her şeyini kendi üzerine aldı. Böyle olunca ‘hem o hem o değil’. Hem o, yâni bütün her şey teşbîh noktasında işleyen Allâh; hem o değil, çünkü ‘O hiçbir şeye benzemez.’ (Şûrâ 11)" Bu denklem rüyâ-uyanıklık dengesinde de geçerlidir: "Rüyâ hâlindeyken gördüğün sûretin olduğu söylenenin aynı olduğundan şüphe duymazsın. Uyanıp da onu tâbîr edince ise gördüğünün aynısı olmadığından kuşku duymazsın. Sağlam bir aklî muhâkeme durumun ‘hem o hem o değil’ hâli olduğundan şüphe duymayacaksın."

Kaynak: 8. Karabaş-i Velî Tekkesi 2017 Sohbeti — Disiplinsizlik Hastalığı, Müslüman Erke

Rüyâların dereceleri nasıl sıralanır?

Efendi hazretleri rüyâların derecelerini hiyerarşik bir şekilde sıralar: "Peygamberlerin gördüğü rüyâ ise güneş gibidir. Apaydanlık. Velîlerin rüyâsı ise karanlık gecede ay gibidir. Onlar yolumu şaşırmazlar. Velîlerin hâricindeki mü’minlerin rüyâsı da gökteki yıldızlar misâli gibidir. Derecelerine göre, konumlarına-durumlarına göre — kâh parlak bir yıldız olur, kâh sönük bir yıldız olur. Bu onların maneviyâtlarına göredir."

Kaynak: 8. Karabaş-i Velî Tekkesi 2017 Sohbeti — Disiplinsizlik Hastalığı, Müslüman Erke

Peygamberlerin rüyâları nasıl bir önem taşır?

Hz. Peygamber’in Peygamberlik tebliğinin ilk altı ayı: "Hz. Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretlerine peygamberlik tebliğ edildikten sonra 6 ay rüyâyla ona öğretildi her şey. Ve Peygamber’in gördüğü rüy, aşikâr gerçekmiş gibidir. O rüyâ gerçek olur zâten. Velîlerin gördüğü rüyâ da buna yakındır."

Kaynak: 8. Karabaş-i Velî Tekkesi 2017 Sohbeti — Disiplinsizlik Hastalığı, Müslüman Erke

Cüzî irâdelerin durumu nedir?

Cüzî irâdelerin durumu: "Peygamberlerin tamâmında cüz-i irâdeleri yoktur. Tamâmında — onlar tamâmen cebridir. Velîlerin bir tarafı (velîlik nûru çalışmaya başladığında) cebridir; bir tarafı (insânî/beşerî tarafı) cüz-i irâdesiyledir. Ama bu onların hayatlarında çok dar bir alandır. İnsanlar bu hâli anlamadıklarından onları eleştirirler — ‘işte şöyle oldu da, böyle oldu da, yan yattı da, çamur battı da’. Bırak. Çünkü onların hayatının kısa bir bölümü cebri değildir, ama büyük bir tarafı velîlik nûrunun tecellî ettiği anda cebridir. Onlar da bir tarafa kımıldanamazlar."

Kaynak: 8. Karabaş-i Velî Tekkesi 2017 Sohbeti — Disiplinsizlik Hastalığı, Müslüman Erke

Soyutu somuta indirgemede tâbîr sırrı nedir?

Efendi hazretleri çok mühim bir sufîlik ilkesi koyar: "Tüm rüyâların tevile ihtiyâcı vardır. Tevilsiz mümkün değildir. Mesela Mi’râç’ta Hz. Peygamber’e süt-şarap ikrâm edildi; ikisi de ikrâm edildi. Hz. Muhammed Mustafâ sütü tercîh etti. Sütü neye tâbîr edildi? İlme. Bir kimse rüyâsında süt içerse o ilim sahibi olacak bir kimse. Aslında ilim olarak ona görünmedi — süt olarak göründü. Demek ki soyutlar somuta dönüştürülürken değişik rumuzlara döndürülür. Rüyâda-hâlde bunlar farklı rumuzlarda görülür. Tâbîr edenin bu ilimden haberdar olması gerekir."

Kaynak: 8. Karabaş-i Velî Tekkesi 2017 Sohbeti — Disiplinsizlik Hastalığı, Müslüman Erke

Sûfînin tâbîr edebi nedir?

Sûfînin tâbîr edebi: "Kalbinize bir şey gelmiyorsa ‘tevil edeceğim’ diye uğraşmayın. Deyin ki ‘kalbimize bir şey gelmedi kardeş.’ Sebep — rüyâ semâda durur, tâbîr edildiği gibi tecellî eder. Sen sütü ilme tâbîr edersen o kimse ilim ehli olur. Sen sütü rızka tâyîn edersen rızık olur. Sen hakîkatine erişmediysen onun, sus. Her rüyâ tevil olacak diye de bir kâide yok. Sûfî kardeşler bu konuda ısrarcı oluyorlar — ‘rüyâm ne anlama geliyor?’ ‘Bilmedik kardeş, başka kapıya git, bir bilene sor.’" Sûfîlik edebtir.

Kaynak: 8. Karabaş-i Velî Tekkesi 2017 Sohbeti — Disiplinsizlik Hastalığı, Müslüman Erke

Sûfîlik yolundaki "fenâ" ve "tay-ı mekân" halleri nedir?

Efendi hazretleri sohbetin sonunda fenâ-tay-ı mekân-galebe gibi sıra dışı sûfî hâllerini açıklar: "Başka yerde olma, gayb, fenâ ve mahv gibi manevî haller… sıradan insanlar bu gibi halleri yaşayıp tecrübe edemezler. Tay-ı mekân — başka bir mekânda da, başka bir perdede de bizatihi bulunma. Bir kimsenin başka bir perdeden bizatihi getirttirme — bu sıradan insanların yapabileceği işler değildir. Fenâ hâli — o kimsenin kendi cüz-i irâdesinden hiçbir şey kalmayıp tamâmiyetle mahviyete ve cebriyete girmesi. Bu sıradan insanın hâli değildir."

Kaynak: 8. Karabaş-i Velî Tekkesi 2017 Sohbeti — Disiplinsizlik Hastalığı, Müslüman Erke

Sûfînin bu hallere alıştırılması nasıl olur?

Sûfînin bu hallere alıştırılması: "Bunlar, sûfîliğin başlangıcında küçük noktasal şeyler olabilir aldanmayın. Çünkü bu hâli insanların kaldırmaları çok zordur. Bunu alıştırırlar zaten seyr-i sülûkta." Efendi hazretleri kendi sülûk tecrübesinden bahseder: Sâlik kendi sevdiklerini kendi elleriyle gömülmüş gibi görür, başında ağlar, selâlar okunur. Sonra üstünden kalkınca anlar ki sâdece bir hâlmiş. Sonra kendi selâsını da görür-dinler; kendi cenâzesini görür. "Sahici bir film. Melekler gelir, her şey gelir. ‘Tamam, ölüm böyle bir şey. Ölmüşüm ben.’ Haydi gömerlersin, herkesi görürsün dövünen-dövünene, ağlayan-ağlayana. Sonra ertesi gün millet sana satıyormuş bakıyormuş alıyormuş bakıyormuş — ölü gözlerle. ‘Heyy millet nerede koruyuşturuyon? Öldünüz de.’" Bu, sûfînin "ölmeden önce ölme" tatbîkidir; Râbiatu’l-Adeviyye gibi büyük velîlerin niçin evlenmemiş olabileceğinin tasavvufî izâhıdır. "Galip hâli — adam veyâ kadın 6-7 perdede birden görülüyor; 10 perdede birden görülüyor. Allâh çarşısını-pazârını versin arttırıyor o daha."

Kaynak: 8. Karabaş-i Velî Tekkesi 2017 Sohbeti — Disiplinsizlik Hastalığı, Müslüman Erke

Sûfînin "ölmeden önce ölme" tatbîki nedir?

Yok bu beni kesin aldatıyor, canım kafası orada’ diyebilir." Bu, sûfînin "ölmeden önce ölme" tatbîkidir; Râbiatu’l-Adeviyye gibi büyük velîlerin niçin evlenmemiş olabileceğinin tasavvufî izâhıdır.

Kaynak: 8. Karabaş-i Velî Tekkesi 2017 Sohbeti — Disiplinsizlik Hastalığı, Müslüman Erke

Galip hâli nedir?

"Galip hâli — adam veyâ kadın 6-7 perdede birden görülüyor; 10 perdede birden görülüyor. Allâh çarşısını-pazârını versin arttırıyor o daha."

Kaynak: 8. Karabaş-i Velî Tekkesi 2017 Sohbeti — Disiplinsizlik Hastalığı, Müslüman Erke

Dervişin disiplin ölçüsü nedir?

Dervişin disiplin ölçüsü: harama düştüğünde üstâdını rüyâda görememesi

Kaynak: 8. Karabaş-i Velî Tekkesi 2017 Sohbeti — Disiplinsizlik Hastalığı, Müslüman Erke

Kâinâtın doğası nedir?

"Kâinât hayalden ibârettir" — Hz. Peygamber’in "insanlar uykudadır" hadîsine dayanır

Kaynak: 8. Karabaş-i Velî Tekkesi 2017 Sohbeti — Disiplinsizlik Hastalığı, Müslüman Erke

Soyut olan Cebrâîl-melekler-cinnî-şeytan-Allâh somuta indirgenmiş şekilde görülür mü?

Soyut olan Cebrâîl-melekler-cinnî-şeytan-Allâh somuta indirgenmiş şekilde görülür "Hem o hem o değil" — Enfâl 17 ile teşbîh-tenzîh denklemi

Kaynak: 8. Karabaş-i Velî Tekkesi 2017 Sohbeti — Disiplinsizlik Hastalığı, Müslüman Erke

Sûfînin rüyâ tâbîrini bilmiyorsa ne yapması gerekir?

Sûfî rüyâ tâbîrini bilmiyorsa "kalbimize bir şey gelmedi" deyip geri çekilir

Kaynak: 8. Karabaş-i Velî Tekkesi 2017 Sohbeti — Disiplinsizlik Hastalığı, Müslüman Erke

Tay-ı mekân-fenâ-galebe halleri kimler için geçerlidir?

Tay-ı mekân-fenâ-galebe halleri sıradan insanın değil, yetişmiş sûfînin işidir

Kaynak: 8. Karabaş-i Velî Tekkesi 2017 Sohbeti — Disiplinsizlik Hastalığı, Müslüman Erke

Hz. Yûsuf-Züleyha kıssasındaki "burhân" görüşü nasıl yorumlanır?

Hz. Yûsuf-Züleyha kıssasındaki "burhân"ın sûfîlerce Hz. Yâkûb’un parmak ısırması olarak yorumlandığını

Kaynak: 8. Karabaş-i Velî Tekkesi 2017 Sohbeti — Disiplinsizlik Hastalığı, Müslüman Erke

Sûfî Mücâhede’de delîlsiz gidilmez ilkesi nedir?

Cüneyd-i Bağdâdî, Hasan-ı Basrî, Abdülkâdir Geylânî, Hz. Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî — "delîlsiz gidilmez" ilkesi

Kaynak: 8. Karabaş-i Velî Tekkesi 2017 Sohbeti — Disiplinsizlik Hastalığı, Müslüman Erke

Sûfînin "ölmeden önce ölme" tatbîki nasıl yaşandığı açıklanıyor?

Mevlânâ "âlemi hayâl üzere yürür gör" + İbn Arabî "rüyâdan ibâret"), rüyetullâh ile melek-cebrâîl-Dıhye sûreti gibi soyutların somuta indirgenişini, "hem o hem o değil" teşbîh-tenzîh denkleminin Enfâl 17 "sen atmadın ben attım" âyetiyle delîllendirilişini, peygamber rüyâlarının güneş-velî rüyâlarının ay-mü’min rüyâlarının yıldız mertebesinde oluşunu ve sûfînin rüyâ tâbîrini bilmiyorsa "sus, başka kapıya git" diye geri çekilmesi gerektiğini tafsîlâtlı bir şekilde açıklamaktadır. https://www.youtube.com/watch?v=akD99tMAPy8 Erkek: Aile İçi Psikolojik Saplantılar: Evlilikte Görmezden Gelinme Sohbetin başında bir derviş eşinin abisi tarafından görmezden gelinmesinden şikâyet eder: "Ben evlendim gittim, yeni evliyim. Babamlara gittiğimde abim beni görmezden geliyor — ne yapmalıyım? Bu durum beni çok üzüyor." Efendi hazretleri pratik bir cevap verir: "Görmezden geliyorsa, görmüyor demek ki. Yapacak bir şey yok." Sonra bu meselenin arkasındaki tasavvufî psikolojiyi açıklar. Bu tip vakalar bir psikolojik saplantı olarak görülür: "Bazen evlilikle alâkalı meselelerde, evlenen kimselerle ailelerinin pisleşik psikolojik rahatsızlıkları oluyor. Mesela bir kız evleniyor — örneğin o kız evlendikten sonra ailesi sanki o yabancıymış gibi davranıyor. Bunlar psikolojik. Veyahud da bir erkek evleniyor; hanımı var, erkeğin ailesi onun hanımını bir türlü benimsemiyor. Bunlar psikolojik saplantı hâlinde olan şeylerdir. O ailede böyle bir problem var. Ailenin komple incelenmesi-irdelenmesi-iyice analiz edilmesi lâzım. Aile bu psikolojik saplantıya nereden saplanmış-bulaşmış onların tespît edilmesi-tedâvî edilmesi gerekir. Uzun mesele." Aynı şey "evlenmezden önce her şey harika, evlendikleri gün hatta o gece dakika bir gol bir her şey bozuluyor" diyenlerde de görülür: "Bunların hepsi de psikolojik sendrom. Tabî evlenmezden önce de bunu bilmiyor insanlar. Yâni nişanlılık döneminde her şey o kadar harika; ama dakika bir gol bir oluyor." Bu hâdiseler aileler-bireyler arasında derin bir psikoterapinin gereklilik arz ettiğini gösterir. Hâlde Görmek vs. Rüyâda Görmek: Sûfînin Disiplini Bir derviş Hz. Peygamber Efendimiz’i hâlde görmek ile rüyâda görmek arasındaki farkı sorar. Efendi hazretleri çok orijinal bir cevap verir: "Bu farkı ancak her iki tarafta da gören kimse anlar. Yâni hem hâlinde hem rüyâsında gören kimse bu farkı anlayabilir. Ama hâlinde görmüyorsa bir kimse bunu anlayamaz ki. Hâlde görmeyenler için veyâ yolun başındayken rüyâda görmek en sahîhidir. İnsanlar normalde hâli önemseğimi zannederler. Ben hâlden fazla rüyâyı önemserim." Niçin? Sebebi şudur: "Çünkü o kimse yetişme çağındayken ona ışık tutacak olan, onun için sahîh olan, sahîh rüyâlardır. Diyorsam kimsenin gördüğü hâller ona ölçü olmaz." Yâni yola yeni başlayan biri için hâl görmek bir tehlike olabilir — aldatıcı, vesveseli, şeytânî bir şey gösterilebilir. Ama rüyâ daha güvenli, daha berraktır. Sûfînin Disiplin Ölçüsü: Üstâdı Görememek Efendi hazretleri çok pratik bir disiplin uygulamasını anlatır: "Hâl görmeyi önemsememin sebebi bir kimsenin haramla iştigâl ettiğinde anında cevap görmesinden dolayıdır. Eğer o kimse disiplinli bir dervişse, atıyorum işte her gün üstâdını görüyorsa, bir harama düşmüş olsa o akşam rüyâsında göremez onu. Anlar hemen, analiz eder, tövbe eder, ağlar, secdede yalvarır. Ertesi gününe toparlar kendini." Bu, sûfînin günlük muhasebe sisteminin bir parçasıdır. Aynı şekilde hâl görmek de müthiş bir disiplin gerektirir: "Bir kimse hâl görüyorsa — benim hâlden kastettiğim zikir esnâsında değil — yolda giderken dahi senin önünde üstâdın yürüyorsa, en azından pîr efendi yürüyorsa, Peygamber Efendimiz sallallâhu aleyhi ve sellem hazretleri yürüyorsa, sen aval aval iki tarafa bakınamazsın. Erkek sen kadınların eteğiyle-orasıyla-burasıyla uğraşamazsın. Sen hevâ ve hevese kapılıp avâre dolaşamazsın. İp gibi gider, ip gibi gelirsin. Hatta bir an zikrullahdan gâfil olsan önünden kaybolur. Önünden kaybolduğunda başlarsın yine zikrullah’a — ‘yandım, yıkıldım, perişân oldum.’" Hz. Yûsuf-Züleyha kıssasındaki "delîl" konusu: "Hani Cenâb-ı Hak âyet-i kerîmede diyor ya ‘eğer biz ona delîlimizi göstermeseydik o yenilecekti, meylet çekti ona’ diyor. Oradaki ‘delîl’i sûfîler — eski tefsîrlerde de öyle geçer — bir kısmı der ki ‘Yâkub’u gördü’. Yâkub aleyhisselâm parmağını ısırıyordu ‘ne yapıyorsun sen?’ diye. Bir başka rivâyette kollarını dizlerine vuruyordu, ‘sen ne yapıyorsun?’ diye. Bir sûfînin delîlidir üstâdı. O yüzden Hz. Mevlânâ’dan Abdülkâdir Geylânî’den ta Cüneyd-i Bağdâdî’ye, Hasan-ı Basrî’ye kadar ‘delîlsiz gidilmez’ dedikleri şey odur. O kimse bir yanlışa düşeceğinde üstâdını görür. Görmüyorsa o zaman derviş kendisini sorgulayacak." Disiplinsizlik: Müslümanın En Büyük Hastalığı Bir derviş "namazlarımı tam oturtamıyorum" diye şikâyet eder. Efendi hazretleri sıkıntının kaynağını gösterir: "Bugünün insanlarının-dünün insanlarının-bir önceki yılların insanlarının en büyük sıkıntısı insanların kendilerini disiplin etmesi. Büyük handikap bu. Yâni herkesin işi-eşi-aşı her şey var; disiplin eden nasıl disipline ediyor ki?" Bu disiplinsizlik bir paradoks doğurur: "Dükkânına disiplinli, evine disiplinli, yemeğine disiplinli, namaza disiplinli değil. Kılık-kıyafetine disiplinli — bayanlar örtüsünü ütülemeden evden çıkmıyorlar; erkekler ütüsüz pantolonla evden çıkmıyorlar. Pantolonun ütüsüne disiplinliysiniz, örtünüzün ütüsüne disiplinliysiniz — namaza neden disiplini değilsiniz? Dersinize neden disiplini değilsiniz? Dîninize neden disiplini değilsiniz?" Cevap çok acıdır: "Çünkü pantolonun ütüsü bozuksa birileri sizi beğenmeyecek. Eğer örtünüzün ütüsü bozuksa birileri sizi beğenmeyecek. Ama namazı kılmazsanız önemli değil — birileri sizi namazınızla yargılamayacak ki. Namazda yargılayacak olan Allâh, ee şimdi de zâten yargılamıyor. Disiplinsizlik. İnsanlar insanlara yönelik davranış biçimlerini Allâh’a yöneltmiş olsalar çok iyi birer mü’min, birer kul olurlar." Pratik bir misâl: "Gezmeye gidecek herkes duş alıyor mu? Alıyor. Mübârek insan! Bunu kendine mutat hâle getirip ‘Cenâb-ı Hakk’ın rızâsını kazanmak için gusledeyim’ dese olmaz mı? Kadınlar da erkekler de ‘aman bir tarafımız kötü kokacak’ diye daha kötü kokularla kendilerini kokulandırıyorlar. E sen manevî olarak nefesinin de güzel kokması için gıybetten-dedikodudan-iftirâdan bir uzak dursana!" "Nikâhta Dindar Olanını Seç" Hadîsi: Müslüman Eşin Nimet Oluşu Bir derviş Alevî bir erkekle Sünnî bir kız evlenebilir mi diye sorar; "erkek arkadaşımın inançla ilgili sıkıntıları var, Tanrı inancı var ama bir dîne âit olmadığını söylüyor; ben Müslüman olmadan evlenmeyeceğimi dile getirdim, kendisi ‘Müslüman olabilirim, ama ikna olmam lâzım’ diyor; ortada kaldım." Efendi hazretleri Hz. Peygamber’in hadîs-i şerîfini hatırlatır: "Nikâh dört şey için yapılır: (1) Dînî için, (2) Güzelliği-yakışıklılığı için, (3) Malı-mülkü-zenginliği için, (4) Nesebi-soyu-sopu için. Siz dindar olanını seçiniz, demiş Hz. Muhammed Mustafâ sallallâhu aleyhi ve sellem." Bu hadîs (Buhârî-Müslim) evliliğin ölçüsünün dindarlık olduğunu açıkça beyân eder. Efendi hazretleri çok tâlimî bir tablo çizer: "Dünyâ gelip geçecek. Biz şimdi bir bayanı beğenmek bir erkeği beğenmek hevâ ve hevesten geçiyor. Evlilik farklı bir şeydir. Bakın evlilik bambaşka bir şeydir. Ben size bir mü’min kadın portresi çizerim — herkes eşinin eksikliklerini görür, yanıldım ben der. Öyle bir mü’min erkek portresi çizerim — kadınlar aynı şeyi söyler, yanılmışız erkek seçiminde derler." Müslüman Erkek-Kadının Nimet Oluşu Efendi hazretleri çok kıymetli bir tarîf yapar: "Bir erkek için bu dünyâda en büyük nimet mü’min bir kadındır. Nâmûsuna, şerefine, haysiyetine düşkün, evine düşkün, kocasına düşkün bir kadın bir erkek için büyük nimettir. Eğer bir erkek normalde böyle bir kadına sâhip ise, eğer onun beş vakit’e beş vakit daha eklemesi gerekir. Ama ne yazık ki bu kıymet bilinmiyor." Aynı şey kadın için de geçerlidir: "Mü’min bir erkek — nâmûsuna, şerefine, haysiyetine düşkün, evine bakan, çoluğuna-çocuğuna babalık yapan, bir kadına kocalık yapan, onları çekip-çeviren, Kur’ân ve Sünnet dâiresinde yaşaması için mücâhede eden bir erkek-bir koca, bir kadın için büyük bir nimettir. Ne yazık ki bunun da kıymeti bilinmiyor." Kıymet bilmemenin sebebi: "İnsanların hevâ ve heveslerini ilâh edinmeleri. Farkında değil insanlar. Hevâ ve heveslerini, şeytanın vesvesesini kendisine ilâh ediniyor insanlar. Şirk üzerine, şirk üzerine ve şirk üzerine olduğunun farkında değil — bu daha büyük bir cahillik." Soru sahibi kız çocuğuna verdiği tavsîye: "Bu kızımıza buradan sesleniyorum, tavsîye ediyorum: Git dosdoğru, ‘lâ ilâhe illallâh Muhammedun Resûlullâh’ diyen ve dînini yaşamaya çalışan bir kimseyle evlen. ‘Tanrı inancı var, ama hangi tanrı? Buda mı? Hindu mu? Kimin tanrısı?’ Cesâretli yâ — inanmayan bir kimseyi seçecek neredeyse." Türkiye’nin Ahlâkî Çöküşü: 1986’da Söylenen Uyarı 2017’de Gerçekleşti Sohbetin en sert bölümünde Efendi hazretleri Türkiye’nin günümüzdeki ahlâkî durumunu özetler. Cevremizdeki taciz-tecavüz vakalarıyla ilgili soruyu cevaplarken çok karanlık bir tablo çizer: "Çocuklarınızı dizinizin dibinden ayırmayın. Çocuklarınıza yabancı bir kimsenin dokunmasına izin vermeyin. Kız çocuğu ise ne kızlara ne erkeklere kendinizi dokundurmayın. Erkek çocuklara bile söylüyoruz artık. Hiç kimsenin çocuğuna dokunmayın diye kendi cemaatimize sesleniyoruz — perşembe dersinde arkadaşlara tavsîye ediyoruz." Toplumun durumu çok ciddîdir: "O hâle geldik. Neden? Ahlâksızlık diz boyu. Pornografi diz boyu. Zinâ diz boyu. Eşcinsellik diz boyu. Uyuşturucu diz boyu. Buradan konuşmamızın hiçbir etkisi yok. Okulların önünde uyuşturucu satılıyor. Okullarda fuhuş devâm ediyor. Devâm ediyor. Kötü alışkanlıklar diz boyu. Bunun önü alınması için mücâdele edilmiyor." 1986-87 Orman İş Sendikası Genel Kurulu Hatırası Efendi hazretleri 1986-87’deki bir hatırasını paylaşır. Orman İş Sendikası genel kurulundadır. Salon ayakta — herkes onu Orman İş Genel Başkanlığına oynayacağını zanneder; hatta para teklif edenler olur. Bakanlar ön sıradadır. Efendi hazretleri konuşmaya başlar: "’Zannediyorsunuz ki asgarî ücret üzerinden konuşacağım, ekonomiden bahsedeceğim, maaşlardan bahsedeceğim. Benim derdim bu değil. Benim derdim ahlâktır. Bakan beyler! Bir gün çocuklarınız veyâ çocuklarımız gelecek diyecekler ki: Baba, anne, ben eşcinsel oldum. Baba, anne, ben uyuşturucu kullanır hâle geldim. Baba, anne, ben artık fuhuş yapıyorum, hayâtımı buradan kazanıyorum. Bunu sizler duyduğunuzda beni hatırlarsanız hatırlarsınız. Mahşerde iki elim yakanızdadır. Bakansınız sonuçta.’" Efendi hazretleri 30 yıl sonra durumu şöyle özetler: "Yıl 86-87 idi. Yıl 2017. Dediğim nokta geldi mi? Geldi. Uyuşturucu peynir ekmek satılır gibi satılıyor mu? Evet. Fuhuş serbest mi? Evet. Tâciz-tecâvüz normale geldi mi? Geldi. Bitti. Bu normal bir gidişat değil. Ahir zamânın hastalıkları en ağır bir şekilde yaşanıyor. Rabbim kolaylaştırsın işimizi inşâ’allâh." Tâlimâta dikkat çekiş: "Ben yıllardan beri bağırıyorum. Uyuşturucu satıcı mı? İdâm edin kardeşim. Üretici mi? İdâm edin kardeşim. Adam fuhuş yaptırıyor, fuhuş hâne açmış — idâm et kardeşim. Yok. Fuhuş serbest. Eşcinsellik serbest. Polis çevirme yapıyor — Telefirik’te, Çekirge’nin başında, set başında. Ama gece kulüblerinin-meyhânelerin olduğu yerde çevirme yok. Adam mahallede bonzaî kullanan-satan biliyor; mahalleli alıştı artık. Acı bir şey bu — alıştık. Gördüğümüzde tedirgin olmuyoruz artık. ‘Ne olmuş bu?’ demiyoruz. Allâh muhâfaza eylesin." Çocuk Yetiştirme Zorluğu ve Tembel Eş Mes’elesi Bir derviş "dînimize göre çocuklarımızı nasıl eğitmeliyiz?" diye sorar. Efendi hazretleri büyük bir teslîmiyetle cevap verir: "Gerçekten bu zamanda anne baba olmak kadar zor bir iş yok. Gerçekten zor. İslâm’ın yaşanmadığı bir yerde çocuk büyütmek kadar büyük handikap yok." Belçika’dan Türkiye’ye dönen bir derviş hanımın "Belçika’ya geri dönelim mi yoksa burada kalalım mı?" sorusuna cevâben: "Ne fark var ki? Çocukları eğitmek deyince ne fark var ki?" Yâni Türkiye’de de Belçika’da da bugün durum o kadar zor ki coğrafî sıçrama bile bir çözüm değildir. Eşi çalışmayan-tembel kocadan şikâyetçi bir kadın hakkında Efendi hazretleri çok eğlenceli bir kıssa anlatır: "Yangın çıkaracaksınız evde — adam evden dışarı çıkmıyor ya. En ideal yolu yangın çıkarmak." Sonra bir padişâh ve "tembelhâne" kıssasını nakleder: "Padişâhın birisi tembelhâne kurmuş. ‘Tembelim’ diyen geliyormuş yatıp kalkıyormuş. Bir gün padişâh denetlemeye gelmiş — tıka basa dolu. ‘Yakın’ demiş. Tembelhâne yanıyor. Kaçan kaçana. Bir tânesi elinde cigara bekliyormuş. ‘Sen ne bekliyorsun?’ ‘Şuraya bir ateş düşse de cigara mı yaksam diye bekliyorum.’ Padişâh demiş ki ‘aha, tembel o! Ona maaş bağlayayım. Ona yatacak-kalkacak yer ayarlayın, ona maaş bağlayayım.’" Efendi hazretleri ekler: "Şimdi yâni ‘tembelim, ne yapıyorum’ deyince aklıma bu kıssa geldi. Yangın çıkar evde. Sakın yapma da işin latîfesi — yangın çıkarma! Tembel adam başa dert. Bir kadın için adamın tembeli kadar zor bir şey yok. Bir kız annesi-babası hemen yetişiyorlar imdâda — kira ödenecek ödüyorlar, elektrik su ödüyorlar, çocuklara bir şeyler lâzım yapıyorlar. Adam bu sefer daha da relaks oluyor. ‘Neden çalışmıyorsun?’ ‘Bütün ihtiyâçlarım görülüyor — ne çalışmama gerek yok ki?’ ‘Kim görüyor?’ ‘Kayınvâlidem, kayınpederim görüyorlar.’ Bir de ‘bu Allâh’ın lütfu bana’ diyor!" Kâinât Hayalden İbârettir: Hz. Mevlânâ ve İbn Arabî Sohbetin ikinci yarısı Mesnevî-Fütûhât metinleri üzerine bir tasavvufî dersle devâm eder. Efendi hazretleri kâinâtın "hayalden ibâret" olduğu hakîkatini açıklar: "Kâinâtın kendisi de zâhir varlıkta görünen ya da vücûd kazanmış olan, yok hükmündeki ma’dûm anlamlardan oluşur. Yâni kâinât bütünüyle bir hayalden başka bir şey değildir. İbn Arabî, Hz. Mevlânâ — onların bu hayal görüşü daha da geriye gidersek Hz. Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretlerine kadar dayanır." Hadîs-i şerîf temeli: "’İnsanlar uykudadır, öldüklerinde uyanırlar.’ Bu hadîse dayanınca iş o zaman bütün insanlar uykuda. Bu yaşam dedikleri şey bir rüyâdan ibâret." Hz. Mevlânâ bunu Mesnevî’de "sen âlemi hayal üzere yürür gör" der. İbn Arabî ise "bütün varlığı rüyâdan ibâret" görür. Soyutun Somuta İndirgenişi: Cebrâîl, Dıhye Sûreti Efendi hazretleri çok kıymetli bir somut-soyut ayrımı yapar: "Allâh kavramı soyut bir kavramdır. Fakat ‘rüyetullâh haktır’ bahsi var ya — rüyâda Allâh görülür mü? El cevap görülür. Bir kimse Allâh’ı rüyâsında gördüğünde somut bir cisim gibi görür." Cebrâîl misâli: "Cebrâîl aleyhisselâm soyuttur. Ama Hz. Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretleri Cebrâîl’i somut bir şekilde görür müydü? Evet. Sahabeler Cebrâîl aleyhisselâmı Dıhye zannetmişlerdi. Bu suâlleri soran kim denildiğinde sahabeler dediler: ‘Dıhye idi.’ Hz. Peygamber dedi ki ‘o Dıhye değildi. O Cebrâîl kardeşimdi. Size dîninizi öğretmeye geldi.’ Soyut olan Cebrâîl, somut olan Dıhye sûretinde göründü sahabelere. Sahabeler onu Dıhye sûretinde görürken, Hz. Muhammed Mustafâ onu Cebrâîl olarak gördü — onun hakîkatini gördü. Aslında o da hayalden ibâret." Bu mantığı genişletirse: "Varlık tamâmiyetle hayal olunca Cebrâîl de hayal oluyor. Muhammed Mustafâ da hayal oluyor. Sen de hayal oluyorsun, ben de hayal oluyorum. ‘Kün’ lafı hayalin başlangıcı oluyor. O zaman hepimiz birer hayalden ibâretiz. Melekler de soyut bir kavramdır, somut bir cisme bürünerek görünürler. Aynı şey cinnî tâifesi için de, şeytan için de geçerlidir. Allâh’ı biz somuta indirgenmiş olarak görürüz; çünkü bir cisim şeklinde bize tecellî eder. Mesela bir ses şeklinde tecellî etti — Hz. Mûsâ aleyhisselâma. Nereden tecellî etti? Ateşin üzerinden, ağacın üzerinden. Ama sesi işitti. Ve Tûr-i Sînâ’da Cenâb-ı Hak’la kelâmullâh olarak görüştü." Sonuç: "Âlem tamâmiyetle hayalden ibâret. Bir hayalin içindeyiz ve hayaliz. Hepimiz de hayalden ibâretteyiz. Ama bu hayali somuta indirgenmiş bir vaziyette yaşıyoruz ve gerçek zannıyla yaşıyoruz." "Hem O Hem O Değil" — Enfâl 17 ile Teşbîh-Tenzîh Denklemi Efendi hazretleri İbn Arabî’nin meşhûr "hem o hem o değil" formülünü Kur’ân’la delîllendirir: "İşlerin hakîkati şudur ki ne türlü idrâk gücüyle olursa olsun gördüğün ya da idrâk ettiğin her şey için, tıpkı Allâh’ın ‘attığın zaman sen atmadın’ (Enfâl 17) dediği gibi ‘hem o hem o değil’ demen gerekir." Bu âyetin tasavvufî yorumu: "Hz. Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretleri düşmanın üzerine bir avuç toprak attı. Cenâb-ı Hak ‘sen atmadın ben attım’ dedi. Fihliyâtı yaratan Allâh. Cenâb-ı Peygamber’in bütün her şeyini kendi üzerine aldı. Böyle olunca ‘hem o hem o değil’. Hem o, yâni bütün her şey teşbîh noktasında işleyen Allâh; hem o değil, çünkü ‘O hiçbir şeye benzemez.’ (Şûrâ 11)" Bu denklem rüyâ-uyanıklık dengesinde de geçerlidir: "Rüyâ hâlindeyken gördüğün sûretin olduğu söylenenin aynı olduğundan şüphe duymazsın. Uyanıp da onu tâbîr edince ise gördüğünün aynısı olmadığından kuşku duymazsın. Sağlam bir aklî muhâkeme durumun ‘hem o hem o değil’ hâli olduğundan şüphe duymayacaksın." Rüyâlar: Peygamber Güneşi, Velî Ayı, Mü’min Yıldızı Efendi hazretleri rüyâların derecelerini hiyerarşik bir şekilde sıralar: "Peygamberlerin gördüğü rüyâ ise güneş gibidir. Apaydanlık. Velîlerin rüyâsı ise karanlık gecede ay gibidir. Onlar yolumu şaşırmazlar. Velîlerin hâricindeki mü’minlerin rüyâsı da gökteki yıldızlar misâli gibidir. Derecelerine göre, konumlarına-durumlarına göre — kâh parlak bir yıldız olur, kâh sönük bir yıldız olur. Bu onların maneviyâtlarına göredir." Hz. Peygamber’in Peygamberlik tebliğinin ilk altı ayı: "Hz. Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretlerine peygamberlik tebliğ edildikten sonra 6 ay rüyâyla ona öğretildi her şey. Ve Peygamber’in gördüğü rüyâ aşikâr gerçekmiş gibidir. O rüyâ gerçek olur zâten. Velîlerin gördüğü rüyâ da buna yakındır." Cüzî irâdelerin durumu: "Peygamberlerin tamâmında cüz-i irâdeleri yoktur. Tamâmında — onlar tamâmen cebridir. Velîlerin bir tarafı (velîlik nûru çalışmaya başladığında) cebridir; bir tarafı (insânî/beşerî tarafı) cüz-i irâdesiyledir. Ama bu onların hayatlarında çok dar bir alandır. İnsanlar bu hâli anlamadıklarından onları eleştirirler — ‘işte şöyle oldu da, böyle oldu da, yan yattı da, çamur battı da’. Bırak. Çünkü onların hayatının kısa bir bölümü cebri değildir, ama büyük bir tarafı velîlik nûrunun tecellî ettiği anda cebridir. Onlar da bir tarafa kımıldanamazlar." Soyutu Somuta İndirgemede Tâbîr Sırrı Efendi hazretleri çok mühim bir sufîlik ilkesi koyar: "Tüm rüyâların tevile ihtiyâcı vardır. Tevilsiz mümkün değildir. Mesela Mi’râç’ta Hz. Peygamber’e süt-şarap ikrâm edildi; ikisi de ikrâm edildi. Hz. Muhammed Mustafâ sütü tercîh etti. Sütü tercîh edince Mi’râç’ta yâni somuta döndü. Neye döndü? Süt. Sütü neye tâbîr edildi? İlme. Bir kimse rüyâsında süt içerse o ilim sahibi olacak bir kimse. Aslında ilim olarak ona görünmedi — süt olarak göründü. Demek ki soyutlar somuta dönüştürülürken değişik rumuzlara döndürülür. Rüyâda-hâlde bunlar farklı rumuzlarda görülür. Tâbir edenin bu ilimden haberdar olması gerekir." Sûfînin tâbîr edebi: "Kalbinize bir şey gelmiyorsa ‘tevil edeceğim’ diye uğraşmayın. Deyin ki ‘kalbimize bir şey gelmedi kardeş.’ Sebep — rüyâ semâda durur, tâbîr edildiği gibi tecellî eder. Sen sütü ilme tâbîr edersen o kimse ilim ehli olur. Sen sütü rızka tâyîn edersen rızık olur. Sen hakîkatine erişmediysen onun, sus. Her rüyâ tevil olacak diye de bir kâide yok. Sûfî kardeşler bu konuda ısrarcı oluyorlar — ‘rüyâm ne anlama geliyor?’ ‘Bilmedik kardeş, başka kapıya git, bir bilene sor.’" Sûfîlik edebtir. Sûfîlik Yolundaki "Fenâ" ve "Tay-ı Mekân" Halleri Efendi hazretleri sohbetin sonunda fenâ-tay-ı mekân-galebe gibi sıra dışı sûfî hâllerini açıklar: "Başka yerde olma, gayb, fenâ ve mahv gibi manevî haller… sıradan insanlar bu gibi halleri yaşayıp tecrübe edemezler. Tay-ı mekân — başka bir mekânda da, başka bir perdede de bizatihi bulunma. Bir kimsenin başka bir perdeden bizatihi getirttirme — bu sıradan insanların yapabileceği işler değildir. Fenâ hâli — o kimsenin kendi cüz-i irâdesinden hiçbir şey kalmayıp tamâmiyetle mahviyete ve cebriyete girmesi. Bu sıradan insanın hâli değildir." Sûfînin bu hallere alıştırılması: "Bunlar, sûfîliğin başlangıcında küçük noktasal şeyler olabilir aldanmayın. Çünkü bu hâli insanların kaldırmaları çok zordur. Bunu alıştırırlar zaten seyr-i sülûkta." Efendi hazretleri kendi sülûk tecrübesinden bahseder: Sâlik kendi sevdiklerini kendi elleriyle gömülmüş gibi görür, başında ağlar, selâlar okunur. Sonra üstünden kalkınca anlar ki sâdece bir hâlmiş. Sonra kendi selâsını da görür-dinler; kendi cenâzesini görür. "Sahici bir film. Melekler gelir, her şey gelir. ‘Tamam, ölüm böyle bir şey. Ölmüşüm ben.’ Haydi gömerlersin, herkesi görürsün dövünen-dövünene, ağlayan-ağlayana. Sonra ertesi gün millet sana satıyormuş bakıyormuş alıyormuş bakıyormuş — ölü gözlerle. ‘Heyy millet nerede koruyuşturuyon? Öldünüz de.’" Sonuç çok kıymetlidir: "Çok güzel oluyor yalnız — tavsîye ederim herkese. Harika bir şey. Ayakların yerden kesiliyor. Sonra uzun müddet götürüyor seni. Sana bir şey söylüyorlar, sen böyle bakıyorsun ölü gözlerle, o da bakıyor sana. Hayat ölü. Tabî o esnâda etrafınızda güvenilir-inanılır insanlar olacak. Eşiniz ‘lan bu ne oldu bu adama? Yok bu beni kesin aldatıyor, canım kafası orada’ diyebilir." Bu, sûfînin "ölmeden önce ölme" tatbîkidir; Râbiatu’l-Adeviyye gibi büyük velîlerin niçin evlenmemiş olabileceğinin tasavvufî izâhıdır. "Galip hâli — adam veyâ kadın 6-7 perdede birden görülüyor; 10 perdede birden görülüyor. Allâh çarşısını-pazârını versin arttırıyor o daha." Sohbetten Çıkan Ameli Dersler Aile içi psikolojik saplantılar (kızı yabancı görmek, gelini benimsememek) tedâvîye muhtâç hastalıklardırHâlde değil rüyâda görmek sûfîlik için daha güvenli bir ölçüdür — yola yeni başlayan içinDervişin disiplin ölçüsü: harama düştüğünde üstâdını rüyâda görememesiDisiplinsizlik Müslümanın en büyük hastalığı — kıyâfete-modaya disiplinli olup namaza disiplinsiz olma çelişkisi"Nikâhta dindar olanını seçin" — 4 sebepten birincisi dindarlıktır (Buhârî-Müslim)Mü’min eş bir nimettir — 5 vakit’e 5 vakit daha eklenmesi gereken bir şükür sebebiTürkiye’de uyuşturucu-fuhuş-pornografi-eşcinsellik diz boyu — 1986’da Efendi hazretlerinin söylediği uyarı 30 yıl sonra gerçekleştiÇocuklar dizimizden ayrılmamalı; "kimseye dokundurmayın" emri verilmeliTembel koca için "yangın çıkarma" latîfesi — ama gerçekten tembel insan başa derttirKâinât hayalden ibârettir — Hz. Peygamber’in "insanlar uykudadır" hadîsine dayanırSoyut olan Cebrâîl-melekler-cinnî-şeytan-Allâh somuta indirgenmiş şekilde görülür"Hem o hem o değil" — Enfâl 17 ile teşbîh-tenzîh denklemiPeygamber rüyâsı güneş, velî rüyâsı ay, mü’min rüyâsı yıldız mertebesindedirSûfî rüyâ tâbîrini bilmiyorsa "kalbimize bir şey gelmedi" deyip geri çekilirTay-ı mekân-fenâ-galebe halleri sıradan insanın değil, yetişmiş sûfînin işidir Bibliyografya — Zikredilen Kaynaklar Kur’ân-ı Kerîm: Enfâl 17 ("Sen atmadın, Allâh attı"); Şûrâ 11 ("O’nun benzeri yoktur"); Yûsuf sûresi (Hz. Yûsuf-Züleyha kıssası ve "burhân" görüşü)Hadîs-i Şerîfler: "Nikâh dört şey için yapılır: dîni, güzelliği, malı, nesebi — siz dindar olanını seçiniz" (Buhârî-Müslim); "İnsanlar uykudadır, öldüklerinde uyanırlar"; "Sâlih rüyâ peygamberliğin 46 cüzünden bir cüzdür" (Buhârî-Müslim); "Beni rüyâda gören gerçekten görmüştür, çünkü şeytan benim sûretime giremez"; Cebrâîl-Dıhye sûreti hadîsi (Müslim, Îmân)Mesnevî-i Şerîf: Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî — "Sen âlemi hayal üzerinde yürür gör"; "Rüyânızda kolunuz kopsa, kendinize geldiğinizde elinizi atarsınız ki yerinde duruyor — bu dünyâ hayâtı da bundan ibârettir"İbn Arabî: Fütûhâtü’l-Mekkiyye, Fusûsü’l-Hikem (2. cilt 379.

Kaynak: 8. Karabaş-i Velî Tekkesi 2017 Sohbeti — Disiplinsizlik Hastalığı, Müslüman Erke

Akıl: "Ben Kendime Akıldan Daha Sevgili Bir Şey Yaratmadım" — Hangi Akıl?

Sohbetin başında bir derviş Mesnevî-i Şerîf’ten 718. beyit civârında bir suâl yöneltir: "Hz. Mevlânâ ‘Ben kendime akıldan daha sevgili bir şey yaratmadım’ diyor — akıl için böyle buyuruluyor. Ama biz hep ‘aklımıza uymama’ öğretisi alıyoruz. Burada kastedilen akıl nasıl bir akıldır? Uymayı reddettiğimiz akıl mıdır?" Efendi hazretleri çok hassas bir ayrım yapar: Aklın iki veçhesi vardır: Vahye ve emre itaat eden akıl — Söz konusu olan akıl budur. "Senden daha güzel bir şey yaratmadım" dediği akıl bu akıldır. Vahye, Kur’ân’a ve Sünnet’e tâbîse o akıl, Allâh’ı tanıma ve bilme onun üzerinden tecellî edecektir Şüphe arz eden, kıyaslayan akıl — Bizim reddettiğimiz akıl budur. Dinin hükümlerinin üzerinde, îmân üzerinde şüphe arz eden akıl.

Kaynak: 7. Karabaş-i Velî Tekkesi 2017 Sohbeti — "Akıldan Daha Sevgili Bir Şey Yaratmadı

Bir kimse şimdi başı meshetmeyi aklına vurursa: ‘Yüzü yıkamayı anladık temizlik, kolu yıkamayı anladık temizlik, ayağı yıkamayı anladık temizlik — başı meshetmenin anlamı ne?

Efendi hazretleri pratik bir misâl verir: "Abdestin farzı 4: Elleri kollarına kadar yıkamak, başı meshetmek, yüzünü yıkamak, ayaklarını yıkamak. Biz buna iman ettik. Temizlik mi? Değil.’ Ama Âyet-i Kerîmede ‘başınızı meshedin’ diyor. Biz burada akıl yürütmüyoruz. Biz Âyet-i Kerîmede belirlenen bu ritüele iman ettik." Bir kimse Kur’ân-Sünnet’in hükmü üzerine mantık yürütmeye kalkarsa o aklı reddediyoruz; ama Kur’ân’a ve Sünnet’e itaat eden akılla bir zorumuz yoktur — o akıl dinin temelidir. "Akıl olmasa din zaten gerekmiyor."

Kaynak: 7. Karabaş-i Velî Tekkesi 2017 Sohbeti — "Akıldan Daha Sevgili Bir Şey Yaratmadı

Bir derviş "Hadîs-i şerifte ‘akıl kalptedir’ diyor — buna göre akıl kalpten geride midir?

Benim hep kalbimle hareket etmem doğru mudur, yanlış mıdır?" diye sorar. Efendi hazretleri çok kıymetli bir tasnîf yapar: "Bir kimse ‘kalbimle hareket ediyorum’ dese dahi o yine akılla hareket eder. Kalbiyle hareket etmek demek şudur: O kimse görmüş olduğu rüyâya tâbî olur. O kimsenin kalbine ilhâm gelir, kalbine gelen ilhâmla hareket eder. Akıl olmayan kalbin bir mânâsı var mıdır? Bakın kalbî akıl ayrıdır, normal bir insanın aklı ayrıdır. Kalbî aklın çalışması zikrullah ile olur. Bir kimse farzı yerine getirir, nâfilelerle Allâh’a yaklaşır, Allâh’ı zikreder, Allâh’ı sever, Allâh da onu sever — o kimsenin kalbî aklı çalışmaya başlar." Bunun nasıl olduğunu Efendi hazretleri açıklar: "Cenâb-ı Hak onu sevince onun kalbine bir nûr verir — feraset nûru. Onun kalbine vermiş olduğu bu feraset nûruyla o kimse görür. Bu feraset nûruyla hareket eder. O zaman o kimse kalbine göre hareket ediyor denilir. Ona uymak, ona tâbî olmak zor bir şeydir." Hz. Mûsâ-Hızır Kıssasından Ders Efendi hazretleri Kehf sûresindeki Mûsâ-Hızır kıssasını hatırlatır: "Hızır kalbî akla göre hareket ediyordu. Mûsâ ise normal akla göre hareket ediyordu. Normal akla göre geminin dibi delinir mi? Delinmez. Kalbî akla göre delinir. Çünkü ne? Kalbine gelen ilhâm ile yapıyor. Kalbine gelen ilhâma göre geminin dibini delmek mümkün mü? Değil. Ne diye düşünür o kimse? ‘Yâhu, gemi batar’ der. Arasındaki fark budur." Bu, sûfîlerin "bizim usûlümüz akıl-mantık üstü değil — ama akıl-mantığın da üstüdür" demesinin temelidir. Kur’ân’dan delîl: "’Acı suyla tatlı suyu birbirine saldık, yakasını koyuverdik. Birbirine karışmıyor.’ Bu ne? Birisi kalbî akıl, öbürkü mevcut akıldır. Mevcut akla göre bir kimsenin işi ne burada şimdi? Gitsin mahvelde otursun, çay-kahve etsin. Kalbî akıl burada tutar insanı."

Kaynak: 7. Karabaş-i Velî Tekkesi 2017 Sohbeti — "Akıldan Daha Sevgili Bir Şey Yaratmadı

Sohbet esnâsında dışarıdan uğultu gelmeye başlar mı?

Sohbet esnâsında dışarıdan uğultu gelmeye başlar. Efendi hazretleri sesini biraz yükselterek konuşur ama bunu cemaate eğitim fırsatı olarak kullanır. Önce kendisinin mecbûriyetini açıklar: "Dışarıdan çok uğultu geliyor. Sesim duyulsun diye bağırmak zorunda hissediyorum kendimi. Zannedecekler ki çok agresif bir adam, ya da bugün çok sinirli." Sonra sohbet adâbına bir ders verir: "Sohbet esnâsında bu tip yerlerde konuşmamak, yorum yapmamak gerekir. Çünkü insanlar sohbet dinlemeye geldiler. ‘Yok, sohbet dinlemeyeceğiz’ diyorlarsa sabredecekler — birazdan bitecek sohbet. ‘Yok, daha da duymak istemiyoruz’ diyorsa yapacak bir şey yok. Buranın adâbı-erkânı budur." Her Yerin Bir Adâbı Vardır Restoran: Bağıra bağıra konuşulmaz; yan tarafdaki rahatsız olur Câmî: Dünyâ kelâmı konuşulmaz. Adam câmide telefon açıp maaşları soruyor — "Câmidesin yâ! Sus! Namazını kıl, çık" Ticârethâne: Adamın dükkânı, ticâret yapıyor. Orada dergâh-tarîkat-tasavvuf konuşma. Yeri değil — işin varsa işini gör git Yol: Bevlederek yolda gitmek kınanır — insanların bunun için belirli yerleri vardır Sohbet meclisi: Konuşmacıya hürmet etmeyebilirsin, ama dinleyenlere hürmeten susacaksın Efendi hazretleri sert bir tesbît koyar: "İnsanlar saygısız fiiller yerine getirirse birinci derecede kendisine saygısızlık yapıyordur. Bir kimse adâb-ı muâşeret kurallarına uymuyorsa birinci derecede o kimsenin kendisine saygısı yoktur. O câhilin de câhilidir. Âyet-i Kerîmede de ‘siz cahillerden yüz çevirin’ (A’râf 199) der."

Kaynak: 7. Karabaş-i Velî Tekkesi 2017 Sohbeti — "Akıldan Daha Sevgili Bir Şey Yaratmadı

Ali radıyallâhu anh’ın Sıffîn savaşında söylediği bir sözü sorar: "Muhakkak akıl kalpte midir?

Bir derviş Hz. Ali radıyallâhu anh’ın Sıffîn savaşında söylediği bir sözü sorar: "Muhakkak akıl kalpte, acıma duygusu karaciğerde, şefkat dalakta ve nefes akciğerdedir. Burada bahsedilen organların işlevlerindeki asıl mânâlar nelerdir?" Efendi hazretleri çok çarpıcı bir tasavvufî yorum yapar: "Bir kimsenin bâtinîliği vardır. Bâtinîliği — mânâsı. Bu mânânın vücutta tecellî ettiği yerler vardır. Vücutta tecellî ettiği yer — bu elle tutulacak, gözle görülecek bir şey değil. O yüzden ‘aklın kalpte olduğu’ meselesi bu kalbî akılla alâkalıdır. Geri kalın hepsi de — ‘acıma karaciğerde’ dedi — yâni bir manevî süliyet düşünün. O manevî süliyetin üzerindeki duyguları düşünün — duygu. O duyguların vücutta tecellî ettiği noktalar bunlar." Yâni Hz. Ali’nin bu sözü anatomik bir hüküm değil, manevî bir tasvîrdir. İnsanın iç âleminin (bâtın) vücut üzerine yansıdığı noktaları işâret eder. Akıl gerçekten kalpte değildir; ama kalbî akıl manevî olarak kalbe bağlıdır. Şefkat dalakta değildir, ama dalağa bağlanan bâtinî bir kuvvettir. Bu, sûfî psikolojisinin ince bir tezâhürüdür.

Kaynak: 7. Karabaş-i Velî Tekkesi 2017 Sohbeti — "Akıldan Daha Sevgili Bir Şey Yaratmadı

Bir kimse kurban kesmek isteyebilir — nâfile kurban — keser mi?

Bir derviş çok pratik bir suâl yöneltir: "Komşum araba almış, arabasının önüne bir koyun kesmek istemiş. Kurbanı dağıtmak için değil — sâdece arabasının önünde bir kan döküyorsun diye. Bu durumda ne yapılmalı?" Efendi hazretleri bunun bir İslâmî hareket olmadığını net bir şekilde söyler: "Bunlar Allâh’ın kaderini değiştirecek şeyler değil. Bu İslâmî bir hareket de değil. Bir kimse kurban kesmek isteyebilir — nâfile kurban — keser. Ama ‘arabanın önünde bir kan akıtalım’, ‘evin önünde bir kan akıtalım’ — bu Orta Asya’dan gelme bize. Din değil. Sünnet-i Resûlullâh’ta yok sallallâhu aleyhi ve sellem." Sahabe örneği: "Hz. Peygamber Medîne-i Münevvere’ye hicret etti, ev aldı — kurban mı kesti? Mescid-i Nebevî yapıldı — kurban mı kesti? Sahabeler Mekke’den Medine’ye hicret ettiler, kimisi ev aldı, kimisi iş yaptı — her şeyi kurban mı kestiler? Dînin böyle bir hükmü yok." Kurbanın Türleri Vâcip kurban (Bayram kurbanı): Hanefî fıkhına göre zekât vermeye muktedir olanlar Kurban Bayramı’nın birinci gününden üçüncü gün ikindi namazı vaktine kadar keserler. "İnnâ a’taynâkel-Kevser, fe-salli li-rabbike vanhar" (Kevser sûresi) emrine uyarlar — "namazı kıl, kurbanı kes" Şükür kurbanı: Câizdir. Bir kimse aldığı bir nimete şükür için kesebilir Nâfile hayır-hasenat kurbanı: Câizdir. Dağıtmak için kesilebilir Adak kurbanı: Adağı varsa keser Ama "araba önüne kan akıtmak için kurban kesmek" hiçbir kategoriye girmez: "Bunlar boş, başka bir şey değil. Dağıtmak için bir kurban kesebilir mi? Evet. Ama ‘araba aldım, bir kan akıtayım’ — bu boş. Çünkü Allâh böyle bir şeyi emretmemiş. Sünnet’te yok."

Kaynak: 7. Karabaş-i Velî Tekkesi 2017 Sohbeti — "Akıldan Daha Sevgili Bir Şey Yaratmadı

Bu ifade, Allah’ın sevgisini ve ilimini vahiy ve emre itaat eden akıla bağlamakta mıdır?

Efendi hazretleri Hadîs-i Şerîf’ten "Akla Gel, Geri Dön" ifadesini ele alır. Bu hadis, Allah’ın mahlûkun en sevgilisine bindirildiğini ifade eder. Bu ifade, Allah’ın sevgisini ve ilimini vahiy ve emre itaat eden akıla bağlamaktadır. Bu hadis, Allah’ın emirlerine uymakla sevgisini kazanmak ve onunla birlikte olmak anlamına gelmektedir.

Kaynak: 7. Karabaş-i Velî Tekkesi 2017 Sohbeti — "Akıldan Daha Sevgili Bir Şey Yaratmadı

Onun gözü-kaşı nerede?

Bir kimse yemeğe meraklıysa, yemeğe meraklı, kalbinde yemek var. Lokantada. Bir kimsenin kalbinde dünyâ varsa, ağzından ne çıkacak? Hep dünyâ çıkacak. Senin için ne ise, dışına hep o tecellî edecek başka bir şey değil. Senin için ne ise senin için ne ise.

Kaynak: 7. Karabaş-i Velî Tekkesi 2017 Sohbeti — "Akıldan Daha Sevgili Bir Şey Yaratmadı

Bir kimsenin kalbi marazlıysa kalbi marazlılarla arkadaş olur mu?

Bir kimsenin kalbi marazlıysa kalbi marazlılarla arkadaş olur. Kimde ne var ise kalbinde, onu sever. Onun yanında rahat-huzur bulur. Cenâb-ı Hak Âyet-i Kerîme’de "kavim kavim yarattık" diyor — biz bunu Türk’tü, Kürt’tü, Lâz’dı, Çerkez’dı, Arap’tı zannediyoruz. Hayır — bu işin zâhir tarafı, renkle alâkalı kısmı. Cenâb-ı Resûlullâh sallallâhu aleyhi ve sellem buyurdu: "Ey insanlar! Hepiniz Âdem’in çocuklarısınız. Kardeş — bir tarağın dişlileri gibisiniz. Birbirinize üstünlüğünüz yok. Takvâca üstün olan Allâh katında üstündür."

Kaynak: 7. Karabaş-i Velî Tekkesi 2017 Sohbeti — "Akıldan Daha Sevgili Bir Şey Yaratmadı

Dursa dahi onda eksiklik-noksanlık aramaya çalışır mı?

Nefis bir velînin, bir mürşid-i kâmilin, bir Allâh dostunun, bir mü’minin yanında durmak istemez. Dursa dahi onda eksiklik-noksanlık aramaya çalışır. Sakalını gördün mü, yok böyleydi. Bıyığını gördün mü, yok şöyleydi. Sarığını gördün mü, yok şöyleydi. Yok elbisesi, yok pantolonu eskidi, yok yeniydi. Kalbine bakmıyor. Neden? Anlamıyor. Kalbi kararmış-tozlu.

Kaynak: 7. Karabaş-i Velî Tekkesi 2017 Sohbeti — "Akıldan Daha Sevgili Bir Şey Yaratmadı

Aynı şekilde insanlar bir kimsenin peşine gidecekse, onunla dostluk-arkadaşlık yapacaksa, onun içinin dışa olan tecellîyâtını görmeli midir?

İnsanlar pazarda nâr alacaklar. Çatlak nâr var ya — çatlak nârı alır. Sebebi: içi görünüyor. Kırmızı mı-değil mi, çekirdekli mi-çekirdeksiz mi belli oluyor. Karpuz seçmekten anlamıyorlar — bıçağı oradan bir kare çıkarıyorlar, ergin-olgun mu bakıyorlar. Aynı şekilde insanlar bir kimsenin peşine gidecekse, onunla dostluk-arkadaşlık yapacaksa, onun içinin dışa olan tecellîyâtını görmelidir.

Kaynak: 7. Karabaş-i Velî Tekkesi 2017 Sohbeti — "Akıldan Daha Sevgili Bir Şey Yaratmadı

Kalbî akıl ile mevcut akıl ayrı şeylerdir — Mûsâ-Hızır kıssası bunun en büyük delîli midir?

Kalbî akıl ile mevcut akıl ayrı şeylerdir — Mûsâ-Hızır kıssası bunun en büyük delîlidir

Kaynak: 7. Karabaş-i Velî Tekkesi 2017 Sohbeti — "Akıldan Daha Sevgili Bir Şey Yaratmadı

Sûfîlerin târihî vazîfesi nedir?

Efendi hazretleri sûfînin târihî vazîfesini vurgular: "Tarîh boyunca bunu hep sûfîler düşünmüşler. Birisi gelmiş onların kulağına fısıldamış ‘ara!’ Birisi gelmiş uçuk bir laf söylemiş. Onların uçuk laf söylemesi insanları irdelemek, ırgalamak, kendine getirmek içindir."

Kaynak: 6. Karabaş-i Velî Tekkesi 2017 Sohbeti — "Aramakla Bulunmaz Lâkin Bulanlar Araya

Kendini değiştiremiyorsan ne demektir?

Kendini değiştiremiyorsan sen eski tanrı inanışında kaldın. Putberesten farkın var mı? Kafanda Allâh’ı putlaştırdın koydun oraya. O Allâh’a tapınıyorsun. Put o değiştirdi kendini. Sen görünen putu arıyorsun — bırak görünen putu. Sen asıl içindeki putu yık. Sufilik içindeki putu yıkmaktır önce.

Kaynak: 6. Karabaş-i Velî Tekkesi 2017 Sohbeti — "Aramakla Bulunmaz Lâkin Bulanlar Araya

Allâh’ın ihsânına erişmek ne demektir?

Allâh’ın ihsânına erişmek yoldur — bu ancak Allâh’ın ihsânının kabarmasıyla alâkalıdır. Ama o ihsânı coşturan, o ihsânı kabartan, o ihsânı velveleli hâle getiren kulun kendisidir. O hep önce zikrullah, ardından hep teşbîh, ardından hep tenzîh ile gider. Ve her teşbîhi ‘bu değil’ diyerek tenzîh eder. Her teşbîhi tenzîh eder; öyle bir hâle gelir ki artık tenzîh edilecek perde kalmaz hâle gelir.

Kaynak: 6. Karabaş-i Velî Tekkesi 2017 Sohbeti — "Aramakla Bulunmaz Lâkin Bulanlar Araya

Mü’minin kalbinde 70.000 perde ne anlama gelir?

Mü’minin kalbinde 70.000 perde vardır. Zulümât perdesidir, zulüm perdesidir, karanlık perdedir bu. Bu perdeler aralanmadıkça o mü’min ehl-i keşf olmaz. Onun perdesi gönlündedir. Gözde gibi konuşulur ama o da gönlündedir. Kalptedir o perde. O perdenin aşılması zikir, teşbîh ve tenzîh iledir.

Kaynak: 6. Karabaş-i Velî Tekkesi 2017 Sohbeti — "Aramakla Bulunmaz Lâkin Bulanlar Araya

Allâh Her An Bir Şe’n Üzerindedir ne anlama gelir?

Cenâb-ı Hak hep değişmez bir şekilde iş üzerindedir: "O her an bir iş üzerindedir. O her an bir şân üzerindedir. O her an bir padişâhlık üzerinedir. O her an bir şeyi yaratır, bir şeyi yok eder, bir şeyi var eder, bir şeyi değiştirir. O her an, ama her an, her şeyi hep değiştirir. Ve sen yorulmak bilmeden, durmak bilmeden, uyku tanımadan — sen uykunda da o keşf üzerine olursun. Bir tarafın uyur, bir tarafın uyumaz hâle geldiği anda keşf sana bulaşmıştır."

Kaynak: 6. Karabaş-i Velî Tekkesi 2017 Sohbeti — "Aramakla Bulunmaz Lâkin Bulanlar Araya

Hz. Peygamber’in keşf ehlidir ne anlama gelir?

Hz. Peygamber’in örneği verilir: "Hani gelirler Hz. Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretlerinin başında melekler konuşur ya — Hz. Peygamber onları duyar; melekler der ki ‘bunun normalde uyur göründüğüne bakma, bu aslında uyanıktır.’ Bu keşf ehlidir. İşte o kimse o zaman Allâh’ı tanıma noktasında belli bir mesafe etmiştir."

Kaynak: 6. Karabaş-i Velî Tekkesi 2017 Sohbeti — "Aramakla Bulunmaz Lâkin Bulanlar Araya

Sûfînin hamdi ne anlama gelir?

Efendi hazretleri sûfînin hamdinin sıradan kişinin hamdinden nasıl farklı olduğunu açıklar: "Artık o yediği suya hamd etmez. Sen suya hamd edersin, sen şekere hamd edersin. Sen hayatına hamd edersin, sen çocuğuna hamd edersin, sen arabana hamd edersin. Sen Allâh’ın sana verdiği dünyâlıklara hamd edersin. Ama ârif-i billâh Allâh’ı tanıma ve bilmeye hamd eder. Onun hamdi Allâh’ın ilmiyle alâkalıdır."

Kaynak: 6. Karabaş-i Velî Tekkesi 2017 Sohbeti — "Aramakla Bulunmaz Lâkin Bulanlar Araya

Ârifin hamdinin gerçek mâhiyeti nedir?

Ârifin hamdinin gerçek mâhiyeti: "O O’nu görmek, O’nu duymak, O’nu işitmek, O’nunla konuşmak, O’nun sevgisini, O’nun muhabbetini, O’nun düstûrunu, O’nun aşkını kalbinde hissetmek ister. O buna hamd eder. Onun hamdi ile senin hamdinin arasında fark vardır."

Kaynak: 6. Karabaş-i Velî Tekkesi 2017 Sohbeti — "Aramakla Bulunmaz Lâkin Bulanlar Araya

Hayret Makâmı ne anlama gelir?

Efendi hazretleri İbn Arabî’nin "hayret makâmı" tanımına döner: "Tanrı’yı bulmak hayrete düşmek demektir. Fakat bu insanın kendisini kaybedip yolunu bulamayacak hâle gelmesinin şaşkınlığı değil, hem Tanrı’yı bulup bilmenin hem de bulamayıp bilmemenin hayret hâlidir."

Kaynak: 6. Karabaş-i Velî Tekkesi 2017 Sohbeti — "Aramakla Bulunmaz Lâkin Bulanlar Araya

Hayret ile şaşkınlık arasındaki fark nedir?

Bu hayret makamı İbn Arabî’nin dediği gibi şaşkınlık değildir. Şaşkınlık ayrıdır, hayret ayrıdır. Aptallık ayrıdır. Ârifler ne şaşkındır ne aptaldır. Onlar hayrettedir hep.

Kaynak: 6. Karabaş-i Velî Tekkesi 2017 Sohbeti — "Aramakla Bulunmaz Lâkin Bulanlar Araya

"Allâh’ı Ancak Allâh Bilir" sözünün ontolojik temeli nedir?

Sohbetin kalbinde yer alan büyük sûfî sözü: "Allâh’ı ancak Allâh bilir." Efendi hazretleri bunu açıklar: "Hiçbir şey var olmadan bilinemez. Sıkça söylenen sûfî sözünde olduğu gibi: ‘Allâh’ı ancak Allâh bilir.’ Allâh’ın bildiği Allâh ‘Allâhlık hâli’dir. Allâhlık hâlinin en büyük, en olgun, kemâlermiş, en yüksek derecedeki tecellîyâtı Hz. Muhammed Mustafâ’dır. O insanların arasında — varlığın içerisinde — Allâh’ın Allâhlık hâlini bilmekte en yüce mertebededir."

Kaynak: 6. Karabaş-i Velî Tekkesi 2017 Sohbeti — "Aramakla Bulunmaz Lâkin Bulanlar Araya

Küfrün özü nedir?

Efendi hazretleri sohbetin en hassas noktalarından birinde "küfür"ün asıl sebebini açıklar: "Bunu bütün herkes anlarken-algılarken sanki bu tecellîyâtın bir zaman içerisinde oluyormuş gibi algılıyorlar. Bunu bir zaman içerisinde oluyormuş gibi algılarsanız küfürdür bu. Asıl küfür budur. Küfrün özü-aslı budur."

Kaynak: 6. Karabaş-i Velî Tekkesi 2017 Sohbeti — "Aramakla Bulunmaz Lâkin Bulanlar Araya

← Sorular – Sohbetlerde Sorulan Sorular ve Cevapları