Perşembe, 14 Mayıs 2026
YOLUMUZ NÜBÜVVET YOLUDUR

Mustafa Özbağ

İrşad & Tasavvuf · Resmî Site

Sorular: Tasavvuf — Sayfa 33

Sohbetlerden Derlenen Sorular

Kategorilere göre düzenlenmiş tam arşiv

35.367Soru-Cevap
2.760.705Kelime
51Kategori
378Sayfa

Table of Contents

Tasavvuf(5877) — Sayfa 33/60

Fusûsu’l-Hikem’in Âdem Faslı ne anlatır?

Muhyiddîn Arabî’ye göre Allah, kendisini tanıyacak ve bilecek olan Âdem âlemini yaratmıştır. Peygamber Efendimiz "Âdem yok iken ben var idim" buyurmuştur — peygamberlik âlemi Âdem âleminin üstündedir. Allah önce Muhammed Mustafa’nın nûrunu yaratmış, o nûr Allah’ı zikretmiş, sonra Âdem âlemi yaratılmıştır. Bu, Nirvâna-Samsâra yer değiştirmesinin ötesindedir.

Kaynak: Karabaş-ı Velî Tekkesi Sohbeti (10 Aralık 2011) — Sûfî Edebi, Uyanıklık ve Fusûs

Hâbil-Kâbil kıssası ne anlama gelir?

Kur’ân’ın kıssaları geçmiş peygamberler üzerinden bize hakikati tebliğ eder. Hâbil-Kâbil kıssası müteşâbih olduğu için herkes kendi perspektifinden bir anlam çıkarabilir.

Kaynak: Karabaş-ı Velî Tekkesi Sohbeti (28 Nisan 2012) — Hâbil-Kâbil Kıssası, Cömertlik-

Cömertlik ve cût ehli olmanın farkı nedir?

Hz. Ebû Bekir malının tamamını getirdi: "Eşine ve çocuklarına ne bıraktın?" — "Allah ve Resûlünü, yâ Resûlallah." Hz. Ömer malının yarısını, başka sahâbe üçte birini getirdi. Ölmek üzere olan bir sahâbe tüm malını bağışlamak isteyince Hz. Peygamber "Hayır, bu fazla" dedi; yarısına da "Fazla"; üçte birini de kerhen kabul etti: "Arkadan çocuklarının dua etmesini istemez misin?"

Kaynak: Karabaş-ı Velî Tekkesi Sohbeti (28 Nisan 2012) — Hâbil-Kâbil Kıssası, Cömertlik-

Kâbil’in hâlbî ne anlama gelir?

Kâbil hukuk tanımaz bir kimsedir; hukukun olmadığı yerde zulüm başlar. Hâbil ise "sana elimi kaldırmam, ben Allah’tan korkarım" diyerek takva ile hareket eder.

Kaynak: Karabaş-ı Velî Tekkesi Sohbeti (28 Nisan 2012) — Hâbil-Kâbil Kıssası, Cömertlik-

Hâbil ve Kâbil kıssasının müteşâbih tefsiri nedir?

Hâbil-Kâbil kıssası müteşâbih olduğu için herkes kendi perspektifinden bir anlam çıkarabilir. Ekonomik açıdan Hâbil avcılık-hayvancılık üretimini, Kâbil ise üretimin tekelleştiği özel mülkiyet ve tüketicilik düzenini temsil eder.

Kaynak: Karabaş-ı Velî Tekkesi Sohbeti (28 Nisan 2012) — Hâbil-Kâbil Kıssası, Cömertlik-

Mesnevî’ye girişte "Dinle" beyti ne anlama gelir?

Bişnev ez ney çün hikâyet mîküned / Ez cüdâyîhâ şikâyet mîküned — Dinle bu ney neler hikâyet ediyor, ayrılıklardan nasıl şikâyet ediyor. Buradaki "dinle" emrinin önemine dikkat çekerek, arkasından söylenecek sözlerin çok kıymetli olduğunu ve pür dikkat yoğunlaşmayı gerektirdiğini belirtir.

Kaynak: Karabaş-ı Velî Tekkesi Sohbeti (7 Nisan 2012) — Mesnevi’ye Giriş: Neyin Feryadı,

Neyin feryadı nedir?

Ney, kamışlıktan koparılmış ve bağrı dağlanmıştır; bu ayrılık acısıyla feryat eder. Hz. Mevlânâ’nın kastettiği ayrılık, zâhirî bir memleket ayrılığı değil, ruhlar âleminden — ezel ve ebed âleminden — kopuşun acısıdır.

Kaynak: Karabaş-ı Velî Tekkesi Sohbeti (7 Nisan 2012) — Mesnevi’ye Giriş: Neyin Feryadı,

Aşk ateşinin ne anlama gelir?

Ateştir bu neyin sesi, yel değil; kimde bu ateş yoksa yok olsun. Neyin sesindeki ateş, aşk ateşidir. Bu ateşi taşımayan, ayrılık acısını hissetmeyen kişi mânen yoktur.

Kaynak: Karabaş-ı Velî Tekkesi Sohbeti (7 Nisan 2012) — Mesnevi’ye Giriş: Neyin Feryadı,

Pozitif akıl ve negatif akıl arasındaki fark nedir?

Efendi, aklı ikiye ayırmıştır: Negatif akıl, nefsin emrine girmiş akıldır; pozitif akıl ise imanın emrine girmiş akıldır. Negatif aklın temsilcisi değil, kendisi şeytandır — şeytan baştan başa bir akıldır, ama negatif bir akıldır. Pozitif akıl ise imanla yoğrulmuş, Kur’ân ve sünnetle beslenmiş, kâinattaki hakikat aklıyla entegre olan akıldır.

Kaynak: Karabaş-ı Velî Tekkesi Sohbeti (31 Mart 2012) — Pozitif Akıl, Şeytan Negatif Akı

Akıl ile vahiy arasındaki öncelik ilişkisi nedir?

Hz. Peygamber "Aklı olmayanın dini yoktur" buyurmuştur. Akıl mı vahiy mi önce? Başlangıçta akıl önce gelir — aklı olan kimseye vahiy gelir. Peygamberler mecnun değildi. Vahiy indikten sonra ise pozitif akla dönüşen akıl, vahiyle çelişmediğini görür ve vahyi kabullenir. Bu kabulleniş aklını kullanmaması değil, aksine aklın zirvesidir.

Kaynak: Karabaş-ı Velî Tekkesi Sohbeti (31 Mart 2012) — Pozitif Akıl, Şeytan Negatif Akı

Hz. İbrâhîm’in pozitif aklın simgesi olarak ele alınmasının sebebi nedir?

Hz. İbrâhîm pozitif aklın simgesidir: On dört yaşına kadar mağarada kalmış, hiç vahiy almadan yıldızlara, aya, güneşe bakıp "Batanları sevmem" demiştir. Vahiy gelmeden akılla gerçeğe ulaşmıştır. Kur’ân bunu örnek göstererek, pozitif akılla bir kimsenin imanın hakikatine ulaşabileceğini söyler.

Kaynak: Karabaş-ı Velî Tekkesi Sohbeti (31 Mart 2012) — Pozitif Akıl, Şeytan Negatif Akı

Selefîlik, Eş’arîlik, Mâturîdîlik ve Mu’tezile arasında nasıl bir fark vardır?

Selefîlik: Dini sadece Kur’ân ve sünnet noktasından bakarak âyet ve hadislerin dışındaki bütün ictihâdları reddetmektir. Eş’arîlik: Aklı fazla öne almaz, kaderciliğe daha yakındır. Mâturîdîlik: Aklı hiçe saymaz, İmâm-ı Âzam’ın çizgisini takip eder. Mu’tezile: Bu üçünün dışındadır.

Kaynak: Karabaş-ı Velî Tekkesi Sohbeti (31 Mart 2012) — Pozitif Akıl, Şeytan Negatif Akı

İmâm-ı Âzam ve İmâm Mâturîdî arasındaki ilişki nedir?

Efendi önemli bir düzeltme yapmıştır: İmâm Mâturîdî, İmâm-ı Âzam’dan çok sonra yaşamıştır — pek çok araştırmacı bunu bilmez. İmâm-ı Âzam Fıkh-ı Ekber’iyle inanç akîdelerinin felsefesini oturtmuş, İmâm Mâturîdî onu açıp geliştirmiştir. İmâm-ı Âzam Kur’ân, sünnet ve aklın çizgisinde yürüyen bir kimsedir; aklı önde tutması, aklı vahiyden üstün gördüğü anlamına gelmez — onun aklı Kur’ân ve sünnetle yoğrulmuş pozitif akıldır.

Kaynak: Karabaş-ı Velî Tekkesi Sohbeti (31 Mart 2012) — Pozitif Akıl, Şeytan Negatif Akı

Kâinattaki pozitif akla entegrasyonun anlamı nedir?

Pozitif akıl ne kadar vahye dayanırsa kâinattaki tecellî eden hakikat aklını o kadar algılar, anlar ve onunla özdeşleşir. Bu entegrasyon sağlandığında eşyanın hakikatine vâkıf olunur. Çiçeğin, arının, böceğin, zerrenin, atomun üzerindeki aklı göremezseniz Allah’ı anlamada asla başarıya ulaşamazsınız.

Kaynak: Karabaş-ı Velî Tekkesi Sohbeti (31 Mart 2012) — Pozitif Akıl, Şeytan Negatif Akı

Sühreverdî’nin bilgi arayıcılarını sınıflandırması nedir?

Sühreverdî bilgi arayıcılarını dörde ayırmıştır: 1) Bilgi susuzluğunu duyup yola koyulanlar. 2) Formal bilgiye ulaşıp istidlâlî felsefeyi tamamlayan ama mârifete yabancı olanlar (Fârâbî, İbn Sînâ gibi). 3) İstidlâlî bilgiyi dikkate almayıp kalbî ilim ve iç aydınlanmaya erişenler (Hallâc, Bestâmî gibi). 4) İstidlâlî felsefenin yanı sıra aydınlanma ve mârifeti de elde edenler (Sühreverdî kendini ve çevresini buraya koyar).

Kaynak: Karabaş-ı Velî Tekkesi Sohbeti (31 Mart 2012) — Pozitif Akıl, Şeytan Negatif Akı

Kalbî ilim ve mârifet arasındaki fark nedir?

Kalbî ilim ile mârifet aynı şeydir; bunları ayıranlar sûfî öğretisinin özüne vâkıf olmayanlardır.

Kaynak: Karabaş-ı Velî Tekkesi Sohbeti (31 Mart 2012) — Pozitif Akıl, Şeytan Negatif Akı

Her seyyid veya şerif bir tasavvuf topluluğunun üstadı değil midir?

Her seyyid veya şerif bir tasavvuf topluluğunun üstadı değildir. Hz. Peygamber "Kim benim Kur’ân ve sünnetime sımsıkı yapışırsa o benim ehli beytimdir" buyurmuştur. Önemli olan soyca mübareklik değil, Kur’ân ve sünnete bağlılıktır. Tasavvuf hem zâhir hem bâtın ilimle yürüyenlerin işidir; sadece zâhirî ilim yeterli değildir.

Kaynak: Karabaş-ı Velî Tekkesi Sohbeti (24 Mart 2012) — Derviş Uyanık Olur, Ârif’in Tari

Gaflete dalma — gaflet seninle Allah’ın, Peygamber’in ve dostlarının arasını bozar mı?

"Ey Dâvûd uyanık ol" hadîs-i kudsîsinden hareketle dervişin uyanıklığını açıklayan Efendi, bunu çok geniş bir çerçevede ele almıştır: Şeytan seni aldatmasın, nefis seni kaldırmasın, etrafındaki insanlar seni Kur’ân ve sünnetten uzaklaştırmasın. Seni harama götürmeyecek dostlar edin. Gaflete dalma — gaflet seninle Allah’ın, Peygamber’in ve dostlarının arasını bozar.

Kaynak: Karabaş-ı Velî Tekkesi Sohbeti (24 Mart 2012) — Derviş Uyanık Olur, Ârif’in Tari

Suyu isrâf etme, elektriği açık bırakıp çıkma, tenceredeki yemeği kaynatıp durma — isrâf ettiğin her şeyin hesabı sorulacak mıdır?

Sûfîlik bir odaya çekilip zikretmek veya tekkede gece gündüz vakit geçirmek değildir. Evine bak, eşine bak, çocuklarına bak; işine, memleketine, devletine, milletine bak. Suyu isrâf etme, elektriği açık bırakıp çıkma, tenceredeki yemeği kaynatıp durma — isrâf ettiğin her şeyin hesabı sorulacaktır. Zikir zamanı zikir, namaz zamanı namaz, çalışma zamanı çalışma — uyanık ol.

Kaynak: Karabaş-ı Velî Tekkesi Sohbeti (24 Mart 2012) — Derviş Uyanık Olur, Ârif’in Tari

İbn Arabî’nin Fusûs’undaki tanıma göre Ârif, tapınılan buzağıyı da dâhil, hakkı her şeyde gören ve hakkı her şeyin aynı bilen kimse midir?

İbn Arabî’nin Fusûs’undaki tanıma göre Ârif, tapınılan buzağıyı da dâhil, hakkı her şeyde gören ve hakkı her şeyin aynı bilen kimsedir. Allah çok ayrı ve çeşitli derecelerde kendisine ibâdet edilmesini istemiştir. Varlığın en alt derecesindeki ibâdet edenler kâfirlerdir; onlar kendi derecelerinde Allah’a ibâdet ederler ama yüksek dereceden bakıldığında şirktir.

Kaynak: Karabaş-ı Velî Tekkesi Sohbeti (24 Mart 2012) — Derviş Uyanık Olur, Ârif’in Tari

Üstâd arayışı ne demektir?

Herkesin kafasında kendi çizdiği bir üstâd idolü vardır — sakalı şöyle olmalı, cübbesi böyle olmalı, konuşması şu şekilde olmalı. İnsanlar kendi tahayyül ettikleri bir üstâd arıyorlar, gerçek bir mürşid değil. Siz kafanızda yaratmış olduğunuz, hayal ettiğiniz bir üstâd arıyorsunuz; real, gerçek bir mürşid aramıyorsunuz.

Kaynak: 43. Dergâh Sohbeti — Üstâd Arayışı, Teslimiyet ve Ben-i Sayfa

Bağlılık nasıl başlar?

Bağlılık, itâat ve teslimiyet insanların kendi iç güvenleriyle alâkalıdır. Güven dediğinde güvenemez, bağlan dediğinde bağlanamaz — sevgi yoksa. Muhabbetin, sevginin, aşkın bulunduğu yerde bağlılık, itâat ve gerekli olan bütün çizgiler kendiliğinden toplanır. Muhabbet yoksa her şey itekleyerek, zorlayarak verilir.

Kaynak: 43. Dergâh Sohbeti — Üstâd Arayışı, Teslimiyet ve Ben-i Sayfa

Ben-i sayfayla üstâda nasıl yaklaşmak gerekir?

Üstâd, kendisine ben-i sayfayla — boş sayfa olarak — gelenlerin üzerine yazmak ister. Daha önce üzerine mektup yazılmış bir kâğıda tekrar mektup yazılmaz, okunmaz. Siz gerçekten gönlünüzü beyaz bir sayfa açıp üstâd arayın. Kafanızdaki idolü, perspektifi, dâireyi kaldırın.

Kaynak: 43. Dergâh Sohbeti — Üstâd Arayışı, Teslimiyet ve Ben-i Sayfa

Kuşkunun tehlikesi nerede?

Kuşkunun pozitif noktasını yakalayan hep doğruya gider. Kuşkunun negatif noktasında duran bataklığa sürüklenir. İnsanlar kuşkularının üzerine hayatlarını kurarlar; kendi örmüş oldukları koruma duvarlarını — kartondan duvarları — aşılmaz zanneettiklerinde çıkmaza girerler.

Kaynak: 43. Dergâh Sohbeti — Üstâd Arayışı, Teslimiyet ve Ben-i Sayfa

Üstâdı mânevî eşkıya olarak nasıl tanımlar?

Ben üstâdı hep eşkıyaya benzettim. Dünyevî eşkıya, dünyevî irâdeyi elinde tutanların hukukuna uymayan kimsedir. Uhrevî eşkıya ise Kur’ân ve sünnetin dışında hiçbir şeyi tanımayan kimsedir. O sadece Kur’ân ve sünneti dinler, geri kalanını atar kenara. "Doğru, Kur’ân ve sünnettir" der. Bu 1400 yıllık kültürü reddetmek değil — ölçüyü Kur’ân ve sünnette tutmaktır.

Kaynak: 43. Dergâh Sohbeti — Üstâd Arayışı, Teslimiyet ve Ben-i Sayfa

43. Dergâh Sohbeti ne anlatır?

Bu sohbet, üstâd arayışının insanların kafalarındaki idollerden kurtulmasıyla başlaması gerektiğini, bağlılığın sevgiyle geldiğini, ben-i sayfayla — boş kalple — üstâda yaklaşmanın önemini ve kuşkunun tehlikesini ele almıştır. Üstâdı mânevî eşkıya olarak tanımlayan yaklaşımda Kur’ân ve sünnet dışında hiçbir ölçü kabul etmeme vurgulanmıştır. Sohbetin temel mesajı: kafanızdaki üstâd idolünü kaldırın, gönlünüzü boş sayfa açın, gerçek sevgiyle ve kuşkusuz kalple bir mürşid bulduğunuzda kalpten kalbe yol oluşur — gerisi kendiliğinden gelir.

Kaynak: 43. Dergâh Sohbeti — Üstâd Arayışı, Teslimiyet ve Ben-i Sayfa

Peygamber ashâba "Belâ ve musîbetin çoğu peygamberleredir, sonra velîleredir, sonra onların etrafındakilere, sonra müminleredir" buyurmuştur?

Hz. Peygamber ashâba "Belâ ve musîbetin çoğu peygamberleredir, sonra velîleredir, sonra onların etrafındakilere, sonra müminleredir" buyurmuştur. Süfyân-ı Sevrî’nin boynuna Mısır’dan sürgün fetvâsı asıldığı hâlde o fetvâyı çıkarmayıp onunla dolaştığını hatırlatan Efendi, bir velîye, bir dervişe iftirâ atılmazsa, belâ ve musîbet gelmezse onun velî ve sûfî olmadığını söylemiştir.

Kaynak: Karabaş-ı Velî Tekkesi Sohbeti (17 Mart 2012) — Kıyâmet Alâmetleri, Zikrullahın

Ehl-i tasavvufun İslam’daki rolü nedir?

Ehl-i Tasavvufu Savunmak 1200-1300 yıl boyunca İslâm’ın yaşanmasında, ahlâkında, mücâdelesinde omurga gibi durmuş bir topluluk yok mu kabul edilecek? Nefiste cihâd etmişler, meydan muhârebelerinde cihâd etmişler, binlerce eser yazmışlar, İslâm kültürüne büyük katkıda bulunmuşlar.

Kaynak: 45. Dergâh Sohbeti — Kevâirler, Akîka Kurbanı ve Şeyhi Olmayanın Şeyhi

Sohbetin temel mesajı: zâhiri süslemeyi bırakıp bâtını parlatın, hiç olmaya ve makamsız olmaya bakın, şöhrete özenmeyip kalbi zikrullahla temizleyin?

Bu sohbet, tasavvufun iç temizliği yolu olduğunu Mevlânâ’nın ressam kıssasıyla başlatmış; esmâ öğretisinin dervişi aldatmaması gerektiğini, şöhretin âfet olduğunu, nefis merâtibindeki tehlikeleri ve her dervişin kardeşini kendinden fazîletli görmesi gerektiğini vurgulamıştır. Sohbetin temel mesajı: zâhiri süslemeyi bırakıp bâtını parlatın, hiç olmaya ve makamsız olmaya bakın, şöhrete özenmeyip kalbi zikrullahla temizleyin.

Kaynak: 48. Dergâh Sohbeti — İç Temizliği, Esmâ Öğretisi ve Şöhretin Âfeti

Esmâ almak ne anlama gelir?

Esmâ almak, nefis merâtibini geçen bir kimsenin o makamın esmâsını almasıdır — tasavvufî bir öğretimdir. Ancak esmâ insana hiçbir şey katmaz ve hiçbir şey götürmez. Zikrullah insana ne katıyorsa esmâ da o kadardır. "Ben hû esmâsını çekiyorum" deyip nefsinize uymayın.

Kaynak: 48. Dergâh Sohbeti — İç Temizliği, Esmâ Öğretisi ve Şöhretin Âfeti

Şöhretin âfeti nedir?

Yeminle söylüyorum: keşke hiç tanınmasaydık. Şöhret âfet getirir, hayatı zehir eder, mâneviyâtı perişan eder, amelleri perişan eder, ihlâsı ve samimiyeti perişan eder. İpin üstünde cambazlıktır şöhret olmak.

Kaynak: 48. Dergâh Sohbeti — İç Temizliği, Esmâ Öğretisi ve Şöhretin Âfeti

Nefis merâtibindeki tehlikeler nelerdir?

Nefis merâtibinin üçüncü makamına gelen kimsenin kalbine ilhamlar gelmeye başlar — olacak olayları hisseder, kabir hâline vâkıf olur, duâsı tecellî etmeye başlar. Ama burada yıkılır derviş. Kendi nefsi için bir dua eder — yıkılır. Kendisi için bir şey ister — yıkılır. O yüzden bu geçiş zordur.

Kaynak: 48. Dergâh Sohbeti — İç Temizliği, Esmâ Öğretisi ve Şöhretin Âfeti

Tasavvuf ne demektir?

Tasavvuf sevgi yeridir, sevgiyle yürüyen bir yoldur. Zorlayıcı olmaz ama disiplinlidir — sevene, isteyene, tâbi olana disiplinlidir. Bir kimse kendisi istemeli; kendisi isterse gayet makul ve mâlum olur. İçsel yolculuğa başlayan, üstâdını rüyasında gören, içinde muhabbetini hisseden kimse zaten edeplenir — onu edepsizliğe sevk etseniz bile edepsizliğe yol almaz.

Kaynak: 49. Dergâh Sohbeti — Edep Sevgiyle Gelir, Tasavvuf ve Muhabbet

49. Dergâh Sohbeti — Edep Sevgiyle Gelir, Tasavvuf ve Muhabbet nedir?

Bu sohbet, edebin zorla değil sevgiyle geleceğini temel mesaj olarak işlemiştir. Edebin dört kademesi (Kur’ân-sünnet, imamların ictihâdı, ehl-i tasavvuf disiplini, içselleştirme), başkalarının eksikliklerini düzeltmenin dervişin vazîfesi olmadığı, sevginin edeplendirici gücü, gençlere değer vermenin önemi ve tasavvufun sevgi üzerine kurulu bir yol olduğu vurgulanmıştır. Sohbetin özü: edep sevgiyle gelir; sevmeyen edep gösteremez, sevene baskı yapmaya gerek yoktur.

Kaynak: 49. Dergâh Sohbeti — Edep Sevgiyle Gelir, Tasavvuf ve Muhabbet

Gölge Âlem kavramı nedir?

Bazıları kendi âlemlerinde uykuya kaldıklarında hakîkate erişirler. Hadîs-i şerîf: ‘İnsanlar uykudadır — öldüklerinde uyanırlar.’ İslâm tasavvufu bu âlemi uyku âlemi olarak görür. Gölge âlem. Herkes uykudadır; ne zaman uyanacak? Öldüğünde uyanacak. Bakacak ki kendisi gölge âlemdeymiş. Bakacak ki bu âlem normal bir âlem değilmiş — uykudaymış.

Kaynak: Karabaş-ı Velî Tekkesi Sohbeti (26 Kasım 2011) — Gölge Âlem, Deizm ve İslâm Sûfî

İslâm sûfîliğinin kimliği nedir?

Budistler mevcut görünen âlemi yok kabul ederek varlığa kavuşmaya çalışırlar. Bu bir öğretidir. Ama Budistlerin içinden Budistler kendileri de ‘varlığa kavuşanı çok azdır, yok hükmünde gibidir’ derler. Varlığa kavuştuğunu söyleyen kimseler bize o varlık âleminden inciler sunmazlar. Son dönem Budistlerin en zirve noktasında gösterdikleri o Oşo, varlık âleminden bize bir inci getirmez. Oşo’nun eserlerinde varlık âleminden bir inci yoktur.

Kaynak: Karabaş-ı Velî Tekkesi Sohbeti (26 Kasım 2011) — Gölge Âlem, Deizm ve İslâm Sûfî

Batı’nın Mevlânâ’sı nedir?

Karşımıza getirdikleri Mevlânâ’nın namaza abdesti yok, ibâdeti yok — Batı’nın Mevlânâ’sı. Karşımıza getirdikleri Hacı Bektaş Velî Hazretleri’nin namâzı-niyâzı yok — Batı’nın ve Doğu’nun sapık Bektâşîleri. Batı’nın getirdiği Şems-i Tebrîzî’nin namâzı yok — oysa Şems-i Tebrîzî sabahlara kadar ‘Resûlullâh’ın hâliyle hâlleneceğim’ deyip ayakları şişinceye kadar namâz kılan kimsedir.

Kaynak: Karabaş-ı Velî Tekkesi Sohbeti (26 Kasım 2011) — Gölge Âlem, Deizm ve İslâm Sûfî

Sapık dört söylem nedir?

Sohbette İslâm sûfîliği gibi gösterilen dört sapık söylem tek tek reddedilir: İddia 1: ‘Biz gerçeğe-ebedî gerçeğe ulaşarak Hakk’a kavuştuk. Mihrâba gereksinimimiz kalmadı.’

Kaynak: Karabaş-ı Velî Tekkesi Sohbeti (26 Kasım 2011) — Gölge Âlem, Deizm ve İslâm Sûfî

İslâm Sûfîliği’nin kimliğini tartışan dört sapık söylem nelerdir?

İslâm Sûfîliği’nin kimliğini tartışan dört sapık söylem şunlardır: 1. ‘Biz gerçeğe-ebedî gerçeğe ulaşarak Hakk’a kavuştuk. Mihrâba gereksinimimiz kalmadı.’ 2. ‘Bizde canın önemi yoktur; biz cânânı ararız. Gönlü Kâ’be biliriz — bu nedenle insana secde ederiz. Bizim için bundan başka bir ibâdet yoktur.’ 3. ‘Biz Kur’ân’ı insanın yüzünde bulup oradaki Kur’ân’ı okuruz.’ 4. ‘Biz meleklerle dostuz — bu nedenle günâh ve sevâp melekleri bizim günâhımızı-sevâbımızı yazmayı bırakmıştır.’

Kaynak: Karabaş-ı Velî Tekkesi Sohbeti (26 Kasım 2011) — Gölge Âlem, Deizm ve İslâm Sûfî

Deizm nedir?

Deistler Allah’a inanırlar, Allah’ın varlığına da inanırlar. Allah’a inanırlar; peygamberlere ve kitaplara inanmazlar.

Kaynak: Karabaş-ı Velî Tekkesi Sohbeti (26 Kasım 2011) — Gölge Âlem, Deizm ve İslâm Sûfî

Atatürk deist miydi?

Atatürk’ün deist olduğuna dâir söylemler vardır. Ancak deistlik gizli bir örgüt gibi ve deistliklerini açıklamaları yasak.

Kaynak: Karabaş-ı Velî Tekkesi Sohbeti (26 Kasım 2011) — Gölge Âlem, Deizm ve İslâm Sûfî

Kusur ile günâh-ı kebâir arasında fark nedir?

Kusur sehven, bilmeden yapılan bir şeydir. Bir kadının başı örtülüyken sehven başı açılıp saçı görünür — bu kusurdur. Veya namâz kılarken bir şeyi unutur — kusur, sehiv secdesiyle yerine getirilir. Ama günâh-ı kebâir başka: dîn haramlarla çevrilidir. İçki içen bir kimsenin içkisini mi görmeyeceğiz, kendisini mi görmeyeceğiz? Kendisini görmeyeceğiz. Diyeceğiz ki ‘İçki haram, kardeş — tövbe et, dön gerek.’ Biz seni reddetmedik. Biz senin hâlinin iyi olmadığını sana tebliğ ediyoruz. Yapma.

Kaynak: Karabaş-ı Velî Tekkesi Sohbeti (26 Kasım 2011) — Gölge Âlem, Deizm ve İslâm Sûfî

Uyuşturucu, fuhş, magazin ile toplumun idare edilmesi nasıl açıklanır?

Bir şey söyleyeceğim. Bugün dünyâ nüfûsunun yedide biri huşla geçiniyor — yedide biri. Dünyâ nüfûsunun yedide biri uyuşturucunun pençesinde. Ve dünyâyı idâre etmek isteyen deccaliyet insanları fuhuşla, seksle, çıplaklıkla, uyuşturucuyla ve magazinle idâre ediyor.

Kaynak: Karabaş-ı Velî Tekkesi Sohbeti (26 Kasım 2011) — Gölge Âlem, Deizm ve İslâm Sûfî

Toplumun geleneksel olarak haram görmediği şeyleri haram saymak neden yanlış?

Toplumun geleneksel olarak haram görmediği şeyleri biraz ağır kelimelerle haram olduğunu gözlerinin içerisine sokmuşum. Ağır kelimeler. Ağır kelimelerinden dolayı özür diliyorum.

Kaynak: Karabaş-ı Velî Tekkesi Sohbeti (26 Kasım 2011) — Gölge Âlem, Deizm ve İslâm Sûfî

Zekâtın başlangıçta farz kılınmamasının nedeni nedir?

Zekâtın başlangıçta farz kılınmamasının nedeni, tedrîcî tebliğ sünnetidir.

Kaynak: Karabaş-ı Velî Tekkesi Sohbeti (26 Kasım 2011) — Gölge Âlem, Deizm ve İslâm Sûfî

İnsanları dîni, tasavvufu, dindârlığı sevdirme misyonu nedir?

Ben kendime bir misyon işlemişim: insanları dîni, tasavvufu, dindârlığı sevdirme misyonu. Bu misyon noktasında bazen çok gerçek ve hakîkat noktasında olan şeyleri susarak geçiştirmeye çalışıyoruz — konuşamadığımız bazı şeyler oluyor.

Kaynak: Karabaş-ı Velî Tekkesi Sohbeti (26 Kasım 2011) — Gölge Âlem, Deizm ve İslâm Sûfî

Yûnus Emre’nin şiirindeki “Molla Kâsım” kimdir?

Molla Kâsım gerçek bir kişidir — rumuz değildir. Sonuçta bir gün bir Molla Kâsım çıkar ve Yûnus hakkında fetvâ verir. Her ehl-i tasavvufun bir Molla Kâsım’ı vardır — muhakkak birisi çıkar, kusurlarını araştırır ve fetvâ verir.

Kaynak: Karabaş-ı Velî Tekkesi Sohbeti (26 Kasım 2011) — Gölge Âlem, Deizm ve İslâm Sûfî

‘Biz gerçeğe vardık, bize mihrâb/namâz gerekmiyor’ diyenlere ne cevap verirsiniz?

Peygamber Efendimiz bile “Sana hakkıyla kulluk edemedim yâ Ma’bûd” diyordu ve son nefesine kadar namâzı terk etmedi; bir namâz borcu yoktu. Cüneyd, Sırrî, Habîb, Hallâc — hepsi namâz kılıyordu. Hallâc-ı Mansûr “Enel-Hak” derken gecede 100 rekât namâz kılıyordu. Namazdan sâkıt olma iddiâsı İslâm sûfî inancında yoktur; ancak Şiâ Bâtınîliğinden, Dehhîlikten, deistlikten gelir.

Kaynak: Karabaş-ı Velî Tekkesi Sohbeti (26 Kasım 2011) — Gölge Âlem, Deizm ve İslâm Sûfî

Dîni tebliğ ederken neden tedrîcî davranmalıyız?

Peygamber Efendimiz yeni İslâm olmuş bir topluluğa zekâtı hemen farz kılmamıştı. Sahâbe “Yâ Resûlallâh, söylemedin” deyince “Onlar dîne alışınca kendiliklerinden verirler” buyurmuştu. Misyonumuz “Sevdiriniz, nefret ettirmeyiniz; kolaylaştırınız, zorlaştırmayınız”dır. İnsanları dîne ısındırmak, dîni sevdirmektir — fert fert yüze kusur vurmak değildir.

Kaynak: Karabaş-ı Velî Tekkesi Sohbeti (26 Kasım 2011) — Gölge Âlem, Deizm ve İslâm Sûfî

Seyri sülûk ve mutmainlik ne demektir?

Bir kimsenin seyri sülûkünün başlayabilmesi için nefis merâtibi olarak mutmain makamına gelmesi lâzımdır. Bu hay esmâsıdır. Hay esmâsına gelen dervişin gönlüne Allah kendi zikrini oturtturur — gümür gümür. Gecenin yarısında "Lâ ilâhe illallah" derken gönlünde Allah diye bir feryat duyar ve o feryat bütün vücudunu, ruhunu, sırrını sarar. Nefisle mücâdele tıfıllıktır, çocukluktur. Allah’ın evliyâsıyla şeytanlar uğraşır; nefsin gıdıklamalarıyla tıfiller uğraşır. Büyüklük iddiasında bulunuyorsan tıfillerin işiyle ilgilenme. Eğer ilgileniyorsan büyüklük iddiasında bulunma, git büyüğün birinin elinden tut.

Kaynak: 50. Dergâh Sohbeti — Nefsin Her Yönden Vurması, Çalışmak ve Seyri Sülûk

50. Dergâh Sohbeti — Nefsin Her Yönden Vurması, Çalışmak ve Seyri Sülûk konusunu ele alan sohbetin temel mesajı nedir?

Bu sohbet, mürtet ile evlilik yasağından evlatlık müessesesine, İslâm’da eğlence ve halk oyunlarının meşrûiyetinden dünyalık çalışmanın haram olmadığına, nefsin her yönden vurmasından seyri sülûkün mutmainlik makamıyla başlamasına kadar geniş bir yelpazede ele alınmıştır. Sohbetin temel mesajı: dünyalık çalışmak ibâdet olabilir namazını kılıyorsan; nefis seni her an her yerden vurur, bir an bile gaflet etme; ve eğer gönlünde Allah’ın zikri gümür gümür duyuluyorsa mutmainlik makamına yaklaşmışsın demektir.

Kaynak: 50. Dergâh Sohbeti — Nefsin Her Yönden Vurması, Çalışmak ve Seyri Sülûk

Uyku, sarhoşluk, ağlama ve gülmeyi Mevlânâ’nın metaforları olarak ele alan sohbetin nedir?

Mevlânâ’nın "Uyursak onun sarhoşuyuz biz, uyanırsak onun masalına dalmışız; ağlarsak onun rızıklarla dolu bulutuyuz, gülersek o zaman da şimşeğiz onun" beyitlerini açıklayan Efendi, uykunun dünyaya âşık olmamak, sarhoşluğun Allah aşkıyla mest olmak olduğunu belirtmiştir. "İnsanlar uykudadır, öldüklerinde uyanırlar" hadîsini hatırlatarak, bu dünyada Allah aşkıyla sarhoş olanların öbür âlemde uyanacaklarını söylemiştir.

Kaynak: Karabaş-ı Velî Tekkesi Sohbeti (25 Şubat 2012) — Bilgi Allah’ın Sayvanıdır, Şeyt

Firavun’un soytarısı hikâyesiyle taklit meselesini ele alan sohbetin nedir?

Firavun’un bir soytarısı her gün Mûsâ Aleyhisselâm’ı taklit ederek Firavun’u güldürürmüş. Mûsâ Aleyhisselâm "Yâ Rabbi onu kahreyle" diye duâ ettiğinde Cenâb-ı Hak sormuş: "Yâ Mûsâ niçin?" Mûsâ "Beni taklit edip insanları güldürüyor" deyince Allah buyurmuş: "O seni taklit ediyor diye ben ona rızık veriyorum, seni taklit ediyor diye ben onu seviyorum — çünkü o benim bir peygamberimi taklit ediyor." Bu hikâyeden çıkan ders şudur: İyiyi, doğruyu, güzeli taklit etmek tahkîke geçmese bile kişiyi kurtarır. Namazı taklit etmek, orucu taklit etmek, hayır hasenâtı taklit etmek, Allah dostlarını ve peygamberleri bu mânâda taklit etmek övülmüştür. Ancak kötüyü taklit etmek, insanları şeytânî eğlenceye sürüklemek ise soytarılıktır ve batışa sebep olur.

Kaynak: Karabaş-ı Velî Tekkesi Sohbeti (25 Şubat 2012) — Bilgi Allah’ın Sayvanıdır, Şeyt

Şeytanın vesvese yöntemlerini ele alan sohbetin nedir?

Şeytan namaz kılana, oruç tutana, zikredene, sohbete gidene, câmiye gidene, örtünen kadına, yeni İslâm’a dönmeye çalışana vesvese verir. Çünkü bu kimseler karanlık vâdîden çıkmak üzeredir; şeytan tam o anda tekmeler, aşağı düşürsün diye uğraşır. Kötülüklere batmış olanlarla şeytan uğraşmaz — onlar zâten onun kucağındadır. Efendi, bizzat şâhit olduğu bir sahneyi anlatmıştır: Namaza niyetlenen bir kişiye şeytan önce "Abdestli misin?" sonra "Guslün tamam mı?" sonra "İnsanlar sana bakar" diye ardı ardına vesvese vermiştir. Bunların hepsi kişiyi ibâdetten alıkoymak içindir.

Kaynak: Karabaş-ı Velî Tekkesi Sohbeti (25 Şubat 2012) — Bilgi Allah’ın Sayvanıdır, Şeyt

Kur’ân-ı Kerîm eğitiminin ihmal edildiğini ele alan sohbetin nedir?

Efendi, yirmi altı yıllık sohbet hayatında tek bir kişinin bile "Çocuğuma Kur’ân-ı Kerîm öğretmesi için hoca tuttum" demediğini, bunu büyük bir üzüntüyle dile getirmiştir. Matematik, İngilizce, yüzme, kayak, gitar kurslarına para verilir; ama Kur’ân-ı Kerîm eğitimi için kimse hoca tutmaz. İmâm-ı Âzam Hazretleri’nin oğluna Fâtiha’yı öğreten hocaya bir kese altın verdiğini hatırlatmış, "Sen benim çocuğuma ümmü’l-kitâbı öğrettin, dört kitabın anası Fâtiha’da" dediğini aktarmıştır. Karabaş-ı Velî Tekkesi’nde bayanlara ve çocuklara yönelik haftanın üç günü Kur’ân-ı Kerîm kursu açıldığını, üç bayan hâfızanın görev yaptığını, ancak sadece on iki kişinin kursu takip ettiğini bildirmiştir.

Kaynak: Karabaş-ı Velî Tekkesi Sohbeti (25 Şubat 2012) — Bilgi Allah’ın Sayvanıdır, Şeyt

İyilerle beraber olmanın kötülükten kurtuluş yolu olduğunu ele alan sohbetin nedir?

Eski ümmetlerden birinin hikâyesini anlatan Efendi, çok kötülük yapmış bir adamın bir velîye gidip hal sorduğunu, velînin "İyilerin yaşadığı şehre git" dediğini, adamın yolda öldüğünü, meleklerin mesafe ölçtüğünde Cebrâil’in iyilerin tarafına doğru mesafeyi daraltarak o kişiyi iyilerden saydırdığını aktarmıştır. Kötülerle beraber olan kötülüğü, iyilerle beraber olan iyiliğe doğru akacaktır. Arkadaşlarını terk etmedikçe kötülüğü terk edemezsin. İyilerin meclisinde otur, iyilerin mekânında bulun, iyilerle sabret — ancak o zaman kurtulursun.

Kaynak: Karabaş-ı Velî Tekkesi Sohbeti (25 Şubat 2012) — Bilgi Allah’ın Sayvanıdır, Şeyt

Ehli beyt ile şeyhlik iddiasının gerçek ölçüsünü ele alan sohbetin nedir?

Sahâbe "Yâ Resûlallah, sen vefat ettikten sonra ehli beytini nasıl tanırız?" diye sorduğunda Hz. Peygamber "Kim benim Kur’ân ve sünnetime sıkı sıkı yapışırsa o benim ehli beytimdir" buyurmuştur. Ehli beytin birinci derecede duracağı nokta Kur’ân ve sünnettir. Ehli beytler sadaka, zekât, akçe toplamazlar; insanlardan yiyecek, içecek ummazlar; tek dertleri Kur’ân ve sünnetin yaşanmasıdır. Efendi, "Ben şeyhim" deyip insanların malına, canına, namusuna göz koyanları, dervişlerden para toplayıp kendine lüks villalar yaptıranları, yirmi kilometre önceden karşılama törenleri düzenletenleri şiddetle eleştirmiştir. "Kur’ân ve sünneti yaşamak, yaşatmak ve anlatmanın karşılığı herhangi bir ücret değildir" diyerek Hz. Peygamber’in "Benim ücretim Allah’tandır" sözünü ve Antakyalı Habîb’in "Ücret istemeyenlerin peşinden gidiniz" nasîhatini hatırlatmıştır.

Kaynak: Karabaş-ı Velî Tekkesi Sohbeti (25 Şubat 2012) — Bilgi Allah’ın Sayvanıdır, Şeyt

Sohbetin nedir?

3 Aralık 2011 tarihinde Karabaş-ı Velî Tekkesi’nde gerçekleştirilen bu çok derin sohbet; Allah’a vuslatın sonsuz bir yolculuk olduğu, bir kısım velîlerin kendi dairesinde "vusûle erdim" demesinin yanıltıcılığı, vahdet-i vücûd ile vahdet-i şuhûd arasındaki farkın gerçek mânâsının ancak Muhyiddîn İbnü’l-Arabî, Şemseddîn-i Tebrîzî, Mevlânâ, Abdülkâdir Geylânî silsilesinden geçerek anlaşılabileceği, cüz’î irâde meselesinde Ahmet Hulûsî’nin cebriyeciliğine karşı ehl-i sünnetin tavrı, Yunus Emre’nin "Bir gönül kırdın ise kıldın namâz namâz değil" sözünün avama söylendiği ve namaz kılmayanların dîni savunma aracı olamayacağı, has sûfînin gönlünün olmadığı ve aşk meydanının gönülsüz yer olduğu, bir makamda takılıp "sen oldun" denenlerin aldatıldığı ve hakîkate pişmek için çile çekilmesi gerektiği gibi derin konuları kapsamaktadır.

Allah’a vuslat nedir?

Ehl-i tasavvufun büyük kısmı, kulun Allah’a tâm anlamıyla vâsıl olmasının hiçbir zaman mümkün olmadığında ittifâk etmişlerdir — ve ben de onlardanım. Vusûl olmak, yani Allah’a vâsıl olmak, kulun kendi tasavvurunda kendisinin vusûle erdiğine inanmasıdır.

Vusûle erme ne anlama gelir?

Bir kimsenin farzlarını yerine getirip nâfilelerle Allah’a yaklaşıp Allah’ı sevmesidir. Bu kudsî hadîs — ‘Kulum nâfilelerle Bana yaklaşır, Ben de onu severim; gören gözü, duyan kulağı, tutan eli olurum’ — ehl-i tasavvufun temel taşlarından biridir.

Neden âşık için "tam vusûle erdim" diyemez?

Aşkın öylesine sayısız yüzü var ki; Cemâlullâh’ın öylesine sayısız yüzü var ki; hayret makamının öyle sayısız hayret dereceleri vardır ki onları kat ede kat ede bitirmek mümkün değildir. Allah sonsuzdur. Sıfatları sonsuzdur. ‘Sonsuz olan Allah’a vuslatda erdim’ demek o kimsenin kalbinin sınırlarının o kadar olduğunu gösterir. Oysa gönül de sonsuzdur. Gönül sonsuz olmasına rağmen sen ona bir sınır koyduysan, o senin darlığındandır.

Nakıp-Nukabba-Çavuşlukta takılmak ne anlama gelir?

Kardeşlere nasîhatim olsun: Kendinizi bir makamda görmeyin. Kendinizi bir mevkîde görmeyin. Kendinizi bir noktada, bir dâirede görmeyin. Aldanırsınız. Kardeşlerimiz hep aldandı.

Vahdet-i vücûd ve vahdet-i şuhûd arasındaki fark nedir?

Bu çok uzun bir meseledir; kocaman bir cilt yetmez. Bunu böyle sormaktansa, vahdet-i vücûdla ilgili bir eser okuyun, vahdet-i vücûdcuların bir kitabını okuyun. Vahdet-i şuhûdla ilgili bir eser okuyun. Veya vahdet-i vücûdu eleştiren bir eser okuyun. Ve oradan soru sorun.

Arabî’nin vahdet-i vücûdçu olup olmadığını neden reddeder?

Arabî’den sonrakiler vahdet-i vücûd felsefesini oturtturmaya çalışmışlar, ‘vahdet-i vücûdçu’ olduklarını söylemişler. Ben ‘vahdet-i vücûdçuyum’ diyenlerden değilim. Arabî’yi seviyorum. Arabî’nin fikirlerini ve düşüncelerini kabul ediyorum. Tasavvufa bakış açısını, tasavvuf hâlini, yaşayışını, zevkini beğeniyorum, değer veriyorum; kendime bir ölçü olarak kabûl ediyorum. Ama Arabî ‘vahdet-i vücûdçuyum’ demiyorsa, ben de demiyorum.

Arabî-Mevlânâ-Şemseddîn silsilesi nedir?

Aynı çizgide Hz. Mevlânâ var — ondan önce yaşamış. Hz. Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî Hazretleri de aynı zevkin, aynı neşenin yolcusu. Ve aynı zevkin, aynı neşenin yolcusu olan Şemseddîn-i Tebrîzî Hazretleri var. O da aynı neşenin, aynı yolun yolcusu. Aynı yolun yolcularından Abdülkâdir Geylânî Hazretleri var. Ahmed er-Rufâ’î Hazretleri var. Ahmed el-Bedevî Hazretleri var. İbrâhîm ed-Düsûkî Hazretleri var. Şeyh Ebü’l-Hasen Ali Şâzelî Hazretleri var. Hacı Bayram Velî Hazretleri var. Hacı Bektaş Velî Hazretleri var. Bunların hepsi Arabî’nin ekolündedir — ondan farklı değillerdir.

Cebriyecilerin görüşü nedir?

Cebriyeciler ‘Cennetlik olanlar cennete, cehennemlik olanlar cehenneme gidecekler; kulun iradesi yok’ diyorlardı.

Ehl-i sünnetin görüşü nedir?

Ehl-i sünnet tevhîdin dışına çıkmadan bir fiiliyatta iki tecellîyâtın, iki kuvvetin olduğunu söylemiş: Yaratma Allah’a aittir — bütün her şeyi Allah yaratır. Ama murat etmek, istemek kula aittir; Cenâb-ı Hak bu murat etme, isteme cüz’ünü kullara kendisinin vermiştir ve böylece o da tevhîdin içindedir.

İsteyip-istememe imtihanı nedir?

Sen o iradenle o fiili murat ediyorsun; istiyorsun veya istemiyorsun. Bu isteyip-istememe imtihanın sırrıdır. Eğer sen buraya gelmeyi istediyse sevâba doğru yol aldın; buraya gelmeyi istemedin, kafeteryaya gittin, günâha doğru yol aldın.

Rüya anlatısında ne ifade edilmektedir?

Cemaatten biri rüya anlatıyor: “Bir ay sonra umreye gitmeye niyet ediyorum. Dün gece rüyamda Peygamber Efendimiz’i gördüm. Bir odadaydık, uzanıyorlardı. Herkes onu görmek istiyordu. Salâtu selâm getirdik hep berâber. Fakat Peygamberimiz üzgün gibilerdi. Ümmetini düşünüyordu. Bu rüyânın hikmeti nedir?”

Rüyanın hikmeti nedir?

Allah mübârek etsin inşâAllah. Ne güzel bir kimse umreye niyet etmiş, Hz. Resûlullâh onu kendisine misâfir etmiş. Peygamberimiz ümmetine düşkün, ümmetine şefkatli, ümmeti için ağlayan bir peygamberdir. Biz ona hakkıyla ümmetlik edemediğimizden herhâlde onun üzüntüsü bitmeyecek.

Yûnus’un meşhur sözü nedir?

Yûnus’un meşhur sözü: “Bir gönül yıktın ise bu kıldın namâz demâz değil. Bir gönül kırdın ise tuttun oruç oruç değil.”

Namaz kılmayanların durumu nedir?

Şimdi daha ağır bir şey söyleyeceğim, insanların hoşuna gitmeyecek: Namaz kılmıyorsan îmân îmân değil. Hemen bayrak açacak herkes şimdi — ‘İnsanların îmânlarına nasıl laf söylersin?’ Ben söylemiyorum. Hz. Resûlullâh sallallâhu aleyhi ve sellem hazretleri diyor ki: ‘Bir kimse îmân üzerine namâzı kasten terk edemez. Namâz dînin en son kalesidir. Yıkıldı dîn yıkıldı.’ Yani senin dînin yıkılır — dîn yıkılmaz da senin dînin yıkılır.

Namaz kılmayanların durumu hakkında ne söylendi?

Yûnus’un sözünü söyleyen, namazdan başını kaldırmayan bir kimsedir. Biraz böyle bizim insanlarımız veya insanlarımızın namâzını-niyâzını-orucunu hor-hakir görenler, kendi namâzsızlıklarını-oruçsuzluklarını örtmek için namaz kılanlara karşı kullanıyorlar bunu. ‘Sen namâz kılıyorsun ama bir gönül kırdın ise bu kıldığın namâz namâz değil.’

Sözün doğru olması yeter mi?

Bunu söyleyecek bir kimsenin, bunu birisine söyleyecekse, o kimsenin namâzı meleklerden üstün kılıp hiç kimsenin gönlünü incitmemesi lâzım. Söz doğru; söyleyen de doğru olması lâzım. Ama söz doğru, söyleyen yanlış. Söz o kadar doğrudur ki şak diye oturur. Ama namâz kılmayanlar namâz kılmadıklarını örtmek için bunu söylüyorlarsa, doğru sözü yanlış yerde kullanıyorlardır.

Hallâc-ı Mansûr’un sözü nedir?

Hallâc-ı Mansûr ‘Enel-Hak’ dedi — sen de Hallâc-ı Mansûr ol, sen de de! Hallâc gibi olabilmek için küçücük bir örnek vereyim: gecede 100 rekat namâz kılardı. İbrâhîm Edhem’e bakıyorsunuz: tahtı terk etti, tâcı terk etti, sarayı terk etti, rahatı terk etti, malı-mülkü terk etti. En son evlât sevgisini terk etti; dedi ki ‘Yâ Rabbî, ya onun sevgisi ya ben.’ Evlâdını göğsünde tak, aldı verdi sevgili evlâdını göğsünde. ‘Elhamdülillâh’ dedi.

Bâyezîd-i Bistâmî’nin sözü nedir?

Bâyezîd-i Bistâmî var: ‘Benim cübbemin içinde Allâh’tan gayrı yoktur’ demiş. Kim demiş? Bâyezîd-i Bistâmî. Onun hakkı — neden? Hacca giderken her adımda iki rekât namâz kılmış. Bu bize şimdi Evliyâ Menkıbesidir. Oturuyor adam da oturduğu yerden ‘Hadi canım, olur mu öyle şey? Menkıbe inanılır mı?’ diyor. Neden? O hâliyle hâllenmemiş. O hâliyle hâllenmemiş.

Serî-i Sakâtî ve Niyâzî-i Mısrî’nin sözü nedir?

Serî-i Sakâtî demiş — ki Serî-i Sakâtî’nin hakkıdır. Niyâzî-i Mısrî demiş — ‘Boynuna asmışlar hiçbir şehre kabul edilmeyeceğine dâir şekil, şimdi dolaşmış.’ Onlar demiş — onların hakkı. Yûnus söylemiş — eyvallâh, Yûn,us’un hakkı. Ama Yûnus’un hâliyle hâllenmeden ‘Bir gönül kırdın ise kıldın namâz namâz deyip’ dememeli.

Kırılacak gönlü olanın aşk meydanında işi var mı?

Sende kırılacak gönül var demek ki. Kırılacak gönlü olanın aşk meydanında işi yok. Kırılacak gönlü olanın sevdâ yolunda işi yok. Kırılacak gönlü olanın tasavvufta işi yok.

Kırılacak gönlü olanın ne yapması gerekir?

Kırılacak gönlün varsa, git sen dükkânın başında otur. İnsanların arasında işin yok. Git sen dükkânın başında otur. İnsanların içinde oturacaksan, günde yüz bin kez gönlünü kıracaklar. Sen yüz bin kez ‘Affettim’ diyeceksin. ‘Senin kıldığın namâz namâz değil’ deyip ahkâm kesmeyeceksin.

Gönlünde kibir olanın durumu nedir?

Gönlünde zerrece kibir olan asla cennetime giremez’ buyrulmuştur. Sen demek ki çok kibirlisin ki gönlün kırılmasına dayanamıyorsun. Bu nasıl âşıklık? Aşk yolunda her şeyin kırılacak.

Aşk yolunda ne gibi bir durum vardır?

Yolundan öbür sözüne bakmıyorsun. Vurmuş gönlünü taşa. Gönlünü vur taşa da sen önce gönlünü bir kendin kır. Sen bir gönülsüzlerden ol — bir gönülsüzlerden ol ki kırılacak gönül kalmasın sende. Kırılacak gönlü olanın olsun gönüllü bir gönüle, kıldığın namâz desin ‘namâz değil.’

Avama söylenmiş bir söz nedir?

Bu avama söylenmiş bir sözdür. Sen avamsan bu sözü kendi üzerine al. Bu söz hâsa söylenmiş söz değildir. Hâsın gönlü yoktur. Hâsın gönlü kendisinin değildir. Gelen ezer, giden ezer. Gelen kırar, giden kırar. Onun gönlü yoktur.

Hz. Resûlullâh’ın ahlâkını nasıl yücelttiği anlatılmaktadır?

Hz. Resûlullâh sallallâhu aleyhi ve sellem ağzından hiçbir kez söyledi mi ‘Gönlümü kırdınız’ diye? Hiçbir kez söyledi mi ‘Gönlümü kırmayın’ diye? Üzüldü — ama üzmedi. Hiç kırıklığını söyledi mi mü’minlere? Hattâ Cenâb-ı Hak onun ahlâkını methetti: ‘Eğer sen yumuşak-affedici olmasaydın, etrafında kimseyi bulamazdın’ (Âl-i İmrân, 3:159).

Aşkın kokusu nerede hissedilir?

Demiştir ki: Senin gönlünü kırsınlar, ‘Kırıldın’ deme. Seni incitsinler, ‘İncitdim’ deme. Senin tependen bulldozer gibi geçsinler, ‘Üstümden bulldozer geçti’ deme. Eğer öyle dersen keşîliğe ulaşamazsın. Öyle dersen Rûslan’dan kokusunu alamazsın. Aşkın kokusu sana ulaşmaz, âşıklığın kokusu sana ulaşmaz.

Nefsine uyanlar ne yaparlar?

Birisine ‘Biraz öte git’ dersin, kırılır. ‘Biraz şuraya yana tarafa oturuvereyim’ dersin, kırılır. Nefsine uymuş. ‘Onun gözünün üstünde kaşın var’ dersen kırılır. Ondan sonra ‘Gönlümü kırdın sen benim, senden çok özür dilerim, hakkını helâl et’ der. Ay, gönlünü kırmışım senin gerçekten. Allah beni de affetsin, seni de affetsin. Eyvallâh. Ama sen âşık değilsin. Senin âşıklıktan nasîbin yok, kokun yok, rengin yok, yolun yok. Bizden oynamam. Var git yoluna sen. Tahtadan bir dünyâ kur kendine, orada otur — aşk meydanına çıkma.

Kırılanların-dökülenlerin âşıklıkta işi var mı?

Kırılanların-dökülenlerin âşıklıkta işi yoktur. Onlar sosyete pazarlarına gideceklerdir, AVM merkezlerine. Orada kimseyi kırmak istemezler. Burada kapadır ortalık. Fırât mehdi gibidir aşkın bir yüzü — yakar-yıkar ortalığı. Önünde kim var diye bakmaz. Kafasını kaldıranın kellesini uçurur. Gönülsüz yerdir — gönlü olanın gönlü kırılır. Aşk meydanı gönülsüz yerdir. Aşk gönülsüzlere tecellî eder.

Dört Kitabın Mânâsı Bir Elifte nedir?

‘Dört kitabın mânâsı bir elifte çıkar mı?’ — Yûnus’un sözü. Yûnus olursan çıkar. Yûnus olmadıysan laf-lakırdı. Leylek gibi lak-lak edersin, papağan gibi sayıklarsın. Yûnus’un sözünün arkasına saklanırsın. Keşke kendi sözünüzü sorsaydınız.

İlm-i ledün nedir?

‘İlm-i ledün’den kasıt nedir?’ — Çok güzel. İlimdir ilm-i ledünden kasıt. Kalbimizi kelime-i tevhîdle, aklımızı neyle temizleriz? Kalbimizi terbiye-i tevhîdle. Kalbin temizlenirse aklın temizlenir. Kalbinde kelime-i tevhîd var ise, vücûdunun zâhirî olarak her şeyinde kelime-i tevhîd vardır. Kalbinde kelime-i tevhîd var ise, mânânda komple kelime-i tevhîd vardır. Ve kelime-i tevhîd maddî-mânevî her şeyini temizler — her şeyini. Kelime-i tevhîde devam edin.

‘Sen Oldun’ tuzağı nedir?

Hangi makama-mevkîye geldiğinizi söylerlerse söylesinler, aldanmayın. Başka tarîkatlardan, başka dergâhlardan olan kardeşler, bu sözümü iyi dinleyin: Size ‘Şu makamdasınız, şu mevkîdesiniz, şu esmâdasınız’ diyebilirler. Bunlar dervîşânı aldatmak için, biraz da dervîşânı orada tutmak için, biraz da dervîşânın gönlünü yapmak için söylenen sözlerdir. Tasavvuf yolu değildir.

Hakîkate ermek için ne yapılması gerekir?

Tasavvuf yolunda hakîkate ermek için çile çekmek lâzım, sıkıntı çekmek lâzım, belirli merhâlelerde belirli dertleri çekmek gerek. Hakîkate ermek istiyorsan, seni şakşaklamayacaklar. ‘Sen oldun’ diyorlarsa, sana yalan söylüyorlar, aldatıyorlar. Seni orada tutuyorlar, ütüyorlar seni. Sen aldanma, sen kalma.

‘Sen Oldun’ tuzağına nasıl karşı koyulmalıdır?

Seni hangi makamda gördük derlerse desinler, sen kalma. Hattâ sana bütün pîr efendiler, bütün evliyâlar, bütün velîler gelseler, ‘Sen oldun’ deseler — sen Hz. Muhammed Mustafâ sallallâhu aleyhi ve sellem adetinin sözünü burnunun ucundan, gözünün ucundan, kalbinin içinden, rûhundan, sırrından eksik etme. ‘Hakkıyla sana kulluk edemedik yâ Ma’bûd’ de. Kafanı secdeden kaldırma, tevhîde devâm et.

‘Ben Muhammed Mustafâ’nın Hizmetçisiyim’ sözü nedir?

Sana deseler ki ‘Bütün âlemde senin zerren var. Her âlemde senin resmin var, gözün var. İstediğin âleme bak, senin gözünden görsünler — herkes senin gözünden görecek.’ Sen ‘Eşhedü en lâ ilâhe illallâh’ de. Aldanma. Tevhîde devâm et. Kulluğuna devâm et. Muhammed Mustafâ’nın izine basmaya devâm et. Her an onun kokusunu almaya gayret et.

Vahdet-i vücûd ile vahdet-i şuhûd arasındaki fark nedir?

Bu çok geniş bir meseledir — kocaman bir cilt yetmez. Ama temel bir tespit: Muhyiddîn İbnü’l-Arabî kendisi "Ben vahdet-i vücûdçuyum" dememiştir; Arabî’den sonrakiler bu felsefeyi sistematize etmişlerdir. Ben de "vahdet-i vücûdçuyum" demiyorum — Arabî’yi seviyorum, fikirlerini kabul ediyorum ama kendi etiketini kullanmayana ben de kullanmam. Fusûs-Mesnevî-Makâlât-Geylânî zinciri aynı velî nefesidir.

Bir gönül kırdın ise kıldın namâz namâz değil” sözünü namâz kılmayanlar karşısında kullanmak doğru mudur?

Hayır. Bu söz avama söylenmiş bir sözdür — Yûnus’un hâliyle hâllenenler için geçerlidir. Yûn, Emre namâzdan başını kaldırmayan bir kimsedir. Bu sözü namâzsızlığını örtmek için kullanan kimse doğru sözü yanlış yerde kullanmıştır. Hâsın gönlü yoktur — gelen ezer, giden ezer. Peygamber Efendimiz bile hiç "Gönlümü kırdınız" dememiştir. Kırılacak gönlü olanın aşk meydanında işi yoktur.

Hz. Resûlullâh’ı rüyada gördüğümü söylersem bu benim makam mıdır?

Çok güzel bir nimet — ama kendini bir şey zannetme. Kaybetme, salâtu selâma devâm et. Nefsin seni çok iyi, kâmil, cömert, hâkim gösterir — "Senden iyi dervîş yoktur" der içinden. Bu nefsin sesidir. Aldanma, tevhîde devâm et. Lâ ilâhe illallâh, lâ ilâhe illallâh. Her namâzda "Allâhu Ekber" dediğinde Beytullâh’ın kokusunu alamıyorsan, gaflete düştüğünü bil — ağla ve istiğfâra başla.

Sen oldun, sen şu makamdasın” diyen şeyhe inanmalı mıyım?

Aldanma. Bu sözler dervîşânı aldatmak, orada tutmak, gönlünü yapmak için söylenir. Tasavvuf yolunda hakîkate ermek için çile çekmek lâzımdır. Bütün pîrler ve velîler gelseler bile "Sen oldun" deselerse, "Hakkıyla sana kulluk edemedik" de, kafanı secdeden kaldırma. Beşinci göğün kapısı açıldığı, her âlemde zerren-resmin-gözün olduğu söylense bile "Eşhedü en lâ ilâhe illallâh" de, tevhîde devâm et.

Kul ne zaman Allah’a vâsıl olur?

Tam mânâsıyla hiçbir zaman. Ehl-i tasavvufun büyük kısmı bu noktada ittifâk etmiştir. Aşkın sonsuz merhâleleri vardır; âşık için "bitirdim" deme noktası yoktur. Peygamber Efendimiz bile "Sana hakkıyla ibâdet edemedim yâ Ma’bûd" demiştir. Bir kısım velîler kendi dâirelerinde vuslata erdiklerini görmüşlerdir — bu, o kimsenin kendi yolunun sonudur, yolun sonu değildir. Kul cennete girse bile tam vuslata eremez; ancak farzlarla, sonra nâfilelerle yaklaşmaya devâm eder.

Vahdet-i vücûd meselesinde Muhyiddîn İbnü’l-Arabî’nin kendisinin bu etiketi kullanmadığı, Fusûs’u anlamak için Şemseddîn-i Tebrîzî’nin Makâlât’ı → Mesnevî → Geylânî sohbetleri silsilesinden geçmek gerektiği açıklanmıştır?

Muhyiddîn İbnü’l-Arabî kendisi "Ben vahdet-i vücûdçuyum" dememiştir; Arabî’den sonrakiler bu felsefeyi sistematize etmişlerdir. Ben de "vahdet-i vücûdçuyum" demiyorum — Arabî’yi seviyorum, fikirlerini kabul ediyorum ama kendi etiketini kullanmayana ben de kullanmam. Fusûs-Mesnevî-Makâlât-Geylânî zinciri aynı velî nefesidir.

Yûnus Emre’nin "Bir gönül kırdın ise" sözünün avama söylendiği, namâzsızlığı savunmak için kullanılamayacağı; has sûfînin gönlünün olmadığı ve aşk meydanının gönülsüz yer olduğu vurgulanmıştır?

Hayır. Bu söz avama söylenmiş bir sözdür — Yûnus’un hâliyle hâllenenler için geçerlidir. Yûnus Emre namâzdan başını kaldırmayan bir kimsedir. Bu sözü namâzsızlığını örtmek için kullanan kimse doğru sözü yanlış yerde kullanmıştır. Hâsın gönlü yoktur — gelen ezer, giden ezer. Peygamber Efendimiz bile hiç "Gönlümü kırdınız" dememiştir. Kırılacak gönlü olanın aşk meydanında işi yoktur.

Bir makamda takılıp "sen oldun" denenlerin aldatıldığı, hakîkate pişmek için çile çekmek gerektiği, bütün pîrler gelip "sen oldun" dese bile "Hakkıyla sana kulluk edemedik" deyip tevhîde devâm etmek gerektiği vurgulanmıştır?

Aldanma. Bu sözler dervîşânı aldatmak, orada tutmak, gönlünü yapmak için söylenir. Tasavvuf yolunda hakîkate ermek için çile çekmek lâzımdır. Bütün pîrler ve velîler gelseler bile "Sen oldun" deselerse, "Hakkıyla sana kulluk edemedik" de, kafanı secdeden kaldırma. Beşinci göğün kapısı açıldığı, her âlemde zerren-resmin-gözün olduğu söylense bile "Eşhedü en lâ ilâhe illallâh" de, tevhîde devâm et.

← Sorular – Sohbetlerde Sorulan Sorular ve Cevapları