Perşembe, 14 Mayıs 2026
YOLUMUZ NÜBÜVVET YOLUDUR

Mustafa Özbağ

İrşad & Tasavvuf · Resmî Site

Sorular: Fıkıh — Sayfa 20

Sohbetlerden Derlenen Sorular

Kategorilere göre düzenlenmiş tam arşiv

35.367Soru-Cevap
2.760.705Kelime
51Kategori
378Sayfa

Table of Contents

Fıkıh(1695) — Sayfa 20/23

Fark etmeden ana parama faiz bulaşırsa harâm işlemiş olur muyum?

Aylık ödemelerim, ve bazı işlerim için banka hesabımda miktarı değişkenlik gösteren para bulundurmam gerekiyor. Darü’l harpte müminin kâfir ile arasında faize müsaade edildiği fetvâ doğrultusunda bu parayı faiz işletmek, ve gelirini dağıtmak istiyorum. Tedbîren tahmînî kazancın bir miktar fazlasını vermek istiyorum.

Kaynak: Darül harpte ticaret yapan Müslüman ile müşteri arasındaki faiz hukuku nasıl olm

Bu mesele tabiî ki darü’l harp fıkhına göre değerlendirilmekte midir?

Bu mesele tabiî ki darü’l harp fıkhına göre değerlendirilmektedir. Türkiye’nin darü’l harp olduğuna dâir fetvâyı dönemin Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel bile vermiştir. Dolayısıyla kimsenin Türkiye’ye "darü’l İslâm" demesi mümkün değildir; böyle bir iddiâda bulunan suç işlemiş olur.

Kaynak: Darül harpte ticaret yapan Müslüman ile müşteri arasındaki faiz hukuku nasıl olm

Esnaflar, ve bankayla iş yapanlar, çek ödemesi, senet ödemesi, ve havâle gibi işlemler için bankada bir miktar para bulundurmak durumundadırlar mı?

Esnaflar, ve bankayla iş yapanlar, çek ödemesi, senet ödemesi, ve havâle gibi işlemler için bankada bir miktar para bulundurmak durumundadırlar. Bu paraları mutlaka faiz işleterek tutmalıdırlar. Bankaya açıkça "Bu para borçta durmayacak, günlük faiz işletilecek" demelidirler.

Kaynak: Darül harpte ticaret yapan Müslüman ile müşteri arasındaki faiz hukuku nasıl olm

İmamlar, Müslümanların Müslümanlarla alışverişinde İslami kurallara uyması gerektiğine hükmetmişler?

İmam Muhammed’e, ve imam-ı azam’a göre caiz gayrimüslim unsurlar demişler ki faiz alabilirsiniz satabilirsiniz verebilirsiniz gayrimüslim unsurlara caizse Sen de bundan faydalanabiliyor musun bunu alıp satabilirsiniz gayrimüslimlere caiz olan her türlü alışverişi bu bu manada yapabiliyorsun, ama bunu yine Müslüman Müslümana yapamıyorsun bazıları orada Müslüman da ayırt etmemiş bir kısım ulema onları almadım ben onlara katılmıyorum, çünkü onlara katılmadığım dolayı ben Eee bu manada katılmadığım şeyleri çok burada sohbet etmek istemiyorum, ama Eee bu manada Müslüman müslümandır nereye giderse gitsin müslümanlığını koruması gerekir O yüzden bir müslümana domuz etinin Eee satılması veyahut da bir müslümana faizle para Satılması veya bir Müslümanla olan ticarette faiz çalıştırılması Darül harpte de olsa Darül İslâm’da da olsa caiz değil buna Caiz diyenler var şimdi cemaat ismi de vereceğim Belki deık oradan geri döndüler mi dönmediler mi bilmiyorum, mesela Süleymancılar Darül harpte Müslümanlardan da faiz alınabileceğine dair fetva veriyorlar Ben bu konuda birkaç kişiyle görüştüm Onlar bu konuda Eee kendilerince fetva veriyorlar doğru yanlış bilmiyorum, ama birkaç kişiyle bunu konuştuğumda onların imamları hocaları caiz olduğunu söylemiş Bir de böyle bir E durum var ben onu Normalde kendi imamlarının ağzından duymadığım dolayı bir şey diyemem Allah’ım iyi etsin inşallah amin O yüzden imamların da büyük çoğunluğu Bakın büyük çoğunluğu Darül harpte de olsa Darül İslâm’da da olsa Müslümanlar Müslümanlarla alışveriş ederken İslami Kural, ve yöntemler uyuması gerektiğine dair hükmetmiş çoğunluk bu Ben de o çoğunluğa Tabi olanlardanım.

Kaynak: İmamlar, Müslümanların Müslümanlarla alışverişinde İslami kurallara uyması gerek

İbn Âbidîn, Reddü’l-Muhtâr’da açıkça belirtir: gayr-ı müslim ülkelerde kanunlarına itaat etmek, onların canlarına, mallarına ve ırzına saldırmaktan ka mıdır?

İbn Âbidîn, Reddü’l-Muhtâr’da açıkça belirtir: gayr-ı müslim ülkelerde kanunlarına itaat etmek, onların canlarına, mallarına ve ırzına saldırmaktan kaçınmak zarurîdir. Gayr-ı meşru yollarla elde edilen her şey habis ve pistir; kullanılması da haramdır. Sahibi bulunamazsa fakirlere sadaka olarak verilmesi gerekir.

Kaynak: Darü’l harpte de olsa kafilerin hakkına girmek caiz değildir

Gayr-ı müslim dahi olsa karşıdaki kadının namusuna, erkekten canına ve malına dokunmak haram mıdır?

Irak ve Suriye’de ortaya çıkan DAEŞ, "Lâ ilâhe illallâh" diyen Müslümanların ırzına, canına ve malına dokundu; onları talan etti. Bu, İslâm’ın hak anlayışıyla asla bağdaşmaz. Gayr-ı müslim dahi olsa karşıdaki kadının namusuna, erkekten canına ve malına dokunmak haramdır. Bu fetvayı verenler İslâm hukukunun ana gövdesinden kopmaktadır.

Kaynak: Darü’l harpte de olsa kafilerin hakkına girmek caiz değildir

Kâfirin malını gasp etmek, onu dolandırmak ve haksız yere almak caiz değil midir?

Kâfirin malını gasp etmek, onu dolandırmak ve haksız yere almak caiz değildir; hatta bazı âlimler bunun Müslümanın malını almaktan daha büyük gün nadir olduğunu söylemiştir.

Kaynak: Darü’l harpte de olsa kafilerin hakkına girmek caiz değildir

E bu konuda uzun biraz mıdır?

Tabii. Yusuf. Kerimoğlu dan almış olduğum bu. E bu konuda uzun biraz. Hakkınızı helal edin, çünkü ben. Yusuf kerimoğlu’nun da bu konuda derslerde kaynak olarak kullanırım o böyle klasik medrese eğitiminden geçmiş bir kimsedir o klasik bir medrese eğitiminden geçmiş kimsedir o. Tabiri caizse bu manada. Hani ilahiyattan mezun değildir o yüzden ilahiyatçılar onu çok tutmazlar hani. İlahiyat mezunu değild diye. Şimdi. Yusuf. Kerimoğlu da emanet, ve ehliyetten oradan konuyu bütün olarak alıyorum imam-ı. Şafi. Hz. Meulen gelen hadisin. Mürsel olduğunu, ve değişik teviller yorumlara müsait bulunduğunu beyan ederek. Darül harpte de olsa kafirden faiz alınamayacağını beyan etmiştir. Hanefi fukahası meulen rivayet edilen hadis rivayetine itirazda bulunanlara bir kimsenin. Burası önemli bir kimsenin malının masum dokunulmaz olabilmesi için. Ya iman. Ya zimmet akdi şarttır. Halbuki harbi. İslâm’a karşı savaşan kafir için iki durum da söz konusu değildir. Bu hususta hadis-i. Şerifin var olmadığını kabul etsek dahi harbinin malının masum olmadığı açıktır kaldı ki harbiler nin mallarını kendi kanunları, ve rızaları gereğince almaktadırlar aldatma, ve hıyanetten söz etmek mümkün değildir şeklinde cevap vermişlerdir imamı. Ebu. Yusuf bu hususta muhaliftir. Darül harte de harbiler karşı da olsa. Faizin caiz olmadığı kanaatindedir. Evet ancak. Hanefi uleması bu konuda fetvane buu. Hanife’nin kavline göre verileceğini tasrih etmiştir. Sonuç olarak. Darül harbde müminlerin harbiler nin mallarını onların rızalarını uygun olarak almaları mübahtır.

Kaynak: Darü’l harpte Müslüman zarar etmeyecekse, kafir ve orada Müslüman olandan faizle

Bunları değiştirmek için mücâdele edebilirsiniz, bu ayrı bir mesele midir?

Müslümanlar darü’l harpte devlete Hakkında

Alman kimliğiniz oldu mu oradaki kânun, ve maddeleri kabûl ettiniz. Bunları değiştirmek için mücâdele edebilirsiniz, bu ayrı bir mesele. Ama oradaki hukuku kabûl ettiniz. Oranın dârü’l-harb hukukuna göre riâyet etmek, yaşamak zorundasınız. Hanefî mezhebine göre söylüyorum.

Kaynak: Müslümanlar darü’l harpte devlete vergi vermezse hükmü nedir

"Mallarını Allâh yolunda harcayanların durumu, her başağında yüz tâne olmak üzere yedi başak veren bir tânenin durumuna benzer mi?

"Mallarını Allâh yolunda harcayanların durumu, her başağında yüz tâne olmak üzere yedi başak veren bir tânenin durumuna benzer. Allâh dilediğine kat kat verir. Allâh lütfu geniş olan, ve her şeyi bilendir." (Bakura, 261).

Kaynak: Maddi ve manevi her şeyini dağıt, kuru tohum senin yüreğinde yeşersin

Cömertliğin sınırı nedir?

Cömertliğin altı üstü sağı solu sınır Allah’tır. Kur’an, ve sünnettir sınır. Başka bir şey değil.

Kaynak: kw Doğruya harcarsan yanlıştan kendini kurtarırsan dünyada ve ahirette sana beka

Ehlibeyti sevmek ve ona karşı yanlışlık yapmamak neden önemlidir?

Hz. Peygamber sallallâhu aleyhi, ve sellem hazretleri özellikle ehlibeytin sevilmesi, ve ehlibeyte karşı herhangi bir yanlışlığın olmamasını söylüyor. Hz. Peygamber sallallâhu aleyhi, ve sellem hazretleri kendisinden önce, ve kendisinden sonraki taberi caizse hemen olacak olan bütün olayları ilmen vakıf, ilmen vakıf olduğu için özellikle ümmeti. Muhammed’i uyarıyor.

Kaynak: Sizin aranıza iki şey bırakıyorum bunlar Allah’ın kitabı ve ehli beytimdir

Bir şeyin zararı belli ise ona helal demek mümkün değil mi?

Sohbetlerinizde sigaranın haram olduğunu bahsediyorsunuz. Evet. Ben derviş olduğumdan beri sigara zararlı olduğu için, sigara zararlı olduğu için ben sigaranın hep haram olduğunu söylüyorum. Diyanet sonradan benim fetvaya uydu. Ben. Diyanetten önce sigara haram diyordum. Çünkü sigaranın zararları belli. Bir şeyin zararı belli ise ona helal demek mümkün değil. Hani bir kısım. Şafii uleması o zaman için zararları bilmediğinden hani mekruh dememişler. Şafiin bir kısmı sonradan gelen. Şafiiler, ama sonradan gelen. Hanefiler de bir kısmı mekruh demiş. Hanefiler. Hanefiler mekruh demiş, ama sigaranın zararları tam bilinmiyor o zaman için. Ama şu anda sigaranın zararları biliniyor. Emperyalizmin elinde sigara. Şu anda her sigara içen kimse emperyalizme hizmet ediyor. Şu an her sigara içen, her sigara içen tekrar söylüyorum emperyalizme hizmet ediyor.

Kaynak: Sigara içmek haramdır

Dini metinleri harfî yöntemle anlama çabalarının arka planında nasların manasını koruma düşüncesi yatmakta mıdır?

Hanefi-Maturidi çizgisi, sadece Kur’an’ın lafzına bakarak hüküm vermez. Dini metinleri harfî yöntemle anlama çabalarının arka planında nasların manasını koruma düşüncesi yatmaktadır. Bu zihniyete göre mana lafızdadır; zihin, vakıa, akıl ve tarih ondan ayrılmaz. Hâl bu ki literal denilen harfî anlayış teorik bir zorlamadır ve aklı, nasları, vakayı inkârdır. Böyle bir durum, hasmı tekfire, dini davranışlarda aşırılığa götürür.

Kaynak: Hanefi-Maturidi çizgisi, sadece Kur’an’ın lafzına bakarak hüküm vermez

Anadolu Müslümanları ibadette Hanefi Maturididir; siyasette ve akaidde ise bu çizgide değil midir?

Anadolu Müslümanları ibadette Hanefi Maturididir; siyasette ve akaidde ise bu çizgide değildir. Bu durum, hem tarihsel hem de güncel bir gerçekliktir.

Kaynak: Anadolu Müslümanları ibadette Hanefi ve Maturididir, akaidde ve siyasette değil

Burada ders yapıyoruz nedir?

Şimdi burada ders yapıyoruz. Kuvvetli Örnekliyorum. Burada birisinin üzerinde farklı kokular olmaması lazım. Yanı başında o kimse senin kokundan tiksinmemesi lazım veya sohbet ediyorsunuz, sarmaşıyorsunuz birisiyle. Siz farklı kokular sizin üzerinizde olmaması lazım. Yani farklı vücut kokuları olmaması lazım. Yani hoş olmayacak vücut kokuları, hoş olmayacak ağız kokusunun olmaması lazım. Yani ekşi ekşi, küflü küflü kokmamak lazım. Bu daha kuvvetli bir sünnet.

Kaynak: Kurban kesilinceye kadar tırnak ve saç kesilmemeli

O kimsenin din emniyeti, akıl emniyeti, namus emniyeti, can emniyeti, mal emniyetini devlet korumak zorunda mıdır?

Devleti ilgilendiren yönüne bakacağımız zaman Hanefiler genelde devletin vazifesi olarak görürler. O kimsenin din emniyeti, akıl emniyeti, namus emniyeti, can emniyeti, mal emniyetini devlet korumak zorundadır. Bu birinci derecede devlete aittir. Devlet tebasının, yani vatandaşlarının burada din gözetmeksizin onların din emniyetini sağlar. Yani Hristiyanlar orada özgür bir şekilde dinlerine ibadet ederler. Yahudiler orada özgür bir şekilde dinlerine ibadet ederler. Müslümanlar özgür bir şekilde dinlerine ibadet ederler, ve yaşarlar. Ama söz konusu olan İslâm devletinde oradaki hukuk, Müslümanlar için İslami bir hukuk geçerlidir. Hristiyanlar için Hristyan hukuku, Yahudiler için Yahudiler hukuku geçerlidir. Mesela Osmanlı bu noktada çok hukuklu bir sisteme aittir. Osmanlı bu meselede çok hukuklu bir sistem söz konusudur. Ama genel meselelerde, mesela herkes İslâm hukukuna tabi olur. Diğer zımmi dediğimiz veya gayrim müslim dediklerimiz kendi içlerine kendi hukukları vardır.

Kaynak: Devlet tebaasını korumak zorundadır

Kanunların faizlere nasıl yön verdiği?

Sen bir sürü vergi verirsin. Kanunidir. O vergiler sonra bir yerde toplanır faize gider. Kanunidir bu. Kanunsuz değildir. Bir kanun çıkarırsın, vergileri %25’e çıkardım dersin. Bir kanun daha çıkarırsın veyahut da bir ondan sonra ne o başkan kararnamesi. 10 tane şirketin vergilerini sildim dersin. Siler. Kanunidir. Evet. Yetki kullanır. Kanunidir.

Kaynak: Beş emniyetin de çöktüğü bir düzen

Hamd ile şükür arasındaki fark nedir?

Hamt ile şükür arasındaki fark nedir? Hamt şükrü de içine alır. Hani Rahman ismi şerifi bütün ismi şerifi içine alır ya. Allah ismi şerifi de Rahman ismi şerifin de içine alır. Allah ismi şerifi komple isimleri içine aldığı gibi Rahman da terbiye edici veya bütün isimleri, sıfatları taberi caizse onun çatısının altında toplanır. Hamt de bütün teşekkürlerin, şükürlerin, her şeyin eee üstünde olandır. E hamt insanlara olmaz, Allah’a olur. Ama teşekkür insanlara olur. İnsanlara da olur. Çünkü insana teşekkür, Allah’a teşekkür hadis-i şerifi mucibince, mesela insanlara hamdedilmez, ama Allah’a hamdedilir. O yüzden hamd bu manada Cenâb-ı Hak’ın lütfuna, ikramına, ihsanına, bir insanın üzerindeki bütün olumlu bütün her şeye hamdetme, teşekkür etme manasında bütün hepsini de içine alır. Hamd etmek. Ama teşekkür biraz daha tali meselelerdir veya şükretmek talih meselelerdir.

Kaynak: Hamd ile şükür arasındaki fark nedir?

Sünnetin terk edilmesiyle ilgili hangi ifadeler vardır?

Kim Nebî (s.a.v.)’in yaptığı bir sünnetin fazlalık olduğunu düşündüğü için terk ederse kesinlikle «Kâfir» olur. [41]

Bir şahıs Efendimiz (s.a.v.)’in bir sünnetini veya hadislerinden bir hadisi hafife alırsa «Kâfir» olur. Fetvâ kitaplarında bu esasa göre değerlendirilen birçok füru meseleler bulunmaktadır. [42]

İbâdeti tembelliğinden değil de küçümseyerek, ve hafif görerek terk eden «Kâfir» olur. [43].

Kim peygamberlerin sünnetlerinden bir sünneti beğenmezse «Kâfir» olur. [44]

Rasûlullah (s.a.v.)’in sözleri Kur’ân gibi hüccettir. [45]

Hanefî usulcülere göre sünnet bir. «Vahy-i Bâtın» dır. [46]

"Vahy-i Bâtın, Rasûlullâh’ın (s.a.v.) şerî hükümlerdeki içtihadıdır." [47]

Kaynak: Sünnet’in İslâm’daki Yeri ve Önemi Nedir?

Haddi aşma kavramı nedir?

Haddi aşma kavramı, genel kabul gören tefsirde duada emrolunanı aşmak veya şeriatta aslı olmayan bir duada bulunmak şeklinde olan tefsirdir. İbn Mâce’nin naklettiği, ve Hâkim’in de «el-Müstedrek» inde Ebû Neâme’dan rivâyet edip sahih dediği hadis, bu görüşü teyit etmektedir. Bu hadis, Abdullah b. Mugaffel’in dua ettiğini işittiğinde, "Bu ümmetin içerisinde duada haddi aşanlar olacaktır" dediğini anlatır.

Kaynak: Netîcetü’l-Fikr fi’l-Cehri bi’z-Zikr | İmâm Süyûtî

Bir Müslüman’ı veya Müslüman kabul edilen bir kimseyi küfre nisbet etmek manasına gelen tekfir, İslâm tarihi boyunca grupların elinde bir silah olarak kullanılmıştır?

Tekfir, «Tef’il» vezninden mastar olup, kişiyi küfre nispet etmek, kâfir saymak, kâfir olarak çağırmak gibi manalara gelir. Bir Müslüman’ı veya Müslüman kabul edilen bir kimseyi küfre nisbet etmek manasına gelen tekfir, İslâm tarihi boyunca grupların elinde bir silah olarak kullanılmıştır. Hangi inanış, ve ifâdenin, hangi hareket, ve davranışın, kişiyi îmân sınırından çıkardığı, hicri ilk asırdan başlayarak günümüze kadar münakaşa edilmiştir.

Kaynak: İslâm’da Tekfir Etmenin Ölçüsü Nedir? (Tekfir Meselesi Hakkında)

Tekfircilerin İslam’a karşı etkileri nelerdir?

Müslümanların bir kısmı diğer bir kısmını kâfirlikle itham edip, kendi davalarının haklılığını ispat etmek için âyet, ve hadisleri delil göstermişler, bundan dolayı da değişik fırkalara ayrılmışlardır. Bu durum İslâmî hizmetlerin dağılıp parçalanmasına, ve Müslümanların güçlerinin azalmasına yol açmıştır. Dolayısıyla bu durum İslâm karşıtlarının güçlenip, Müslümanların zayıf duruma düşmelerine, ve sömürülmelerine neden olmuştur. İşin kötü tarafı, hepsi de haklı olduklarını sanıyor, ve karşı taraftaki Müslümanları da kurtarmaya çalıştıklarını söylüyorlardı. Böylelikle daha büyük bir heves, ve iştahla insanları tekfir edip, mücadele ediyorlardı. Ancak, Allah ﷻ, bize bu mücadele şeklini yasaklamıştır.

Kaynak: İslâm’da Tekfir Etmenin Ölçüsü Nedir? (Tekfir Meselesi Hakkında)

Tekfir ile ilgili âlimlerin görüşleri nelerdir?

İmâm-ı Azâm Ebû Hanîfe (rh.a.) buyurdu ki: "Bidatçıların kusurlarından biri de, birbirlerine kâfir demeleridir. Ehl-i Sünnetin güzel tarafı da, hata edince birbirlerini tekfir etmemeleridir." [14] İmâm-ı Azâm ‘ın önde gelen talebesi büyük müctehid İmâm Muhammed (rh.a.) şöyle buyurdu: "Ehl-i İslâm olan birinin ehl-i İslâm olan başka birinin hakkında, günah işledi diye küfrüne dair hükmetmesi doğru değildir. İşlediği günah ne kadar büyük olursa olsun. Bu, Ebû Hanîfe’nin, ve fakihlerimizin umumunun görüşüdür." [15]. Şâfiî fakihi «Hüccetü’l-İslâm» İmâm Gazâlî (rh.a.) buyurdu ki: "Tevil hususunda hataya düşmenin, tekfiri gerektirdiği hakkında bizce hiçbir nass sabit olmamıştır. Bu sebeple böyle bir iddiada bulunanların, delil getirmeleri gerekir. "Lâ ilâhe illallâh" demekle, kesin olarak can, ve malın korunmasının sağlanacağı hakkında naslar sabit olmuştur. Ancak bu husus yol kesiciler hakkında geçerli değildir… İşte bu kadarı da delilsiz olarak insanları tekfir etmede mübâlağa eden kimsenin aşırıya gittiğini tenbih etmek hususunda yeterlidir. Delil ise ya asıldır veya asl üzerine kıyastır. Asıl da açık şekilde (dini) tekzib etmektir. (Dinî hakikatleri) tekzib etmeyen kimse hiçbir zaman tekzır edenlerin kapsamına alınmaz. Ve o, kelime-i şehâdeti söylemekle ismetin (canını, ve malını korumanın) kapsamı altında kalmaya devam eder." [16].

Kaynak: İslâm’da Tekfir Etmenin Ölçüsü Nedir? (Tekfir Meselesi Hakkında)

Küfre düşürücü sebepler neden önemlidir?

Bir muftunun, tehlikesinin büyüklüğü, ve kişinin kasdını aşarak söylemesi sebebiyle, özellikle de avam hakkında tekfir hükmünü verme hususunda ihtiyatlı davranması gerekir. Bizim (Şafii) imamlarımız, geçmişte, ve günümüzde bu tavır üzerindedirler. Ancak Hanefi’ler küfre düşürücü birçok sebepten dolayı, bunlar te’vil edilebilir olmasına, hatta acele etmeme gerekliliğine rağmen, küfür hükmünü vermekte biraz geniş davranmışlardır.

Kaynak: İslâm’da Tekfir Etmenin Ölçüsü Nedir? (Tekfir Meselesi Hakkında)

Hanefilerin küfre düşürücü sebeplerle ilgili tutumu nedir?

Ben bu konuyu ez-Zerkeşi’ye sorduğumda, Hanefilerin gösterdiği bu gevşekliğin sebebini şöyle açıkladı: Bu tür hükümlerin çoğu mezheb büyüklerinden nakledilen "Fetâvâ" kitaplarında geçer. Muteahhir Hanefilerden verâ (takvâ) sahibi olanlar ise bunların çoğunu reddedip onlara muhâlefet ediyorlar, ve şöyle diyorlar: Bunların taklid edilmesi câiz değildir. Çünkü bunlar müctehid olmakla tanınmamışlardır, ve bu tür fetvâları İmam Ebû Hanife’nin usûlü üzere istihrac etmemişlerdir. Zira (onun mezhebinden sayılan) bu tür fetvâlar imamın akidesine terstir. Çünkü o şöyle demiştir: Bizim yanımızda kati olarak gerçekleşmiş bir asıl vardır ki, o da imandır. Biz yakîn olarak bilmedikçe onun kalktığını iddia edemeyiz.

Kaynak: İslâm’da Tekfir Etmenin Ölçüsü Nedir? (Tekfir Meselesi Hakkında)

Müslümanları tekfir etmekle ilgili neden dikkatli olunmalıdır?

Bizden (Şafiilerden) ve onlardan (Hanefilerden) bu meseleler hususunda insanları tekfir etmekte acele davrananlar artık uyanıp sakınsınlar, ve kendilerinin tekfir edilmeyi hak ettiklerinden korksunlar. Çünkü onlar, bir müslümanı tekfir etmektedirler.

Kaynak: İslâm’da Tekfir Etmenin Ölçüsü Nedir? (Tekfir Meselesi Hakkında)

Bir müslümanı te’vilsiz olarak günahı için tekfir etmek ne demektir?

Kim, bir Müslümanı te’vilsiz olarak günahı için tekfir ederse küfre girer.

Kaynak: İslâm’da Tekfir Etmenin Ölçüsü Nedir? (Tekfir Meselesi Hakkında)

Hanefî fakihlerinin tekfir konusunda tutumu nedir?

Tespit edilen gerçek şudur ki, zayıf bir rivâyet bile olsa, bir kişinin kâfir olduğu hakkında ihtilâf olduğu zaman, onun sözünün güzel bir ihtimale hamledilmesinin mümkün olması durumunda hiçbir müslüman o kişinin kâfir olduğuna fetvâ veremez. Buna rağmen, küfür lafızlarının bir çoğu sebebiyle tekfir fetvâsı verilmektedir. Ancak ben kendi kendime, böyle bir fetvâyı vermemeyi gerekli kıldım.

Kaynak: İslâm’da Tekfir Etmenin Ölçüsü Nedir? (Tekfir Meselesi Hakkında)

Müslümandan küfür ithamı düşüren her söz ne demektir?

Müslümandan küfür ithamı düşüren her söz tercihe daha layıktır, velev ki zayıf olsa bile.

Kaynak: İslâm’da Tekfir Etmenin Ölçüsü Nedir? (Tekfir Meselesi Hakkında)

Tekfir edilmesi gereken durumlar nelerdir?

Şayet bir meselede tekfiri gerektiren birçok vecihler, yani ihtimaller varsa, buna karşılık, tek bir vecih bile tekfire mâni olur. Muftâ bih görüşe göre, Müslüman hakkında hüsn-i zanda bulunmanın gerekliliğinden dolayı, onun tekfire mâni olan bir veche yönelmesi, kendisini tekfirden kurtarır.

Kaynak: İslâm’da Tekfir Etmenin Ölçüsü Nedir? (Tekfir Meselesi Hakkında)

Müslümanların tekfir edilmesiyle ilgili neden dikkatli olunmalıdır?

Mezheb(imiz)e mensub olanların sözlerine göre birçok kişinin tekfir edilmesi söz konusu olmaktadır. Fakat bu tür sözler muctehid olan fakihlerin sözleri değildir. Aksine başkalarının sözüdür. Fakih olmayanlara da itibar edilmez.

Kaynak: İslâm’da Tekfir Etmenin Ölçüsü Nedir? (Tekfir Meselesi Hakkında)

Müslümanların kâfir olduğuna dair delil varsa ne yapılmalıdır?

Bir müslümanın kâfir olduğuna dair doksan dokuz, Müslüman olduğuna dair de bir delil bulunsa, müftünün veya kadı’nın Müslüman olduğuna delâlet eden delil ile hükmetmesi daha uygundur.

Kaynak: İslâm’da Tekfir Etmenin Ölçüsü Nedir? (Tekfir Meselesi Hakkında)

Namaz kılmayanın kâfir olup olmadığı tartışması nedir?

Şâfiî fakihi, ve biyografi yazarı İmâm Tâceddîn es-Sübkî (rh.a.) ‘nin ifâdesine göre, namazı terk edenin «Kâfir» olacağını savunan İmâm Ahmed b. Hanbel (rh.a.) ile karşı görüştekilerden İmâm Şâfiî (rh.a.) arasında şöyle bir diyalog geçmiştir: -Ahmed, sen, "Namaz kılmayan kâfir olur" mu diyorsun? -Evet. -Eğer kâfir olursa ne ile tekrar Müslüman olur? -Lâ ilâhe illallâh Muhammedü’r Rasûlullah, diyerek. -Adam bu sözü söylemeye zâten devam ediyor, onu bırakmış değil ki.. -Namaz kılarak Müslüman olur. İmâm Şâfiî bu sefer: -Kâfirin namazı geçerli olmaz. Böyle bir namaz ile de o kimsenin Müslüman olduğuna hükmedilemez, buyurdu. İmâm Hanbel (rh.a.) bu noktada söyleyecek söz bulamadı.

Kaynak: İslâm’da Tekfir Etmenin Ölçüsü Nedir? (Tekfir Meselesi Hakkında)

Kâfirlere karşı nasıl bir tutum olmalıdır?

Hanefî fakihhi, ve büyük muhaddis İmâm Kerderî (rh.a.) buyurdu ki: İmâmlarımızdan bize meşhûr (ve bağlayıcı) bir şekilde aktarılagelen kâide şudur: "Ehl-i kıblenizi (sizinle aynı kıbleye yönelenleri) tekfir etmeyiniz!" Buradan da anlaşılıyor ki tekfir (muayyen birine kâfir demek) halktan herhangi birinin değil, şeriat hukuku ile yönetilen devletin yetkilendirdiği kadıların işidir.

Kaynak: İslâm’da Tekfir Etmenin Ölçüsü Nedir? (Tekfir Meselesi Hakkında)

Ehl-i kıbleye karşı nasıl bir tutum olmalıdır?

Hanefî fakihhi, ve büyük muhaddis İmâm Tahâvî (rh.a.) şöyle buyurdu: "Ehl-i Kıble’den hiçbir kimseyi, hiçbir günah sebebiyle -o günahı helâl saymadıkça-kâfirlikle suçlamayız."

Kaynak: İslâm’da Tekfir Etmenin Ölçüsü Nedir? (Tekfir Meselesi Hakkında)

İbn Teymiyye’nin tekfir konusunda görüşleri nelerdir?

Selefî/Vehhâbîlerin Şeyhü’l-İslâm’ı İbn Teymiyye , bazı Müslüman âlimleri görüşlerinden dolayı tekfir etmesi, ve cumhur ulemâya muhâlif görüşleri neticesinde bir-kaç kez hapse atılmış, ve sonuncusunda da orada vefat etmiştir. Buna rağmen tekfir hakkında şunları bildirmektedir: "Hiçbir Müslümanı işlemiş olduğu bir fiil veya ehl-i kıblenin hakkında münakaşa ettiği meseleler gibi herhangi bir meselede düşmüş olduğu hata yüzünden tekfir etmek câiz değildir. Hz. Peygamber (s.a.v.)’in kendileriyle savaşılmasını emrettiği, Raşid Halifelerden biri olan mü’minlerin emiri Hz. Ali b. Ebi Talib’in savaştığı, ve sahâbe, tâbiîn onlardan sonraki din büyüklerinin kendileriyle savaşılmasının gerekliliği hususunda ittifak ettikleri Haricileri, Hz. Ali, Sa’d b. Ebi Vakkas, ve diğer sâhabiler tekfir etmediler. Aksine, onlarla savaşmalarına rağmen onları Müslümanlardan saydılar. Hz. Ali onlar haram olan kanı akıtmadıkça, ve Müslümanların mallarına baskın yapmadıkça onlarla savaşmadı. Hz. Ali, onlar kâfir oldukları için değil, onların zulümlerini, ve taşkınlıklarını defetmek için onlarla savaştı. Bu sebeple de onların ailelerine el atmadı, ve mallarını ganimet olarak almadı. Peki, bu sapıklıkları nass, ve icma ile sâbit olanlar, Allah (c.c.) ve Rasûlu’nun onlarla savaş yapılması emrine rağmen tekfir edilmiyorsa, nasıl olur da onlardan en âlim olanlarının bile hakkında yanıldıkları meseleler hususunda hakkı şaşıran çeşitli taifeler tekfir edilebilir? Bu taifelerden hiçbirinin diğer bir taifeyi tekfir etmesi helâl değildir. Çünkü Haricilerin bid’atleri, daha büyük bid’atlerdir. Gerçek şudur ki, onların hepsi ihtilâfa düştükleri meselelerin hakikatini bilmiyorlardı.

Kaynak: İslâm’da Tekfir Etmenin Ölçüsü Nedir? (Tekfir Meselesi Hakkında)

Mevlevî Virdi’nin içersinde okunan zikirlerin fazîletleri nelerdir?

Egarr İbni Yesâr el-Müzenî (r.a.) ‘dan rivâyet edildiğine göre Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurdu: "Ey insanlar! Allah’a tövbe edip ondan af dileyiniz. Zira ben ona günde yüz defa tövbe ederim." | Müslim , Zikir , 42; Ebû Dâvûd , Vitir 26; İbn Mâce , Edeb , 57. "Ey insanlar!" diye başlayan bu hadîs-i şerîften Müslüman toplumun her kesimine hitap edildiğini anlayacağız. Kişi ne durumda olursa olsun hacı, hoca, âlim, talebe, avam, havas her grup tövbe, ve istiğfara devam etmeli, kendisinde günahlardan masum oluş gibi bir özellik görmemelidir. Peygamberler dahi hata işleyebilirler, ama onların hataları Allah tarafından ânında düzeltilir. Tek örneğimiz, ve önderimiz Peygamberler olduğuna göre; tövbe konusunda da her Müslümanın örneği Peygamberdir. Böylece Müslüman tövbesiz, ve duasız gününü geçirmemelidir. Âyet-i kerimede Yüce Allah (C.c.) şöyle buyuruyor ki: "Allah, ve melekleri peygambere salât etmekte, yani Allah onun şeref, ve şanını yüceltip makâmını yükseltmektedir. Melekler de dua edip bağışlanmasını dilemekteler, ve yüksek derecelere yükseltilmesini isterler. Ey inananlar! Siz de O’na dua ederek derecesinin yükseltilmesini isteyin. Onu hayırla yâd edin, kendinizi O’nun rehberliğine tam bir teslimiyetle terkedin.". | Ahzab, 56. Abdullah İbni Amr İbni Âs (R.a.) , Rasûlullah (S.a.v.) ’i şöyle buyururken dinlediğini söylemiştir: "Kim bana bir defa salâtü selâm getirirse, bu sebeple Allah Teâlâ da ona on misli merhamet eder." | Müslim , Salât 70. Ayrıca bk. Ebû Dâvûd , Vitir 26; Tirmizî , Vitir 21; Nesâî , Ezân 37, Sehv , 55. İbn Mes’ûd (R.a.) ’dan rivâyet edildiğine göre Rasûlullah (S.a.v.) şöyle buyurdu: "Kıyâmet gününde insanların bana en yakın olanları, bana en çok salât ü selâm getirenleridir." | Tirmizî , Vitir, 21. Âyet-i kerimede Yüce Allah (C.c.) şöyle buyuruyor ki: "Allah’ı anmak (zikretmek), şüphesiz en büyük ibadettir." | Ankebut, 45. Abdullah İbni Büsr (r.a.) şöyle dedi: Bir adam Rasûl-i Ekrem (s.a.v.) ’e hitâben: "Yâ Rasûlallah! İslâmiyet’in emirleri çoğaldı. Bana sıkı sıkıya yapışacağım bir şey söyle, dedi. O da:. "Dilin hep Allah’ı zikretsin!" buyurdu. | Tirmizî , Daavât 4; İbn Mâce , Edeb 53. Muaz b. Enes (r.a.) ’dan şöyle nakledilmektedir: "Bir kimse: ″Yâ Resûlallah! Hangi cihadın ecri daha büyüktür?″ diye sordu. Rasûlullah (s.a.v.) : ″Allah-ü Teâlâ’yı çok zikredenlerin ecri daha büyüktür″ buyurdu. ″Hangi oruçlunun ecri daha büyüktür?″ diye sordu. Rasûlullah (s.a.v.) : ″Allah-ü Teâlâ’yı çok zikredenlerin ecri daha büyüktür″ buyurdu. Sonra namaz kılanlar, zekât verenler, hacca gidenler, ve sadaka verenler için de aynı soruyu sordu. Peygamberimiz (s.a.v.) de hepsine: ″Allah-ü Teâlâ’yı çok zikredenlerin ecri daha büyüktür″ buyurdu. Bunun üzerine Hz. Ebû Bekir , Hz. Ömer ’e: ″Yâ Ebâ Hafs! Hayırların hepsini Allah-ü Teâlâ’yı zikredenler alıp gitti″ dedi. Rasûlullah (s.a.v.) de: ″Evet″ diye buyurdu. | Hanbel , el-Müsned , Hadis No: 15061; Beyhakî, Şuâbü’l-Îmân , 10/554; Taberânî , Mu’cemû’l-Kebir , Hadis No: 16812; İbn Kesir , Tefsîrü’l-Kur’âni’l-Azîm , 12/6535-6540; Gümüşhânevî , Râmûz’ül-Ehâdîs , 1/80. HAŞR SÛRESİ’NİN SON BEŞ ÂYETİ: Bismillâhi’r-Rahmâni’r-Rahîm 20- Lâ yestevî ashâbu-nnâri, ve ashâbu-lcenne(ti)(c) ashâbu-lcenneti humu-lfâ-izûn(e) 21- Lev enzelnâ hâżâ-lkur-âne ‘alâ cebelin leraeytehu ḥâşi’an mutesaddi’an min ḣaşyeti(A)llâh(i)(c) ve tilke-l-emśâlu nadribuhâ linnâsi le’allehum yetefekkerûn(e) 22- Huva(A)llâhu-lleżî lâ ilâhe illâ hu(ve)(s) ‘âlimu-lġaybi ve-şşehâde(ti)(s) huve-rrahmânu-rrahîm(u) 23- Huva(A)llâhu-lleżî lâ ilâhe illâ huve-lmeliku-lkuddûsu-sselâmu-lmu/minu-lmuheyminu-l’azîzu-lcebbâru-lmutekebbir(u)(c) subhâna(A)llâhi ‘ammâ yuşrikûn(e) 24- Huva(A)llâhu-lḣâliku-lbâri-u-lmusavvir(u)(s) lehu-l-esmâu-lhusnâ(c) yusebbihu lehu mâ fî-ssemâvâti vel-ard(i)(s) vehuve-l’azîzu-lhakîm(u).

Kaynak: Mevlevî Virdi (el-Evrâdü’l-Mevleviyye)

Eşkıyalık yapan, ama aralarında bir de çocuk olan bir grup yakalansa ne olur?

Eşkıyalık yapan, ama aralarında bir de çocuk olan bir grup yakalansa içlerindeki o masum çocuktan dolayı onları da cezası geçersiz olur. Masum çocuk sayesinde helak olmaktan kurtulurlar.

Kaynak: Risâle fî’z-Zikrullâh ve Âdâbihâ ve Efdâlihâ (Zikir ve Semâ Hakkında) | Şeyh Akş

Bir dârü’l-harbe savaş açılacağı zaman köy ahalisinden biri îmân etse ne olur?

Bir dârü’l-harbe savaş açılacağı zaman köy ahalisinden biri îmân etse o beldenin sakinleri içlerindeki tek bir mümin sayesinde baskın yemekten kurtulur.

Kaynak: Risâle fî’z-Zikrullâh ve Âdâbihâ ve Efdâlihâ (Zikir ve Semâ Hakkında) | Şeyh Akş

İmâm Mâlik, İmâm Şafiî ve İmâm Hanbel ’e göre erkek veya kadında tenasül ayıbı bulunursa evliliği fesih etme yetkisi vardır mı?

İmâm Mâlik, İmâm Şafiî ve İmâm Hanbel ’e göre erkek veya kadında tenasül ayıbı bulunur veya mecnunluk, abraş (alacalık) ve cüzzam gibi nefret uyandırıcı bir kusur bulunursa, mahkemenin evl kiği fesih etme yetkisi vardır.

Kaynak: İslâm Âile Hukukunda Kadının Kocasını Boşama Hakkı Var Mıdır?

Mâlikî Mezhebi ‘ne müntesip İslâm hukukçuları, nikâh akdinden sonra eşlerden birinde cüzzam, abraş, ve retek gibi kusur meydana gelirse ne söylüyorlar?

Mâlikî Mezhebi ‘ne müntesip İslâm hukukçuları, nikâh akdinden sonra eşlerden birinde cüzzam, abraş, ve retek gibi diğer eşe fahiş derecede zarar, ve rahatsızlık verecek kusur veya ayıp meydana gelirse diğer eşin evliliği fesih etme hakkı her daim mevcuttur.

Kaynak: İslâm Âile Hukukunda Kadının Kocasını Boşama Hakkı Var Mıdır?

Hakem tayini ile evliliğin sonlandırılması hangi durumlarda mümkündür?

Eşlerin birbirinden nefret etmesi, haksız davranışları, evliliğin gereği olan hukuka riâyet etmemeleri, evliliği ayakta tutan sevgi, ve saygının son bulması, ve bunların akabinde tarafların birbirlerine zarar vermeye başlamasıyla kocanın hanımına şiddet uygulaması veya onu haram bir fiili işlemeye zorlaması gibi kötü muamele, ve geçimsizlik (nüşûz, ve şikâk) hâllerinde ilk aşamada ne yapılması gerektiğini Kur’ân-ı Kerîm şöyle açıklamaktadır: “… Eğer karı ile kocanın aralarının açılmasından endişelenirseniz o zaman kendilerine erkeğin ailesinden bir hakem, kadının ailesinden bir hakem gönderin. Bunlar barıştırmak isterlerse Allah, aralarındaki dargınlık yerine uyuşma lütfeder…” (en-Nisâ, 4/35).

Kaynak: İslâm Âile Hukukunda Kadının Kocasını Boşama Hakkı Var Mıdır?

Hakemlerin boşama yetkisi hangi durumlarda geçerlidir?

Hanefîler ve Şâfiîler hakemlerin boşama yetkisinin, ancak koca tarafından kendilerine boşama vekâleti verilmesi hâlinde söz konusu olabileceğini belirtmişlerdir. [8]. İmâm Ahmed b. Hanbel (rh.a.) ’den bu konuda iki farklı görüş arz edilmiştir. Birinci görüşe göre hakemlerin evlilik akdini bitirmeye karı kocanın izni olmadan hakları yoktur. Zira her ikisi de reşit olmaları hasebiyle karı koca adına karar vermeleri uygun değildir. İkinci görüşe göre ise hakemler, neyi gerek görürlerse onunla hükmedebilirler. Evliliğin devamını gerek görürlerse devamına, bedel veya bedelsiz ayrılmalarını gerek görürlerse, ayrılmalarına karar verebilirler. Eşlerin vekâlet, ve rızalarına gerek duymazlar. Buna gerekçe olarak da Nisa Sûresi ’nde; “Her ikisi de (hakemler) aralarının düzelmesini isterlerse….” (en-Nisâ, 4/35) âyetinde hakemleri Allah Teâlâ ’nın muhatap olduğu, ve bu yetkiye hâiz olduğunu belirtmişlerdir. Bu görüş aynı zamanda Hz. Ali , Abdullah b. Abbâs , Ebu Seleme , İbrahim en-Nehai , Şa’bi , Said b. Cübeyr , Evzâî ve İshâk b. Munzir ’in görüşüdür. [9].

Kaynak: İslâm Âile Hukukunda Kadının Kocasını Boşama Hakkı Var Mıdır?

Evlilikte geçimsizlik ve ihtilaflar ortaya çıktığında eşlerin ne yapması gerekir?

Bir veya iki taraf ailesinden tayin edilecek hakem bulunmaz ise veya yetkin bir hakem bulunamaz ise aile dışından hakem tayin edilir. Bu şekilde oluşturulan aile meclisi her iki tarafı dinleyerek aralarını bulmaya çalışır. Bu mümkün olmazsa, kusur kocada ise ayrılığa hükmederler. Eğer kusur kadındaysa mehrin tamamı veya bir kısmı üzerine muhâleaya hükmederler.

Kaynak: İslâm Âile Hukukunda Kadının Kocasını Boşama Hakkı Var Mıdır?

İslâm’da zarar vermek ve zarara zararla karşılık vermek olur mu?

Hz. Peygamber (s.a.v.) Efendimiz :. "İslâm’da zarar vermek, ve zarara zararla karşılık vermek yoktur" [14] buyurmuşlardır.

Kaynak: İslâm Âile Hukukunda Kadının Kocasını Boşama Hakkı Var Mıdır?

Gayri Müslim memleketlerde gayri İslâmî mahkemelere başvurarak evliliğin sonlandırılması dinen geçerli midir?

Birçok İslâm âlimi başka çare kalmadığı durumlarda gayri Müslim memleketlerde gayri İslâmî mahkemelere eşlerin müracaat edebileceğini, ve mahkemeden çıkacak karar ile amel edilebileceğini söylemişlerdir. Sorunları çözümsüz askıda bırakmak taraflara (eşlere) zarardan başka bir şey vermez. Özellikle mahkeme kararı İslâm’a muhalif olmayıp eşlerin de menfaatine ise bu kararla amel edilebilir.

Kaynak: İslâm Âile Hukukunda Kadının Kocasını Boşama Hakkı Var Mıdır?

Gayri İslâmî bir mahkemenin kararı İslâm nazarında batıl mı sayılır?

Gayri İslâmî bir mahkemelerin almış olduğu bütün kararlara İslâm nazarında batıl gözüyle bakılamaz. Örneğin; bir kimse kendisine haksızlık (zulüm) ve düşmanlık yapıldığını iddia ederek gayri İslâmî bir mahkemeye müracaat eder, mahkeme de hak sahibinin lehinde karar verirse tabiatıyla bu kararın kabulü gerekir. Gayri İslâmî bir mahkemenin kararıdır denilerek reddedilemez.

Kaynak: İslâm Âile Hukukunda Kadının Kocasını Boşama Hakkı Var Mıdır?

İslâm hukukçuları gayri İslâmî mahkemelere başvurmayı nasıl değerlendirir?

Az önce de söylediğimiz gibi böyle bir durumda verilen hükmün geçerli olacağı birçok İslâm hukukçusu tarafından dile getirilmiştir. Şeyhü’l-İslâm İbn Hacer el-Heytemî (rh.a.) «Tühfetu’l-Muhtaç» adlı meşhûr eserinde el-Bulkînî ’nin kâfir, köle, âmâ, ve kadınların velâyeti geçerlidir, görüşünü tercih ettiğini, ve bu görüşün en uygun görüş olduğunu söylemiştir.

Kaynak: İslâm Âile Hukukunda Kadının Kocasını Boşama Hakkı Var Mıdır?

İslâm merkezlerindeki kurul davaya bakar mı?

Mâlikî Mezhebi ‘ne göre İslâm merkezindeki kurul davaya bakar. Evliliğin devamı mümkün ise devamı ile mümkün değil ise aralarını ayırma ile hüküm verebilir. Bu tür durumlarda cemaat-i İslâmiyye, (İslâm Merkezi) kadı, yani hâkim hükmündedir.

Kaynak: İslâm Âile Hukukunda Kadının Kocasını Boşama Hakkı Var Mıdır?

İslâm merkezlerindeki cemaat-i İslâmiyye (İslâm Merkezi) kadı hükmündedir mi?

Mâlikî fakihi, ve kelâm âlimi İmâm Muhammed b. Ahmed ed-Desûkî (rh.a.) , «eş-Şerhu’l-Kebîr» adlı esere yazmış olduğu hâşiyede el-Fâsi ve birçok âlimden şu görüşü nakletmektedir: "Eşinden haber alamayan, ölüp ölmediğini bilmeyen bir bayan İslâm hükümdarının veya naibinin olmadığı beldelerde yaşar, ve kocasının durumunu öğrenmek isterse çevresinde yaşayan sâlih insanlara müracaat eder. O sâlih insanlar sorunu ile ilgilenir. Kocasını yaşayıp yaşamadığını araştırırlar. Kocasından haber alamazlarsa dört sene, ve vefat iddeti beklemesini, ondan sonra da evlenebileceğini hükmederler. Çünkü İslâm cemaati imâmın, yani devlet başkanının olmadığı yerlerde imâm hükmündedirler." [21].

Kaynak: İslâm Âile Hukukunda Kadının Kocasını Boşama Hakkı Var Mıdır?

Kendisinden haber alınamayan bir kişinin hanımı durumunu kim değerlendirebilir?

Yine Mâlikî fakihlerinden Ebû Abdullah el-Hattab er-Ruaynî (rh.a.) , «Mevâhibü’l-Celîl» adlı eserinde konuyla alakalı olarak şunları söylemiştir: "Kendisinden haber alınamayan bir kişinin hanımı durumunu kadıya (mahkemeye) iletir. Kadı’nın (mahkemeden) olamadığı yerlerde İslâm valisine, onunda bulunmadığı yerlerde Müslüman cemaate, yani Müslüman, ve salih insanlarda oluşan, ve dînî hükümlerden anlayan bir heyete ulaştırır." [23].

Kaynak: İslâm Âile Hukukunda Kadının Kocasını Boşama Hakkı Var Mıdır?

Gayri İslâmî de olsa o memleketin mahkemelerine müracaat etmek en uygun görüş müdür?

Özetle söyleyecek olursak yukarıda ismi zikredilen âlimler, İslâmî bir mahkemenin (kadı’nın) cemaat-i islâmiyye (İslâm merkezleri) kadı hükmündedir. Şiddetli geçimsizlik durumunda olan eşleri kadı (hâkim) gibi boşayabilirler, demişlerdir. Ancak cemaat, ve İslâm merkezlerinin eşleri birbirinden ayırması, yani boşaması kânûnî anlamda bir menfaat ifade etmemektedir. Yani o beldenin, o memlektin kanunları bunu kabul etmemektedir. Boşanan eşler bir başkasıyla kanunen evlenememektedir. Bu sebeple en uygun görüş gayri İslâmî de olsa o memleketin mahkemelerine müracaat etmektir. Birçok İslâm hukukçusu bu görüşle fetva vermiş, ve vermektedir.

Kaynak: İslâm Âile Hukukunda Kadının Kocasını Boşama Hakkı Var Mıdır?

← Sorular – Sohbetlerde Sorulan Sorular ve Cevapları