Perşembe, 14 Mayıs 2026
YOLUMUZ NÜBÜVVET YOLUDUR

Mustafa Özbağ

İrşad & Tasavvuf · Resmî Site

Sorular: İman ve İtikad — Sayfa 9

Sohbetlerden Derlenen Sorular

Kategorilere göre düzenlenmiş tam arşiv

35.367Soru-Cevap
2.760.705Kelime
51Kategori
378Sayfa

Table of Contents

İman ve İtikad(2302) — Sayfa 9/28

İbn Arabî’nin tespiti nedir?

İbn Arabî’nin "her tapan gerçekte Allâh’a tapıyordur" tespiti ve buradan çıkan "herkesin aklında ve kalbinde kendine mahsûs bir Allâh inancı vardır" hakîkatidir.

Kaynak: 32. Karabaş-i Velî Tekkesi 2017 Sohbeti — Ramazan’ın Son On Gününde İ’tikâf Âdâb

Yûnus Emre’nin hikmetli sözü nedir?

Yûnus Emre Hazretleri — "Bizim için her din makbuldür" hikmetli sözü (Dîvân-ı İlâhiyyât) Ali Şerîatî — "İslâm Nedir?" eseri (Efendi hazretleri bu eserin bazı pasajlarını okumuş, bazılarını tashîh ederek cemaate aktarmıştır).

Kaynak: 32. Karabaş-i Velî Tekkesi 2017 Sohbeti — Ramazan’ın Son On Gününde İ’tikâf Âdâb

Efendi hazretleri sohbeti daha önceki vezir kıssasının devamı olarak açar mı?

Efendi hazretleri sohbeti daha önceki vezir kıssasının devamı olarak açar. Hz. Pîr Mevlânâ’nın Mesnevî’sindeki "Mü’min ahdine sözünü yerine getirmekle vasıflanır" ifadesi üzerinde durur. Sonra İbn Arabî’nin bu konudaki "ikili yaklaşımına" değinir: "Putperestlere, putlara tapmaktan vazgeçip de yalnızca Allâh’a tapmayı söylemek, hâlen Allâh’a tapmakta olanlara ‘Allâh’a tapmaktan vazgeçip de Allâh’ı tapmayı tercîh etmeyi söylemek’ ile aynı şeydir."

Kaynak: 28. Karabaş-i Velî Tekkesi 2017 Sohbeti — Taklîdî-Tahkîkî Îmân, İnsânın "Tanrıcı

Efendi hazretleri taklîdî îmânın daha derin bir boyutuna geçer: "Bütün inanç kesimleri kendilerince kendi inançlarını tanrılaştırmışlardır?

Bütün inanç kesimleri. Bu neye inandığı önemli değildir. O kendi inancını tanrılaştırır. Kendi inancını tanrılaştırdıktan sonra onun o tanrılaşmış olan inancını yıkmak, onu değiştirmek mümkün değildir."

Kaynak: 28. Karabaş-i Velî Tekkesi 2017 Sohbeti — Taklîdî-Tahkîkî Îmân, İnsânın "Tanrıcı

Efendi hazretleri bu "tanrıcık" meselesini çok somut ve gülünç örneklerle açar: "Bizim tanrımız bizim kıyâfetimizin rengiyle de ilgilenir mi?

Efendi hazretleri bu "tanrıcık" meselesini çok somut ve gülünç örneklerle açar: "Bizim tanrımız bizim kıyâfetimizin rengiyle de ilgilenir. Bizim tanrımız senin ne yiyip-içtiğinle ilgilenir. O yüzden sen o kuru fasulyeyi pişirirken onun tanrısına göre pişireceksin."

Kaynak: 28. Karabaş-i Velî Tekkesi 2017 Sohbeti — Taklîdî-Tahkîkî Îmân, İnsânın "Tanrıcı

Ne alâkası var?

Efendi hazretleri bu "tanrıcık" meselesini siyâsî boyutta da açar: "Devlet bir dini oluşturur. Türkiye Cumhuriyeti devleti bir dini oluşturur kendince. Ve bütün tebâasına da bu dini tavsiye eder, söyler. Türkiye lâik filan değildir öyle. O kâğıdın üzerindedir. Türkiye’deki muhâfazakâr kesim de bağırır ‘Türkiye lâiklik vardır, dinsizler’. Ne alâkası var? Bal gibi Türkiye Cumhuriyeti devletinin dini vardır. Kendi dini vardır." Bu çarpıcı bir tespittir. Her devletin kendi değerleri, kuralları, zorla kabul ettirdiği normlar vardır — ve bu bir "din"dir. Türkiye’nin dini, İngiltere’nin dini, Amerika’nın dini, Almanya’nın dini, Rusya’nın dini — hepsi farklıdır ve hepsi kendi vatandaşlarına zorla kabul ettirilir.

Kaynak: 28. Karabaş-i Velî Tekkesi 2017 Sohbeti — Taklîdî-Tahkîkî Îmân, İnsânın "Tanrıcı

Yûn’us Emre’nin "Bizim için her din makbuldür" sözüne değinirken şöyle der: "Yûnus’un hoşgörülü olduğuna kim hükmetmiş?

Efendi hazretleri çok mühim bir ayrım yapar: Dinler farklıdır, amma îmân birdir. Bir tarafından bak, Yûnus’a başka bir yerden bak, Yûnus için farklı şeyler de söylersin. Bu da bağ. ‘Bizim için her din makbuldür’ Yûnus Emre. Hiç okumadım. Nereden okunduysa bu." Yâni Efendi hazretleri Yûnus’un bu sözüne şüpheyle yaklaşır. Eğer Yûnus söylediyse bile, bu "din" kelimesi değil "inanma" anlamında kullanılmıştır: "Din denilince farklı bir şey. ‘Bizim için her din makbuldür’ dediği zaman iç karıştı ortalık. Benim için bir kimsenin inanması makbuldür. Benim için bir kimsenin inanması makbuldür." Efendi hazretleri bu ayrımı çok derin bir şekilde açar: "Bir kimse çünkü kendince bir din oluşturabilir. Din oluşturmak basit bir şeydir. Oturursunuz bir din oluşturursunuz." Din sonradan olup oluşan bir şeydir. Amma îmân — yâni peygamberlere ve onlara indirilen vahyilere olan inanç — birdir. "Biz Âdem aleyhisselâm’dan Muhammed Mustafâ’ya kadar ne kadar peygamber geldiyse, onların peygamberliklerini kabul ederiz. Îmân ederiz peygamberliklerine ve onlara indirilene de îmân ederiz. Bu din birliği değildir. Bu inanma, inanç birliğidir." Bütün peygamberlere inen vahyin kaynağı Allâh’tır ve bu vahyin özü birdir. Amma her peygamber kendi toplumuna, kendi çağına, kendi kültürüne uygun bir "dîn" getirmiştir. Hz. Mûsâ’ya Tevrât, Hz. Îsâ’ya İncil, Hz. Muhammed’e Kur’ân. Bunların özü birdir (tevhîd, nübüvvet, ahiret) amma zâhirî hükümleri farklıdır. Dolayısıyla "bütün dinler birdir" söylemi yanlıştır; amma "bütün peygamberlerin getirdiği imân birdir" söylemi doğrudur. Efendi hazretleri Hz. Mevlânâ’nın "dinlerin birliği" söylemini de bu çerçevede anlar: "Celâleddîn Rûmî de dinlerin birliğini dillemez. Tüm vahiylerin biçimsel düzenlemelerinin ötesinde aynı iç muhtevaya sahip olduklarını gösterir için Fîhi Mâ Fîh ve Mesnevî’de çeşitli hikâyeler anlatır. Bu Hz. Mevlânâ’nın dinlerin birliği değildir bu. Bu inanç sistemlerinin birliği vardır. İnançla, inanmakla din aynı değildir."

Kaynak: 28. Karabaş-i Velî Tekkesi 2017 Sohbeti — Taklîdî-Tahkîkî Îmân, İnsânın "Tanrıcı

Mûsâ’ya gelen vahyi Allâh’tan mıdır?

Efendi hazretleri vahy birliğini şöyle açıklar: "Hz. Âdem’e gelen vahyi ile Hz. Mûsâ’ya gelen vahyi Allâh’tandır. Hz. Îsâ aleyhisselâm’a gelen vahyi ile Hz. Yûsuf’a gelen vahyi Allâh’tandır. Hz. Muhammed Mustafâ’ya da gelen vahyi Allâh’tandır. Bu vahyî birlikteliğidir ki vahyin kökeninde Allâh vardır." Bu Kur’ân-ı Kerîm’in açık bir beyânıdır: "De ki Âdem’e, Nûh’a, İbrâhîm’e, İsmâîl’e, İshâk’a, Ya’kûb’a ve torunlara indirilene, Mûsâ’ya ve Îsâ’ya verilene ve Rabbinden peygamberlere verilenlere îmân ettik" (Bakara 136). Müslümân bütün peygamberlere îmân eder. Onları ayırt etmez. Bu iman birliğinin temelidir. Amma din birliği yoktur — her peygamber kendi çağına uygun bir dinin hükümlerini getirmiştir. Efendi hazretleri bir başka mühim meseleye geçer: Vahy ile ilhâmın farkı. "Bütün velîler vahyi tanırlar. Bütün velîler vahyi tanıdıkları için vahye tâbî olurlar. Çünkü aynı velîler ilhâmı da tanırlar. Vahyin bir altıdır ilhâm. İlhâmı da İbn Arabî ileri derecede alır, onu da vahyin içine koyar. Çünkü ilhâm da vahyidir — bir açıdan." Bu çok ince bir kelâmî meseledir: Vahy sadece peygamberlere gelir — onlara Kur’ân ayetleri, hadîs-i kudsîler, şer’î hükümler indirilir. Amma ilhâm velîlere ve mü’minlere de gelebilir — onlara kalben bir bilgi, bir uyanış, bir manevî tecrübe verilir. Vahy ile ilhâm arasındaki fark şudur: Vahy kesin, yanılmaz, hakîkî ilâhî bir emirdir. İlhâm ise bir kişiye özel bir manevî tecrübe olup genelde bağlayıcı değildir. Efendi hazretleri şöyle özetler: "Müslümânlar burada peygamberlere verilen-indirilen vahyi ile velîlere indirilen vahyi aynı derecede olmadığını göstermek için velîlere ‘ilhâm’ adını koymuşlardır. Velîlere indirilen de bu manâda vahyidir." Hz. Mevlânâ bu noktada çok cesur bir söz söyler: "Peygamberlere indirilen vahye inandın da velîlere indirilene neden inanmadın? Velîlere yeni bir kitap indirilmez. Velîlere indirilmiş olan kitabı anlama yolu. Velîlere Kur’ân âyeti gibi bir âyet indirilmez. Ama her ilhâm bu manâda bir âyettir — bir ağaç gibi, bir böcek gibi, bir ot gibi. Her yaratılmış herhangi bir şey Allâh’ın âyetidir ya." Bu çok incelikli bir bakış: Kur’ân âyeti "okunan bir âyet"tir; tabiat ise "yaratılan bir âyet"tir. Her ikisi de Allâh’ın kullarına seslenişidir.

Kaynak: 28. Karabaş-i Velî Tekkesi 2017 Sohbeti — Taklîdî-Tahkîkî Îmân, İnsânın "Tanrıcı

Peygamber nasıl kuşak sarardı?

Sohbette çok incelikli bir mesele daha vardır. Hz. Mevlânâ Mesnevî’de şöyle bir hikâye anlatır: Birisi gelir der ki "Ey pîr, Hz. Her şeyimde ona benzettim, bir tek kuşağım kaldı. Ben nasıl bir kuşak sararım?" Pîr cevap verir: "Sen onun sardığı gibi kuşak sararsan tam bir Ebû Cehl olursun. Çünkü Ebû Cehl’in kıyâfetiyle Muhammed Mustafâ’nın kıyâfetinin arasında bir fark yoktu." Bu çok çarpıcı bir tespittir. İslâm’ın başında müşriklerin ve Müslümânların kıyâfetleri arasında fark yoktu. Erkek-kadın ayırımı için başka bir şeyde fark yoktu. "Bedir Savaşı’nda bir fark olsun — müşriklerle mü’minler arasında kıyâfet bir ya, bir fark olsun, bir işâret olsun diye, Cebrâîl aleyhisselâm ve melekler başlarında sarıkla geldiler. Bir fark oluştu. Bu sefer Müslümânlar, Bedir savaşındakiler, baktılar ki Hz. Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem kafasına bir şey sardı. Onun sardığı gibi sardı bütün herkes. Ve böylece müşriklerle kendi aralarında bir ayrım oluştu." Bu tarihî detay çok öğreticidir: Sarık (imâme) aslında bir "sünnet" değil, bir "savaş alâmeti"dir. Medîne-i Münevvere’de kadınlara başörtüsü de aynı şekilde emredildi — "müşrik bayanla imân etmiş bayanı ayırt eden bir unsur oluştu." Efendi hazretleri bu tarihten çok önemli bir sonuç çıkarır: "O zamana kadar kıyâfetlerde bir farklılık var mı? Yok. İşte din sonradan ilâh edilir. Ve insânlar gerçek Kur’ân ve Sünnet noktasında değil, sonradan insânların oluşturdukları dini yaşamaya başlarlar." Bu kelâmî olarak çok derin bir eleştiridir. Bâzı Müslümânlar "sarık yoksa Müslümân değilsin, kafiyeli takke yoksa sünnet yok" gibi katı kurallar koyarlar — amma bu kurallar Kur’ân’dan değil, "sonradan ilâh edilen dinden" gelir. Gerçek Kur’ân-Sünnet çok esnek ve genişliktir: Kıyâfet sadece örtünme ve tesettür açısından kuralları gözetir, amma renk, şekil, biçim tamâmen kul tarafındadır. Efendi hazretleri bu esnekliği kabul eder: "Ben ‘bütün bayanlar ders esnâsında beyaz örtü takacak’ diyene ‘nereden çıkardın bunu?’ diyorum. Din olarak Kur’ân ve Sünnet ise, Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretlerinde böyle bir hadîs okudun mu? Hayır."

Kaynak: 28. Karabaş-i Velî Tekkesi 2017 Sohbeti — Taklîdî-Tahkîkî Îmân, İnsânın "Tanrıcı

Bütün kumaşları alıp hepsini bir küpün içine koyar mı?

Efendi hazretleri bu "çok-renklilik" anlayışını Hz. Mevlânâ’nın çok meşhur bir hikâyesi ile açıklar: Hz. Îsâ aleyhisselâm boyacılıkta çıraklık yapıyor. Ustası gelip gelen kumaş ve elbiseleri sıralar: "Bu yeşile, bu kırmızıya, bu beyaza, bu siyaha, bu sarıya, bu kahverengiye boyanacak." Hz. Îsâ 13-14-15 yaşında bir çocuk. Bütün kumaşları alıp hepsini bir küpün içine koyar. Akşam üstü ustası gelip "Boyadın mı?" diye sorar. "Evet" der Îsâ. Amma kumaşların hepsi küpün içinde. "Oğlum, hepsini ayrı ayrı söyleyecektin, ayrı ayrı boyayacaktın. Nasıl olur?" diye sorar ustası. Îsâ aleyhisselâm müşteriye döner: "Sen ne istemiştin?" "Ben yeşil istedim." Îsâ küpün içerisine elini sokuyor, onun kumaşı yeşil çıkıyor. "Al, aradığın yeşil bu — senin." "Senin neydi?" "Kırmızı." "Al sana kırmızı — bir küpten rengârenk kumaşlar çıkıyor!" Bu "İsâ küpü" mecâzı sufîliğin en güzel sembollerinden biridir. Bir dergâh böyle bir küp olmalıdır — herkes kendi rengiyle, kendi karakteriyle, kendi kültürüyle, kendi istidâdıyla yerini alır. Efendi hazretleri bu meseleyi pratik olarak uygular: "Benim sufî anlayışımda herkesi bir konuda uzmanlaştırmak yoktur. Gerçek sufî bu değildir zâten. Herkes kendi istidâdında, kendi renginde uzmanlaşır. Kemâlât o kimseyi kendi renginde uzlaştırmaktır. Herkesi tek tip sarıya bağlamak sufîlik değildir. Herkesi tek tip bir kıyâfete bağlamak, tek tip bir noktaya bağlamak sufîlik değildir." Bu modern dergâhların bir hastalığına karşı çok sert bir eleştiridir. Bâzı dergâhlarda "bütün bayanlar beyaz örtü", "bütün erkekler yeşil sarık", "bütün müritler aynı zikiri yapacak", "bütün ibâdetler aynı şekilde olacak" gibi katı kurallar konulur. Amma Efendi hazretleri bu "tek tipçiliği" reddeder. Sufînin özgürlüğü kendi rengini, kendi istidâdını keşfetmek ve onunla Allâh’a ulaşmaktır. Birisi sadece zikir ile meşgul olur, birisi oruç ile, birisi sadaka ile, birisi namaz ile, birisi tebessümle, birisi anne-babaya hizmet ile. Her biri kendi renginde "uzmanlaşır" — ve bu bütünlük sufî topluluğun zenginliğidir.

Kaynak: 28. Karabaş-i Velî Tekkesi 2017 Sohbeti — Taklîdî-Tahkîkî Îmân, İnsânın "Tanrıcı

İnsânın "Tanrıcıkları" nelerdir?

Her insânın kafasında kendi "tanrıcığını" oluşturduğu açıklanır: Kendini haklı çıkaran, eşine kızan, çocuğunu cezâlandıran, kendi kültürel âdetlerini "dînî emir" gibi sunan bir zihnî kalıp. Kuru fasulye pişirme, kıyâfet, düğün âdetleri — hepsi kültürel "tanrıcıkların" ürünüdür. Devletin bile kendi "dini" vardır; uluslararası düzenin de.

Kaynak: 28. Karabaş-i Velî Tekkesi 2017 Sohbeti — Taklîdî-Tahkîkî Îmân, İnsânın "Tanrıcı

Din ile îmân arasında nasıl bir ayrım vardır?

Dinler farklıdır (Kur’ân, Tevrât, İncîl farklı şer’î hükümler getirir); amma bütün peygamberlere olan îmân birdir. Hz. Âdem’den Hz. Muhammed Mustafâ’ya kadar her peygamber Cenâb-ı Hak’tan vahy almıştır ve bu vahy birdir. Amma ilhâm ayrı bir kategoridir — velîlere inen manevî mesajdır ve Kur’ân âyeti kadar kesin değildir. Hz. Mevlânâ’nın "Ebû Cehl ile Muhammed Mustafâ’nın kıyâfetleri arasında fark yoktu — sarık Bedir savaşında emredildi" hikâyesi, "din sonradan ilâh edilmesinin" ne kadar tehlikeli olduğunu gösterir.

Kaynak: 28. Karabaş-i Velî Tekkesi 2017 Sohbeti — Taklîdî-Tahkîkî Îmân, İnsânın "Tanrıcı

Gnostizm meselesi ne anlama gelir?

Sohbetin son mihverinde Gnostizm meselesi açılır: Muhammedî tavırda gnostik yapılanma yoktur — Hz. Peygamber açık tebliğ etmiştir. Amma Emevîler döneminden sonra siyâsî baskı sebebiyle bâzı sufî çevreler "kapalı meclisler" (off-the-record sohbetler) oluşturmaya başlamışlardır. Cüneyd Bağdâdî’nin "kapıları örtüp tevhîd sohbeti" yapması bunun en meşhur örneğidir. Modern sufîlikte bu bâzen gereklidir amma gnostik korkudan değil, dinleyenin kapasitesine saygıdan dolayıdır.

Kaynak: 28. Karabaş-i Velî Tekkesi 2017 Sohbeti — Taklîdî-Tahkîkî Îmân, İnsânın "Tanrıcı

Mü’min dersini her gün aynı saatte, aynı yerde, aynı şartlarda çekmek neden önemlidir?

Mü’min dersini her gün aynı saatte, aynı yerde, aynı şartlarda çekmelidir — "yer yarılsa gök yıkılsa sen o saat dersini çek".

Kaynak: 27. Karabaş-i Velî Tekkesi 2017 Sohbeti — Arefe Gecesi Fazîleti, "Kalplerin Ölec

Din tebliğ ederken doğru strateji nedir?

Karşıdaki kimsenin durumuna, konumuna göre ona dîn tebliğ edilir. Eğer o kimse Mekke dönemindeyse, ona Mekke dönemindeki dîn tebliğ edilir. Namâzdan haberi yok, abdestten haberi yok, imandan haberi yok — ona önce iman anlatılır. Sen önce iman anlatılacak olan kimseye itikâf anlatırsan, o kimseyi nereye itikâfa anlatıyorsun?

Kaynak: 26. Karabaş-i Velî Tekkesi 2017 Sohbeti — "Hikmetli Sözler Keskin Kılıç Gibidir"

İslâm’ın en güzel noktalarından birisi ne demektir?

Hiçbir şeyi başıboş bırakmaz. Cenâb-ı Hak âyet-i kerîmede ‘Siz başıboş mu bırakılacağınızı zannediyorsunuz?’ diyor. Başıboş bırakılmıyor hiçbir şey.

Kaynak: 23. Karabaş-i Velî Tekkesi 2017 Sohbeti — Mesnevî Vezirinin Halifeleri, Halifeli

Allâh’ın hiçbir şeye ihtiyâcı yokken, insânı niçin yarattı?

Bak yaratmasaydı bu soruyu nereden soracaktın? Sen sorasın diye yaratttı. Dedi ki: Böyle bir kulum çıkacak, böyle bir soru da soracak; o yüzden şunu yaratayım dedi, üfledi. Bak yarattı seni, sordun sen de — harika bir şey! Yaratmasaydı soracak mıydın? Hayır. Yaratmasaydı olacak mıydın? Hayır.

Kaynak: 16. Karabaş-i Velî Tekkesi 2017 Sohbeti — Mürşîd-i Kâmile İntisâb Zarûreti, Bedî

Paul Tillich’in "mutlak îmân" tefsîridi nedir?

Paul Tillich’in "mutlak îmân" tefsîridi: Tanrı’nın varlığını kabul etmek, reddetmek kadar "ateistçe" bir tutumdur; Tanrı varlığın ta kendisidir, ayrı bir varlık değildir.

Kaynak: 15. Karabaş-i Velî Tekkesi 2017 Sohbeti — Allâh’ın Varlığının İspatları, Paul Ti

Büyü, nazar ve muska meselesi nedir?

Efendi hazretleri büyünün ve nazarın hak olduğunu , insanların büyü yapabileceğini, amma büyüye ve büyücüye inanan bir Müslümân’ın — Allâh muhafaza eylesin — küfre düşeceğini belirtir. "Büyü yaptığı büyüye inanırsa" küfürdür; onu bozanlar muhakkak vardır amma sufînin kendisi bu kabil işlerle meşgul olmamalıdır.

Kaynak: 15. Karabaş-i Velî Tekkesi 2017 Sohbeti — Allâh’ın Varlığının İspatları, Paul Ti

Allâh’ın Varlığının İspatları nedir?

Allâh’ın Varlığının İspatları I: Ontolojik, Hudûs ve Erdem Delilleri

Sohbetin kelâm çekirdeğine geçerken Efendi hazretleri önce bir ince ayar yapar: "Her inanılı birey kendi aklı ve rûhsaz zenginliği sınırları içinde Tanrı kavramı ve tasarımı yapar. Bu bağlamda her insanın düşündüğü Tanrı imajının tek doğru, ya da tek gerçek olduğunu söylemek doğru değildir. Herkes kendi maddî ve mânevî ilmi kadar Allâh’ı tanır ve bilir. Ve tanıdığı bildiği kadar îmân eder." Sonra dört temel delilin özetini sunar: Ontolojik delil (Descartes) — Tanrı kavramından Tanrı’nın varlığını çıkarmak. Allâh varlık kavramından Allâh’ın varlığını ispâtlamak gibi. Hudûs delili — Hudûs sonradan meydâna gelen bir şeydir; İbn Arabî bu lafzı çok kullanır ve sufîler de çok kullanırlar. Meydâna gelen her şey onu meydâna getiren bir varlığa muhtaçtır; yaratılan, sudur eden, zuhûr eden her şey bir yaratıcıya muhtaçtır; kendi kendini yaratamaz. "Yoktunuz, Allâh sizi var etti" ayet-i kerîmesi bu mânâda hudûs delilinin en açık ifâdesidir. "Siz bir akılla kendi kendinizi durup ‘ben şimdi burada kendimi var mı edeyim’ dediniz? Hayır." Bu İbrâhîm aleyhisselâm’ın yoludur — önce yıldız, sonra ay, sonra güneş, sonra "ben batanları sevmem" diyerek sebep-sonuç zincirinden Allâh’a ulaşması. Erdem delili (St. Thomas) — Evrende bir mükemmellik sıralaması vardır; bunun en üstünde bulunan en mükemmel varlık Tanrı’dır. Sufîler bunu çok kullanmazlar, çünkü onlar için "O mükemmeldir, O’nun yaptığı her şey de mükemmeldir." Bu delil daha çok son 200-250 yılda reformist İslâm âlimlerinin — meselâ Bedîüzzamân Saîd-i Nursî’nin — kullandığı bir yöntemdir.

Kaynak: 15. Karabaş-i Velî Tekkesi 2017 Sohbeti — Allâh’ın Varlığının İspatları, Paul Ti

Allâh’ın Varlığının İspatları II: Ahlâkî Delîl ve Sufî Muhakeme nedir?

Allâh’ın Varlığının İspatları II: Ahlâkî Delîl ve Sufî Muhakeme

Ahlâkî delil ise Efendi hazretlerine göre sufîlerin üzerinde en çok durdukları delildir. İnsan iyilik yapmaya eğilimlidir; bu bir ahlâk yasası olup öğrenilmemiş ve vicdânımızda hâzır bulunur. Bunun sebebi de Tanrı’dır — Victor Hugo’nun sözü: "Tanrı insanın içindeki vicdândır." Sufîler bu ahlâkî delili sâdece Allâh’ın varlığını ispât için değil, kendilerini Allâh’a yaklaştırıcı bir yol olarak kullanırlar. Sufînin en mühim gâyesi Allâh’ın ahlâkı ile ahlâklanmak tır — "en güzel ahlâkla ahlâklanın" hadîs-i şerîfi bu meseleyi hülâsa eder. Efendi hazretleri güzel bir istiare kullanır: "Bu en güzel ahlâk bütün insanların içlerine, ben öyle târif ederim ya, bir çip gibi konmuştur. O çipi zıplatmış programı açmak, zıplatmış programı çalışır hâle getirmekten mükelleftir sufîler. O yüzden sufîler burayı kanıt olarak değil, kendilerini Allâh’a yaklaştırıcı olarak çok kullanırlar. Olmazsa olmazlarıdır." Bu bir anlamda modern rûh tahliliyle birleşen kadîm bir bilgelik metnidir: İnsânın iç rûhî disiplini ile Allâh’a tanıklık etmesi arasındaki mukâyese, delil olmanın ötesinde bir ibâdet makamıdır. Sufîler âlimlerden farklıdır: Âlimler şüphe eder, sufîler şüphe etmezler; sufîler şüphe bataklığından âzâde olduklarından Allâh’ın varlığını ispât etme yoluna gitmezler. Nitekim ilk tefsîrcilerin selefi — Taberî, Muhâsibî gibi yüksek sîmâlar — Allâh’ın varlığını ispât noktasında hiç kelâm etmemişlerdir; çünkü onların îmânları bu noktada şüphesizdi.

Kaynak: 15. Karabaş-i Velî Tekkesi 2017 Sohbeti — Allâh’ın Varlığının İspatları, Paul Ti

Paul Tillich’in Mutlak Îmânı nedir?

Paul Tillich: "Tanrı Varlığın Ta Kendisidir — Ayrı Bir Varlık Değildir"

Sohbetin en heyecanlı noktalarından biri Paul Tillich’in Tanrı tasavvurunu incelerken gelir. Dinleyicinin naklettiği metin şudur: "Tanrı’nın varlığını kabul etmekte, reddetmek kadar ateistçe bir tutumdur. Tanrı var olmanın da, var olmanın ta kendisidir. Ayrı bir varlık değildir. Tanrı’nın varlığını kanıtlamaya çalışmak, tanrının yokluğunu savunmakla, ateizmle eş anlamlıdır." Efendi hazretleri buna karşı heyecanını gizleyemez: "Biz sufîler üç aşağı beş yukarı aynı şekilde düşünürüz. Hatta bir kimse ben ateistim deyince ‘sen benden sin’ derim, ‘gel yanıma’." Bu yaklaşım bir nüktedir amma çok derin bir nükte: Bir insan "ateistim" diyerek bile bir kavrama inanmaktadır — Allâhın olmadığına inanmaktadır; demek ki isim vardır, kavram vardır, reddederken bile kabul etmektedir. Efendi hazretleri buradan bir başka ölçüye geçer: "Eğer bir kimse ateistse, onun İslâm olması çok rahattır. Daha yol kısadır. Amma bir kimse ‘ben Müslümânım’ deyip de şirk üzerindeyse, şirk ehlinin Müslümân olması daha zordur. Yarım yamalak İslâm bilgisinde duran bir kimse, o yarım yamalak bilgisine dogmatik bir şekilde sarılır. Onun yanlış olduğunu kabul etmez. Ondaki oluşmuş olan putları yıkamazsınız." Dîn putları yıkan bir süreçtir; ateistte yıkılması gereken tek put inançsızlık putudur, amma yarım yamalak Müslümânda beş-on put vardır. Buradan Efendi hazretleri bir başka derse geçer: "Bir kimse bir şeyin olmadığına inanıyorsa, bilin ki o şeyin varlığına inanıyordur o." Bu mantık incelikli bir kelâmî ince-düşüncedir ve sufînin ateisti "reddeden mü’min" olarak görebilmesine dayanır.

Kaynak: 15. Karabaş-i Velî Tekkesi 2017 Sohbeti — Allâh’ın Varlığının İspatları, Paul Ti

Şeyh Bedreddîn’in Vâridât’ı ve Sufînin Soyutluk Zirvesi nedir?

Taayyünsüzlük, "Ben Bilinmez İdim" Hadîs-i Kudsîsi ve Birinci Taayyün

Efendi hazretleri burada bir felsefî merdivenin en üst basamağına çıkar. Paul Tillich’in "Tanrı varlığın kendisidir" metni sufîlerin İbn Arabî’den mîrâs aldığı taayyün öğretisiyle birleştirilir. "Bizim dinî hayatımıza başvurmaksızın Allâh hakkında bütün söyleyebileceğimiz, Allâh’ın varlığın kendisi veya varlığın yokluğa karşı koyduğu güç olduğu sözünden ibarettir. Bunun dışındaki bütün Allâh tasvîrleri semboliktir, gerçek değildir." Efendi hazretleri bu sözü tam kabul eder: "Cenâb-ı Hakk’ın sıfatları hepsi de halkın koyduğu sıfatlardır. Cenâb-ı Hakk’ı tanımaya çalışan kimseler Allâh’ı sıfatlandırırlar. Her kul bir şekilde Allâh’ı sıfatlandırır. Her inanan sıfatlandırdığı Allâh’a îmân eder." Allâh’ı "çıplak" olarak tanımlamak çok zordur; bütün peygamberler halka anlatabilmek için Allâh’ı sıfatlandırmak zorunda kalmışlardır. Sıfatlar avâmın sıfatıdır. Buradan Efendi hazretleri İbn Arabî’nin taayyünsüzlük (taayyün-süzlük) kavramına geçer. "Allâh hiçbir şeydir. Hiçbir şey olan Allâh bir şey yaratmıştır. Allâh’ın hiçbir şey olmaması Allâh tecelliyâtından öncedir. Arabî’nin diliyle taayyünsüzlüktür. Hadîs-i kudsînin diliyle ‘Ben bilinmez idim’ noktasıdır." Allâh’ın hiçbir şey olduğu nokta, All’ın bilinirliğinden önceki hâlidir. Bu felsefenin en dip noktası veya en zirve noktasıdır: Hiçbir şeydir, taayyünsüzlüktür, bir şeye benzetmek bir isim koymak herhangi bir şey söylemek mümkün değildir. "Bilinmez idim, bilinmeklik istedim, Allâh oldum" — bilinmeklik isteyince Allâh olur. Bu aynı zamanda birinci taayyün kavramıdır — İbn Arabî’nin sisteminde varlık dairesinin ilk belirlenme aşaması.

Kaynak: 15. Karabaş-i Velî Tekkesi 2017 Sohbeti — Allâh’ın Varlığının İspatları, Paul Ti

Allâh Kadersizdir: Kaderin Yaratıcısı O’dur nedir?

Allâh Kadersizdir: Kaderin Yaratıcısı O’dur

Efendi hazretlerinin sohbetin bir köşesinde yaptığı çok ince bir ayrım daha vardır: "Allâh kadersizdir. Allâh kaderi yaratandır. Allâh’ın bir kaderi yoktur." Bu noktada dinleyiciler arasında muhtemel bir sezgisel itirâz beklemeden Efendi hazretleri açıklar: Eğer Allâh’ın bir kaderi olsaydı, bu kaderin kurallarına bağlı olmuş olacaktı — amma Allâh hiçbir kayda bağlı değildir. "O bir kadere bağlı değildir. O bir kazığa bağlı değildir. O bir ipe bağlı değildir. O bir kanuna bağlı değildir. O kurala bağlı değildir. Hiçbir şeyi hiçbir şeye bağlı değildir. Amma O her şeyi bir şeye bağlar. Her şeyi kadere bağlar. Amma kaderin yazıcısı O’dur." Levh-i mahfûzda yazılan her şey O’nun ilmi ilâhîsinden sudûr etmiştir amma O levh-i mahfûza bağlı değildir. Levh-i mahfûz bir kader üzerinedir; kader levh-i mahfûzdadır; levh-i mahfûz bir kader üzerinedir. Kaderin üzerinde kader vardır, hikmetin üzerinde hikmet vardır, doğrunun üzerinde doğru vardır. Bu ince ayar modern Eş’arîlik-Mâturîdîlik kelâmının bir başka tarzıdır ve sufînin ayn-ı sâbite kavramıyla birleşir. Sufî için bu incelik vazgeçilmezdir: Kader O’na bağlanacak bir bağ değildir; O kaderin sâhibi ve yazıcısıdır, kendisi kaderden münezzehtir. Bu tıpkı "Semî, Basîr, Rahmân, Rahîm" gibi bir sıfat değil, bir fiil eylemidir — Cenâb-ı Hakk’ın yaratıcı kudretinin ifâdesidir.

Kaynak: 15. Karabaş-i Velî Tekkesi 2017 Sohbeti — Allâh’ın Varlığının İspatları, Paul Ti

Hayat: Potansiyel Enerjinin Kinetik Enerjiye Dönüşümü ve Varoluşun Kesintisiz Akışı nedir?

Hayat: Potansiyel Enerjinin Kinetik Enerjiye Dönüşümü ve Varoluşun Kesintisiz Akışı

Paul Tillich’in bir başka metni "Hayat, güç hâlindeki varlığın fiilî varlık hâline geçme faâliyetidir" der. Efendi hazretleri burada dinleyicilere fizik sorusu gibi bir şey yöneltir: "Fizikçiler, kimyâcılar nerede? Hareket eden güç nedir? Enerjinin kinetik enerjiye dönüşmesi miydi?" Ve cevâbı kendisi verir: "Allâh potansiyel enerji. Potansiyel bir güç. Cenâb-ı Hak var etmekle potansiyel gücünü kinetik enerjiye dönüştürdü. Var olan gücünü sudûr ettirdi, gösterdi. Hayat bu noktada duran bir gücün bu mânâda harekete geçmiş hâli." Ve her dâim o hayat devâm ediyorsa, o potansiyel güç her dâim o hayâta kendi potansiyel gücünden vererek kinetik enerjiye dönüştürür — enerjiyi devâmlılaştırır. Efendi hazretleri bu meseleye çok güzel bir misal verir: "Bu lamba kesintisiz bir güç geliyor. Kesintisiz derken aradaki kesintiler o kadar çok az ki bizim gözümüz o kesintileri algılayabilecek noktada değil. Biz o kesintisizmiş gibi görüyoruz. Aslında lamba saniyede bir milyon sefer yanıp sönüyor, amma biz onu algılayamıyoruz." Aynı şekilde varlığın üzerindeki güç de — Allâh’ın hayat gücü — saniyede milyonlar, belki trilyonlar kere iniyor ve kul bunu bir bütün bir akış gibi algılıyor. "Yaşam denilen, hayat denilen, varlık denilen olgu insanların ölçümlenebileceğinden daha az bir zaman zarfında ölüp dirilmekte. Ölüp dirilmekte amma insanlar bu zaman birimini ölçebilecek mekaniye sâhip değiller." Bu sufî kozmolojisinin çağdaş fizik diline tercüme edilmiş hâlidir: Her an Allâh’ın kudretiyle yaratılıyoruz, her an O’nun ihsânı ile var oluyoruz. "Her gün O, bir şen şe’ndedir" ayet-i kerîmesinin rûhî müteâl yorumu budur.

Kaynak: 15. Karabaş-i Velî Tekkesi 2017 Sohbeti — Allâh’ın Varlığının İspatları, Paul Ti

Varoluşun İçindeki Cesaret Kaderi: İnsânın İmâna Koşması nedir?

Varoluşun İçindeki Cesaret Kaderi: İnsânın İmâna Koşması

Efendi hazretleri sohbetin bir başka zirvesinde "varoluşun içine kader olarak cesaret konulmuştur" tezini açar. Bir atomdan bir insana kadar varoluşun her zerresinde cesaret vardır. "Eğer o var olacak olan şeyde o cesaret olmazsa o var olamaz. O cesaret onun kaderidir, onun matematiğidir, onun fiziğidir, onun kimyasıdır." Hayat — sevmek, var olmak, evlenmek, çocuk doğurmak, mürşîde intisâb etmek, îmân etmek — hepsi büyük birer cesârettir. "Bir insanın yaşaması büyük bir cesârettir. Yaşarken birini sevmesi büyük cesârettir. Bir çocuğu sevmesi büyük cesârettir. Bir erkeğin bir kadını sevmesi büyük cesârettir." Efendi hazretleri bu cesâret çekirdeğini îmân a bağlar: "Îmân etmek büyük cesârettir varoluşun içinde. Neden? Kabul edersin bir şeyi önce. Görmediğin Allâh’ı kabul edersin. Büyük cesârettir. Görmediğin melekleri kabul edersin. Büyük cesârettir. Yaşamadığın peygamberleri kabul edersin. Büyük cesârettir." Ve aynı zamanda îmân ettiğin şeyin seni kabul edip etmemesi vardır — Habil’in kurbanı kabul edildi, Kâbil’inki edilmedi. Siz kurbanınızın kabul edilip edilmeyeceğini bilmeden kurbanlar keserseniz. Büyük cesârettir. Kabul edilip edilmeyeceğini bilmediğiniz namâzı kılarsınız. Büyük cesârettir. Orucu tutarsınız. Büyük cesârettir. Hem erkek teklifi hem kadının kabulü büyük cesârettir — kınanmaktan ve reddedilmekten korkanlar hiçbir zaman gerçek yiğit olamazlar. "Bir kimsenin îmânının Allâh tarafından kabul edileceğini düşünüp îmân etmesi ve îmânında sâbit durması muhteşem yiğitliktir." Bu varoluşun içinde cesâret âbideleriyle dolu olduğunu gösteren bir tefsîrdir.

Kaynak: 15. Karabaş-i Velî Tekkesi 2017 Sohbeti — Allâh’ın Varlığının İspatları, Paul Ti

Mutlak Îmân: Allâh’ın Üstünde Bir Allâh Fikri nedir?

Mutlak Îmân: Allâh’ın Üstünde Bir Allâh Fikri

Efendi hazretleri sohbetin sonunda "Mutlak Îmân" kavramını ele alır. "Allâh’ın varlığını kabul etmekte, reddetmek kadar ateistçe bir tutumdur. Tanrı var olmanın da, var olmanın ta kendisidir. Ayrı bir varlık değildir. Tanrı’nın varlığını kanıtlamaya çalışmak, tanrının yokluğunu savunmakla, ateizmle eş anlamlıdır." Bu fikir, sufîlerin İbn Arabî’den mîrâs aldığı taayyün öğretisiyle birleşir. "Bizim dinî hayatımıza başvurmaksızın Allâh hakkında bütün söyleyebileceğimiz, Allâh’ın varlığın kendisi veya varlığın yokluğa karşı koyduğu güç olduğu sözünden ibarettir. Bunun dışındaki bütün Allâh tasvîrleri semboliktir, gerçek değildir." Efendi hazretleri bu sözü tam kabul eder: "Cenâb-ı Hakk’ın sıfatları hepsi de halkın koyduğu sıfatlardır. Cenâb-ı Hakk’ı tanımaya çalışan kimseler Allâh’ı sıfatlandırırlar. Her kul bir şekilde Allâh’ı sıfatlandırır. Her inanan sıfatlandırdığı Allâh’a îmân eder." Allâh’ı "çıplak" olarak tanımlamak çok zordur; bütün peygamberler halka anlatabilmek için Allâh’ı sıfatlandırmak zorunda kalmışlardır. Sıfatlar avâmın sıfatıdır. Buradan Efendi hazretleri İbn Arabî’nin taayyünsüzlük (taayyün-süzlük) kavramına geçer. "Allâh hiçbir şeydir. Hiçbir şey olan Allâh bir şey yaratmıştır. Allâh’ın hiçbir şey olmaması Allâh tecelliyâtından öncedir. Arabî’nin diliyle taayyünsüzlüktür. Hadîs-i kudsînin diliyle ‘Ben bilinmez idim’ noktasıdır." Allâh’ın hiçbir şey olduğu nokta, Allâh’ın bilinirliğinden önceki hâlidir. Bu felsefenin en dip noktası veya en zirve noktasıdır: Hiçbir şeydir, taayyünsüzlüktür, bir şeye benzetmek bir isim koymak herhangi bir şey söylemek mümkün değildir. "Bilinmez idim, bilinmeklik istedim, Allâh oldum" — bilinmeklik isteyince Allâh olur. Bu aynı zamanda birinci taayyün kavramıdır — İbn Arabî’nin sisteminde varlık dairesinin ilk belirlenme aşaması.

Kaynak: 15. Karabaş-i Velî Tekkesi 2017 Sohbeti — Allâh’ın Varlığının İspatları, Paul Ti

Sufî felsefesi nedir?

Sufî felsefesi : "Allâh kadersizdir" prensibi, levh-i mahfûzun Allâh’a âit oluşu, ilmi ilâhî ve onun sudûru.

Kaynak: 15. Karabaş-i Velî Tekkesi 2017 Sohbeti — Allâh’ın Varlığının İspatları, Paul Ti

Allâh’ın varlığının ispatları nelerdir?

Allâh’ın varlığının ispatları (ontolojik, hudûs, erdem, ahlâkî delilleri Descartes, St.

Kaynak: 15. Karabaş-i Velî Tekkesi 2017 Sohbeti — Allâh’ın Varlığının İspatları, Paul Ti

Paul Tillich’in "Tanrı varlığın ta kendisidir, ayrı bir varlık değildir" tefsîri nasıl değerlendirilir?

Efendi hazretleri bu metni İbn Arabî’nin taayyünsüzlüğü, "Ben bilinmez idim" hadîs-i kudsîsi, birinci taayyün ve Allâh’ın kadersizliği ile birleştirerek sufînin Allâh inancının en yüksek zirvesini çizer.

Kaynak: 15. Karabaş-i Velî Tekkesi 2017 Sohbeti — Allâh’ın Varlığının İspatları, Paul Ti

Şeyh Bedreddîn’in Vâridât 26-38 pasajları nasıl yorumlanır?

Şeyh Bedreddîn’in Vâridât 26-38 pasajları panteizm tehlikesiyle sufî vahdet-i vücûd arasındaki ince perdede konumlandırılır; Hallâc’ın "Ene’l-Hak" sözü incelikle tahlîl edilir.

Kaynak: 15. Karabaş-i Velî Tekkesi 2017 Sohbeti — Allâh’ın Varlığının İspatları, Paul Ti

İslâm’ın muhâfazakârı olmaz neden?

İslâm inanç olarak yenidir. ‘Ey iman edenler, iman ediniz!’ — yenile. Muhâfazakâr olma, dünkü îmânında kalma. Yenile kendini. Surette kalma. Manâ olarak yenile. Halden hâle geç, perdeden perdeye geç. Allâh’ı zikret. Dosdoğru zikret. Dosdoğru ibâdet et. Ağzını tıka haramlara karşı. Gözünü tıka. Elini-ayağını bağla. Kendini her dâim zikrullah ile yenile. Bunun altında çok mühim bir akâidî hakîkat vardır: ‘Putperestin de muhâfazakârı vardır, Hıristiyanın da, Budistin de — her şeyin muhâfazakârı vardır. İslâm’ın muhâfazakârı olmaz. Çünkü Cenâb-ı Hak her an yeni bir şe’n üzeredir; sen de her an bu şe’ni takip etmek zorundasın.’ "Muhâfazakâr Müslüman" tâbiri, dînin durağan-eski bir sistem gibi anlaşılması demektir; oysa İslâm dinamik-her dem yenilenen bir akıştır.

Kaynak: 13. Karabaş-i Velî Tekkesi 2017 Sohbeti — Mesnevî 711. Beyt: "Surete Tapan Manâ

Allâh sevdiğine ne yaptırır?

Sevdiğini ilân eder: "O kendisi sevdiğini söyler sana — ama meleklerin vâsıtasıyla. Şeyhinin vâsıtasıyla. Peygamberinin vâsıtasıyla. Kalbine ilhâm gelir-söyler. Önüne bir kuş oturtur, kuştan dillendirir. Bir çöp gelir, çöpten dillendirir. Bakarsın seccâdede dillenir. O sevdiğini beyân eder. O ketum değil. O sevdiğini ilân eder."

Kaynak: 13. Karabaş-i Velî Tekkesi 2017 Sohbeti — Mesnevî 711. Beyt: "Surete Tapan Manâ

Allâh kendinden üstün bir varlık yaratabilir mi?

"Allâh Kendinden Üstün Yaratabilir mi?" Soru. Bir derviş çok klasik bir ateist-felsefik soru iletir. Efendi hazretleri çok pratik bir cevap verir: "Bu sorular ahmakcadır. Ahmak soruya cevap arayan da ahmaktır. Ateistlerin laf cambazlığıdır. Allâh Allâh’tır, en büyük-en kudretlidir. Allâh’ın her şeyi yaratmaya gücü ve kudreti yeter. Neden kendinden üstünü yaratsın? Senin küçücük beynin için mi yaratsın?" Pratik karşılık: "Bu şuna benziyor: Sen de parmaklarının üzerinde yürümen lâzım. Kalk işâret parmaklarının üzerinde hâmuda kalk yürü. Neden? Öyle yürü. Ben istiyorum. ‘Yürüyemem ki — neden? Yürümeye tâkâdim mi yok?’ Birine öyle dedim — bir ateist kardeşe. ‘Hadi parmaklarının üzerinde yürü.’ ‘Neden?’ ‘Benim Rabbim böyle yaratıyor — ayaklarının üzerinde. Sen de inanmıyorsan ya ellerinin üzerinde yürü, karşı çık, doğaya da karşı çık.’ Yâni "Allâh kendinden üstün yaratabilir mi?" sorusu doğanın temel mantığına aykırıdır; aynı tip sorular "ateist hava atma" kalıplarıdır, ciddî bir akâidî tartışma değildir.

Kaynak: 13. Karabaş-i Velî Tekkesi 2017 Sohbeti — Mesnevî 711. Beyt: "Surete Tapan Manâ

Allâh bizi niçin yarattı?

Allâh bizi kendisine kulluk edelim diye yarattı. Bu, Zâriyât sûresi 56. âyete dayanır: "Ben cinleri ve insanları ancak bana kulluk etsinler diye yarattım." Çocuk seviyesinde bile olsa, varlığın sebebinin "ibâdet" olduğu hakîkati en temel îmânî bilgidir.

Kaynak: 11. Karabaş-i Velî Tekkesi 2017 Sohbeti — Sevmek Niçin Şifâdır, Çocukları Evlend

Allâh’a kulluk için yaratıldık mı?

İnsan Allâh’a kulluk için yaratıldı (Zâriyât 56). Bu, Zâriyât sûresi 56. âyete dayanır: "Ben cinleri ve insanları ancak bana kulluk etsinler diye yarattım." Çocuk seviyesinde bile olsa, varlığın sebebinin "ibâdet" olduğu hakîkati en temel îmânî bilgidir.

Kaynak: 11. Karabaş-i Velî Tekkesi 2017 Sohbeti — Sevmek Niçin Şifâdır, Çocukları Evlend

Varlık ve Tanrı arasındaki ilişki nedir?

Efendi hazretleri varlığın metafizik konumunu açıklar: "Varlık tamâmiyetle bir hayalden başka bir şey değildir. Allâh’tan gayrı her şeydir varoluş. Allâh’tan gayrıdır ama aynı değildir. Gayrıdır. Varoluş Allâh değildir. Bir kısım Arabîciler uzak doğudan etkilenerek varoluşu Tanrı olarak görüyorlar. Varlığı tanrılaştırıyorlar. Bunlar maddeci, bunlar madde-perestler. Bu sûfîlik değil, bu doğru değil. Bu Muhyiddin İbn Arabî’yi anlayamadıklarındandır. Bu konuda idrâklerinin istidâdları kısa."

Kaynak: 10. Karabaş-i Velî Tekkesi 2017 Sohbeti — Cumhûriyetin İslâmî Temeli, İbn Arabî

Varlığın sınırlılığı meselesi nedir?

Varlığın sınırlılığı meselesi: "Şimdi varlık sınırlıdır an itibarıyla. Ama bu varlığı komple içine alan tecellîyât, varlığı içine alan tecellîyât zamanın kutbundadır. Varlığı içine aldığı gibi bir çıt ile öteye varlık ötesine de kalbinin tecellîyâtı açıktır onun. Bunun daha üstünü peygamberlerdedir. Bunun daha da üstünü Hz. Muhammed Mustafâ sallallâhu aleyhi ve sellem hazretlerindedir."

Kaynak: 10. Karabaş-i Velî Tekkesi 2017 Sohbeti — Cumhûriyetin İslâmî Temeli, İbn Arabî

Ali’nin "akıl kalpte, acıma karaciğerde" sözü manevî tecellîlere işâret eder, anatomi bilgisi değil midir?

Hz. Ali’nin "akıl kalpte, acıma karaciğerde" sözü manevî tecellîlere işâret eder, anatomi bilgisi değildir

Kaynak: 7. Karabaş-i Velî Tekkesi 2017 Sohbeti — "Akıldan Daha Sevgili Bir Şey Yaratmadı

Araba/ev önünde "kan akıtmak için" kurban kesmek Orta Asya’dan gelme bir cahilî adettir, Sünnet’te yok mudur?

Araba/ev önünde "kan akıtmak için" kurban kesmek Orta Asya’dan gelme bir cahilî adettir, Sünnet’te yoktur

Kaynak: 7. Karabaş-i Velî Tekkesi 2017 Sohbeti — "Akıldan Daha Sevgili Bir Şey Yaratmadı

Vâcip kurban Hanefî’ye göre Bayramda kesilir; şükür-nâfile kurbanı da câiz midir?

Vâcip kurban Hanefî’ye göre Bayramda kesilir; şükür-nâfile kurbanı da câizdir

Kaynak: 7. Karabaş-i Velî Tekkesi 2017 Sohbeti — "Akıldan Daha Sevgili Bir Şey Yaratmadı

Kur’ân-Sünnet’e itaat eden akıl ile şüphe arz eden iblisî akıl arasındaki fark nedir?

Mustafa Özbağ Efendi; Hadîs-i Şerîf’ten "Allâh akla gel-dön dedi, geldi-döndü, ben kendime senden sevgili bir şey yaratmadım" hadîsini şerh ederek Kur’ân-Sünnet’e itaat eden akıl ile şüphe arz eden iblisî akıl arasındaki farkı açıklamıştır.

Kaynak: 7. Karabaş-i Velî Tekkesi 2017 Sohbeti — "Akıldan Daha Sevgili Bir Şey Yaratmadı

İnsanın varlık âlemindeki konumu nedir?

Efendi hazretleri insanın varlık âlemindeki konumunu çok kıymetli bir teşbîhle açıklar: "Varlık âlemi dediğimizde Allâh’ın zâtının dışındaki Allâh’tan südûr eden her ne var ise varlık âlemidir. Bu varlığın tâcı, tahtı, en kıymetli hazînesi insandır. İnsandır Cenâb-ı Hakk’ı arayacak olan, insandır Allâh’ı bilecek olan, insandır Allâh’ı sevecek olan."

Kaynak: 6. Karabaş-i Velî Tekkesi 2017 Sohbeti — "Aramakla Bulunmaz Lâkin Bulanlar Araya

Küfür örtmek demektir, her an küfür üzerinden yenilenmezsek bayatlamış olarak kalırız, hakîkatini neden açıklar?

Efendi hazretleri "küfür" kelimesinin asıl kök anlamına atıf yapar: "’Kâfir’ ‘örten’ demektir. Her an küfür üzerinde olmazsa nasıl imânını tazeleyeceksin? Allâh her an bir şe’n üzerinedir. Sen o şe’nin üzerinde misin, bayatlamadın mı? Bayatladıysan bir önceki şe’nde kaldıysan eskidin — küfür örttün."

Kaynak: 6. Karabaş-i Velî Tekkesi 2017 Sohbeti — "Aramakla Bulunmaz Lâkin Bulanlar Araya

Küfür ne demektir?

"Küfür örtmek demektir" — her nefes imânı yenilemezsen bayatlamış olursun "Ey iman edenler iman ediniz" — bu emir günde kaç sefer yeniledin mi? Mü’minin kalbinde 70.

Kaynak: 6. Karabaş-i Velî Tekkesi 2017 Sohbeti — "Aramakla Bulunmaz Lâkin Bulanlar Araya

Ey iman edenler iman ediniz ne anlama gelir?

"Ey iman edenler iman ediniz" — bu emir günde kaç sefer yeniledin mi? Mü’minin kalbinde 70.

Kaynak: 6. Karabaş-i Velî Tekkesi 2017 Sohbeti — "Aramakla Bulunmaz Lâkin Bulanlar Araya

İnsân-ı kâmil nedir?

Efendi hazretleri İslâm tasavvufundaki "insân-ı kâmil" (üst insan) kavramının asıl tarîfini verir: "İslâm’da insân-ı kâmil vardır — yâni olgunlaşmış insan, kemâle ermiş, erginleşmiş, dinginleşmiş. Bu ne demektir? Biz sûfîler olarak deriz ki o kimse kendi üzerinden südûr edecek olan bütün kötülükleri zapturapt altına almıştır. O kimsenin üzerinden bir kötülük südûr etmez. Ama bir kısım tarikatlar bunu bizde ‘çok ibâdet etmek’ diye yönlendirdiler — değildir. İnsân-ı kâmil çok ibâdet eden kimse değildir."

Kaynak: 4. Karabaş-i Velî Tekkesi 2017 Sohbeti — Hayalin Surete Bürünmesi, İslâm’da Cins

İslâm düşüncesinde Tanrı ne ifade eder?

İslâm düşüncesinde hiçbir zaman Tanrı ölmeyecek. Tanrı hep diri, Tanrı hep sağ. Ve üstün insan-insân-ı kâmil düşüncesi her dâim gelişmeye açık.

Kaynak: 4. Karabaş-i Velî Tekkesi 2017 Sohbeti — Hayalin Surete Bürünmesi, İslâm’da Cins

İslâm’da Tanrı’nın ölümden kurtarılması nasıl açıklanır?

İslâm’da Tanrı hiçbir zaman ölmez — kemâlatın sonu yoktur. "İslâm düşüncesinde hiçbir zaman Tanrı ölmeyecek. Tanrı hep diri, Tanrı hep sağ. Ve üstün insan-insân-ı kâmil düşüncesi her dâim gelişmeye açık."

Kaynak: 4. Karabaş-i Velî Tekkesi 2017 Sohbeti — Hayalin Surete Bürünmesi, İslâm’da Cins

İnsana iyilik Allâh’a iyiliktir mi?

Efendi hazretleri "insana iyilik Allâh’a iyiliktir" hakîkatinin temelini bir İsrâîliyât kıssası ile destekler: "Hz. Mûsâ aleyhisselâm bir gün Cenâb-ı Hakk’a sordu: ‘Yâ Rabbi, ne yersin ki yedirelim, ne içersin ki içirelim? Kavmin seni merak ediyor — bir gelseniz ziyâret etseniz bizi.’ ‘Yâ Mûsâ, filanca gün geleceğim’ dedi." Hz. Mûsâ bütün şehri temizletti, sofralar hazırlattı, yemekler-ekmekler-sular hazır oldu. Bütün Yahudîler dört gözle bekliyor.

Kaynak: 2. Karabaş-i Velî Tekkesi 2017 Sohbeti — Varlığın Hayalden İbâret Olması, Semâ S

Varlığın hayalden ibaret olması ne anlama gelir?

Her şey Cenâb-ı Hakk’ın rûhundan-nûrundan yaratıldığı için maddesel olarak hiçbir şey yoktur Hz. Mevlânâ’ya göre âlem hayâl, İbn Arabî’ye göre rüyâdan ibârettir

Kaynak: 2. Karabaş-i Velî Tekkesi 2017 Sohbeti — Varlığın Hayalden İbâret Olması, Semâ S

Ruhlar âleminin varlığı nasıl açıklanır?

Ruhlar âleminin de Cenâb-ı Hakk’a göre zâhir olduğunu

Kaynak: 2. Karabaş-i Velî Tekkesi 2017 Sohbeti — Varlığın Hayalden İbâret Olması, Semâ S

Efendi hazretleri insanın nankörlüğünün en korkunç tezâhürünün peygamberlere ihânet olduğunu beyân eder: "Düşünebiliyor musunuz?

İnsanlar peygamberlerini katletmişler. Bir peygamber düşünün, o peygamberi Beni İsrâîl Yahudîleri katletmişler. Bu Beni İsrâîl neden lanetli? Peygamberleri katlettiklerinden dolayı. Onların üzerlerinde peygamber kanı var." Bu, Mâide ve Bakara sûrelerinde geçen "peygamberleri haksız yere öldürdükleri için" ibâresinin tasavvufî yorumudur.

Kaynak: 1. Karabaş-i Velî Tekkesi 2017 Sohbeti — Kıymet Bilmek, Münafıklık Alâmeti, Sali

Peygamberlere ve Velîlere Saldırının Anla mı?

Bir peygambere kâfirler tarafından saldırılıyorsa — bu, peygamberin hak olduğunun delîlidir; münâfıklar ve kâfirler peygamberlere saldırarak küfürlerini ispat ederler Velîlere genelde münâfıklar saldırır — bir veliye-mü’mine münâfık bir kimse saldırıyorsa bu, o velînin yolunun delilidir Mü’min mü’minin aynasıdır — mü’min mü’minden, velîden, Allâh dostundan rahatsız olmaz; rahatsız olan münâfıklığını ifşâ etmektedir Saldıranın gözüyle gördüğü devâm eden bir haram yoksa, ortada bir yanlışlık yoksa, ama hâlâ saldırıyorsa o saldıran kendi münâfıklığından saldırmaktadır

Kaynak: 1. Karabaş-i Velî Tekkesi 2017 Sohbeti — Kıymet Bilmek, Münafıklık Alâmeti, Sali

Efendi hazretleri sohbetin felsefî zirvesinde Darwin’in evrim teorisini ele almıştır?

Önce Mesnevî’den şu beyti hatırlatır: "Katı taş ve mermer bile olsan gönül sâhibine erişirsen cevher olursun." Sonra teoriyi tahlîl eder: "Yontma taş devri, cilâlı taş devri… Yok ateş yakmasını bilmiyorlardı, yok odun-kömür bilmiyorlardı, yok şempanzeden geldik, yok özel bir maymun türünden geldik, yok önce balıktın sonra maymun oldun sonra insan oldun. Bu Darwin teorisi — teori zaten — saçmadan, safsatadan insanları din olgusundan dışarı çıkarmaktan başka bir şey değildir."

Kaynak: 1. Karabaş-i Velî Tekkesi 2017 Sohbeti — Kıymet Bilmek, Münafıklık Alâmeti, Sali

Risâle-i Nûr hizmetçilerinin Bediüzzaman’ın mektûbunu kaldırma nedeni nedir?

Risâle-i Nûr hizmetçilerinin bazılarının tasavvufu küçük göstermek için Bediüzzaman’ın bu ibâresini yeni baskılardan kaldırmaları, Efendi hazretlerinin kuvvetle eleştirdiği bir husustur. "Hâlâ da bu ülkede Bediüzzaman Saîd Nursî hazretlerinin kabri şerîfi açıklanmıyor. Devlet kayıtlarında var nerede gömüldüğü — ama dillendirilemiyor bile. İlk defa açıktan söyleyen benim Türkiye’de şu anda."

Kaynak: 1. Karabaş-i Velî Tekkesi 2017 Sohbeti — Kıymet Bilmek, Münafıklık Alâmeti, Sali

Hz. Âdem peygamber olarak yaratılmış mıdır?

Hz. Âdem peygamber olarak yaratılmıştır; Darwin teorisi sömürgeci güçlerin İslâm’a karşı bir hîlesidir

Kaynak: 1. Karabaş-i Velî Tekkesi 2017 Sohbeti — Kıymet Bilmek, Münafıklık Alâmeti, Sali

Allâh’ın affetmeyeceği hiçbir günâh var mıdır?

Allâh’ın affetmeyeceği hiçbir günâh yoktur; yeter ki insan tövbe edip pişman olup geri dönsün.

Kaynak: 42. Karabaş-i Velî Tekkesi Sohbeti — İnsân-ı Kâmil Âlem-i Kebîr, Tahallül, Halîl

Yerlerin ve göklerin anahtarı nedir?

Yerin göğün anahtarını alıp da ne yapacaksın? Yıldızların yörüngesini mi kaydıracaksın? Allâh her şeyi bir hesap üzerine yaratmış. Yerin göğün anahtarını Allâh’a kullukta — Allâh’a kul olun, Cenâb-ı Hak yeri de göğü de size hizmetkâr eylesin.

Kaynak: 42. Karabaş-i Velî Tekkesi Sohbeti — İnsân-ı Kâmil Âlem-i Kebîr, Tahallül, Halîl

Allâh’ın önemi nereden anlaşılır?

Önemli görenler için önemlidir. Önemsiz görüyorsa bir kimse, onun için önemsizdir.

Kaynak: 41. Karabaş-i Velî Tekkesi Sohbeti — Kerâmet ve İstidrâc Ayrımı, Rufâî Şişi Burh

İnanç ile bilim ayrı sahalar mıdır?

Efendi hazretleri burada çok önemli bir tasavvufî-akâidî ilkeyi tesbit eder: İnanç ile bilim çatışmaz çünkü ayrı sahalarda yürünmesi gereken şeylerdir. Bir bilim insanı Mars’a gidecekse gitsin, Jüpiter’e gidecekse gitsin, biyoloji-kimya-fizikin dibine girecekse girsin — dinen ona engel yoktur. Allâh yolunu açık etsin. Ancak bu bilim insanı yaptığı araştırmalarla bir inanç meselesine dair hüküm koymaya kalkışırsa, işte orada hataya düşer. Zîra "bilimsel doğru diye bir şey yoktur, 10 yıl sonra başka bir doğru çıkar." Einstein’ın teorisi 100 yıl sonra ispatlandı, Darwin’in teorisi ise hâlâ ispatlanmamış bir teori olarak kaldı. Bilimin kendi içindeki dinamiği bu hakîkati sürekli teyit eder.

Kaynak: 38. Karabaş-i Velî Tekkesi Sohbeti — Kur’ân-Sünnet Üzre Evlilik, İnanç-Bilim Ayr

Bir Müslüman, bilim insanının bulduğu bir şeyi Kur’ân’ın bir âyetiyle doğrulatmaya çalışırsa ne olur?

Bunun tersi de geçerlidir: Bir Müslüman, bilim insanının bulduğu bir şeyi Kur’ân’ın bir âyetiyle doğrulatmaya çalışırsa, aynı hatayı yapar. Efendi hazretleri, "Kardeş, onu daha önce neden söylemedin bize yazdığını? Bırak, onunla onu karşılaştırmaya uğraşma" diye uyarır. Hurma aşılama kıssası da bu ilkeye işâret eder: Resûlullâh sallallâhu aleyhi ve sellem sahabenin yaptığı zâhirî dünya işlerine müdahale etmemiş, "bu işleri bana danışmayın, bildiğiniz gibi yapın" buyurmuştur. Bu hadis, dinin dünyânın her işine karışmadığını, her sahanın kendi usûlü içinde yürümesi gerektiğini gösterir.

Kaynak: 38. Karabaş-i Velî Tekkesi Sohbeti — Kur’ân-Sünnet Üzre Evlilik, İnanç-Bilim Ayr

Îmân tarifi nedir?

Efendi hazretleri kelâm ilminin îmân tarifini de zikretmiştir: "Îmân, dil ile ikrâr, kalb ile tasdîktir." İmâm Mâturîdî ve İmâm-ı A’zam Ebû Hanîfe kalb ile tasdîkin yetmeyeceğini söylerler: kişi dil ile de ikrâr etmelidir. Neden? Çünkü dil ile ikrâr o kimsenin hukûkunu belirler. Kişi "Ben Müslümanlardanım" diye ikrâr ederse, hukûku Muhammedî Müslümanlara göre uygulanır; "İsevîyim" derse hukûku İsevîye göre olur; "Mûsevîyim" derse Mûsevîye göre olur. Bir kimse "lâ ilâhe illallâh Muhammedur-Resûlullâh" dediyse, ona artık kimse küfür fetvâsı veremez. Onun küfrüne hükmedebilmek için ya bir âyeti inkâr etmesi, ya meşhûr bir hadîsi reddetmesi, ya bir haramı helâl saymış olması gerekir. Bunlar yoksa o kimseyi tekfîr eden kendisi câhildir.

Kaynak: 38. Karabaş-i Velî Tekkesi Sohbeti — Kur’ân-Sünnet Üzre Evlilik, İnanç-Bilim Ayr

İnanç-Bilim Ayrımı konusunu ele almak istiyorsanız neleri bilmelisiniz?

İnanç ile bilim ayrı sahalarda yürür — çatıştırmayın, denk tutmayın. Îmân dil ile ikrâr, kalb ile tasdîktir — ikrâr etmiş olan tekfîr edilmez.

Kaynak: 38. Karabaş-i Velî Tekkesi Sohbeti — Kur’ân-Sünnet Üzre Evlilik, İnanç-Bilim Ayr

İnanç ve bilim arasında nasıl bir ayrım vardır?

İnanç ile bilimin ayrı sahalar olduğunu ve birbirlerine karıştırılmamaları gerektiğini

Kaynak: 38. Karabaş-i Velî Tekkesi Sohbeti — Kur’ân-Sünnet Üzre Evlilik, İnanç-Bilim Ayr

Allâh’ın şah damarından daha yakın olmanın anlamı nedir?

Efendi hazretleri "Ve nahnu akrabu ileyhi min hablil-verîd" (Biz ona şah damarından daha yakınız — Kâf sûresi 16. âyet) kavl-i celîlinin tefsîrini yapmış; bu âyetin sadece bir teşbîh olmadığını, gerçekten Cenâb-ı Hakk’ın kuluna kulun kendisine olan yakınlığından bile daha yakın olduğunu beyân etmiştir. Ancak insan kendi gaflet perdesi dolayısıyla bu yakınlığı fark edemez hâle gelmekte ve kendini O’ndan uzak farz etmektedir.

Kaynak: 36. Karabaş-i Velî Tekkesi Sohbeti — Çocuk Terbiyesi, Rûhlar Âleminde Hitâb, Can

Nasıl bir ilimdir su?

Arabi burada tabutu onun Musa’nn nasûtu, yani bedeni cismani vücudu, Nil’i ise onun vücud araclyla nasip olan ilmidir der.

Kaynak: Karabaş-ı Veli Dergâhı Sohbeti — 30 Mart 2013 | Hallac-ı Mansur’un 1091. Yılı, İ

Arabî’nin Musa ve Nil hakkındaki yorumu ne anlama gelmektedir?

Musa, insan-ı kamilin sembolüdür; tabutu, bedeninin taşıyıcılığı; Nil, bu bedenin araç olarak edindiği ilimdir. Musa kendisine bırakılsaydı doğabilir, büyüyebilir, ilmi gerçekleştirebilirdi, ama onu doğuran insan değildir.

Kaynak: Karabaş-ı Veli Dergâhı Sohbeti — 30 Mart 2013 | Hallac-ı Mansur’un 1091. Yılı, İ

Efendi Hazretleri Arabî’nin yorumunu nasıl değerlendirmiştir?

Aslında başından sonuna kadar tüm hikayeyi Cenâb-ı Hak yazmıştır.

Kaynak: Karabaş-ı Veli Dergâhı Sohbeti — 30 Mart 2013 | Hallac-ı Mansur’un 1091. Yılı, İ

Nefsin cisimde hasıl olmasının ve bedenin tasarrufuyla memur edilmesinin anlamı nedir?

Nefsin bu cisimde hasıl olması ve bu bedenin tasarruf ve tedbiriyle memur edilmesiyle Allah da bütün kuvvetleri nefsin kullanılacak aletler kıldı der. Însanın kendisine bütün âlemi hizmetçi kılmıştır.

Kaynak: Karabaş-ı Veli Dergâhı Sohbeti — 30 Mart 2013 | Hallac-ı Mansur’un 1091. Yılı, İ

Kur’an’da insanın kainata yönetme yeteneklerini üç dereceye ayırmakla ilgili ne söylenmektedir?

Kur’an’daki “Göklerde ve yerde olanları size musahhar kıldı” ayetine (Luk. 31:20, Casiye 45:13) denk gelir: bütün kainat insanın hizmetindedir.

Kaynak: Karabaş-ı Veli Dergâhı Sohbeti — 30 Mart 2013 | Hallac-ı Mansur’un 1091. Yılı, İ

İnsanın kainata yönetme yeteneklerini üç dereceye ayırmakla ilgili üç derece nedir?

Birincisi herkes gibi biz beşer noktasında, beşeri olarak ne kadarsa beşeri ilmimiz ve beşeri gücümüz biz o kadar âleme musahhar oluruz.

Kaynak: Karabaş-ı Veli Dergâhı Sohbeti — 30 Mart 2013 | Hallac-ı Mansur’un 1091. Yılı, İ

İnsanın kainata yönetme yeteneklerinin ikinci derecesi nedir?

Ama âleme öyle musahhar olmak vardır ki örnek Hz. Ali Efendimizin bir avuç toprağı üç Îhlas bir Fatiha okuyup yedi altın olması gibi, buradaki âleme ve eşyaya hükmetmek veyahut da ona farklı bir noktaya gider.

Kaynak: Karabaş-ı Veli Dergâhı Sohbeti — 30 Mart 2013 | Hallac-ı Mansur’un 1091. Yılı, İ

İnsanın kainata yönetme yeteneklerinin üçüncü derecesi nedir?

Böyle olunca peygamberlerin âleme musahhar olması farklı bir noktada algılanması gerekir. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretleri bir avuç toprak attı, şarap gülli oldu. Karşıdaki düşman dağıld.

Kaynak: Karabaş-ı Veli Dergâhı Sohbeti — 30 Mart 2013 | Hallac-ı Mansur’un 1091. Yılı, İ

Ebu Leheb’in taş sünmasında taşların kelime-i şehadet getirmesi ne anlama gelmektedir?

Taşlar kelime-i şehadet getirirler, böylece Peygamber’in peygamberliğini ispat ederler.

Kaynak: Karabaş-ı Veli Dergâhı Sohbeti — 30 Mart 2013 | Hallac-ı Mansur’un 1091. Yılı, İ

Arabî’nin tabut ve su tefsirine Efendi Hazretleri nasıl bir ince düzeltme getirmiştir?

Aslında taput da Nil Nehri de örtü. Niye örtü? Allah hakikatini taput ve suyla örtü. Hakikatini görünen bir şeyle gizledi.

Kaynak: Karabaş-ı Veli Dergâhı Sohbeti — 30 Mart 2013 | Hallac-ı Mansur’un 1091. Yılı, İ

Efendi Hazretleri Arabî’nin tefsirini neden eleştirmiştir?

Eğer taputu görürsen arkadaki hakikatten noksan kalacaksın. Eğer suyu görürsen Nil’i görürsen hakikatten noksan kalacaksın.

Kaynak: Karabaş-ı Veli Dergâhı Sohbeti — 30 Mart 2013 | Hallac-ı Mansur’un 1091. Yılı, İ

Efendi Hazretleri Arabî’ye küstahlık yapmaktan nasıl kaçınmıştır?

Biz Arabîden küstahlık, Arabîye küstahlık noktası değil. Burada işin hakikatini görelim. Burada işin hakikati, burada işleyen her şey Allah’a aittir.

Kaynak: Karabaş-ı Veli Dergâhı Sohbeti — 30 Mart 2013 | Hallac-ı Mansur’un 1091. Yılı, İ

Arabî ile Arabiciler arasında fark nedir?

Malum ya ben Arabi ile Arabicileri ayırıyorum ya. Şimdi soruyu soran da gülüyor benim bu ayrışmayı yaptığımda. Arabiciler meselenin içinden halleri olmadığından dolayı meselenin içerisinden çıkamıyorlar.

Kaynak: Karabaş-ı Veli Dergâhı Sohbeti — 30 Mart 2013 | Hallac-ı Mansur’un 1091. Yılı, İ

Hal ehli olmak ne demektir?

Hali olmak ne demek biliyor musunuz? Bir meseleyi tefekkür ederken, bir meseleyi kendinle istişare ederken, hal ehli odur, meselenin sahibine danışma, meselenin sahibiyle istişare etme haline erişmesi gerekir.

Kaynak: Karabaş-ı Veli Dergâhı Sohbeti — 30 Mart 2013 | Hallac-ı Mansur’un 1091. Yılı, İ

Arabî’nin eserini okuyan bir kimse nasıl bir okuma yapmalıdır?

Mesela bir kimse Arabi’nin eserini okuyorsa Arabi’ye sorabilmeli bunu. Arabi’ye soruyorsa işin hakikatine ulaşıyor.

Kaynak: Karabaş-ı Veli Dergâhı Sohbeti — 30 Mart 2013 | Hallac-ı Mansur’un 1091. Yılı, İ

Arabi’nin o günkü hal ve tecelliyatı ile bugünkü velilerin hal ve tecelliyatı arasında ne fark vardır?

Arabi’nin o günkü hal ve tecelliyatı ile bugünkü velilerin, kutupların hal ve tecelliyatı Arabi’den üstündür. Niçin Arabi’den üstündür? Allah dinini tamam edecek. Allah nurunu tamamlayacak. Allah dinini tamam edecekse ve nurunu tamamlayacaksa Arabi dünde kaldı.

Kaynak: Karabaş-ı Veli Dergâhı Sohbeti — 30 Mart 2013 | Hallac-ı Mansur’un 1091. Yılı, İ

Bugünkü velilerin Arabi’den daha ileri olmasının sebebi nedir?

Bugün insanlık, bugün din içerisinde oturan bugünün velileri, bugünün mürşid-i kamilleri Arabi’den daha ilerdedir. Eğer Arabi’den daha geridelerse din yozlaşmıştır.

Kaynak: Karabaş-ı Veli Dergâhı Sohbeti — 30 Mart 2013 | Hallac-ı Mansur’un 1091. Yılı, İ

İslam dini nasıl sürekli bir ilerleme hâlinde olabilir?

İslam dini gerici bir din değildir. Her gün kendini yeniler. Kur’an her an kendini yenileyen bir din kitabıdır. Her an kendini yeniler ve Kur’an’ın peşinde giden Allah’ın velileri, dostları da her gün kendilerini yenilerler. Her gün kendilerini yeniliyorlarsa onlar Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin ayak izlerine basaraktan uğruçları devam eder. O uğruç devam ediyorsa Arabi’den daha ileri adım atarlar, Arab, den daha ileri konuşurlar.

Kaynak: Karabaş-ı Veli Dergâhı Sohbeti — 30 Mart 2013 | Hallac-ı Mansur’un 1091. Yılı, İ

Allâh’ı bilmenin üç yolu nedir?

Allâh’ı bilmenin üç yolu: Kur’ân ile: "Biz Allâh’ı Cenâb-ı Hakk’ın peygamberinin üzerinden indirmiş olduğu Kur’ân ile tanırız." Sünnet ile: "Hazret-i Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem Hazretlerinin mübarek hadîsleri ile tanırız. Fikrî-lafzî hadîsler, fiilî hadîsler, ve kendi hâl ve yaşayışı olan hâdiseler." Keşf yolu: "Keşf, bir kimsenin kalbine gelen ilhâm olarak nitelendirilir sûfîler tarafından. Bu ilh, âyet ve hadîs süzgecinden geçer ise o keşf yolu sahîhtir. Eğer o keşf süzgecinden geçmez ise o meseleye farklı açıdan bakılır."

Kaynak: 35. Karabaş-i Velî Tekkesi Sohbeti — Âlemlerin Rabbi: Ezelîyet, Yaratılış Tartış

Panteist, Deist, Teist ayrımı nedir?

Panteistler "âlem Allâh tarafından yaratılmıştır ama aynı zamanda da âlem Allâh’tır" derler. Deistler hakkında çok ilgi çekici bir analiz yapar: "Deistizm ülkemizde çok önemli bir yer tutar. Yer tutmasının sebebi şudur: Biz onları Müslümân görürüz ama onlar deisttirler. Deistler bütün kâinâtı Allâh’ın yarattığını, kitâbın Allâh tarafından gönderildiğine inanmazlar. Peygamberlerin peygamberliklerine inanırlar, peygamberi de deist olarak görürler. Peygamberden sonra deistliğin Hazret-i Ebû Bekir’e, Ömer’e, Osmân’a, Alî’ye geçtiğini, ondan sonra gizlendiğini, sonra zamanın pîrlerinin birer deist olduğunu söylerler."

Kaynak: 35. Karabaş-i Velî Tekkesi Sohbeti — Âlemlerin Rabbi: Ezelîyet, Yaratılış Tartış

Türkiye’de gizli deizm nedir?

Efendi bu gizli deizmi Türkiye’deki çok özgün bir fenomen olarak tanımlar. Deistler İslâmî-Muhammedî bir söylem kullandıkları için herkes onları deist olarak değil, "Müslümân" olarak görür — ancak teknik olarak kendileri vahye, kitâba ve dînî hükümlere inanmazlar. Sadece Allâh’ın varlığını ve Peygamber’in ahlâkî üstünlüğünü kabûl ederler.

Kaynak: 35. Karabaş-i Velî Tekkesi Sohbeti — Âlemlerin Rabbi: Ezelîyet, Yaratılış Tartış

Gazâlî ve İbn Rüşd arasında "âlemin ezelîliği" tartışması nedir?

Sohbetin ana kelâmî bölümü İmâm Gazâlî ile İbn Rüşd arasındaki meşhûr "âlemin ezelîliği" tartışmasıdır. Efendi önce felsefecilerin tarihsel arka plânını aktarır: "Yunan ve İslâm filozoflarının öğretisini bilen Gazâlî, Aristo’ya (M.Ö. 384) dâir yazılan reddiyeleri — Yahyâ en-Nahvî’nin (490) ve Plato’nun (M.Ö. 427) — öğrenmiştir. Yahyâ en-Nahvî âlemin ezelîliği fikrine karşı çıkmış ve ‘sonluluklar delili’ ile sonsuzca art arda gelişin imkânsızlığını ortaya koymuştur." Gazâlî’nin temel tezi: "Allâh evreni özgür irâdesi ile yoktan ve sonradan yaratmıştır. Dolayısıyla âlem, hâdis ve mümkün varlıktır." Yâni âlemin bir başlangıcı vardır, ezelî değildir.

Kaynak: 35. Karabaş-i Velî Tekkesi Sohbeti — Âlemlerin Rabbi: Ezelîyet, Yaratılış Tartış

İbn Rüşd’ün "âlemin ezelîliği" tartışmasında üç varlık çeşidi nedir?

İbn Rüşd üç varlık çeşidinden bahseder: Hâdis varlıklar: "Öncesinde zaman olan — yâni bir başlangıcı ve bir zamanı olan." Ezelî varlık: "Zamânın öncelemediği, ezelî — bu Allâh’tır ve tüm varlıkların nedenidir." Üçüncü varlık: "Bir şey aracılığı ile meydana gelmemiş, kendinden önce zaman geçmemiş olan fakat bir şey sonucu meydana gelmiş varlıklar. Bu da âlemdir."

Kaynak: 35. Karabaş-i Velî Tekkesi Sohbeti — Âlemlerin Rabbi: Ezelîyet, Yaratılış Tartış

Efendi’nin "halk içinde tartışılmamalıdır" tezine itiraz nedir?

Efendi ise İbn Rüşd’ün "halk içinde tartışılmamalıdır" tezine kısmî bir itirâz getirir: "İlk sûfîler de bunların konuşulmasını uygun görmemişler. Ama benim sûfî hayâta adım attığımdan itibâren bunu ben cemâatin içerisinde konuşmayayım, anlatmayayım, burada söylemeyeyim diye böyle bir şerh düşümüm olmadı. Paldır küldür inanışım neyse ben bunu anlattım. Allâh bu konuda hatâ yaptıysam Allâh beni affetsin."

Kaynak: 35. Karabaş-i Velî Tekkesi Sohbeti — Âlemlerin Rabbi: Ezelîyet, Yaratılış Tartış

Efendi’nin "âlemlerin Rabbi" doktrini nedir?

Sohbetin felsefî zirvesi Efendi’nin Fâtiha sûresinin "Elhamdülillâhi Rabbi’l-Âlemîn" âyetinden çıkardığı çok özgün bir doktrindir: "Kur’ân Fâtiha ile başlar. Fâtiha’nın birinci âyet-i kerîmesi: ‘Elhamdülillâhi Rabbi’l-Âlemîn.’ Âlemlerin Rabbi olan Allâh’a hamd ederiz. İlk önce biz bu âlemler lafzına bakacağız. Bu âlemin ezelîliği ile ebedîliğini konuşmamız lâzım." Efendi temel ilkeyi koyar: "Âlem ezelî midir? Bizim dînî inanışımıza göre âlem ezelî değildir. Yâni bir başlangıcı vardır. Eğer âlemi ezelî görürsek bu âlemin başlangıcı ile Allâh da başlangıç yapmış olur. Ama Allâh ezelîdir, başlangıcı yoktur. Bir şey yaratmıştır — o zaman yaratmış olduğu şeyin başlangıcı vardır."

Kaynak: 35. Karabaş-i Velî Tekkesi Sohbeti — Âlemlerin Rabbi: Ezelîyet, Yaratılış Tartış

14 milyar yılın Allâh’ın ilminde ne anlama gelir?

Efendi çağdaş astrofiziğin bulgularını ele alır: "Bugün astrofizikçiler yaşamış olduğumuz bu âlemin tarihini hesaplamaya çalışıyorlar. Yaklaşık 14 milyar yıl, ışık yılı olarak hesaplıyorlar. İnsan ömrü 100 sene — bu başlangıçtan bugüne kadar 14 milyar yılın içinde bir göz açıp kapayıncaya kadar." Efendi çok çarpıcı bir teşbîh yapar: "14 milyar yıllık bir âlemin ezelî ve ebedî bir ilâhın önünde çok affedersiniz fasafiso’dan başka bir şey değildir. Dudakta kürdan bile kalındır. 14 milyar yıllık ışık yıllık bir âlem, ezel ve ebed duygusunun, ezel ve ebed ilminin içerisinde bir saç tanesi kadar zaman birimidir — saç uzunluğu değil, kalınlık açısından."

Kaynak: 35. Karabaş-i Velî Tekkesi Sohbeti — Âlemlerin Rabbi: Ezelîyet, Yaratılış Tartış

Efendi’nin "çok âlem" doktrini nedir?

Efendi bu "çok âlem" doktrinini detaylandırır: "Benim kendi inanışım: Bu âlemin bir başlangıcı vardır. Bu âlemin ilk olmadığına, bizden önce de kim bilir sayısız âlemlerin yaratıldığına inanıyorum. Cenâb-ı Hak ezelî, bu mânâda yaratması da ezelî." Efendi çok önemli bir açıklama yapar: "Nasıl milyarlarca insân var ise, milyarlarca âlem de vardır. Bizden önce nasıl milyarlarca insân geçtiyse, bizden önce de milyarlarca âlem geçmiştir. Bu âlem 14 milyar yıl ise, bundan önceki âlemler de bilmem kaç milyar yıldır. Hatta o âlemler var mıdır? Vardır."

Kaynak: 35. Karabaş-i Velî Tekkesi Sohbeti — Âlemlerin Rabbi: Ezelîyet, Yaratılış Tartış

Allâh’ın "rûhundan ve nûrundan" yaratma doktrini nedir?

Efendi yaratmanın mâhiyeti konusunda çok özgün bir doktrin ortaya koyar. İbni Rüşd, Fârâbî, İbn Sînâ ve Gazâlî’nin tartışmasına yeni bir cevap getirir: "Gazâlî’nin ‘yoktan yaratmak’ dediği şey: Yâni cisim olarak, madde olarak bir şeyden değil. Cisimsel, maddesel olarak, cevhersel olarak Allâh bir şeyden yaratmadı. Burada tekrar söyleyeceğim: Mâhiyetini bilemediğimiz rûhundan ve nûrundan yarattı."

Kaynak: 35. Karabaş-i Velî Tekkesi Sohbeti — Âlemlerin Rabbi: Ezelîyet, Yaratılış Tartış

Nûru ne mânâya gelir?

Bilemedik, çözemedik daha. Bilemeyişimiz, çözemeyişimiz onun ilâhlığının ispâtıdır."

Kaynak: 35. Karabaş-i Velî Tekkesi Sohbeti — Âlemlerin Rabbi: Ezelîyet, Yaratılış Tartış

Âyet-i Kerîme’de "yerin de göğün de nûru Allâh’tır" buyurulur mu?

Efendi bu teze önemli bir delil ekler: "Âyet-i Kerîme’de ‘yerin de göğün de nûru Allâh’tır’ buyurulur (Nûr 35). Mâhiyetini bilemediğimiz bu âlemin Allâh’ın nûrunun içerisinde yüzdüğünü düşünürüm ben. Ve bu âlemin de rûhunun var olduğuna inanırım.

Kaynak: 35. Karabaş-i Velî Tekkesi Sohbeti — Âlemlerin Rabbi: Ezelîyet, Yaratılış Tartış

Plato’nun adını koymadığı ezelî madde, onun öğrencisi olan Aristo tarafından belirlenmiştir mi?

Efendi felsefecilerin "ilk madde" (heyûlâ) kavramına değinir: "Plato’nun adını koymadığı ezelî madde, onun öğrencisi olan Aristo tarafından belirlenmiştir. Bu madde ‘HYL’ yâni heyûlâdır. Kindî: ‘Şekilsiz ilk madde, çeşitli şekilleri kabul eden pasif güç.’ İbn Sînâ: ‘Heyûlâ bileşiktir, cevherdir ve istidâttır.’ İbn Rüşd: ‘Her cisim oluşup bozulan ilk madde heyûlâ ve suretten meydana gelir.’

Kaynak: 35. Karabaş-i Velî Tekkesi Sohbeti — Âlemlerin Rabbi: Ezelîyet, Yaratılış Tartış

Efendi felsefecilerin "ilk madde" (heyûlâ) kavramına ne şekilde yaklaşır?

Efendi bu görüşlerin hiçbirine katılmadığını söyler: "Hem İbn Sînâ da İbn Rüşd de ‘âlem ezelîdir’ diyorlar, bir de ‘heyûlâ kendinde bir şeydir’ diyorlar. Yani ‘hani ezelden vardı, nereden bir cisim oluştu?’ Bunların normâlde hiçbirine de katılmıyorum.

Kaynak: 35. Karabaş-i Velî Tekkesi Sohbeti — Âlemlerin Rabbi: Ezelîyet, Yaratılış Tartış

Efendi kendi alternatif görüşünü nasıl açıklar?

Efendi kendi alternatif görüşünü önerir: "Hazret-i Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem diyor ki: ‘Allâh ilk aklı yarattı. Ona gel dedi, geldi. Git dedi, gitti.’ Ve dedi ki: ‘Allâh nezdinde senden daha hayırlı bir şey yaratmadım.’ Ben ‘rûhundan ve nûrundan’ diye nitelendirdiğim şey Hazret-i Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem Hazretlerinin rûhâniyeti olarak görüyorum.

Kaynak: 35. Karabaş-i Velî Tekkesi Sohbeti — Âlemlerin Rabbi: Ezelîyet, Yaratılış Tartış

Efendi sohbetin en özgün ve en cesûr tezini nasıl açıklar?

Efendi sohbetin en özgün ve en cesûr tezini sunar: "Sahâbeler soruyorlar ya: ‘Yâ Resûlallâh, hiçbir şey yok iken Allâh neredeydi?’ Cevap: ‘Âmâda idi.’ Ben âmâyı bir vechesiyle Hazret-i Muhammed Mustafâ’nın rûhâniyeti ve nûrâniyeti olarak görüyorum.

Kaynak: 35. Karabaş-i Velî Tekkesi Sohbeti — Âlemlerin Rabbi: Ezelîyet, Yaratılış Tartış

← Sorular – Sohbetlerde Sorulan Sorular ve Cevapları