Perşembe, 14 Mayıs 2026
YOLUMUZ NÜBÜVVET YOLUDUR

Mustafa Özbağ

İrşad & Tasavvuf · Resmî Site
Soru/Cevap ·

2023 Sohbeti #045 — Mesnevî 1670. Beyit

Mustafa Özbağ Efendi'ye sorulan soru ve cevabı: 2023 Sohbeti #045 — Mesnevî 1670. Beyit. Tasavvuf, ahlâk ve günlük hayata dair açıklama.


Beyit Girisi ve Mesnevi Manasi

Bunun delili hadisi kutsi Allâh o velisini sevdiğinde ne diyordu? Gören gözü, duyan kulağı, tutan eli, söyleyen dili, yürüyen ayağı olur Benimle görür, benimle duyar, benimle konuşur, benimle tutar, benimle yürür Bu hadisi kutsi velilerin sonuç itibariyle kendi cüz iradeleriyle yapmış olduğu şey gibi görünse de o cüz iradelerinin külli iradeye bağlı olduğunu gösterir. Ama orta yerde o velinin kendi zatı çalışıyormuş gibi görürsün dersin ki ya rüyanda dersin ki ya Şeyh Efendi şöyle oldu, böyle oldu, şu şöyle oldu, bu böyle oldu Normalde orta yerde görünen Üstad’dır, Şeyh’tir. Ama o eğer ki bu manada pir seviyesindeyse onun bu konuda cüz iradesi çok yoktur Varmış gibi görünür, çok yoktur. Çünkü onlar tam olarak teslim olmuş vaziyettelerdi Onlar kendi içlerinde derece derece kendi işlerindeki derecelerine göre olay ve hadiselerine bakarlar.

Ama sonuç itibariyle onlar bir meselede eğer ki farklı bir yöne döndürülüyorsa iş, farklı bir şey olacaksa ne yaparlar? Onların Cenâb-ı Hak gönüllerinin üzerinden bu mesele farklı bir yöne gider Bu işin sufi hakikat tarafı bir pişmanlıkta ne var? O normalde avamla alakalı Ben oraya çok girmek istemiyorum Avamla alakalı olan ne? Allâh Resûlü sallallâhu aleyhi ve sellem Hazretleri buyurdu ya Her ölen mutlaka pişmanlık duyacaktır diyor, her ölen Bu pişmanlık ne? Mesela kötüler kendilerince diyeceklerdi ki ondan sonra biz neden kötülük yaptık? Hadis-i şerife diyor ki iyilik eden kimse iyiliğini arttırmamış olduğuna Kötülük eden kişiler de kötülükten vazgeçmemiş olduğuna pişman olurlar Velilerin pişmanlığı bu manada değil Bunu böyle algılamayın diye bunu da birisi kalkar bu nasıl pişmanlık olacak pişmanlık böyle asıl der hadîs-i şerîfi söyler Bu o manada değil, bunun birinci merhalede anlattığım şey O zaman o veli orta yerde bir ümmeti Muhammed’e sıkıntı olacaksa kardeşlere sıkıntı olacaksa o zaman o ok tekrar yayın sadağına girer mi?


Arifin Yolu ve Halvet-i Der-encumen

El cevap girer Bütün kalplerdeki nükteleri işitir, gönüllerden o sözü yok eder o mürşid-i kamil gönüllerde o sözün olumlu veya olumsuz tesirini yok eder Artık o söz o kimsede söylenmemiş gibi, o hadise yaşanmamış gibi. Hatta bazen böyle ben şimdi önceki zamana döneyim yine kimse üzerine alınmasın. Şeyh Efendi’nin zamanında mesela bir kardeş bir arkadaş böyle dersini bırakır şey olurdu giderdi mesela Sanki o hiç yaşamamış gibi orada hiçbir etkisi olmazdı, insanlar unuturdu onu böyle unutulur hiçbir esamesi kalmaz hiçbir şeyi sanki o kimse orada dervişlik yapmadı orada yaşamadı o sanki o dergahta değildi Böyle bir anda esamesi kaybolur onun, bir anda hiçbir eseri kalmaz Bir anda herkes onun ismini cismini unutur böyle orta yerden kaybolur gider Bunu Şeyh Efendi’nin zamanında bunu çok görmüş yaşamış bir insanım Bir bakarsanız Samanalevi gibi bir derviş hızlı ah sonra yok ortalıkta ve kimse de hatırlamıyor Kimse de ya böyle bir arkadaş da vardı filan demiyor bazen hatırlayan olurdu mesela O da siz böyle o arkadaşa gidip arayıp sormadınız ben kullana eğilirdim Gitar’a sor, gitara sor bakardı hatta birine dedim Allâh’ın unutturduğunu sen mi hatırlatacaksın.

Allâh’ın ismini bu dergahtan kazıyanı sen mi yazacaksın. Allâh’ın sevgisini kestiğini sen mi sevdireceksin. Kim yapacak buna?


Hazret-i Pirin Hikmet Damlalari

tek dergahın başındaki şeyi bilir bir de söylenmeyenler vardır konuşulmaz onlar onlar lafa gelmez neden size de ders olsun sen Allâh’ı gambazlayamazsın. Cenâb-ı Hak senin rüyanda göstermiş veya haydinde göstermiş bunu ifşa edesin diye değil bilesin diye sana ilmin ledünden bir sayfa açılmış işte mahrem mahrem ama ustada mahrem değil onu bilmiyor zannetme onu sen görmüyor zannetme zaten herkesin hatası buradadır herkesin hatası da buradadır şimdi kamiller şeyhler bu manada ketundurlar konuşmazlar ulu orta yakışmaz zaten onlara ama o derviş veya zakir o konuyla alakalı olan onu normalde bilmiyor zanneder Hazret-iPir diyor ki kalplerdeki nükteleri işitir gönüllerden o sözü yok eder ne diyordu benimle duyar deyince o zaman onun duydu çünkü o Zat’ta o mürşidi kamilde ilmin ledi var Cenâb-ı Hak Musa’ya dedi ya sordular Musa’ya senden daha ilim bir kimse var mı yok zannederim dedi senden daha bilgili daha hikmetli bir kimse var mı yok zannederim dedi sonra tabi ilişki vahiy kesildi Musa aleyhisselâm tevrisi ne âyet çıktı dedi ki ya Rabbi aramızda ne oldu ki dedi ki ya Musa sana sordular ya senden daha ilim bir kimse var mı diye sen de yok deyince Allâh’ın tacibine gitti dedi senden daha alim bir kimse var o kim ya Rabbi gideyim ben ona hizmet edeyim gideyim ben ondan o ilmi öğreneyim deyince dedi ya kurutulmuş balık al yanına ondan sonra Kızıldeniz’in kenarına çık ne zaman balık canlandı denize kendini attı orada benim bir kulun var odur dedi senden daha alim bunu kef suresi 65. âyet ne diyor.

Musa ve adamı kayaya vardıklarında nezdimizden kendisine rahmet verdiğimiz ve tarafımızdan kendisine ilim öğrettiğimiz salih kullarımızdan birini buldular salih kullarımızdan biri salih kulumuz değil kullarımızdan biri başka salihler de var neydi hadîs-i şerîf vardı kırktan’a ne vardı abdal vardı kırktan’a 80’ler 120’ler 160’lar devam ediyordu 320’ler 500’ler öyle gidiyordu Hazret-i Ali efendimizin naklettiği hadîs-i şerifte bu âdemden itibaren var olan bir şey bu da ne manevi hükümet manevi devlet öyle diyelim bunlar eksiliyorlar mı hayır o yüzden bu tabi âyet-i kerîme hızır kast ediyor bu âyet-i kerîme demek ki onlar kendilerini nezdimizden kendisine rahmet verdiğimiz tarafımızdan kendisine ilim öğrettiğimiz aracı yok direkt Allâh’ın kendi zatından ilim almış ilminledin almış kimse o mürşid-i kamiller bu âyet-i kerimede belirtilen zatlardır böyle olunca onlar ne yaparlar onlar kalplerdeki nükteleri işitirler neyi lazım olacak olanı lazım olanı dervişler bazen şöyle yapar benim kalbimden geçeni gülsün bunlar şeytani değil ki o Cenâb-ı Hak onun kalbine ilham edecek Cenâb-ı Hak onun kalbine ilham etmezse o da senin gibi benim gibi olur ama senin kalbine ilham etmez onun kalbine ilham eder yalnız o yüzden bazen ham dervişler vardır ham dervişler arasın şimdi bizi veya benim kalbimden geçeni bilsin veya şu şöyle olsun bu böyle olsun bunlar dervişin hamıdır ya da avam tabakasındandır bunlar avam tabakası bunlar böyle şeyler söylerler mi söylerler bunlar böyle kendilerince kendilerince o Allâh’ın velisini o Allâh’ın dostunu utandırmaya çalışırlar bakın utandırmaya çalışırlar ama Cenâb-ı Hak onları utandırır mı hayır onları utandırmaya çalışanlar utanırlar bakın onları utandırmaya çalışanlar utanırlar hatta onlar utandırmaya kalktıkları için Cenâb-ı Hak onların kalplerini mühürler tövbe etmezlerse helallık almazlar ise Allâh muhâfaza eylesin ey ulu kişi sana delil ve hüccet gerekse min ayetin ey nün siha ayetini oku bu âyet-i kerîme bakara’nın 106. âyet-i kerimesi bakara’nın 106.


Nefsin Mertebeleri ve Mucahede

âyet-i kerimesine mealen biz bir ayetin hükmünü kaldırır veya onu unutturursak daha iyisini veya aynısını getiririz Allâh’ın her şeye kadir olduğunu bilmez misin unutturmayı unutturma bir veli bir mürşid onun kalbinden geçeni unutturuyor ya unutturmaya delil sana bakara âyet 106 demek ki Cenâb-ı Hak kendi âyet-i kerimesini kendisi unutturuyor veyahut da kendi âyet-i kerimesini kendisi nes ediyor mesela nes edilenlerden hep bu konuşulur ya Allâh sizin kalbinizden geçenlerden de hesaba sorar sonraki âyet-i kerîme ne Allâh kalbinizden geçenlere hesaptan sormaz, hesabını sormaz bakın o âyet-i kerîme bir önceki âyet-i kerimeyi alimlerin dedi nes etti ha diyeceksin ki sen bu nesi katılıyor musun ben alimler nes etmeyi kabul ettikleri için ben de kabul ediyorum ama şöyle diyorum bu âyet-i kerimenin de tecelli edeceği bir alan vardır ve o tecelli edeceği alan nedir?

Sufilerdir, sufiler kalp temizliğine, kalbin mamur ve imar edilmesine önem vermeleri gerekir Eğer siz Allâh yoluna girdiyseniz ve Allâh’a doğru yola çıktıysanız siz hem zahiri hem de batini kendinizi temiz tutmakla mükellefsiniz Zahiri temizlik nedir? Tövbedir, abdesttir, namazdır, insanın kendisini şeriaten temiz tutmaya çalışmalısıdır Batini temizlik nedir? O kimsenin kalbinden bir kötülük geçmemesi, kalbinden bir günah geçmemesi, kalbinden bir yanlış bir şey geçmemesidir Bu da o işin batini temizliğidir. Bütün insanlar zahir temizliklerine dikkat ederler ama ne yazık ki insanlar batın temizliğine dikkat etmezler Batın temizliği o insanın kalbidir. Kalbinden bir kötülük geçmeyecek, kalbinden bir günah geçmeyecek, kalbinde Allâh’ın zikri ve sevgisinden başka bir şey olmayacak Cenab-ı Hakk’ın sevgisini düşüneceksin sadece ve kalbinde Allâh’ın zikrinin yerleşmesini hedefleyeceksin ve kalbinde zikrullahın haricinde bir şey gelmeyecek Gelirse o helal olacak, gelirse ve zikrullahla alakalı, sen zikrullaha oturmuşsun, kalbinde zikrullâh var, eğer bir şey geldiyse bil ki hayır olarak, mübah olarak gelen şey senin bir ihtiyacın içindir Çoluğunun çocuğunun ihtiyacı içindir, bir kardeşinin ihtiyacı içindir, ümmet-i Muhammed’in bir ihtiyacı içindir o kalbine gelen senin.

Yoksa ondan sen sorumlu olursun bir derviş olarak Bir derviş kötülük düşünemez, bir derviş süizana girmez, bir derviş kardeşinin üzerinde süizana girmez, üstadının üzerinde süizana girmez, Hz. Resûlullâh’ın salallahu aleyhi ve sellem’in üzerinde süizana girmez Allâh’ın üzerinde süizana girmez. diyorlar ya işte, yok bu din erkeklere mi sadece? Allâh’ın üzerinde süizana düşüyor veya Hazret-i Peygamber’in salallahu aleyhi ve sellem’in kendine münhasır, kendine münhasır hukukundan süizana düşüyor kendine münhasır hukukundan süizana düşüyor veya üstadın bir sohbetinden, bir hareketinden süizana düşüyor. Sufi süizana düşmez, kalbinin üzerinde kendince cüz iradesiyle hâkimiyet kurar. Nereye kadar? Nereye kadar?

Ta onun zikrullahı ruh ile oluncaya kadar. Artık onun geri dönüş kapısı kapanıncaya kadar. O zaman o kimse asla kalbini fesada vermez. Böyle olunca Allâh ona bir şey unutturursa o unutmuştur. Allâh ona unutmuştur çünkü. Çünkü hadîs-i şerîf ne dedi. Allâh Resûlü sallallâhu aleyhi ve sellem hazretleri? Unuttuklarınızdan, uykuda yaptıklarınızdan, bir de delilendiğinizden, delirdiğinizde yapılanlardan sorunlu değilsiniz. Unuttuğunuzdan sorunlu değilsiniz. Demek ki Allâh onu size unutturdu. sahabeler namaz kılıyorlardı, namaz kılarlarken ayetleri unuttular. Allâh Resulüne geldiler derler ki biz ayetleri unuttuk, unuttuk demeyin, unutturuldu deyin dedi. Ve siz o ayetleri okumayın dedi bir daha namaz kılarken dedi.


Asik-Masuk Iliskisi

Enteresan bir şey. Allâh Resûlü sallallâhu aleyhi ve sellem hazretleri siz o ayetleri bir daha okumayın dedi. Aklımda kaldığı kadarıyla zannediyorum, Tirmizi’de geçebilir bu hadîs-i şerîf. Enteresan bir şeydir. normalde sahabe namaz kılarken ayeti unutuyor. Allâh Resulüne geliyorlar sallallâhu aleyhi ve sellem diyorlar ki biz bu ayeti unuttuk namazdayken. Unuttuk demeyin, unutturulduk deyin. Ve siz bir daha o ayeti kerimeler okumayın diyor. Ha demek ki bir kimse nasıl Cenâb-ı Hak ayeti kerimi unutturuyorsa veya nesettiriyorsa aynı böyle Allâh’lık değil bu haşa. Demek ki velilerin üzerinde de öyle bir keramet var. Veliler de bazı şeyleri unutturabilirler Allâh’ın izmi kerimiyle. Bu normalde velinin kendi cüzi iradesiyle yapacağı şeyler değil bakın bunlar.

Bunlar normalde evet belli noktadaki evliyalar bazı şeylerin oluşması için kendi üzerlerinde uğraşırlar. Yeni sufiler, yeni dervişler, yeni rüya görenler, hal görenler kendilerinin üzerinde bir keramet tecelli etsin, bir hariküle ledelik olsun diye avanca cahilce uğraşırlar. Bu onların o ulaştıkları nokta böyle çok önemselecek bir nokta değildir. Gerçek mürşidi kamiller üzerlerinden keramet zuhur etsin diye uğraşmazlar. Zaten bu zamanda en büyük keramet istikamet sahibi olmaktır. Bu zamanda en büyük keramet bir kimsenin Kur’ân ve Sünnet’e sımsıkı sarılıp farzları yerine getirip haramlardan uzak durup nafilelerle Allâh’a yaklaşıp Allâh’ı sevme noktasında yürümesidir. Bu zamanda en büyük keramet odur.

Beş vakit namazını kılıyorsa bir kimse bu zamanda kadın erkek evliya’dandır. Bu zamanda kadın erkek haramlardan uzak duruyorsa, haramlara göz göre göre girmiyorsa, evet farzları yerine getiriyorsa o bu zamanda evliya’dandır. Evliya’dan bakın. Günün evliyası onlar. Küçük görmeyin. bazen ben diyorum ya bir kimse oturmuş zikrullâh alakasına bir üstade bağlanmış yıllardır orada zikrullâh alakasında duruyor. Herkesin harcı değildir o. Ne bir şeyhin harcıdır ne de o dervişin harcıdır. Herkesin harcı değildir. Allâh’ın lütfu ilahisi ikramıdır ihsanıdır. Onlar kolay şeyler değil. Allâh muhâfaza eylesin. Cenâb-ı Hak onlara bahşeder, lütfeder, ikram eder, ihsan eder. Kendi katından lütfeder, ikram eder, ihsan eder.

Bu o mürşid-i kâmil çalışmadan elde eder böyle aklınıza gelmesin. Çalışmadan hiçbir şey olmaz. Gayret etmeden hiçbir şey olmaz. O kimse kendisini Allâh’a vakfetmiştir. Allâh’a vakfettiğinden dolayı Cenâb-ı Hak da onun işlerini üzerine alır. Sen Allâh’a kendini vakf edersen Allâh senin işini üzerine alır. Sen Allâh’a kendini vakf edersen Allâh senin dünyanın da tamam eder, ahiretin de tamam eder. Sen Allâh’a kendini vakf edersen o zaman onun söyleyen dili, gören gözü, duyan kulağı olursun. Bu senin Allâh’a kendini vakfetmenle alakalı. O zaman Allâh hadisi kutside diyor ya, kulum beni zikretmekten dolayı kendisine bir zaman ayırmazsa kendisine bir şey istemezse ben onun ihtiyaçlarını görürüm diyor hadisi kutside.

Sen zikretmeye başla senin bilmediğini öğretir o. Sen zikretmeye başla senin kalbine bir tane müftü koyar o. Sen zikretmeye başla o senin kalbine zikrullahın nurundan bir nur tecelli ettirir senin kalbine. Seni merak etme bülbül gibi şakıtır seni. Sen hiç kimsenin bilmediği içinden çıkamadığı işlerin içerisinden çıkarır seni. Sen yeter ki kendini ona vakf et. Yeter ki senin birinci önceliğin Allâh olsun. Eğer birinci önceliğin Allâh ise sana korku yok, sana hüzün de yok. Senin korkunun içerisinde eminlik, hüznün içerisinde sevinçlik verir. Senin korkun herkes gibi değildir artık. Öyle bir hale gelirsin ki senin korkun heybet olur. O korku ayrıdır.


Tevhidin Derinligi ve Vahdet

Kimisi cehennemden atacak beni diye korkar. Kimisi cennetten uzaklaşacağım diye korkar. Seni öyle bir hale getirirsen onun heybeti önünde titrersin. Ama onun heybeti önünde titrerken Cenâb-ı Hak sana da ayrı bir heybet verir. O zaman herkes senin heybetinin önünde de titrer. Eğer gerekirse. Bu nedir? Bu Celal ismi şerifinin tecellisidir. Ha Cemal ismi şerifi tecelli eder. Oo ne kadar güzel. Hoşsun tatlısın muhabbet güzel. O yüzden eğer Allâh’a vakf edersen kendini, evet Cenâb-ı Hak sana gönüllerden geçen nükteleri sana ilham eder. Bilir lazım olanı. O zaman normalde kendince unuttuysan unutturulmuş olursun. Unutturularsa senin üzerinden onlar da ne olur? Unutmuş olur. En sevküm zikri ayetini de oku velilerin kalplere nisyan koyma kudretini de anla.

Bu ayeti kerimene müminin süresi 109. ve 110. ayetler. Kullarımdan bir zümre vardı. Onlar Rabbimiz. Biz iman ettik. Bizi bağışla. Bize merhamet et. Sen merhamet edenlerin en hayırlısısın. Duası neymiş? Kullarından bazılarının duası buymuş. Ayeti kerime tekrar söylüyorum. Siz de ezberleyin ki dua edin böyle. Bakın bu Allâh’ın ağzından dua. Tabiri caizse kullarının ağzından olarak söylüyor ama bu haşa Allâh ağzı. Haşa bu Allâh’ın kullarına bahşettiği dua kapısı. Âmîn diyelim. Âmîn diyelim. Rabbimiz. Biz iman ettik. Bizi bağışla. Bize merhamet et. Sen merhamet edenlerin en hayırlısısın. Âmîn. Evet. Demek ki kullarından bir kısmı böyle dua ediyormuş. Derlerdi. De. kullarından bir kısmı böyle derlerdi.

Siz de onları alay alırdınız. O kadar ki bu davranışınız beni zikretmeyi unutturdu. Siz onlara hep gülüyordunuz. Demek ki bir kimse Allâh’ı zikrediyor, iman ediyor, Allâh’tan bağışlanma merhamet dileniyor ve onlar normalde böyle iman edip, zikredip merhamet dilenirken bir kısmı bunlarla alay ediyor. Şimdi geriye doğru gidersek, peygamberlerle ümmetleri peygamberlerin üzerinde alay ettiler mi? Evet. Evet. Baktığımızda Yakup’la, Yusuf’la, Yunus’la, İbrahim’le, Musa’yla, İsa’yla hep alay etti mi müşrikler? Evet. Sıra geldi Hazret-i Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretlerine. Hazret-i Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretleriyle müşrikler alay ettiler mi? Evet. Devam etti alaycılar.

Hazret-i Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretlerinin zamanında Ashab-ı Sufe ile alay ettiler mi? Evet. Sahabelerin bir kısmıyla alay ettiler mi? Evet. Sonra Tabi’nin tebaenine alay edenler oldu mu? Evet. Sonra ilk zahitler, ilk sufiler oluştuğunda onlarla da alay edenler oldular mı? Evet. Şimdi hala da sufilerle alay edenler var mı? Evet. Bakın geçen derste dedim ya manevi bir sisiyle vardır. Manevi bir soy vardır. Bu manevi soy devam eder insanlarda. O zaman Peygamberlerle alay edenler sahabelerle, Ashab-ı Sufe ile de alay ettiler. Şimdi sufilerle de alay ediyorlar. Müslümanlarla da alay ediyorlar. Doğru mu? Alay etmeye devam ediyorlar bakın. O zaman bu alaycı, alaycı, soyu bozuklar devam ediyor.

Mesela bayan kardeşler örtünüyorlar. Ne diyor bir şeyde? Bir şeyde, reportajda örtülü olduğu için senin kafan oksijen almıyor diyor. sen geri zekalısın manasında. Alay etmeye devam ediyorlar mı? Evet. Ve bu alay ve hakaret edenler işin dozunu o kadar kaçırıyorlar ki bunlar normalde Allâh’ı unutuyorlar. Allâh’ı unutuyorlar. Onlar başka bir ayeti kerimede Allâh diyor onlar Allâh’ı unuttu, Allâh da onları unuttu. Allâh unutur mu? Unutmaz. Ama onlar Allâh’ı unuttu, Allâh da onları unuttu. Demek ki o zaman velilerle kim benim velime düşman olursa ben de ona düşman olurum dedi ya. Veli aynı zamanda ne oldu o zaman? Bir kimsenin cehennemlik olmasına vesile oldu. Veli bunu isteyerek mi yaptı? Hayır.

Veli bunu normalde tasarladı mı?


Sabir, Riza ve Teslimiyet

Hayır. Ama ne yaptı? Birisi o mürşid-i kamile, o veliye düşmanlık yaptı. Allâh o düşmanlığı kendi üzerine aldı. Dedi ki sen onu veli yapan benim, ona velilik makamına çıkaran da benim, ona mürşid-i kamillik veren de benim, onu mürşid-i kamil olarak piyasaya süren de benim. Sen kalktın ona düşmanlık ettin, sen kalktın ona onunla alay ettin, sen kalktın onu hor-hakir gördün, küçümsedin o zaman ben de sana kendimi unutturdum. Ne yaptı? Allâh ona kendini unutturdu. Şimdi o mürşid-i kamil, o veli bu sefer o kimsenin cehennemlik olmasına sebep oldu değil mi? Nisyan küfre gitmesine sebep oldu. Aa evet. Bunda o mürşid-i kamilin, o velinin payı var mı? Yok. Bundan sorumlu mu? Hayır. Bundan sorumlu mu?

Hayır. Adam oturuyor bütün velilere, mürşid-i kamillere, sufilere, dervişlere hakaret edip onların aleyhine konuşuyor mu? Konuşuyor. Onlara savaş açıyor mu? Açıyor. Gerçek tekime savaş açtı, Allâh’a. Allâh’a savaş açtı. Cenâb-ı Hak iki zümreye savaş açar. Bir faizcilere, iki Allâh dostlarına düşman olanlara. Bir müslümana, bir sen ehli zikre düşman oldun, Allâh’a düşman oldun. Bir mü’mine düşman oldun değil mi? Allâh’a düşman oldun. Başka bir kimseye değil. Veya İslam’ın bir ritüeline, İslam’ın bir simgesine düşman oldun, Allâh’a düşman oldun. Namaza düşman, Allâh’a düşman. Tesettüre düşman, Allâh’a düşman. Orca düşman, Allâh’a düşman. Kurban’a düşman, Allâh’a düşman. Zikrullâh’a düşman, Allâh’a düşman.

Zikrullâh’la alay ediyor. Birisi öyle dedi benim yüzüme gençliğimden. Nimbiyah dedi köpek gibi havlıyorsunuz dedi. Ta ben böyle gençlikte var ya, toparladım yakasını böyle aldım ünün elime. Tecdidi iman getir lan dedim. Başladı heşed hala helal helal. Ben bir saniye demem. Ulan sen müslümansın, Allâh’ın zikrini nasıl böyle söylersin dedim ya. Zikrullâh’a davet ettik adamı. Dedim sen kafir misin oğlum, münafık mısın, mürtet misin, nesin sen? Allâh düşman adam. Ama bilerek ama bilmeyerek. Zikrullâh’la da alay ederler ya, sallanıyorsunuz, yok kafa sallıyorsunuz, alay ediyorlar ya. Yok o şeyhe bağlanıyorsunuz, ne oluyor? Onun peşinden mi gidiyorsunuz? Birisi de çıkıyor ortaya Türkiye, şeyhler, dervişler, sufiler ülkesi değil.

Her ne? İbneler ülkesi mi? Şerefsizler, hayseyesizler ülkesi mi? Ne ülkesi burası? İslam ülkesi burası. Bu toprakları İslam’la, kanla yoruldu, şehitlikle yoruldu. Ne istiyorsunuz başka da? Ama soyu bozuk. şimdi bir menzilin şeyhi vefat etti, gündemde şimdi o var. Cenazesi şöyle oldu, böyle oldu diye. Ne var bunda? Hizmet etmiş, fayda sağlamış insanlara, insanlara doğru yolu göstermiş, içkiye mi götürmüş, meyaneye mi götürmüş, bara paviyona mı götürmüş, saza caza mı götürmüş, Allâh denmesine vesile olmuş. Beğen beğenme, kabul et etme. Kabul et etme. Eee başları sıkınca tekbîr la ilâhe illallah, darbe oldu, herkes tekbîr la ilâhe illallah yollarda yürüdü, doğru mu? Değil mi? Sabaha kadar tekbîr getirerekten bekledi değil mi herkes?

Hep beraber yaptık öyle değil mi? Biz de oradaydık değil mi? Tekbir getire getire darbeyi önlemeye çalıştık değil mi? İnsanlar tekbîr getirerekten tankların üzerine yürüdü, tankların altına attı, doğru mu? Tekbir getire getire sabahlara kadar bekledi mi? Bekledi. Ve ahlaksız insanlar ve soyları bozuk olan insanlar ülke zora düşünce tekbirlerle, tevhidlerle, salatü selamlarla, selalılarla ülkeyi zordan kurtaracaksınız, kurtarılacak. Sonra rahata erince tekbiri de, selayı da, onun salatü selamı da tuğ kaka göreceksiniz, öyle mi? Böyle bir açmazın içindeyiz. 15 Temmuz tekbirlerle, tehlillerle, tevhidlerle, salatü selamlarla bütün halk meydanda mıydı?


Dunya Aldatmasi ve Ahiret Gercegi

Peki neden 15 Temmuz’u yine tevhidlerle, tekbirlerle, salatü selamlarla anmıyorsunuz da? Meydanlarda millete sanatçı mıdır, sepetçi midir nedir belli değil, neydi belirsiz insanları getirip onlarla 15 Temmuz kutlayacağız diye uğraşıyorsunuz. Allâh unutturdu kendisini onlara. Bakın Allâh kendisini onlara unutturdu. Ne yaptınız? bilmem kim, hangi sanatçı giden kimselerle mi gittiniz 15 Temmuz’a tankların önüne? Hangi sanatçının şarkısıyla gittiniz 15 Temmuz’da tankların önüne? Tekbirlerle gittiniz, tevhidle gittiniz, selalarla gittiniz. Doğru mu? Peki nereden çıktı kardeş bu şimdi 15 Temmuz kutlamalarında, konserle? Allâh’ı unuttular, Allâh da onları ki unuttular. Onca şehidin başına götürün o zaman bütün sanatçıları.

Şehitlikte şehitlere şarkı türkü söylesinler. Olacak iş mi? Biz yaralmadık, biz toplandık. Cumhurbaşkanı’ndan önce, Cumhurbaşkanı’ndan önce herkes toplansın darbeye karşı geleceğiz dedim. Doğru mu? Peki. Biz toplandık, biz tekbîr getirdik orada. Doğru mu? Allâh’ı zikrettik. Doğru mu? Biz tekbirlerle, zikirlerle orada durduk. Biz herhangi bir şarkıcının şarkısıyla değil, gördünüz mü orda buradaki fomara meydanda bir şarkıcı? Yoktu. Bir türkücü gördünüz mü? Yoktu. Daha ilerisini söyleyeyim. AK Partili milletvekilleri bile yoktu. Doğru mu? Yoktular beklediler darbe ne tarafa evrilecek diye. Yoktular. Hatta biz sabah namazından sonraydı Aybey bana soruyordu ne yapıyoruz? Bilecek mi, gidecek mi diye.

Ben diyordum ki bekle. Doğru mu Aybey? o ne tarafa merak ediyor, ne olacak diye bekle diyorum ben. bir işaret o işler böyle rumuzludur çünkü. O rumuz görünce o mesele ne tarafa gideceği belli olur. Rumuz görünce dedim yürüyün tamam mesele bitti dedim. O gece orada olanlar yanımızda olanlar belli. Şimdi tekbirlerle mi ordaydık? Evet. Zikirlerle orda mıydık? Evet. Peki arkadaş biz de gaziyeyiz. Biz yola çıkmışız sonuçta. Meydana çıkmışız. Biz meydandayız. Tekbirimizle, tehlilimizle, tevhidimizle, duamızla ordayız. Sen nereden sanatçı getirip de kutlama yapıyorsun şimdi? Allâh’ı unuttular Allâh da onları unuttu. Allâh’ı unuttular Allâh da onları unuttu. Demek ki burada ne diyor? Bir kısmı kulların bir kısmı derler ki Rabbimiz biz iman ettik bizi bağışla bize merhamet et.

Sen merhamet edenlerin en hayırlısısın. Bir kısmı da ne yapıyormuş? Bunlarla alay ediyormuş. Bunlarla alay edince onlar Allâh’ı unutuyorlarmış. Allâh’ı unutunca da ne yapıyordu? Allâh da onları unutuyor. Rabbim bizi kendisini unutan ve unutturduklarından eylemesin inşallah. Veliler hatırlatma ve unutturmaya kadirdirler. Şu halde herkesin gönlüne hakimdirler. Diyelim 1675’ten önümüzdeki cumartesi devam edelim. Önümüzdeki cumartesi biz yanlış hesaplamışız, heyecan yapmışız kendi kendimize. Biz de Cafer Adnan Hüseyin böyle konuşurken biz önümüzdeki cumartesi aşure diye hesapladık. Bugün yanlış hesap döndü. Ondan sonra önümüzdeki cumartesi değil bir dahaki cumartesi aşure yapacağız inşallah. Ayın 10. günü cumaya geliyor.

Malum biz 10. gün ve 10. günden önce aşure programı yapmamaya gayret ediyoruz. İnşallah yine bu senede 11. gün cumartesi gün aşuremiz olacak. Allâh’tan bir şey gelmezse burada meydanda kaynatacağız aşuremizi. İnşallah orada meydanda aşuremizi dağıtacağız. Semamızı yapacağız, duamızı yapacağız, ibadetimizi edeceğiz inşallah. Hazırlıklarımızı ona göre yapıyoruz. O zaman bu önümüzdeki cumartesi değil bir dahaki cumartesiye yer ve gök halkı aşureye davetli. İnşallah Allâh’tan bir şey gelmezse. O yüzden önümüzdeki haftaya da sohbet var. Bir dahaki haftaya sohbet burada aşure de olacak inşallah. Hakkınızı helal edin. Bizden yana da helal olsun.


Kaynakca ve Referanslar

  • Mevlana ve Mesnevi: Mevlânâ Celâleddîn Rûmî, Mesnevî-i Ma’nevî; Abdulbâkî Gölpınarlı, Mesnevî ve Şerhi; Tâhirü’l-Mevlevî, Şerh-i Mesnevî; Reynold A. Nicholson, The Mathnawi of Jalaluddin Rumi; William Chittick, The Sufi Path of Love; Annemarie Schimmel, The Triumphal Sun; Eflâkî, Menâkıbu’l-Ârifîn.
  • Ümmet ve Tevhid: Âl-i İmrân 3/102-103; Mâide 5/54-56; Bakara 2/163-165; İhlâs 112/1-4; Buhârî, Îmân 17; Müslim, Îmân 153.
  • Sûfîlikte Usûl: Kuşey-rî, er-Risâle; İmâm Gazâlî, İhyâ ’Ulûmi’d-Dîn; Muhammed Emîn el-Kürdî, Tenvîrü’l-Kulûb; Ahmed Ziyâeddîn Gümüşhânevî, Câmiu’l-Usûl fi’l-Evliyâ; İmâm Rabbânî, Mektûbât.
  • Nefs Terbiyesi: Yûsuf 12/53; Şems 91/7-10; Ahzâb 33/72; Muhâsibî, er-Ri’âye li-Hukukillâh; İbn Kayyim, Medâricü’s-Sâlikîn.
  • Kur’ân ve Sünnet Sadakati: Haşr 59/7; Nahl 16/44; Âl-i İmrân 3/31; Muvatta, Kader 3; Tirmizî, İlim 16.
  • Tekfir Yasaklığı ve Hüsnü Zan: Hucurât 49/11-12; Buhârî, Edeb 73; Müslim, Îmân 111; İbn Teymiyye, Mecmû’u’l-Fetâvâ 12/466.
  • Zikir ve Mürâkabe: A’râf 7/205; Ra’d 13/28; Ahzâb 33/41-42; Buhârî, De’avât 66; Tirmizî, Da’avât 9.
  • Hevâ-Heves Yasağı: Sâd 38/26; Câsiye 45/23; Mâide 5/77; Furkân 25/43.
  • Âile, Komşuluk ve Âdâb: Nisâ 4/34-36; Rûm 30/21; Tahrîm 66/6; Nûr 24/27-31; Hucurât 49/13.
  • Kerbelâ ve Ehl-i Beyt: Şûrâ 42/23; Ahzâb 33/33; Taberî, Târîh 5/389; İbn Kesîr, el-Bidâye ve’n-Nihâye; Ebu Mihnef, Maktelu’l-Hüseyn; Mevlânâ Fuzûlî, Hadîkatü’s-Süedâ.
  • Siyonizm-Mason Perspektif: Theodor Herzl, Der Judenstaat; John Robison, Proofs of a Conspiracy; Noam Chomsky, The Fateful Triangle; Mustafa İslâmoğlu, Yaşayan Kur’ân.

Tasavvuf hakkında daha fazla bilgi için tıklayınız.

İlgili Sözlük Terimleri: Mürşid, Zikir, Tevhîd, İhsân, Nefs, Kalb, Sünnet, Şeyh. → Tasavvuf Sözlüğü’nün tamamı