Zeytin ve Buğday Tohumunda Takdîr — «Allah İzni Olmadan Hiçbir Dişi Hamile Kalamaz» (Fâtır 35/11)
O yüzden Cenâb-ı Hak ayeti kerimede der ki, hiçbir dişi Allâh’ın immi olmaksızın hamile kalamaz, gerbe kalamazlar. Demek ki oradaki bir Allâh’ın bu noktada bir takdiri, Allâh’ın orada bir kaderi var. Buradayın üzerinde de var, bu incir ağacında da var, zeytin ağacında da var. Bakın zeytin ağacında da var. Şimdi bizim bayındırda bir bahçe dediğimiz yer vardı, üzerinde zeytinler vardı. Biz yılın kurak gidip gitmeyeceğini, zeytinin çiçek dökmesinden anlardık. Çocuktu, büyükler öyle öğrettiler. Eğer zeytin normalde, bizim orada zeytinler sulanmaz. Eğer zeytin çiçek döküyorsa, tohura geçmeden daha, o yıl kurak geçecektir. Tohura geçer zeytin, bir daha tohur döker. tohur deriz biz, küçücük küçük. Ne diyorsunuz muhtarsız ona?
Çiçekten tohumu bir şeye geçince meyve… Onun adı yok mu sizde? Bizde onun adı tohur. hemen çiçek döker, çiçek döküldüğü kabuğu küçücük bir zeytin meyvası. Biz ona tohur diyoruz, daha uygulamış. O esnada eğer kurak gidiyorsa, zeytin kendi aklıyla şunu diyor. Ben bu kuraklıkla bu kadar çiçeği tohura döndüremez. Tohura döndürürsen buna bakamam. Bir çiçek döküyor. Ardından zeytin, yine aklı var zeytinin, kendi incel. Tohur tutmuş ama diyor ki bu havaş aklında, ben bu tohurların hepsini besleyemem. Bir daha tohur döküyor. Bir bakıyorsunuz siz zeytin ağaçlarının dibi tohur donmuş. dökmüş tohuru. Meyva küçücükken neden? Besleyemeyecek. Sebeb, hava şartları uygun değil. O kendi aklında yürüyor. Cenâb-ı Hak ona bir akıl vermiş.
Nasıl ağaçtaki bir meyva veya ağaçtaki bir çiçek… Cenab-ı Hakk’ın vermiş olduğu kendi fıtrat aklıyla yürüyor. İnsan eli dokunuyor mu buna? Dokunmuyor. İnsan bunda bir ona aklı var mı? Yok. mükaven altındaki bütün her şeyi zerreden kürreye, hepsine de Cenab-ı Hakk’a kader vermiş. O kader üzerine yaratmış. O kader üzerine devam ediyor. İnsanın hücrelerinde de böyle. Siz hücrelerinizi söz geçirebiliyor musunuz? Hayır. Ama yaptığınız bütün eylemler, Cenab-ı Hakk’a, muti, kuvvetiniz, kuvvetiniz, ferahetiniz, aklınız, her şeyiniz… Ama bunların hepsi de neye atfediliyor? İnsana atfediliyor. Bakın bunların hepsi de ne oluyor? İnsana atfediliyor. Bu konuda ki gücü kuvveti veren kim? Allâh, başka hiçbir şey değil.
Ve hepsi de neye mutiymiş? Hakka mutiymiş. Hz. Gürt diyor ki, bunların hepsi de biraz sebepten ibarettir. Bunların hepsi de halka nisbet edilse de yaratılmış olarak, yaratma olarak, hepsi de Hakka mucibedir. Devam ediyoruz. Vehirlerde Allâh’tan öyle bir kudret vardır ki, atılmış oku yoldan geri çevrilirler. Atılmış oku yoldan geri çevrilirler. Bunun sonraki versiyon ne? Söz olarak. Bizim onlar da meşhur durur bu böyle atasözü gibi. Vehi namludan çıkan mermiyi hibmetiyle tekrar namluya döndürür derler. Bu normalde halk arasındaki daha doğrusu sufiler arasındaki söz böyledir. Bunun sufiliyemiz boyunca, ben sufilikte tanıştığımdan beri bu konuyla alakalı o kadar çok böyle laf söyleyen, bu konuyu irdeleyen, bu konuyu böyle karşı çıkan, bu konuyla alay eden, böyle bir şey mi olur diyen o kadar çok şeytli insan, o kadar çok böyle aklı ileri, böyle kendini akını gören kimseler tanıdım gördüm.
Bu mesele böyle sufiler arasında her ne kadar reddedilmeyi kabul görse dahi bir kısım zayıf gönüllü sufiler, bir kısım zayıf sufiler, bu kadar da değil, zaman zaman bunları da diyen insanlar oldu. Hazreti Pir enteresan bir şekilde veyillerden öyle Allâh’ın kudreti vardır ki, öyle Cenâb-ı Hak onlara kudreti vermişlerdir ki, yaydan çıkmış olan okul tekrar yaya geri döndürürler diye Hazreti Pir meselesinde bu konuyu almış, bunun üzerine alıyor tabi. Şimdi, bunun son 500 yılda, 600 yılda hatta daha doğru geriye doğru gitsek, bin yıllık İslam dünyasında tartışmaları var.
Yunus 62-64 — Velîlik Kur’ân ile Sâbit: «Allah Dostlarına Korku Yok» ve Kerameti İnkârın Hükümü
Sufiliğe karşı olanlar, tasavvufa karşı olanlar, dervişliğe karşı olanlar, veliliğe karşı olanlar, veli olman diyenler hep böyle bu tip büyük zaatlerin sözlerini normalde dillerine dolayı sufileri inciteci, dervişleri inciteci, velileri inciteci böyle sözler kullanırlar. Bu son zamanlarda daha da ağırlaşarak da devam ediyor. Veyillerin üzerindeki aslında kerameti inkar ediyorlar. Bakın veyillerin üzerindeki kerameti inkar ediyorlar. diyorlar ki, keramet hak olsa dahi, ya bu zamanda öyle veli mi var, bu zamanda öyle şeyh mi var, bu zamanda öyle mürşid mi var, siz bunları mürşid mi diyorsunuz? Daha da ileri sözler var da ben şimdi onları söylemeyeyim. Tabii bunlar normalde bile ama evliya meykubelerinde geçer.
Kuşehri’de olsun, Havaruf-u Mârif’te olsun, ve Abdülkadir Geylân Hazretlerinin sohbetlerinin sonundaki kerametleriyle alakalı konulan yazılar olsun. Bunların hepsini de böyle üst üste koyup, veyahut da bir kısım böyle sufilerin ileri geri şatahatvari konuşmalarını da örnek alarak da buna böyle aykırı bir cephe oluşmuş vaziyette. Bunu böyle son 300 yıl, 400 yıl, 500 yıl olarak nitelendirmemiz biraz böyle zamanı daraltıyor. Ben son 1000 yıl diyorum buna. Şimdi bir, bunu yerli yerine koyalım. Vehirlik âyet de hadisle imamların iştahatleriyle sabit olan bir hal. Bir kimse vehirliği inkar ederse, âyet kerimeleri inkar etmiş oluyor. Ayeti inkar ediyor. Hadisleri inkar ediyor. İmanların iştahatlerini inkar ediyor.
Ve inkar eden kimse bir küfre giriyor. Vehirliği inkar eden kimseye tehditli iman, tehditli nikah gerekli. Hala da diyorsa vehirlilik yok, o kesin kafir oluyor. Kesin. Bir kimse şunu diyebilir. Ben X kimsenin vehirliği olduğuna inanmıyorum. Allâh yoluna çık etsin. Sen inanmayabilirsin. Bunda bir sıkıntı yok. Ama veliliğe inanmıyorum diyorsa o kimse kesin kafir oluyor. Şimdi âyet. Yunus suresi âyet 62. İyi bilin ki Allâh’ın dostlarına velilerine kork yoktur, onlar üzülmez derken. 63. âyet. Onlar iman eden ve Allâh’tan korkanlardır. 64. âyet. Onlara dünya hayatında ve ahirette de müjde vardır. Allâh’ın sözleri asla değişmez. büyük kurtuluş budur. Demek ki velilik veliler veya velilik Kur’ân ile sabit.
Önce bunu bir kendimizde yerleştirme. Velilik Kur’ân ile sabit olan bir hal. O zaman bunu inkar etmek haşa insanın küfre düşmesidir. Ve yine bu Kur’ân’dan bakın bunlar. Ben bu konuda kendi sözümü söylemiyorum. Ne bir suresi âyet 38, 39, 40. Böyle söylüyorum ki sohbetleri böyle irdelercesine veya sohbetleri böyle bir eksik kusur bulmak için uğraşanlar var. Böyle kendilerini de açığa veriyorlar, yazıyorlar sonra. Burada böyle böyle demiştim bunun şey nerede, delilin nerede diye. O yüzden delillendirerekten söylüyorum. Allâh onlardan da razı olsun. Ben onlara kızmıyorum. Beni daha da iyi diziklin ediyorlar. Ben dersime iyi çalışıyorum. ben onlardan rahatsızlığım yok. Sakın öyle bir şey de anlaşılmasın.
Ben o insanları da bu konuda saygı duyuyor. Takip etsinler. Delilini sorsunlar. Harika bir şey. Ben sufili söz verdim kendime de bütün kardeşlere. Kur’ân, sünnet, imamların iştah adına uyacak söylemiş olduğumuz her şeydir. Evet. Şimdi neydi? Tekrar Nemül suresi âyet 38, 39, 40. Neyle alakalı? Süleyman aleyhisselâm ile alakalı. Süleyman aleyhisselâm ne yapıyor? Belkıs’ın tahtını istiyor. Belkıs gelmezden önce. Belkıs yola çıkmış ama yola çıkmış Belkıs gelmezden önce Belkıs’ın tahtını istiyor. Ve diyor ki âyet 38’de, Süleyman ey ileri gelenler onlar bana Müslüman olarak gelmeden önce o mevikenin tahtını bana hanginiz getirebilir dedi. Bakın Süleyman aleyhisselâm bir peygamber kaygı bilmez diyorlardı ya ben de geçen hafta peygamberlerin kaygı bileceklerini Allâh’ın onlara kaygı söyleyeceklerini, bildireceklerini söylemiştim.
Neml 38-40 — Âsaf b. Berhiyâ’nın Belkıs’ın Tahtını Göz Açıp Kapayıncaya Getirmesi ve Âl-i İmrân 37 — Meryem’in Rızkı
Yine diyor bak Süleyman diyor ki onlar Müslüman olarak gelmeden önce henüz daha onlar Müslüman değil. Ve Belkıs’ın ve avanesinin Müslüman olacağını Süleyman aleyhisselâm biliyor. Diyor ki onlar Müslüman olmadan daha en iyisi. Daha onlar gerçekten Müslüman olacaklar da Müslüman olmadan önce o diyor tahtı bana kim getirebilir? Dinlerden bir ifrit. Dikkat edin dinlerden bir ifrit. Malum Süleyman aleyhisselâm dünya üzerinde şeytanın ve kafir cinileri emrini alıp onları emrinde çalıştıran bir peygamber. Onları bu kağlarla bu kağlayıp kendisine köle edip şeytanın ve kafir cinileri kendisine köle edip onları normalde inşaatta orada burada amelilik yaptı bu hiçbir peygamber. O bütün herkesin korktuğu çekindiği şeytan amelesi.
Cinli tayfesi amelesi. Bakın amelesi. Ve cinlerden bir ifrit diyor ki sen makamından kalkmadan evvel. Süleyman aleyhisselâm orada koltuğumda oturuyor. Süleyman aleyhisselâm hem peygamber hem kral. Beni İsrail peygamberlerin içerisinde davut gibi hem kral hem peygamber olanlar var. Süleyman aleyhisselâm da onlardan birisi. Hem kral hem peygamber. Diyor ki cinlerden birisi. Diyor ki sen koltuğundan kalkmadan doğrusu onu getirmeye benim gücüm yeter ve ben emin bir kimseyim. bana müsaade et ben emin bir cinliyim. Ben onu sen gör oturduğun yerden kalkmadan onu getireyim. Ama Süleyman aleyhisselâm onu getir demiyor. Kırkıncı âyet nezlinde kitaptan ilim bulunan biri ben onu sana gözünü açıp kapamadan getireceğim dedi.
Öbür kül koltuktan kalkmadan dedi. Ama Süleyman aleyhisselamın yanındaki bir veli. Ben şimdi bunun adını öyle koyacağız. Çünkü diyor ki ona kitaptan ilim bulunan bir kimse. ilmini dün sahibi. Süleyman aleyhisselâm da bu ilim yok mu? Allâh’u aleyhi ve sellem var. Diyor ki bunu kim getirebilir? O zaman etrafındaki mühendililerden birisi diyor ki ben onu sana gözünü açıp kapamadan getireceğim dedi. Süleyman tahtı yanında duruyor görünce bu Rabbimin bir lütfudur. Şükür mü yoksa nankörlük mü edeceğimi sınaması içindir. Kim şükrederse ancak kendisi için şükretmiş olur. Kim de nankörlük ederse şüphesiz ki Rabbim hiçbir şey montaj değildir. Büyük lütuf sahibidir dedi. daha henüz Süleyman aleyhisselâm daha gözünü açıp kapatıncaya kadar Belkıs’ın tahtını başında görürdü. başında.
Taht gelmiş. Şimdi bunun üzerinde bir sürü tartışma yapıyorlar. Yok onlar öyle mi gördüler, yok onlar şöyle mi gördüler. Buna akıl yürütme kardeşim. İman et. Süleyman aleyhisselamın yanında böyle bir velizat var. Bu velizat Cenab-ı Hakk’ın lütfu ikramı ihsanı yaratmasıyla Belkıs’ın tahtını göz açıp kapatınca kadar Süleyman aleyhisselamın yanına Allâh’ın izniyle getirdi. O zaman o velinin kerameti oldu mu bu? Oldu. Âl-i İmrân âyet 37. Bakın Peygamberin sağlığı Süleyman aleyhisselamsa Süleyman aleyhisselamın yanındaki onun Peygamberini iman etmiş bir kul, bir velizat. Âl-i İmrân 37. Rabbi onu güzel bir şekilde kabul etti ve onu güzel bir şekilde yetiştirdi ve Zekerya’yı onun bakımına memur etti.
Zekerya, Meryem’in bulunduğu mihraba her girdiğinde onun yanında yiyecek rızık buldu. Bu sana nereden geldi? Ey Meryem dedi. Meryem o Allâh tarafındandır. Şüphesiz ki Allâh dilediğini hesapsız bir şekilde rızıklandırır dedi. Âl-i İmrân âyet 37. Meryem annemize Zekerya aleyhisselâm, Cenâb-ı Hak dedi ki Meryem’i koru, Meryem’e hizmet et. Meryem nerede? O zaman için mescitte. Mesciden içerisinde Meryem kendisini kapattı. Mescitte yaşıyor. Dışarı çıkmıyor. Hiç kimseyle konuşmuyor, hiç kimseyle de konuşmuyor. İmran’ı koru, inzulada. Cenâb-ı Hak, Peygamberi ona hizmetçi kıldı. Her gün Zekerya aleyhisselâm Meryem annemizin yanına gelir, ona yiyecek içecek bir şeyler getiriyor. Ama her geldiğinde Meryem annemizin yanında taze, taze meyve, taze yiyecek içecekler görüyor.
Her geldiğinde.
Sût-Kan-Soy Bozukluğu — Âdem-Şît-İbrâhim Silsilesi ile Kâbil Silsilesinin Manevî Ayrımı
Kendisi bir şeyler getiriyor. Ama belakin her geldiğinde bakıyor kendisinin getirmediği yiyecekler görüyor orada. Diyor ki Meryem’e, diyor ki bunları kim getiriyor? Bunlar nerede? Meryem annemize cevap veriyor. Bu diyor. Allâh tarafındandır. Ve şüphesiz Allâh dilini hesapsız bir şekilde rızıklandırır. Demek ki Meryem anneniz de Evliya’dan, o da velilerden. Cenâb-ı Hak hiçbir iş görmeksizin sebepsiz, sebebi yok. Onu rızıklandırıyor. Taze yiyecekler, taze eski dilde incir derler. Bildiğiniz incir değil, işte üzüm, kartuz, kavun, bunların hepsi de incir sınıfındadır. O taze meyveler, taze incirler, taze yiyecekler görüyor. Demek ki veli bir ayetlerle sabit. Burada Meryem annemizi aldım, sadece erkekler gibi veli.
Kadınların velisi yok mu? Evet var. Meryem annemiz buna bir örnek. Bakın Meryem annemiz buna örnek. Şimdi peygamberlerin üzerindeki mucizelerdir. son zamana kadar tereddüt yoktur. Tabi yeni profesörler üredi İslam dünyasında. Bu sonradan üreğer bugün açıklamasını yaptım, bunların soyları tabile dayanan, soyları manevi olarak tabile dayanan, soyu bozuklar bunlar. Dünya üzerinde iki tane soy vardır. Birisi Adem, Şid üzerinden soy gelir. İbrahim, İbrahim’den Muhammed Mustafa’nın, oradan Hz. Fatıma’dan, Ali’den Hasan’dan, Hüseyin’den gelir. Bir soy daha vardır. Adem, Adem’in üzerinden Kabil, Kabil üzerinden gelen, Kabil üzerinden gelen bir de soyu bozuklar vardır. Bunlar ne yaparlar? bunların son şeyi Nurmati Ebu Cehid’i, Utve’ydi, Şeybe’ydi.
O soy devam eden, Hazret-i Ali efendimiz’i şehit edenler, Hazret-i Hasan’ı ve Hüseyin efendimiz’i şehit edenler, dinde fesat çıkarırlar ve Kabil’le, Minafık’la, Mürtet’le bunların soyuları bozuktur. Ben sütü bozuk, kanı bozuk, soyu bozuk dediğimde bunu söylüyorum. Kimsenin annesiyle, babası ile işim yok. Evet, bu böyle manevi bir soydur bu. Bu manevi bir kanaldır. Eğer o manevi kanal üzerinde senin soyun, manevi soyun, Adem, Şid, İbrahim, Muhammed Mustafa üzerinden geliyorsa, soyun senin manevi olarak temiz. Düşersin, kalkarsın, yan yatarsın, çamura batarsın, toparlarsın. Eyvallâh. Ama senin soyun manevi olarak bozuksa, Kabil’e dayanıyorsa, o zaman yürüyün geliyorsun, Minafır, Kafir, Mürtet.
Böyle Peygamber Sarı Lallahu Vesellam hazretlerinin vücudelerini inkar eden bir soy olmuş oluyorsun. Peygamber Sarı Lallahu Vesellam hazretlerinin vücudelerini inkar eden kimsenin Ebu Cehil’den farkı kaldı mı? Ebu Cehil de dedi ki sen büyücüsün, inkar etti. Peki, Ebu Cehil’in soyu devam ediyor. Halbuki Ebu Cehil Peygamber Sarı Lallahu Vesellam hazretlerinin sahibi amcası. Doğru mu? Ama bakın amcası olmasına rağmen soy farklı, manevi soy bu. Bu sohbeti başka yerdedir, bulamazsın. Bu manevi soyudur. Manevi, senin manevi, senin annen baban önemli değil. Senin deden nenen önemli değil. Senin araba olmuşsun, çaket olmuşsun, Türk olmuşsun, Yunan olmuşsun. Bu önemli değil. Senin manevi soyun nereye bağlı?
Bu önemli. bir hadîsleri var ya anlamakta zorluk çekeriz. Kul tam cennete gidecek bir adım kaldı söylediği sönden dolayı cehenneme gitti. Tam cehenneme gidecek söylediği bir sözden dolayı cennete gitti. Soyla alakalı. Soy. O kimsenin manevi soyu, tabir derse manevi kütüğü nerede? Hangi kanaldan geldi? eğer senin soyun, senin soyun Ebu Cehil’e, Utbe’ye, Şeybe’ye dayanıyorsa manevi olarak sen bugün de çıkacaksın profesyon olarak Peygamber Sarı Lallahu Vesellam hazretlerinin mucizesi yoktur diyeceksin. Bakın bunu söyleyeceksin. Birisi böyle söylüyorsa şunu de içinden. Aha zamanın Ebu Cehil’i. Bu Ebu Cehil soyundan bu. Bu soysuz. Bunun sütü bozuk, bunun kanı bozuk. Manevi olarak. Annesiyle babasıyla işimiz yok bizim.
Bakın annesiyle babasıyla işimiz yok. Manevi bu. Otur, otur, sen çalış. Kendince Cenâb-ı Hak senin mananı açsın, mananı açsın, gör soysuzları.
«Yâ Sâriye’l-Cebel» — Hz. Ömer’in Hutbede Ordusuna Seslenmesi ve Amr b. Âs’ın Nîl’e Mektûb Atması
Soysuzları gör. O soyu bozukları gör. O kanı bozuk, sütü bozukları gör. Ebu Cehil dün de vardı, bugün de var. Bakın Nuh’un oğlu değil mi? Peygamber oğlu. Ne dedi? Ne dedi? Dedi ki ben dağın tepesine kaçarım. İman etmedi babasına. Kabil’den geliyor soyu. Kabil’den geliyor. Kabil soyu. Bakın Kabil soyu. Ha öyle olunca ne yapıyorlar? Peygamber sanırlardı Vesellam hazretlerinin mucizelerini leyd ediyorlar. Diyorlar ki Peygamber hiçbir mucize göstermedi. Nereden çıkabiliyoruz bunları? Hadislerin hepsi de yamancı zaten. Hadislerin hepsi de at kendine. Sahih değil. Onun soyu bozuk işte. O soysuzlardan. Ya ağır konuşuyorsun. Canım kardeşim benim. Ne yapayım? Soysuz da soyru mu diyeyim? Ne yapayım? Soyu bozuk kimseye soyru mu diyeyim şimdi?
Ne yapayım? Manevi olarak yolu olmayan bir kimseye yol mu diyeyim senin yolun var mı diyeyim. Ben o sufilerden değilim. Ben soysuza soylu diyemem. Ben uğursuza hurlu diyemem. Ben neyse onu söylerim. Ben bir şey mi söylüyorum? Allâh beni affetsin. Var ya şeyde de İslam’da helallar ve haramlar da nemmamlıkla alakalı bir konu var. Ne diyor orada âyet-i kerimi İbn-i mübarek hazretleri? O diyor nemmam onlar diyor soyu bozuk onun uğurlu çocuklarıdır. Burada Hadisinin babasını atfetmiyor. Bu manevi bir şey. Hiç kimsenin anası ve babasıyla işin yok hiç kimseye. Ama o mane ne olmuş oldu? Onun soyu bozuk oldu. Manevi olarak soyu bozuk. Şimdi o manevi soyu bozuklar. Peygamberlerin mucizelerini reddettiği gibi velilerin kerametlerini de reddediyorlar.
Çünkü Peygamberin mucizesiyle velilerin kerametinin arasında ince bir perde var. İnce bir perde. Evet şimdi de sahabeden örnekler. Velilikle alakalı ve velilerin kerametleriyle alakalı. En bilinenlerden başlayalım. Ne dedi. Hazreti Ömer Radıyallâhu anh hazretleri? Huzbede. Huzbenin konusu başka bir şey. Bağırdı ya sarı cebene. Dedi ki dağ bakın bu davudi sesi sadece sarı duymadı. Sarı komutan sadece sarı duymadı. Bütün ordu duydu. Ya sarı cebene dedi. Ve bütün ordu ritmik olarak. Ritmik. Uygun adım da onun eteğine çekildiler. Muhasaraya giriyorlardı. Hazreti Ömer Radıyallâhu anh hazretleri gözünün önünde gördü onları. Gözünün önünde görünce bir tuzak var orta yerde. Ya sarı cebene diye bağırıyorlar. o ya sarı cebene deyince ne yaptı?
Bütün ordu dağın eteğine doğru geldi. Ve sahabeler dediler ki ya Emre bin Ubi’nin böyle bir şey söyledim. Gizlemedim. Dedi ki ordu muhasara altından vurdu. Ona söyledim dedi. bir tane daha var ya Hazreti Ömer efendimizden. Amur bin As şeye gidiyor. Mısır’a vali. Amur bin As mektup yazıyor. Yok ki buradaki kıptiler senin bir senenin belli gününde mihne tersine akıyor. Onu diyor kıptiler öyle görüyor. Bunu diyor mübarek bir gün olarak sayıyorlar. Bununla alakalı ne diyoruz? Hazreti Ömer efendimiz. Kelam şu. Ey mir dostu akıdan yena ak. Sakın istikametini değiştirme. Mektup. Bunu diyor mihne at. Bu nâmeyi Emre bin Ubi’nin. Bu diyor mektubun bu cümleyi mihne at. O gün geldiğinde. O gün geliyor kıptiler bekliyorlar mihne geriye doğru akacak diye.
Amur bin As mektubu neyin üzerine atıveriyor. Nih sakinleşiyor. Normal düzende akmaya başlıyor. Kıptiler diyorlar ki ya olamaz. Bilmem kaç bin yıldır. Bugün nih hep geriye doğru akardı. Bugün akmadı diyorlar. Şimdi demek ki Hazreti Ömer efendimiz de bu tip kerametler var. Sahabelerde de var. Mesela cinni tayfesini tutan sahabe var. Mesela mektubun başına nöbetçi dikiyor. Bir de çizgi çiziyor. Sakın alıyor. Nöbetçi dedi ki buradan dışarı çıkma. Geliyor cinni tak sahabe tutuyor yakasından. Sonra ona diyor ya sana bir şey öğreteyim beni serbest bırak diyor. Ne diyor öğretcen? Ayet-i Kürsiye öyle söylüyor ona. Diyor ki buna eğer okursan diyor ki bütün şerlerden emin olursun bırakıyor cümleyi.
Buhârî Hadîs-i Kudsîsi — «Kulum Bana Nafilelerle Yaklaşır» ve Sahâbe Arasında Velîlerin Yüzleri Nûrlu Olanları
Sabah geliyor Hazreti Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem kim geldi diyor. Kadı diyor ki böyle böyle cinni nereden berisi geldi. Ne öğretti sana diyor. Bunu öğretti bana. Ayet-i Kürsiye söyle diyor. Doğru söylemiş diyor. Cinni doğru söylemiş diyor. Cinniler hepsini doğru söylemez çünkü. Şimdi demek ki bu tip insanlar var. Veli Allâh dostu sahabenin içerisinde. Başka bir hadişe. Hazreti Ömer Radı’llaha’ndan rivayet edilmiş. Bir gün Allâh Resûlü ve Teala’nın bundan sahabelerini şöyle buyurmuştur. Allâh’ın kulları arasında öyleleri var ki peygamber ve şehit değiller. Ama kıyamet günü Allâh katındaki mevkilerinden dolayı peygamberler ve şehitler onlara imrenirler. Sahabeden bazıları. Ya Resulallah onlar kim bize haber verir misin derler.
Allâh Resûlü buyurdu. Onlar aralarında alıp verdikleri bir mal ve akrabılık olmadığı halde sırf Allâh için birbirlerini sevenlerdir. Vallahi onların yüzleri nurdur ve kendileri nur üzerindedirler. Kendileri yüzleri nurdur ve kendileri nur üzerindedirler. İnsanlar korktuğu zaman onlar korkmaz. İnsanlar üzüldüğünde onlar üzülmezdir buyurdu ve haberiniz olsun. Allâh’ın sevgili kullarına korkuyor. Onlar üzülecek değillerdir ayeti olan Yunus Suresi okudu. Ebu Davut da geçiyor. Demek ki veliler kimmiş? Allâh’ın nuru üzerinde olan ve onların yüzleri nurmuş. Başka bir hadîs-i şerifte ne diyordum? Onları gördüğünüzde Allâh hatıra gelir. Demek ki o velileri gördüğünüzde Allâh hatıra gelir. Bu haride meşhur hadisi kutsi var ya bile kim veli kuluma düşmanlık ederse ben de ona harp ilan ederim.
Bakın Allâh’ın harp ilan ettiği bir faizciler vardır. Bir de Allâh’ın velilerine düşmanlık besleyenler, düşmanlık yapanlar vardır. Allâh bunların tekeresinden harp ilan eder. Devam ediyor. Ebu Hürriyye de Radı’l-Lahu’an anlatıyor. Kulumu bana yaklaştıran şeyler arasında en çok hoşuma gideni ona farz kıldığım şeyleri eda etmesidir. Demek ki kul önce ne yapacakmış? Allâh’ın farzlarını yerine getirecek. Bakın Allâh’ın farzlarını yerine getirecek. Sonu devam ediyor bu hadisi kutsi. Kulum bana nafile ibadetlerle yaklaşmaya devam eder. Sonunda sevgime erer. Onu bir sevdim mi artık ben onun işiten kulağı. Gördüğü gözü, tuttuğu eli, yürüdüğü ayağı olur. Benden bir şey isteyince onu veririm. Hadisi kutsiye dikkat edin.
Gören gözü, duyan kulağı, tutan eli, yüreğin ayağı, söyleyen biri olur. Devam ediyor. Benden bir şey isterse onu veririm. Benden sığınmak talep ederse onu himayeme alırım, korurum. Ben yapacağım bir şeyde mümin kulumun ruhunu kapsetmedeki tereddütün kadar hiç tereddüte düşmedim. O ölümü sevmez, ben de onu sevmediği şeyi sevmem. Bu hadisi kutsiye almamın sebebi şu. veliler oku yaydan yandan çıkan oku geri döndürüyordu ya. Demek ki gören gözü tutan eli, yüreğin ayağı, söyleyen dili ve veli bir şey isterse Allâh da onun istediğini ne yaptı? Verdi. Hadisi kutsiye göre. Yine Ahmet Hanbel’den bu hadîs-i şerîf. Bu hadîs-i şerifte de onlar sebebiyle ihya edilir velilerle alakalı. Arsli. Ve öldürülür, yağmur yağar, neblat biter, belalar defedilir.
Bakın burası da önemli. Ve velilerin yüzü sürmetine belalar defedilir. Burada konumuzla alakalı olanları aldım hep. Ravi der ki, haberi rivayet eden Emr-i Mesud’da denildi ki, Emr-i Mesud kim? Sahabenin fakih olanı. Fıkıh hervâvi Emr-i Mesud. sahabenin içerisinde fıkıhıyla öne çıkmış, sahabenin önder fakihlerinden birisi Emr-i Mesud. Bunu da kim naklediyor? Emr-i Mesud naklediyor. Diyor ki, Emr-i Mesud’a nasıl onlar sebebiyle ihya ve öldürme olur yağmur yağar? Cevabı veriyor. Çünkü onlar Allâh’tan ümmetlerin çoğalmasını talep ederler ve çoğalırlar. Cebbarlara beddua ederler onlar azalır. Cebbarlara zalimlere, zalimlere, halka bu konuda zulmeden, etrafına zulmeden cebbar olan kimselere de ne yapıyorlarmış onlar beddua ediyorlarmış.
Velîlerin Zalime Bedduâsı ve «Hoşgörü» İslâmına Red — Sohbette Kâfire-Mu’âvi-Eh-l-i Beyt Meselesi
Ne yapıyorlarmış cebbarlara? Beddua ediyorlarmış. Zalime ne yapıyorlarmış? Beddua ediyorlarmış. Bize şimdi yumuşak bir verilik anlatıyorlar. Nasıl sen kafirlere beddua edermişsin? Nasıl zalime beddua edermişsin? Ben diyorum ki peygamber beddua etti kardeşim kafirlere. Zalimlere peygamber sarılar ve sebebat ettirir beddua etti. Siz bu yumuşaklığı nereden buldunuz? Siz asla ey iman edenler kafirleri kendinize dost tutmayınız. Bu ayeti kerimeyi nereye koydun kardeşim sen? Münafıkları dost tutmayınız. Bu ayeti kerimeyi nereye koydun sen? Fasıkları dost tutmayınız. Bu ayeti kerimeyi nereye koydun sen? Ne yapacaksınız? Zalime alkışlayacak mısınız? Ne yapacaksınız? Cebbar alkışlayacak mısınız? Ne yapacaksınız?
Eşcili sefer alkışlayacak mısınız? Hırsıda, arzuda, uğursudu, dinsizdi, münafık, kâbevi alkışlayacak mısınız? Nerede böyle bir din? Bize böyle bir islam uydurmaya çalışıyorlar. Hoşgörüle olacakmışız. Allâh’ın hoşgörmediğini benim hoş görmeye hakkım var mı? Peygamberin hoşgörmediğini benim hoş görmeye hakkım var mı? Kiminin hamd-i müslümanın hakkı var? Hiçbir müslümanın böyle bir hakkı yok. Ne yaptı Hazret-i Ebû Bekir efendimiz? Çok affedersiniz. İbniyik yapanları aff mı etti? Hz. Alem Efendimiz verdi fetvasını. Lüt aleyhisselamın üzerinden dedi ki, kavmi böyle böyle oldu. Allâh onları batırdı. Onların katledilmesi lazım. Evlerinin de başına yıkılması lazım dedi. Ve oraya dedi, taşların altında, evin altında, orada katledilecek, orada kalacak.
Onların tabricerse evleri başları damları başına yıkılacak. Nerede burada hoşgörün? Millet bir duaf oldu. En müslümanım diyen böyle bir eşcinsel sevici oldu başımıza. Allâh Resûlü sallallâhu aleyhi ve sellem dedi, kovdu Medîne’den. Orada gördü çünkü kırıtan erkekleri. Bunlar ne dedi? Birisine sordu. Bunlar kendilerini katıl istedenler ya Resulallah. Çöle sürdü onları. Dedik ayda bir içlerinden bir tanesini seçecekler. O bir tanesi gelecek Medîne’den dedi. ihtiyaçlarını alacak gidecek Medîne’de yaşamayı yasakladı onlar. Bakın Medîne münevvere de onların yaşamalarını yasakladı. Çünkü onların birbirleriyle zina ettiğini görmedi. Kimse de bilmiyor. Ama Halid bin Velid zina edenleri yakaladı. Yakalayınca Hazret-i Ebû Bekir efendimiz’e mektup yazdı.
Bunlar erkek erkeğe zina ediyorlar. Lut aleyhisselamın kavminin yapmış olduğu pis işi yapıyorlar. Bu konuda hürmet dedi. İstahat istedi. Hazret-i Ebû Bekir efendimiz topladı aşere-i mübeşere-i. Sahabelerin büyüklerini topladı. Yük Müslümanları topladı. Fakihde öngel olanları topladı. Herkes, kimisi dedik ucundan aşağı atılması lazım. Bunu da söyleyen oldu. Kimisi dedi ki gömülmesi lazım. Ondan sonra kimisi dedi ki şu olsun bu olsun. Hazret-i Ali efendimiz fetvayı verdi. Ben ilmi şehriysem o da kapasıdır. Hadis-i şerif. Ya Rabbi almin döndüğü yere hakkı döndür. Âmîn. Hadis-i şerif. Bu lütfa bu ikrama masal olmuş olan Hazret-i Ali efendimiz ijtahat etti. Dedi ki onlar o meyun işi yaptıkları yerde öldürülecek ve o evde onların başlarına yıkılacak.
Fetva alın. Kimi o iş gömülü davranıyorsun sen? Allâh o melanetli işi yapan lanetli işi yapanı hoş mu görmüş? Yerine yeksan etmiş, batılmış yere. Ne yapacak? Allâh’ın velisi eşcin sefere dua mı edecek? Allâh’ın velisi kafirlere dua mı edecek? Allâh’ın velisi münafıklara dua mı edecek? Bursa’ya yeni geldim. İlalavaya sohbete götürdüler bizi. Zikrullâh’a götürdüler. Daha doğrusu davet edildim. Davet eden zekim Allâh affetsin. Yeni derviş olduğum zaman böyle beni rüyasında görüp araya araya bayıldığına kadar gelen Yalava’dan bir zahit. Haşun’un yeğeniniyle tanıştık sonradan. Ben bu kıssayı anlatınca sonra yazıştık yeğenine. Yahu demiş halen daha yeğeni falan ölmüş ve parlakmış Allâh rahmet eylesin.
Gel dedi sen benim şeyhimsin. Diyor benden yaşı bir seni yüzüme kırmak istemem.
Misafirin Gahyünceğe Tecellîsi ve «Mü’min-Ter Havuzu» Hadîsleri — Hazret-i Geİlânî’den Selam Getirenler
Benim şeyhim var. Ben Nefse ile Abdullah Gürrüz efendiye bağlayayım. Diyor doğrudur. Tabri tersi diyor ki ben senin yerini görüyorum. Sen benim şeyhimsin. Dedi diyor dervişliği kabul et. Ben yalvarıyorum, yakalıyorum. Ben şeyhim, söyleyim böyle. İnanmıyor musun? Bir şey demiyor ama. Gelmiş Yalava’dan böyle bulmuş elinden koymuş gibi koymuş. Bu tabi. Neyse konuştuk. Böyle ziyaret ediyor beni ara sırada. Şeyhimizi ziyaret eder gibi. Böyle giyeyim kravatla çok şık geziyor. Emekli. Allâh olsana. hal-i vakti de yerinde belli böyle. Ben yalvarıp yakalıyorum. Benim şeyhimle bir şey. Götüreyim seni diyorum. Ne bir şeyle. ondan dersen. Benim şeyhim tersi diyor bana. La havle ve la kuvvete. Kimseye de bir şey diyemiyor mu?
Diyor mu şimdi? İş ay yuka çıkacak. Neyse. Bayıltıdan göçtüm. Şeyh efendi ödemişe götürdü ya beni. Aha dedim yani. Böyle birkaç tane var. Bir tane de İzmir’den geliyor. Bir tane Aydın’la geliyor. Dedim ya tamam bunlardan hiç olması. Kurtulduk ödemişe gittim. Ödemişe göçtüm. Ardından iki ay filan geldi. Bir baktım bizim yanımız orada. Dedim nereye gidiyorsun? Dedim bir yere gitmiyom. Şeyhim buraya emretti buraya göçtüm. Hareket bu. Sen benim şeyhimsin. Yapma etme. Bu sefer ben ödemişteyken üç dört sefer ödemişe geldim. mutat bir derviş. şeyh efendi diyordu. Kırk günde bir şeyhini görmesi lazım. Gidip ziyaret etmesi lazım. Sohbetine katılması lazım. Onu bize öyle söyledi. Biz öyle bir eğitim alıyoruz.
Kırk günde bir bir kimse şeyhini ziyaret edecek. Sohbetine katılacak. Halaket için kularına katılacak. Bizim öğrendiğimiz sufili bu. O da kırk gündedir geliyorum. o iki ay geçirmiyor yani. Yaşlı ben utanıyorum sıkılıyorum. Ben şeyh değilim diyorum. Dinlemiyom. Ödemişte devam etti. Ödemişler devam etti. Geziyor bakıyor ağırlıyor. Böyle dua ediyor. Gidiyorum. Allâh’ım diyorum ya Rabbi ya Rasulallah. Neyse. E tabi İzmir’den gelen var. O Rufailer var İzmir’den. Onlar geliyorlar. Neyse. Ben ödemişten. Gene bir daha dedim. Tamam yıkatıyoruz biz. Bir böyle kapsül atalım gibi. Bursa edelim. Adam elinden koymuş gibi bursa da adam dükkana geldi. Bir baktım dükkanın önünde. Huuu. Üstadım diyor bile. Bu bütün çarşı bana bakıyor.
Mendrisep Asajı. Zaten ortakından doydu kanı kilk oldu. Mezzi Ban. Tabi sabahleyin geliyor birisi. Elinde asa. Çarşının başına asa uyuyor. Bütün o içerisi ona bakıyor. Uuuu. Ustak Efendi Abdülkadir Geydam Hazretlerinden selam getirdim. Bütün çarşı bana bakıyor. Bir ona bakıyor. Allâh’ım ya Rabbi. Bunlar eksilmiyor. Artıyor. Artıyor. Eksilmiyorlar. Neyse bütün çarşı artık. Ne varsa geliyor bize. Huuu diye geliyor. Haydi. Hatta bir sabah. Sabah erkenden yedi buçukta. Bir baktım Sema’yı nerede geçiyor. Buradan yine geldi biri dedim. Tamam dedim. Yapacak bir şey yok dedim. Sema’yı diyor. Allâh’ım. Tabata huuuu. Tamam huuuu. Eyvallâh. Gel bakalım otur. Haydi yemek git çorba iç çay iç tamam mı? Söyleyemiyorsun ki böyle yapma diye.
Ondan sonra biri sorulan. Bilal’den hayırlı işler diyor. Huuu. Anne de bilal derdedir ona. Ya diyorum sakin ol. Ondan beri normal esnaf görüyorlar. Sen normal değilsin. şu bu Bağdat’tan selam getiren Beyrut’tan selam getiren. İpini koparan geliyor. Esnaf’a baktım. Olmayacak bir şey. Efendim ne yapacaksan yap. Bunlardan başımı kaldıramıyorum dedim ben. Ne oluyor dedi. Efendim ipini koparan geliyor dedim ben. Bu diye geliyor. Haydi engelliyor dedim. Allâh’ım sana. Maşallah Mustafa’yı. Mesutlar çok seviyor oğlum seni dedi. Otur. Gelmesinler demiyor. Mesutlar seni çok seviyor diyor. Gidiyor. Artıyor. Önceden ayda bir tane iki tane geliyordu. Feride gelmeye başladı. Huu diye geldim. Otur. Yemeyin.
Aman lütfen. Allâh rızası için. Yememiz için iç çay iç. Tamam yürü bak. Nereden geldikleri belli değil. Gidiyorlar böyle.
Hâlid b. Velîd’in Zehri İçmesi, Ebû Müslim’in Ateşte Namaz Kılması — İbrâhim Aleyhisselâm Mucizesinin Ümmete Tecellîsi
Allâh bizi affetsin. Bu sahip de bizim yalan olana. Bir vaktim geldi. Dedim yok ya. Dedim bu onun arkası sökün ediyor zaten. Gel dedi. Sonrası elbise de geliyor. Dedim tamam arkası elbise. Toplanacak bunların. Huu huuu eyvallâh. Dedi bak gördün mü Mustafa Efendi dedi. Daha yakına geldik. Daha fazla görüşeceğiz. İnşallah görüşürüz abi tamam mı? Ben çünkü görüşürüz abi. Sen benim üstadımsın diyor. Bana abi demeyen. Sen benim üstadım. Bak ben her seferinde sana aynı şeyi söylüyorum. Benim üstadım var. Ne bir şey evvel. Biz böyle böyle onun üstüne gel. Ondan ders al. Diyor. Sen bana ister ders ver ister verme. Sen benim üstadımsın diyor şimdi. Neyse. Geldi gene bir hafta dedi. Bizi bir şenlendir.
Bu akşam dedi. Ondan sonra abimin oğlanın kardeşimin evine dedi. Zikre gelecekler derse sen de buyur ya. E dedim inşallah gelirim tamam. Ahmet Özbah söyledim. Abim he? Onu uzanan. Bir kişi daha mı iki kişi daha mı var yanımızda? Biz abimin arabasıyla çıktık yola. Adres verdiler. Yolda bir de trafik kazası oldu. Başkası. Onları götürdük hastaneye. Zikrullâh gidecekmişiz. Oradan birisi geldi kapatayım dedi. Biz dedi. Ben dedi şey buldum. Ne oldu? Kazayı gördüm. Siz dedi yürüyün gidin dedi. Ben dedi polislerle baş ederim dedi. Yoksa sizi şimdi karakola götürecekler. Oraya buraya götürecekler. Allâh razı olsun dedi. Yürüdük biz. Öyle doğru kapatayım olur. Sadece iş görür. Neyse gittik zikrullâh.
Tabi sohbete gittik oraya. Komuştuk. Şeyhin adını söylemeyeyim şimdi. kimse bu hüzetmesin diye. Sohbet ediyor. Sohbet ediyor ki bir veli bir mürşid kafire de dua eder. Yunanfı’ya da dua eder. Fası’ya da dua eder diyor. Biz herkese dua ederiz diyor. Tabi sohbet öyle bir noktaya geldi. Herkese dua eden kafire dua eden muaveyi dua etmiyor ama. Biz muaveyi kötülüyor birader. Asla bu yıldızlar gibidir. Hangisi de sarılırsa beni bulursunuz. Asla buna sakın sövmeyin. Sövücü olmayın. Hakaret etmeyin. Adişe. Ha. Seversin sevmezsin. Hayır mesela. Hakaret değil. Ben şey yapmam. Böyle söyledi. Dedim efendim bir şey soracaktım. Buyurun. Sağ olun. Dedim kafire dahi dua eden dedim. Hazreti muaveye dedim. Neden söylesin?
Neden dua etmesin? Öyle mi? Yunanfı’ya dedim kafire, fasıya dua eden kimse. Muaveye dedim. Neden dua etmesin dedim. Öyle mi? Muaveyeye hasret diyenlerle bir işimiz yok. şöyle böyle herkes kurşun duramıyor. Birbirlerine ayrılıyor. Karga ayrılıyor. Ondan sonra o atıyor bize. Kalktım. Hakkınızı helal edin. Siz bilmiyorsunuz biz karga olalım. Siz iyi olun biz kötü olalım. Ondan sonra dedim ahir yengenizi bozdunuz. Hakkınızı helal et. Özür dilerim. Kalktım. Tablolarına hoş bir durum oldu. O beni davet eden ya hakkını helal et dedi. Yok dedi. Kaldım ki şimdi intikamımı Geylana Hazretleri asip. Âmîn. Kaldı şimdi ben öyle deyince. Benim dedim Allâh affetsin. pirim dedim o benim hakkımı savunacak olan da o.
Ben orta yere dedim kendimden çıkmış bir insan değilim. Benim dedim hakkımın Hazreti Alephi’nin asilidir. Âmîn. Ne dedi o dedim misafirin gönlü incedir bu kılda. Balın tefsiri var ya Hazreti Alephi’nin diyor. Yok misafirin gönlü bazının içerisindeki kılına alakalı. İncedir bu kılda. Bakın dikkat edin. Misafir kırılmaz. Misafir incitilmez. Misafir. Haklı olsan dahi onu kıramazsın. Haklı olsan dahi onu incitemezsin. O oradan kırılır, incinir. Giderse senin iki yakın bir yere gelmez. Dedim ki benim hakkımı dedim gel anazılıkta rastlan. Ben dedim ona haval ettim. Hakkımı. Tam sonra o geldi. Yaşananları hep bana anlatırlar yaşandığını. duanı geri al manasında söylüyor. Dedim yok. Dilden çıktı dedi.
Dilden çıktı dedi. Biz dedi incindik o gün dedi. Misafirler de var. Gerek yoktu dedi. Böyle bize dedi celallik yapmasına. Bir de el fatia. Bundan sonra burayı çağıracak olduğunuz kimselere soracaksınız.
Nevevî’nin «Ey Allah’ın Kulları, Yardım Edin» Duâsı ve Bedîüzzamân Saîd Nursî’nin Geylânî’den Himmet Alışı
Muhabire Hazret mi diyor ne demiyor mu? Muhabire Hazret diyorsa getirmeyeceksiniz buraya. Şey bunu söylüyor. Şehit Nöbetleri var. Biz kalktık. Yürüdük geldik. Şimdi veliler demek ki ne yapıyorlarmış? Onlar ümmetin çoğalması için uğraşıyorlar. Ve onlar bir şey talep ederlerse Allâh da onların taleplerini yerine getiriyor. Çünkü Allâh’tan ümmetlerin çoğalısını talep ederler ve çoğalılar cebbalere beddua ederler. Demek ki bu veliler ne yapıyormuş? Zalimlere, cebbalere beddua ediyorlarmış. Yağmur talep ederler, yağmur yağar. Onlar dilerler onlar için arz nebat verir. Dua ederler bu dua sebebiyle lice belalar defolur. Başka bir adı şerif. Cami-i sallimde geçiyor. Allâh’ın öyle kulları vardır ki şu şöyle olacak diye yemin etse Allâh onu yalancı çıkarmaz.
Demek ki Allâh’ın öyle kulları var. Şu şöyle olacak diye yemin etse Allâh onu boşa çıkarmaz. Yine Muharrem üstünden Allâh’ın öyle kulları vardır ki şu şöyle olacak diye yemin etse Allâh onu boşa çıkarmaz. Yine müslümden Allâh’ın öyle kulları vardır ki Allâh adına yemin etseler Allâh onların yeminlerini yerine getirir. Allâh ne yapıyormuş? Onların yeminlerini yerine getiriyormuş. Yine müslümden bir hadîs-i şerîf. Saçı başı dağını toz toprak içinde ve kapılardan geri çevrilen nice insan var ki Allâh adına yemin etse Allâh yeminini yerine getirir. Müslümden bu hadîs-i şerîf. Yine Sûhîd’den ve Teberhane’den Allâh’ın bazı kulları vardır ki Allâh onları insanların ihtiyaçlarını gidermek için yaratmıştır.
İnsanlar ihtiyaçları için onlara sığınırlar ve onlar kıyamet günü Allâh’ın azabından evindirler. Bakın demek ki ne oluyormuş onlar o Allâh’ın okuruna sığınıyorlarmış ve Allâh onları ne için? İnsanların ihtiyaçlarını gidermek için onları yaratmış. Cenâb-ı Hak cümlemizi onlardan eylesin. Yine bunları bir de İbn-i Tehmiye’den vur. Fetavat-ül Kübra’dan. böyle İbn-i Tehmiye’yi bize başka türlü tanıtıyorlar ya. Bakın İbn-i Tehmiye’den Halid bin Velid bir kaleyi kuşatmıştı ama kale direniyordu. Kaledekiler dediler ki eğer şu zehri içersen size teslim olur. Bakın ya şu zehri içersen kaleyi size teslim ederiz. O da zehri hiç mi değil ona hiç zarar vermiyor. Kale de teslim olur. Yahudiler Hazret-i Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem Hazretlerini Hayber’de zehirlediler ya Allâh Resûlü sallallâhu aleyhi ve sellem Hazretleri Nâs onları topladı.
Dedi ki hanginiz bu zehri verdi? Kadın çıktı ben dedi. Niçin zehirlediniz dedi. Sordu niçin zehirlediniz dedi. Dedi ki dedi eğer bu Hak Peygamberse bu zehir buna zarar vermez. Eğer bu Hak Peygamberse zarar vermez o zaman buna biat ederiz. Haktır. Ama yok bu zehir onu öldürürse bu Hak Peygamber değildir diye hükmüne maddettir dedi. Allâh neyse bunların önce serbest bıraktı. Dedi ki bundan yiyen arkadaşları mı var dedi sahabeler var. Eğer bunlardan birisine zarar gelirse dedi o zaman onları kısas uyguladı uygularında dedi. Ve sahabelerden şimdi tam hatırında dedi iki tanemiz üç tanemiz hatırına gelemezse söylesin kaç tanesi öldü. Şehit oldu. Bir tanesi şehit oldu. Orada şehit olunca o kadını kısas uyguladı.
Bak gözü ödülü. Bakın Hazret-i Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem maddettirine zehir tesir etmedi. Ama son hastalığında Hz. Ayşe annemize dedi ki ateşli hastalık dedi ki o Yahudi kadının zehrinden büyüdü diye ateş var. Bu ateş dedi o Yahudi kadının zehrinden. Demek ki aynı şeyi ümmeti olan ve sahabesi olan Halid Bümürlük yapıyor. Zehri kendi eliyle içiyor. Bakın zehri kendi eliyle içiyor. Hazret-i Ebû Bekir efendimizin yıvanın zehri tesir etti mi? Etmedi. Etmedi. Bakın ne yaptı? Etmedi. Evet. Yine devam ediyoruz. Hazret-i Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem maddettirinin zamanında bir yalancı peygamber çıktı. Ehsad el-Amsi adı. Bu Müslüman bir Türk tezdaftan önce bu. O sahabeden Müslümi yakalıyor.
Kaybı Bulma Duâsı (11 İhlâs + Fâtiha, Geylânî Rûhâniyetine) ve «Bûmu Mûsâ’nın Rabbidir» (Tâ-Hâ 70)
Yakalayınca benim Allâh’ın vesile olduğuma şehadet ediyor musun diye soruyor. O da diyor ki seni duyamıyorum diye karşılık verdi. Seni duyamıyorum. dediğini duymuyorum dedi. Bunun üzerine Esvet peki Muhammed’in Allâh’ın Resulü olduğuna şehadet ediyor musun diye sordu. Ebu Müslüm de evet ya oğlum. Bunun üzerine Esvet onu ateşe attırdı. Ebu Müslüm ateşin içerisinde namaz kılmaya başladı. Ateş onun için serin ve selamet alıvermişti. Ebu Müslüm Peygamber efendimizin vefatından sonra Medîne’ye döndüğünden Hazret-i Ömer ona Hz. Ubekir ile kenti arasına oturtarak Allâh’a hamd olsun ki ölmeden evvel Ümmet Muhammed’den İbrahim aleyhisselâm gibi ateşe atılan birini bana gösterdi dedi. Bakın İbrahim aleyhisselamın mucizesi Hz.
Muhammed Mustafa’nın ümmetinin üzerinde bir keramet olarak tecelli ediyor. Ümmetin vehirleri üzerinde bir keramet olarak tecelli ediyor. Şimdi zayıf hadisi olduğunu söylenir ya Ümmetimin vehirleri deli İsrail Peygamberlerine deliktir. Bunu zayıf hadîs olarak söylerler ama bunu gazade normal hadîs olarak bunu nakleder. Böyle bir hadisi zayıf olarak söylerler. Ben bunu zayıf olarak söylendiğini söyleyeyim ilmi olarak. Ama benim için hadislerin hepsi de zayıftır. Hepsi de kuvvettedir, zayıf yoktur. Bu benim kendi inancım. demek ki Peygamberlerin üzerindeki o o mucizeler geçmiş Peygamberlerin üzerinde bilhassa Beni İsrail Peygamberlerin üzerindeki mucizeler Ümmetin vehirleri üzerinde keramet olarak tecelli etmiştir.
Ve bunu bizim vahit gönderdi bana. İmamın evvelinin başından geçen bir hadise Rükal-i Galip hakkında oğulların tasarrufu ile alakalı. Abdullah bin Mesud rivayet edildiğine göre Resûlullâh Sallallâhu Aleyhi ve Sellem adıdır. Şöyle buyurdu. Birinizin bindiği hayvan çölde kaçtığı zaman Ey Allâh’ın kulları onu yakalayın diye seslendiriyor. Çünkü Aziz ve Celil olan Allâh’ın yeryüzünde onu tutacak kulları vardır. Bu hadîs var. Bu hadisi ben başka kaynaklarda da okumuştum. İmamın Nevevi’de de var bu. Ve normalde böyle bir şey var. Nevevi bu hadisi bildiğinden dolayı Ondan sonra. Onun hocası, Nevevi’nin hocası Ondan sonra bir neyini kaybediyor. Bu hadisi bildiğinden böyle dua ediyor. Ey Allâh’ın kulları benim hayvanımı bulun geçin diyor.
Ve onun hayvanını buluyorlar. Bu Nevevi’de geçiyor. Ve Ve yiğillerin üzerinde Kerametlerden birisi. Bunu normalde Geydana Hazretlerinin meykubelerinde de okursunuz. Avarif’in mağrifte okursunuz. Bu tip eyya meykubelerini her yerde okursunuz. Ama bunu normalde bir de Bediüzzaman Sayyidi Nurzîn Hazretleri de aktarır. Hatta der ki ben Rusya’da zulüm ağzındayken Ben Geydana Hazretleri’nin himmetiyle zulümden kurtuldum. Onun kerametiyle zulümden kurtuldum da. Yine Bediüzzaman Sayyidinin Ödül gülerim. Bediüzzaman Sayyidinin Rusya Hazretleri Bir şey kaybolunca On iki ihlas bir Fatiha Geydana Hazretleri’nin ruhaniyetini okuyup Kaybımı bana buldur yarabbi diye dua edermiş. Cenâb-ı Hak hamdolsun. Bunu ben denemiş insanım.
Yarabbi plastik patladı benim ondan sonra. Neyse ben lastiği değiştirdim. Ama onun bir şifreli bir şey varmış. Nedir onun lütfusta? Şifre kapağı. Ben bunu bilmiyorum. Düşünmüş. O da Almanya’dan geliyormuş. Normal bulunmuyormuş. Cevdet dedi, bunu bulmamız lazım. Bunu bulmazsak dedi sıkıntı durum dedi. Almanya’dan isteyeceğiz dedi. Allâh’ım yarabbim. Gittim. Bir şey kaybettiysen kaybettiğin yerde arızcan. Tekrar gittim. Ben oraya halbuki o gün aradım böyle. Bulamadım dedim. Hiçbir şey yok. Gittim tekrar aynı yere. Oturdum. 11 ihlasım, 12 âyet-i kürsü. Pardon. Ne dediydim? İhlas. Okudum ihlas ve fatihaları. Geyler Anzetten rüvaneten dedim ki, dedim dedim mecarim yok. Şunu dedim bana buldur. Anladım.
Dedim bu Almanya’dan gelince kadar dedim yollar değil. Sohbetlere gidiyorum dedim. Bir de kendim öyle anlatıyorum.
Abdulkâdir Geylânî’nin Düşüp Kalkan Çocuğu Geri Çağırması ve Üstâdın Duâsının Rüyâda-Hâlde Tecellîsi
Açılmıyorum kendimi. Diyor ben sohbetlere gidiyorum. Zirveye gidiyorum. Plastik yolda patlarsa perişan olurum diyorum. Şu neyse. Bulunacak olan şey bana buldur. Ahmet dedim. Tam arabanın arkasında böyle pakaesinin olduğu yerde. Pahriyor orada bir şey. Baktım. Aradığımız canta bulundu. Lan bu Allâh Allâh dedim. Asa’nın yaptığını Musa da şaştı değil mi? Musa aleyhisselâm bismillah diyor atıyor Asa’yı ortaya. Asa kocaman ecdarva oldu bütün büyücülerini çekiveriyor. Bu sefer Musa da hayret ediyor. Büyücüler diyor ki Asa’nın yaptığını diyor. Musa da şaştı. Bu diyor. Musa’nın Rabbisi’nin işi. Bakın. İmin ehli nasıl oluyor? Ferahsetme. Bu diyor. Musa’nın Rabbisi’nin işi. İman ettik diyor. O zaman bir mucize bir keramet ya ümmete mütalik bir fayda sağlamalı ya da şahsa mütalik bir fayda sağlamalı dini mesele de.
Şimdi benim dervişlik hayatım boyunca Cenâb-ı Hak’a mutlu sen olsun. Şeyh’imin çok duasını aldım ben. Bu şeyhin duası kurşunun namlaya döndürüyor ya. Şeyh efendi bu konuyla alakalı ben böyle konuştum da. Usta efendi dedi oğlum rüyanda kaza etmiyor musun eski dedi. Tok ediyor dedim ben. oğlum dedi. Allâh dedi rüyanda geçiriyor imtihanı dedi. Bakın o mutlak kaderse onu yaşayacaksın. Ama bir velinin duası bir garibin duası bir yetimin duası bir ihtiyaç sahibinin duasını almak çok önemli. O duanın yüzü sürmetine nice bela gibi sübhetler rüyada geçer halde geçer. Bakın halde zikrullarda halde geçer veya rüyada geçer. Veya da o şey sana gelir bir başkasında yüz tesir eder sende bir tesir eder iki tesir eder.
Tabiri caizse meşhur oldu Cumhurbaşkanının sözünü teyet geçer senden. Bu velilerin duasıyla bu fukaranın duasıyla kimsesin dedi yetimlerin yolda kalmışların duasıyla bu etraftaki insanlara yardımcı olmak da olur bunlar. O zaman meseleyi toparlıyoruz şimdi. Peygamberlerin mucizesi haktır ve ümmet-i Muhammedin velilerinin üzerinden keramet de haktır. Ve nice hadiseler olmuştur ki evliya men kıbelerinde bunlar vardır. Bunlar böyle evliya men kıbesi değil de hafife alınacak şeyler değildir. Şimdi yine kalbime geleni söyleyelim Geynânâ Hazretleri ile alakalı. Kadının birisi geliyor diyor ki ya bir evladımı diyor diş de aldı git kadın bak işine diyor. Geliyor Geynânâ Hazretleri’ne ısrarla. Efendim diyor sende yok yok ben diyor evladımı istiyorum.
Kadın bak işine diyor bilgilenecek durum yok gitmiyor kadın. Üçüncüsünde diyor ki evladımı diş de aldı evladımı istiyorum senden. Bunları şimdi zâhiren baktığında küfür olarak görüyor insanlar veya bunları söylemeye de çekiniyorlar. Bize taş atacaklar diye bizi kılacaklar diye. Kınanmaktan korkmuyorum. Sufilimden korkmuyorum. Gittiğim yoldan korkmuyorum. Yolumdan dolayı kınanmaktan da korkmuyorum. Halimden durumumdan dolayı da kınanmaktan korkmuyorum. Geynânâ Hazretleri duruyor git kadın diyor çocuğun dişlerinin kenarındadır. Git diyor dişlerin kenarındadır. Kadın koşa koşa gidiyor. Dişlerin kenarında bir bakıyor ki çocuğu kıyın olmuş ağlıyor ona. Ağlıyor onu getiriyor. Evliyan ve velilerin kerameti haktır.
Kim inkar ederse kerameti küfre düşmüş olur. Hazreti Piri de diyor ki diyor velinin Allâh dostu bir veli yaydan çıkmış oku tekrar yaya döndürür. duasıyla, bereketiyle, Cenab-ı Hakk’ın lütfuyla, ikramıyla, ihsanıyla o ok tekrar yolu çevrilir mi? Evet, yolu çevrilir. O şer gibi görünen şey hayra döner mi? Evet, nice bela ve müşrivet nice sıkıntılı durumlar o velilerin duasının yüzü sürmetine o velilerin bereketiyle ortadan kalkar veya da haşifler. Rabbim cümlemizi velilerle, sâlihlerle beraber olanlardan eylesin. Âmîn. Onların yolunda gidenlerden eylesin. Âmîn. Onların duasına olan, nimetini alanlardan eylesin. Âmîn. Rabbimizleri son nefesimize kadar velilere ve veliliğe düşman olanlardan eylemesin.
Âmîn.
Münt-esibin Edebi: Susmak, İtiraz Kapısını Kapatmak ve Tekstir Battığı Şeyhi İşini Tekrar Yapma Örneği
Bu konuda dilimizi tutsun. Âmîn. Kalbimizi tutsun. Âmîn. Aklımızı tutsun. Âmîn. Velilere bizi düşman olarak bu dünyadan göndermesin. Âmîn. Kim velilere düşman olursa son nefesleri tehlikededir demeyeceğim. Küfre düşmüş bir vaziyette bu dünyadan göçerler giderler. Velilere düşman olan, veliliğe düşman olan, zikre düşman olan, zikrullâh yapanları düşman olanlar bu dünyadan kafir olarak göçerler giderler. Rabbim bizleri Allâh’a dost, Habibine dost, velilerine dost, dostlarına dost, düşmanlarına düşman olarak bu dünyadan göçüp gidenlerden eylesin. Âmîn. el-Fâtiha. Selam. Âmîn. Velilerin etrafında duranlara bu sözüm, bir veliyye imtisap edenlere müntesip olanlara bu sözüm, bunu da söyleyeyim. Ben şeyhimin yanında 18 yıldırdım.
Bu eski bir şey, bu eski bir şey, bu eski bir şey, bu eski bir şey, bu eski bir şey, susmayı bilin, içimizi bastırmayı bilin, itiraz kapısını kapatın. Bunu unutmayın. Bir kardeşiniz olarak söylüyorum. Artık yaşım 63, bir büyüğünüz olarak da söyleyebilirim. 63’ten fazla olan var mı içinize? En yaşta mı benim? Bir büyüğünüz olarak söylüyorum, bir kardeşiniz olarak söylüyorum. Ben göçüp gideceğim bu dünyadan. Hiç kimse kalıcı değil. Allâh ne zaman nefesi bitirdiysin o esnanda gidecek. Eyvallâh. Ama size bir kardeş, bir ağabey, bir büyük nasihatı, bir veli isterse dereden tepeden konuşsun. Ne konuşursa konuşsun, ne söylerse söylesin. İster sizin zatınıza, ister umuma. Kafanız olmadı, aklınız olmadı, nefsiniz ağrı geldi, zor geldi.
Gördüğünüz şeyi de idrak edemediniz, duyduğunuzu idrak edemediniz. Bunlar olur. Susun, konuşmayın, kalbinizi de nefsinizi de bastırın. Ben bunu öğrendim. Şeyhimin yanında. Sustum, hiç konuşmadım. Bir başkasını da arttırmadım. Bekledim, bekledim. Bazı mensabeler oldu, 3 yıl, 5 yıl, 10 yıl bekledim. Bir şey söyledi. O esnada konduramadım. Bir tarafa yerleştiremedim. Vardı bir hizmet Mustafa Özbahattin, sabretti. Bekledilir. Gerçekten 10 yıl sonra, 15 yıl sonra onun tecelliyatını gördüm. Sözünü dinleyin. Bir velinin, bir mürşidin aklınıza zarar olarak gelmesin. 10 yıl sonra karar veriyor. 30 yıl sonra, 20 yıl sonra karar veriyor. Bakıyorsunuz, o zaman zarar görünen 20 yıl sonra kar olarak görmüyor.
Kendi hayatımdan örnekliyim. Bana dedi ki, tekstire gireceksin, emredersin efendim dedi. Ben tekstide 3 sefer battım. Battığın zaman dışarıdan ne göründü? Zarar değil mi? Battım 3 seferden tekstirden. Cenâb-ı Hak oradan beni tekrar kurtardı. Bütün borçlarımı ödedim. Cenâb-ı Hak hamdolsun. Çoluğum, çocuğum rezil zebildi. Ortalıkta düşmedi. Şu anda hiç kimseye ihtiyacım yok, muhtaç değilim. Hala da çalışıyorum. Hiç kimseye şey eminle demedim. Ama 3 sefer battım. Battığın zaman hani, bir insanın şeyhi batacak bir işi yapar mı? Böyle düşünmedim. Şeyhim bana bu işi söyledi. Battım, tekrar bu işe devam ettim. Başka bir iş yapmadım. Bir daha battım, yine aynı işe devam ettim. Bir daha battım, yine aynı işe devam ettim.
Benim şeyhim çünkü bana o işi söyledi en son. Bakın, en son o işi söyledi. Ben şimdi tekrar iş yapacak olsam, ben yine aynı iş yaparım. Ben yine aynı iş yaparım. Danışıyorsunuz. Danıştığın zaman bu bütün umuma, bütün müritlere bu. Umuma. Gittin, şeyhine danıştın. Onu yerine getir. Yerine getirilecek sen de söyle. Ben burada zorlanıyorum de. Ben burada zorlanıyorum efendim. Haberiniz olsun de. Ben bunu yapacağım ama zorlanıyorum. Burada böyle önümde engeller çıktı, sıkıntı çıktı. Şu oldu, bu oldu de, söyle. Söylememezlik etme. rahatsız etmeyin nefsinden. Uyandırmayın nefsinden. Bunun için konuşmayın nefsinden. O çöp içinde uğraşma. Öyle değil. Soracağım dostlarım bir şey olsun. Ama gerçekten ben üstadının duasını alan bir sufi olarak Cenâb-ı Hak’ım bu selam söylemiştim.
Nece zorluklar gördüm? Yürüdüm, çıktım, gittim. Cenâb-ı Hak hamdolsun.
16 Yaşında Babanın Vefatı, Şeyhin İkinci Baba Olması — Baba ve Üstâdın Duâsını Almadan Dünyadan Göçmeyin
Nice daha ağırları olacaktı belki de. Cenâb-ı Hak hafifinden kurtardı beni. Nice böyle başıma benim çorap örmeye çalışanlar oldu. Allâh onların tuzaklarını bozdu. Ben kendi üzerimde dua eden bir insan değilim. Ben dervişlikte tanıştığımdan beri Allâh’ın ademi benim bozdum. Orada okuduğum kendine bir şey isteme diye saldım yakasını. Bu dua etmiyor manası değil. Cenâb-ı Hak bütün kardeşlerimizi ihya eylesin. Kardeşlerimizi bütün sıkıntılarını hayra çevirsin. Vela bu musibetleri başlarından def eylesin. Onlara maddi manevi afiyet nasip eylesin. Eş ve çocuklarına güzel ahlak nasip eylesin. Eş ve çocuklarına güzel ahlak nasip eylesin. Eş ve çocuklarına güzel ahlak nasip eylesin. Evlerine, işlerine, cephlerine, vücutlarına, kalplerine, akıllarına afiyet versin.
Kimdir? O yüzden Üstad’ın bir velinin duasını almak, bir velinin duasını almak, babanın duasını almak. Baba, Peygamber mesabesinde duası. Bir babanın duasını almak, bir velinin duasını almak, bütün dünyadaki her şeyi topla oraya koy, onlar daha önemli. Bakın o daha önemli. Cenab-ı Hakk’a ödülü ben babamın duasını alarak kaldım. Böyle hep başında isterdi beni. Ben onun başındayken vefat etti zaten. Uyuklamışım uykulamadığım bir fark gitmiş. Ben gecemun başında duruyordum. Ben de uykusuzluk önceden beri vardı. Benim çok böyle uykum yoktu. Ben başımda duruyordum, gündüz okula gidiyordum. Ben uykulamışım, uykulamanda babamı vefat etmiştim. Ben böyle onun arkadan kalbini ilk dinleyen benim, o zaman için 16 yaşındayım da annem dedi ki, dinle bakayım dedi kalbimi atıyorum dedi.
Ben böyle insanın babasının kalbini atıp atmıyor muyum diye dinlemesi. 16 yaşındaki bir çocuk için kolay bir şey değil. Ben böyle dinledim, kalbimi atmıyor, nefesi durmuş. Kafamı kaldırdım, annem bana bakıyor ben öldü diyemedim anneme. Allâh! Kaldım öyle ben, annem anladı. Hadi hemen yatırıverelim dedi. İnsan babasının cesedini yatırıyor. Ben 16 yaşında yatırdım. Ondan sonra dedi ki teyzene haber ver. Sabaha akarsın zaten, teyzemi dedi yatır, küçük teyzemi dedi. Ben camımı vurdum, teyzem çıktı, babam öldü diyemedim ben. Anladı o geldi. Şimdi babamın duasını ben 16 yaşında alalım insan. Böyle çok methederdi benim. Ondan sonra, ardından benim ikinci babamdı şeyhim. Ben de benim hayatımda derinlemesine hayatımı değiştiren, hayatımı komple benim böyle hükmeden tasarruf eder.
Kimse benim şeyhimdir. Ben öyle inanççı, zor bir insanımdır. Ben de her şey böyle boyun eğmem, eğdemem, susmam, başıma buyruk bir insanım. Şeyhim beni bu konuda şey yaptı, yola getirdi öyle söyleyeyim. Benim başka dinlediğim hiç kim sormamıştır hayatımda. Bu iki duayı al. Bu iki duayı almadan bu dünyadan küçük gitmeyin. Gençler, babası sağ olalım, annesi sağ olalım. Anne babalarınızın duasını alın. Muhakkak üstadınızın da duasını alın. Hangi derdaha mümtesipseniz mümtesip olun. Önemli değil. Şeyhiniz kimse kim, önemli değil. Duasını alın. Ben duasının bereketini gördüm hamdolsun. Onun duasının yüzü sürmetine Cenâb-ı Hak bir çoğu tuzaktan bu fakiri kurtarmıştır. Allâh üstadından gadi gadi razı olsun.
Cenâb-ı Hak’ının makamını âdil. Makamını yücet olsun. Ama her nefis ölümü tatacaktır. O da o ölümle zahir olarak yüzleşti, karşılaştı ve vazifesini yaptı, yövdü gitti. Cenâb-ı Hak hepimiz de veli eylesin. Haklarınıza helal edin. O’nun yanında helal olsun. Öyle bir kalbime geldi, gönlüme geldi. Dedim ki öyle söyleyivereyim onu. Hakkınızı helal edin. MaşaAllah. Selamun aleyküm. Ya Allâh’ım. Her şey vaktindir. Bazen arkadaşlarım diyor hadi şeyhimiz sağ olsaydı da ömreye gidin. Hadi beraber bir zaman geçelim. Hadi hizmet edin hadi. Yok. Bitti. Enteresan şey. İnsanlar sağlığında kıymetlenmiyorlar. Öldükten sonra kıymetlendiriyorlar. Asıl sağken kıymet verirsen, asıl sağken kıymetlendirsen, asıl sağken hizmet etsen.
Kaynakça ve Referanslar
- Mesnevî 1668. Beyit — Vehîl-i’llerin Oku Geri Döndürmesi: Mevlânâ, Mesnevî-i Ma’nevî 1. Defter 1665-1695 («velîlerde Allah’tan öyle bir kudret vardır ki atılmış oku yoldan geri çevirirler» mazmûnu); Abdulbâkî Gölpınarlı, Mesnevî ve Şerhi 1/348-358; Tâhirü’l-Mevlevî, Şerh-i Mesnevî 2. cilt; Ahmed Avni Konuk, Mesnevî-i Şerif Şerhi 1/478-495; Reynold A. Nicholson, The Mathnawi Book I, lines 1665-1700; Annemarie Schimmel, The Triumphal Sun.
- Yunus 62-64 — Allah Dostlarına Korku Yok: «Êlâ inne evliyâ’allâhi lâ havfun aleyhim ve lâ hum yahzenûn. Ellezîne âmenû ve kânû yettekûn. Lehumu’l-buşrâ fi’l-hayâti’d-dünyâ ve fi’l-âhira» — Yunus 10/62-64; Taberî, Câmiu’l-Beyân 11/131; Kurtubî, el-Câmi’ 8/356; İbn Kesîr, Tefsîr; Fahruddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb 17/99-103; velîl kavramı — Kuşeyrî, er-Risâle, bâbu’l-velâye; Hüceviri, Keşfu’l-Mahcûb.
- Neml 38-40 — Âsaf b. Berhiyâ ve Belkıs’ın Tahtı: «Kâlellezî indehû ilmun mine’l-kitâbi ene âtîke bihî kable en yerteddu ileyke tarfuke» — Neml 27/38-40; Taberî, Tefsîr 19/167-175; Kurtubî, el-Câmi’ 13/208; İbn Kesîr, Tefsîr (Âsaf b. Berhiyâ vezir kimliği); Süleymân Aleyhisselâm’ın cinlere hükmü — Sebe’ 34/12-14; Enbiyâ 21/81-82; Şûrâ 38/36-38.
- Âl-i İmrân 37 — Meryem’in Rızkı: «Kullemâ dehale aleyhâ Zekeriyyâ’l-mihrâbe vecede indehâ rizkâ. Kâle yâ Meryemu ennâ leki hâzâ kâlet hüve min indillâh» — Âl-i İmrân 3/37; Taberî, Câmiu’l-Beyân 3/346-350; Kurtubî, el-Câmi’ 4/85; İbn Kesîr, Tefsîr; kadın velîlerin nümunesi — Râbi’atu’l-Adeviyye, Attar, Tezkiretu’l-Evliyâ; Abdu’r-Rahmân Câmî, Nefehâtu’l-Üns.
- «Yâ Sâriye’l-Cebel» — Hz. Ömer’in Kerameti: Hz. Ömer b. Hattâb Radıyallâhu anh’ın Medine’de hutbe verirken Sâriye b. Zenim’e Nehavend’de «Dağa, dağa!» diye seslenmesi — İbn Kesîr, el-Bidâye ve’n-Nihâye 7/131; İbn Hacer, el-İsâbe 3/6; Beyhakî, Delâ’ilu’n-Nubüvve 6/370; İbn Teymiyye, Mecmû’u’l-Fetâvâ 11/277; Amr b. Âs’ın Mısır fethinden sonra Nîl’e Hz. Ömer’in mektûbunu atması — Zehebî, Súyru A’lâmi’n-Nübelâ 3/66.
- «Kulum Bana Nafilelerle Yaklaşır» Hadîs-i Kudsîsi: «İnnallâhe kâle men âdâ lî veliyyen fekad âzentûhu bi’l-harb… lâ yezâlu abdî yetakarrabu ileyye bi’n-nevâfili hatta uhibbehu fe-izâ ahbebtuhu kuntu sem’ahû’llezî yesma’u bihi ve basarahu’llezî yubsiru bihi» — Buhârî, Rikâk 38 (en meşhur tarik); Ahmed, Müsned 6/256; İbn Mâce, Fiten 16; velî kavramının başlıca delili. Ham-yermın bâbı — İbn Teymiyye, el-Furkân beyne Evliyâ’i’r-Rahmâni ve Evliyâ’i’ş-Şeytân.
- Cin ve İfrit’in İslamı ile İlgili Hadîsler: Ebû Hureyre ile Zekât hurmasını çalan cinn kıssası («Ayete’l-Kürsî’yi günde bir kez oku sana yaklaşamaz») — Buhârî, Vekâle 10; Fezâilu’l-Kur’ân 10; Ahmed, Müsned 2/524; İbn Hibban, Sahîh 3/65; Nâfî’ b. Yezîd rivayeti. El-Cen, cin ve şeytânların ilm-i gayb’a vakıf olmaması — Sebe’ 34/14; Cin 72/8-9.
- «Lâ Tekû Velî’llere Düşman Olarak Ölmeyin»: «Kim benim bir velî’ıma düşmanlık ederse ben de ona harp ilân ederim» hadîs-i kudsîsi — Buhârî, Rikâk 38; Sahabenin fakîhi Abdullah b. Mes’ûd — Ahmed, Müsned 1/198; Ebû Dâvûd, Salât 135; «Asâ insan yok, kadın velîleri’nümunesi» — Ebû Tâlib el-Mekkî, Kûtu’l-Kulûb 2/315; Süleymân el-Hakem, Keramet ve Karâmet.
- İbrâhim Aleyhisselâm Mucizesinin Ümmete Tecellîsi — Hâlid b. Velîd: Hâlid b. Velîd Radıyallâhu anh’ın Hîre kalesini kuşattığında zehri Bismillâh diyip içmesi — İbn Teymiyye, el-Fetâvâ’l-Kübrâ 11/281; Beyhakî, Delâ’ilu’n-Nubüvve; İbn Kesîr, el-Bidâye 6/340; Ebû Müslim el-Havlânî’nin Esved-i Ansi tarafından ateşe atılması, ateşin soguyup onun namaz kılması — Zehebî, Siyer 4/7-10; İbn Sa’d, et-Tabakât; Peygamber’in Hayber’de zehirlenen koyun kıssası — Buhârî, Cihâd 177; Tıb 55.
- «Ey Allah’ın Kulları Yardım Edin» Duâsı: «İzâ anille’t davvâbutu ehadikum fi’l-felâti felyunadi yâ ibâdallâhi aînuûnî» — Bezzâr, Müsned; Taberânî, el-Mu’cemu’l-Kebir 10/217; İbn Es-Sünnî, Amelu’l-Yevmi ve’l-Leyle; İmâm Nevevî, el-Ezkâr (kendi köleyi buluşu tecrübesi); Bedîüzzamân Saîd Nursî’nin Rus esaretinden kurtuluşu — Mektubat, 5. Lem’a; Şualar; 12 İhlâs + Fâtiha’yı Geylânî rûhâniyetine hediye etme usulü.
- Abdulkâdir-i Geylânî’nin Kerametleri: Düşen çocuğu «Dur!» diyerek havada tutması ve ölmek üzere olan çocuğu diriştirmesi — Ârifî, Keramatu’l-Evliyâ; Şatnufi, el-Lucayni’d-Dani fî Zikri Menâkibi’l-Geİlânî; Abdu’r-Rahmân Câmî, Nefehâtu’l-Üns, Geylânî bölümü; İsmâil b. Muhammed el-Asbûnî, el-Behcetü’l-Esrâr; İbn Receb, Zeyl-i Tabakâtü’l-Hanâbile 1/290; Geylânî, el-Gunye li-Tâlibi Tarîki’l-Hakk; Futûhu’l-Gayb; Gunyetu’t-Tâlibîn.
- Baba Duâsı ve Üstâd Duâsının Önemi: «Vakdu bi-vâlideyhi ihsâna» — İsrâ 17/23-24; Ankebût 29/8; Lokmân 31/14-15; «el-Cennetü tahte akdâmi’l-ümmehâti» — Nesâ’î, Cihâd 6; Buhârî, Edeb 2-4; Müslim, Birr 10; babanın duâsı hadîsi — Tirmizî, Birr 7; İbn Mâce, Du’â 11; «Bir baba çocuğuna güzel ahlâktan daha iyi bir miras bırakmamıştır» — Tirmizî, Birr 33; Ahmed, Müsned 4/77.
- Üstâd ve Şeyhe İtiraz Kapısını Kapatma: Kuseyrî, er-Risâle, bâbu’s-sohbe ve edebi’l-mürîd; Ebu’n-Necîb Sühreverdî, Âdâbu’l-Müridîn; Ebû Hafs Ömer Sühreverdî, Avârifu’l-Ma’ârif, bâbu’l-mürîd ve âdâbihi; Muhammed Emîn el-Kürdî, Tenvîrü’l-Kulûb, bâbu intisâbi’l-mürîd ve âdâbi’s-sohbe; Ahmed Ziyâeddîn Gümüşhânevî, Câmiu’l-Usûl fi’l-Evliyâ (mürîdin edeb münhalleri); İmâm Rabbânî, Mektûbât (şeyhe itirazın tehlikesi bahsi).
- Misafir Âdâbı ve «Misafirin Gönlü Kıldan İncedir» Mazmûnu: «Men kâne yu’minu billâhi ve’l-yevmi’l-âhiri fe’l-yükrim dayfahu» — Buhârî, Edeb 31, 85; Müslim, Îmân 74-75; Hz. Âli’nin «Bâ-yı bismillâh» tefsirinde misafir edî-bihi ince mazmûn (İbn Atâ’ullâh, Letâifu’l-Mineh); Gümüşhânevî, Câmiu’l-Usûl; Ebu Hafs Sühreverdî, Avârifu’l-Ma’ârif, bâbu il-krâmi’d-dayf.
Tasavvuf hakkında daha fazla bilgi için tıklayınız.
İlgili Sözlük Terimleri: Mürşid, Mürîd, Zikir, Velâyet, Sünnet, Şeyh, Silsile, Tecellî. → Tasavvuf Sözlüğü’nün tamamı