Beyit Girisi ve Mesnevi Manasi
Bu ayrı bir inkarcı grubu. Bunlar normalde veliliğe inkar ediyorlar çünkü. Veliliğe inkar edince bu sefer o kimse küfre düşmüş oluyor. Bir insan da var, eks kimsenin veliliğine inanmıyor. diyor ki bundan veli olmaz. Bu veli değildir. Eyvallâh. Bu herkesin hakkıdır bakın. Bunda böyle bir kısıtlama olmaz. Bazıları bunu böyle farklı açıdan değerlendiriyorlar. Yok. Mesela bir kimse eks kimsenin veliliğine inanmayabilir. Onun için veli değildir o. Onun için doğrudur da. Örneğin. Ama onun aleyhine konuşmaz. İslam adabı, Erkan’ı alan, İslam terbiyesi alan bir kimse. Ortada şehlik yapan kimsenin aleyhine konuşmaz. Kendince şöyle der. ya ben tespit edemediysen veli olduğunu. Bir de bugünün Müslümanları bu konuda çok zayıflar. nasıl zayıflar?
Şimdi önceden, bundan 200-250 yıl önce insanların bir manevi hayatları, bir manevi bilgileri vardı. Böyle adablarını, Erkanlarını bilirler, desturla hareket ederlerdi. Şimdi bugünün insanları bilhassa Müslümanlar büyük bir çoğunluğu manevi olarak cahil. Cahillinin de farkında değil. Tabiri caizse zır cahil, kör cahil. Şimdi bir kimse cahildir. Cahillinin farkındadır. O iyi cahillerdendir. Bakın cahildir. buradaki cehaletten kastım bir konuyu bilmemek. tasavvufla alakalı, sufilikle alakalı bilmiyordur. Bilmediğini de biliyordur. Bilmediğini de biliyorsa o edeplidir, o susar. Kimsenin şehliyle, mürşidliyle, veliliyle uğraşmaz. Kendi işine bakar. Ama bilmediğini de bilmiyorsa Allâh muhâfaza eylesin.
O böyle iyice zır cahillerden. Şimdi bir velinin veliliğini genel olarak insanların tartıp ölçmesi çok zor bir şey. Sebep manevi bir bilgiye ihtiyaç var. E manevi bilgi bunun neyle alakalı? Bu kalple alakalı, rüyayla alakalı. Eğer kalbi harekete geçmiş ise onun kalbine ilham geliyorsa. Dördüncü makama geldi, oturdu. O kimse kalbine ufak tefek ilham gelmeye başladı. O kimse karşıdaki kimsenin üç aşağı beş yukarı ne olup ne olmadığını, Allâh’ın kalbine bir ilham gelirse, Allâh ona bildirirse onu normalde bilir. Şimdi ondan aşağısı ne olması lazım? O kimsenin rüya hali olması lazım. Rüyasında görmesi lazım. Rüyasında ona denmesi lazım ki bu veli değildir. Bu mürşid-i kâmil değildir. Ama bu da onun kendisini bağlar.
Der ki benim mürşidim değilmiş bu. Bakın benim mürşidim değilmiş de. Tamam başka bir mürşid arayacak. Şimdi insanlarda bu iki ilim de yok. O zaman ne yapacak? O zaman şeriata bakacak. Şeriata göre. O zaman şeriata göre karşısındaki bir kimsenin mürşid-i kâmil olup olmadığını, veli olup olmadığını şeriata göre örecek. Önce decek ki namazını kılıyor mu, orucunu tutuyor mu, zekat verebilecek noktada mı, zekatını veriyor mu. olmazsa olmaz farzlarını inceleyecek. Olmazsa olmaz farzlarını inceledikten sonra nafil ellerine bakacak. Örneğin bu bütün tarih boyunca bu büyük bir hastalıktır. Dinden mi geçiniyor? Bakın bu tarih boyunca büyük bir hastalıktır ve bütün Kur’ân’daki ismi geçen peygamberlerin hepsinin ağzından Cenâb-ı Hak der ki biz ücretimizi Allâh’tan istiyoruz.
Peygamberlerin ağzından. Bizim ücretimizi Allâh verecek. Bu konuda birçok âyet-i kerîme vardır. Dinin, dini çalışmalarının karşılığının Allâh’a ait olduğunu. bunlar dini istismar etmezler, para toplamazlar, para istemezler, kendi özel işlerini yaptırmazlar. Örneğin yaptırıyorsa ücretini verirler. Şimdi bu tarih boyunca en büyük handikap bu olmuş. Örneğin bu kimse manevi olarak rüya halinden anlıyor mu?
Arifin Yolu ve Halvet-i Der-encumen
Manevi olarak o vurdu dervişlerin arasında bir kimse rüya gördüğünde rüyasını kimi anlatıyor? Kim tevil ediyor? Birisi hâl gördü hâli kim tevil ediyor? Dervişlerin arasından esma alan var mı? Dervişlerin arasından rüyalara çık olanlar var mı? Şeriaten bunları araştıracak. Aa iyi tamam bunlardan da bir sıkıntılı olan bir durum yok. Ha o zaman onun için bakın şeriaten evet bu veli olabilir, bu mürşid olabilir. Ben rüyamda görürsem onun mürşidliğine kendimce bir delil olur, hüccetli bir rüya görürsem ben ona intisap ederim diyecek. Böylece ne yapacak? O kimse bir veliye intisap etmiş olacak. Şimdi bunlar da konuşulmuyor bugün toplumda. Bir de bizim Anadolu topraklarında tasavvufa karşı, tarikata karşı, sufiliye karşı öyle bir cephe açtılar ki ben Müslümanım diyen kimse dahi bu cepheleşmenin içerisinde adam mesela veli düşmanı, tarikat düşmanı, sufilik düşmanı.
Oysa Hadis-i Kutsi’de kim benim veli kuluma savaş açarsa ben de ona savaş açarım diye Hadis-i Kutsi var iken insanlar bu sufilik yoluna, Allâh’ı sevme yoluna, Allâh’a hakkıyla kul olma yoluna düşman oluyorlar. Bir de o yolda yürüyenlere de düşman oluyorlar. bu öyle bir düşmanlık ki bir de senin tarikatın benim tarikatımı döver bir de öyle düşmanlık var. bunlar cehaletin kol gezdiği şeyler. Birisinin şeyhine laf söylemek, onu böyle aşağılamak, onu kötülemek, bir cemaata laf söylemek, onu kötülemek, onu aşağılamak toplumun içerisinde büyük bir iş oldu sanki. O çok iyi bir Atatürkçü, o tarikatlara karşı, şeyhlere karşı, o çok iyi bir Müslüman. Bütün tarikatlara karşı, bütün şeyhlere karşı, o mükemmel bir Müslüman.
Öyle bir mükemmel Müslüman ki ondan daha iyi bilen yok. O yüzden bütün tarikatlar, bütün şeyhler, bütün sufiler kötü, kaka, ancak o iyi. Bütün tarikat ehli şeyhlerini ilah edinmiş, tanrı edinmiş. Sizler şeyhinizi, bunlar hep benim duyduklarım bunlar. Bana da söylenenler bunlar benim 35-36 yıldır. Bunlarla uğraşıyorum ya, bana da söylenenler. Sen istediğin kadar böyle bunları konuş, karşındaki kimse Yunus’un tabiriyle bir karataş. Diyor ya, sen bir karataşsın, denizin içine düşsen de su almazsın ya. Çünkü ehli tasavvufa, ehli zikre, ehli veliye laf söyleyen kimsenin kalbi mühürlenir. Bakın kalbi mühürlenir. Bunu açık net söylüyor. O kimse laf söylediği o veliden, o mürşidi Kamil’den laf söylediği, veliden, mürşidi Kamil’den helallık almadan bu alemden göçerse imanı tehlike de gider o.
Bu kadar tehlikeli bir şeydir. Çünkü Allâh’ın velisine savaş açmak, Allâh’a savaş açmak, Allâh kendisi diyor. Bakın Allâh’ın kendisi diyor bunu. Öyle olunca sen velilere karşı dilini tut. Sen mürşidlere karşı dilini tut. Sen ne ama ona, onlara karşı olur olmaz konuşuyorsun, hakaret ediyorsun. Veya laf söylüyorsun. Ölçüyü konuş, ölçü Kur’ân, Sünnet, tasavvufun ana ilkeleri. Bunları konuş. De ki bir mürşidi Kamil dervişlerden para istemez, para toplamaz. De ki bir mürşidi Kamil dervişlerden geçinmez. De ki bir mürşidi Kamil rüya haliyle hallenir. Rüya ilmi vardır. De ki bir mürşidi Kamil halden anlar, hal ilmi vardır. Bakın olması gereken şeyler bunlar. Bunları konuş, bunlarda bir sıkıntı yok.
De ki bir mürşidi Kamil harama cevaz vermez. Bir mürşidi Kamil Kur’ân ve Sünnet’in dışındaki bir şeye cevaz vermez. Bir mürşidi Kamil imamların iştahadının dışına çıkmaz. Bir mürşidi Kamil hakkında âyet varsa, hadîs varsa ona tabi olur. Bunları söyle. Bunda bir sıkıntı yok. Hiçbir problem yok.
Hazret-i Pirin Hikmet Damlalari
Din nasihattır, din nasihattır, din nasihattır. Veya da sendeki Allâh mürşidi Kamilleri kerametiyle güçlendirir, destekler. Bu İslam’ın içerisinde bir kaidedir. Nasıl peygamberleri, mucizelerle desteklediyse mürşidi Kamilleri ve velileri de kerametleriyle destekler. Sen görmemişsindir, sen fark etmemişsindir, sen ona denk gelmemişsindir. Allâh sana göstermemiştir. Ama onları bunlarla destekler mi? Evet. Yoksa bir mürşidi Kamil onca dervişanı idare etmesi onun kuvveti gücü nisbetinde değildir. Allâh ona bir kuvvet verir, güç verir. Allâh ona bir destek verir. Allâh ona gösterir. Allâh ona duyurur. Allâh onun kalbine ilham eder. Allâh onun gören gözüdür. Allâh onun duyan kulağıdır. O da normalde kendince kendisinin böyle bir cüz’i iradesinde yapabileceği bir şey değildir bu.
Onca insanın gönlüne hükmetmek, onca insanın gönlünden geçeni hissetmek. Bu Allâh’ın vereceği bir şey. Bu Allâh’ın destekleyeceği bir şey. E zaman zaman bunlarda kesinti uğrar mı? Uğrar. Musa aleyhisselama kesinti uğramış gitmiş Tur-i Sinâ’da ağlamış. Allâh Resulüne vahiy kesilmiş bir müddet. Bir müddet Allâh Resûlü gece gündüz oturmuş, ağlamış. Vahiy kesilince müşrikler alay etmişler. Muhammed’i Rabbisi unuttu diye. Âyet-i Kerîme geliyor ya sonra Allâh unutmadı diye, seni bırakmadı diye. Şimdi Peygamberin üzerinde tecelleden bir şey bir mürşid-i kamilin üzerinde de tecelleden. Bir velinin üzerinde de tecelleden. Bizler velileri, mürşid-i kamilleri, onun kalbi çatır çatır çalışır, her şeyi görür, her şeyi duyar.
Bu doğru değil. Bir kimse kendi iç alevinde şeyhi için öyle düşünebilir, iç alevinde. Bunun dışarı konuşması doğru değil. Şeriatan uygun değil. Ben kendi kendime derim ki benim şeyhim benim halime vakıftır eyvallâh. Ama ben bir şey varsa gider kendisine konuşurum yine. Çünkü sünnet bu. Allâh Resûlü dedi ki gelip söyleyeceksiniz, gelip soracaksınız, gelip konuşacaksınız dedi. Demek ki sünnete tabi olacağız biz. Şimdi öyle olunca herkesin gönlüne o mürşid herkesin gönlüne. Cenâb-ı Hak’ın onun gören gözü olurum, duyan kulağı olurum. Tutan eli, söyleyen dili bir hadîs-i şerifte aklı olurum diyor onun. Onun aklı olurum başka bir versiyonunda hadîs-i şerîfin. Öyle olunca o zaman onlar normalde dervişlerin, sufilerin veya dışarıdaki herhangi bir kimsenin gönüllerine hakim olabilirler mi?
Evet. Ben velilerin, mürşid-i kamillerin böyle bir tasarrufu olduğunu, Cenâb-ı Hak’ın onlara böyle bir keramet verdiğine şahidim. Kimle? Üstadımın üzerinden şahidim. Bunu görmüş, yaşamış bir insanım. Tecrübe etmişim bunu. Tecrübe etmişim derken böyle tecrübe Allâh affetsin o küstahlık. böyle bir şey çok yaşadım. Çok yaşadığım için bu konuda tecrübeliyim. Bu manada bir şeyhi tecrübe etmek cehalettir, küstahlıktır. Bir veliyi tecrübe etmek, onu böyle utandırmaya çalışmak, hadi benim gönlümden geçeni bilsin. Bu küstahlıktır, insanın kalbinin mühürlenmesine sebep olur. Müşrik âdetidir bu. Müşrikler Hazret-i Peygamber’e sallallâhu aleyhi ve sellem ve Peygamberlere yaptılar. ne yaptılar mesela? Musa’nın kavminden olanlar İsa’ya dediler ki, Musa’ya gökten sofraya iniyordu.
Cennet nimetleriyle nimetleniyordu. dediler sana, söyle Rabbine bize sofraya indirsin. ne dedi. Cenâb-ı Hak ayeti kerimede İsa aleyhisselamın dilinden? Siz haddi aşanlardan oldunuz dedi. Demek ki haddi aşıyor onlar. Ne yaptı İsa aleyhisselâm bu sefer? Dua etti. Dedi ki Ya Rabbi bizi nimetlendir. Ona da cennetten ne geldi? Sofra geldi.
Nefsin Mertebeleri ve Mucahede
Ve ne dedi. İsa aleyhisselâm oradaki havarilere? Sakın ha! Ertesi güne bu yemeği saklamayın. Allâh’ın lütfu geniştir ve devamlıdır. Saklamayın dedi. Ne yaptı havariler? Çok özür dilerim ama küstahlık yaptılar. Allâh’ın emrini, Peygamberlerin emrini dinlemediler. Ve ertesi güne yemeği, sofrayı ayırdılar. Dağıtmadılar. Tasattuk etmediler. Sanki babalarının malıydı yemeği. Sanki o yemeği kendileri cennetten indirmişlerdi. Böyle hasislik yaptılar. Ertesi güne yemeği ayırınca Cenâb-ı Hak onlardan olan lütfu kesti. Neden? Çünkü onlar küstahlık yaptılar. Beni İsrail küstah. Aynı küstahlığı Musa’nın kavmi de yapmıştı. Çöle gittiler, çölde yaşıyorlardı. Cenâb-ı Hak onlara cennetten, bıldırcın eti ve helva indiriyordu.
Her gün. Onlar her gün cennet nimetiyle nimetleniyorlardı. Pişmiş bıldırcın etiyle pişmiş helva. En sonunda dediler ki onlar, Ya Musa biz her gün bunu yiyoruz. Halbuki cennet nimeti. Cennet nimeti olunca o kimse tuvalete gitmez. Ne büyük ne küçük. Üzerinden ter olarak çıkar o. Asla onun üzerinde herhangi bir tuvalet ihtiyacı olmaz. Bunu itikafa girer de itikafta seri sülük çıkarırsanız, bunu yaşarsınız. İki gün üç gün tuvalete gitmeye ihtiyacınız olmaz. Halbuki su içersiniz yersiniz de, ama tuvalete çıkmazsınız. Anlarsınız o zaman cennet nimetinin insan üzerindeki tecelliyatını. Ha idrakiniz açılır. Dersiniz ki yiyorum içiyorum tuvalete çıkmıyorum. Demek ki vücut böyle bir ihtiyaç duymuyor. Demek ki yediğin içtin içinde nur oldu.
Yediğin içtin içinde nur olduysa az tuvalete çıkarırsın. Bunun için çok zikretmen lazım. Bunun için çok zikredersen sen tuvalete az çıkarsın. Herhangi bir böyle abdesthane ile fazla işin olmaz. Ama Allâh’ı çok zikredeceksin. Bu normalde seri sülük esnasında itikafta yaşanır bu. Bunları böyle açık açık anlatıyorum. Ömrüm ne zaman bitecek belli değil. İlim olarak kalsın diye sizde. Musa’nın kavmi de ne yaptı? Onlar da nankör oldular. Onlar da haddi açtılar. Soğan sarımsak yemek istediler. Hz. Piri’nin deyimiyle. Mesnevi de bundan bahseder. Mesnevi de der ki onlar küstahlaştılar. Haddi açtılar. soğan sarımsak dediler. Onlar soğan sarımsak yemek istediler dedi. Hz. Piri soğan sarımsağı benzetti.
Sebebi ne? soğan sarımsak kokulu. O yüzden Allâh Resul de dedi ya. Soğan sarımsak yer meclisimize gelmesin. Bakın meclisimize gelmesin. Hangi meclis ama? Dikkat et. Zahiri soğan sarımsak diyorsan evet böyle bir meclis. Manevi soğan sarımsak ağzın kokuyor. Gıybet ettin, delikod ettin, iftira ettin, yalan söyledin. Haram yedin. Ağzın kokuyor. Tevbe et. O günkü manevi halakaya sen katılamazsın o haline. Manevi halakaya katılacaksan ağzın kokmayacak senin. Manevi halakaya katılacaksan gözün şaşı olmayacak. Manevi halakaya katılacaksan kalbin şaşı olmayacak. Manevi halakaya katılacaksan kulağın sağır olmayacak. Dikkat et. Neden kulağın sağır olur? Manadan haber almaz. Sen haram dinledin. Gıybet dinledin, dedikodu dinledin, iftira dinledin.
Ona müsaade ettin. Kardeş iftira etme. Hanım dedikodu yapma. Bey burada iftira ediyorsun, dedikodu ediyorsun. Yapma Allâh aşkına. Müdahale edemedin kalbim buğz edeceksin. Ya Rabbi ben bu iftirayı duymak zorunda kaldım. Ya Rabbi ben bu yalanı duymak zorunda kaldım. Ya Rabbi ben bu gıybeti duymak zorunda kaldım. Ben tövbe ediyorum, af dileniyorum. Böyle bir meclisin içinde bulunduğumdan dolayı Ya Rabbi senin affını diliyorum. Bu nerede olursan ol. İşin gücün yok, çarşıda dolaşıyorsun değil mi? Hiçbir işin yok.
Asik-Masuk Iliskisi
Hiçbir işin yok. Çarşıya çıktın, bir sürü baldırı çıpları seyrettin orada. Tevbe et. İşin gücün olmadığı halde sen çıktın çarşıya, avara avara dolaştın. Yanlış yaptın. Gözün arama kaydı orada. Bir işin gücün yoktu senin çarşıda. Ne yapmaya çıktın sen? Heva hevesine uydun. Bir sürü çıplağı seyrettin, döndün. Bir de baktın etekleri ne kadar kısa, yok şortları ne kadar kısa, yok içi görünüyor mu görünmüyor mu? İnceleseydin yatırsaydın masaya, iyice inceleseydin. Olmadı. Olmadı. Sen o gece manevi halakaya katılamazsın. Sen yanında yalan, yemin, gıybet dedikodu kırla gidiyor. Sen de onlarla beraber, o da böyleydi ya, o da şöyleydi ya. Devam ediyorsun. O gece manevi halakadan bir şey bekleme. Tevbe et.
Gece olmazdan önce tövbe et. Oradan kalk hemen tövbe et. Veya orada hemen halakayı çevir. Eftali zikirde. Ne oluyor? Çok günaha girdik, gıybet ettik, dedikod ettik, iftira ettik burada. Yalan yanlış konuştuk, ben de duydum, siz de duydunuz, siz de konuştunuz. Fale mennehu. Yapmıyorlar, sen yap. la ilâhe illallah. Muhammeden Resûlullâh de kalk. Ancak senin günahın orada bu kefaret olur. Başka bir şey kefaret olmaz. Allâh’ı zikir en büyük iş, en eftal zikir tevhid. Hemen orada tevhid oku. Ya beni yanlış anlarlar. Kim ne anlarsa anlasın. Allâh yanlış anlamaz. Allâh seni tart etmesin. Halakadan çıkarmasın. En fazla olsa bir daha sana selam vermezler. En fazla olsa bir daha seni davet etmezler toplantılarına.
Başka ne olacak? Akşam yemeğin Allâh’tan geliyor, ondan gelmiyor. Gıybetçiden, dedikoducudan, iftiracıdan akşam yemeğin gelmiyor. Akşam yemeğin Allâh’tan geliyor. Böylece o manevi sofraya oturacaksın. Yoksa sen de nankörlerden oldun. Senin de gözün körleşir, kulağın sağırlaşır, kalbin mühürlenir. Allâh muhâfaza eylesin. O yüzden o zaman da sen kalbin mühürlenince, ya veliler de böyle bir hal yani. Olmaz ya bu zamanda. Ben Şeyh Efendi’ye intisap ettiğimde, diyorlardı ki, ya bu zamanda velim olur ya. Allâh Allâh. Ayet-i Kerim’e mi diyordum ben? Ortalıktan kalktı mı? sen Abdullah Gürbüz Efendi Hazretlerinin veliliğine inanmayabilirsin. İnanma ya. İnanma. Ama yok laf söyleyecek. Neden? Mendebur.
Laf söyleyecek. Neden? Sütü bozuk. Laf söyleyecek. Neden? Sisi lesi bozuk. Mustafa Ezuha böyle konuşuyor. Tabi böyle konuşacağım. Sen bir velinin veliliğine laf söylüyorsan, evet. Sen Utbe-Şeybe soyundansın başka bir yerden değil. Başka bir yerden değil. Kimin oğlu, kimin kız olursan ol. Kimin derviş olursan da ol. Sen bir mürşid-i kâmilinin, bir velinin laf söylüyorsan ona, sen direkt Utbe’nin, Şeybe’nin kanındansın başka bir yerden değil. Zahiren anan, baban senin Ahmet şu. Zahirine ne bakıyorsun sen? İşin manevi tarafına bak. İşin manevi tarafı senin sütün bozuk, kanın bozuk senin. Senin sulbün bozuk. Neden? Sen bir mürşid-i kâmilinin, mürşid-i kâmilliğine laf söylüyorsun. O yüzden dikkat.
Allâh muhâfaza eylesin. O yüzden dedim kimsenin şeyhliğiyle, veliliğiyle uğraşmayın. Bakın işinize. Bugün Mahir geldi. Dedi seninle alakalı bir şey söylediler. Dedim ki dedi, cesaretin varsa çık sen şeyhlik yap dedim dedi. Doğru söylemişsin dedim. Çıksın adam şeyhlik yapsın. Yapacaksa oluyor ya, meydan boş. Sabahleyin kalksın, öyle oluyorsa bana rüyamda verdiler desin. Çıksın o da, çık kardeşim. Şimdi diyorlar ya, Abdullah Efendi böyle şeyhlik yaptı. İyi, öyle yaptı. Sen de yap kardeşim. Yap sen de.
Tevhidin Derinligi ve Vahdet
Sabahleyin kalk, bana rüyamda şeyhlik verdiler de, çık meydana hadi bakalım. Çık. Nasıl basmaya diyorum ya, Allâh Allâh. Çık meydana. De ki dün akşam rüyamda bana şeyhlik verdiler. İyi, çık. Yap hadi yapabiliyorsan. Hadi birisine bir laf dinlet, dinletebiliyorsan. Allâh muhâfaza eylesin. Âmîn. Siz yüce kişileri alaya aldınız. Bundan bir şey çıkmaz sandınız. Ama Kur’ân’da en sevküm ayetini bir okuyun. Siz bu velileri, bu mürşid-i kamilleri alaya aldınız. Hakaret ettiniz, küfür ettiniz. Arkalarından dilinize gelen ne varsa söylediniz. Ağzınıza geleni okudunuz. Ağzınıza geleni okudunuz. Ve o kadar söylediniz, o kadar konuştunuz ki Cenâb-ı Hak dostlarına karşı, velilerine karşı savaş açıldığından dolayı sizin kalbinizi mühürledi.
Oysa siz bir şeyhin dervişi de olabilirsiniz. Evet. Bir cemaatın müntesi bir de olabilirsiniz. Bir cemaatın müntesi bir de olabilirsiniz. X cemaatın. Bir sürü var ya ülkede. Bir sürü dergah tarikat da var. Sen kalkıp da bir velinin, bir mürşid-i kamilin mürşid-i kamilliyle veliliyle dalga geçtin. Alay ettin onunla. Laf söyledin, dil uzattın. Eee, bundan bir şey çıkmaz zannettiniz, çıktı. Bu müminin suresini komple baştan aşağı okursanız müminlerle ve kafirlerle alakalı olduğunu görürsünüz. Siz onları alay ettiğin için, onlarıla dalga geçtiğiniz için ebedi cehennemlik olacaksınız. Tekrar söylüyorum. Ebedi cehennemlik olacaksınız, tövbe etmezseniz. Hatta, tövbe etmenin ötesinde gidip o şeyhle helallaşmanız lazım.
Onunla muhakkak helallaşman lazım. Senin elinde manevi bir delil olsa dahi, onun veli olmadığına dahi onun arkasından konuştuğundan dolayı gıybet ettin. Bakın, elinde delil yok. Sen arkasından konuştun, gıybet ettin. Gıybet etmek, zina etmekten 33 derece daha büyük bir günah. Gıybet etmek, zina etmekten 33 derece daha büyük bir günah. Tekrar söyleyeyim mi bunu? Söyleyeyim ki, kimse etmesin gıybet. Gıybet etmek, zina etmekten 33 derece daha fazla günah. Ey ashabım, Ya Resulallah bu derece ne? İnfak ediyorlar ya. 10 sevap verilir, 10 da derece verilir diyor. Ya Resulallah sevap verilir, derece ne deyince? Uhud Dağı altın olsa, Uhud Dağı altın olsa onu diyor tasattuk etseniz bir dereceye ulaşamazsınız.
Uhud Dağı altın olacak, siz onu tasattuk edeceksiniz ve bir dereceye ulaşamayacaksınız. Bir dereceye. Aynı şey, gıybet, zinadan 33 derece daha ağır. Derece neydi? Uhud Dağı tasattuk edilse bir derece değildi. 33 derece dediğinizde 33 Uhud Dağı çıktı ortaya. 33 Uhud Dağı çıktı ortaya. Gıybet bu kadar ağır bir günah. İftira bundan daha ağır. Bakın iftira bundan daha ağır. O zaman nasıl o kimsenin kalbimi öğürlenmeyecek ki? Allâh iki gruba savaş açar. İki grup. Birincisi faizcilerdir. Birincisi faizcilerdir. İkincisi velilerine laf söyleyenlerdir. İki, Allâh’ın savaş açtığı iki grup insan vardır. Birisi müminlerden faiz alan müminlerdir. Mümin, müminden faiz alamaz. Alırsa Allâh ona savaş açar.
İkincisi ne? Velilere laf söyleyen, onları alaya alan. Allâh onlara da savaş açar. O zaman şeyhlerle velilerle alakalı ağzımızı kapatacağız. Sen onun veliliğine inanmayabilirsin. Gıybet etme hakkın olmaz. İftira etme hakkın olmaz. Ölçüyü konuş. Tasavvufun ölçüsünü konuş, veliliğin ölçüsünü konuş. Eyvallâh. Ama arkasından gıybet etme. En sevküm ayetini bir okuyun. Bu Normande Hazreti Peygamberin Sallallâhu Aleyhi ve Sellem Hazretleri böyle bir mesele oluyor, dua ediyor. Ey Allâh’ım, sizler de şimdi sonunda amin deyin. Tamam mı? Bu Peygamberin ağzından bir dua.
Sabir, Riza ve Teslimiyet
Ey Allâh’ım sen bizlere nimetlerini arttır. Eksiltme. Bize ikram et. Bizi zelil etme. Sen bize nimet ver. Bizi mahrum etme. Bizi seç. Başkalarını bize tercih etme. Bizi razı et ve bizden razı ol. Ejmâin. Allâh Resûlü Sallallâhu Aleyhi ve Sellem Hazretleri bunu Normande böyle dua ediyor. Sonra Resûlullâh Sallallâhu Aleyhi ve Sellem Hazretleri Müminin Sûresi birden ona kadar okuyor. Meâlen söylüyorum. Müminler muhakkak kurtuluşa ermişlerdir. Öyle müminler ki onlar namazlarında huşu içindedirler. Onlar ki boş sözlerden yüz çevirirler. Onlar ki zekatlarını verirler. Onlar ki ırzlarını korurlar. Onlar ki onlar, ancak eşleri ve sahip oldukları cariyelere hariç bundan dolayı kınanmazlar. Kim bunun ötesine geçmek isterse, onlar haddi aşan mütecavizlerdir.
Öyle müminler ki onlar emanetlerine ve vaatlerine riayet ederler. Onlar ki namazlarına devam ederler. Firdevs Cennetine varis olacak olanlar onlardır. Onlar orada ebediyen kalacaklardır. Devam edeyim. 57, 58, 59, 60, 61, 62. Yine Allâh Kur’ân’ın da özelliklerini sıralıyor. Rabbilerinin korkusundan titreyenler, Rabbilerinin ayetlerine iman edenler, Rabbilerine ortak koşmayanlar, başkalarına verdikleri şeyi Rabbilerinin huzuruna çıkacaklarından kalpleri ürpererek verenler. onlar hayırlı işlerde yarış ederler. Bu yolda önde giderler. Biz, Cenâb-ı Hak 62. ayette şöyle diyor, Biz herkesi ancak gücünün yettiğiyle mükellef kılarız. Nezdimizde hakkı konuşan bir kitap vardır. Onlar haksızlığa uğratılmazlar.
Ve Allâh Resûlü sallallâhu aleyhi ve sellem hazretlerine, Hz. Ayşe validemiz soruyor, Ey Allâh’ın Resulü! Rabbilerine dönecekler için kalpleri ürpererek vermeleri gerekeni verenler, onlar iyi işlerde yarış ederler, o uğurda ileri geçerler. Ayetinde kastedilenler, şarap içenler, hırsızlık yapanlar mı dedim. Öyle ya! Bana hayır ey Sıddık’ın kızı! Aksine onlar oruç tutup, sadaka verip, yaptıkları bu hayırların kendilerinden kabul edilmemesinden korkanlardır. Baksana âyet ne buyuruyor? onlar iyi işlerde yarış ederler cevabını verdi. Demek ki onlar, Hz. Piri’nin deyimiyle, bu özelliklere sahip olanlar, bir velinin üzerinde olması gereken özellikler, âyet-i kerîme ile sabit. Sen kalkıyorsun, o velilere ve veliliğe laf söylüyorsun.
Hz. Piri de diyor ki, sen bu yüce kişilere alay aldınız. E bundan bir şey çıkmaz sandınız ama Kur’ân’da Ensevküm ayetini bir okuyun. sen bundan bir şey çıkmaz dedin, sonraki o müminin suresindeki ayetlerde cehennemliklerin de halleri anlatılıyor. Ben konuyu uzatmamak için şimdi burada konumuzla alakalı olan kısmı aldım. Rabbim cümlemizi affeylesin inşallah. O normalde işte, bu kendilerini yüksek mertebede gören, kendilerini her uzman gören, sufilikse onlar uzman, şehlikse onlar uzman, kimin şeyh olup olmadığını onlar karar veriyor, kimin veli olup olmadığını o karar veriyor. Veya Türkiye’de böyle bir grup var ya, normalde Mevlevilik’te karar verecek olan kimler, şeyler, ne o? İstanbul’daki Çelebiler, o Mevlevi o değil, o Mevlevi şeyhi o değil, sen nesin?
Var mı senin elinde icazet? Yok. Serüsülük çıkardın mı? Yok. Senin şeyhin var mı? Yok. Eee? Hiç zikrullâh alakasına oturdun mu? Yok. Senin Mevlevi olduğuna kimin karar verecek? Soracağız ya, bu ne? Şeyh, iyi kardeş. Senin şeyhin kim? Bunu sormaya hakkımız var. Bir yere intisap edeceksin, soracaksın ona. Kardeş senin şeyhin kim? Filanca, eh hala. Sor bakalım onun şeyhi kim? Yok. Bir ara bir icazet fıryası koparmışlardı ya.
Dunya Aldatmasi ve Ahiret Gercegi
Hani biz de edeb ediyorduk, söylemiyorduk, icazetimiz var falan diye. E var, al. Ne oldu? Senin Mustafa Özbağ’a bakışın mı değişecek? Değişmeyecek. Neden? Kör gözlüsün. Senin Mustafa Özbağ’a bakışın mı değişecek? Değişmeyecek. Neden? Özbağ Sendromu var. Sen de. Psikolojik tedaviye ihtiyacın var. Saçını başını yoluyorsun. Sebep? Ebu Cehil gibisin. Neden peygamberlik bana gelmedi de? Hazreti Muhammed’e geldi diyorsun. Ebu Cehil kafası. Sende de aynı kafı var. Nasıl Mustafa Özbağ şeyh olur? Nasıl olur? Allâh’ın verdiğini kim karışacak? Allâh vermiş ne yapacaksın? Hicazeti var mı? Var. Al. Ne yapacaksın? Var. Ne yapacaksın? Ha var. Ne yapacaksın? İntisap mı edeceksin? Hayır. Sebep? Sen açık arıyorsun çünkü.
Sen kendince bir kendine delil arıyorsun. Uğraşma. Uğraştıkça hasta ediyorsun kendini. Yazık. Aklı dengenizi yitiriyorsunuz. Çünkü benim bir velilik iddiam yok. Benim herhangi bir iddiam yok. Velev ki var ise, bakın velev ki var ise aklını kaybedeceksin geri zekalı. Şuhurun gidecek. Dengen bozuluyor her gün, günden güne. Olanca hapları içiyorsunuz sonra. Antidepresan yetmiyor. Uyuyamıyorsunuz geceleri. Uyuyamıyor bir de benim üzerime atıyor uyuyamadığın adı. Ulan otur oturduğun yere katmerlendirme. Perdeleniyorsun hâlâ da. Yok. Bu böyle bir sendrom. Özbağ sendromu var. Bu yeni değil. Ben on yaşından beri Özbağ sendromunu yaşayanlar var etrafımda. Bu sendrom. Ben on yaşından beri özbağ sendromunu yaşayanlar var etrafımda.
Bu bir sendrom. Ben hak veriyorum diyorum. Evet hastasınız diyorum. bunun tedavi olacaksınız. Bunlara normal psikiyatri de yetişmez. Bir de rahatım ya ben. Benim umrumda değil. Allâh. Cenâb-ı Hak bir şey verdiyse, sana da rüyasında gösterdiyse ben ne yapayım kardeşim? Allâh. Bana ne? İster derviş ol, ister olma. Veya gidiyorsun. Git Allâh yolunu açık etsin. Ne yapayım? Zorla tutacak değilim ya seni. Seni zorla da getirmedim. Allâh yolunu açık etsin. Böyle bir kendimizi ispat etme gibi bir derdimiz yok. Allâh bizi affetsin. Ama onlar akıllı ya. Meselenin zahirine bakacaklar ya. onlar zenginler, paraları var, pulları var. Etrafında böyle üç beş kişi var. Temanna edenleri var. Onlar biliyorlar.
Onlar yüksek mertebe sahibi. Ebu Cehil de öyle diyordu ya. bu diyordu. Kavmin ulusu benim. Nasıl sana gelir yetimen peygamberlik gelir? Yeğeni halbuki. Bakın yeğeni. Onun yeğeni. Ona peygamberlik gelmemeli. Kime? Kendisine gelmeli. Bunun gibi. İlk kimse şeyh olmamalı. Kim olmalı? O olmalı. Ama yok olmuyor işte. Oturacak Neşe Karaböcek’ten ben olmalıydım şarkısını dinleyecek. Efkar dağıtsınlar. Veya sen olmalıydın diyecek. Efkar dağıtsınlar. Allâh bizi affetsin. Bunlar çünkü normalde zavallı insanlardır. Gerçekten. Ben böyle Şeyh Efendi’ye laf söyleyenleri zavallı insan olarak görüyordum. Zavallısın sen. Manevi gözün görmemiş. Körlerden olmuşsun. Hatta daha ileri söylüyordun. Sen muhakkak Mustafa Efendi Hazretlerine karşı bir yanlışlık yaptın.
O yanlışlığından dolayı Allâh sana bir mürşid-i kâvil göstermiyor. Sen bir velinin gönlünü kırdın. Sen bir velinin gönlünü incittin ki Allâh sana başka bir velinin kapısını göstermiyor. Evet. Bu benim kendimce tespitimdi. Ondan sonra avunuyorlar. Biz Mustafa Efendi’nin bıraktığı yerdeyiz. Devam et kardeşim. Allâh yoluna çık etsin. Biz Abdullah Efendi’nin bıraktığı yerdeyiz. Devam et kardeşim. Allâh yoluna çık etsin. Ne? 10 yıl sonra Mehdi çıkacak. Ona bağlanacağız. 10 yıl sabredin kardeşler. Geçti 10 yıl. 2003-2023.
Mursid-i Kamilin Nuru
Önce 5 yıl dediler. 5 yıl dediler. Şeyh Efendi’nin ağzından duymadım ben bunu. Sonra 7 yıl dediler. Sonra 10 yıl çıkardılar. Şimdi herhalde tehir oldu. Bir 10 yıl daha diyecekler. Mehdi çıkınca kadar kalacağız biz. bu böyle milleti aldatma, oyalama, milleti kandırma devam ediyor. Allâh bizi affetsin. Bunlar normalde kendilerini maskara ediyorlar böyle. Kendi kendilerini zillete düşürüyorlar. Kendi kendilerini. Ve kendilerini gösteriyorlar insanlara böylece. Ne olduklarını. Allâh bizi affetsin. Şehir ve köye sahip olan cisimlerin padişahıdır. Gönül sahibi ise gönüllerinizin sultanıdır. Demek ki şehir ve köye sahip adam zengin. Ayet-i Kerimi Âl-i İmrân âyet 14. Kadınlara, oğullara, kantar kantar, altın ve gümüşlere, besili atlara, hayvanlara ve ekinlere karşı duyulan aşırı istek insanlara süslü gösterildi.
Oysa bunlar sadece dünya hayatının geçici malıdır. Varılacak güzel yer ise Allâh katındadır. O zaman sen böyle ev sahibi oldun, mülk sahibi oldun kendince, apartman sahibi oldun, tarla, takka, köy sahibi oldun. Kendince kendini padişah gibi görüyorsun. Kendini üstün görüyorsun, yüce görüyorsun. fabrikam var, tezgahlarım var, iş yerin var. Çok akıllısın sen. Dünyaya sahip çıkmışsın ya, dünyaya sahip çıkmışsın sen. Dünyavi olarak belli bir noktaya gelmişsin. Onunla gururlanıyorsun, kibirleniyorsun, büyüklük taslıyorsun, akıllılık taslıyorsun kendince. Senden başka bilen yok, senden başka eden yok. Sen artık böyle kendini firavunlaştırıyorsun günden güne. Günden güne nemrutlaştırıyorsun. Günden güne sen laat, uzza, menat, üçü de sende oturmaya başlıyor.
Güç, güç, kendince para ve makam bu sende yerleşiyor artık. Sen güce, dünyavi güce, makama paraya sahip olunca kendince diyorsun ki ya bu küçük dağları ben yarattım. Benim sözüm geçer her yerde diye düşünüyorsun. Ve Cenab-ı Hakk’ın sana verdiği kadın, oğul, mal, mülk, para, pul, güç sana bahşetmiş olduğu her şey senin için Allâh muhâfaza eylesin. Cehennem sebebi oluyor. Bakın bunlar hayra, bunlar hayra kullanılırsa, Allâh yoluna kullanılırsa o zaman o kimsede bu cennet yolu, cennet kapısı, cennette kamal oluyor. İslam zenginliğe karşı değil, zenginliği Allâh yolunda kullanacaksın. İslam erkek evlat vermiş, kız evlat vermiş buna karşı değil. Evlatlar İslam yolunda olacak. Öyle yetiştireceksin.
Senin oğlun, senin kızın Allâh yolunda olacak. Allâh yolunda olması için mücadele edeceksin, gayret edeceksin. Sorumlusun bundan. Eğer bu gayreti bu mücadeleyi vermezsen evlat senin için cehennem ateşi oldu. Evinde cehennem ateşi büyütüyorsun. Anneler, babalar çocuklarınızı Kur’ân ve Sünnet üzerine eğitmeye ve yetiştirmeye çalışın. Eğer göz göre göre bile bile onları Kur’ân ve Sünnetten uzaklaştığını gördüğünüz halde onlara nasihat etmiyorsanız, onları Kur’ân ve Sünnet tarihinde yetiştirmeye çalışmıyorsanız, evlerinizde cehennem topu besliyorsunuz. Erkekler eşlerinizi Kur’ân ve Sünnet dairesinde yaşatmaya gayret edin, nasihat ederek yumuşak yumuşak tatlı tatlı. Eğer onların Kur’ân ve Sünnet tarihinde yaşamalarına vesile olmaz, bu konuda Kur’ân ve Sünnet’i yaşamamalarına göz yumarsanız evinizde cehennem topu büyütüyorsunuz, yaşatıyorsunuz.
Mal Allâh ve Resulü İslam zenginliğe karşı değil, eğer sen o zenginlikle etrafa hava atayım, etrafı başka altın dağlayayım, zulmedeyim. Eğer insanlara büyüklük taslayayım, daha da zengin olayım, daha da güç sahibi olayım, daha fazla insanları ezeyim, daha fazla insanları sömüreyim diye düşünüyorsan, o mal senin için cehennem topu oldu.
Muridin Is Adabi
Cebinde cehennem topu yaşatıyorsun, cebinde cehennem topu taşıyorsun. Sen o malın zekatını bir tamam hesaplayıp vermiyorsan, vermiyorsan ve o maldan yiyorsan, sen cehennem ateşi yiyorsun, farkında değilsin. Kor yiyorsun, cehennem koru yiyorsun. Allâh sana o malı verdi, Allâh yolunda harcayasın diye. Zekatını bir tamam veresin, fakir fukaranın hakkını ayırasın, fakir fukaranın hakkını dağıtasın diye. Bu benimle beraber mi kazandılar? Otur küstah, zalim, kafir adam. Zekatın farziyetine inanmıyor çünkü. Cehennem odunu topluyor kendine. Burada tabi besili atlar diyor ya, ne? Binek. Sen arabanı hava atmak için aldıysan, sen arabanla Allâh yolunda koşmuyorsan, senin arabanın Allâh yoluna gitmişsin.
Sen arabanla Allâh yolunda koşmuyorsan, senin araban Allâh yoluna hizmet etmiyorsa, sen cehennem atına bindin, farkında değilsin. Cehennem atına bindin. Sende ev var, harika. Evinde zikrullâh oluyor mu? Hayır. Evinde namaz kılan var mı? Hayır. Evin Allâh yolunda açılıyor mu? Hayır. Ne diyor. Allâh Resûlü? O ev mamur dolsa harap eder. O evin hesabını vereceksin. O arabanın hesabını vereceksin. O paranın hesabını vereceksin. O sağlığın hesabını vereceksin. Allâh sana ilim vermiş. Maddi manevi. Maddi manevi. Sen o ilmi saklıyorsan, sen o ilmi gizliyorsan, sen o ilmi çarpıtıyorsan, o ilim seni cehennemlik edecek. Ne öğrendin? Dini ilim öğrendin. Birisi sana bir şey sordu. Biliyor musun? Evet. Ona cevap vereceksin.
Ona cevap vereceksin. O ilim var mı sende? Var. Cevap vereceksin. O ilim var mı sende? Var. Cevap vereceksin. O ilimledin Allâh sana neden verdi? Müminlerin meseleleri hallolsun. Müminlere yardımcı ol diye verdi. Sen o ilmi kendine biriktiresin diye vermedi. Zaten ilimledin lazımken geldi sana. Sana bir şey sordular veya sen bir sohbet ediyorsun. O esnada işin içinden çıkılmaz gibi bir şey oldu. O esnada işin içinden çıkılmaz gibi bir mesele var. Allâh senin kalbine ilham etti. İlmi ledirini senin kalbine indirdi. Sen onu saklarsan, yemin ediyorum küstahlardan oldun, arsızlardan oldun, nimete nankörlerden oldun. Allâh’ın sana bahşettiği ilmi, sen sakladın, gizledin, insanlara aktarmadın. Vallahi de billahi de baş nankörsün.
O ilim kapısı sana kapanır zaten. O ilim kapısı, sana ilmi ledirin kapısı kapanır. Evet. Doğru yapmadın. O yüzden senin üzerine ne iyilik varsa Rabbiniz’dendir. O zaman senin üzerine ne nimet var, ne lütuf var, ne ikram varsa, ne ihsan varsa, senin üzerine malum, ne ilim, ne ilim, ne nimet var, ne nimet varsa, senin üzerine maddi manevi, ne var ise iyilik manasında, hepsinde Allâh verdi kardeş sana. Nankörlük etme. Hepsinde sana Allâh verdi. Sen kalkıp da isyankarlık yapma. Sen nimetin kadrini bil. O lütfun, o ikramın kadrini bil. Allâh’ı zikret, Allâh’a hamd et. Allâh yolunda koş. Allâh yolunda koş. O malın, o sağlığın, o maddi manevi sana olan lütfun zekatı bu. Allâh yolunda koşacaksın. Ne?
Zekat. Ha kime vereceğiz? Var kardeşim organizasyon. Dağıtım oluyor merak etmeyin. Biz gösteriş yapmıyoruz. Yok zaten İslam’da. Yok sünnet-i saniyede. Geceleri duranlar, durmayanlar var. Geceleri durmayanlar var. Bu dergahta var elhamdülillah. O zaman yok deyip geçme, var. Böyle kendi kendine yok deme. Sen vermek istemiyorsun. Sen dağıtmak istemiyorsun. Sen yardımcı olmak istemiyorsun. Sen körlerden olmak istiyorsun. Allâh bizi affetsin. Bunlar dünya sahibi olanlar. Bir de ne var?
Kalp Alemi ve Ilahi Tecelli
Gönüllerin sahibi var. Onlar da ne? Onlar da gönül sultanları. Onlar Allâh’ın sahibi. Onlar Allâh için yaşayan, Allâh için seven, Allâh için insanlara faydalı olan, Allâh için insanların arasında durup, insanların eziyetlerine katlananlar. Onlar da kimler? Onlar da Allâh dostları. Onlar da gönül sahibi olanlar. Onlar da gönüllerin sultanı. Allâh cümlenizi onlardan eylesin. Rabbim hepsini de inşallah hepinizi de birer evliya, birer mürşid-i kâmil eylesin. Hepinizi de ailelerinize, etrafınıza, mahallenize, semtinize, şehirlerinize ışık saçan, nur saçan, etrafına iyilik dağıtan kullarından eylesin inşallah. Bu dünya gelip geçiyor. Hayat gelip geçiyor. Ben derviş olduğumda 25-26 yaşındaydım. Yaş oldu 63. Geriye döndüğümde bakıyorum göz açıp kapayınca kadar bitmiş geçmiş.
Bursa’ya 90 yılında geldim. Yıl 2023, 33 yıl olmuş. Bakıyorum dün gibi sanki daha. Bazen yanlış anlaşılıyor. İlk yeni dervişler Adnan olsun, Hüseyin olsun, Cafer olsun. Halbuki aramızda çok yaş farkı yok. Hep bana böyle çocuk gibi geliyor daha onlar böyle. sanki dünmüş daha tazeymiş gibi. Bakıyorum her birinin çocuğunu evlendiriyoruz halbuki. Ama şey değil böyle. Bakıyorum böyle eskilere. Nerede İsmail’im benim ya? İsmail. Bakıyorum hala hoş. İsmail hala daha genç yakışıklı ya. Bu afilli afilli giyinir gelirdi lokantaya. Muhabbet diz boyu. Hala daha afilli de İsmail. Değişmedi hiç. Maşallah. Demirtaşlar’da böyle bir özellik var. Hiç değişmiyorlar. Havasından mıdır, suyundan mıdır? Biraz bayındırılır.
Korktuğundan mıdır? Maşallahları var. Bakıyorsun şimdi onlar böyle sanki ben de çok yaşlıymışım gibi geldim. Böyle kendi kendime halbuki değil. Ben de geldiğimde 29-30 yaşındaydım buraya geldiğimde. o zaman ben de gençtim be değil mi İsmail? Ben hala daha gencim. Bakmayın öyle yaşlıyım ihtiyarım dediğime. böyle lanet olsun o yaşlılara ki gençliğe özenirler. Hadis-i şerifi var ya ben o yüzden böyle kendi kendime gençliğe özenen konumundan olmamak için yaşlıyım ihtiyarım diyorum. Yoksa ohoh Uludağ’ın zirvesine bir nefeste tırmanırım. İnşallah. Evet öyle şey değil öyle. Harmanı koca öküz dövermiş. Öyle bakmayın sakallarımın beyazlığı sizi aldatmasın yani. Nasıl çıktın Bosna’da merdivenlere, travnikte?
Arkamda kaldı herkes öyle değil mi? Kalleye çıkarken. Allâh’ın izniyle inşallah. Şimdi hayat gelip geçiyor. Bakıyorsunuz dün gibi her şey. O yüzden Allâh yoluna koşturun. Allâh yoluna. böyle her şeyinizden bir şey ayırın. Allâh yoluna. Zaman bir Allâh yoluna zaman ayır. Para Allâh yoluna ayır biraz. Ev Allâh yoluna bir şey ayır. Evinde bir şey olsun ya. Araban Allâh yolunda bir şey yap. Arkadaşlar ben filancı yere gidiyorum. Kim gidecekse bir kaç kişi alabilirim. Bir kişi alabilirim. İki kişi alabilirim. Cafer Kartal’dan kaç kişi indiniz polis çevirdiğinde? Kaç? 19 kişi. Dersden geliyorlarmış. O zaman araba yok hiç kimsede. Fukaralık diz boyu. Araba bir kaç kişi de var. Öyle çok insanda yok.
Onlar da kullanıyorlar kartalı. Onlar dersten dönüşte deme Cafer. Daş dönüşü 19 kişi doldurmuşlar kartalı. Polis inanamamış. Saymış tek tek 19 kişi. Ceza kesti mi gene gece? 19 kişi diye. Tabii ya. Derse getirip götürmenin kerameti bunlar. Tabii bizim derviş kardeşlerimiz de dahi keramet zuhur ediyor. Bırak geri kalanını. Kartalı 19 kişi biniyor keramet. Bir de trafik çeşitler. Bir de trafik çeviriyor ceza vermiyor. Bu keramet üstüne keramet. Öyle çalışılıyordu ilk zamanlar. Hasan burada. Hüseyin nerede?
Zikir ve Fikir Gelenegi
Burada mı Hüseyin? Bir tane araba almışlardı öyle değil mi? Dersten derse koşuyorlardı. Allâh rahmet eylesin. Onların da babası hiç ağızlarını açmazdı. Cenâb-ı Hak kabrini cennet kabre eylesin. Bunlar bende böyle birer şeydir. Ne o? Kıymettir. Demirtaş’tan Hacı Mehmet. Bizim Abdurrahim’in babası. Atna’nın babası. Karateş’in. Mehmet amca. Sada. Rabbim hayırlı uzun ömür versin. Mehmet Reşber bizim ölen. Allâh rahmet eylesin. Onlar da o. Karadağların bizim Hasan Hüseyin Karadağların babası. Allâh rahmet eylesin. Bunlar böyle Seyyid Taş. Allâh rahmet eylesin. Onlar şimdi tuhaf gelir size. Çok sık görüşemiyoruz ama Şeyh Efendi’yi ilk yemeğe alan Bursa’da Cafer Taş’tır. Seyyid’in kardeşi. Taşlar Seyyid Taş, İbrahim Taş, Cafer Taş, Yahya Taş.
Onlar da on sana. Bunların bende hatırası vardır. Bunlar benim için önemli insanlardır. Ne olursa olsun. Ben Bursa’ya geldim de onlar mesela hiç unutmam. Cafer Taş yemeğe götürdü Şeyh Efendi. Ben beraber yemeğe gittik. Şeyh Efendi şimdi çorba. Ben unuttum acı yapmayın demeye. İlk yemeğe gidiyoruz. Şeyh Efendi mübarek çorbadan alıyor acığı. Ondan sonra yemekten alıyor acığı. Ondan alıyor acığı. En son da pilav yemeğe başladı. Onu döndü. Mustafa Efendi bunların suları da ayacı olun dedi. Antepli ya bunlar sırf acı. Dedim efendim hakkınızı helal edin hata benim oldu. Ben söylemeyi unuttum dedim. Bunlar bakın böyle tatlı hatıralar. Tatlı değerler bunlar. O ilk zamanki dervişlerin heyecanı, koşuşturması.
Cafer’in evi Şeyh Efendi gelir. Cafer bütün açar şeye kadar. Tarasa kadar salonun şeyi. Büyük ev yok o ara. Tabii yemek gelen, giden, yiyen, içen. Recep amca Allâh rahmet eylesin. Cafer’in babası. Onlar zaten evleri onların önceden de dergah gibiymiş. Şeyhi, hacısı, hocası hepsi de geliyormuş oraya. Üstüne biz geldik. Ama biz gidici değiliz biz oturtuk. Bizden sonra kimse gelmedi neden? Biz oturtuk kaldık oradan. Bizden sonra kimse gelmedi. Allâh rahmet eylesin. Recep amca da çok hizmet etti. Cafer’in ailesi de çok hizmet etti. Şimdi baktığınız zaman hayat gelip geçiyor. Mesela Adnan burada diye söylemiyorum. Şimdi bir şey yokken çok kıymetlidir. Sıkıntıdayken çok kıymetlidir. Şimdi biz de yokuz.
Bakın bunu unutmayın. Dostluğunuzu zor zamanda göstereceksiniz. Sıkıntılı zamanda göstereceksiniz. Dostluk zor zamanda, sıkıntılı zamanda, dar zamanda. O zaman göstereceksiniz. Bizde yok o zaman. Yok. Şimdi rahatız sıkıntı yok. O zaman yok. Biz dik kaldırımda, bir bodrumda ders yapıyoruz. Bodrum bildiğiniz bodrum. tuvalete girerken böyle boyunuz yüksek olarak giremiyorsunuz. Eğilerekten giriyorsunuz, eğilerekten tuvalet yapıyorsunuz. Ve böyle kafanızı kaldıramazsınız. Belinizi doğrultamazsınız tam olarak. Öyle bir yerde ders yapıyoruz biz. O zaman Adnan, Atik, babalarını getirdiler derse ilk defa. Bir ders oldu orada. Adnan, amcalar da vardı değil mi o gece? Onlar da vardı. İki tane de Mehmet amcanın ufakları vardı.
Biri vefat etti, ikisi de mi etti? İkisi de mi etti? İkisi de vefat etmiş. Allâh rahmet eylesin. Âmîn. Bunları getirdiler. Böyle bir sohbet zikrullâh. Bitti. Her şey. Mehmet amca Allâh rahmet eylesin. Orada dedi ki bir tane daire var dedi. Orayı verdim size dergah yapın dedi. Evet. Dün gibi hatırlıyorum, hiç unutmuyorum. Ben böyle kaldım. Orası boş şu anda dedi. Paylaşılmadı dedi. Diğerleri paylaşmışlar kardeşler arasında. Orası boşmuş. Orayı dergah yapın dedi. Bize böyle cennetten bahçe verdi sanki. Benim iç dünyam.
Seriat, Tarikat, Hakikat, Marifet
Cennetten bahçe verdi sanki. Dedim ki ya. Hamdolsun dedim ya. Ben dedim ya bir yer var şimdi. Bir yerde daha oluyor. Biz tabi hemen oraya göçtük. Oraya da bir ders açtık. Reyhan diye. Oraya da bir ders açtık. Hacı Mehmet. Demirtaş’ta. Onun da boş daire vardı. Ondan sonra. O böyle biraz hızlı konuşuyor. Gel beyav dedi bizim evde boş yer var. Yap dedi zikrullâh dedi. Ders ye dedi. Olur mu be Mehmet abi dedim ben. Sen ne diyorsun dedi ya. Dedim bir şey demesinler. Köyde kim karışacak bize ya dedi. Yani. Şey de Mehmet abi de öyle kenara atacak bir şey değil. Canı sıkılırsa basarsa damarı. Dövüşür bir adamla. Değil mi İsmail? Bu adamın tarafına tutmak istiyor. Or tarafa girme şimdi. Oraya dokunma şimdi.
Ben onunla bir beraber bir kaza yaptım. Ben sen dedin ya. Rüyada anlattım bana kaza yapacaksınız bugün diye. Üstü bugün kaza yaptık. Sıkıntı yok. Ben o kaza gününü yaşadım. Sen merak etme. Sen. Allâh rahmet eylesin. İkisine de ya. Ben ikisini de yaşadım. Orayı açmayalım şimdi. Allâh yesin inşallah. O yüzden Allâh yolunda olun. Allâh yolunda koşturun. Allâh yoluna bir şeyler ayırın. Kendinizden cebinizden. Dua’nızdan inşallah. Rabbim onlardan eylesin inşallah. İş uzadı biraz. Hakkınızı helal edin. Ben yine böyle artık en baştan söyledim. Biz böyle ciddi ciddi sohbet burada başlayacak. Şurada bitecek diye bir kaydı yok. Allâh ne verdiyse. Bu akşam da böyle vermiş. Cenâb-ı Hak’a hamd ediyoruz. O yüzden bizim böyle artık dostlarla hemhal oluruz.
Dostlarla sohbet ediyoruz. Dostlarla hemhal oluruz. Dostlarla sohbet ediyoruz. Şükür hamd olsun. Cenâb-ı Hak olmanın yeri de versin böyle dostluk inşallah. Hepinize nasip etsin. Ben bazen diyorum ya ben Bursa’nın en zenginiyim diye hamd olsun. Böyle dostlarımız var, kardeşlerimiz var. Yol arkadaşlarımız var. Cenâb-ı Hak’a hamdü sena diyorum. Ben bundan sonra bir şey yapacağım. Yol arkadaşlarımız var. Cenâb-ı Hak’a hamdü sena diyorum. Ben bundan dolayı çok mutluyum, seviştiğim iç dünyamda. Hoş dışarıda söylüyorum rahat rahat. Hamd olsun diyorum ya. Ne güzel bir dostluk yolu, mutluluk yolu. Ne güzel bir sevgi yolu kurulmuş. Cenâb-ı Hak bize bahşetmiş. Elmanın içerisinde kurt gibiyiz. Kardeşler, arkadaşlar.
Herkes birbirine muhabbetli, sevgili. Birbirleriyle harika bir diyalogları var. Ben öyle görüyorum. Öyledir değildir onun tartışmasına girmeyeceğim. Ben öyle görüyorum. Ben öyle yaşıyorum. Cenâb-ı Hak hamdü sena olsun. İnşallah hiçbir gölgenin olmadığı mahşerde onun gölgesinde gölgelenenlerden oluruz. Âmîn. Rabbim cümlemizi kendi gölgesinde gölgelendirsin. Rabbim cümlemizi hesaba kitaba tutmadan meccanın kendi katından lütfi ilahisiyle cennetine koysun. Lütfi ilahisiyle cemalullahına gark eylesin. el-Fâtiha. Âmîn. Âmîn. Haklarınızı helal edin. Bizden yana da helal olsun inşallah. Allâh razı olsun. Şimdi bu akşam belgesel çekiyorlarmış. Dışarıda misafirler varmış. O yüzden arada dolaşabilirler.
Bunlardan dolayı rahatsızlık duymayın. Allâh insana bir şey veriyorsa kimse onu engelleyemiyor. yok tekke aldılar, sattılar, öyle yaptılar, böyle yaptılar. Bakın hizmet devam ediyor gene. Gene yurt dışından bir sürü gelen, giden sohbetler her şey devam ediyor. Bir şeyin arkasında Allâh var ise, arkasında Allâh var ise, önünde Allâh var ise, sağında, solunda, altında, üstünde Allâh var ise O işi Allâh, meccanı sahiplendi ise, kafirler, münafıklar, fasıklar, sevenler, sevmeyenler, düşman olanlar, onu söndüremezler.
Kaynakca ve Referanslar
- Mevlana ve Mesnevi: Mevlânâ Celâleddîn Rûmî, Mesnevî-i Ma’nevî; Abdulbâkî Gölpınarlı, Mesnevî ve Şerhi; Tâhirü’l-Mevlevî, Şerh-i Mesnevî; Reynold A. Nicholson, The Mathnawi of Jalaluddin Rumi; William Chittick, The Sufi Path of Love; Annemarie Schimmel, The Triumphal Sun; Eflâkî, Menâkıbu’l-Ârifîn.
- Ümmet ve Tevhid: Âl-i İmrân 3/102-103; Mâide 5/54-56; Bakara 2/163-165; İhlâs 112/1-4; Buhârî, Îmân 17; Müslim, Îmân 153.
- Sûfîlikte Usûl: Kuşey-rî, er-Risâle; İmâm Gazâlî, İhyâ ’Ulûmi’d-Dîn; Muhammed Emîn el-Kürdî, Tenvîrü’l-Kulûb; Ahmed Ziyâeddîn Gümüşhânevî, Câmiu’l-Usûl fi’l-Evliyâ; İmâm Rabbânî, Mektûbât.
- Nefs Terbiyesi: Yûsuf 12/53; Şems 91/7-10; Ahzâb 33/72; Muhâsibî, er-Ri’âye li-Hukukillâh; İbn Kayyim, Medâricü’s-Sâlikîn.
- Kur’ân ve Sünnet Sadakati: Haşr 59/7; Nahl 16/44; Âl-i İmrân 3/31; Muvatta, Kader 3; Tirmizî, İlim 16.
- Tekfir Yasaklığı ve Hüsnü Zan: Hucurât 49/11-12; Buhârî, Edeb 73; Müslim, Îmân 111; İbn Teymiyye, Mecmû’u’l-Fetâvâ 12/466.
- Zikir ve Mürâkabe: A’râf 7/205; Ra’d 13/28; Ahzâb 33/41-42; Buhârî, De’avât 66; Tirmizî, Da’avât 9.
- Hevâ-Heves Yasağı: Sâd 38/26; Câsiye 45/23; Mâide 5/77; Furkân 25/43.
- Âile, Komşuluk ve Âdâb: Nisâ 4/34-36; Rûm 30/21; Tahrîm 66/6; Nûr 24/27-31; Hucurât 49/13.
- Kerbelâ ve Ehl-i Beyt: Şûrâ 42/23; Ahzâb 33/33; Taberî, Târîh 5/389; İbn Kesîr, el-Bidâye ve’n-Nihâye; Ebu Mihnef, Maktelu’l-Hüseyn; Mevlânâ Fuzûlî, Hadîkatü’s-Süedâ.
- Siyonizm-Mason Perspektif: Theodor Herzl, Der Judenstaat; John Robison, Proofs of a Conspiracy; Noam Chomsky, The Fateful Triangle; Mustafa İslâmoğlu, Yaşayan Kur’ân.
Tasavvuf hakkında daha fazla bilgi için tıklayınız.
İlgili Sözlük Terimleri: Hâl, Mürşid, Zikir, Tevhîd, İhsân, Nefs, Kalb, Sünnet. → Tasavvuf Sözlüğü’nün tamamı