Aşûre Hazırlığının Engellenmesi ve Fiilî İşgal — Devlet-Vatandaş İlişkisinde Hukuk
Tabii buradaki memur kardeşlerim bu konuda bir suç yok, kabahati yok. Onlara birileri emrediyor. Birileri birilerine emrediyor, birileri birilerine emrediyor. Onlarda ne yapsınlar? Memur. Ben daha önce orman işletmesinde çalıştım. Memurluğun ne olduğunu bilirim. Ne yapsın? Amirine hayır mı desin ve amirine hukuksuz mu davranıyorsun desin diyemezler. Türkiye’deki memuriyet böyle bir şey. Başındaki amir bunu yap der, sen de yapmak zorunda kalırsın. E yapmazsan amir seni taciz eder, tahkir eder. Ne bileyim beni dinlemiyorsun der. Mobbing uygular. E yapsan haksız hukuksuz oluyor. Bu sefer de bir Mustafa Özbah çıkıyor, onu da dava ediyor. bu Mustafa Özbağ Efendi tekkesini böyle usulsüz ihaleye fesat karıştırarak da bu Tuğrul İnançer ve sonradan Ahmet Özhan’ın vakfına vermişler mesela.
Usulsüz, hukuksuz, haksız, kanunsuz. Ben yaptım oldu gibisinden. Danıştay da bozdu yapılan işlemi. Ardından tabi biz suç duyurusunda bulunduk. Vakıflar bölge müdürü dahil 6-7 tane memur, herhalde memurlukları yanacak gibi. Benim hukukçu değilim ama bilirki raporuna göre ihaleye fesat var, görevi kötüye kullanmak var, bilmem ne var. Bizim Mehmet Emin Bey öyle dedi, 4-5 tane suç var dedi. Bu arkadaşların memurlukları gidecek gibi dedi. Bunu söylüyorum, sevincimden değil. bir başındaki amir, altındaki memura suç işletiyor. Memur garibim zorla üniversite bitirmiş. Ondan sonra KPSS’ye girmiş, memur olmuş, tırmalamış. Sonra amirinin bir baskısıyla sözüyle bir yere imza at, sonra memuriyetten al. Eş, çoluk, çocuk hepsi de yıkılacak şimdi ortalıkta.
Buna üzülüyorum. Yazık değil mi insanlara? Bir heve hayvesi için usulünden yap, uygun yap. Yok. Ne yazık ki Türkiye bunları henüz daha aşamadı. Aşamadı. Attılar imzaları şimdi. E ne olacak şimdi? Gitti memuriyetlere. Mehmet Emin Bey’im, benim bildiğim yok. Mehmet Emin Bey avukat dedi ki, bunların büyük bir ihtimal memurlukları gidecek dedi. E yazık değil mi şimdi onlara? Çoluklarına, çocuklarına yazık değil mi? İnsanlar adaletli davranacaklar, zulmetmeyecekler, zulmediyorlar. E şimdi de geçen hafta onca aşure hazırlığı yap, malzemeyi yap, malzemeyi tedarik et, ıslat. Tam pişirilecek her şey. Son dakika acele bir kağıtla. Elden bir de. Ya on gün önceden sana miracat edilmiş. On gün. Sen ver kararını, yapabilirsin de yapamazsın da, veya şu en eksik bunu tamamla de.
Son dakika golu attılar bize hesapta kendilerince. İyi, biz şunu unutmayın. Hiç bir zaman devletle karşı karşıya gelmeyin. Emniyetle karşı karşıya gelmeyin. Bu devlet bizim. Bir hukuksuzluk mu oldu? Gidin mahkemeye verin. Ahir zaman hadîslerini iyi okuyun. Çatışma yok ahir zamanda. Eline sopa almak yok, eline taş almak yok, eline silah almak yok. Elini birine kaldırmak yok. Kim olursa olsun bu. İsterse eşin olsun, isterse çocuğun olsun. Elini kaldırma. İsterse arkadaşın olsun. Elini kaldırma. Bunu ondan bundan korktuğun için değil. Hadis-i şerif uyu, sünnet-i seniye uyu. Hatta Ebuzeri Gifari gibi bir sahabe ediyor. Ebuzeri Gifari Hazretleri diyor ki beni öldürmeye gelirlerse ben ne yapayım? Diyor ki kılıcının pırıltısını sakla.
Ebuzeri Gifari bahadır sahabe. Savaşlarda en önde. Yakapaça meydanda Ebuzeri Gifari’de. Ne kalkan var ne minfer var. Ebuzeri Gifari öyle bir kimse. Ve geçimi, geçimi dikkat edin. Cihattan. Ganimet.
Karabâş Tekkesi Davası — «Usulsüz İhale», Danıştay İptali ve Memuriyetlerin Akıbeti
Öncesi ne? Eşkıya. Öncesi eşkıya. O soruyor savaşacak yani, o vuruşacak. Vuruşmaktan o. Diyor ki ne yapayım? Diyor ki kılıcının pırıltısını sakla. Üstüne diyor çulunu. Başından aşağı geçir. Habilin yolunu seç diyor. Kabilin değil. Habilin yolunu seç. Haa evet. ahir zaman, öyle bir zaman gelecek. Zalimler sizi öldürmeye dahi gelebilirler. Sen anarşi çıkarma. Nefsine uyma. Senin elinde silah yok, bir şey yok. O zaman ne yapacaksın? Sakın kavga etme kimseyle. Sakın dövüşme. Sakın ülkenin emniyet kuvvetleriyle didişme. Asla. Sakın kolluk kuvvetleriyle didişme. Asla. Dığılın, dığıl. Benim adım Mustafa Özbağ. Benim yerim fiili işgal altına girdi dünden beri. Fiili. İşgal edildi. Kim? Emniyet kuvvetleri.
Fiili. Parasını saymışım, yeri almışım. Parasını saymışım, yeri kiralamışım. Fiili fiili. Devlet emniyet, kolluk kuvvetleri benim yerimi geldi, işgal etti. Ne girişe müsaade etti, ne çıkışa müsaade etti. Bak ne girişe müsaade etti, ne çıkışa müsaade etti. Ben o arkadaşlara dedim ki, arkadaş sağ ol, rahat olun. Hiçbir olay çıkmayacak, hiçbir sıkıntı çıkmayacak, hiçbir problem çıkmayacak. Çaylarınız için keyfinize bakın dedim. Ben şimdi gidip orada olay çıkarabilir miydim? Çıkarabilirdim. Kardeşim kira kontratım, evraklarım. Ben gireceğim içeri. O girmeyeceğim diyecek, çünkü amiri ona sokmayın içeri dedi. Ben gireceğim diyecek, o diyecek ki ben seni katamam. Ben gireceğim diyeceğim, o katamam diyecek.
Saat derce bunu tartışacağız mı orada? Tartışacağız. Bir işe yarayacak mı? Yaramayacak. Neden? Amir ona öyle söyledi. Amire de birisi söyledi. O birisinin de başka birisi söyledi. O başka birisine kim söyledi? Gizli. Bilmiyoruz, bize gizli. O yüzden gizli bir el var. Müdahale ediyor. Hukuksuzluk yapıyor. Burayı da kapatmışlar diye mühürledi. Davayı açtık. Davayı kazandık. Açtırdık. Ertesi günü bir daha mühürledi. Gizli el bu. Bir daha dava açtık. Bir daha kazandık. Anarşi var mı? Yok. Şey varız, yaptırmadı. Yasakladı. Davayı açtık. Benim hakkımda 72 sayfa rapor gönderdi. 72 sayfa. 72 mi 74? Mehmet Emin daha iyi biliyor. 72. Okumadım bile ben. Ne yazmışlar burada diye okumadım. İhtiyaç duymadım.
Ben meydanda bir insanım. Açıklıyım. Ben meydanda bir insanım. Açık benim her şeyim. Mehmet Emin’in deyişine göre Google dedi. Bir sürü şeyler toplamışlar dedi. Öyle mi Mehmet Emin? Google’da iyi de yazan var, kötü de yazan var. düşünebiliyor musunuz? Bu tip bürokratlar devlete ayağa düşürüyor. Devletin şahsi maneviyatına ayağa düşürüyor. Acı olan bu. Vatandaşın önünde devlet mahkum oluyor. Davayı kazandı mı? E ne oldu şimdi? Ben devlet düşmanı bir kimse olmuş olsam bunu yaygarayı basarım kullanır mıyım? Evet. Ben devletimi düşünüyorum. Benim ailem beni devlet düşmanı olarak büyütmedi. Biz devlet düşmanı olarak büyümedik. O terbiyeyi almadık biz. Ben de kardeşlere hiçbir zaman öyle bir terbiye vermedim.
Dedim ki devlet bizim devletimiz. Eksikliklerini biliyoruz, noksanlıklarını biliyoruz, yanlışlıklarını biliyoruz. Hukuki sistemini biliyoruz, hukukinin yanlışlığını biliyoruz. Saklamıyoruz. Devletin içerisine çöreklenmiş olan, devletin içerisine çöreklenmiş olan sütü bozuk, kanı bozuk, cibilleti bozuk, cinsiyeti bozukları da biliyoruz. Bunlar devletin içine çöreklenmiş ta Osmanlı’dan itibarı. Bırakmıyorlar. Sülük gibi bunlar.
Ahir Zaman Sabırı — Ebûzer-i Gıfârî’nin «Kılıcın Pırıltısını Sakla» Hadîsi
Bunlar babadan oğula, babadan oğula, babadan oğula sülük gibi bunlar. Bunlar böyle bırakmıyorlar. var ya öyle milletvekilleri var, olü bürokratlar var. Bu önceden dış işlerinde bu böyleydi. birisi dış işlerinde baron, onun oğlu da baron. Onun oğlu da onun oğlu. Halbuki baktığın zaman köklerine ya Yahudi bozması ya Ermeni dönmesi. Öyle. Ama bu Osmanlı’dan itibaren böyle. Bunları bilmeyen insan değiliz. Ama devlete karşı cephe alınmaz. Biz bu terbiyeyi almadık. Ben az önce dışarıdaki memur arkadaşlara dedim, arkadaşlar biz devlete karşı bir şeyimiz olmaz. Haklı haksız da aramayız. Bakın haklıyım, haksızım, aramam. Ben haklıyım. Şimdi gider oturur muyum oraya? Otururum. Oradaki memurlar da zor duruma düşer mi?
Düşer. Benim amacım onları zor duruma düşürmek de değil. Neden yukarıdan birisi diyor katmayacaksınız kimseye içeri? Ne yapsın adam? az önceki o vakıflardaki gibi o da memuriyetinden mi olsun? Üzülüyorum. Bir insanın devlet memuru olma sürecini bildiğimden dolayı üzülüyorum. Üniversite bitir, çalış, üniversite kazan, sonra üniversite bitir, sonra KPSS’ye gir, sonra KPSS’ye atan, atandığın yerde amire, memura, ona buna bir sürü onlarla neyi geçineceğim diye uğraş. Sonra gelsin amirin birisi, at buraya imza desin, atsın adamı memuriyeti son bulsun. Merhametsiz, vicdansız bunlar. Bunlar merhamet yok, bunlar da vicdan yok. O yüzden kısacası geçen hafta tabii iptal etmek zorunda kaldık, dilekçe verdik, müracaat ettik.
Hemen dedik ki Cumartesi yapacağız, iyi. Bugün de o kapıyı açacaklarına dair demişler ki kapıyı açarız. E onlar da açmadılar, oradan bir emir gelmedi kapıyı açın diye. E biz de sürtüşmek istemedik şimdi. O yüzden iptal edelim dedik, iptal ettik. Ne olacak? Bir daha dökülecek malzemeler. E bir daha müracaat edeceğiz, biz de diyeceğiz ki, hem suç duyurusunda bulunacağız şimdi pazartesi gün, diyeceğiz ki yerimizi işgal etti. işgal edilmiş vaziyette. düşünebiliyor musunuz Osman Gazi Belediyesi’nin iş araçları orada. Tahtanın etrafına döndürülmüş. Kaçıncı yüzyıldayız? Bildiğiniz tahta, beşinci element. Meşhur oldu benim tahta. Orada duruyor. Nöbet tuttular, iki oyundur başında. Benim nefesim o kadar kuvvetli değil, tahtayı havalandırayım başka bir yere götüreyim.
Halbuki benim nefesim o kadar kuvvetli değil, tahtayı havalandırayım başka bir yere götüreyim. Halbuki benim yerim orası, orada kalacak. O tahta orada kalacak, yer benim. Ne yapacaklar şimdi? Her gün nöbet mi tutacaklar orada şimdi tahtanın başında? Ne acı bir şey. Ülkede PKK’lılar var mı? YPG’liler var mı? Dayışçiler var mı? DHKB’ciler var mı? Uyuşturucu baronları var mı? Uyuşturucuyla alakalı çeteler var mı? Gayrimeşru çeteler var mı? Her gün bir tanesi TikTok yapıp veya bir yerden böyle el sallayarak devleti de, devlet adamlarını tehdit ediyorlar mı? Kimisi yurt içinde, kimisi yurt içinde, o ona kaykılıyor, bu ona kaykılıyor, içişleri bakanına laf söylüyorlar, Tayyip Erdoğan’a laf söylüyorlar.
Öyle mi? Peki, uyuşturucu ülkenin içerisinde kol geziyor mu? Bir araştırmaya göre, hem de bu yeni değil eski, Bursa’da 500 bin kişi uyuşturucu kullanıyor. 500 bin kişi. 4-5 yıl öncesinin araştırması. Bursa’da bu kadar uyuşturucu yaygın mı? Yaygın. Sen kalk, bunca suç örgütü varken, bunca terör örgütü varken, bunca insanlara zarar veren çetelleşme ve oluşumlar var iken, sen kalk tahtanın peşine düş.
Gizli El, 72 Sayfa Rapor ve Baskıyı Aşan Vekâret Adâbı
Tahtanın etrafını sar. Bütün emniyet kuvvetlerini ayağa kaldır. Bir aşure, bir kap aşure dağıtıracak, yenilecek. 500 tane memuru evlerinden kaldır, mahalleler dahil her tarafa dağıt. Benim tahmini konuşuyorum, en az 500 memur getir. Ne ya? Terörist miyiz arkadaş? Evet. Ben 1990’dan beri Bursa’da sohbet edip zikrullâh yapan insanım. 90’dan beri. 28 Şubat’ı da gördük. Ne 28 Şubat’tan farkı mı kaldı şimdi? Bir oran taşanlar vardı Bursa’da, valiydi o zaman. İmam hatiplerinin önünde ondan sonra polisleri yığıyordu, kendisi de geliyordu. Çocukların başlarını açmak için. Polisleri de yığıyordu İmam hatiplerinin önünde. Nerede oran taşanlar şimdi? Bizim zikrullahları basıyorlardı, dersleri basıyorlardı.
Alıp götürüyorlardı beni. Neredeler şimdi? Yazık değil mi bu insanlara, bu enerjiye yazık değil mi? Bu devletin parasına yazık değil mi şimdi? Devletin nefesine, enerjisine yazık değil mi? Sen 500 tane kolluk kuvveti kaldır, aşurenin peşine düşür. Araba, benzin, onların masrafı, yemesi, içmesi, ne o? Yolluğu, mesaisi, bilmiyorum nedir hukuku. Eee, yorgunluğu? Ne ya, aşure ya, aşure aşure. Aşure ya aşure. Ne zamanlar beri aşure terörist oldu ya? Ne zamanlar beri Sema terörist oldu? Ne zamanlar beri dua terörist oldu? Ne zamanlar beri tahta ya tahta. Tahta, bildiğiniz tahta. Tahta, tahta. Tahta, tahta. Tahta, tahta. Ne zamanlar beri tahta ya tahta. Tahta, bildiğiniz tahta. Tahtanın etrafında günlerce nöbet tutuluyor.
Yazık değil mi? Devlete yazık ya. Devletin parasına yazık. Devletin enerjisine yazık ya. Ülkenin her tarafında konserler oluyor mu? Belediyelerin hepsinde konserler var mı? Var. Ama konsere müsaade ediyorsun da aşure değıtacak ya. Bir topluluk oturmuş aşure değıtacak. Ta Adem’den itibaren gelen bir kültürü, bir geleneği, bir ritüeli yaşayacak. Adem’den beri gelen. Adem’den beri. Yeni değil. Adem’den beri. Adem’den beri. E üzerine bir de ümmet-i Muhammed’in acısı var. Bir de Heyid-i Kerbela var bir de. Aşure günüyle alakalı. Ya başka didişecek, uğraşacak bir şey yok mu? Ama var. Mustafa Özbah Sendirumu var. Buradan Türkiye’deki psikologlara ve psikiyatrilleri sesleniyorum. Müjde ciddi. Mustafa Özbah Sendirum’dan kurtuluşun bir reçetesini bulmaları lazım.
Gelip beni incelesinler, araştırsınlar. Beni tanısınlar ki sendirumdan kurtulmanın yolunu bulsunlar. Ve sabah akşam bir hap olarak mı verecekler? Bir şırıngada mı verecekler? Bu psikolojiden milletin kurtulması lazım. Bir sendirum halinde. Bakıyorum arkama bir sürü sendirum var. Millet kafayı yemiş. Mustafa Özbah’la yatıyorlar, Mustafa Özbah’la kalkıyorlar. Ya ben fakir garip bir insanım. Bayındır’ın yanık dağlarından kopmuş gelmişim buraya. Benim önümde bir siyasetçi yok, arkamda bir bürokrat yok. Benim önümde, arkamda, sağımda, solumda Allâh var. Ben buna inanıyorum. Ya bu sendirom sizi üzer. Psikiyatrilik olursunuz, bozulursunuz. Kafayı kıracaksınız. Buradan bütün ülkenin psikiyatrileri, profesörler, doçentler toplansınlar.
Bu sendirumdan kurtuluşun yolunu arasınlar. Bu sendiroma yakalanan bir daha kurtulamıyor bundan. Bir sendirom dost olan da kurtulamıyor, düşman olan da kurtulamıyor. Düşman saçını başını yoluyor. Nasıl düşmanlık yaptım ben bunu diyor, başıma iş açtım diyor. Dosta nasıl dost oldum diyor, ben bunu sevmekten kurtulamıyorum diyor.
Diyanet Davası — «Allah’lık» ve «Kadın İstismârcısı» İftiralarının Mahkeme’de İptali
Ben ne yapayım, benim suçum ne? Allâh da beni böyle yaratmış. Ya canım kardeşim, hiç olmasın dost bari ol da ahiretini kurtar. Gönlün selamet bulsun. Dostluktan al alabileceğin kadar Mustafa Özbör’ün sofrası geniş. Ne yenileni sorar, ne içileni sorar, ne alınanı sorar. Ye iç, bak keyfine, hayatını yaşa. Ama yok, şeytan dürtüklüyor ya, onun südü, onun silsilesi şeytanın. silsile şeytani olunca, silsile şeytani Kabil soyundan o. Nemrut soyundan, Firavun soyundan, Utbe’nin, Şeybe’nin soyundan. Öyle olunca düşman oluyor. Ondan sonra bir sendirom başlıyor. Her türlü bütün gece benden uğraşıyor adam. Ulan yat yattığın yerde değil mi, bak keyfine. Sen orada uğraşıyorsun, benim haberim yok mu zannediyorsun?
Sen plan program kılıyorsun, sabahleyin deccalın semeri gibi yıkılıyor bütün plan program. Bak işine, Allâh’ı zikret benim o kadar benimle uğraşacağına. Yok, düşmanlık yapacak. Sadece Bursa’da değil ha, nereye gittiysem. Çanakkale’si, İzmit’i. Sonra pişman oluyorlar, hemen şişten geçiyor. Tekirdağ’ı, Ankara’sı. Her tarafta var bu. Her tarafta var. Böyle bir virüs gibi dolaşıyor bu sendirom. Yakalanan kafayı yiyor. Yapma kardeşim ya bırak, boş ver, muhabbet et, sev. Benim çayım, çorbam içilir, ben kendi iyiliğimin farkındayım, ahmak değilim. Ben güzel insanım. Ben güzelliğinin farkında olmayan ahmak insanlardır. Ben ahmak değilim. Ben güzelliğimin, iyiliğimin farkındayım. Bunu övünmek olarak alıyorsanız alın, umrumda değil.
Ben ne olduğumun farkında değilim. Farkındayım ben. Öyle bu ne olduğumun farkında değil diye düşünmeyin. Her şeyimin farkındayım. Her şeyimin. Her şeyimin farkındayım. Her şeyimin. Şey yok. Eee bırak, uğraşma, bak ne işte. Yok bakmıyorlar ben ne yapayım. Benim suçum değil bu. Ben yine hukukun içinde kalıyorum. Yasaklıyor, ben mahkemeye veriyorum. Dava açıyor. Vardı ya meşhur benim Allâh’lık davam. Hacı Erkan’ın rüyası vardı ya. Hali. Hali miydi, rüya mıydı? Hacı Erkan? Rüyada hal yaşadıydı. Evet. Türkiye’nin günde mi oldu ya? Sarslı ülkeyi ya. Koca koca bürokratlar, yüksek bürokratlar o CD’yi diğer bürokratlara gönderiyorlar. Bak Mustafa Özbahl gör. He o gizli, o gizli. He o gizli el gönderdi bütün herkese o CD’yi.
Bir de şey taktılar ona. Ne o? İftira Allâh’lık pırası diyor diye. Koca Diyanet gibi görünen Diyanet küçüklüğünü de gösterdi. Onlarda Mustafa Özbahl sendromu var ya atladılar. Dava açtılar. Kaybettiler davayı. Koca Diyanet iftiraya kurban gitti. Bir de benim kadın istismarcısı diye iftira attılar. Evet. Ee ne oldu? Şimdi bunu konuşmuyordum. İnsanların nezdinde, vatandaşların nezdinde Diyanet kurumu küçülmesin diye. Baktım yok bunlar devam ediyorlar azgınlığa. Ve söylüyorum şimdi iftiracı bir Diyanet var. Benim nezdimde bana iftira attılar. Hem de namusuma iftira attılar beni. Şeref katliamcısı bunlar. Benim haysiyetime iftira attılar, şerefime iftira attılar, namusuma iftira attılar. Ee ne oldu?
Kaybettiler davayı. İslami düşünüyorsan dön özür dile değil mi? Bir yazı değil mi bu? Dön de ki özür dileriz senden. Sana böyle bir iftira attık. Mehmet Emin Bey’e söyledim dedim bunun davası açılıyor mu açılmıyor dedi. bunlara bir ceza davası açılıyor mu açılmıyor dedi. Enteresan bir şey bir de. Bakın ülke demokratisi yok ülkede.
Dört Eşlilik Değil «Sayısız Eşlilik» — Fuhuş İstatistikleri ve UNESCO Raporu
Hukuk farklı çalışıyor ülkede. Mehmet Emin Bey dedi 1946’dan beri dedi bir tane valiye dava açılmamış dedi. Sonra bir gazetede bir yerin valisinin bulunduğu yerde bilmiyorum kaç trilyonluk bir usulsüzlük olmuş. Meydana çıkmış. O valiyi merkeze çekmişler. Dava açılmamış yine ona. Bu ne demek? Valilerin dokunulmazlığı var. Mehmet Emin Bey söyledi sonra 1946’da çıkmış dedi valilikle alakalı yasa bir dedi genelde dahi yok dedi. Hakkında hiçbir şey değişmemiş dedi. Böyle bir bir yasada. Böyle olunca hukuk tanımıyor hiç kimse. Aç dava açıyorlar. Gidiyorsun hakimin huzuruna. Önce tabi ahlak masasına gittik. Mehmet Emin Bey benim kendime bir şey söyleyelim. Dokuz sayfa mıydı? Vardı değil mi? Daha ben onlar beni çağırmadan ben oturdum.
Savunma yazdım. Dokuz sayfa. Mehmet Emin Bey dedi ki ona dedi. Ne diyorsunuz siz bu? USB ne? Flash Bellek. Ona dedi yükle. Gittim oraya tabi kameraları da koymuşlar böyle içeri. Öyle ya. Kadın tacizisi gitti yani. Tabi oradan soruyorlar ben şaka diyorum. Onun cevabı orada. Flash Bellek de var şu kısımda. Bakıyor memur. Nasıl yani? Bak diyorum orada yazıyor. Seni soracağın soru cevabı. Bakıyor şimdi. Böyle bıraktı çekildi kenara bir. Hocam dedi. Çok önemli o. Dört eşlilikle alakalı ne diyorsun dedi. Öyle değil dedim. Nasıl dedi? Dört eşlilikle alakalı. Dört eşlilikle alakalı. Dört eşlilikle alakalı. Dört eşlilikle alakalı. Dört eşlilikle alakalı. Nasıl dedi? Dört eşlilik demeyeceksin dedim. Sayısız eşlilik diyeceksin dedim.
Nasıl dedi? Yazabilecek misin benim söylediklerimi dedim. Bu durdu şimdi. Peki dedim. Geçen dedim taksiye bindim gece dedim. Araba arızalıydı dedim. Gece taksiye bindim. Yoldan gidiyorum dedim. Bir yer gösterdim. Oğlum buraya sana da masaj solonu yapmışlar dedim dedim taksiciye. Taksici bana şunu dedi. Dedi ki Hacı Baba. Bursa’da dedi seksen tane dedi merdivenin altı gece kulübü var dedi. Seksen tane. Masaj solonunun dedi sayısı bilinmiyor dedi. Kendi kendime dedim seksen tane gece kulübü. Zarar etmemesi için en az on masası olacak. On masa dörter taneden kırk kişi olacak. Seksen tane var dört sekiz otuz iki. O su bu su bir aradı da görüklü karakolunu almışlardı. Bana Çanakkale’den sohbetten gelirken.
Orada bir polis memuru beni tanıdı. Bu ne dedim burası böyle. Bana dedi ki hocam sadece görükle dedi. Devletin şeyine düşmüş kaydına düşmüş beş bin tane fuhuş yapan kadın var dedi. Üniversite okuyormuş gibi görünüyor dedi. Bursa Bursa. Ağzım yüzüm Bursa’da gece her gün fuhuş yapan on bin bayan var. On bin bayan var. O komisermiş. Dedim on bin bayan var fuhuş yapan. Parana güven dedim. Ne dört eşliliği dedim. Sayısız dedim kadın var. Sabahtan akşama kadar dedim istediğine gidebilir misin? Kaldı. Bu ülkede fuhuş yasak mı dedim ben değil dedi. O zaman bir adam dedim on bin tane kadını dolaşabilir mi bir gecede dedim ben. Sustu yazabilir misin bunları şimdi dedim ben. Yazamam dedi. Ya yazamazsın dedim.
Daha genel evleri yok dedim. Ülkede 2013 yılının kayıtlarına göre yüz on bin tane vesikalı genel evi kadın var. Yüz on bin tane. Yüz on bin tane de 2013 rakamlarına göre müracaat edilmiş. Ben vesik alacağım diye. 2013’den sonra bunun kaydı yok. Bakıyorum internette bulamıyorum yeni kayıt ne kadar oldu diye açıklamıyorlar. Bunun açıklaması yok herhalde İçişleri Bakanlığı’nda da vardır artık bu.
Uyuşturucu, Konser ve Sema Çelişkisi — Bursa’nın 500 Bin Uyuşturucu Mustabŝahli
İçişleri Bakanlığı bunu açıklamadığına göre normalde bakanlık kayıtları benim için önemli. Dışarıda araştırmaları var. Araştırmaları bakarsa normalde Türkiye’deki Türkiye nüfusunun, Türkiye nüfusunun yedide biri huuştan geçiniyor. İstanbul’da bu oran yedide iki. Bu nerenin kayıtları biliyor musunuz? İnesko’nun. Bu Türkiye kayıtı yok bunda. Bu İnesko’nun kaydı. Türkiye nüfusunun yedide biri huuştan geçiniyor. İstanbul yedide iki oranı. İnesko’nun kaydı. Bunları da söyledim. Yaz hadi bunları dedi. Bunu savcılık sordu mu dedi. Ben sormadı dedi. Sen ne yapma sordun o zaman dedi. Sen ne yapma sordun o zaman dedi. Irgılatma çalıyı, söyletme deliyi dedim. O şimdi böyle düşürecek beni evet ya dört eşlilik Kur’ân’da var, sinnette var böyle derler ya hep öyle bir cevap bekliyorlar.
Evet Kur’ân dört eşlilik demiş onu bekliyor. Kardeş Kur’ân’ın hükmü yok bu ülkede. Dört eşlilik diye aldatmasınlar seni. Seni takazı etmesinler. Seni dininle imanınla sorgulamasınlar. Bu ülkede çok eşlilik var istediğin kadar. İstersen her gün beş tane değiştir. İstersen her gün iki tane farklı kadınla yaşa. Seni durduracak bir kanun yok. Seni engelleyecek bir kanun yok. Bir kadın isterse günde beş tane adamla yaşar. Onu durduracak bir kanun yok. Diyanete de gidersen, diyanete diyor ki senin resmi eşin kim filanca. Nikahındırıyor ondan diyor. Bunu da kulağımla duydum. Böyle bir problemi olan bir kimseye birkaç kişiyi de gönderdim onlara da aynı cevap verdi. Bunu durduracak bir güç yok. Bursa’da on bin tane bayan var, fuğuş yapan üç aşağı beş yukarı.
Ülkenin yedide biri fuğuştan geçiniyor. Biz aşurenin peşindeyiz. Bu da bir şey değil. Ülkenin yedide biri fuğuştan geçiniyor. Biz aşurenin peşindeyiz. Bursa’da beş yüz bin uyuşturucu müptelası kullanan insan var. Uyuşturucunun pençesinde. Bunlar uzaydan gelmiyor ya uyuşturucular. Satıcıları da var. Satıcıları da var bunların. Biz ama aşurenin peşindeyiz. Sen aşure dağıtamazsın. Uyuşturucu dağıtabilirsin. Evet. Fuğuş’a gözcüm alabilirsin. Veya bir şarkıcı, türkücü getirebilirsin. Ona da şarkı türkü söyletebilirsin. Sema edip aşure dağıtamazsın. Sema edip aşure dağıtamazsın. Sema edip aşure dağıtıp dua edemezsin. Kendi yerinde. Kendi yerinde. Parasını ödediğim yerinde. Evet. Kendini bilmeyen bir insan olmuş olsa, dökülür sokağa.
Düşünün hepinizine kiralık ama kiralık değil. Bir evi var, bir yeri var. Var mı? Siz oraya giremiyorsunuz. Ne acı bir şey değil mi? Gidiyorsun kapıya bir tane polis aracı var. Bir de kilit var. Kilit de kimin olduğu belli değil. Soruyoruz iki gündür ya. Açın şuraya kendi yerimiz, girelim. Kilit bizde değil. Kimde? Kimde olduğu da belli değil. Kim kilitledi? Uzaylılar geldi, kilitledi namussuzlar. Dediler ki bu tahta önemli. Beşinci element bulduk dediler. Uzayda olmayan bir element çünkü. Evet. Geldiler kilitlediler. Tahta bizim dediler. Evet. Ya kafa yapıyorum, kafa yapmıyorum kardeşim meydanda. Tahtanın etrafı Osman Gazi Belediyesi’nin iş makinalarıyla çevrili mi çevrili. Vay be benim tahtam.
Ne tahtam ha? Tabii. Yürür, yürür bakarsın kıyameti koparır. Bir de keramet ehli benim tahta. Üzerine üç beş bin kişiyi döküver, uçanalı gibi heykelden dolaşağa doğru gider. düşünün herkesi peşinden koşar tutayım diye. Tutamazlar ki. Öyle bir tahtavı. Tabii. Üç beş bin kişi ben böyle azdan söyledim.
«Mustafa Özbağ Sendromu» Mizahı ve «Beşinci Element Tahta» Benzetmesi
Aha doldur artık. Gönül sahibi Allâh. Üst üste yığ hepsinde. Kur halakayı. Tahtavı ya Allâh Allâh. Dolaşmayacağı yer yok. Dolaşmayacağı yer yok. Dolaşmayacağı yer yok. Böyle pışşşşş… …gidiyor. Nereye? Tahta gidiyor. Yakala yakalayabilirsen. O yüzden bu iş makinaları yetmez. Üzerine bir de zincirlemelileri lazım. Tahtayı sabitlemeleri lazım. Şaban kaynattın mı yere onu? Her an kafasına göre takılabilir o zaman Şaban. Şaban sen de uzaylılarla mı anlaşıyorsun yoksa? Tabii. O yüzden tahta beşinci element önemli. Bu gece de bak beşinci elementin kerameti tahtadan konuşuyoruz bak. Nasıl konuşturuyor bizi oradan bak. Nasıl basbayağı muhabbeti oraya getir diyor. Ben önemliyim diyor. Nasıl önemsiz görürsün koca emniyet diyor geldi.
Benim başımda nöbet tuttu diyor. Şimdi yarın da tutarlar ona. Çünkü bu tahta normal bir tahta değil. Bakarsın yarın bir davul bir zurna getirirler oraya. Tahta da bir zurnada. Tahta da bir zurnada. Tahta da bir zurnada. Bakarsın yarın bir zurnada. Tahta bu. Demirtaşlıları da çağırır. Var upatlasın çalır nasıl. Ne oldu? Tahta coştu eyvah. Onun sağa sola belli değil. Ertuğrul’un bir bakmışsın. Zeybekleri çıkarmış. Ne? Tahta coşmuş, Zeybekleri çıkarmış. Benim suçum yok ben burada oturuyorum. Hüseyin ne diyor ne zaman zikrullâh başlayacak tahta? Hade ne diyor? Etmesi o kadar başında toplanır mı? Toplanır. Tahta önemli. Bizim Hacı Cafer diyor ki Türkiye’nin iki tane en büyük problemi var diyor. Birincisi diyor senin tahta, ikincisi diyor.
Türkiye’nin 12 mil meselesi diyor. Yunanistan’la. Cafer de Mustafa’yız bağlaştı. Tahtayla 12 mili bir yere koydu. Tamam dedim Cafer dedim ya. İçimden dedim ki tamam. Cafer de tahtadan nasibini almış dedim. Türkiye’nin iki tane önemi. Tağıl Mağıl, onlar tağıl koridoru, Kuzey Irak, öyle onlar. Mesele değil. En önemli mesele tahta meselesi. Şükür hamdolsun. Tahta bugün günün favorisi. Tahta zirve yaptı. Yakında borsaya morseye girerse kağıda havada uçuşur. Tahtanın bu kadar zirve yapacağını ben bile tahmin edemezdim. Lütfü usta neredeyse diyecek ki bu tahta nerede, bir öpeyim ben bunu. Öptürmüyorlar. Kapalı. Kimseyi dokundurmuyorlar. Kitli. Dokunmak yasak. Dokunan çünkü keramet ehli olacak, evliyadan olacak.
Enteresan bir tahta. Sakın çıkınca siz de ben tahtaya dokunacağım diye uğraşmayın. Yanarsınız. Dokunmak yasak görmüyor musunuz? Etrafı çevrili. Allâh muhâfaza. Kimisi nevretlik çarpar gibi çarpar. Kimi ne yapacağı belli değil. Tahta bu, sağı solu belli değil. O yüzden Allâh muhâfaza eylesin. Bu akşam sohbetimizde tahtasızlara tahtaydı. Siz de değildi bu. Benim sıkı takipçilerim var tahtasız olarak. Onlar tabi bu tahta muhabbetinden sonra belki de tahtaları yerine gelir. Onlar benim tweetlerimi takip ediyorlar, sohbetlerimi takip ediyorlar. Dervişler takip etmiyor beni o kadar. Evet ben bir tweet atmışım. Dervişlerin umurunda değil. Bakıyorum kaç beğeni olmuş, 150 beğeni, 200 beğeni. Diyorum ya bizim dervişler vallahi diyorum.
İlgilenmiyorlar benimle. Bizim o gizli el nefes nefese takip ediyor beni. İyi bir takipçim var. Veya takipçilerim var. Ben bir tweet atıyorum. Diyorum ki tahta kuruluyor hemen geliyorlar dolaşıyorlar değil mi? Şaban. Tahta önemli. Videoya çekiyorlar değil mi? Fotoğraf çekiyorlar. Tahta ne yapıyor diye. Bir de ziyaret ediyorlar tabi.
Hukuk İçinde Mücadele ve Semâ’ Kapınışı — Vatandaşlık Edebi ve Sabrın Kıymeti
Üzerine bir de kubbe koyacağım. Yazacağız oraya. Tabi. Dua edenin duası kabul olunur. Tabi. Çaput bağlama yerleri. Tabi mum yakma yerleri. Tabi böyle hurafen yürüyor. Tabi herkes gelecek. Çocuğu olmayanın çocuğu olur. Yeter ki tahtaya bir dokun. Tahta önemli. İşi bozuk olan, eşliğinden ayrılmış olan, evlenemeyen, evlenecek olan, çocuğu olmayan, işi olmayan, herkes gelsin bir tahtaya dokunsun. Tahta önemli çünkü. Allâh muhâfaza eylesin. Ama tahtaya da çarpılmasın. Dikkat etsin herkes. Tahtanın da tersi sakat. Çarpar atar. Allâh muhâfaza eylesin. Haklarınızı helal edin. Bizden yana da helal olsun. İnşallah Sema olacak. Sema’dan sonra da dışarıdan kardeşler var. Bayan kardeşler aslında sohbet etmeyecektim ama dışarıdan kardeşler olunca onlar da onca yol almışlar.
İnşallah bunlarda kısa bir sohbet olsun. Ama arkadaşlar ya burada içeride oturacaklar ya da evlerine dönecekler erkekler. Ama tahtaya dokunmak yok. Çarpılmayın. Sonra ziyarete açacağız tahtayı. Tahta olur mu ya? Millet yanmaz kefen çıkarıyor. Yanmaz nalın çıkarıyor da. Bizim tahtanın suçu ne ya? Bizim tahtaya gelince mi yanacak yani? Demeyelim de. Bir de oradan mahkemeye girmeyelim. Halkın inatıyla oynamaktan. Gel bakalım sen yanmayan tahta çıkarmışsın. Bunun ifadesini ver. Bir de işin o tarafı var ya. Aman onunla uğraşmayalım. Bu tahta başımıza dert zaten. Bir dert daha çıkmasın bize. Demesinler. Bir de bak Mustafa Özbüla. Biliyorduk böyle olacağını yanmayan tahta demedik. Tahta güzeldi. Evet.
O yüzden inşallah tahta esaretten kurtulunca herkes sırayla oturacak bir fotoğraf çekilecek. Meşhur tahtanın üzerinde. Fotoğraf çekilin. Ona müsaade eder herhalde tahtaya sorarız. Var mı müsaade fotoğraf çekilmeye? Var derse herkes sıralan bir tahtada fotoğraf çekilsin. Sonra müsaade isteriz. Üzerinde lokma yenilebilir mi diye. Böyle böyle yavaş yavaş. Tahtadan yavaş yavaş müsaade isteyeceğiz. el-Fâtiha ve selam. Âmîn. Valla biz de bu kadar kıymetli olduğunu bilmiyorduk ya. İşin doğrusu. Valla bilmiyorum istersen bir muska yap ondan. Amurtaza. Sen hatta tüccarsın sen parça parça satarsın onu sen. Valla bilmiyorum bir sürtünmeleri lazım. Onlar hamuda kalkacaklar kafalarını tahtaya sürtecekler.
Belki de tahtadan alabilirler bir şey. Hamuda kalkmak lazım yalnız. Tahta öyle bir tahta. Kafasına göre takılıyor namussuz. Bu muhabbet gider bizde ya. Şaban hep senden kaynaklandı. Artık nasıl okuduysan Şaban’ı o tahtaya. Yine benim üstüme hatırlıyorum her şey. Benden bir şey yok diyor senden diyor ona. Tamam Şaban tamam. Yakında tahtayı da mahkemeye verebilirler. Tamam ya Türkiye burası ya. Tahta gel bakalım sen bu kadar meşhurun olmuşsun. Şu Mustafa Eczema bir ölse de herkes kurtulsa. Dünya olarak kurtulacaklar. Ya da bir şey yok. Ya da bir şey yok. Ya da bir şey yok. Ya da bir şey yok. Ya da bir şey yok. Ya da bir şey yok. Dünya olarak kurtulacaklar. Ondan sonra öbür tarafta bir sıkıntı yok zaten.
Diyecekler ya gel ya koşar diyecekler. Biraz buralarda delilik yap. Allâh iyilsin inşallah yani. Tahta duruyor mu yerinde? Yürümemiş mi? Yürümemiş. Başında nöbetçi var mı? Dolur. Tamam. Yürümesin diye duruyorlar değil mi? Dolur. Kambiyonunu çevirmişler kaçamazlar. Kambiyonunu da çevirmişler. Tahta isarette. Ya da kendisini merkeze aldı. Bütün herkesi ve her şeyi travında döndürüyor. Muhteşem bir şey.
Kaynakça ve Referanslar
- Aşûre Ritueli ve Kerbelâ Bağlantısı: «sıyâmü yevmi aşûra ukeffiru’s-senete’l-lâtî kablehu» — Müslim, Savım 196-200; Ebû Dâvûd, Savım 65; Tirmizî, Savım 48; İbn Mâce, Savım 41; aşûrenün Hý. Âdem-Nûh geleneği — Taberî, Târîhu’l-Ümem ve’l-Mulûk 1/109-115; İbn Kesîr, el-Bidâye ve’n-Nihâye; Kerbelâ Şehâdeti (10 Muharrem 61/680) — Taberî, Târîh 5/389-460; Ebû Mihnef, Maktelu’l-Hüseyn; Mevlâ Hüseyn Vâiz-i Kâşifî, Ravzatu’ş-Şühedâ; Mevlânâ Fuzûlî, Hadîkatü’s-Süedâ; tekke geleneğinde aşûre aşı — Hasan Kamil Yılmaz, Anâ Hatlarıyla Tasavvuf ve Tarikatlar, aşûre bâbı.
- Karabâş-ı Velî Tekkesi ve Vâkıflar Hukuku: Karabâş Alî Efendi (ö. 1097/1685) ve Halvetiyye-Şabaniyye silsilesi — Rehaş Alî Efendi, Silsile-i Meshayih-i Halvetiyye; Mustafa Kara, Metinlerle Osmanlıda Tasavvuf ve Tarikatlar; Bursa tekke tarihçesi — Kadir Özköse (ed.), Tasavvuf dergisi, Mustafa Özbağ Efendi sayısı; Vâkıflar Kanunu (5737 sayılı) ve vakıf taşınmazlarının ihâle usulü; 2886 sayılı Devlet İhâle Kanunu — Danıştay ÇD ve 13. Daire içtihatları; «ihâleye fesat karıştırma» — TCK 235. madde; «görevi kötüye kullanma» — TCK 257. madde.
- Ahir Zaman Fitnesi ve Ebûzer-i Gıfârî Hadîsi: «setekûnu fiten el-kâ’idu fîhâ hayrun mine’l-kâ’im» — Buhârî, Fiten 9; Müslim, Fiten 10-13; Ebû Dâvûd, Fiten 2; İbn Mâce, Fiten 10; «Hâbil’in yolunu seç, Kâbil’in değil» — Ebû Dâvûd, Fiten 2; Tirmizî, Fiten 29; Ahmed b. Hanbel, Müsned 5/148 (Ebûzer-i Gıfârî adıyla merfû’); «kün ibne Âdem el-maktûl ve lâ tekün el-kâtil» — aynı râviler; Hâbil-Kâbil kıssası — Mâide 5/27-31; Taberî, Tefsîr; İbn Kesîr, Kısasu’l-Enbiyâ.
- Ulu’l-Emre İtâat, Fitne Zamanında Ehl-i Sünnet Duruşu: «etî’ullâhe ve etî’u’r-resûle ve uli’l-emri minkum» — Nisâ 4/59; «steme’a ve etı’u ve in istu’mile aleyküm abdun habeşî» — Buhârî, Ahkâm 4; Müslim, İmâre 36; «lâ tâ’ate li-mahlûkin fî ma’şiyeti’l-Hâlik» — Ahmed b. Hanbel, Müsned 1/131; Gazzâlî, İhyâ, Kitâbu’l-Emri bi’l-Ma’ruf (sultanla davranış adabı); Nevâvî, el-Erba’în, 34. hadîs şerhi; İmâm Gazzâlî, et-Tibru’l-Mesbûk fî Nesîhati’l-Mulûk (beylere-memurlara nasihat).
- Hüsnü Zan, Tekfir Yasağı ve İftirâ Hükümleri: «ic-tenibû kesîran mine’z-zan ve lâ tecessesu» — Hucurât 49/11-12; «men bi’fl-tâne ’l-hürra» — Buhârî, Hüdûd 11; Müslim, Îmân 111; «el-kelimetu’l-habîsetu» Nûr 24/4-19 (ifk hâdisesî); «mâ yelfizu min kavlin illâ ledeyhi rakîbun ’atîd» Kâf 50/18; Hâzırı işi — Tirmizî, Birr 50; Ebû Dâvûd, Edeb 47; İbn Teymiyye, Mecmû’u’l-Fetâvâ 12/466-500, tekfir yasağı bâbı; Nevâvî, el-Ezkâr, yalan-iftîrâ bâbı.
- Âile Fitneleri, Fuhuş Yaygınlığı ve Devlet’in Sorumluluğu: «ve lâ takrabû’z-zinâ innehû kâne fâhişeten ve sâ’e sebîlâ» — İsrâ 17/32; «ez-zâniyetü ve’z-zânî fe’cliđû kül bâhiddin mî minühumâ mâette cildeh» — Nûr 24/2-3; «fenkihû mâ tâbe leküm mine’n-nisâi mes-nâ ve sulâse ve rubâa» (dört eşlilik rühsatı) — Nisâ 4/3; Taberî, Tefsîr; Kurtubî, el-Câmi’; UNESCO ve ILO fuhuş-insan ticâreti raporları (2013-2021); İbn Hâlduh, Mukaddime, «umran fesâdı ve şehir ahlâkı» bâbı; Gazzâlî, İhyâ 2. cilt, Kitâbu’n-Nikâh ve Âdâbu’l-Mu’âşeret.
- Uyuşturucu, Sarhoşluk ve Sosyal Çöküş: «inneme’l-hamru ve’l-meysiru ve’l-ensâb ve’l-ezlâmu ricsun min ameli’ş-şeytâni fe’ctenibûhu» — Mâide 5/90-91; «kullu müskirin hamrun ve kullu müskirin harâm» — Müslim, Eşribe 73; Ebû Dâvûd, Eşribe 5; «le’anellâhu’l-hamra ve şâribehâ» — İbn Mâce, Eşribe 6; emniyet genel müdürlüğü narkotik ve TÜİK bağımlılık raporları (2019-2022); İbn Kayyim, et-Tıbbu’n-Nebevî, müskirâtın cesede ve ruha zararı.
- Siyonist-Mason İhtirakler ve Devletin İç Fesâdı: «ve la tekunû ke’llîzine tefer-raku ve ihtelefu» — Âl-i İmrân 3/103-105; «fî kulûbihim maradün fe-zâdehumû’llâhu maradâ» Bakara 2/10; Theodor Herzl, Der Judenstaat (1896); Protokoller tarihsel tartışması — Norman Cohn, Warrant for Genocide; Cemil Meriç, Mağdûrlük ve Mağdûriyet; Mustafa İslâmoğlu, Yaşayan Kur’ân; derin devlet meselesi — Mehmet Metiner, Yemin Gecesi; İsmail Kıllıoğlu, Türkiye’de Derûîş-Şeyh İlişkileri.
- Sabır, Tevekkül ve Hukuk İçinde Mücadele: «ve’steinû bi’s-sabri ve’s-salât» — Bakara 2/45, 153; «innellâhe me’a’s-sâbirîn» Bakara 2/153; Enfâl 8/46; «fe-men ’afa ve asleha fe-ecruhu alellâh» Şûrâ 42/40; Gazzâlî, İhyâ 4. cilt Kitâbu’s-Sabr ve’ş-Şükr; Kuşeyrî, er-Risâle, bâbu’s-Sabr ve bâbu’t-Tevekkül; İbn Kayyim, Uddetü’s-Sâbirîn ve Bğakhiretü’ş-Şâkirîn; İmâm Rabbânî, Mektûbât 1/293 (fitne zamanında davranış); Muhammed Emîn el-Kürdî, Tenvîrü’l-Kulûb, bâbu’s-sabri ve’l-musâbere.
- Semâ’, Zikir ve Karabâş Silsilesinde Halka Adâbı: «elleçine âmenû ve tetmainnû kulûbuhum bi-zikrillâh» — Ra’d 13/28; «veđkur Rabbeke fî nefsike tedarru’an ve hîfeten ve dûne’l-cehri mine’l-kavl» — A’râf 7/205; «uđkurûnî eçkurküm» Bakara 2/152; halka-i zikir hükmü — Müslim, Zikir 39-40; Tirmizî, Da’avât 8; İmâm Gazzâlî, İhyâ, Kitâbu’l-Ebâr ve’d-Da’avât; İbn Arabî, Fütûhât, semâ’ ve vecd bâbı; Eflâkî, Menâkıbu’l-Ârifîn; Karabâş Alî Efendi Şabaniyye zikri — Mehmet Rıhlet Gökçen, Mustafa Özbağ Efendi ve Silsilesi; Ahmed Ziyâeddîn Gümüşhânevî, Câmiu’l-Usûl fi’l-Evliyâ.
Tasavvuf hakkında daha fazla bilgi için tıklayınız.
İlgili Sözlük Terimleri: Zikir, Sünnet, Şeyh, Silsile, Muhabbet, Tevekkül, Sabır, Şükür. → Tasavvuf Sözlüğü’nün tamamı