Alem ve Insanin Konumu
Size harp açanlarla Allâh yolunda siz de harp edin. Ancak haddi aşmayın. Şüphesiz ki Allâh haddi aşanları sevmez. Ve onları nerede yakalarsanız öldürün. Sizi çıkardıkları yerden siz de onları çıkarın. Fitne katilden beterdir. Onlar sizinle savaşmadıkça sizce mescid-i haramda onlarla savaşmayın. Ancak onlar sizinle savaşırlarsa siz de onları öldürün. kâfirlerin cezası böyledir. Eğer onlar vazgeçerlerse, şüphesiz ki Allâh gafûrdur, rahîmdir. Fitne kalmayıp, din de Allâh’ın oluncaya kadar onlarla savaşın. Vazgeçerlerse artık zâlimlerden başkasına düşmanlık yoktur. Son 200 yıldır ümmet-i Muhammed’in içerisine bir fitne attılar. Ümmet-i Muhammed’in içerisindeki fitne şuydu. Cihattan kasıt, kâfirleri öldürmek olarak değil.
Yok kılıcını eline alıp, meydanlara çıkıp savaşmak değil. Yok bu kıtal yapmak değil. Yok bu konuda bu âyet-i kerimelerin yeniden yorumlanması lazım. Yeniden bunların şerh edilmesi lazım. Yok bunların değişmesi lazım. 1400 yıl önceki âyet-i kerimelerle bu din böyle anlaşılmaz. Yok Fransa Cumhurbaşkanı oradan çok üstüne farzmış gibi açıklama yapıyor Kur’ân’daki cihâd ayetlerinin çıkarılması için. Yok Türkiye’deki Cumhurbaşkanı açıklama yapıyor. Kur’ân’ın yeniden dinin revize edilmesi lazım diyor. Kibir gibi böyle 200 yıldan beri Ümmet-i Muhammed’in içerisinde bu tip tartışmalar, ilahiyatlarda, dianette bu tip böyle abuk subuk şeyler konuşuluyor. Ve iş böyle çığırından çıkıyor. Nereye gideceği belli olmuyor.
Ve ne yazık ki Ümmet’te 200 yıldan beri emperyalistlerin elinde oyuncak, ne yazık ki kanının bir değeri yok, şerefinin bir değeri yok, namusunun değeri yok, topraklarının değeri yok, hiçbir şeylerin değeri yok. Canları istediği zaman istediği gibi Müslümanları katlediyorlar, Müslümanları şehit ediyorlar diye eğerlerinden topraklarından sürüyorlar. Bizim içimizdeki satılmış, satılmış alim müsvetteleri, ilahiyat müsvetteleri, içimizdeki satılmış siyaset müsvetteleri ve bütün İslam dünyasındaki, içimizde derken İslam dünyasını gazetede ediyoruz. Bunlara karşı suskum, bunlara karşı pasif, bunlara karşı zayıf, bunlara karşı umarsız ve ne yazık ki sanki kanları çekilmiş, ruhları satılmış bir vaziyette, bunların hepsinde bir şey yok.
Bunlara karşı suskum, bunlara karşı pasif, bunlara karşı zayıf, bunlara karşı umarsız ve ne yazık ki sanki kanları çekilmiş, ruhları satılmış bir vaziyette bunları hepsinde yutuyoruz. Yuttukça da bu zalim kafirler, müşrikler, bunların yancıları, yardakçıları, destekçileri acımasız bir şekilde alay edercesine ümmet-i Muhammed’in kanını döküyorlar. Gün geçmiyor ki, 100 yıldan beri Osmanlı yıkıldı, 100 yıl. 100 yılda Osmanlı’dan önceyi koyun. Çünkü bu içimizdeki dönmeler, Yahudi artıntıları, Ermeni artıntıları Osmanlı’nın içerisinde, Sabahat-i İstler, onlar bunlar böyle Osmanlı’nın içerisinde hakim unsur olunca, gizli Yahudiler hakim unsur olunca, Osmanlı’da da son 100 yıl cihâd ruhu kaybolmuş, batıllaşacağız, modernleşeceğiz diye.
Normalde o Osmanlı’daki o Osmanlı ruhu, İslam ruhu, o Türkçelik şuuru bilinci, onlar da kalmamış, onlar da dağılma o zaman başlamış. Ama normalde bunun arkaya doğru gittiğimizde, bunun normalde Osmanlı’nın içerisinde de satılmış Mason şeyhli İslamlar, satılmış Mason alimler, satılmış Mason şey efendiler. İngilizlerin kurduğu dergahlar, bunlar Osmanlı’nın içerisinde bu tohumlar atılmış ve ne olduğu belli değil.
Fitne Gundemi ve Ummet
İngilizlerin böyle şeyi altında, vesayeti altında dergahlar kurulmuş, tekkeler kurulmuş, İngilizlerin vesayeti altında okullar kurulmuş, lise gibi, ortaokul gibi, İngilizlerin vesayeti. Bunların içerisinde yetişen Sebateistler, dönmeler onlar bunlar, hepsinde katın bunların içerisine, Topyek’in İslam dünyasında ve bilhassa bu topraklarda cihâd şuurunu, cihâd düşüncesini ortadan yok etmişler. Ve Kurtuluş Savaşı bu tırnak içerisinde bunu ayırıyorum, ayrı bir tartışma, ayrı bir sohbet konusu ve bu da normalde ne yazık ki tam bir şeffaf şekilde anlatılan bir tarih yok. Onun üzerinde de karanlık bulutlar var, hulu yerler var, orası ayrı bir tartışma konusu ama velakin sonuçta Osmanlı yıkıldığından beri hatta Osmanlı’dan önce, Birinci Dünya Savaşı’ndan önceyi de alabiliriz bunu.
Müslümanların kanı, namusu, şerefi, şahsiyeti ayaklar altında ve bunu böyle cihâd ruhundan bahsedince radikal Müslümansın, cihâd ruhundan bahsedince sen teröristsin. Bunu tabi İslam dünyası da bunu aynı şekilde yapıyor. ben bazen zaman zaman diyorum ya, eğer vatanını savunmak, dinini savunmak, Kur’ân’ın sünnetini savunmak terör ise biz baş teröristiz. Bunu terör ise bu benim iki dedemin ikisi de baş terörist. İkisi de Yunan’la mücadele etmiş, birisi efelik yapmış, dağa çıkmış, birisi de farklı bir kul vardı Yunanistan’da mücadele etmiş. Sırtında oradaki hücrede kaldığı işkenceden çubanlar vardı, her kış azardı o çubanları. Onun çubanlarını tedavi ederdik. Normalde sorduğumuzda orada mazgalarda kalmış falan işkence görmüş Yunanlılardan.
Anlatırdı inceden böyle çok ağır olmamak şartıyla ama bunu söylerdi. O zaman benim her iki dedem de vatan için, millet için, dini için, bayrağı için, Kur’ân için, sünnet için düşman çizmelerinin altında topraklar ezilmesin, vatan ezilmesin diye mücadele etmişler. O zaman baş terörist. Ben de onların torunu olarak biz de kendimizi bildik bileli Kur’ân, sünnet, vatan, millet yürüdük. O zaman biz de baş teröristiz. Aslında olduk da tabi 12 Eylül oldu, 12 Eylül’de teröristlik ardından 28 Şubat oldu. 28 Şubat’a da terörist yaftasıyla haftalandık. Onları da yaşadık sonuç itibariyle. Şimdi neden terörist dedik? Çünkü Kur’ân dedik, sünnet dedik, vatan dedik, millet dedik. Bu insanların manevi değerleri dedik ve terörist kendi ülkemizde terörist damgası yedik 28 Şubat’ta. 12 Eylül’de de vatan dedik, millet dedik.
Aman o zaman dediler komünistler geliyor, memleketi dinsizler yönetecek, din namına bir şey kalmayacak. Ulan zaten yokmuş bizde, biz o zaman din namına bir şey yokmuş, biz onun farkında değildik. Aman din namına bir şey kalmayacak dedik. O zaman da terörist olduk. Şimdi günler günleri kovaladı ve İslam dünyası yüzyıldan beri İslam dünyasının iki yakası bir araya gelmiyor, her yerde kanla akıtılıyor ve hunharca ve haince ve zalimce insanlık dışı, insanlık dışı. böyle hayvancı demeyeceğim, hayvanlar bu kadar vahşi değil. ormanın en vahşi hayvanı aslan, bir tane ceylan yavrusunu gördüğünde yemiyor onu. Böyle belgeseldeyiz dedim. Aslan aslanken ceylan yavrusunu yemiyor ama bu pis batılılar, bu zalim kafir katil batılılar, bu katil İsrail ve yandaşları ve batının o çirkin yüzü, katil yüzü, şerefsiz yüzü, haysiyetsiz yüzü ne yazık ki tam manasıyla anlaşılmıyor.
Anlaşılmıyor. Hala daha içimizde bu ülkenin içerisinde satılmış şerefsiz, kanı bozuk, sütü bozuk siyasetçiler, bürokratlar, şehirler, alimler var. Hala da batıdan medet umanın batıyı kendince yücelten, yükselten, batıyı kendince yücelten, yükselten, şerefsiz dönme ya Ermeni bozması ya Yahudi bozması siyasetçiler ve bürokratlar var. Bunun içerisinde evet ehl-i tarikat gibi görünen şehirler de var. çok büyük âlimmiş gibi görünen ilahiyetten de, diyanetten de âlim müsveteleri var. Ve bunlar bizim o batının çirkin yüzünü makyajlayıp bize normallede dayatmaya çalışıyorlar. Bizi bunları şirin göstermeye çalışıyorlar.
Nefs-i Emmare ile Mucadele
Oysa, batı dediğimiz, modern batı dediğimiz, düne kadar Bosna’da, bakın daha dün, Bosna’da bilinen sadece Sıbraniskada on bin kişi, çoluk, çocuk, kadın, ihtiyar demeden katlettiler. Bilinen, bilinmeyenler hariç ve sayılmıyor. Bunu normalde Bosna’da ne kadar şehit verildi, bunu saymak yok. Bakın nüfus sayımı da yapmıyorlar. Fahili meçhuller o kadar fazla ki nüfus sayımı da yapılmıyor Bosna’da. Ve Bosna’da babası Sırp ama kim olduğu bilinmeyen kadınları hamile bıraktılar. Onlar, kadınlar o çocukları doğurmak zorunda kaldı ve o çocukları kadınlar kabullenmediler. Kabullenmeyince Bosna’da vakıflar kuruldu. Bu babaları, Sırp anneleri boşnak olan bu çocukları o vakıflar büyütüyor, o vakıflar bakıyor.
Ve düne kadar Afganistan’da tonlarca bomba atıldı. Bir Ruslar geldiler, işgal ettiler. Ondan sonra Amerikalılar geldi, işgal etti. Afganistan’ı yerle bir ettiler. Afganistan’da işgal etmekle, işgal edenlere karşı savaşanlar önce Mücahitli Ruslara karşı savaşırken sonra Amerikalılar karşı savaşmaya başlayınca terörist oldular. Radikal İslamcı oldular, fundamalist oldular. Ruslara karşı savaşırken Mücahitliler. Ruslara karşı savaş bitti tam orada İslam devleti kuracaklar. O zaman Amerikalılar geldiler, işgal ettiler. Bombaladılar, bombaladılar zaten yıkıntının altındalar. Ruslar o kadar bomba attı. Yetmedi ardından Amerikalılar bombaladılar. Ve o dünkü Mücahitler ne oldu? Terörist oldu, fundamalist Müslüman oldu, radikal Müslüman oldu.
Başlarının ezilmesi gerekiyordu, kanlarının dökülmesi gerekiyordu. Yetmedi. Devam ettiler. Gidiyorlar bir tane bir örgüt kuruyorlar kendilerince bu batılıların pis oyunu. O örgütü silahlandırıyorlar. Ne yaptılar? Ne yaptılar? Iğrağı bombaladılar, yerle yeksan ettiler. Niçin? Dediler ki bu Irak’ta, bu devlette nükleer silah var. Sonradan yakıp yıktıktan, yerle yeksan ettikten sonra nükleer silah olması boş, yalandan ibaretmiş. Bu kafirler yalancı zaten. Pislik hepsi de. Kur’ân bize kafirleri pislik bunlar nec isterken biz onları temiz gösterdiler bize. Biz de aldandık, biz de temiz gördük. Biz de o kafirlerin müziğini aldık, dansını aldık, düğün terörlerini aldık, eğlencelerini aldık, çıplaklığını aldık, her türlü ahlaksızlığını, her türlü bozukluğunu aldık, eşcinselliğini aldık, kadını kıskanmamayı aldık, kızını kıskanmamayı aldık.
Onlar açtılar, bizimkileri de açtık. Onlar her şeylerini fora ettiler, biz de fora ettik. Onlar kendi kızlarına laf geçiremediler, biz de laf geçiremedik. Onların kendi kızların 13 yaşından itibaren istediğiyle, istediğiyle cinsel ilişkiye girme özgürlüğü verdiler ve fuhuşu arttırdılar. Orada bir kız 13 yaşına girdiğinde istediğiyle cinsel ilişkiye girdi. Amerika’da bir kız 12 yaşındaysa, arada 40 yaş fark yok ise bir erkekte, istediğiyle cinsel ilişkiye girme özgürlüğü verildi. Ahlaksızlık bu kadar dip yaptı, biz batı dedik. Bütün ne kadar namussuzluğu, şerefsizliği, haysiyetsizliği, ne kadar pisliği varsa kendimize ölçettik. Biz kendi kendimize dedik ki evet, biz ileri medeniye seviyesi bunu gördük.
Kızlarımızın, kadınlarımızın her şeylerini açması ileri medeniye seviyesi oldu. Bir kadın tesettürlüyse gerici oldu, yobaz oldu, radikal Müslüman oldu, terörist oldu. Otobüse binemedi, otobüse binemedi, hastaneye gidemedi, doğum yapamadı. Bir adam sakallıysa devlet hastanesine gidemedi. Ben kendimi söylüyorum ha, devlet hastanesine gidemedi diye. Başkasını değil. Girmeye korktuk. Hiç unutmuyorum çünkü burada bize emanet bir kızcağız vardı, doğum yapacaktı. Ben devlet hastanesinin önüne kadar onu götürdüm. Sonra başka bir bayan onun ev arkadaşı vardı. Dedim sen gir, beni böyle sakallı görürlerse fena edersin şimdi buna dedim. Sen gir hastaneye dedim. Ve sakallı bir kimse teröristti. Sakallı bir kimse gericiydi, yobazdı.
Bizim içimize de bunu koydular.
Kuran ve Sunnete Sadakat
Hatta birisi cübbeliyse, cübbeli olanlarla biz ne yaptık? Dalga geçtik. Sarıkla dolaşanlarla dalga geçtik. Sarıkla dolaşanlar otobüse binemedi. Sarıkla dolaşanlar yolda yürüyemedi. Yolda yürüyemedi. Çıplaklık sonuna kadar hür, İslami tesettür yasak. Çocuklarımız üniversiteye giremedi. Çocuklar üniversite okuyamadı. Çocuklar lise okuyamadı. Ortaokul okuyamadı. Neden? Sizin anneniz babanız terörist dediler. Ve bizim içimize bunu yerleştirdiler. İslam’ı, bütün İslam dünyası, namaz kılmak, oruç tutmak. Namazı da müsaade ettikleri kadar. Eğer bir yerde çalışıyorsan, namazı kılmasan da olur. Çalışmak ibadettendir, namazı terk etsen de olur. Çalışmaya bak sen. Bizim içimize bunları yavaş oturtturdular.
Bizim önümüzde Müslümanlar katledilirken, Müslümanlara gıyab-ı cenaze namazı düştü. Telin etmek, çok yüksek dereceden kınanmak, çok sert bir şekilde kınamak. Olmadı, alın pankartları, alın elinize dövizleri, yürüyüş yapın. Bizi bununla kandırdılar. Cihâd âyetlerini unuttuk. Bir tane uzun zamandan beri, Diyanet’in cuma hutbelerinde cihâd ayetleriyle alakalı bir şey yok. Çünkü cihâd âyetlerini söylerlerse sistemle yakapaça olurlar. Diyanet çünkü layık bir kurum. Layık bir kurum olunca insanları cihada yönlendirmesi caiz değil, layıklığa göre. bu konuşulmaması gereken bir şey. Ve satılmış sütübozuk, Ermeni bozması, Yunan bozması, Yahudi bozması, alim takımı da, adı alim takımı da bunların arkasına düştü.
Böyle ağır konuşuyorum, çok gücüme gidiyor çünkü. Daha da ağır konuşacağım da, şuranın hatırına ağır konuşmuyorum. Daha da ağır konuşacağım. Ve biz ne yazık ki bizdenmiş gibi görünen siyasetçi, alim, şey, bu tip bu insanların elinde biz de oyuncağız. Müslümanlar olarak, Anadolu Müslümanlar olarak, İstanbul Müslümanlar olarak, bu ülkenin Müslümanlar olarak biz de oyuncağız. Ve görmemiz gerekeni görmüyoruz. Görmemiz gerekeni görmüyoruz. Ve onlar bizleri yavaş yavaş öldürürken, gözümüzün içine baka baka. Irak bombalanırken, hiç kimsenin Irak bombalanıyor diye kılı kımıldamadı. Adam dedi ki, bu bir haçlı seferi. O haçlı seferi derken bizim bugünkü Cumhurbaşkanımız, Amerikanın Irak’ta başarılı olmasını diliyorum dedi.
Biz bunu duymamaz diye geldik. Görmemez diye geldik. Ve İsrail’in çocuklarının, sivillerinin, sonra sonra İsrail Devleti’nin yıkılmamasını istiyoruz dedi. Ve biz bunu duyduk, kulaklarımız da duyduk. Ama o bizdendi, o yüzden biz bir şey demedik. O bizdendi çünkü. Söyleyen Cumhurbaşkanı bizdendi. Ya da kendimizce tevil ettik. O gün öyle söylemesi gerekiyordu dedik. Orada öyle demesi gerekiyordu dedik. Kuvvetlenince işler değişir dedik. Öyle bize söylediler. Hep böyle deniliyor bize zaten. Ve bu süreç devam etti. Ardından Suriye diye bir ülke bırakmadı. Zaten İsrail geldi elini kolunu sallaya sallaya, Golan tepelerini aldı. Neye karşılık aldı? Mısır’daki çöle karşılık aldı. Sina çölünü bir günde zaten Mısır boşaltmıştı oraya.
Bir günde Sina çölüne elini kolunu sallaya sallaya İsrail geldi. Kudüs’e, Kahir’e 80 km’ye kadar geldi. Sonra Mısır Devlet Başkanı’na bir taltif olsun diye oradan geri çekildi. Çöl zaten. Ama o esnada ne oldu? O esnada Golan tepelerini İsrail geldi kondu. İsrail’in bütün yemesi içmesi suyu Golan tepelerinde. Ve Suriye’nin baba Esad zamanından itibaren oraya karşı bir yaptırımı var mı yok. Herhangi bir şey var mı yok. Oraya karşı bir savaşı var mı yok. Ama o esnada aynı Suriye’nin Devlet Başkanı Esad, Hama ve Humus’u yerle bir etti. Neden? İçinde Müslüman kardeşleri var diye. Ve Müslüman kardeşleri, obüs kendi toplarıyla şehrin iki şehri de sardı. İki şehri de sarıp elektrini kesti. Bunu neden söylüyorum?
Bakın elektrini kesti, suyunu kesti, yollarını kesti. Günlerce iki şehri elektriksiz, susuz, yemeksiz, aç bıraktı. Sonra bombaladı. Şimdi kim yapıyor bunu? Şimdi İsrail yapıyor. Bakın dün Esad yaptı. Hama ve Humus’u yerle bir etti.
Derviasik Adabi
Kendi ülkesinin vatandaşlarını, kendi ülkesinin insanlarını katletti, öldürdü. İki şehri yerle eksan etti, yerle eksan etti. Ama o esnada Golan tepeleri İsrail’in işgali altındaydı. Onlara bir şey yapamadı. Ve ardından Suriye denilen bir ülke kalmadı. Ne yaptı? Amerika geldi orayı da yerle eksan etti. İçerideki satılmış dürzülerle, içerideki satılmış Ermeni bozması, Yahudi yosmalarının kurduğu örgütle ne yaptı? Suriye’yle yerle eksan etti. Türkiye ne oldu? Türkiye’de 40 yıldan beri bir PKK belası var. 40 yıldan beri PKK ile uğraşıyor. Türkiye’nin başına da PKK’yı bela etti, sardı. 40 yıldır da Türkiye’de kafasını kaldırıp da dışarıda ne oluyor, bitiyor diyemedi. Ve içerideki darbeler de ona kaza.
Canı istediğinde geldi, darbe yaptırdı. Canı istediğinde geldi, burada darbe yaptırdı. Darbeyi yapanlar sonra gittiler, İsrail’de ağlama duvarında ağladılar. Kimler? Darbeci olan paşalar. Hem 12 Eylül paşaları hem 28 Şubat paşaları. Gidip İsrail’de, çünkü onlar kendileri İsrail bozması yosmasıydı. Gittiler orada ne yaptılar? Ağlama duvarında ağladılar. Biz onları da görmedik. Biz onlara da bir şey diyemedik. Çünkü bizdeki normalde meşhur ya kim söyledi? O tarihçi bir tane kırmızı atkılı vardı. Ne dedi. Yalçın Küçük? Kanal 6’da Hülkü Cevizoğlu ile olan programında Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ni dönmeler kurmuştur. İyi konular kurdu dedi. Dönmeler. Çünkü Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ni dönmeler kurdu.
Yalçın Küçük’ün de işi bu. Gidin Yalçın Küçük’ün yakasından tutun. Bu arada mahkemeye vermek, savcılığa şikayet etmek, Mustafa Özbağ’a moda oldu ya. O yüzden gitsinler Yalçın Küçük’ü şikayet etsinler. Yalçın Küçük söyledi Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ni dönmeler kurmuştur. İyi konular kurdu dedi. E şimdi bizim başımıza da ne yaptılar? PKK’yı bela ettiler. Tabi Türkiye Cumhuriyeti Devleti kurulduktan sonra da Kur’ân rafa kalktı, Sünnet rafa kalktı, Kur’ân’ın dili rafa kalktı, Sünnet-i Seniyye’nin dili rafa kalktı, kıyafetler rafa kalktı, bütün her şey rafa kalktı. Din ve Diyanetle alakalı her şey ortadan kaldırıldı. Hiç kimse buna ses çıkaramadı. Biz bunu ama baskıyla ama baskısız satın aldık.
Ve bizim de 40 yıldan beri askerlerimiz şehit oluyor, sivillerimiz şehit oluyor, 40 yıldan beri vatan topraklarında bakmışsınız öğretmenler şehit oluyor, hemşireler şehit oluyor, korucular şehit oluyor, askerlerimiz şehit oluyor ve cenazeler onların şehit cenazeleri, taputları sıralanıyor bazen 6 bazen 10 bazen 12 bazen 15 gidiyorlar bir köy basıyorlar, köydekinleri şehit ediyorlar. Bir bakıyorsunuz köyün erkekleri camiye toplamış, kahveye toplamış, meydana toplamış taranıyor. Bir bakmışsınız güneydoğuda herhangi bir köy basılıp taranıyor. Onca şehit insanlar orta yerde duruyor. Kim bunu yapıyor? PKK. Silahı nereden geliyor? Batıdan geliyor. Kimden geliyor? Mosaddaten geliyor, siyayeden geliyor, Amerika’dan geliyor.
Ama biz ne Batıya karşı ne Mosaddata karşı ne siyaya karşı herhangi bir şey yapamıyoruz. Bir de cihâd âyetlerini siz yanlış anlıyorsunuz. sadece nefis de cihâd etmektir cihâd. geri kalan değildir. Bütün herkes de bunu söylüyor. Ve bize de şunu diyorlar, evet Mehdi gelecek, Mehdi geldiğinde bu işler hallolacak. Ya şimdi değil, Mehdi geldiğinde hallolacak. Böylece normalde ve yüzyıldır, dikkat edin, yüzyıldan fazladır Filistin’de Müslümanların kanı şerefi haysiyeti yerle eksan olmuş vaziyette. Yüzyıldır Müslümanlar orada soykırıma uğruyor. Yüzyıldır. Yüzyılı geçmiş vaziyette. Müslümanlar orada soykırıma uğruyor ve bir belgesel izliyoruz biz. Bir Yahudi geliyor Filistin’in evine konuyor tabiri caizse.
Diyor ki çıkın dışarı. Burası bizim evimiz diyor çıkmayacak diyor öldürüyor hepsini de. Öldürdükten sonra kapının önüne bırakıyor atıyor oturuyor oraya. Ve orada İngiliz valisi varken buna hiçbir şey demiyor. Kim var orada İngiliz valisi var.
Mursid-i Kamilin Hizmeti
Kim yönetiyor İngiliz valisi yönetiyor. Kimin taburu var İngiliz taburu var. Ve Müslümanlar bir şey yapamıyor. Ve İngilizlerin şemşeğesinin altında bu pis Yahudiler bu katil Yahudiler her gün Müslüman kanı döküyor. Her gün Müslümanların kızlarının ırzına geçiyor. Zorla tecavüz ediyorlar. Zorla tecavüz ediyorlar her gün. Geliyor içeri giriyor annesini babasını erkekleri öldürüyor kız kalıyor. Kızla tecavüz ediyorlar. Ondan sonra onu da öldürüyorlar. Çünkü onların o bozuk tevratına göre böyle yapılması gerekiyor. Ve Müslümanlar yine sessiz. Müslümanlar yine sessiz. Müslümanlar gıyabi cenaze namazı kılıyor. Tel’in ediyor. Sokaklara çıkıyorlar kahrolsun. İsrail diyorlar. Evlerine gidiyorlar rahat rahat uyuyorlar.
Bir dertleri yok bütün Müslümanları. Ve bir sabah uyanıyor İslam dünyası. Bir bakmışsınız Fransızlar İtalyanlar ortak Libya’yı bombalıyor. Libya’yı bombalıyor. Yine bütün dünya sessiz. Libya bombalanıyor. Kattafi bulunuyor. Ve bütün dünyaya ibretlik olsun diye Kattafi’yi öldürüyorlar. Bütün dünyaya ibretlik olsun diye Irak devlet başkanı Saddam’ı ne yapıyorlar? İdam ediyorlar. Ve idam kararını kim veriyor? Yine kendi hakimleri savcıları veriyor. Kimine yaptırıyorlar? Yine kendilerine yaptırıyorlar. Devam ediyor. Ve İslam dünyası cihattan uzak. Cihâd anlayışından uzak. Ve bir bakıyorsunuz bir yerde bunlar da normalde aslında arkasında bunların da o orada cihâd edecek olan böyle bir örgütler kuruluyor ya.
Onların da içerisinde bilhassa Orta Doğu’da siyaye ve mosad var. Sebep onlar bir eylem yapacaklar ki onlar da o eylemlere karşı daha şiddet bir cevap verecekler. Ne yaptık? Kasam militanları öyle diyelim şimdi veya Müslümanları bir eylem yaptılar. Gazze yerle bir oldu. Ben şüpheyle yaklaştım. Hala da şüpheyle yaklaşıyorum. Bir oyun mu var diye. Ama velakin çıkan sonuçta velev ki oyun var gazze yerle bir oluyor. Her gün çocuklar kadınlar bombalanıyor. Her gün çocuklar kadınlar bombalanıyor. Gazze aç, susuz, elektriksiz ve her gün bombalanıyorsunuz. Ve bütün dünya buna sessiz. Müslümanlar olarak da sessiz. Mısır, Ürdün etrafında onların. Suudi Arabistan herkes sessiz. Türkiye de sessiz. Diplomatik görüşeceğiz diye uğraşıyorlar.
Hiçbir şey elde etmezler. Hiçbir şey. Adam yakacak yıkacak. Ondan sonra diyecek ki tamam Kerhen bir şey yapalım diyecek. Yakıldı yıkıldı. Gazze diye bir yer kalmadı. Bütün evleri barkları yıktılar bombaladılar. Hala da bombalıyorlar. Bakın hala da bombalıyorlar. Ama onları durduracak bir güç yok. Var. Var. Harekete geçiremezler. Mitinglerle, yürüyüşlerle İslam dünyasının gazını alıyorlar. İslam dünyası da buna razı zaten. Bu kadarı yeter. Mesela örnekleyeceğim ilk Faysal, Kral Faysal. Gazzeye, İsrail’i saldırınca Filistin’e dedi ki petrol satmıyorum. Kapatıyorum vanaları dedi. Vanaları kapattı. Batı birden o zaman ateşkes yaptırdı. Savaşı durdurdu. Kimi öldürdü Faysal’ı? Yeğeni. Altı gün savaşlarının Mısır Devlet Başkanı’nı kim öldürdü?
Kendi yetiştirdi özel eleman. Bir değişin. Bu tarafı var. siz Filistin derseniz, İsrail’e dur derseniz, Batı’ya dur derseniz muhakkak sizin de başınıza bir şey gelir. Bir değişim bu tarafı var. Ekonomik olarak gelir, siyasi olarak gelir, askeri olarak gelir. Düşünsenize onca savaş makinalarını getirdiler. Uçakları getirdiler, uçak gemilerini getirdiler. Normal gemilerini getirdiler. Akdeniz ne oldu? Gemi pazar oldu. Gemisini kapan geldi. Uçağını kapan geldi. Neden? Sakın ha! Ama İsrail bu katliamı yapacak. Hiç kimse de bu katliamı önlemek için bir şey yapmayacak. Bir şey yapmaya kalkanın da başına bombaları yıkarız. Yağdırırız yağmur gibi. Siz yağmur beklerken başınıza bombalar düşer. Yağmur yerine bomba.
Ekonomik olarak da sizin boğazınızı sıkarız. Ekonomik olarak da siz hiç kıpırdayamazsınız. Siyasi olarak da kıpırdayamazsınız. Ekonomik olarak da kıpırdayamazsınız.
Hayatin Hikmeti ve Tevekkul
Askeri olarak da ne yaparsınız? Kıpırdayamazsınız. Kıpırdarsanız sizi de perperişan ederiz. Oysa Cenâb-ı Hak Kur’ân böyle demiyor. Kur’ân teslim olun demiyor. Kur’ân diyor ki size harp açanlara Allâh yolunda siz de harp edin. Bakar âyet 190. Ancak haddi aşmayın. Şüphesiz ki Allâh haddi aşanları sevmez. Ve devam ediyor. Ve onları nerede yakalarsanız öldürün. Bu âyet-i kerîme çok müthiş bir âyet-i kerîme. Bütün âyet-i kerimeler müthiş de. Ben bazen böyle hadîsleri inkar edenleri bu âyet-i kerimeyi söylüyorum. Diyor mu hadîsleri inkar ettiniz. Alın diyorum âyet-i kerîme. Siz o kâfirleri, müşrikleri nerede yakalarsanız öldürün diyor. Ben hadi çıkın öldürün hadi. Hadisleri inkar ettiniz ya. Kur’ân bize yeter dediniz ya.
İyi Kur’ân size yeterse hadi. Çıkın ilk gördüğünüz kâfiri öldürün. İlk gördüğünüz müşriyi öldürün. Hadi. Bu âyet-i kerimeleri de kimse okumaz zaten. Okuyanlar da böyle tevil etmez. Nasıl tevil edecekler biliyor musunuz? Sizin nefsiniz kâfir. Nefsinizi öldürün. Sizin nefsiniz kâfir. Önce o kâfir nefsini öldürün. Sonra öbür kâfirleri öldürürsünüz. Öyle yapacaklar. Ve sizi çıkardıkları yerden siz de onları çıkarın. onlar sizi bir ülkeden çıkarmışlar. Topraklarınızdan söküp atmışlar ya. Mesela ne yaptılar? Osmanlıyı topraklardan çıkardılar mı? Çıkardılar. Ayet-i kerime diyor ki siz tekrar onları oradan çıkarınca kadar savaşın. Onları oradan çıkaracaksınız. atalarınız Viyana kapılarına kadar gitmiş.
Siz Osmanlı atalarınızın bıraktığı yere kadar gideceksiniz. Sonra daha ilerisine gideceksiniz. Allâh’ın emri bu. Namaz nasıl Allâh’ın emri ise cihâd da Allâh’ın emri. Oruç nasıl Allâh’ın emri ise cihâd da Allâh’ın emri. Zekat nasıl Allâh’ın emri ise kâfirlerle savaşmak da Allâh’ın emri. Hatta namazdan da oruçtan da zekattan da daha evvela bir ibadet. Daha yüce bir ibadet. Devam ediyor. Mescid-i haramda diyor onlar sizinle savaşmıyorsa siz de savaşmayın. Mescid-i harama saldıracak olurlarsa siz de onlara savaşın. Mescid-i haram malum orada birilerinin ölmesi öldürülmesi orada savaş kavga gürültü patırtı yasaklanmış ya. Ama müşrikler veya kafirler orada sizinle savaşmaya kalkarsa siz de onları savaş ve öldürün diyor.
Esir almayın diyor. Öldürün. Orada çünkü ancak onlar sizinle savaşırlarsa siz de onları öldürün. kafirlerin cezası budur. Öldürün. Devam ediyor. Eğer onlar vazgeçerlerse şüphesiz ki Allâh gafururrahimdir. Bu âyet-i kerîme önemli. Sona bıraktım onu şerhini de sonra edeceğim. Fitne kalmayıp din de Allâh’ın olunca kadar onlarla savaşın. Evet şimdi cihâd kelimesi İslam’ın literatürde çok geniş. Yaklaşık 35-40 ayeti kerimede cihâd kelimesi geçiyor. Geniş bir yelpazede alınmış bu. bu yelpazede gayret göstermek, iyiliği emredip kötülükten sakındırmaya çalışmak, insanların kendi iç alemlerinde şeytana ve nefse ve dış alemde de kafirlere, müşriklere, düşmanlara karşı mücadele vermek olarak tanımlayabiliriz bir şey.
Tanımlayabiliriz biz cihadı. Kur’ân’da cihâd ile alakalı hem Mekke’ye hem de medeni ayetlerde cihâd kelimesi geçer. Ama velakin Mekke döneminde Hazret-i Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretlerine direk savaşmak ile alakalı bir âyet-i kerîme indirilmemiş. Böyle bir savaş ayeti yok ama normalde Mekke’de onlar için Allâh yolunda mücadele etme, sıkıntılara katlanma, oradaki normalde zorluklara göğüs germek ve sonunda da kafirlere boyun eğmeden hicret etmek bunlar o Mekke’nin cihadi olmuş. Ve nitekimde Nahl Suresi âyet 110’da, Ey Muhammed! Şüphesiz ki Rabbin mihne te uğratıldıktan sonra hicret eden ve işkencelere sabredenlere affeder. Bunlardan sonra muhakkak ki Rabbin çok bağışlayan ve çok merhamet edendir buyurmuştur.
Mekke’deki Müslümanlar ama ölenler ama sağ kalanlar. Cenâb-ı Hak o hicret eden Mekke Müslümanların hepsinde ne yapmış? Hepsinde affettiğini beyan etmiş.
Aile, Cocuk ve Komsuluk
Yani o Mekke’deki zulme, Mekke’de o işkenceye, o sıkıntıya, göğüs germe Müslümanların hepsi de âyet-i kerîme ile aff olmuş. Kendi sağlıklarında Allâh onları müjdelemiş. Bakın kendi sağlıklarında Allâh onları müjdelemiş. bazen derler ya, nereden canım özel onlar özel. Allâh o Mekke’de o İslam olan, Müslüman olan, iman eden ve orada sıkıntılara katlanan ve sonra hicret eden Müslümanların hepsinde ne yapmış? Cenâb-ı Hak affetmiş. Affettine dair ayeti kerimede var. Ve müşrikler tarafından o ezilen dinden dönmeler için birçok fitnelere sürüklenen o ilk Müslümanlar ne olmuşlar? Aff olmuşlar. Ve Kur’ân’da savaşa izin verme, savaşma emri Medîne-i Münevvere’de. Medîne-i Münevvere’de Hac âyet 39. Kendileriyle savaşılan müminlere zulmedildikleri için cihâd etme izni verildi.
Şüphesiz ki Allâh onlara yardım etmeye elbette kadirdir. Bu artık Müslümanların savaş etmek için ilk izinleri. Bu ayeti keriminin nüzum sebebi Hudeybiye ile alakalı. Hudeybiye’ye Müslümanlar, Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretleri başlarında gittiler haç yapmak için. Ama müşrikler anlaşmayı bozdular. Anlaşmayı bozduktan sonra bu Müslümanların çok ağırına gitti. Hazreti Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretlerinin de çok ağırına gitti. Ama velakin bununla alakalı savaşma ayeti olmadığından dolayı, tabiri caizse Müslümanlar gönlü kırık, incinmiş, üzülmüş bir şekilde Medîne-i Münevvere’ye geri döndüler. Ve bu hadiseden sonra Cenâb-ı Hak ne yaptı? Müslümanlara cihâd emrini, Müslümanların cihâd edebileceğine dair müsaadeyi, Cenâb-ı Hak ne yaptı?
Ayeti kerime ile Hazreti Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretlerine bildirdi. Ve cihâd etmek artık Müslümanlar için farz oldu. Ve bu farzdan kaçanlar tabiri caizse eleştirildi. Bu farzdan kaçanlar ümmetin içerisinde bir söz sahibi olamadılar. Ve Cenâb-ı Hak da gerçekten iman edip takvâ sahiplerinin cihattan kaçmayacağını, cihattan geri dönmeyeceğini bize beyan etti. Tevbe, âyet 44. Allâh’a ve ahiret gününe iman edenler mallarıyla, canlarıyla cihâd etmemek için senden izin istemezler. Allâh takvâ sahiplerini çok iyi bilir. Tevbe, âyet 44. Müslümanların tabiri caizse mala düşkünleri, Müslümanların biraz gevşek olanları, Müslümanların bu mânâda dünya sevgisine, hatun sevgisine, çoluk çocuk sevgisine kanıp da, cihattan geri duranları da Cenâb-ı Hak böyle ne yaptı?
O takvâ sahipleri iman edip, takvâ sahipleri gelip senden cihada katılmamak için izin istemezler dedi. Ve böylece cihâd etmemek kapısını Cenâb-ı Hak ne yaptı? Kapattı. Ve normalde cihâd böylece Müslümanların arasında artık farz oldu. Farz olunca Müslümanlar artık kendilerine saldıran veya bir Müslümanı saldıran bütün kâfirlere ve müşriklere karşı cihâd ettiler. Bu normalde bir müddet sonra, bir müddet sonra artık cihâd etmelerinin bu noktada kâfirlerin saldırmasına gerek yok. Zaten kâfirler saldırınca cihâd edilecek. Son noktaya getirdim âyet-i kerîme vardı ya, ben direkt oraya geçeceğim şimdi. Fitne kalmayıp dinde Allâh’ın oluncaya kadar onlarla savaşın. Demek ki Müslümanların, müminlerin cihadı, savaşması kıyamete kadar devam edecek.
Müslümanların cihadı, Müslümanların savaşması o Müslüman ölünceye kadar devam edecek. Çünkü âyet-i kerimede fitne yeryüzünden, yeryüzünden kaldırılıncaya, silinceye kadar o fitneyi çıkaran kâfirlerle müşriklerle, savaşmak emrolunmuş. Bakın o kâfirlerle, o müşriklerle sonuna kadar kıyamete kadar savaşmak emrolunmuş. cihatta bir kesinti yok. Cihatta bir kesinti yok. Ve Hazreti Peygamber’in Sallallâhu Aleyhi ve Sellem Hazretleri de İnsanlarla, bakın hadîs-i şerîf çok açık, insanlarla Lâ ilâhe illallah deyince, namaz kılınca, zekat verinceye kadar savaşmakla emrolundum. Eğer bunları yaparlarsa Allâh Teâlâ nakkah hariç kanlarını ve mallarını korumuş olurlar. Sonra onların hesabı Allâh’a aittir. Bu, Buhari, Müslüm, Tirmizi, Ebu Davud, İbn-i Muvacı, hepsinde var bu hadîs-i şerîf.
Iktisadi Fitneler ve Faiz
Demek ki yeryüzünde fitne yok oluncaya kadar Müslümanlar savaşmakla emrolunmuş. Ve Hazreti Peygamber’in Sallallâhu Aleyhi ve Sellem Hazretleri de buyuruyor ki İnsanlarla Lâ ilâhe illallah deyinceye kadar namazı kılıncaya, zekat verinceye kadar savaşmakla emrolundum. Müslümanın yeryüzünde bütün insanlara Kur’ân ve Sünnet’i götürme, bütün insanlara tevhid’i götürme vazifesi var. Eğer normalde bir, ya bu tebliğ ile güzel bir şekilde olacak, eğer güzel bir şekilde bu tebliğ ile olmuyorsa bu savaşarak olacak olan bir şey. Çünkü normalde tebliğ etmekle bu olmuyorsa o zaman savaşarak olacak. Eğer onlar bizle savaşıyorlarsa bizim kesin savaşmamız emrolunmuş. Bizle savaşıyorlar ama biz onlarla savaşmıyoruz.
Sıkıntımız bu. Onlar bizim kanımızı döküyorlar, biz onlarla savaşmıyoruz. Onlar bizim namusumuzu, şerefimizi, haysiyetimizi yerle bir ediyorlar. Biz onlarla savaşmıyoruz. Onlar ahlaken bizi çökertiyorlar, biz onlarla savaşmıyoruz. Onlar ekonomik olarak bizi çökertiyorlar, biz onlarla savaşmıyoruz. Onlar siyasi olarak bizi çökertiyorlar, biz onlarla savaşmıyoruz. Biz onları savaşmıyoruz. Bizi ahlaki olarak, askeri olarak her alanda, sinemada, dizide, filmde, modada, her şeyde bizi çökertiyorlar, bizi ifsada uğratıyorlar, bizi fasit bir daireye götürüyorlar, bizi fahşa, fuhuşa sevk ediyorlar. Ama biz onlarla savaşmıyoruz. Bizde böyle bir enteresan korkaklık, enteresan bir pısırıklılık var. Biz inandığımız dini gür seda ile dillendiremiyoruz.
Biz inandığımız dini anlatamıyoruz. İnandığımız dini biz yaşayamıyoruz. Biz yaşamak da istemiyoruz ama. Biz bu konuda yaşamamayı da satın alıyoruz. Biz bu konuda mücadele etmemeyi satın alıyoruz. Biz bu konuda yaşamıyoruz. Rahatımızı terk edemiyoruz. Ekmeğimizi, tokluğumuzu terk edemiyoruz. Malımızı, mülkümüzü terk edemiyoruz. Biz Allâh yolunda koşturamıyoruz. Allâh yolunda cihâd edemiyoruz. Biraz bunlardan konuşunca o hoca, o şeh, o mürşid bize radikal geliyor. bu böyle, böyle olmaz şimdi bu devirde. Kurşun atarak da mı İslam’ı götüreceksin? Kardeş, öldürüyorlar, şehid ediyorlar. Her gün çocuk demeden, kadın demeden, ihtiyar demeden, yaşlı demeden aç bırakıyorlar ve öldürüyorlar. Daha nesini bekleyeceksin?
Hazret-i Peygamber haddi aşmayın derken kadınlara, çocuklara, ihtiyarlara, eli silah tutmayanlara ve hatta camilere, mescidlere, ne bileyim ibadetli yerlere saldırmayın diye hadîs-i şerife var iken. Ya bu pis İsrail ve pis Batıcılar, ne cami dinliyorlar, ne kilise dinliyorlar, yakıp yıkıyorlar. Adam kiliseleri vuruyor, hastaneleri vuruyor. Ama onların akıl babaları, kim İngilizler? E Çanakkale’de de hastaneyi bombalamadılar mı? Gelibolu’da da hastaneyi bombaladılar. O Gelibolu’da hastaneyi bombaladıklarında küçücük çocuklar ölmüş orada. Küçücük çocuklar dedim savaşa giden, 14 yaşında, 15 yaşında, 16 yaşındaki çocuklar. Eski kaymakam oraya götürdü beni. Öncekinin, öncekinin, öncekini. Ben ne olduğunu bilmiyorum.
Orada üç devvi dokudum, bir baktım orada yatanların hepsi de gencecik çocuklar sakalı çıkmamışlardı. Çocuklar hepsi de çocuk. Kaldım, dondum kaldım, bu çocuklar burada ne işi var dedim ben kendi içimden. Sonra hepsinin üzerinde askeri, üniforma, hepsinin üzerinde beyaz sargılar, kanlar oluştu. Çocuk asker, 16 yaşında, 15 yaşında, 13 yaşında. Çocuk asker, çocuk daha. Dondum, kaldım, sonra döndüm kaymakama. Dedim burada çocuklar şehit olmuş. Bu çocuklar ne burada dedim ben. Kaymakam da dondu kaldı. Dedim çocuklar var burada dedim. Çocuk dedim 13 yaşında, 15 yaşında. Dedim büyük yok hiç işlerinde dedim. Kaymakam o zaman dedi ki, hocam burası dedi kızılay hastane çadırıymış. İngilizler bombalamış buraya dedi.
Bakın İngilizler nereye bombalıyorlar? Hastaneye bombalıyorlar. Biz şimdi İngiltere’yi ne biliyoruz? Biz İngiltere demokrasinin beşiği, insanlığın beşiği, medeniyetin beşiği, gelişmişliğin beşiği İngiltere.
Siyonist-Mason Tehdidi
Hatta daha ileri, daha ileri. İçimize koymuşlar, içimize koymuşlar ne? İngiliz ajanı. Ne diyor? Kraliyet ailesi ehli beyttir diyor. Kim? Ölen Nazım Kıbrıs’ı söylüyor. Müridi kim? Fesli Kadir. Müridi kim? Kadir’in kızı. Görmüyoruz. Biz görmüyoruz. Aynı İngilizler nasıl Çanakkale’de çadırdan kurulmuş olan bir hastaneyi top ateşiyle yerle bir edip içindeki hastaları, yaralılar şehit ediyorsa, aynı bu kanıbozuk, pislik, pis Yahudiler de ne yapıyorlar? Hastaneleri vuruyorlar. Ve gerekçeleri de hazır. Ne? Burada hamas var. Duyum aldık. Hamaslılar orada. Birleşmiş Milletleri vuruyor mu? Vuruyor. Hastaneleri vuruyor mu? Vuruyor. Okulları vuruyor mu? Vuruyor. Camileri zaten yerle bir etti mi? Etti. Kiliseler de vuruyor mu?
Vuruyor. Bakın her yeri vuruyor. Dalga geçer gibi güneye gidin diyor, güneyi de vuruyor. Kuzeye gidin diyor dalga geçer gibi. Kuzeyi de vuruyor. Şuraya gidin diyor topluyor. Şuraya gidin diyor. Millet oraya gidiyor. Gittiği yeri vuruyor. Topla bomba yabana gitmesin. Toplanın filancı yere ben vuracağım sizi. Türkçesi o. Ve herkes susuyor. Biz yine cihâd âyetlerini yine onların istedikleri gibi anlayacağız. Cihâd âyetlerini unutacağız. Revize edeceğiz cihâd âyetlerini. Biz cihâd âyetlerini yeni bir anlayış koyacağız. Bu devirde savaşılır mı? Bu devirde İslam’ı savaşarak mı göstereceksiniz? Bu mu İslam’ın yüzü? Biz bunlardan tırsacağız ve bunlardan dilimiz güdük çıkacak. Veya hatta içimizden bizim bir terör örgütü kuracaklar, dayiş gibi.
Kendileri kuracaklar. Ve kendi kurdukları dayiş İsrail’e bir tane mermi atmayacak. Bir tane tabanca mermisi bile atmayacak. Kendi kurdukları dayiş, kendi kurdukları el kaide, adına ne derseniz deyin, bir tane Yahudi’ye bir tane mermi sıkmayacak. Tabanca mermisi bile sıkmayacak. Bir tane Yahudi’ye sert bile bakmayacak. Bir tane kafire yüzünü bile asmayacak. Kaşlarını çatmayacak. O da ne olacak? Onun adı İslam’ı cihâd örgütü olacak. Değil! Kendi kurdukları namussuz bir örgüt. PKK gibi. Ne yaptılar? Ermeni bozmalarını, Ermeni döllerini PKK’lı yaptılar. Gizli Yahudi bozmalarını PKK’lı yaptılar. Evet. Gizli Ermeni dönmeleri, gizli Yahudi dönmeleri PKK’lı yaptılar. Gelin tehtid edin yine dükkanımın önünde.
Ben hazırım. Ben hazırım, benim sıkıntım yok. Ben yıllardan beri aynı şey var yok. Kim gelip tehtid edecekse gelecek tehtid edecek. Hiç sıkıntım yok. Hiç problemim yok. Tek başıma kalsam da problemim yok. Ben size çıplaklığıyla anlatayım. Siz ister inanın ister inanmayın. Ne düşünüyorsanız düşünün. Hiç umurumda değil. Evet. Onlar da Ermeni bozması, Yahudi dönmesi onlar. Evet. Neden dedi? Talebanı ile Barzani biz Yahudiyiz diye. Evet. Yahudi bozması onlar. O PKK Ermeni bozması. Zaten başlangıcı Asala’dandır. Asala’dır kökü. PKK’nın kökü Asala’dır. Sonra çok affedersiniz orta yerdeki OREP’ler gibi kucaktan kucağa dolaşırlar. Bir Mossad’a çalışırlar, bir CIA’ya çalışırlar, bir Almanlara çalışırlar, bir Ruslara çalışırlar, bir Çinlilere çalışırlar.
Bir Suriye’nin elemanı olur. Geçmiş Esad’ın olduğu gibi. Bir Lübnan’ın elemanı olurlar. BK’a da giderler orada eğitim görürler. Sonra gelirler Türkiye’de eylem yaparlar. Eylem yaparken de içerideki bozuk bürokratlar, siyasetçiler, içerideki bozuk askeri kanat onların eylemlerine sessiz kalır. Evet. Buyurun araştırsınlar savcılar. Araştırsınlar. Diyecekler ki bana sen nereden biliyorsun? Rüyamda gördüm diyeceğim. Ki görüyorum. Evet. Rüyalardan sentezlediklerimi anlatıyorum bir kısmı. Görüyorum gördüğümde bir anlam veremiyorum. Sonradan olay tecelli ediyor. Önceden öyleydi. Tecelli ettikten sonra, oh lan diyordum ben bunu rüyamda gördüm. Demek ki bu satılmış şerefsiz bunlar diyordum ben. Evet. 28 Şubat’ta ben içeride bangır bangır bağırdım beni Mossad mı sorguluyor diye.
Bir tanesi diyemedi burada Mossad yok diye. Bir tanesi de bakın açık açık konuşuyorum.
Tekfir Yasakligi ve Ummet Sevgisi
Bir tanesi diyemedi burada Mossad yok diye. Ben başladım bağırmaya. Burada CIM’in beni sorguluyor. Mossad mı beni sorguluyor? Kim sorguluyor beni burada diye. Ben içeride bağırmaya başlayınca sustu herkes. Evet. Günlerce ekmek yemedim su içmedim. En sonunda korktular benden. Ekmek yiyemiyorum su içmiyorum diye. Dediler ki kime inanıyorsan ona telefon aç. Ona haber gönder. O sana yemek getirsin. Ellerinde patlayacağım dedi korktular. Şeker de var. Ondan sonra Said bizim dindar. Evet. Said’e telefon açtım. Yok Said çağırttım. Said’e dedim ki yakın yerden yemek getirme bana. Bakın insanın psikolojisi o hale geliyor. Dedim ki yakın yerden bana yemek getirme. Buradan ne kadar uzağa gidebiliyorsan git oradan bana dedim yemek getir.
Kapıdan içeri geçerken de dedim bunlar içine bir şey katar mı katmaz mı ona da dikkat et dedim. Said getirdi bana içeri yemek. Evet. Çünkü 28 Şubat’ta bunlar bu kadar teslim almışlardı ortalığı. Bana ne soruyorlardı biliyor musunuz? O zaman HSBC’yi patlattıydı. Patlatan kimdi onlar? Birileri patlattıydılar ya. HSBC’nin patladığında beni de aldılar içeri. HSBC’yi patlatanların içerisinde sende organik bağ var mı yok mu? Bakın HSBC’yi patlatan İstanbul’da kim patlattıysa patlattı ondan sonra beni aldılar. Ellerinde ajandalar. Ben ama hamd ettim aldılar diye. Neden biliyor musunuz? Beni kim satmış orada gördüm orada öğrendim. Açık açık konuşuyorum bunları. Beni dışarıda kim satmış hepsini içeride öğrendim ben.
Hepsini içeride öğrendim. Onlar beni sorguluyorlar ya hesapta. Onlar kendileri açık veriyorlar. Benim senet verdiğim kimsenin senetin fotokopisini içeride polis benim önüme attı. Bu senet ne dedi? Borcum var dedim ona. Ne borcu dedi? Elden dedim borç aldım ondan. Onun borcu dedim. Senet bildiğiniz senet. Senet vermişim borca. Orada bir başkasına senet vermişim borca orada gördüm. Bir başkası beni nerede satmış adamın elinde ajandalar. Bana olay soruyor. Bana şahıs soruyor. Bana meseleyi soruyor. Bana fotoğraf gösteriyor. Ben orada öğrendim satılmayı. Ondan sonra ben Murtaza’ya sen orada baş köşede otur. O koltuk senin hakkın deyince ulan bu dergahta hala da Murtaza’ya övülüyor ise ben dersi bırakıyorum.
Bırakacaksın tabi. Senin sütün bozuk çünkü. İlk satan sensin çünkü beni. Evet. Biz cihâd edem etmekten uzağız. Biz hakkı hakikati söylemekten uzağız. Biz başımızdaki kimseyi satmak bizim için çok ucuz. Çok ucuz. Müslümanlar ne yazık ki. Müslümanlar birbirlerine sahip çıkmaktan uzak. Cihâd şuuru yok. Kardeşlik şuuru yok. Dervişlik şuuru yok. Büyük küçük şuuru yok. Küçücük bir zorluya geldiğinde hemen onu satmak var. Adam fellik fellik beni arıyor. Kira kontratı yapacağız. Aldın mı paranı diyorum ben. Aldım diyor. Ya niye arıyorsun beni. Siyasi şubeden çağırdılar diyor. Dediler ki diyor sen ona evi bedavaya mı verdin. Hemen bir kira kontratı yapmamız lazım. Ya ben sana demedim mi diyorum ki evi kiralamazdan önce.
Bak ben sıkıntılı adamım. Bak seni karakola çağırırlar. Seni şubeye çekerler. Sen böyle olduğunda bana deme. Çık evi boşalt diye. Yok. Adam fellik fellik arıyor. Neden? Bir öksürüyorlar. Öksürmelerine gerek yok. Üflüyorlar. Yetiyor ona. Satıyor seni. Neden? Müslümanlarda cihâd şuuru yok çünkü. Müslümanlarda kardeşlik şuuru yok çünkü. Müslümanlar dağılmış, parakend olmuş. Aynı cemaat, aynı tarikat, aynı sufi kardeşliği. Ona sahip çıkamıyor. Onun yanında duramıyor. adam boşuna dememiş oraya. Bu çeşmeden Yahudiler içer, Hristiyanlar içer, Bursa da çeşme. Ama demiş Müslümanlar içemez. Bunu ne yapmışlar? Padişah’a söylemişler. Padişah’a demiş ki, efendim müsaade edin, ispat edeyim. Demiş, papaz kilisede vaaz ederken iki jandarma gönder onu aldır oradan.
Kilisede vaaz eden papazı Osmanlı zaptiyesi gelmiş, almış götürmüş. Meşhur ya kısa. Tabi bütün Hristiyanlar yürümüşler.
Kalbi Tasfiye ve Takva
Demişler efendim papaz olmazsa nikahım kıyılmaz, boşanmaz, çocuk doğduğunda oşu olmaz, boğulmaz. Bizim papazımızı verin. Evet, Amerika’da papazını istedi, gönderdik ya. İçerideydi adam. Papazları önemli adamların. Ne yaptık? Paket dedik, gönderdik. Osmanlı da vermiş zaten. O da bakmış, bütün Hristiyanlar gelmiş. O zat demiş ki tamam efendim verin şimdi papazı demiş. Artesi gün, bir Cumartesi’de hahamı almışlar. Bakın Cumartesi günleri hahamların tatilidir. Yahudilerin. Pazar günü Hristiyanların tatilidir. Tekrar söylüyorum, Cumartesi Yahudilerin tatilidir, pazar günü Hristiyanların tatilidir. Siz Yahudi misiniz, Hristiyan mısınız? Değiliz, nesiniz, Müslümansınız. Cuma tatil mi? Değil. Yapamazsınız da.
Yapamazsınız da. Almışlar, hahamı Cumartesi günü. Bütün Yahudiler toplamış. Hencinden cencine. Hahamımız Allâh, hahamımız. Onu da bırakmışlar. Tamam. Ulu Cami’de zamanın müftüsü vaaz ediyor. Demiş, cuma günü de müftüyü alın. Hatta orada vaaz eden hocayı alın. Almışlar, ne bir Müslüman geliyor ne bir şey. Hatta arkasından bağışlamışlar. Zaten böyle olacağı belliydi. Sivri sivri konuşuyordu. Zaten bir Müslüman geliyor, bir Müslüman geliyor, bir Müslüman geliyor. Ne bir şey. Hatta arkasından bağışlamışlar. Zaten böyle olacağı belliydi. Sivri sivri konuşuyordu. Zaten onun şusu vardı, onun busu vardı. O öyleydi de bu böyleydi de. Bir tane Müslüman gelip de, ya bu adamı neden içeri aldınız? Neden bunu zapt ettiniz?
Ne suçu vardı bu adamın diye soran olmamış. O zat demiş ki padişaha, efendim demiş, ben bu yüzden dedim ki bu çeşmeden Müslümanlar su içemez. Ne yazık ki Müslümanlar düştükleri nokta bu. meşhur bir sarı öküz hikayesi var ya. Mesnevi de geçiyor ya sarı öküz hikayesi. öküzler var, bir de aslanlar var. Habiri boğuşuyorlar boyuna. En sonunda bir yaşlı aslan diyor ki durun ben bu meseleyi diyor boğuşmadan çözeceğim. En ihtiyar sarı öküzü demiş öküzün birisini çağırıyor diyor gel görüşelim konuşalım. Gelip gelişiyorlar şimdi diyorlar ki o yaşlı aslan. Diyor ki böyle bağrış çağrış her gün yaka paça, kan revan ortalık. Bu böyle olmaz diyor. Gelin barış yapalım diyor. Siz diyor muayene zamanlarda bize bir tane öküz verin.
Biz onunla karnımızı doyuralım sizi rahatsız etmeyelim. Hadi öküzler toplanıyorlar. Ondan sonra tartışma. O kuru diyor ki her gün gerçekten böyle kan revan olacağımıza diyor. Mesnevi de geçiyor bu hikaye. Bir tane diyor hangisi yaşlı ondan sonra işe yaramaz diyorlar ki seni feda ettik. O diyor ki eğer ki ben feda olmakla bu iş bitecek olsa canım feda olsun diyor. Ama bu iş böyle bitmeyecek diyor. Onlar bir tane sizden isteyecekler hep diyor. Neyse o yaşlı öküzü bir gönderiyorlar. Ondan sonra aradan bir zaman geçiyor. Ondan bir zaman geçiyor. O aslan geliyor yine. Diyor ki şu öküz var ya diyor evet. O diyor boynuzlarını bize doğru gösteriyor. Eğer onu diyor boynuzu gösterdiği için bize gönderin.
Eğer göndermezseniz biz gene eski hale geleceğiz. Şöyle mi yapalım böyle mi yapalım boynuzu gösterene gönderiyorlar. Bir müddet sonra o bize yan baktı. Onu gönderiyorlar. Bir müddet sonra anlıyorlar öküzler. Diyorlar ki o yaşlı öküz haklıydı. İlk biz orada onu harcamakla hata yaptık diyorlar. Evet bizden teker teker götürüyorlar. Bakın teker teker götürüyor. Dün Irak’tı sonra Suriye’ydi sonra Libya’ydı sonra Yemen’di. Sonra şimdi Filistinli 100 yıldır zaten 100 yıldır ne yapıyor adam? Adım adım gidiyor. Köy köy boşaltıyor. Katlederekten gidiyor. Öldürerekten gidiyor. Şehit ederekten gidiyor. Ne kadar katlettiğinin sayısı yok. Çünkü Filistinlilerin nüfus sayımları yok. Bu pis İsrail ve Batıcılar ne kadar Filistinli’ni öldürdü belli değil.
Bosna’da nüfus sayımı yok. Bosna’da ne kadar Müslüman öldürüldü bilinmiyor. Afganistan’da nüfus sayımı yok. Afganistan’da ne kadar Müslüman öldürüldü bilinmiyor.
Husnu Zan ve Tevazu
Irak’ta ne kadar Müslüman öldürüldü bilinmiyor. Suriye’de ne kadar Müslüman öldürüldü bilinmiyor. Uzakt cudu da ne kadar Müslüman öldürüldü bilinmiyor. Çin ne kadar Doğu Türkistan’da oradaki Müslüman Türkleri katletti, kaç tanesini öldürdü bilinmiyor. Bilinmiyor. Hatta Çin Doğu Türkistan’ı konuşamazsınız bile. Ne siyasetçi konuşabilir, ne bürokratı konuşabilir. Müslüman-Alimler Birliği’ni aldı götürdü Çin Doğu Türkistan’da gözlerini boyadı. Ondan sonra Müslüman-Alimler Birliği açıklama yaptı. Doğu Türkistan’da oradaki Müslümanlara bir zulüm yoktur, bir sıkıntı yoktur, Çin’in iç işleridir dedi. Çıktı işin içinden. Aynı o Filistin Kurtuluş örgütünün başındaki Yasar Arafat’ın yerine oturan o Mossad ajanı da aynı şeyi söyledi.
Yasar Arafat da Mossad ajanıydı çünkü. O da Mossad’la ortaktı. Onun arkasından gelen şimdikinin adı ne? Mahmud Abbas da aynı. Onlar aynı yerdeler, aynı noktadalar. Değişen bir şey yok. Ve bakın Müslümanların hiçbir yerde, hiçbir şekilde değerleri yok. Ve harıl harıl, şakır şakır kanlara katılıyor. Ve biz yine yarın cuma, bir yerlerde Gıyab-ı Cenaze namazına davet edecekler sizi. Bir yerlerde gelin protost edelim, telin edelim, en yüksek dereceden kınayalım diyecekler. Pazar günü herhangi bir yerde bir miting olacak. Müslümanlar gidecekler mitinglerde kahrolsun, İsrail diyecekler. Haydi ey Müslümanlar, size bunu söyleyen var mı? Bugün Diyanet İşleri Başkanı’daki bir açıklama yapmış. Ben de yazdım altına.
Sen neden cihâd-ı ilan etmiyorsun? Ne ama kınamak? Cihâd-ı ilan et. Haydi Müslümanlar gidin. Kalecik dinleme cihazlarını gidin, kapanıncaya kadar protost edin. İsrail’e çalışıyor orası. Evet bütün ABD’nin ne kadar, ABD’nin ne kadar bildiğimiz, bilmediğimiz üssü varsa evet kapatılması için mücadele edin. Ne bağırıyorsunuz kahrolsun. İsrail diye? Gidin onların kapatılması için mücadele edin. Gidin onları kapattırın, siyasi baskı yapın. Haydi AK Partisi’ni bombardımana tutun. Mektupla, dilekçeyle, telefonlarla. Kapatın bütün batının üstlerini deyin. Evet. NATO değil, ABD’nin askeriyenin içerisindeki bürolarını kapatsınlar. İsrail’lerin bürolarını kapatsınlar, Mossad’ın bürolarını kapatsınlar. Hem askeriyenin içerisinde var, hem dış işlerinde var, hem iç işlerinde var.
Ondan güvenlik anlaşması olmuş. Bilgi anlaşması sözde verecekler. Buradan İsrail’e terörist bir mesele olursa bilgi verecekler. Kimin bilgisini verecek? Kim İsrail kahrolsun diyorsa onun bilgisini verecek. Kim o? Mustafa Özbağ gibi deli başlı birkaç kişi. Onların bilgisini verecekler. Kime? İsrail’e verecek. Yazacak Mustafa Özbağ sizin hakkınızda olumsuz düşünüyor, not alacak. Nerede? İçerideki Mossad ajanlarına, içerideki siyaye bozmalarına. İçerideki siyaye bozmalarına. Al notunu. Al. Sıkıntı yok. Hadi kapat. Hala daha ağırıma gidiyor 28 Şubat’tan Mossad’ın sorguda bulunmasına. Hala daha ağırıma gidiyor benim. Asıl 10 gün, 20 gün, 50 gün sorgulasın beni. Vallahi umurumda değil, billahi umurumda değil.
Mossad ne arıyordu orada? Döndüm komisere dedim, utanmadınız mı? Hiç mi dedim damarınız çatlamadı? Yüzlerine söyledim. Beni manyak deli yerine koydular. bu ye ekmek yemek yemiyor, kafa gitti diyorlar. Ne kafam gidecek dedim ya. Dedim Türk milliyetçiliğinden, Türk milliyetçiliğinden utanıyorum dedim. Mossad’ın ne işi var burada dedim. Diyemediler bana burada Mossad yok diye. Allâh onlara dedirtmedi. Gerçeği onlara gösterdi, dilleri tutuldu. İnkar edemediler. Ben böyle hiddetle konuşunca inkar edemediler. Kalbim patlayacak çünkü. Diyorlar, bu ikisi Mossad. Bu bir tanesi de diyorlar mı? Şikaye. Evet. Bağırıyorum. Mossad’ın şikayenin burada ne işi var diye. Diyemediler yok diye. Abdest alacağım ben dedim, namaz kılacağım dedim.
Hayır abdest alamazsın, namaz kılamazsın demediler. Gittim tuvalete gerçekten abdest aldım. Aç dedim nezarete bana, namaz kılacağım ben dedim.
Kapanis Tavsiyesi
Birden benim emrimin altına girdiler. Allâh emrimin altına soktu onları. Böyle baktılar ben manyaklaşmışım herhalde. Gittim Allâh’a ayak ver namaza durdum. Geliyor polis bakıyor. Polisin gelip baktığını görüyorum ben namazlarken görüyorum. Allâh, Allâh yardımcın. Namazlarken bana baktığını görüyorum ben. Bakıyor namaz kılıyorum, yukarı çıkıyor şimdi. Onlara söylediğini duyuyorum. Namaz kılıyor amirim diyor. Amirim diyor ki bitmedi mi onun namazı? Bitmiyor, ben okuyorum. Kendimde değilim zaten. Bir müddet sonra, kaç rekat kıldığımı bilmiyorum. Esselamu aleyküm ve rahmatullah, esselamu aleyküm ve rahmatullah. Bağırdım hey yukarıda kılar. Siyahı bozması, mosfet yazması. Hazırım gelin alın beni dedim.
Evet dedim. Geldiler aldılar o üç kişi yoktu. Evet. O üç kişi yoktu. Nerede dedim bu bozmalar? Tık yok. Ondan sonra komiser bana ne soruyor biliyor musun? Atatürk hakkında ne düşünüyorsun? Atatürk kerhaneci miydi dedim. Hayır dedi. Meyhaneci miydi? Hayırdı. Pavyoncu muydu? Hayırdı. Kumarbaz mıydı? Hayırdı. Uyuşturucu muydu? Hayırdı. Ahlaksız mıydı? Hayırdı. Hayır diyor. İyi. Dedim bunların hepsi Atatürkçe ya. Komiser kerhanede ne işin var dedim nöbet tutuyorsun. Atatürk kerhaneci değildi değil mi dedim ben evet. Ne işin var dedim kerhanede nöbet tutuyorsun. Tek kelime yok. Tek kelime yok. Tabi perşembe, cuma, cumartesi, pazar. Dört gün. Pazartesi gün, akşam nöbetçi mahkemeye. Evet. Teziah bu çünkü.
Bu benim kanıma dokunuyor. Kapat kardeşim. İsrail ile bütün ilişkilerini bitir. Davanda samimiysen bütün bürolarını kapat. Bütün bürolarını kapat. CIA’nin de kapat. Mossadınk’ın da kapat. Git, samimi misin? Evet, git bütün üstlerini kapat. Bak ne diyorum Türkiye. Türkiye. Sadece bu bürolarını kapatacak. Yemin ediyorum bakın. Yemin ediyorum titriyecekler. Diyecekler ki ya. İşler umduğumuz gibi gitmiyor. Bak sadece bir kararnameye bakar bu. Tekrar söylüyorum. Mossadınk, CIA’nin bütün bürolarını kapatıyor. Bütün bürolarını kapatıyorum. Bu kadar. Bütün batının üstlerini kapatıyorum. Bu kadar. Bu kadar. Bu kadar başka bir şeye gerek yok. Başka bir şeye gerek yok. O kocaman kocaman gemiler var ya birbirlerini çarparlar orada.
Yönlerini bulamazlar. Uçaklar birbirine çarpacak. O da sonra olacak olan şey. Onun da zamanını söyleyeceğim size. Evet. O gemiler oradan ayrılamayacak. Daha gelecek daha. Daha biraz daha zulüm artacak. Biraz daha askeri yığınak olacak. Oradakileri halledemeyecekler şimdi. Bir türlü haması alt edemeyecekler hemen. Haması öyle çabucak kolay lokma gibi yutamayacaklar. Allâh onlara yardım edecek. Habire ceset verecekler orada. Habire tankları bozulacak. Askeri teçhizatları bozulacak. Orada perişan olacaklar. Bu sefer daha da askeri yığınak yapacaklar. Ne diyor. Dadı Şerif’te? Yedi bayrak sahibi. Atlarını Şam’a bağlamadıkça evet o savaş başlamayacak. bütün o yedi tane büyük ülke bütün savaş araçlarını oraya yığacaklar.
Göz korkutmak için. Müslümanları korkutmak için. Sonra kurban olduğumun Allâh’a. Cenâb-ı Hak onlara yerden aşağıdan yukarıdan bir afat verip inşallah hepsini yerin dibine gömecek. Rabbim hepsini de savaş araçlarıyla beraber sistemleriyle beraber yerin altına gömsün inşallah. Birbirlerini düşürsün inşallah. Birbirlerini vurdursun. Birbirlerini helak etsinler. Birbirlerini yok etsinler. Veccalist güçler orada batsın inşallah. Cenâb-ı Hak hepsini de batırsın inşallah. Hepsini de per perişan eylesin. Onların destekçilerini de per perişan eylesin. İçimizde bizdenmiş gibi görünenleri de Cenâb-ı Hak helak etsin. Onların da sağ gözlerini kör edip birbirlerini yıkarsın. Onları kör edip bize işaret olarak bildirsin.
Cenâb-ı Hak onları şaşı eylesin. Kör eylesin. Son nefeslerini de veremesinler. Debelensinler. Bağıra bağıra son nefeslerini versinler.
Kaynakca ve Referanslar
- Mevlana ve Mesnevi: Mevlânâ Celâleddîn Rûmî, Mesnevî-i Ma’nevî; Abdulbâkî Gölpınarlı, Mesnevî ve Şerhi; Tâhirü’l-Mevlevî, Şerh-i Mesnevî; Reynold A. Nicholson, The Mathnawi of Jalaluddin Rumi; William Chittick, The Sufi Path of Love; Annemarie Schimmel, The Triumphal Sun; Eflâkî, Menâkıbu’l-Ârifîn.
- Ümmet ve Tevhid: Âl-i İmrân 3/102-103; Mâide 5/54-56; Bakara 2/163-165; İhlâs 112/1-4; Buhârî, Îmân 17; Müslim, Îmân 153.
- Sûfîlikte Usûl: Kuşey-rî, er-Risâle; İmâm Gazâlî, İhyâ ’Ulûmi’d-Dîn; Muhammed Emîn el-Kürdî, Tenvîrü’l-Kulûb; Ahmed Ziyâeddîn Gümüşhânevî, Câmiu’l-Usûl fi’l-Evliyâ; İmâm Rabbânî, Mektûbât.
- Nefs Terbiyesi: Yûsuf 12/53; Şems 91/7-10; Ahzâb 33/72; Muhâsibî, er-Ri’âye li-Hukukillâh; İbn Kayyim, Medâricü’s-Sâlikîn.
- Kur’ân ve Sünnet Sadakati: Haşr 59/7; Nahl 16/44; Âl-i İmrân 3/31; Muvatta, Kader 3; Tirmizî, İlim 16.
- Tekfir Yasaklığı ve Hüsnü Zan: Hucurât 49/11-12; Buhârî, Edeb 73; Müslim, Îmân 111; İbn Teymiyye, Mecmû’u’l-Fetâvâ 12/466.
- Zikir ve Mürâkabe: A’râf 7/205; Ra’d 13/28; Ahzâb 33/41-42; Buhârî, De’avât 66; Tirmizî, Da’avât 9.
- Hevâ-Heves Yasağı: Sâd 38/26; Câsiye 45/23; Mâide 5/77; Furkân 25/43.
- Âile, Komşuluk ve Âdâb: Nisâ 4/34-36; Rûm 30/21; Tahrîm 66/6; Nûr 24/27-31; Hucurât 49/13.
- Siyonizm-Mason Perspektif: Theodor Herzl, Der Judenstaat; John Robison, Proofs of a Conspiracy; Noam Chomsky, The Fateful Triangle; Mustafa İslâmoğlu, Yaşayan Kur’ân.
Tasavvuf hakkında daha fazla bilgi için tıklayınız.
İlgili Sözlük Terimleri: Mürşid, Zikir, Tevhîd, Nefs, Kalb, Sünnet, Hamd, Nûr. → Tasavvuf Sözlüğü’nün tamamı