Perşembe, 14 Mayıs 2026
YOLUMUZ NÜBÜVVET YOLUDUR

Mustafa Özbağ

İrşad & Tasavvuf · Resmî Site
Soru/Cevap ·

2023 Sohbeti #016 — Mesnevî 1766. Beyit

Mustafa Özbağ Efendi'ye sorulan soru ve cevabı: 2023 Sohbeti #016 — Mesnevî 1766. Beyit. Tasavvuf, ahlâk ve günlük hayata dair açıklama.


Beyit Girisi ve Mesnevi Manasi

Hepsini de yerle yeksan eylesin. Rabbim İsrail ve destekçilerini inşallah o Rahman dünya üzerinden silsin. Filistin’de ve diğer bütün dünyada Müslümanları zulmeden, Müslümanların kanına kıtan namusunun şerefine, haysiyetini yerle bir eden her kim var ise, her ne bir sistem var ise, her ne bir devlet varsa hepsini de kahriperişan eylesin. Görünmez ordularıyla yardım eylesin. Görünmez ordularıyla Ümmet-i Muhammed’e yardım eylesin. Görünmez ordularıyla onları kahriperişan eylesin. Ejmâ-i. Geçen hafta kimin namazında mihrab ve kıblesi Allâh’ın zâtı cemâli olursa, onun tekrar iman tarafına gitmesini ayıp ve kusur bil. Buraya okuduyduk. Tabi bu biraz şerh etmesi, biraz yorucu bir beytti. Tabi bu minval üzerine Hazret-i Pir devam ediyor.

Padişah’a esvapçı başı olan kişinin padişah hesabına ticarete girişmesi ziyankarlıktan ibarettir. Padişah’la birlikte oturan kimsenin padişah kapısında oturması yazıktır, aldanmaktır. Bir kimseye padişah’a elini öpmek fırsatı düşer de o ayağını öperse bu suçtur. Geçen hafta dediydi ya bir kimse mihrabında eğer cemâlullahı Allâh’ın bu mânâda cemâliyle cemâlleştiyse Allâh’ı gördüyse onun iman tarafına dönmesi onun için bir züldür, bir suçtur demişti. Aynı şeyi söylüyor, bunu şerh ediyor. Padişah’ın esvapçı başı olan kişinin padişah’a, padişah hesabına ticarete girişmesi ziyankarlıktan ibarettir. Padişah o zaman için dünyevi olarak en yüksek makam. Tabi bunu böyle anlatırken Hazret-i Mevlânâ bir kimse Allâh’a dost olmuş, bir kimse Allâh’a bu mânâda dostluk sınıfına girmiş.

Onun hem Allâh’a dost olacak hem de onun Allâh adına böyle dünyevi bir metaya girişmesi, onun dünyevi olarak dünyaya gönül vermesi bu kabul edilebilir bir şey değil. Ben böyle teker teker sonra daha etraflı buna gireceğim. İkincisinde diyor ki, padişah’la birlikte oturan kimsenin padişah kapısında oturması yazıktır. sen mahrem odaya girmişsin, mahrem odaya giren bir kimsenin kapının eşiğinde oturması onun makamı düştüğüne, makamı kaybettiğine işarettir. Üçüncüsü bir kimseye padişah elini öpme fırsatı düşer de o ayağını öperse suçtur. Bu üç beyitle alakalı sabaha kadar konuşsam, örneklesem İslam dünyasında bunun çok örnekleri var. Sufi dünyada da örnekler var. aslında o halde olmayıp da kendisini o haldeymiş gibi gösterenler, böyle kendince ben ona layık değilim terenenleri gibi.

Ama buradaki ana tema şu, sen madem ki padişahla berabersin, padişahla beraber olmanın halini yaşa. O zaman padişahla beraber değilsen eşikte sen, eşikte olduğunu bil, ona göre davran. Yok, sen eşikten içeri geçtiysen, has odadaysan, o zaman has odadaki gibi davran. Eşikteki gibi davranırsan, o zaman bu suç ya ahmaksın ki ahmak olanı has odaya almaz da, ya da küstahsın, o zaman küstah olanı da has odaya almaz da. O zaman sen aslında has odada değilsin. Çünkü her geriye dönüş, her geriye dönüş ya senin çok büyük hatalar, yanlışlıklar yaptığına işarettir ya da senin nankör olduğuna işarettir. Allâh muhâfaza eylesin. bunlar zaman zaman geçmiş peygamberlerin ümmetlerinde de görüldü. Bakara 57. Bulutları üzerinize gölgelik yaptık.

Size kudret helvası ve bıldırcın indirdik. Size rızık olarak verdiklerimizin temizlerinden yayın dedik. Onlar bize zulmet verdiler fakat kendi kendilerine zulmetiyorlardı. Ayet 61. O zaman siz şöyle demiştiniz, ey Musa, bir çeşit yemeğe dayanamayacağız. Rabbine dua et de bize yerin bitirdiyse bize hıyar, sarımsak, mercimek, soğan versin.


Arifin Yolu ve Halvet-i Der-encumen

Musa kavmiyle beraber Firavunun elinden kurtuldu, çöle geçtiler. Çölde onlar sordular neyi pişeceğiz diye Musa aleyhisselâm Cenâb-ı Hak’a yalvardı dua etti. Ve Cenâb-ı Hak Musa’nın kavmine cennet nimetleri indirmeye başladı. O cennet nimetlerini yerlerken bıldırcındır, cennet helvasıdır, cennet pişmiş etidir, cennet sofrası onlar o cennet meyveleri, cennet sebzeleri, cennet yemekleri yerlerken bu şimdiki pis İsrail’in ataları Musa’ya dediler ki biz her gün bunu mu yiyeceğiz? Rabbine söyle biz yine yerden gelen soğan, sarımsak yemek istiyoruz. Bunlar çünkü şimdi bu tarafa devşirecek olursak bir sufi cennet meyvası, cennet sofrasına otururken hevâ-hevesine uyup geriye dönmesi oradan. Siz dünyadayken cennet bahçelerini uğrayınız.

Ya Resulallah dünyada cennet bahçesi var mı? Evet. Neresi? Zikir halakalarıdır. Ve cennet bahçelerini uğradığınızda orada cennet nimetleriyle nimetleniniz. Ya Resulallah cennet nimeti ne? Orada sizi zikretmekle yiyiniz. Şimdi bir kimse zikir halakasını terk ettiyse Musa’nın kavmi gibi o manevi atmosferi o cennet bahçesini terk etti. O heva ve hevesine düştü. O nefsine uydu. O Allâh’ın cemaliyle cemalleşirken, Allâh’ın kelamıyla kelamlaşırken nefsine uydu çekti gitti. Onun için ne oldu o? O padişahın sofrasında otururken padişahın sofrasını terk etti. Padişahın sofrasına hainlik etti, nankörlük etti. Bakın nasıl Musa’nın kavmi cennet nimetleriyle nimetlenirken soğan sarımsak istediler, cennet nimetine karşı küstahlık ettiler.

Allâh’a haşa küstahlık ettiler. Peygamberlerine küstahlık ettiler. Bakın bu Yahudilerin küstahlığı bitmedi. Zaman geldi, İsa Aleyhisselâm peygamber oldu. İsa Aleyhisselâm peygamber olunca yanındaki havariler İsa’yı imtihan ettiler. Dediler ki maide 112. havariler, ey Meryem oğlu İsa, Rabbin gökten bize bir sofra indirmeye gücü yeter mi demişlerdi. O da eğer iman ediyorsanız Allâh’tan korkun demişti. 113. Ayet. Bunun üzerine dediler ki ondan yemeği, kalplerimizin huzura kavuşmasını, senin bize doğru söylediğini bilmeyi ve o sofraya şahitlik edenlerden olmayı istiyoruz. 114. Ayet. Meryem oğlu İsa şöyle dedi, ey Rabbimiz olan Allâh’ım gökten bize bir sofra indir ki bizden öncekileri ve bizden sonrakileri bir bayram olsun.

Ve senden bir mucize olsun, bizi rızıklandır, sen rızık verenlerin en hayırlısısın. Ayet 115. Allâh ben o sofrayı size indireceğim fakat bundan sonra sizden kim inkar ederse alemlerden hiç kimseye yapmadığım bir azapla onu azablandırırım dedi. Gün geldi İsa aleyhisselâm peygamber oldu. İsa aleyhisselâm peygamber olunca yanındaki havariler dediler ki çünkü beni İsrail peygamberi o da. Nasıl Musa’ya cennet nimeti geldiyse Allâh ona cennet nimeti gönderdi. Senin de peygamberliğinin delili olsun, senin de peygamberliğinin bir mucizesi olsun. Rabbine söyle bize sofra indirsin. Ve İsa aleyhisselâm da Cenâb-ı Hak’a yalvardı ve sofra indi mi evet ama sofra indi. Şimdi Cenâb-ı Hak sofrayla beraber onlara da ölçü koydu.

Dedi ki bu sofradan saklamak ve biriktirmek maksadıyla hiçbir şey almak yok. Bir saklamayacaklar, iki biriktirmeyecekler. Öyle ki sofrada yemek bitmiyor. Ve sofrada yemek bitmeyince habire yiyor herkes. Gelen yiyor, giden yiyor. Tabii İsa aleyhisselâm ne kadar fakir, fukara, hastalıklı kimseler var ise onların hepsini de sofrasına davet etti. Bütün fukaraları, o bölgede olan ne kadar fakir varsa, ne kadar garip güreba var ise, ne kadar böyle hasta olan varsa, ne kadar sıkıntıda, ne kadar dertte, gamda kim var ise İsa aleyhisselâm herkese haber saldı.


Hazret-i Pirin Hikmet Damlalari

Bütün herkes geliyor, yiyor, içiyor ama sofralarda nimet bitmiyor. Arkası ardına kesiliyor. Ve o yiyenler ayrıca bir peygamberi mucize olarak sağlığına kavuşuyor. Cüzzamlılar yiyor, cüzzam hastalığından kurtuluyor. Körler yiyor, körlükten kurtuluyor. Veya felçliler yiyor, felçten kurtuluyor. Fukaralar yiyor, fukaralar bir müddet sonra zengin oluyor. Anında birkaç gün sonra zengin oluyor. sofradan yiyenin ne derdi var ise, ne sıkıntısı var ise herkes o derdinden ve sıkıntıdan kurtuluyor. Ve o toplumun entelektüel takımı, zengin takımı bundan rahatsız oluyor. Bundan rahatsız olunca bunu inkar ediyorlar. Bunları inkar edince enteresan bir şey. Bakın enteresan bir şey. İnkar edenlerin hepsi de domuz suretine bürünüyor.

Tekrar ediyorum. İsa Aleyhisselâm’ın bu mucizesini inkar edenler domuz suretine bürünüyor. Ve domuz suretine büründükten sonra onlar normal domuz suretinde. İsa Aleyhisselâm onları tanıyor, isimleri neyse. İsim olarak onlara hitap ediyor ama onlar İsa Aleyhisselâm’a cevap veremiyor. Ve İsa Aleyhisselâm’ın mucizesini inkar ettiklerinden dolayı domuz suretinde. Bunlar 300 kusur kişi. Toplum bunları görünce İsa Aleyhisselâm’ın mucizesini inkar etmekten uzak duruyorlar. Ama herkes yiyor içiyor hâlâ da. Bakın yiyor içiyor. Bu 300 tane entelekte 300 kusur tane entelektüel ve zengin kısım böyle bir şey olur mu? Çünkü bunların toplum içerisindeki makamları sarsılıyor böyle olunca. Bunu inkar ediyorlar.

Bu olmaz böyle bir şey deyince Cenâb-ı Hak ibret âlemlik onları domuz suretine benzetiyor, çeviriyor. Ve bunlar ibretlik olarak 3 gün domuz suretinde yaşıyorlar. Ve 3 gün sonra bunlar domuz suretinde topluca ölüyorlar. Bakın topluca ölüyorlar. Domuz suretinde olanlar birbirleriyle evlenemeden, çocukları olmadan kadınla erkeklik. 3 gün sonra hepsi de ölüyor. Demek ki bir Allâh’ın nimetine, Allâh’ın keremine, fazlına tüccar olan bir kimse ona hainlik yapar, ona nankörlük yaparsa o da manada domuz suretine döner. Sen Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretlerinin yolunda yürürken hainlik eder, nankörlük edersen senin de suretinin ne olacağı belli değil. Ve o kimseler böylece helak olup gidiyorlar.

Ve bir kimse, bu derviş kardeşler için, sufiler için burası. Bu 3 beytten anladığımız şu benim kendimce. Eğer sen Allâh’a yakınlığı bulmuşken, zati tecellillere mazhar olmuşken, oradan geri dönmek, oradan geri dönmek. Onun için büyük bir zulüdür. Ve o hal ile hallenen geçen haftaki beyt’e göre her nereye yönelirse Allâh’ın yüzü oradadır. Oradadır âyet-i kerimesinin tecelliyatına mazhar olan bir kimsenin oradan geri dönmesi, oradan geri dönmesi, oradan oturup Hazret-iPir’in dediği gibi, tacirliğe kalkınması, oradan geri dönüp Sultan’ın huzurunda, huzurullah’tayken kapının eşiğine gitmesi, sufilemesi, Sultan ona elini uzattığı halde o kendi heva ve hevesine uyup onun ayağını öpmeye kalkması, onun ne yazık ki küstah olduğunu gösteriyor.

Ve o ya da tabiri caizse derece kaybedenlerden oluyor. Heva hevesine uyup derecesini, makamını yitirenlerden oluyor. bazen şeyhimi ayrı tutarak söylüyorum. bir kısım sufiler ama cahilliklerinden ama kendi kendisine gizli kibirliliklerinden ona bir vazife verilir, bir görev verilir. Ben buna layık değilim de, layık olan kardeşlere verin de. Derler ya o aslında ya cahildir ya da kibirlidir. Sebep sana bir talif edilmiş, sana bir vazife verilmiş, sana bir hizmet kapısı açılmış, sen kendi kendine ben yapamam diyorsun.


Nefsin Mertebeleri ve Mucahede

Hatta bunu daha ileri götürenler oluyor ya, yok makam toplanmış, ona şeyhlik verelim demişler, o da ben layık değilim demiş. Ondan sonra Hz. Peygambere demiş bir de bunu. Bunu söylerler ya hal olarak şeyhimi ayırıyorum. Seni kimsin? Hazret-i Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretleri sana bir vazife verecek de, sen ben layık değilim diyeceksin. Hazret-i Peygamber haşa, heva hevesinden mi konuştu? Kime ne verileceğini bilmedi mi? Sen layık olup olmayacağını bilmedi mi? Ayet-i Kerimede Peygamber ne verdiyse alın derken, senin yaptığın bu küstahlığın dikalası değil mi? Bu senin yaptığın kendince tevazıymış gibi gösterirken, Muhammed Mustafa’nın sallallâhu aleyhi ve sellem hazretlerinin maddede de manada da sözünü havada bırakmak değil mi?

Sana Peygamber elini uzatmış. Sen kimsin de ben layık değilim deyip de onun elini öpmeyecek? Veyahut da bir mürşid-i kamil sana bir vazife vermiş. Sen kimsin ki ben buna layık değilim deyip de vazifeyi reddetecek? Bunlar ya cehaletten kaynaklanır ya da gizli küstahlıktan, kibirlilikten kaynaklanır. Cehaletten kaynaklanırsa nasihate ihtiyaç vardır. Hadi bunu bir kimse naz niyaz etti, şeyhine söyledi eyvallâh diyelim. Sen manada Hazret-i Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretlerine nasıl böyle bir şey söylersin? Hiç mi yol yordam görmedin, hiç mi adab erkan görmedin? Bir şeyhe dahi itaat edilmesi gerekirken, tabi olunması gerekirken, seni şeyh has odasına alırken, sen nasıl böyle bir şey yaparsın?

Bir şeyhe dahi, bir mürşid-i kamile dahi yapılması nankörlün dik alası, kibirliliğin dik alasıdır. Sen bunu yapamazsın, bunu söyleyemezsin, reddedemezsin, bunu aklından bile geçiremezsin. Öyle yapıyorsan sen direkt o şeyhe efendine küstahlık yaptın. Öyle yapıyorsan, eğer Hazret-i Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretleri sana bir vazife verdi de, sen kalkıp da ben layık değilim dediysem, ya yalancısın, öyle bir hal görmedin, kendi kendine havalara katmak için böyle bir şey söylüyorsun. Yalancısın yani, ya da hayalini hâl olarak algılıyorsun. Ya da hayalini hâl olarak algılıyorsun. İkisinden biri, Allâh muhâfaza eylesin. O yüzden sen has odaya girdiysem gözünü eşiğe dikme. Sen o padişahın sofrasına oturduysan, sen o sofranın adabına, erkanına uy.

Seni has alakaya aldıysa, ister üstadın almış olsun, ister pire efendiler alsın, isterse Cenâb-ı Hak kalsın. Sen oranın adabına, erkanına uy. Nefsine uymaz, hevâ-hevesine uymaz, kibirliliğe düşme. Kendinde bir şey varmış zannetme. Ama sen o oturduğun sofranın adabına, erkanına uy. Veyahut da seni birisi elinden tutup bir odaya kattıysa, o odanın adabına, erkanına uy. Sana birisi bir vazife verdiyse, o vazifenin adabına, erkanına uy. Nefsine uymaz. Allâh muhâfaza eylesin. Her ne kadar ayağa baş koymakta bir yakınlıktır. Fakat el öpme yakınlığına nisbetle hatadır, düşkünlüktür. sen elini öperken, normalde gidip de senin ayağını öpmeye çalışman, senin düşkünlüğüne işaret, senin makamı kaybettiğine işaret.

Sen normalde evet evvelkine nisbet, sen bir çıt aşağıdasın. Önceden elini öpüyordun, şimdi kendince ayağını öpmeye çalışıyorsun. Ayağını öpmeye çalışırken, o senin çenenden tutmuş, kaldırmış yukarı, elini öptürmüş sana. Bunu nimet bil, bunun kadrini kıymetini bil, buradan aşağı düşmemeye çalış. Yok, sen kendi kendine yine aynı terenelliğe gidip, ben layık değilim deyip de ayağını öpmeye çalışmak küstahlıktır. Küstahlıktır, kibirliliktir. Allâh muhâfaza eylesin. Çünkü Hz.


Asik-Masuk Iliskisi

Peygamber için Cenâb-ı Hak dedi ki, Peygamber size ne verdiyse alın. İtiraz etmek, haşa Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem’e itiraz etmek çok büyük bir küstahlıktır. Okumisede ne manevi hal kalır, ne manevi perde kalır onda. Çok büyük küstahlıktır. Allâh muhâfaza eylesin. Padişah birisi yüzünü gördükten sonra başkasına meylederse kıskanır. Padişahın yüzünü görmüşsün, Padişah diyor yüzünü birisine gösterdiyse artık o kimsenin başkasına bakması kabul edilebilir bir şey değildir. Lokman âyet 22, kim iyilik yaparak yüzünü Allâh’a çevirirse muhakkak sapasağlam bir kulpa sarılmıştır. O zaman sen kendini teslim etmişsin. Allâh’a. Allâh’a teslim etmiş ve Allâh da sana cemalini göstermiş. Cemalini sana göstermiş, hediye etmiş, lütfetmiş, ikram etmiş.

Artık senin oradan yüzünü başka bir yere çevirme lüksün yok. Senin artık yüzünü başka bir yere döndürme lüksün yok. Sana mahremini açmış. Sana mahremini açtıysa senin kalkıp da yüzünü başka bir yere döndürme, yüzünü başka şeylere çevirme, kalbinin içerisine dünya sevgisi koyma lüksü yok. Senin artık Allâh’la her an ve an cemalleşmenin yolunda yürü. Çünkü sana sırrını göstermiş, sana mahcemalini göstermiş, sana cemal sıfatının tecelliyatını yaşatmış. Senin artık oradan geri dönüşün yok. Oradan geri dönüşün senin küfründür. Oradan geri dönüşün senin küfründür. Başkasının hatasıdır, kusurudur. Ama Allâh’la cemalleşen bir kimsenin yüzünü başka bir yere çevirmesi onun küfrüdür. Müzemmil âyet 8. Rabbinin adını zikret ve sadece ona yönel.

Artık sen onun cemaliyle cemallenmişsin. Sen her perdede onu zikretmekle mükellefsin ve sadece ona yönelmekle mükellefsin. Sadece ve sadece. Çünkü sen yüzünü Allâh’a döndürmüşsün, Allâh da cemalini sana tecelli ettirmiş. Sen Allâh’a bir adım gelirsen O sana on adım gelir. Sen O’na on adım gelirsen O sana yüz adım gelir. Sen O’na yüz adım gelirsen O sana koşar. Senin oradan geri dönüşün yoktur artık. Sen oradan başka bir yere dönemezsin. Her baktığında O’nun cemalini, her konuştuğunda O’nun kelamını işitmekle memursun. Ve sen O’nun zikrinden başka bir şey, O’nun zikrinden başka bir şeyle hemhal olamazsın. Ve yönünü başka bir yerlere döndüremezsin. Artık senin yönün Allâh’tır. Yönünü başka yere döndürmeye kalkarsan ibret âlem için helak olursun.

O yüzden İsa aleyhisselâm ile alakalı domuz kıssasını konuştum önceden. Yüzünü başka yere döndürenler ve maneviyata bu manada belli bir noktaya gelip de oradan ters dönenler bilmiş olsunlar ki manada domuz suretine bürünürler. O yüzden bir kimse Rabbine yönelince başka bir yön araması, başka bir şeyle iştigal etmesi onun için Allâh muhâfaza eylesin. Helakına sebep olur. Ve Zümer 54 size azap gelmeden önce Rabbinize yönelin ve ona teslim olun. Son köprüden önce son çıkış var ya son çıkış bu azap gelmeden ona yönel. Tevbe et geri dön teslim ol. Ve yapmış olduğun her şeyle alakalı Allâh’a yalvar yakar. O tövbeleri kabul edendir. Yanlışlıklarını eksiktiklerini kasten yaptıklarını veyahut da elinde olmadan, veya elinde olmadan bilmeden yaptıkların için tövbe et.

Allâh’a yalvar yakar geri dön. Yoksa sonun hüsrandır, sonun helaktır. Allâh muhâfaza eylesin. O yüzden Allâh’ı seviyorum. Allâh’ı sevdim. Allâh’ı sevdim. Allâh’ı sevdim. Allâh’ı sevdim. Allâh’ı sevdim. O yüzden Allâh’ı seviyorum demek bir davadır. Buna şahitlik gerekir. Ve Allâh’ı seviyorum diyenlerin ondan başkasına bakması, ondan başkasına itaat etmesi, ondan başkasına yüzlerini çevirmesi caiz değildir, uygun değildir.


Tevhidin Derinligi ve Vahdet

Allâh’ı seven her an Allâh’ın cemaliyle cemalleşme derdine düşmeli. Ve her an Allâh’ı zikredip ona yönelmeli, ona teslim olmalı. Ancak onun Allâh’a yönelmesi tam olarak tecelli eder. Ve o da sana yöneldiyse, sen ona yöneldin, o da sana yöneldi. Sen ona yöneldin, o da sana yöneldi. Artık senin başka bir yere bakman, gönlünde Allâh sevgisinden başka sevgi, tohumu, ekmen Allâh’ı kıskandırır. Allâh dostlarını kıskanır, Allâh müminleri kıskanır. Müminlerin gönüllerinde kendi sevgisinin, Habibi’nin sevgisinin, dostların sevgisinin, eşin, çocuklarının sevgisinin, bunlar haram değildir. Bunların sevgisi olur. Hatta eş ve çocukları muhabbet edilir. Üstad sevilir, ondan fazla Hz. Muhammed Mustafa sevilir.

Ondan fazla da Allâh sevilir. O zaman senin kalbinde artık dünya sevgisi, makam sevgisi, para pul sevgisi, senin artık kalbinde Allâh’ın sevmediklerinin sevgisi olmaması gerekir. Bu dünyayı terk etmek, parayı pulu terk etmek değildir. Sevmeyi terk ederiz biz. Biz şedid bir sevgiyle Allâh’ı severiz. Biz şedid bir sevgiyle Muhammed Mustafa’yı sallallâhu aleyhi ve sellemi severiz. Biz şedid bir sevgiyle Üstad’ımızı severiz, müminleri severiz. Biz eşimizi de severiz, çocuklarımızı da severiz. Biz kardeşlerimizi, arkadaşlarımızı da severiz. Ve Allâh için severiz. Allâh için dostluk kurarız. Allâh için birbirlerimize muhabbet besleriz. Biz Üstad’ımızı da Allâh için severiz. Biz eşimizi de, çocuklarımızı da, kardeşlerimizi de Allâh için severiz.

Ve o Allâh için olan sevgimizi asla kaybetmeyiz. Çocuğumuz bize baksın diye sevmeyiz. Eşimiz bize hürmet etsin, bize baksın çorba pişirsin diye eşimizi sevmeyiz. Biz kardeşlerimizden faydalanmak için kardeşlerimizi sevmeyiz. Bizim sevgimiz Allâh içindir. Allâh’ın velilerini de Allâh için severiz. Biz Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretlerinde Allâh için severiz. Biz Allâh’ın aracında ne var ise hepsini Allâh için severiz. Hepsini de. Biz Allâh dostlarımızı da Allâh için severiz. Öyle olunca oradan geri dönmek yoktur artık. Oradan geri dönmek züldür. Allâh muhâfaza eylesin. Allâh’ın gayreti buğdaya benzer. Buradaki gayret kıskançlık. Harmandaki saman da insanların kıskançlığıdır. Kıskançlıkların aslını haktan bilin.

Halkın kıskançlıkları şüphe yok ki Allâh kıskançlığının feridir. Hazreti Pir, Cenab-ı Hakk’ın kıskançlığını buğdaya benzetiyor. Halkın insanların kıskançlığını da harmandan arta kalan samana benzetiyor. Saman aslında harmanın posasıdır. Asıl kıymetli olan nedir? Buğdaydır. Ama saman da o harmanın artığıdır. Ya bana gider mi gitmez. Hazreti Pir diyor ki, Cenab-ı Hakk’ın kıskançlığı buğday gibidir, kıymetlidir. Ve saman da o kıymetli buğdayın posası hükmündedir. Asıl kıskanç olan Allâh’tır, haktır. Ve kıskançlığın sıfatsal tecelliyatı Allâh’a aittir. Çünkü kıskançlık Allâh’ın sıfatıdır. Bir kimse eşinin kıskanması Allâh’ın sıfatıyla sıfatlanmasıdır. Çocuğunun kıskanması Allâh’ın sıfatıyla sıfatlanmasıdır.

Kardeşlerini, dergahını, şeyhini kıskanması Allâh’ın sıfatıyla sıfatlanmasıdır. Arkadaşlar, kardeşler, buradaki kıskanmak, cama çıkma, perdeye çıkma demek değildir. Buradaki kıskançlık, onu korumak, muhafaza etmek, onun ihtiyaçlarını görmektir. Kardeşinin koluna girmektir, ona destek olmaktır. Onun ayıplarını örtmektir, hatalarını, kusurlarını örtmektir. Onu Allâh adına nasihat etmektir. Onu kıskanmak demek, onu kimseyle paylaşmamak demek değildir. Allâh’ın kıskanması o kıstandığı dostunu korur. O yüzden der, kim benim velime savaş açarsa bana savaş açmış gibidir der.


Sabir, Riza ve Teslimiyet

Bu Allâh’ın kıskanmasıdır. Velilerini çarçur etmez, peygamberlerini çarçur etmez. Mümimleri çarçur etmez. Müminlerin velisidir. Kim bir mümine zarar vermeye kalkarsa, Allâh der ki bana zarar verdin. Allâh onun intikamını alır. Kim peygamberine, onun peygamberlerine zarar vermeye kalkarsa, Allâh onun intikamını alır. Kim Allâh’ın velilerine, dostlarına düşmanlık ederse, Cenâb-ı Hak Hadis-i Kutsi’de yırtıcı bir hayvanın avından aldığı intikam gibi, Allâh da ondan intikam alır der. Bu Allâh’ın kıskançlığıdır. Allâh dostunu kıskanır, dostlarını kıskanır ve onları korumaya, onları muhafazaya alır. Sen onun başındaki belayı, müsibeti, onun başındaki derdi, onun başındaki gamı, kasavete bakıp da Allâh bunu korumuyor zannetme.

O aşıkla maaşının arasındaki cilvelenmedir. O aşıkla maaşının arasına da girme. Ona hastalığın en fazlasını verebilir, onu derdin en fazlasını verebilir, ona sıkıntının en fazlasını verir. Sen aldanma. O hastalığı o verir ona. Ama sen onun hastalığınla dalga geçersen, seni parım parım parçalayıverir. Çünkü hastalığı veren odur. Sen ona hastalık olarak görürsün. O kendi içinde onun için o nedir? Cilvelenmektir. Cilvelenmektir. Sevgili sevgilisiyle cilveleniyor. Cilvelenirken ısırır da, cilvelenirken canını da acıtır. Of bile demeyeceksin. Hatta tebessüm edeceksin. Ne güzel ısırdın diyeceksin. Ne güzel canımı acıttın diyeceksin. Ne güzel beni yakın buldun ki, canımı acıttın. Beni kendine yakın gördün ki, istediğini istediğin gibi yapıyorsun diyeceksin.

Kendini teslim edeceksin. O istediğini istediği gibi yapacak senin üzerinde. Sevgili olmak bunu gerektirir. Yok, bura mı acıttın? Yok, bura mı incittin? Yok, sen bura mı kırdın? Yok, sen bura mı döktün? O sevgiliden şikayettir. Şikayet edenin aşk meydanında işi yoktur. Şikayet edenin dergahımızda da işi yoktur. Sen şikayet edeceksen git kendine uygun bir cemaat bul. Burası şikayet edilecek yer değildir. Burada başına ne gelirse gelsin, eyvallâh deyip dondurma yalar gibi yalacaksın. İster kış gününde sana dondurma yalatsın, ister yaz gününde senin ağzına kaynar sular döksün. Sen onu sevgiliden geldi deyip, yüzünü bile ekşitmeyeceksin. Sevgiliden geldi deyip tebessümle onu karşılayacaksın. Üstadımın bana dediği gibi, bir dizine dedi, ateşten kor dökecekler, bir dizine de dedi, gül yağı dökecekler.

Her ikisini de bir görmezsen, Kemal’e remetsin. Mustafa Efendi demişti bana. O zaman kor ateş döktükleri zaman, of aman demeyeceksin. Gül yağı döktükleri zaman da, oh ne kadar güzel gül yağına kavuştun da demeyeceksin. Kor ateşi de seveceksin, gül yağını da seveceksin. Isırsa da seveceksin, öpse de seveceksin. Yerden yere vursa da seveceksin, Arşala’da dolaştırsa da seveceksin. Arşala’da dolaştırsa da seveceksin. Seni avamın ağzına sakız etse de seveceksin, meleklere dua ettirse de seveceksin. O seni kah, avamın ağzında sakız eder dedikodunu yaptırır, kah Arşala’nın meleklerine dua ettirir. Arşala’nın meleklerine dua ettiren de odur, avamın ağzına seni sakız edip de çiğneten de odur. O zaman senin kalkıp da bunlara itiraz etme hakkın olmaz.

Ve Allâh bu manada müminleri, dostları, peygamberlerini kıskanır. Ve kıskanma sıfatı direkt Allâh’a aittir. Hazreti Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem Hazretleri bir sahabesine dedi ya, o kıskançtır, ben de kıskancım. Allâh benden de kıskançtır dedi. Evet, Davud aleyhisselama şöyle vahyetti Cenâb-ı Hak, günahkarlara benim affedici olduğumun müjdesini ver.


Dunya Aldatmasi ve Ahiret Gercegi

Özü, sözü, doğru kullarıma da benim kıskanç olduğumu hatırlat. Günahkarlara benim affedici olduğumun müjdesini ver. Ey günah işleyen Allâh’ın kulları, dönün Allâh’a tövbe edin. Kim Allâh’a tertemiz, ihlaslı bir şekilde tövbe ederse hiç günah istememiş gibidir. Haşa Allâh’ın dininin sahibi ben değilim. Kur’ân’ı ben indirmedim. Ben Allâh’ın dinini aktarıyorum. Çıplak! Ben Allâh’ı anlatıyorum, çıplak! Kimse Allâh’ın affediciliğinin üzerine laf söyleyemez. Kim tövbe eder geri dönerse, Allâh onu affeder. Bin kere tövbe etse, bin sefer tövbesini bozsa, bin birincinde yine tövbese, Allâh yine affeder. Sen tövbe etmekten bıkarsın, Allâh seni affetmekten bıkmaz. Sen zikretmekten bıkarsın, sen zikretme müddetçe Allâh seni zikretmekten bıkmaz.

Sen bütün gününü onun cemaliyle geçirmek istesen, sen nefsine uyar, hevâ-hevesine uyar, bir an o halden düşersin, ayrı bir perdeye geçersin, Allâh sana cemalini göstermekten bıkmaz. Bir mani perdesi gelir, sen ahı efkan edersin, ahı efkan ettin yerde mani perdesinin içerisinde Allâh yine cemalini verir. Allâh yine cemalini verir sana. O yüzden ama Allâh kıskançtır. Sen geri dönme, Allâh kıskançtır. Sen başka bir cemalde başka bir cemal arama. Sen her cemalde onu seyret, her kelamda onu dinle. O dur kelamın sahibi. Kelamın sahibi odur. O yüzden sen asla ve asla kulağını şeytana verme. Asla ve asla kalbini şeytana teslim etme. Asla ve asla heva ve hevesine uyma. Kendi kafandan din çıkarma. Kendi heva ve hevesinden sufilik yolu da çıkarma.

Otur iki dizinin üstünde dinle. Otur iki dizinin üstünde tabi ol. İhlasla, samimiyetle, Allâh’a yönel, Allâh’a teslim ol. Ve Allâh’ın hududunu aşma. Allâh haddi aşanları sevmez çünkü. Allâh muhâfaza eylesin. Allâh her anlamda, her anlamda, her perdede. onlar şimdi yeni dilde boyut diyorlar ya. Eski dil perde. Ben eski dil kullanacağım. Boyut demeyeceğim. Perde. Allâh her perdede kıskançtır. Allâh sadece velilerine kıskanç değildir. Allâh her perdede kıskançtır. Çünkü O istenilendir, dua edilendir, tövbe edilendir, O sevilendir. O yüzden Cenab-ı Hakk’ın kıskanç olmadığı hiçbir perde, hiçbir tecelliyat yoktur. Kendi kendinize sufilik âleminde kendi kendinize ölçü çıkarmayın. Şu perdede yoktur demeyin.

Her perdede, her anda onu zikredip, onun cemaliyle cemalleştiğini zih istedin. Diyeceksiniz ki insanların cemalinde de mi? Evet. Evet. Yerin de göğün de nuru Allâh’tır. Yerin de göğün de Rabbi Allâh’tır. Yerle göğün arasında her ne var ise hepsinin de Rabbi Allâh’tır. Sizlerin de benim de Rabbi Allâh’tır. Senin de benim de sıfatsal tecelliyatlar Allâh’a aittir. O zaman Allâh’ın sıfatsal olarak tecelli etmediği hiçbir perde, hiçbir varlık, hiçbir cisim, hiçbir hücre, hiçbir atom, hiçbir element yoktur. Allâh hepsine de tecelli eder. Allâh hepsine de tecelli eder. Ve Allâh bütün varlık âlemini komple sıfatlarıyla donatmıştır. Varlık âleminde sıfatının tecelli etmediği zerrenin zerresi dahi yoktur.

En küçücük hayale dahi, sizin hayalinize dahi tecelli eden odur. İster nefsani olsun, ister rahmani olsun. Bütün hayallere tecelli eden odur. Bütün akıllara tecelli eden odur. Bütün varlığa tecelli eden odur. O yüzden o varlığın her derecesinde, varlığın her perdesinde kıskançtır. Her perdesinde. O yüzden acaba şurada mı burada mı diye kafamızdan bir şey geçirmek boş muhabbettir. Bunu anlatmayı bırakayım da o on gönüllü hercai sevgilinin cefasından şikayet edeyim. bu kıskançlığı anlatmayı bırakayım.


Kaynakca ve Referanslar

  • Mevlana ve Mesnevi: Mevlânâ Celâleddîn Rûmî, Mesnevî-i Ma’nevî; Abdulbâkî Gölpınarlı, Mesnevî ve Şerhi; Tâhirü’l-Mevlevî, Şerh-i Mesnevî; Reynold A. Nicholson, The Mathnawi of Jalaluddin Rumi; William Chittick, The Sufi Path of Love; Annemarie Schimmel, The Triumphal Sun; Eflâkî, Menâkıbu’l-Ârifîn.
  • Ümmet ve Tevhid: Âl-i İmrân 3/102-103; Mâide 5/54-56; Bakara 2/163-165; İhlâs 112/1-4; Buhârî, Îmân 17; Müslim, Îmân 153.
  • Sûfîlikte Usûl: Kuşey-rî, er-Risâle; İmâm Gazâlî, İhyâ ’Ulûmi’d-Dîn; Muhammed Emîn el-Kürdî, Tenvîrü’l-Kulûb; Ahmed Ziyâeddîn Gümüşhânevî, Câmiu’l-Usûl fi’l-Evliyâ; İmâm Rabbânî, Mektûbât.
  • Nefs Terbiyesi: Yûsuf 12/53; Şems 91/7-10; Ahzâb 33/72; Muhâsibî, er-Ri’âye li-Hukukillâh; İbn Kayyim, Medâricü’s-Sâlikîn.
  • Kur’ân ve Sünnet Sadakati: Haşr 59/7; Nahl 16/44; Âl-i İmrân 3/31; Muvatta, Kader 3; Tirmizî, İlim 16.
  • Tekfir Yasaklığı ve Hüsnü Zan: Hucurât 49/11-12; Buhârî, Edeb 73; Müslim, Îmân 111; İbn Teymiyye, Mecmû’u’l-Fetâvâ 12/466.
  • Zikir ve Mürâkabe: A’râf 7/205; Ra’d 13/28; Ahzâb 33/41-42; Buhârî, De’avât 66; Tirmizî, Da’avât 9.
  • Hevâ-Heves Yasağı: Sâd 38/26; Câsiye 45/23; Mâide 5/77; Furkân 25/43.
  • Âile, Komşuluk ve Âdâb: Nisâ 4/34-36; Rûm 30/21; Tahrîm 66/6; Nûr 24/27-31; Hucurât 49/13.
  • Siyonizm-Mason Perspektif: Theodor Herzl, Der Judenstaat; John Robison, Proofs of a Conspiracy; Noam Chomsky, The Fateful Triangle; Mustafa İslâmoğlu, Yaşayan Kur’ân.

Tasavvuf hakkında daha fazla bilgi için tıklayınız.

İlgili Sözlük Terimleri: Hâl, Mürşid, Zikir, Tevhîd, Nefs, Kalb, Sünnet, Şeyh. → Tasavvuf Sözlüğü’nün tamamı