Karabaş-i Veli Tekkesi 2016

9. Karabaş-i Velî Tekkesi Sohbeti — Siz Değişmedikçe Allah Değiştirmez, Âlim-Emîr ve Toplum

Siz Değişmedikçe Allah Sizi Değiştirmez

Bir kimsenin kendisini kötülükten iyiye doğru sevk etmesi “hicret” olarak zikredilmiştir. Peygamber Sallallâhu Aleyhi ve Sellem Hazretleri “O mâlum hicret son bulmuştur” buyurmuştur. Bundan sonraki hicret bir kimsenin kötülükten iyiye, günahtan-haramdan helâle doğru hicret etmesidir.

“Bir kavim kendi durumunu değiştirmedikçe Allah onlara âit bir durumu değiştirmez” âyet-i kerîmesi, Cenâb-ı Hakk’ın kullar üzerinde Cebriyye anlayışında bir zorlama göstermediğinin delîlidir. İşin cüz’î irâde noktası vardır. Mâtürîdî ekolü — yâni İmâm-ı Âzam’dan gelen Hanefî ekolü — cüz’î irâdeye ehemmiyet verir. Biz Kaderiyye veya Cebriyye anlayışını kabul etmeyiz.


Toplumu Değiştiren Etkenler: Âlimler ve Emîrler

Toplum bireylerden oluşur. Bireyler kendilerini değiştirdiğinde toplum da değişir. Türkiye’nin veya İslâm dünyasının son 300 yılına baktığımızda şunu görürüz: Âlimler kendilerini değiştirdi, emîrler kendilerini değiştirdi. Âlimler ve emîrler kendilerini değiştirince toplum da bozulmaya yüz tuttu.

Âlimler ve emîrler kendilerini toparlayamayınca toplum da kendini toparlayamadı ve İslâm’ın o gün için hem ekonomik hem siyâsî hem askerî hem de kültürel kocaman dünya imparatorluğu battı. Biz kendi kendimize “Frenkler şöyle yaptı, Frenk eğitimi alanlar böyle yaptı” diye suçu dışarıda aradık. Oysa değişen âlimler ve emîrlerdi — fıkıh âlimleri, kelâmcılar, hadîsciler, tefsîrciler ve Osmanlı’nın son 150-200 yılının şeyhleri hep içindeydi.


Arı Kovanı Misâli: Toplum Kuvvetliyse Bey Çıkarır

Bir arı kovanı kuvvetliyse içinden bey çıkarır; kovan kuvvetli değilse içinden bey çıkarmaz. Bir toplum kuvvetliyse içinden bey çıkarır, aksi hâlde çıkaramaz. Bir dergâh kuvvetliyse içinden bey çıkarır; kuvvetli değilse dağılıp gider.

Toplum kuvvetliyse içinden kuvvetli başbakan, kuvvetli cumhurbaşkanı, kuvvetli genelkurmay başkanı, kuvvetli ve ahlâklı siyâsetçi çıkarır. Toplumun ahlâkı bozuksa ahlâkı düzgün olan siyâsetçinin veya bürokratın bile ahlâkını bozar. Hükûken mümkün değil — beş lira verseydi, on lira verseydi, yüz-iki yüz vererek bürokratı ve siyâsetçiyi bozuyorlar. Toplum sıkıntılı, toplum kendini değiştirmiyor.


Dergâhın Bozulması: Alt Taraftan Başlar

Birisi şeyhe yaranmak için cebine para koyacağım diye uğraşıyor. Şeyh alıp cebine koyuyor. Artık o kimseyi disiplin etmesi mümkün değildir; “sen ne yapıyorsun?” diyemez. Derviş Zâkir’e hediye bahanesiyle bir şeyler veriyor, sonra serkeşlik yapıyor. Zâkir ona “ne yapıyorsun?” diyemez — çünkü ondan yiyor, içiyor, ni’met alıyor. Dergâh böyle bozulur.

Şeyhi bozan dervişlerdir — uçurmaya çalışırlar veya peşkeş çekerler. Şeyh ona bozulunca adam ne yaparsa yapsın ona bir şey diyemez. Buradaki ölçü kaçar. Çözüm: bireyler önce kendilerini Kur’ân ve sünnete adayacaklar. Haktan sapmayacaklar, dînini öğrenecekler, göstermelik ibâdet yapmayacaklar.


Namaz Kötülüklerden Alıkor

Namaz sizi kötülüklerden alıkoyar — âyet-i kerîme ile sâbittir. Namaz kılan bir kimsenin kötülük aklına gelmemelidir. Namaz kılıyorsa bile bile harâm işlememelidir. Kendisini değiştirecek, haram ile irtibâtını kesecek, Kur’ân ve sünnetin düstûrları neyse ona uyacak.


“O Bizim Şeyhimizdi” Ölçü Değildir

“O bizim şeyhimizdi, o bizim hocamızdı, o bizim âbimizdi, silsilesi şöyleydi, peygamber torunuydu, dedesi şeyhler şeyhiydi…” Bunlar ölçü değildir. Eğer silsile ve akrabâ ölçü olsaydı Nûh’un oğlu kâfir olarak ölmezdi. Hz. Lût’un karısı ve Nûh’un karısı kâfir olarak ölmezlerdi. Cenâb-ı Hak, Nûh’un oğlu için “Arkana dahi bakma” demişti. Hz. Âdem’in oğlu ilk katil olmazdı. Ölçü değil; ölçü Kur’ân ve sünnettir.


Taraftarcılık Toplumu Yıktı

Şimdi toplumda tarafgirlik hâkim. Takım tutar gibi parti tutuyoruz, takım tutar gibi cemâat-tarîkat tutuyoruz, takım tutar gibi şeyh tutuyoruz. “Bizim şeyhimiz böyle dedi” — kardeşim Kur’ân, sünnet ve imamların ictihâdı başka bir şey söylüyorsa şeyhin sözü öncelikli olamaz. Bu hastalık yayılmış durumdadır.

“Siz çağdaş değilsiniz, siz hadîsleri kabul ediyorsunuz” diyenlere cevâbım: Bir adım ilerisi Kur’ân’ı da kaldırmaktır. Biz bu filmi izledik — 15-16 yaşımızdayken “Kur’ân çağdışı” diye bağırıyorlardı. “Kahrolsun şerîat” diye yürüyen insanlar vardı. Peygamber’e küfredilen bir ülkede yaşadık. Bir daha izleyeceğiz bu filmi, bir daha, bir daha.


Reformistler ve Karanlık Meclisler

Dünya üzerinde Kur’ân ve sünnete sımsıkı yapışan kesim olarak Türkiye’deki İslâmî kesim kalmıştır. Herkes bir yerlerde bozuldu. Kimisi Selefî-Vehhâbî oldu, kimisi Cebriyyeci oldu, kimisi Kaderiyyeci oldu, kimisi Reformist oldu. Reformistler şimdi karanlık meclislerde Kur’ân’ın bazı âyetlerini kaldırmaya çalışıyorlar. Daha önce denediler olmadı; şimdi hoca-profesör-şeyh kisvesi altında yeniden deniyorlar.

Başka bir kimse bunu yapsa başaramaz. Hadîs-i şerîf tecellî ediyor: “Âhir zamanda öyle kimseler olacak ki sizlerle beraber namaz kılacaklar, sizin dilinizden konuşacaklar. Ama onlar benden değildir. Kuzu postuna bürünmüş kurtlar gibidirler.” Bu sapıklar tam olarak bu hadîslere uyduğundan hadîsleri inkâr etmeye mecbûr kalıyorlar. Buluyorlar tek bir râvîsi zayıf hadîs “İşte bak, hadîsler böyle!” diye.


Peygamber Efendimiz’in Her Namazda Abdest Alması

Peygamber Efendimiz sallallâhu aleyhi ve sellem abdesti olmasına rağmen her namaz vakti abdest alırdı. Niçin? Abdest önemlidir. Ne zaman vahiy geleceği belli değildir, ne zaman Cebrâîl aleyhisselâm geleceği belli değildir, ne zaman kalbe ilhâm geleceği belli değildir.

Sûfîler zikrullaha gelirken abdestlerini iyi kontrol ederler. Sebep: hâl görürken cıyırtı-cızırtı-karlama olmasın. Bir derviş “Geylânî Hazretleri geldi, cübbesini gördüm ama cemâlini göremedim — bir sıkıntı var” der ve gider abdest tazeler. Sûfîler abdestsiz dolaşmamayı kendilerine şi’âr edinirler — Hz. Muhammed Mustafa’nın sünnetine uyar.

Bu sapkınlar “Peygamber Efendimiz deve eti yediğinde abdest almış, o hâlde et yemek abdesti bozar” diye zayıf rivâyetleri öne sürüyorlar. İmam-ı Âzam’dan, İmam Şâfiî’den, İmam Mâlikî’den, Hanbelî’den, Kastelânî’den, İsfehânî’den — hangisinden olursa olsun bir fetvâ göstersinler ki “et yemek abdesti bozar” desin. Yoktur. Peygamber Efendimiz abdestsiz yere basmazdı; abdesti bozulursa hemen tekrar abdest alırdı.


Kaynakça

Âyet-i Kerîmeler

  • “Bir kavim kendi durumunu değiştirmedikçe Allah onlara âit bir durumu değiştirmez” — Ra’d Sûresi, 13:11
  • “Namaz kötülüklerden alıkoyar” — Ankebût Sûresi, 29:45
  • Nûh’un oğlunun helâk olması — Hûd Sûresi, 11:42-46
  • “Hicret son bulmuştur” — Sünen-i Ebû Dâvûd, Kitâbu’l-Cihâd; Sahîh-i Buhârî

Hadîs-i Şerîfler

  • “Âhir zamanda kuzu postuna bürünmüş kurtlar çıkacak” — Sünen-i Tirmizî, Kitâbu’l-Fiten; Ahmed bin Hanbel, Müsned
  • “Peygamber Efendimiz her namaz için abdest alırdı” — Sahîh-i Buhârî, Kitâbu’l-Vudû’, Hadis No: 214

Îtikâdî Kaynaklar

  • Mâtürîdî ve cüz’î irâde — Ebû Mansûr el-Mâtürîdî, Kitâbu’t-Tevhîd
  • Kaderiyye ve Cebriyye eleştirisi — Teftâzânî, Şerhu’l-Akâid
  • Birey-toplum dinamikleri — İbn Haldûn, Mukaddime

Sohbetin Özeti

Bu Karabaş-i Velî Tekkesi sohbeti, “Bir kavim kendi durumunu değiştirmedikçe Allah onu değiştirmez” âyetinden hareketle Mâtürîdî ekolünün cüz’î irâde anlayışını, İslâm dünyasının son 300 yılda âlimler ve emîrlerin değişmesiyle nasıl bozulduğunu, arı kovanı misâli ile toplum-bey ilişkisini, dergâhın alt taraftan nasıl bozulduğunu, “o bizim şeyhimizdi” gibi silsile iddiâlarının ölçü olamayacağını, taraftarcılığın İslâm dünyasındaki yıkıcılığını, reformistlerin Kur’ân’ı değiştirme teşebbüslerini ve Peygamber Efendimiz’in her namazda abdest alma sünnetinin önemini detaylı bir şekilde ele almıştır. Sohbetin temel mesajı: Bireyler kendilerini Kur’ân ve sünnete adamadıkça toplum değişmez — hicret bugün günahtan helâle doğru olan hicrettir; âlimlerin ve emîrlerin bozulması toplumu batırır.

Tasavvuf hakkında daha fazla bilgi için tıklayınız.