2017 Karabaş-i Velî Tekkesi sohbet serisinin 9. oturumunda Mustafa Özbağ Efendi; Hz. Peygamber’in kendi söküğünü kendi diktiği ve “kadın kocasının her işini görmeli” algısının dînî değil geleneksel olduğunu, kapitalist sistemin 5000 yıllık tedâvî kültürümüzü “koca karı ilacı” diyerek yok edişini, doğal-otantik yaşam çağrısını, sosyal medyanın insanları bireyselciliğe sürükleyişini ve ailelerin parçalanışını, dilin yok edilmesi (emoji devri) projesinin “okumayın-yazmayın-düşünmeyin, biz sizin yerinize düşünelim” mesajını taşıdığını, antidepresan salgınının her aileyi sarışın hâle getirdiğini, 500 küresel şirketin dünyâyı dizayn etme planını, faiz alıp helâlleşmenin gerekliliğini, ölçü-tartı eksikliğinin günâh-ı kebâir olduğunu, bidat-Selefî gruplarının “Allâh göktedir” sözünün hatâ olduğunu ama tekfîr edilemeyeceğini, “yaşayan velî yoktur” diyene tecdîd-i imân-tecdîd-i nikâh gerektiğini ve İbn Arabî hazretlerinin “hayal mertebesi”ni — kişinin kendi bilgisi-istidâdından kaynaklanan hayal ile vahy-ilhâm-rüyâ olarak gelen Hakk’a âit hayalin farkını, “zıtları bir araya getirme gücü” olarak hayalin tarîfini ve âlemi-perdeleri ayıran tatlı su-acı su misâlini tafsîlâtlı bir şekilde açıklamaktadır.
Hayal: “Kadın Kocasının Her İşini Görmeli” Algısı Dîn Değil Gelenek
Sohbetin başında bir derviş “Hz. Peygamber kendi söküğünü kendi dikermiş; peki ‘kadın kocasının her işini görmeli’ algısı nereden geliyor?” diye sorar. Efendi hazretleri net bir cevap verir: “Bu geleneksel bir şey, dînî bir şey değil. Toplumların kendi kültürleri-gelenekleri bunda öne geçiyor. Din bu noktada böyle bir hüküm vermiyor.” Hz. Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretlerinin kendi söküğünü kendi dikmesi, kendi ayakkabısını kendi tâmir etmesi sahîh hadîslerle sâbittir. Yâni İslâm peygamberi ev içi işlere “erkek işi-kadın işi” diye ayrım koymamıştır; kendi şahsî ihtiyâçlarını kendi gidermiştir. Türk-İslâm geleneğindeki “kadın kocasının her işini görmeli” anlayışı kültürel bir yansımadır, dînî bir hüküm değildir.
5000 Yıllık Tedâvî Kültürünün Yok Edilişi: “Koca Karı İlacı” Yalanı
Bir derviş folik asit kullanmasını sorar; Efendi hazretleri tıpçı olmadığını söyleyip büyük bir tasavvufî-sosyolojik tezi açıklar: “Olabildiğince natural ve otantik yaşayın. Olabildiğince bu kimyasal ilaçlardan, kimyasal yiyecekten-içecekten uzak durun. Mümkün olduğunca ilaç kullanmaktan uzak durun. Bize böyle önceden böyle dediler. Böyle diyerek bizim 5000 yıllık tedâvî kültürümüzü yok ettiler. Sâdece bizim değil — dünyânın 5000 yıllık tedâvî kültürünü yok etti bu kapitalist sistem.”
Nasıl yok edildi? Efendi hazretleri açıklar: “İnsanların kendi — ister inançsal ister kültürel olarak gelen — tedâvî sistemlerini bize öyle dediler ya, ‘koca karı ilacı’ deyip küçülterekten bizim bu geleneğimizi yok ettiler. Şimdi örnekliyorum: Bir kimsenin başı ağrıysa iki tâne karanfili havanda dövüp hap yutar gibi karanfil yutardı ağrı kesici yerine. Şimdi başı ağrıysa hemen bir aprınak yutuyor. Bir tarafı normalde bir şey olsa, tutulsa, önceden zeytinyağı ile orayı masaj yaparlar. O tutukluk geçerdi. Şimdi hemen koşturuyor herkes kremlere, ilaçlara.”
Bu, çok daha geniş bir manzaranın parçasıdır: “Biz bu naturallığı ve orijinalliği kaybediyoruz. Her şeyde kaybediyoruz. İnançta bile kaybediyoruz. İnancımızı yaşamakta bile kaybediyoruz. Bu büyük bir savaş. Bu büyük bir savaştan biz bir-sıfır mağlubuz şu anda. Yeniden derlenip toparlanıp yeniden ayaklanmamız lâzım. Bunu eğer beceremezsek-başaramazsak, ne yazık ki bütün dünyâ insanlığı köleleşiyor. Biz de onların içerisinde köleleşeceğiz.”
Efendi hazretleri kendi tatbîkatını paylaşır: “Ben mecbûr kalmadıkça ilaç kullanmıyorum. Yemeği-içmeyi zâten yiyip içmiyorum da, ilaçları da kullanmıyorum. Ben biraz ilaca karşı antipatikim var.”
Sosyal Medya Esâreti: “Bireyselciliğe Oynanan Aile”
Bir derviş ailecek televizyon izlediklerini ve ayrılamadıklarını anlatır. Efendi hazretleri çok sert bir teşhîs koyar: “Vallâhî hayret ediyorum ben. İnsanların televizyon izleyebilecek kadar zamanları var demek ki. Bu televizyon değil sâdece — sosyal medya dedikleri bu şeye takıldık kaldık. Herkesin elinde cep telefonu, herkes sosyal medyacı, herkes tweetçi, herkes facebookçu, herkes instagramcı, herkes whatsappçi. O müthiş bir iş adamı — kaç kişi mail atmış, ne kadar beğeni almış, kim nerede ne yapmış, onun işi çok. Yanındaki kimseyle konuşacak zamanı yok. Etrafıyla ilgilenecek zamanı yok. O fenomen, hiçbir şeyle ilgilenemiyor.”
Efendi hazretleri bir iş yeri gözlemini paylaşır: “İş yerlerinin önünden geçiyorum. Dükkânın bir köşesinde patron oturmuş, bir köşesinde çalışan. Patronun elinde cep telefonu, çalışanın elinde cep telefonu — uğraşıyorlar. İçeri giriyorum, alışveriş edeceğim. İçeri girdiğimde kimse telefonun başından kalkıp da bir ‘hoş geldin’ demiyor. Ben tekrar dışarı çıkıyorum. Kendi kendime dedim ki bunların batması haktır. Batması hak.”
Bu durumun tasavvufî teşhîsi: “Bu büyük handikap. Kimliği oturmamış, kişiliği oturmamış, fikri olmayan, fikir üretemeyen, iş üretemeyen insanların körü körüne saplandığı yerlerdir. Devamlı televizyonu izlemek, oyun oynamak, sosyal medyada büyük bir zamanını geçirmek — fikirsiz insanların alanıdır. Dünyâ insanlığını birbirlerinden koparıyorlar. Bireyselciliğe oynuyorlar. Aileler birbirinden ayrılıyor. Anne bir tarafta, baba bir tarafta, çocuklar bir tarafta. Kimse kimsenin sıkıntısından-derdinden-gamından haberi yok. Beş tâne birey var, hepsi de bireyselci. Bildiğiniz psikopat. Saldırgan noktasında değil, pasif psikopat bunlar.”
Dilin Yok Edilmesi: Emoji Devri ve Mağaraya Dönüş
Efendi hazretleri sosyal medyanın bir başka yıkıcı tarafına dikkat çeker — dilin yok edilmesi: “Zaman içerisinde dilinizi de kaybedeceksiniz. Dil — insanı insan eden, insanı diğer varlıklardan ayırt eden en önemli olgulardan birisi. Bir kimsenin kafasının çalıştığı, fikir sahibi olduğu, okuyup-okumadığı kullandığı kelimelerden belli olur. Bir kimsenin entelektüel olup olmadığı, kurduğu cümlelerden belli olur.”
Dilin küçülme sürecini açıklar: “Gün içerisinde kaç tâne kelime kullanıyorsun? Senin ne olduğun, kaç kilo olduğun, cümlelerinden ve kelimelerinden belli olur. Sen duygularını ifâde edecek kelimeler bulamıyorsan câhilsindir. ‘Duygularımı ifâde edecek kelime bulamadım’ — câhilsin, o yüzden bulamadın. Sen okumayan-araştırmayan-incelemeyen-eline kitap almayan câhilin tekisin. Türk toplumu 1000 kelime falan kullanmıyor. Aşağılamak için konuşmuyorum. Kullanmıyor.”
Efendi hazretleri kendi cemaatine de aynı sertliği gösterir: “Biz Müslümanız, âyet hadîs okumuyoruz — çok biliyoruz ama. Biz Kur’ân’ın Türkçesini dahi okumuyoruz ama çok biliyoruz. Bizim başucumuzda bir tâne hadîs kitabı yok ama çok biliyoruz. Bir tâne fıkıh kitabı yok ama çok biliyoruz. Ehl-i sûfîyiz, ehl-i tasavvufuz — bir Kuşeyrî Risâlesi yok, bir Süleyman Risâlesi yok, bir Aynü’l-Âyne yok. Çok biliyoruz ki okumamıza gerek yok.”
Emoji Devri: “Yazmayın, Sevindim Demeyin”
Çok çarpıcı bir tesbît: “Şimdi ne çıkardılar? Habire güncelliyorlar. Ne? Emoji. Farkında mısınız? Size kelimeleri de unutturuyorlar artık. Siz yazmayacaksınız. ‘Sevindim’ demeyeceksiniz — gülen yüz. ‘Üzüldüm’ demeyeceksiniz — üzgün surat. Beş bin yıl değil, on bin yıl öncesine sizi götürmeye çalışıyorlar. Mağara devrine götürmeye çalışıyorlar sizi.”
Bu projenin asıl mesajı: “Diyorlar ki ‘ey dünyâ insanlığı, sizler okumayın, yazmayın, düşünmeyin. Biz sizin yerinize okuyacağız, yazacağız, düşüneceğiz. Sizler sâdece dünyâ fabrikalarında çalışın, üretin ve aynı zamanda da bunları tüketin. Biz de paranın üzerine oturalım. 500 tâne şirket dünyâ üzerindeki — bu 500 tâne şirket bütün dünyâyı yönetsin. Sizin inancınızı biz ayarlayalım, mektuplarınızı biz ayarlayalım, konuşmalarınızı biz ayarlayalım, maaşınızı biz ayarlayalım. Size bir tâne plastik kart verelim. Siz o plastik kartla gidin — sizin elinizden ürettiğimiz domatesi biz alalım, işlemlerden geçirelim, rafa koyalım. Sen domatesi 50 kuruşa sat bize, biz salçayı 5 liraya satalım sana.'”
Antidepresan Salgını: “Hane Halkı Komple Antidepresanlı”
Efendi hazretleri sağlık sistemine doğrudan bir eleştiri yapar: “İlaç, için boyuna! Sosyal güvenliğinde var, herkesin sosyal güvenliği var. Git kardeşim doktora, yazdır ilaç gel. Doktorlar ne? İlaç yazma makinesi. ‘Doktorum, harikasın yâ. Senin evine bir televizyon iyi gider. Bir televizyon, şu hapı yaz.’ ‘Olur.’ Midesi ağrıyan adı antidepresan. Gözü ağrıyan adı antidepresan. Ayağı ağrıyan adı antidepresan. Adam dahileci antidepresana basıyor gidiyor. Önüne gelen herkese antidepresan. Herkes sarhoş — hancı sarhoş, yolcu sarhoş.”
Çok dramatik bir misâl: “Bir aileye girdim — ‘sen kullanıyor musun?’ ‘Evet, antidepresan kullanıyorum.’ ‘Sen?’ ‘Sabah-akşam.’ ‘Sen?’ ‘Sabah-akşam.’ Çocuk 13 yaşında dahi! 13 yaşındaki kız dahi antidepresan kullanıyor evde. Kaldım. Dedim siz iflah olmazsınız. Şu dolabınızı açar mısınız — buz dolabını. Buz dolabında Allâh sizi inandırsın paketlenmemiş hiçbir şey yok. Şimdi marketler diyecek ki ‘biz taş mı yiyeceğiz, biz marketler zincirini kilit mi vuracağız?'” Bu tablo, modern tüketim toplumunun aile sağlığını nasıl yok ettiğinin bir resmidir.
Mü’minden Faiz Almak: Helâlleşme Şartı
Bir derviş “Müslüman bir kimseden faiz alıp bunu sonradan fark edersek ne yapmamız gerekir?” diye sorar. Efendi hazretleri çok kesin bir cevap verir: “Vallâhi gideceksin, aldığın faizi o kimseye vereceksin, ondan helâllik alacaksın. Diyeceksin ki: ‘Ben senden faiz almışım. Faiz aldığım için annemle Kâbe duvarının dibinde zinâ etmiş gibi günâha girdim. Allâh beni affetsin, bana hakkını helâl et.'”
Ölçü-tartı eksikliği konusunda da çok açıktır: “Bazen alışverişlerde gözümüzün önünde tartılan şey 1 kilo görünürken eve gidip ölçtüğümüzde 700 gram çıkıyor — itirâz etme hakkımız var mı?’ Evet. Ölçüde tartıda eksiklik yapanlar Allâh muhâfaza eylesin büyük günâh-ı kebâirlerdendir.” Yâni esnafın ölçü-tartı dürüstlüğü dînî bir vazîfedir; mü’min bunu fark ettiğinde itirâz etmek hakkı vardır ve etmelidir.
Bidat-Selefî “Allâh Göktedir” İddiâsı ve “Yaşayan Velî Yoktur” Sözü
Bir derviş Selefî gruplardan bahsederek “Allâh zâtıyla göktedir; kim mekândan münezzeh derse ehl-i bidattir; o yüzden İmâm Mâturîdî ve Eş’arî’yi reddediyoruz” diyenler hakkında soru sorar. Efendi hazretleri çok dengeli bir cevap verir: “‘Lâ ilâhe illallâh Muhammedun Resûlullâh’ diyenleri küfürle isnât etmeyelim biz. Hatâ yapıyorlar. Rabbim muhâfaza eylesin inşâ’allâh.” Yâni Selefî grupların “Allâh göktedir” iddiâsı bir hatadır — Mâturîdî, Eş’arî, Hanefî-Şâfiî-Mâlikî-Hanbelî mezheb imâmlarının “Allâh’ın mekândan münezzeh olduğu” hükmüne aykırıdır. Ama bu hatâ kelime-i şehâdet sahiplerini tekfîr etmek için yeterli değildir. Sâdece ehl-i bidattir.
Çok önemli bir başka mesele: “Yaşayan velî var mıdır?” Efendi hazretleri çok sert bir hüküm koyar: “Bazı insanlar yaşayan bir velîye olduğuna inanmıyor — onlar için eğer bir türbede yatıyorsa evliyâdır. Yaşayana tâbî olmak zordur da o yüzden. Bir kimse ‘yaşayan velî yoktur’ derse ona tecdîd-i imân ve tecdîd-i nikâh gerekir. Bu zamanda yaşayan velî yoktur dediğinde bir kimse, ona tecdîd-i imân-tecdîd-i nikâh gerekir. Neden? Âyetle hadîste sâbit olan bir şeyi yok hükmüne koyduğu için.”
Yâni “el-Velî” ism-i şerîfinin tecellîsi kıyâmete kadar devâm eder; her dönemde mutlaka ebdâl-aktâb-kutub-evliyâ vardır. Bunu inkâr etmek dînin temel inancını inkâr etmektir. Bu sebeple Efendi hazretleri bu iddiâda bulunan kimseye en ağır akâidî hükmü — îmânını ve nikâhını yenileme — koyar.
İbn Arabî’nin Hayal Mertebesi: İki Çeşit Hayal
Sohbetin teorik kalbinde Efendi hazretleri İbn Arabî hazretlerinin “hayal” kavramını şerh eder. Önce alıntıyı yapar: “İbn Arabî’ye göre ‘hem o hem o değil’ durumunun hakîkati kâinatta yalnızca hayalle anlaşılabilir. Örneğin hayalin bir fonksiyonu olan rüyâ hâlinde insan cisim olmayan cismânî şeyler görür. Gördüğün nesnelerin maddî sûretleri olsa da, bu nesneler maddî âlemde değil, ruh olan hayal âleminde yer alırlar. Hayal bir mânâ üstlenebilir — yâni akledilebilir, dünyâdaki şekli olmayan bir gerçekliğe dönüşebilir. Mânâ ve duyusal biçimler birbirlerinin zıttı olmalarına rağmen, hayal bunları birleştirme gücüne sâhiptir. Yâni Arabî’nin ifâdesiyle el-kavî (güçlü) ismi kendini gösterir.”
Bu hakîkati anlatmak için Efendi hazretleri hayal kavramını ikiye ayırır:
1. Kişinin Bilgi-İstidâdından Kaynaklanan Hayal
“Bir kimsenin bilgi birikiminin neticesinde kendisince kendisinin kurguladığı hayaller. Bu o kimsenin bilgisiyle sınırlıdır. Mesela elektrik mühendisi — ne kadar mühendislik bilgisi varsa, o bilginin üzerinde hayal etmeye başlar. Önce her şey bir şeyin felsefesiyle başlar. Siz bir iş kuracaksınız, önce o işin hayalini kurarsınız. Bu hayal sizin akıl kapasitenizin hayalidir; sizin idrâkinizin genişliği-derinliği-ölçüsü miktârındadır. Sizin o esnâdaki istidâdınızın ölçüsü miktârındadır.”
Bu hayalin sınırı vardır: “Bunun dışına çıkması mümkün müdür? Değildir. O kimse bunun dışında bir şey üretmesi-hayallemesi mümkün değildir. Bu hayal kulun kendisinin bilgisi-istidâdı neticesinde oluşan bir şeydir. Bunun rüyâdaki karşılığı bir şeyin üzerine odaklanıp görülen rüyâlardır. Bir şeye odaklanır o kimse — odaklandığı şeyi rüyâsında görür.”
2. Hakka Âit Hayal: Vahy-İlhâm-Sâlih Rüyâ
İkinci tip hayal tamâmen farklıdır: “Bir hayal daha vardır — bu Hakka âittir. Siz o konuda bir bilginiz yoktur. O konuda bir istidâdınız da yoktur. Sizin o konuda bir yeterliliğiniz de yoktur. Ama Cenâb-ı Hak size ama ilhâm olarak ama rüyâ olarak bilmediğinizi öğretir. Bilmediğiniz yoldan sizi ilimlendirir-bilgilendirir. Bu hayal Cenâb-ı Hakka âittir. Kulun bunda herhangi bir inisiyatifi yoktur. Kul bu noktada kendi istidâdını da bilmez.”
Bu çeşit hayal üç mertebede tezâhür eder:
- Peygamberlerde: Vahiy — En sahîh, en yüksek dereceli
- Velîlerde: İlhâm — Vahiyden sonraki en güvenli mertebe
- Mü’minlerde: Sâlih rüyâ — Peygamberliğin 46 cüzünden bir cüzdür
“O kimsenin bilgisinin üstünde bir şeydir bu. Hiç ismini dahi bilmiyor olabilir o meselenin. Bu peygamberlerde vahiydir, velîlerde ilhâmdır, mü’minlerde sâlih rüyâdır.”
Hayal Perdeleri: Tatlı Su-Acı Su Misâli
Efendi hazretleri varlık âleminin perdeleri arasındaki ayrımın da hayal ile olduğunu açıklar: “Varlığın üzerinde de tecellîyâtları vardır. Metafizik âlemin üzerinde de hayal vardır. İlm-el yakîn ile ayn-el yakîn arasında perde olarak bir hayal perdesi vardır. Siz onu boşluk olarak nitelendirebilirsiniz — oysa o ayrı bir perdedir. Ayn-el yakîn ile hakk-el yakîn arasında da perde vardır — o da hayal perdesidir. Her makâm ve derecenin arasındaki perde hayal perdesidir.”
Bu hayal perdesi varlığı düzenleyen bir bölmedir: “Buna örnek: acı su ile tatlı suyun birbirine karışmamasıdır (Furkân 53). Arasında hayal perdesi vardır. Bir insandan iyilik de südûr eder, kötülük de südûr eder. Bir insanda iyiliğin de kötülüğün de birbirine karıştırmayan, insanın fiiliyâtlarında ve düşünce sisteminde hayal perdesi vardır.”
Bir başka misâl: Bir bardak süt içinde şeker ve tuz birlikte bulunsa: “Tuz şekere karışmaz, şeker tuza karışmaz. Birbirine bitişiktir, ama birbirinin içinde değildir. Şeker moleküleri ile tuz moleküleri birbirinden ayrıdır. Asla birbirinin içerisine karışmaz.” Bu, varlığın içindeki her zerrenin diğerinden bir hayal perdesiyle ayrı olduğu hakîkatinin somut bir tezâhürüdür.
Hayalin Gücü: Zıtları Bir Araya Getirme
Efendi hazretleri Ebû Saîd el-Harrâz’ın meşhûr sözünü zikreder: “Ebû Saîd el-Harrâz’a sordular: ‘Hakk’ı neyle bildin?’ Cevap: ‘Zıtları bir araya getirişinin hakîkatiyle.'” Bu, hayalin temel fonksiyonudur. “Mânâ ve duyusal biçimler birbirlerinin zıttı olmalarına rağmen, hayal bunları birleştirme gücüne sâhiptir. Duysal idrâkin ya da akıl gücünün zıtları bir araya getirmesinin olanağı yoktur — ama hayal için bu imkânsız değildir. Mânâ asla duyuya tecellî etmez. Akla tecellî eder, ama onu hayalde birleştirirsiniz. Mânâyla duyuyu hayalin arasında birleştirirseniz.”
Hz. Mevlânâ’nın meşhûr beyti yine açıklayıcıdır: “Rüyânda kolunun koptuğunu görürsün; sabah uyandığında elini koluna atarsın, bakarsın yerinde duruyor. Manada mânâ asla duyuya tecellî etmez — ama hayalde birleşir.” Yâni hayal âlemi, mânâ ile duyu arasındaki köprüdür; ne tam mânâdır ne tam duyu, ama ikisi arasında bir geçiş alanıdır.
İcâdın Hayal Temeli
Efendi hazretleri çok pratik bir teknolojik misâl verir: “Türkiye’de şu anda en uzun ve en gelişmiş dağ-kayaları delen makine var şu anda. Dünyâ üzerinde en gelişmişi bizdeymiş. Sebep bize lâzım. Lâzım olunca onun hayalini kuruyorlar. Şu anda dünyâ üzerinde en uzun tünelleri yapan Türkiye. Bir otomobil tasarımcısı ne yapıyor? Hayal ediyor aslında. Şâir hayal ediyor — ‘beni candan usandırdı, cefâdan yâr usanmaz mı?’ Felekler yandı âhımdan, murâdımın şem’i yanmaz mı?’ Hâlâ söyleniyor mu? Söyleniyor. Neden? Sevgiliye yazılmış. O sevgiliyi hayal etti.”
İslâm öncesi Arap şâirleri çölün ortasında “kiraz dudaklı, elma yanaklı, mavi gözlü sevgili” hayal etmişlerdir. Hz. Peygamber Hz. Âişe’ye “yâ Humeyra” derken (kırmızı yanaklı), acaba misâl âlemindeki hâline mi “Humeyra” diyordu? Bir de işin “misâl âlemi” tarafı vardır. Hayal kavramının bir alt parçası “misâl âlemi”dir — burada her sûret ideal hâliyle bulunur.
Sohbetten Çıkan Ameli Dersler
- “Kadın kocasının her işini görmeli” algısı dîn değil, geleneksel bir kültür mirasıdır
- Hz. Peygamber kendi söküğünü kendi dikerdi — ev içi işlerde “erkek-kadın işi” ayrımı yok
- Doğal-otantik yaşam, kimyasal ilaç ve endüstriyel yiyecek ilişkisini en aza indirme
- 5000 yıllık geleneksel tedâvî kültürü (“koca karı ilacı”) küçümsenerek yok edilmiştir
- Sosyal medya esâreti aile bağlarını kopararak insanları “pasif psikopat”a çeviriyor
- Emoji devri dilin ve düşüncenin yok edilmesi projesinin parçasıdır
- 500 küresel şirket dünyâyı dizayn etmek için kapitalizm-tüketim-medya üçgenini kullanıyor
- Antidepresan salgını her aileyi sarhoş etmekte; doktorlar “ilaç yazma makinesi” hâline gelmiştir
- Mü’minden faiz alınmışsa muhâkkak helâlleşmek gerekir — “anasıyla Kâbe duvarında zinâ” misâli
- Ölçü-tartı eksikliği günâh-ı kebâirdir; itirâz etmek kulun hakkıdır
- “Allâh göktedir” diyen Selefî hatâ yapıyor ama kelime-i şehâdet sahibi tekfîr edilmez
- “Yaşayan velî yoktur” diyene tecdîd-i imân ve tecdîd-i nikâh gerekir
- İbn Arabî’ye göre hayal iki çeşittir: kişinin bilgi-istidâdından kaynaklanan ve Hakk’a âit (vahy-ilhâm-rüyâ)
- Hayal “zıtları bir araya getirme gücü”dür — mânâ ile duyuyu birleştirir
- Varlıktaki her makâm-derece arasında bir “hayal perdesi” vardır (acı su-tatlı su misâli)
Bibliyografya — Zikredilen Kaynaklar
- Kur’ân-ı Kerîm: Furkân 53 (“Acı su ile tatlı suyu birbirine saldı, aralarında perde var”); Şûrâ 11 (“O’nun benzeri yoktur”)
- Hadîs-i Şerîfler: Hz. Peygamber’in kendi söküğünü dikmesi, ayakkabısını tâmiri (Buhârî, Edep); “Ölçüde-tartıda eksiklik yapanlar” (Mutaffifîn sûresi temelli); “Faiz alanın annesiyle Kâbe duvarında zinâ etmiş gibi günâhı vardır”
- İbn Arabî: Fütûhâtü’l-Mekkiyye ve Fusûsü’l-Hikem — “hem o hem o değil” formülü; hayal mertebesi ve “el-Kavî” isminin tecellîsi; “âlemi rüyâdan ibâret görme”
- Ebû Saîd el-Harrâz: “Hakk’ı zıtları bir araya getirişinin hakîkatiyle bildim” sözü
- Mesnevî-i Şerîf: Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî — “Rüyâda kolunuzun koptuğunu görürsünüz, uyanıp koluna atarsınız ki yerinde — bu dünyâ hayâtı da bundan ibârettir”
- Akâid: Hanefî mezhebi – “Allâh mekândan münezzehtir” (İmâm Mâturîdî); Selefî-Vahhâbî gruplarının “Allâh göktedir” iddiâsının hatâ olması
- Tasavvuf Tarihi: Adam’dan itibâren sûfîliğin var olması; “yaşayan velî” hakîkati ve onun inkârının tecdîd-i imân-tecdîd-i nikâh gerektirmesi
- Klasik Şiir: “Beni candan usandırdı, cefâdan yâr usanmaz mı?” — Hayal ile yazılmış aşk edebiyatı; İslâm öncesi Arap şâirlerinin çöl ortasında “kiraz dudaklı sevgili” hayalleri
- Hz. Peygamber: “Yâ Humeyra” hitâbı — Hz. Âişe’nin misâl âlemindeki hâline mi yapıldı tasavvufî yorumu
- Tasavvuf Istılâhları: Hayal mertebesi, misâl âlemi, ilm-el yakîn-ayn-el yakîn-hakk-el yakîn perdeleri, vahy-ilhâm-sâlih rüyâ üçlüsü, el-Kavî ismi, zıtların birleşimi
Sohbetin Özeti
2017 Karabaş-i Velî Tekkesi sohbet serisinin 9. oturumunda Mustafa Özbağ Efendi; “kadın kocasının her işini görmeli” algısının dînî değil geleneksel olduğunu ve Hz. Peygamber’in kendi söküğünü kendi dikmesini, kapitalist sistemin 5000 yıllık tedâvî kültürümüzü “koca karı ilacı” diyerek yok edişini ve doğal-otantik yaşam çağrısını, sosyal medyanın insanları “pasif psikopat”a çevirip aileleri parçalayışını, dilin yok edilmesi projesini ve emoji devrinin “okumayın-yazmayın-düşünmeyin” mesajını taşıdığını, 500 küresel şirketin dünyâyı kapitalizm-tüketim-medya üçgeniyle dizayn ediş planını, antidepresan salgınının her aileyi sarhoş etmesi ve doktorların “ilaç yazma makinesi” hâline gelişini, mü’minden faiz alanın helâlleşme zarûretini, ölçü-tartı eksikliğinin günâh-ı kebâir olduğunu, Selefî grupların “Allâh göktedir” iddiâsının hatâ olduğunu ama kelime-i şehâdet sahiplerinin tekfîr edilemeyeceğini, “yaşayan velî yoktur” diyene tecdîd-i imân-tecdîd-i nikâh gerektiğini ve İbn Arabî hazretlerinin “hayal mertebesi” hakkındaki tezini — kişinin bilgi-istidâdından kaynaklanan hayalin sınırlı olduğunu, vahy-ilhâm-sâlih rüyâ olarak gelen Hakk’a âit hayalin ise sınırsız olduğunu, hayal’in “zıtları bir araya getirme gücü” olarak mânâ ile duyu arasındaki köprü vazîfesi gördüğünü, Ebû Saîd el-Harrâz’ın “Hakk’ı zıtları bir araya getirişinin hakîkatiyle bildim” sözünü, varlık âlemindeki perdelerin (ilm-el yakîn-ayn-el yakîn-hakk-el yakîn) hayal perdeleri olduğunu ve bunların acı su-tatlı su gibi (Furkân 53) birbirine karışmadığını tafsîlâtlı bir şekilde açıklamıştır.
Kaynak: Mustafa Özbağ Efendi — 9. Karabaş-i Velî Tekkesi 2017 Sohbeti | Video: YouTube | Playlist: 2017 Karabaş-i Velî Tekkesi
Diğer sohbetler: Dergah Sohbetleri