2017 Karabaş-i Velî Tekkesi sohbet serisinin 3. oturumunda Mustafa Özbağ Efendi; Bosna Tarîkatlar Birliği Başkanı Sırrı Efendi’nin, Kazım Efendi’nin halîfelerinin ve Kosova’dan misafirlerin Şeb-i Arûs vesîlesiyle Bursa Karabaş-i Velî dergâhına ziyâret ettiğini ve onlara tespîh hediye edildiğini, Sırrı Efendi’nin Hz. Muâz b. Cebel ile Hz. Peygamber arasındaki “cennete girme” suâl ve cevaplarını naklettiği kısa hutbesini, Mesnevî-i Şerîf’ten “mübârek olmayan gülme lâlenin gülmesidir” beyti üzerinden içi-dışı bir olmayanların sahte tebessümünü, “kalbi dükkân, dili tüccar” insanların sonunda gerçek hâllerinin ortaya çıkacağını, Hz. Peygamber Efendimiz’in “yumuşak huylu olmasaydın etrafından dağılırlardı” Âl-i İmrân 159 âyetinin tasavvufî yorumunu, Tevbe 119 “Ey îmân edenler! Allâh’tan korkun ve sâdıklarla berâber olun” emrinin farziyetini, Mevlânâ Hz. Pîr’in “erler sohbeti seni erlerden eder” beytini, kötüler şehri-iyiler şehri arasındaki mesâfeyi melekler tarafından kısaltılan tövbekâr kişinin meşhûr menkıbesini, “Müslüman dilinden ve elinden mü’minlerin emîn olduğu kimsedir” hadîsini ve sûfînin haram işlememesinin başlı başına bir ibâdet olduğunu, “Sûfîler toplumun kalbi hükmündedir” hakîkatini, “kişi dostunun dîni üzerinedir, kim ile arkadaşlık ettiğine dikkat etsin” ve “müminler bir binanın tuğlaları gibi birbirini destekler” hadîs-i şerîflerini tafsîlâtlı bir şekilde açıklamaktadır.
Velî: Bosna Tarîkatlar Birliği Başkanı Sırrı Efendi ve Kosovalı Misafirlerin Ziyâreti
Sohbetin başında Mustafa Özbağ Efendi misafirlerini takdîm etmiştir: “Bosna Tarîkatlar Birliği Başkanı Sırrı Efendi aramızda. Kazım Efendi’nin halîfeleri aramızda. Kosova’dan misâfirler var aramızda. Allâh râzı olsun.” Şeb-i Arûs programları çerçevesinde Bursa’daki Karabaş-i Velî dergâhına gelen misafirlere Efendi hazretleri “tekkeden tekkeye hediye” olarak beş yüzlük tespihler takdîm etmiştir. Bunun gerekçesini şöyle açıklar: “Zikir ehline ancak tespih yakışır. Biz de kendimizce, nasıl olsa bol bol Allâh’ı zikrediyorlar diye birer beş yüzlük tespih hediye etmeyi düşündük.”
Sırrı Efendi’nin Bosna’daki konumu Türkiye’deki Diyânet İşleri Başkanlığı’na denktir: “Bütün oradaki dergâhların-tekkelerin hemen hemen en üst noktasında, Türkiye’de Diyânet İşleri Başkanı nasılsa Sırrı Efendi de Bosna’daki bütün Tarîkatlar Birliği Başkanıdır. Allâh râzı olsun, bizi kırmıyor, reddetmiyor.” Bursa İlâhiyat Fakültesi mezunu olan Kosovalı misafirler de tanıtılmış, sâdece “buradan evlenmedikleri için kesin buralı olamadıkları” latifesi yapılmıştır. Bu ziyâret, Bosna ile Bursa Karabaş-i Velî dergâhı arasındaki gönül bağının ve Balkanlara doğru genişleyen sûfî kardeşliğin Şeb-i Arûs vesîlesiyle pekişen bir tezâhürüdür.
Sırrı Efendi’nin Hz. Muâz b. Cebel Hadîsi Üzerine Hutbesi
Sırrı Efendi mikrofonu eline alıp Bosna’dan getirdiği selâmı ileterek Şeb-i Arûs zikriyle ilgili kısa bir hutbe sunmuştur. Hutbesinde Hz. Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem ile sahabesi Hz. Muâz b. Cebel arasında geçen “cennete girme yolu” suâl-cevaplarını nakletmiştir. Hz. Muâz, Hz. Peygamber’e: “Yâ Resûlallâh, nasıl, ne gibi şekilde cennete girebilirim?” diye sormuş.
Hz. Peygamber’in Hz. Muâz’a Sıraladığı Yedi Cennet Yolu
- Birinci: “Ey Muâz, her zaman, nerede olursan ol — kelime-i şehâdet getir, Allâh’ı an, Peygamber’e salât-u selâm getir”
- İkinci: “Ya Muâz, beş vakit namaz kıl. Nerede olursan ol — ister zorlukta, ister kolaylıkta — beş vakit namazı terk etme”
- Üçüncü: “Ramazan orucunu tut. Hastaysan geçtiği zaman tut; geçmezse onun yerine fidye verirsin”
- Dördüncü: “Sadaka ver, zekâtını ver — sadaka seni hem dünyâda hem âhirette her türlü belâdan-musîbetten korur”
- Beşinci: “Eğer maddî durumun iyiyse hac vazîfeni yerine getir. Hac vazîfesini yerine getirirsen anandan doğmuş gibi günâhsız Allâh’ın huzûruna çıkmış olursun”
Sırrı Efendi sohbetin devamında Bakara sûresi 152. âyete atıfla “Beni anın ki ben de sizi anayım. Bana şükredin ve nankörlük etmeyin” emrini hatırlatmış; “velâ tekûnû mine’l-kâfirîn” (kâfirlerden — kaybedenlerden — olmayın) ihtârını koymuştur. Cenâb-ı Hakk’ın bir başka âyetinde dünyâda zikretmeyen kimseleri kıyâmet gününde “körler hâlinde” haşredeceği ve onların “Yâ Rabbi, niçin bizi körler olarak haşrettin?” demeleri üzerine Cenâb-ı Hakk’ın “Ben size dünyâda her türlü güzellikleri verdim, en güzel biçimde yarattım — niçin bana zikretmediniz, bana ibâdet etmediniz?” diyeceğini hatırlatır.
Meleklerin Zikrullah Halkasına Şahit Oluşu
Sırrı Efendi’nin hutbesinin en duygusal bölümü, zikir halkalarına meleklerin gelip şâhitlik ettikleri rivâyettir: “Cuma namazı, Allâh’a şanlı şanlı; melekler, kraliçeler, câmiler, tekkeler, sıcaklar, Allâh’a şanlı şanlı. Nerede Allâh’ın ismi anılırsa — Cuma namazında, tekkede, câmide, evde — mutlaka melekler oraya gelir. İsimlerimizi yazıyorlar, defterlerini kapatıp zikiri izliyorlar.” Sonra Cenâb-ı Hak meleklere sorar: “Neredeydiniz?” “Yâ Rabbi, biz senin adını anan kişilerin yanındaydık.” “Onlar beni gördü mü?” “Hayır, görmedi ama senin için zikrettiler.” “Onlar benden ne istiyorlar?” “Yâ Rabbi, bizleri cehennem azâbından koru diyorlar.” “Başka?” “Yâ Rabbi, biz senden cennetini istiyorlar.” Cenâb-ı Hak: “Ben onlara cennetimi ihsân ediyorum.”
Sırrı Efendi sohbetini bir bilgenin sözüyle bitirmiştir: “Bir âlim diyor ki: ‘Dünyâ bir hırsızlık dünyâsıdır. Kim onunla bir şey kapabilirse ne mutlu ona.'” Yâni dünyâ fânîdir; insanın ondan kapacağı tek değerli şey âhiret sermâyesidir. Mustafa Özbağ Efendi Sırrı Efendi’ye bu hutbesi için teşekkür etmiş ve sohbetin devâmında kendi ders bahsine geçmiştir.
Mesnevî: “Mübârek Olmayan Gülme Lâlenin Gülmesidir”
Mustafa Özbağ Efendi sohbetin asıl kısmında Mesnevî-i Şerîf’in bir beytini şerh etmiştir: “Mübârek olmayan gülme lâlenin gülmesidir. Ağzını açınca kalbinin karalığını gösterir.” Bu beytin tasavvufî yorumunu Efendi hazretleri şöyle açıklar: “Lâleye bakarsanız dışı, sûreti çok güzeldir. Ama lâle açılınca, yaprakları açılınca içinden simsiyâh, tohum olan hâli çıkar. Bu insanlar vardır — içi dışı bir değildir. Dışı süslüdür, güzeldir; ama içi süslü değildir, güzel değildir.”
Bu hakîkati Hz. Mevlânâ’nın ardından gelen beyit tamamlar: “Gülen nâr (nar) bahçeyi güldürür. Erler sohbeti de seni erlerden eder.” Yâni nar çatladığında içinin meyvesi meydana çıkar — içi ile dışı bir olur. Aynı şekilde erlerin (sâlihlerin) sohbetinde bulunmak da kişinin içini-dışını birbirine uydurur. Efendi hazretleri bu beytin pratik tezâhürünü açıklar:
“Bir kimsenin kalbi dükkân, dili tüccardır. Bir kimse 3 dakika, 5 dakika, 10 dakika, 1 saat, 2 saat, 1 gün, 2 gün kendisini saklayabilir. Veya öyle insanlar vardır, biz ‘içinden iğnelidir’ deriz ya — uzun müddet belli bir vakte kadar kendini saklayabilir. Ama sonuçta o testide ne varsa dışarı sızar — bir kimsenin kalbinde ne varsa o dışarı sızar. Bu hiç değişmeyecek doğrudur.”
Efendi hazretleri buna çok pratik misâller verir: “Bir kimse 3-5 gün kendini cömert gösterebilir, ama cimriyse umulmadık bir yerde cimriliğini gösterir, dayanamaz daha fazla. Bir kimse namaz kılmıyorsa 2-3 gün siz de berâber namaz kılabilir, ama siz namaza devâm ettiğiniz müddetçe bir gün onun namaz kılmadığını görürsünüz.” Yâni vakit, içi-dışı uyumsuz olanların maskesini er-geç düşürür.
“Eğer Sen Sert Olsaydın Etrafından Dağılırlardı” — Âl-i İmrân 159
Efendi hazretleri yumuşak huyluluğun kalabalık çekmedeki gücünü Âl-i İmrân sûresi 159. âyete dayandırır: “Hz. Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretleri için Cenâb-ı Hak diyor ya: ‘Eğer senin gönlün katı olmuş olsaydı, sen sert huylu-tabiatlı olmuş olsaydın etrafından hiç kimseyi bulamazdın’ diyor. Etrafında hiç kimse olmazdı.” Bu, mu’cize bir târifdir: yumuşak huyluluk, tatlılık, hoşluk — bunlar etrafa insan çekmenin temel sebebleridir. Hz. Peygamber Efendimiz’in bütün insanlığı kuşatan rahmeti, bu yumuşak huyluluğun ve tatlılığın bir tezâhürüdür.
Bu hakîkatin Kur’ân’daki diğer tasdîki Enbiyâ sûresi 107. âyettir: “Ey Muhammed, biz seni ancak âlemlere rahmet olarak gönderdik. Hz. Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretleri âlemlere rahmet olarak gönderildiğinden âleme rahmet saçar. Her taraf ne olur? Bahçe-bahar olur.” Efendi hazretleri bu hakîkati dervişe pratik bir öğreti olarak çevirir: “Eğer bir kimse Muhammed Mustafâ’ya sallallâhu aleyhi ve sellem uyarsa hem gönlü onun bahar olur — gül bahçesi olur — hem de etrâfı bahar olur — gül bahçesi olur.”
Tevbe 119: “Sâdıklarla Berâber Olun” — Bir Farz
Efendi hazretleri sâlihlerle berâberliğin Kur’ân’da bir farz olarak bildirilişini Tevbe sûresi 119. âyetle delîllendirir: “Ey îmân edenler! Allâh’tan korkun ve sâdıklarla berâber olun.” Buradaki emir kesindir; hangisi sâdıklarla berâber olursa, Cenâb-ı Hak onu da sâdıklardan sayar.
Efendi hazretleri bunu Hz. Mevlânâ’nın “Erler sohbeti seni erlerden eder” beytine bağlar: “O zaman sen sâdıklarla berâber olursan sen sâdıklardan sayılırsın. Kötülerle berâber olan kötülerden sayılır. İyilerle berâber olan iyilerden sayılır. Bakın bunun ortası yoktur.” Bir fiiliyât ya iyidir ya kötüdür; bir düşünce ya iyiyi ya kötüyü düşünmüştür. İkisinin arasında bir orta yok. “Ya iyidir ya kötüdür.”
“Müslüman Elinden ve Dilinden Mü’minlerin Emîn Olduğu Kimsedir”
Efendi hazretleri çok kıymetli bir ölçü daha verir: “Hiç kimseye zarar vermedin. Sen iyilik yapmadığını zannediyorsun. O iyidir. Neden? Senin elinden, dilinden bütün insanlar emin oldular. Neydi? ‘Müslüman odur ki elinden ve dilinden diğer insanlar emindirler.’ Sen aslında bir iyilik yapmadım diye düşünüyorsun, ama senin elinden ve dilinden bir kötülük çıkmadığından dolayı sen ne oldun? İyilerden oldun. Senden hiç kimse zarar görmedi. ‘Sizin en hayırlığınız etrâfına hiç zarar vermeyeninizdir’ — hadîs-i şerîf.”
Buradan büyük bir tasavvufî ilkeyi çıkarır: “Zarar vermemek dahi bir ibâdettir. Bir haramı işlememek ibâdettir. Haram işlemediğiniz müddetçe ibâdet etmiş sayılırsınız. Bir de farzları yerine getirirseniz muhteşem bir insan olursunuz.” Sûfî için “iyilik yapmamak” diye bir nakise yoktur; çünkü zarar vermemek başlı başına bir iyiliktir. Kötülüklerin önüne set çekmek, harama kendine yasak koymak — bunlar büyük ibâdetlerdir.
Efendi hazretleri haramların türlerine de değinir: “Haramların bir kısmı vardır ki bir başka kimseyi ilgilendirir — ikinci, üçüncü, dördüncü şahısları. Haramlar vardır ki devleti ilgilendirir — kamu işini ilgilendirir. Siz devletin üzerinden bir haram işlerseniz bütün milletin helâlığını almanız gerekir. Ama bireye karşı haram işlerseniz o bireyle helâlleşirsiniz. Velâkin o kimseye haram işlerken diğerleri gördüyse, diğerlerine kötü örnek oldunuz — kötü örnek olmak da günâh-ı kebâirdir.” Mü’min iyi örnek olmak zorundadır; çünkü zekâ-yâhud-câhil farketmez, gözle görülen kötü örnek bulaşıcıdır.
Misk Satıcısı ve Demirci Çırağı Hadîsi
Efendi hazretleri arkadaş seçimine dâir bir hadîs-i şerîfi nakleder: “İyi arkadaş yalnızlıktan, yalnızlık da kötü arkadaştan hayırlıdır. İyilerle dost olan misk satanla berâber olan gibidir — onun güzel kokusu diğerine bulaşır. Kötülerle berâber olan da demirci çırağıyla berâber olan gibidir — onun kiri de diğerine yansır.” Bu hadîs Buhârî, Müslim ve Ebû Dâvûd’da rivâyet edilmiştir.
Efendi hazretleri bunu netleştirir: “İyi arkadaşlarla berâber olan kendisinin üzerinden misk kokusu yayılacak. Kötü arkadaşlarla berâber olan sanki demirci dükkânına gitmiş gibi is kokacak. Sizin gittiğiniz yer önemli. Eğer kötülüklerin işlendiği bir yere giderseniz muhakkak size kötülük bulaşacaktır. Eğer iyiliklerin işlendiği bir yere giderseniz muhakkak size iyilik bulaşacaktır.”
Tövbekâr Adam ve Şehrin Kısaltılması Menkıbesi
Efendi hazretleri buna geçmiş ümmetlerden bir hadîs-i meşhûr ile destekler: “Bir adam vardı, tövbe etmek istedi. İyilere gitti — ‘senin tövben kabûl olmaz’ dediler. Sonra bir Ârif zâta, bir Velî zâta denk geldi. ‘Ben tövbe edip iyi olmak istiyorum, bana ne tavsîye edersiniz?’ dedi. O Velî zât, o bilge insan dedi ki: ‘Filanca yer iyilerin şehridir. Sen oraya hicret et. Orada git yaşa, muhakkak ki iyilerden olursun ve Allâh seni affeder.'”
O günahkâr kimse iyilerin şehrine doğru yola çıktı — ama yolda öldü, ecel onu yakaladı. “İyiler dediler ki: ‘Bunun yönü bize âitti, biz iyilerin şehrine defnedeceğiz.’ Kötülerin şehrinde yaşayanlar dediler ki: ‘Bu bize âitti, kötülerin şehrine defnedeceğiz.’ O Ârif zât oraya geldi, baktı ki iyilerle kötüler kavga edecekler. Muhteşem bir şey söyledi: ‘Bunu ölçün — kötülerin şehrine ne kadar, iyilerin şehrine ne kadar?’ Ölçtüler — kötülerin şehrini örneğin 2 kilometre. Sonra iyilerin şehrini ölçecekler — Cenâb-ı Hak meleklerin vâsıtasıyla iyilerin şehrini o kimseye yaklaştırdı. Ölçtüklerine baktılar ki iyilerin şehri daha yakın. Böylece o kimseyi iyilerin şehrine gömdüler.”
Efendi hazretleri bu kıssadan büyük bir hakîkat çıkarır: “İyi olmaya karar verdiğinizde muhakkak Cenâb-ı Hak sizi iyilere ve iyiliklere yaklaştıracaktır. Eğer kötülüğü ve kötülüklerle, kötülerle berâber olmaya devâm ederseniz Cenâb-ı Hak sizi kötülüğe ve kötülüklere yaklaştıracaktır. Burada cüz’î irâdemiz önemlidir. Cüz’î irâdemizle biz iyilerden ve iyiliklerden yana tavrımızı koyacağız.”
“Sûfîler Toplumun Kalbi Hükmündedir”
Efendi hazretleri kendine has bir tesbit ortaya koyar: “Bilirsiniz ben bir çift daha ilerisini düşünürüm. Dedim ki Sûfîler toplumun kalbi hükmündedir. Eğer Sûfîler toplumun kalbi hükmündeyse, Sûfîler iyi olmak zorundadır. Sûfîler iyi olurlarsa bilin ki toplum da iyi olur. Sûfîlerin etki gücü ile sûfî olmayanların etki gücü aynı değildir.”
Bu tesbit Kur’ân’daki “bin tâne kâfire bedel mü’minler” ifâdesine dayanır: “Hani Cenâb-ı Hak âyet-i kerîmede ‘bin tâne kâfire bedel olan müminler’ diyor — bunlar mü’min olan iyi sûfîler, iyi mü’minlerdir. O zaman iyi bir sûfî etrâfını aydınlatan bir kimsedir. Kandil gibidir, lamba gibidir, floresan gibidir, elektrik lambası gibidir. Karanlık bir yere bir köşe lambası koyarsınız bütün mahalleyi aydınlatır. Pusula gibidir, yol gösterir.”
Buradan dervişe yönelik kuvvetli bir sorumluluk çıkarır: “Sûfîler toplumun pusulası gibidir. Sûfîler toplumun yol göstericisidir. Sûfîler toplumu aydınlatmada, etrâfına iyi-doğru-güzel-hak-hakîkati anlatmada ve yaşamada en önemli unsurlardır. Allâh bizi onlardan eylesin.” Bu, Efendi hazretlerinin sıkça vurguladığı “sûfîler toplumun manevî bekçileridir” hakîkatinin bir başka ifâdesidir.
Ailenin Hayrı Başkasının İyiliğinden Geçer: Erkek Birinci Sorumlu
Efendi hazretleri sosyal bir ders verir: “Bizim eşimiz bizi örnek alırken iyiliklerimizi mi örnek alacak, kötülüklerimizi mi örnek alacak? Eğer ki bir erkeğin hanımı, çocukları iyi ve hayır noktada değilse, bunun sorumlusu birinci derecede o erkektir. İkinci derecede sorumlusu evin hanımıdır.” Bu, dervişe çok ciddî bir sorumluluğun yüklenmesidir.
Efendi hazretleri ekler: “Eğer bir kimse ağzından çıkanları duymuyorsa, ağzında her türlü küfür-belâ-müsîbet-sıkıntı varsa, diline sâhip değilse, eline sâhip değilse — asla eşinden ve çocuklarından hayır beklemesin. Buna hakkı yok. Önce biz iyi olmakla mükellefiz.” Topluma şikâyet etmenin bir anlamı yoktur; toplumun hâli, bizim hâlimizin yansımasıdır. “Biz neysek toplum o. Biz iyiysek toplum iyi olacak. Biz iyi değilsek toplum kötü olacak.”
“Kişi Dostunun Dîni Üzerinedir” Hadîsi
Efendi hazretleri sohbetin sonuna doğru bir hadîs-i şerîfi şerh eder: “Kişi dostunun dîni üzerinedir. O hâlde kim ile arkadaşlık ettiğine dikkat etsin.” Senin dostun kim ise senin ahlâkın da ondandır. Sakın “benim ahlâkım farklıdır” deme — o senin dostundur, dost dostu arar-sorar, berâber olmaya çalışır.
Efendi hazretleri pratik bir misâl verir: “Her gece restoranına giden bir arkadaşınız var. Onunla berâber olacaksanız ya siz oraya gideceksiniz ya o size gelecek. İkisinden biri — dostsanız, arkadaşsanız. Siz oraya gittiniz, ona benzeyeceksiniz. O size geldi, o size benzeyecek. İkisinden biri. Eğer sen doğru yoldaysan, doğruysan ve birbirinizi çok seviyorsanız, o size benzeyecek. Çünkü doğru bir tâne, iki değil.” Bu çok mühim bir tasavvufî ilkedir: doğru bir tânedir; ya kişi doğru olana doğru çekilir, ya doğru olan kişiyi yanlış olana çekilir — ortası yoktur.
Efendi hazretleri bu hadîsi “kişi sevdiği iledir” hadîsiyle birleştirir: “Kişi sevdiğiyle berâberdir — biz sevdiğimizle berâberiz. O zaman kimi seviyorsak biz onun dîni üzerindeyiz, onun ahlâkı üzerindeyiz, onun felsefesindeyiz, onun görüşündeyiz. Neden? Biz onu seviyoruz çünkü.” “Mü’min mü’minin aynasıdır” — eğer öyleyse senin aynanda kim varsa o senin sevdiğindir, ahlâkın ondandır.
“Mü’minler Bir Binanın Tuğlaları Gibi Birbirini Destekler”
Sohbetin son hadîsi şudur: “Mü’minler bir binânın tuğlaları gibi birbirlerini destekler. Sevenler birbirlerini destekler. Mü’min mü’mini destekler. Bir bak bakalım sen kime tuğla oldun. Bir bak bakalım sen kime basamak oldun.” Bu, dervişe çok somut bir öz-eleştiri çağrısıdır: bir binânın yıkılmaması için her tuğlanın yerinde durması gerekir; sen mü’minler binâsında doğru yerde misin yoksa eksik mi düşüyorsun?
Efendi hazretleri sohbeti şu duâ ile tamamlar: “Rabbim bizi iyilerle, güzellerle, doğrularla, hak ve hakîkat yolunda gidenlerle berâber eylesin. Her dâim bizi hak ve hakîkat noktasında konuşan, hak ve hakîkat noktasında yaşayan kullarından eylesin inşâ’allâh.” Şeb-i Arûs programlarının yoğunluğundan dolayı sorulara bu hafta cevap verilemediğini, kalan soruların önümüzdeki haftaya erteleneceğini söyleyerek sohbet sona ermiştir.
Sohbetten Çıkan Ameli Dersler
- Hediye vermek-almak Hz. Peygamber’in Sünnet’idir; tekkeden tekkeye hediye gönül bağlarını kuvvetlendirir
- Cennete giriş: kelime-i şehâdet + 5 vakit namaz + Ramazan orucu + zekât + hac + iyi ahlâk
- İçi-dışı bir olmayan kişi lâlenin gülmesine benzer; gerçek karakter er-geç meydana çıkar
- Yumuşak huyluluk insan toplar, sertlik dağıtır — Hz. Peygamber’in Âl-i İmrân 159 ‘daki örnekliği
- Sâdıklarla berâber olmak Tevbe 119 ile farzdır
- Sûfî için zarar vermemek başlı başına bir ibâdettir — haram işlememek ibâdet sayılır
- Devlete karşı haram işleyen bütün milletten helâlleşmek zorundadır
- Kötü örnek olmak günâh-ı kebâirdir; mü’min iyi örnek olmakla mükelleftir
- İyi arkadaş misk satıcısı gibidir, kötü arkadaş demirci çırağı gibidir — kişi onların kokusunu alır
- Tövbekâr olarak iyilere yöneliyorsan Cenâb-ı Hak iyileri sana yaklaştırır
- Sûfîler toplumun kalbi hükmündedir — sûfîler iyi olunca toplum iyi olur
- Eşin ve çocukların hayır üzere değilse birinci sorumlu sensin — kendi hâlini düzelt
- “Kişi dostunun dîni üzerinedir” — kim ile arkadaşlık ettiğine dikkat et
- Mü’minler binâsında her birimiz bir tuğlayız; kime tuğla, kime basamak olduğumuza bakalım
Bibliyografya — Zikredilen Kaynaklar
- Kur’ân-ı Kerîm: Tevbe 119 (“Ey îmân edenler! Allâh’tan korkun ve sâdıklarla berâber olun”); Âl-i İmrân 159 (“Eğer sert olsaydın etrafından dağılırlardı”); Enbiyâ 107 (“Biz seni âlemlere rahmet olarak gönderdik”); Bakara 152 (“Beni anın ki sizi anayım”)
- Hadîs-i Şerîfler: Hz. Peygamber-Hz. Muâz b. Cebel arasındaki cennete girme suâl-cevapları; “Müslüman odur ki dilinden ve elinden mü’minler emîn olduğu kimsedir” (Buhârî-Müslim); “Sizin en hayırlığınız etrâfına zarar vermeyeninizdir”; “İyi arkadaş yalnızlıktan, yalnızlık kötü arkadaştan hayırlıdır” — misk satıcısı/demirci çırağı teşbîhi (Buhârî, Müslim, Ebû Dâvûd); “Kişi dostunun dîni üzerinedir, kim ile arkadaşlık ettiğine dikkat etsin”; “Kişi sevdiğiyle berâberdir” (Buhârî-Müslim); “Mü’minler bir binânın tuğlaları gibi birbirini destekler” (Buhârî-Müslim); “Mü’min mü’minin aynasıdır”
- Mesnevî-i Şerîf: Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî — “Mübârek olmayan gülme lâlenin gülmesidir, ağzını açınca kalbinin karalığını gösterir”; “Gülen nâr (nar) bahçeyi güldürür, erler sohbeti seni erlerden eder”
- Hadîs-i Meşhûr: Tövbekâr adam ile iyiler-kötüler şehri ve şehrin meleklerle yaklaştırılması menkıbesi (geçmiş ümmetlerden, hadîs kaynaklarında sâbittir)
- Bosna Tarîkatlar Birliği: Sırrı Efendi (Bosna Tarîkatlar Birliği Başkanı) ziyâreti; Kazım Efendi halîfeleri; Kosova’dan Bursa İlâhiyat mezunu misafirler — Şeb-i Arûs vesîlesiyle Karabaş-i Velî dergâhında
- Tasavvuf Istılâhları: Tekke-zikir-sohbet, hediye âdâbı, içi-dışı bir olmak, sahte tebessüm, mü’minlerin binâ teşbîhi, sûfînin toplumun kalbi olması, bin kâfire bedel mü’min
Sohbetin Özeti
2017 Karabaş-i Velî Tekkesi sohbet serisinin 3. oturumunda Mustafa Özbağ Efendi; Bosna Tarîkatlar Birliği Başkanı Sırrı Efendi’nin, Kazım Efendi’nin halîfelerinin ve Kosova’dan misafirlerin Şeb-i Arûs vesîlesiyle Bursa Karabaş-i Velî dergâhına ziyâretini ve onlara beşyüzlük tespihler hediye edilişini, Sırrı Efendi’nin Hz. Muâz b. Cebel ile Hz. Peygamber arasındaki “cennete girme” suâl-cevaplarını naklettiği kısa hutbesini ve meleklerin zikir halkalarına şâhit olarak Cenâb-ı Hakk’a “onlar bizim cennetimizi istiyor” diye ifâde verdikleri rivâyetini, Mesnevî-i Şerîf’ten “mübârek olmayan gülme lâlenin gülmesidir” beyti üzerinden içi-dışı bir olmayanların maskesinin er-geç düşeceğini, kalbi dükkân-dili tüccar insanların testilerinde ne varsa o sızdığı gerçeğini, Âl-i İmrân 159 “eğer sert olsaydın etrafından dağılırlardı” âyetinin Hz. Peygamber’in yumuşak huyluluğunu nasıl âlemlere rahmet olarak yansıttığını, Enbiyâ 107 “âlemlere rahmet” hakîkatini, Tevbe 119 “ey îmân edenler! sâdıklarla berâber olun” emrinin sâlihlerle berâberliği farz kıldığını, Hz. Mevlânâ’nın “erler sohbeti seni erlerden eder” beytini, “Müslüman dilinden ve elinden mü’minlerin emîn olduğu kimsedir” hadîsi ile zarar vermemenin başlı başına bir ibâdet olduğunu, devlete karşı haram işleyenin bütün milletten helâlleşmesi gerektiğini, kötü örnek olmanın günâh-ı kebâir olduğunu, misk satıcısı-demirci çırağı hadîsi ile arkadaş seçiminin ahlâka etkisini, tövbekâr adam ile iyiler-kötüler şehri arasındaki mesâfenin meleklerle kısaltılması menkıbesini, “Sûfîler toplumun kalbi hükmündedir” tesbîtini ve sûfîlerin mahalleyi aydınlatan kandil-pusula olduğunu, eş ve çocukların hayır üzere olmamasında birinci sorumlu olarak erkeği gösterdiğini, “kişi dostunun dîni üzerinedir, kim ile arkadaşlık ettiğine dikkat etsin” ve “müminler bir binânın tuğlaları gibi birbirini destekler” hadîs-i şerîflerini tafsîlâtlı bir şekilde açıklamıştır.
Kaynak: Mustafa Özbağ Efendi — 3. Karabaş-i Velî Tekkesi 2017 Sohbeti | Video: YouTube | Playlist: 2017 Karabaş-i Velî Tekkesi
Diğer sohbetler: Dergah Sohbetleri