Karabaş-i Velî Tekkesi 2018

42. Karabaş-ı Velî Tekkesi 2018 Sohbeti — Hakikat-i Muhammediyye, İnsanı Kâmil, Velayet Silsilesi ve Hadis Tartışması

Mustafa Özbağ Efendi hazretleri, Karabaş-ı Velî Tekkesi’nde icra buyurulan bu 42. sohbet-i şerîfinde; şehit annesinin yürek burkan sorusuna Kur’ân ve sünnet ışığında teselli olarak başlamış, altın diş taktırmanın fıkhî dayanağını sahâbe rivayetleriyle açıklamış, o hafta gündemi dolduran dolar krizini ticaret tarihi içinde değerlendirmiş ve açık hesap çalışmamanın hikmetini paylaşmıştır. Sohbetin ana eksenini ise bir önceki haftadan devam eden Hakikat-i Muhammediyye dersi oluşturmuştur: Hz. Âdem’in insanî hakikatin beşer suretindeki ilk zuhurunun aslında Hz. Muhammed Mustafa sallallâhu aleyhi ve sellem’in ruhâniyeti ve nûrâniyeti olduğunu, bu tecelliyâtın tamamlanmış değil süregelen bir gerçeklik olduğunu ve Allah’ın sıfatsal tecelliyâtlarının hiçbir zaman son bulmayacağını izah etmiştir. Mutasavvıf ile sufi arasındaki derin farkı ele alarak Horasan-Mezopotamya tasavvufunun saplantısız, ‘bağı çöz’ ruhunu savunmuştur. İnsanı kâmilin alemin ruhu hükmünde olduğunu, zamanın kutbu makamının tek bir anlık bile boş kalmadığını, velayet nûrunun Hz. Âdem’den Hz. Muhammed Mustafa’ya uzanan kesintisiz silsilede taşındığını aktarmıştır. Hatem-ül velî meselesinde kendi inancını açıkça beyan etmiş; Hakikat-i Muhammediyye’yi tanıyanın kendini zelil gördüğünü, tanımayanın ise ‘beni kimse anlamadı’ kibrinin tuzağına düştüğünü vurgulamıştır. Son bölümde hadis tartışmasına geçmiş; ‘bu hadis sahih değil’ argümanının kapitalizmle İslam hukukunu yıkma projesiyle birebir örtüştüğünü sarı öküz metaforuyla gözler önüne sermiş, Süyûtî ve Gazâlî’nin muteber olduğunu ısrarla savunmuştur.



Açılış: Şehit Annesine Teselli, Altın Diş-Takma Burun Meselesi ve Faiz/Dolar Tartışması

Selamun aleyküm. Allah gecenizi hayır etsin inşallah. Cenab-ı Hak gününüzünüze hayırlı eylesin. Ayınızı, yılınızı, ömrünüzü hayırlı eylesin inşallah. Geçen haftada kaldığımız yerden devam edeceğiz. Ama ondan önce şu birkaç süreye bakıverelim inşallah. Dört ay önce oğlum Afrin’de şehit düştü. Her sabah uyandığımda yani her uyandığımda göğsümün arasında aşırı yanma hissediyorum. Bunun için ne yapmalıyım? Allah yardımcın olsun. Kolay bir şey değil. İnsanın gencecik evladının toprağı gömmesi. Ama hamdolsun. Bu noktada da bir taraftan da müjde. Rabbim inşallah gönlüne genişlik versin. Allah’a inanıyorum diyen bir Müslüman denize plaja gitmesiyle ilgili bilgi verir misiniz? Yüzmek sünnet. denize plaja gitmek sıkıntılı değil. Ama harama bakmak sıkıntılı. Bir Müslüman kadın olsun erkek olsun saçını siyaha boyatmalı ve kaş alınmasın akıbeti cehennem olur diye bir oğaz denedim. Doğruluğu var mıdır bilgi verir misiniz? Lanet olsun o erkeklere ki yaşlandıklarında gençliğe özenirler.

Bu normalde bir kimse bu gençliğe özenmekle alakalı. Eğer o kimse kendini genç göstermek noktasında uğraşıyorsa sıkıntılı. Ama ancak bu mesela savaşta olur. Evlenirken de buna müsaade etmişler. Mesela Hz. Ömer Radıyallahu anh Hazretleri evleneceği zaman sakallarını boyattığına dair rivayet var. Ama cihat meydanında kafirlere karşı genç görünmek için bir kimse saçını sakalını boyatabilir. Öbür türlü bir kimse normalde hani lanet olsun o ihtiyarlara ki gençliğe özenirler. Bu başka bir hadîs-i şerîf. Bunda da kadınlar da var, erkekler de var. Böyle yaşlı olmasına rağmen gençler gibi davranmak, gençler gibi yapmak, kılık, kıyafet, saç, sakal, stil sistem. Bu çok uygun değil. Allah’ım iyi etsin inşallah. Ama bu kaş alınmasıyla da alakalı. Eğer kimisinin kaşları var, fıtratı aykırı. Mesela işte burnunun üzerinin açık olması lazım. O kimsenin burnunun üzeri kapanıyor. O zaman onun normalde temizlenmesinde bir beis yok.

Veyahut da bu kaşlar alnına doğru tüyleniyor, kıllanıyor. Onların toparlanmasında bir beis yok. Ama işte böyle sırf şekil olsun diye yapmak uygun değil. Bakın fıtratı bozmak, insan üzerindeki fıtratı bozmak şeytani. Fıtrat bozucu bir şey olmaz. Ama bir rahatsızlık var veya fıtratın dışında bir şey var. Onu fıtrata uygun hale getirmek caizdir. Mesela bu ama doğuştan olsun ama sonradan olsun. Sahabeden bir kimsenin burnu koptu savaşta. meşhur duruyor ya, geldi dedi ki Ya Resulallah benim burnum koptu. Benim genç bir hanımım var. Ben hanımımı kaybetmek istemiyorum. Ben dedi buna demirden bir yapma burun taktırsam olur mu? Olur dedi. Demirden bir yapma burun yaptı, koku yaptı, pas yaptı. Sonra geldi, dedi ki gümüşten yaptırsam olur mu bu paslandı? Olur dedi. Gümüşten yaptırdı, dedi ki bu da koku yaptı. Altından yaptırsam olur mu?

Olur. O zaman da Yahudi bir altın, böyle sanatçısı vardı, sanatkarı vardı. Ona yaptırdı hem de. Takma burunu yapan Yahudi idi altından. Onu yaptırdı taktı. Şimdi tamam oldu Ya Resulallah dedi. Şafiler oradan altın dişe kaplamaya, veya altın diş taktırmaya, altın kaplamaya müsaade ederler. Hoş İmam-ı Azam’ın müsaade etmediği söylenir ama bu son dönem araştırmalarda İmam-ı Azam’ın da müsaade ettiği aslında sonradan müsaade ettiğine dair rivayetler var. O yüzden normalde bakın burun koptu, fıtrata uygun hale getirdi. Oraya bir tane takma burun koydu. Mesela bir kimsenin ayağı kesilir, oraya takma bir, mesela bir ayak takılabilir, bunda bir beis yok. Fıtrata uygun hale getirmekte bir beis yok. Banyo yapmak, yıkanmak ile kusul abdest almak arasında ne farkı vardır? Birisi ibadettir. Kusul abdest almak ibadettir. Banyo yapmak, temiz olmak da ibadettir. Ama kusul abdestinde mesela örnekliyorum banyoya göre on ibadet vardır.

Banyo yapmak temizliktir, temizlikten dolayı o kimse ibadet etmiş olur. Ama kusulün içerisine girerse mesela kusletmek bazı noktalarda farzdır. Kusulü icap ettiren bir mesele de kusletmek farzdır. O yüzden o kusul onun için farz ibadet olur. Bazen kusletmek mesela sünnettir. Cumana namazı için, bayram namazı için sünnettir. Hazreti Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretleri her bayram namazına kusul abdesti ile giderdi. Her cumaya kusul abdesti ile giderdi. Cumana namazından önce kusul abdesti almak sünnettir. Hem de Hazreti Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretlerinin genelde terk etmediği sünnettir. Burada ne oldu? Kusul abdesti almak sünnettir. Öbür türlü kusul abdesti almak müsteaptır. Nafiledir yani. Olsa da olur, olmasa da olur. Banyo yapıyor ya, duş yapıyorsun ya. Terledin duş alacaksın. Veya bir iş yaptın, banyo yapacaksın. O esnada ihtiyaç yok. O esnada da kusle niyet ederekten yapmak nafile hükmünde.

O yüzden yıkanmakla arasında ne fark var? Yıkanmakla arasında bir fark bizim için var. Biz iman ettik, dinimizi yaşıyoruz. O kendince sadece yıkamak olarak alakalanıyor. Onun için bir fark olmaya yok diyebilir. Kusul abdestinin önemi nedir? O, konuşmuşuz. Cima hariç hangi hallerde kusul abdesti almak müsteaptır? Onu da konuşmuşuz. Gündemi meşgul eden dolar meselesi hakkında ne düşünüyorsunuz? Hiçbir şey düşünmüyorum. 58 yaşındayım. Parayı tanıdığımdan beri ticaret yapıyorum. Bu ülkede dolar yükselir, enflasyon olur, devalasyon olur, dolar yükselir, her şey olur normal. Bu ne ki? Dolar seçimlerden önce 4.50’ymiş, seçimler olmuş, 6.50 olmuş. Ne olmuş? Millet bir şey görmedi de bağırıyor boyuna. Hiçbir şey görmedi bu millet. 30 yaşına, 35 yaşına, 40 yaşına kadar olanlar hiçbir şey görmedi. Bir elleri yağda, bir elleri balda yaşadı. Ne gördünüz? Bağırıyorlar boyuna. Bir gecede bu ülkede, bir gecede, bir gecede dolar 320 liradan 1350 liraya çıktı.

Bir gecede. Ne bağırıyorsunuz? Ne bağırıyor bu millet? Ben iplikçilik yapıyordum, iplikçilik. Ben iplikçilik yaparken bir gecede vade farkları faizden %175’e çıktı. Bir gecede. Ertesi gün mümin, cambaz, burhan, vatan, ahmet, yeşil isim vereyim ben. Hepsi de o zaman büyük iplikçiler. Bütün bayileri çağırdılar. Gelin, gelin, gelin. Ben de gittim tabi. Gittik. vade farkları şöyle oldu, şunlar şöyle oldu. Ben o zaman da açık hesap çalışmıyorum. Dedim, ne beni çağırdınız ki? Hiç unutmuyorum. O zaman için mümin cambazın elinde benden dönükler var. Bir ay içerisinde dönükleri kapatıyoruz. Anlaşmamız o. Yarın bunları kapat dedi bana. Dedim, yok kapatmam. Benim anlaşmam neyse öyle kapatırım. Şu kadar faiz çalıştırırım. Ödemem dedim. Ben alırım dedi. Nasıl alacaksan al dedim. Evet. Bir gecede. Bütün esnaflara, bankalar, ertesi gün bütün esnaflara yazı gönderdi. Hepsini de çağırdılar.

Adam 5 aylık kredi almış, 10 aylık kredi almış, 2 yıllık kredi almış. Gel kredilerini kapat. Gel kredilerini kapat. Kapatıyorsan kapat. Bugün kapatıyorsan kapat. Kapatmıyorsan yüzde 175. Gecelik repolar vardı. Yüzde 20, yüzde 30. Gecelik repo. Bakıyorum ben bu internetten filan öyle haberlere baktım böyle. Dedim bu milleti hiçbir şey görmedi ya. 2 gündür. Buradaki arkadaşların içerisinde söylüyorum. Aylık 5 liranın üzerinde gelir olan elini kaldırsın. 5 liranın üzerinde olan. Bakın 1, 2, 3, 4, 5, 6, 7, 8, 9, 10, 11, 12, 13, 14, 15 kişi indir. Geri kalanına aylık 5 lira gelir yok. Bize ne dolardan ya? Veya hatta daha fazla olsun ya. Çalış kardeşim. Bu ülkede kazanmadın mı? Bu ülkede kazanmadın mı? Bu ülkede kazandın. Bu ülkeden ekmek yedin. Bu ülkeden para yedin. Bu ülkenin içerisinde yaşıyorsun.

Bu topraklarda yaşıyorsun. Bir daireniz eksik olsun bu senede. Bu daireniz eksik olsun bu senede. Bu daireniz eksik olsun bu senede. Ne olacak ya? Bir daire parası kaybettim de. Ülkeye gitti de. Gitti de. Ne olacak ki? Ticaret ve üretim ile uğraşan kardeşlere tavsiyeniz nelerdir? Herkes ticaretine devam, üretimine devam, koşuşturmaya devam. Geçen gün bir arkadaş telefon açmış. İşte şu satılmıyor, bu satılmıyor. Bana dedim hesaplı bir şey varsa gönder dedim. Ben alacağım dedim. Ses yok. Ne varsa satılmayan hesaplıysa ben almaya razıyım dedim ya. Gönder. Varsa dedim getirin bana dedim. Ses yok. Ne? İş yokmuş. Beş kuruş aşağıya ver bak nasıl satılıyor. Herkes alışmış. Çok kar edecek. Çok para kazanacak. Sana birkaç sorum olacak. Cevallamazsan sana hakkım helal değil. İyi. Cevallamıyorum. Sen gel benimle helallaş. Böyle dediğin için. Bu küstahlık.

Bu kimse arkasının önünü daha yokumadı. Buraya yazmış sana birkaç sorum olacak. Cevallamazsan sana hakkım helal değil demiş. Bu küstahlık bu. Buraya gelen her soruyu cevaplandırıyorum ben. Bakın asıl soru var burada. Geçen haftadan kalma. Devam edeceğiz konulu. Ben bak ilk önce buradaki sorulara önem verdim. Dedim bu kardeşlerin gönülleri kalmasın. Bu ne şimdi? Cevaplamazsan bana hakkı helal değilmiş. İyi. Yol açalım. Yarın birisi yazsan bunu yapsan yapmazsan hakkım helal değil. Arkadaşlar Allah için buradayız. İnsanların nefislerini, egolarını tatmin etmek için değil. Allah için buradayız. Allah için buradayız. Allah için buradayız başka bir şeyden dolayı değil. Hiç kimsenin nefsine, egosuna, şeytanına, heva hevesine esir olma noktasında değilim. Hiç kimsenin. Benim geçimim cemaattan, buradan, oradan, buradan değil. Ben Allah rızası için, Allah için, herkes burada Allah için burada. Ben de burada soruları Allah için cevap veriyorum.

İnsanlara faydalı olmaya çalışıyorum. Böyle kalkıp cevaplamazsın. Hakkı helal değil. İyi etme. Varsa bende bir hakkın etme. Yazık ya. Ayıp. Allah muhafaza eylesin. Küstahlığın da bir sınırı var ya. Evet. Bunlar da yaşanacak. Sakın ha böyle sinirlendiğim falan düşünmeyin. Allah bizi affetsin. Devam ediyoruz. Tabi ben bu hafta biraz da böyle geçen haftadan kalmam, geçen hafta da böyle bir sınır var., bir sınır var. Tabi ben bu hafta biraz da böyle geçen haftadan kalma şey vardı ya. Hani, sen olmasaydın alemleri yaratmazdım meselesi. Biz buradan çıktıktan sonra bir iki kelamda içeride devam ettik. Ben dedim bu meseleyle alakalı bir şey hazırlayacağım, getireceğim. Bu konu açıldığında dedim orada dedim inşallah hazırladım, okuyacağım dedim. İnşallah hazırladım. Kaldığımız

Hz. Âdem ile Hakikat-i Muhammediyye: Yaratılışın Başlangıcı ve Dinin Hukukunun Tamamlanması

yerden devam ediyoruz. Hz. Adem ilk insan oluşuyla insanı hakikatin beşer suretinde ortaya çıkan ilk zuhurudur. Buna rağmen ondaki vasıflar insani hakikati teşkil eden Muhammed’i hakikatin vasıflarıdır. Bu yetkinlik en nihayet Hz. Muhammed’in tarihsel şahsiyetiyle tamamlanmıştır. Bu sebeple Arabiya’ya göre Hz. Muhammed’in vefatıyla alem, ruh, cisim, suret ve mana olarak uykudadır. Ancak ölmüş değildir. Hz. Adem hakikatin, yani bilinmekliğin, buradaki benim bu hakikatten benim anladığım Allah’ın bilinmekliği. Bu bilinmekliğin insan, zahiri insan suretindeki ilk zuhurudur. Ama zahiri insan suretinde ilk zuhurudur. Bunun ilk aslında o zahiri insan sureti suret olarak son şekli gibi görünse de bunun tohumu tabiri caizse Hz. Muhammed’i Mustafa’dır sallallâhu aleyhi ve sellem. Hz. Adem ancak o tohumun meyvası hükmündedir. Geçen haftada bunu söylemiştim. İnsan bunun meyvası hükmündedir. Bu manada Adem ilk insan oluşuyla insan hakikatin beşer suretinde ortaya çıkan ilk zuhurudur.

Beşer dediği insan suretinde ilk zuhurudur. Ama bunun zahire çıkan ilk zuhurudur. Batındaki birinin ilk tecelliyeti Hz. Muhammed’i Mustafa’nın ruhaniyeti ve nuraniyetidir. O batındaki ilk tecelliyatın zahirdeki ilk tecelliyatıdır. Batında ilk tecelliyat Hz. Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretleridir. Ama zahirdeki ilk tecelliyat bu manada görünen Hz. Adem aleyhisselamdır. Buna rağmen ondaki vasıflar insanı hakikati teşkil eden Muhammed’i hakikatin vasıflarıdır. Hz. Adem’in üzerindeki bütün isimler, bütün isimler. Hz. Muhammed’i Mustafa’nın manevi hakikatin üzerinden tecelli eden isimlerdir. dolayısıyla Cenab-ı Hak’ın zuhur eden bütün sıfatları bunun altını çizerekten dinleyin. Hz. Allah’ın zuhur eden bütün sıfatlarının ilk zuhurat tecelliyatı Hz. Muhammed’i Mustafa’nın ruhaniyeti ve nuraniyeti üzerinedir. Ve hala da öyledir. Ve bütün sıfatsal tecelliyatlar bu manada ilk zuhur noktası Hz. Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretlerinin ruhaniyeti ve nuraniyetidir. Ve bütün o sıfatların süzülüş noktası Hz.

Muhammed’i Mustafa’nın üzerinden gelir. Bu yetkinlik en nihayet Hz. Muhammed’in tarihsel şahsiyetiyle tamamlanmıştır. Bu normalde buranın altını çizerekten söylüyorum ben tamamlanmış olarak görmüyorum onu. Bu tecelliyat, zuhurat birileri tamamlanmış gibi görebilir. Bunu ebediyete kadar tamamlanmış olarak görmek mümkün değildir. Tamamlanmış demek Cenab-ı Hak’ın kendi ilmi ilahiyesinden zuhuratın bitmiş olması demektir. Bitmemiş olan hiçbir şey tamam değildir. Ol dedi oldu ve bu olma tamamlanmış bir şey değildir. Bizim için tamamlanmış değildir. Cenab-ı Hak ol dedi, ol dedi oldu. Buradaki oldan ve oldudan bizim tam olarak anlamamız, ol ve olandan tam olarak bir netice çıkarmamız mümkün değildir. Müteşabih’tir çünkü. Bu hukuk değildir. Hukuk olsa bu tamamlanmış olmuş olur. Bugün dininizi tamam ettim. Hukuk olarak tamamdır din. Din olarak size İslam’ı seçtim. Hukuk olarak genel çerçevesi olarak tamdır. Siz dinin hukukunu değiştiremezsiniz. Siz varlığın hukukunu değiştiremezsiniz.

Yaradılış gerçeğini değiştiremezsiniz. Yaradılış fıtratını değiştiremezsiniz. Bu farklı bir şeydir. Ama Cenab-ı Hak’ın sıfatsal tecelliyatlarını, sıfatsal tecelliyatlarını, sıfatsal olarak Cenab-ı Hak’ın ilmi ilahiyesinden gelen ilmi siz son buldu diyemezsiniz. Bunu da sonlandıramazsınız. O zaman bu son buldu dediğinizde Allah işini yaptı, pılısını, pırtısını toplandı bir yerde oturuyor. Böyle bir şey olmaz. Bu noktada tamamlanmıştır, tarihsel şahsiyetiyle tamamlanmıştır sözünü. Ben çok üzerinde durarak söylüyorum. Katılanlardan değilim. Bunun kemalat noktasında kemalatının devam ettiğini, bunun tecelliyat noktasında tecelliyatın da devam ettiğini, bir önceki zamanın kutbunun kemalatıyla, ondan sonraki zamanın kutbunun kemalatının aynı olmadığını, bundan 100 yıl önceki bir kutbun kemalatıyla bugünkü bir kutbun kemalatının aynı olmadığını, bundan 100 sene sonraki bir kutbun da kemalatının aynı olmayacağına inananlardanım. Hz. Mevlânâ Cerat-i Rumazetir, ey ol bağı çöz, ne zamana kadar altına gümüşe bağlı kalacaksın, hür ol beytinin altında da bu vardır.

Benim tarikat değil özellikle sufi noktasında, tarikat noktasında durursak bu tarikat dairesi dar gelir. Sufi noktasında durmamız lazım. Bu her an kendini yenileyen, her an kendini değiştiren, her an derinleşen, her an yükselen, her an genişleyen bir noktadır dediğim şey budur. Elhamdülillahirrabbilalemin, alemlerin Rabbine hamd ederiz. Biz bu alemleri bir çizgiye, bir daireye, bir sınıra koymamız mümkün değildir. Çünkü alemi bir sınıra koymak, alemi bir çizgiye doldurmak, alemi bir dairenin içerisine hapsetmek, Allah’ın ilmini hapsetmektir. Bu mümkün değildir. Bunu böyle söyleyen ehli sufi olanlar, eski ehli mutasavvuf olan kimseler vardır. Mutasavvuf ay

Mutasavvıf ile Sufinin Farkı ve Horasan-Mezopotamya Tasavvufunun Özgürlüğü

rıdır. Sufilik ayrıdır. Mutasavvuf, sufilik ilmini yazan, çizen kimselerdir. Sufiler ise sufili bizatihi yaşayan insanlardır. O yüzden mutasavvuflarla sufili bizatihi yaşayanların arasında fark vardır. Mutasavvuf yazmış olduğu metne tabi olur. Bakın onun için yazmış olduğu metin saplantı haline gelir. O metinden ayrılamaz. O metnin dışına çıkamaz. O yüzden mutasavvuf yolundan giden kimseler saplantı halinde kalırlar. Oysa sufilik bilhassa Horasan’dan Anadolu’ya doğru gelen yukarı Mezopotamya sufilinde saplantı yoktur. Yukarı Mezopotamya sufilinde ey oğul bağı çöz vardır. Ben bazen böyle konuştuğumda ya bu eski şeyhine laf mı atıyor, eski yoluna laf mı atıyor, bu Abdullah Efendi’ye laf söylüyor filan böyle cahilane sözler var. Eğer normalde aynı noktada kalırsa herkes o darlığı ve o saplantıyı yaşarlar. Daha ileriye, daha derine, daha genişe, daha yükseğe gitmek zorundadır sufi. Benim şeyhimin şeyhimin şeyhi böyle yapardı derseniz siz de öyle yaparsanız daraltırsınız, genişletemezsiniz, derinletemezsiniz.

Yapamazsınız. Tarikatlaştırırsınız. Saplantı haline gelir. Türkiye’deki bir kısım cemaatlerin, toplulukların bir tek kitap okumasıyla alakalı. şeyhinin şeyhinin bir kitabı var, hala da onu okuyor. Onu da güncelleştiremiyor. Onu bugüne çeviremiyor. Hala da oturmuş şeyhinin resmine rabıta yapan insanlar var. Bundan yüz yıl önce, elli yıl önce yaşamış bir şeyhin fotoğrafını önüne koyup, onun iki kaşının ortasına, iki kaşının ortasına getireceğin noktasında duran saplantılı cemaatler ve tarikatlar var. Bunlar saplantılı. Ne yazık ki var. Hala da çevir sayfayı ezberlemiş, onu oradan okuyan cemaatler var. Genişletemiyor, yelpazesini genişletemiyor, yapamıyor. Allah bizi affetsin. O yüzden bunu tamam görmek. Kün dedi oldu bitti. Senin için oldu mu? Bazen bunu örnekliyorum ya, yukardan birisi elli metre öteden suyu döktü. O dese ki ben suyu döktüm, hakkıdır onun. Sana su geldi mi? Hayır. Sen şunu diyemezsin, sen suyu döktün.

Geldi mi sana su? Hayır. Biz iman ettik, o suyu döktü ama, o hayri mesele. Veya bitti her şey. Kün dedi oldu bitti, gitti yan tarafta oturuyor. Allah affetsin. Bu sebeple Arabiyye göre Hz. Muhammed’in vefatıyla alem, ruh, cisim, suret ve mana olarak uykudadır. Ancak ölmüş değildir. Katılmıyorum. Hz. Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretleri bu manada fiziken vücut olarak ölmüştür. Onun vücut olarak, fizik olarak ölümüyle alemin bu noktada tabirini aynısöyleyim. Alem, ruh, cisim, suret ve mana olarak uykudadır. Sözünü bu manada kabul etmiyorum. Ama insanlar uykudadır, öldüklerinde uyanırlar. Bu farklı bir şey. Ama geri kalana katılmıyorum. Diriliş günü alemin ruhu olarak kabul edilen Hakikatı Muhammed’i ile birlikte alem yeniden dirilecektir. O zaten diri. Onlara ölü demeyiniz. Buna da katılmıyorum. Filozoflar insan için alemi sagir, mikrokosmos. Sagir dediği küçük alem.

Ve görülen evren içinde alemi kebir, makrokosmos tabirlerini kullanırlar. Aravi ve Mevlânâ bu görüşü eleştirirler. Evet. Ben alemi, ademi küçük alem olarak görmüyorum. Benim için insanı kamil, insanı kamil. Her dem büyük alemdir. Her dem. Ben o yüzden insanı küçük alem olarak kabul edenlerden değilim. Mevlânâ, insanın küçük alem değil büyük alem olduğunu vurgular. Zira insan olmadan alem hiçbir mana ifade etmez ve müstakil bir alem olamaz. İnsan olmadıktan sonra varlığın bir anlamı yoktur. Bütün varlığa anlam katan insanı kamildir. Hatta bu varlığın içerisinde insanı kamil yok olursa bu arı beyi gibidir. İnsanı kamil y

İnsanı Kâmil: Alemin Ruhu, Zamanın Kutbu ve Hiçbir Zaman Boşalmayan Makam

ok olduğunda bu kovan dağılmaya mahkumdur. Zaten Cenab-ı Hak’ta kıyameti insanı kamilin ölümüne sahip. Zaten Cenab-ı Hak’ta kıyameti insanı kamilin ölümüne bağlar. Soğum Allah diyen diyor. Ölmedikçe kıyamet kopmaz. Bu insanı kamildir. Çünkü insanların içerisinde gerçek manada tam anlamıyla Allah diyen sadece insanı kamillerdir. Gerçek manada. Bugünkü insan topluluğunun içerisinde gerçek manada Allah diyen zamanın kutbudur. O onun bir çıtaltı sağındaki, bir çıtaltı solundaki, bir çıtaltı sağındaki, bir çıtaltı solundakinin solundadır. Çok ince perdeler vardır aralarında. Çok ince. Yani zamanın kutbu ile sağındaki kutbun arasında çok ince zarif bir perde vardır. Bunu anlayabilecek olan ancak kırtların içerisindeki bir velidir. Kırtların içerisindeki velinin haricinde bunu anlayabilecek bir göz, bunu anlayabilecek bir kulak, bunu anlayabilecek bir kalp yoktur. Bir sufilerin veya sufilikte belli bir noktaya gelen kimselerin kendi üstadlarını zamanın kutbu görmelerinin sebebi budur.

Hatta bir normal bir sufi, kırtların içerisindeki bir veli ile zamanın kutbunun arasındaki farkı bilemez. O yüzden kırtların içerisindeki bir veli, normal bir sufi kendisi için zamanın kutbudur o. Bunu anlamaktan uzak olanlar, ya bunlar ne yapıyor sufilerin hepsi de kendi şehirlerini zamanın kutbu görüyorlar. Sufilerin böyle görmesi normaldir. ancak diyor ağzı güzel tat alan, ağzı güzel lezzet alan ağzına aldığı şeydeki farkı anlayabilir. Hz. Pir öyle söylüyor ya Mesnevide, o kimsenin ağzı öylesine tat almalı ki o aradaki farkı anlayabilsin. Yoksa 40 tane kuru fasülle koysanız ağzı onun çok ince hassas bir ağız değil ise 40 tane kuru fasülle den 40 kaşık alır, hepsinden 1’er kaşık aralarında fark yok der. Hak mıdır? Onun dediği haktır. Hani şimdi gurme diyorlar ya ağzı tat alan bir kimse her tabakta bir farklılık görür.

Bir farklılık gördü onun ağzı tat aldı. Bu da onun gibidir. zamanın 40 tane velisini yan yana koysanız zamanın 40 tane velisi kuru fasülle yapsa normal bir derviş gelse 40’ından 1’er kaşık alsa der ki hepsi de aynıydı. Doğru mu? Onun için doğru. Ama hepsi aynı mı değil. Ancak ağzı iyi tat alan ancak kalbi pırıl pırıl olmuş bütün tecelliyat onun üzerinde tozsuz böyle kirsiz kalbi olan kimse ancak bunu anlayabilir. Öbür türlü bunu anlayamaz. O yüzden Hz. Mevlânâ Ceraeddin Rum Hazretleri de diyor ki insan olmadıkça insanın kamil olmadıkça alemin bir anlamı yoktur. İnsanın kamil olmadıkça bu alem değil yaşadığınız dünya değil. Yaşadığınız dünya çok özür dilerim ama tırnağınızın üzerindeki su damlası bile değil. Yaşadığınız dünya tırnağınızın üzerindeki su damlası değil. Yaşadığınız dünya tırnağınızın üzerindeki su damlası değil. O yüzden sadece bu dünya olarak bakmayın aleme.

Eğer o zamanın kutbu veyahut da o insanın kamil olmazsa bütün alemlerin anlamı kalmaz. Bütün alemlerin hiçbir alemin anlamı kalmaz. Bütün alemlere anlamlaştıran, bütün alemlere anlamlı kılan insanı kamildir. İnsanın kamilin zirve tahtında oturan da Hz. Muhammed Mustafa’dır sallallâhu aleyhi ve sellem. O hem Hatemül Nebidir yani peygamberlerin sonuncusudur. Hem de peygamberlerin nebiliğin evvelidir. Adem henüz daha çamur değil iken ben peygamber idim. Onun peygamberliği evveldir. Evvelin de evvelidir peygamberlikte. Daha o hiçbir şey yaratılmamış iken peygamber idi. hiçbir şey yaratılmamış iken peygamberdi dedim ilk yaratılan odur. Onu normalde mesela ilk yaratılan akıldır, ilk yaratılan kalemdir hadisler vardır ya bu onun hilafına değildir. Bunlar böyle 0 nokta 120 tane, 0 koyun aklıma geleni söylüyorum. Oraya virgül koyup 1 koyun oraya. Fizikçi değilim. Bu kadar zaman az kısa biriminde oluşan yaratmalardır.

İlk onun ruhaniyeti ve nuraniyeti yaratıldıktan sonra bu artık o sonra dediğim şey o kadar çok kısa bir zaman birimi ki. Bu geçen bir bayanlar dersinde oldu herhalde ışık hızıyla alakalı bir şey söylediğim. Yani bu ışık hızının üstünde bir hızdır bu. Şu anda insanoğlunun tespit edebildiği bir tek ışık hızı var. En hızlı olarak. Bu ışık hızının üstünde bir hızdır. Cenab-ı Hak’ın yaratma hızı ve ilk yaratılıştaki hız. İnsanoğlu belki de o ilk yaratılıştaki hıza belki de hiç yetişemeyecek. Bu ayrı bir mesele. Bunun altını çizin çocuklarınıza, torunlarınıza anlatın. Bunu çocuklarınıza, torunlarınıza anlatın dememin sebebi şu. Bu ilim sizden sonra bizden sonra gelecek olan kuşaklara taşınsın. İlk yaratılıştaki hıza, ilk yaratılıştaki hıza insanoğlunun belki de yetişmesi hiç mümkün olmayacak. Bunu ancak temaşa etme noktasında dahi bunu anlayabilecek insan çok azdır.

Temaşa etme noktasında dahi. Şimdi o ilk yaratılan o yüzden Hz. Muhammed Mustafa sallallâhu aleyhi ve sellem hazretleri, ruhaniyeti, nuraniyeti ve peygamberliği o peygamber olarak yaratıldı. O sonradan peygamber olma değildir. O peygamber olarak yaratıldı ilk varlığın başlangıcında. Bakın ilk varlığın başlangıcında o peygamber olarak yaratıldı. Ve ondan sonra işte kalem, lef-i mahfuz bunlar böyle. İnsanoğlunun hesaplayabileceği şu anda en küçük zaman birimi diyelim. Bunu matematiksel olarak benim çözümlemem mümkün değil zaten. O yüzden normalde aynı zamanda insanların ve varlığın evveli, peygamberlerin de evveli, peygamberlerin sonuncusu ve aynı zamanda da velilik makamının son noktası. Bu konuda Muhyiddin İbn Arabi Hazretleri mesela zamanın hatem-ül velisi olarak farklı görüşler koyar. Ben hatem-ül veli, son veli olarak da son veli olarak, Zuhuratta, zahirde zamanın kutbu olsa dahi ben son velilik makamının son velilik noktasını da Hz.

Muhammed Mustafa’ya atfediyorum. Hem o hatem-ül velidir hem de hatem-ül nebidir. Hem veliliğin başlangıcıdır hem nebiliğin başlangıcıdır. Veliliğin de sonudur, nebiliğin de sonudur. Burada benim bu inancım bu, imanım bu. Muhyiddin İbn Arabi mesela kendini hatem-ül veli olarak görür, son veli olarak görür. Kendini atfeder, der ki ben son veliyim. Eyvallah, bir şey söyleyecek lafımız yok kendisini öyle görmesi neden öyle görüyorsun deme noktasında değilim. Arabi sohbetlerinde anlatırım ben sırası gelince. Ama mesela bu İzmit’te bir şey vardı hakikat dergisini çıkarıyorlardı. Özür dilerim böyle su mu içiyorum dilim damağım kuruyor hakkınız helal edin. Ömer Öngüt kim dedi o ismi? Mesela Ömer Öngüt bunları tartışmam bakın bir söylem olarak kendisini hatem-ül veli olarak ilan etti. Son veli ondan sonra veli gelmeyecek kıyamet kopacak. Şimdi bunlar bir topluluğu, bir cemaatı, bir tarikatı, bir grubu o esnada motive edebilirsiniz.

Ben Mehdi’yi tanıyorum burada durun siz de tanıyacaksınız. Bu cemaatı motive etmektir. Ben gördüm ara sıra geliyor benimle konuşuyor o cemaatı motive etmektir. Bu böyle şey değildir bir kimseyi ama insanın kendisine ama bir başkasına nazara vermek derler. Nasıl? Nazara vermek dersin ki ya x kimse şöyle bir insandır nazara vermektir bu herkes aa öyle insanmış. Bu nazara vermektir veya hatta işte der ki İsa oğlum sen bilmiyorsun ya yani Şeyh Efendi var ya. Her an Allah’la görüşüyor ya. Bu nazara vermektir. Adam bir şimdi kalır aa ulan tamam ya durur bu nazara vermektir. Halbuki böyle bir şeyin olması mümkün değildir ilmenle de mümkün değildir halenle de mümkün değildir. Hali olarak da ilim olarak da bu mümkün değildir. Ama bunu giderler Şeyh Efendi’ye söylerler hamdolsun sen maşallah ya iyi yükselmişsin bu hali görmüşsün.

Bitti uçar adam. Kardeşlerin bu hali görmediler ama sen görmüşsün. Bitti. Ha beni kimse anlamadı. Sen anladın. Ben geri kalan geri zekalı oğlumu zekası üstün. Nazara verdi. Beni kimse anlamadı zaten. İkisi kimsenin adı. Beni kimse bilmedi. Özgür bildi. Özgür hoş geldin. Arada bir atıyor. Şimdi bu nazara vermektir. Mesela Ömer Öngüt’te ama kendisi ama çevresi tarafından son veli denildi. Son veli kim mesela. İşte Süleyman Hilmi Tunalı. Ne diyorlar son veli ondan sonra yok kimse. Hatem-ül veli. böyle bir algı var hatem-ül veli. Yani velilikte son ondan sonra veli gelmeyecek. Kardeş zamanın hatem-ül velisi olabilir bir kimse. Hatem-ül veli zamanın son velisidir. Son noktaya o çıkmıştır velilikte zamanında odur. Ama sen böyle bütün kendisinden sonra gelecek olan zamanların son velisi deyince burada bu kendimce benim. Allah affetsin. Ben inanmadığımı arkadaşlarla paylaşmam.

Ama bunu Muhyiddin İbn Arabi Hazretlerinin tezidir, söylemidir. Arabi sohbetinde bunu açıklamaya çalışırım. Bu ayrı bir şey bakın. Ama bunu ben ilim olarak kabullenmek zorunda değilim. Kabul etmiyorum zaten. Benim kendi kafamda, kendi gönlümde, kendi beynimde hatem-ül velide Hz. Muhammed Mustafa sallallâhu aleyhi ve sellem Hazretleri. Şimdi böyle olunca o ama her daim zamanın kutupları var mıdır? Evet. Hadis de sabitmiyor. Evet. Tirmizi’nin, İmam-ı Hanbel’in bu noktada diğer hadisçilerin hadisleri var mı? Evet. Bunu inkar eder miyim? Hayır. Bu Adem’den itibaren devam eden bir şeydir. El veli ismi şerifinin her zaman tecelli etti. Cenab-ı Hak’ın velileri, evliyaları vardır. Bu Muhammed Mustafa’dan sallallâhu aleyhi ve sellem Hazretlerinden önce de vardı. Ondan önce de, ondan önce de, ondan önce de, öncesinin öncesinde de. Adem’e kadar var idi. Adem aleyhisselam hem Nebi idi, hem Veli idi. H

Velayet Silsilesi Hz. Âdem’den Beri ve Hakikat-i Muhammediyye’nin Kibri Nasıl Söktürüdüğü

em Velilik nuru taşıyordu, hem de Nebilik nuru taşıyordu. Kabil, Habil’i öldürünce, katlediyince Adem aleyhisselam çok üzüldü. Üzülmesinin sebebi ne? Velilik ve Nebilik nurunun kimin üzerinde tecelli etmesiyle alakalıydı. Çünkü Kabil’in üzerinde Velilik ve Nebilik nuru tecelli etmemişti. Kabil’in üzerinde Velilik ve Nebilik nuru tecelli etmediğinden dolayı Adem aleyhisselam çok hüzünlendi, çok üzüldü, çok ağladı. Ondan sonra Cenab-ı Hak’a çok yalvardılar, çok dua ettiler. Cenab-ı Hak’a çok yalvardılar, çok dua ettiler. Havva annemizle beraber. Sonradan Şid aleyhisselama hamile kaldı Havva annemiz. Havva annemiz Şid’e hamile kaldığında Havva annemizin üzerinde iki nur da tecelli etti. Adem’in üzerinde bulunan Velilik ve Nebilik nuru Havva annemizin üzerine geçti hemen. Bunlar hikaye değil. Bunları sufilik yolunda seyir-i sülükte seyredeceğiniz şeyler. Havva annemizin üzerinde Velilik ve Nebilik nurunu görünce Adem o zaman duasının kabul olunduğunu gördü, kurbanlar kesti.

Akıl almaz bir şekilde kurbanlar kesildi, herkese yedirdi içirdi, tasadduk etti. Ve Şid doğduğunda Şid’in üzerinde Velilik ve Nebilik nuru vardı. Ve Şid doğduğunda peygamber idi, doğduğunda veliydi. Doğduğunda peygamber ve doğduğunda veliydi Şid aleyhisselam. Ondan sonra da Şid’e zaten tebliğ etti. Şid’e de dört sayfa, on sayfa, on sayfa ona da kitap indirildi. Ve Şid aleyhisselam ondan sonra Kabil ile savaştı ve Kabil’in şehirlerini fethetti. Şid savaştı Kabil ile. Ve böylece peygamberlik ve velilik nuru, peygamberlik ve velilik nuru. Peygamberlik nuru dolaştı, dolaştı, dolaştı, dolaştı, dolaştı Muhammed Mustafa’da sallallâhu aleyhi ve sellem’de son buldu. Velilik nuru devam ediyor. İnsanların üzerinde velilik nuru devam ediyor. Nebilik nuru? Hayır. O şarlatan, o şey aklı dengesi bozuk evrenin soluna bakmayın siz. Ben yok, ben nebiyim, yok resulüm diyen. Adamlar bildiğiniz deli raporları var. o deli rapor olan adam kalkıyor.

Normalde doktora desek ki şizofrenik vakı bunlar diyecek. Bir kimse kalkıp da ben mehtim derse şizofrenik vakı. Bırak senin mehtilini başkaları görsün. Ben veliyim demek şizofrenik vakıdır benim nazarımda. Bırak senin veliliğini başkaları görsün. Allah ilan edemedi de sen mi ilan ediyorsun? Bunlar farklı tartışma konuları her neyse. Evet o insanı kamil, bakın o insanı kamil alemin bütün alemin ruhu hükmetsiz. Bütün alemin ruhu hükmündedir. Bütün alemin ruhu hükmündedir. Bütün varlık alemin ruhu hükmündedir insanı kamil. O yüzden hiçbir zaman o makam boş kalmaz. Tabiri caizse bir taraftan ruh çekilirken öbürkünün ruhu gelir böyle süliyet halinde. Birisi vefat ederken o zamanın kutbu vefat ederken onun ruhu çekilirken böyle bir tişik böyle diyelim. Birisi gidiyor birisi geliyor, birisi gidiyor birisi geliyor. Anında hiç şey yoktur onda. Ne o santim boşluk yoktur.

Santim boşluk yoktur bakın. Sizin bu dünyada hesaplayabileceğiniz en küçük zaman birimindeki dahi boşluk yoktur. Çünkü zamanın kutbu alemin ruhu hükmündedir. O yüzden hiçbir zaman o ruh alemin üzerinden eksik olmaz. Ayrıca alemde var olan her şey suret olarak görmesek de mana ve hakikat olarak insanda mevcuttur. Evet. Suret olarak göremeyebiliriz ama alemde var olan her şey insanı kamilin üzerinde tecelli eder. O yüzden Hz. Allah diğer varlıklara karşı dedi ki Adem’e sorun. Bakın direkt dedi ki Adem’e sorun. Adem’e sorulur. Adem ise cevap verir. Arabiye göre her ne kadar küçük görürse de taşıdığı mane bakımdan insan alemi kebirdir. Eyvallah. Mevlânâ’nın öyleyse suret olarak küçük alemsin o zaman mane olarak büyük alemsin dizeleriyle ifade ettiği de budur. Eyvallah. Bu nazariye ile Sufiler Allah’ın yarattığı ilk şey Peygamber efendimizin nurudur. Diğer bütün varlıklar onun nurundan yaratılmıştır derler.

Eyvallah. Yaratılan ilk şey Hz. Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretlerinin ben ona ruhaniyet de koyuyorum. Ruhaniyeti ve nuraniyetidir. İlk yaratılan. Bu anlamda İmam-ı Rabbani mektubatında şöyle der. Hakikati Muhammediye ilk zuhurdur ve hakikatler hakikatidir. Şu manaya ki melaiki izamın hakikatleri olsun, enbiyai kiramın hakikatleri olsun, sair hakikatlerin tümü onun hakikatinin zilali gölgesidir. Zira o bütün hakikatlerin aslıdır. Rabbani. Evet. Bütün hakikatlerin aslı hakikati Muhammediye’dir. Varlığın zuhurunun aslı bu noktada bütün varlığın hakikatinin aslı hakikati Muhammediye’dir. Her şeyin varıp dönüp dolaşacağı yer hakikati Muhammediye’dir. Her şeyin alacağı yer yine hakikati Muhammediye’dir. Ben o yüzden ölülüğü kabul etmem. O yüzden hatem-ül veliliği kabul etmem. Yani kabul etme işlerimin sebebi budur. Hz. Muhammed Mustafa’nın mânâ olarak tam anlamamız, tam onu böyle idrak etmemiz çok zordur. Şimdi bunu hiç idrak edemeyen kimse kendisini dev aynasında görür.

O bunu hiç idrak etmemiş o. O kendisini görüyor. Onu görseydi o zaman kendisinin bir hiç olduğunu görürdü. Hani hiçlikten bahsederler ya. Herkes kendince hiçlik terenin üstü tutturur ya. İşte hiç olmak lazım. Olur. Senin hiç olmak lazım demenle hiç oluyorsa tamam olur. Veya böyle hiçlik noktasındayız. Aaaa hiçlik noktasındayız, hiçlik noktasındayız der mi? Bir kimsenin kendisini hiçlik noktasında görmesi dahi şatafattır, şataattır, yanlıştır, eksiktir. Onun gerçekten cehaletindendir. Okur iki tane kitap ya, oyy hiçlik noktası geldi. Öyle ya. Hakikati Muhammediyye tanıyan bir kimse, evet, tanıdığı kadarıyla kendisini zelil eder. Tanıdığı kadarıyla kendisini hor-hakir görür. Tanıdığı kadarıyla kendisinin bir hiç olduğunu görür. Allah bizi affeylesin. Allah bizi affeylesin. Buna göre Hz. Peygamberin cismani hayatından ayrı bir varlığı daha mevcuttur. Bunu ben ayırmam. Bunu belki de mutasavvıflar ayrılsın diye düşünürler. Cismani varlığıyla manevi varlı olarak.

Allah affetsin, ben ayırmıyorum bunu. Allah’ın cismini ayırmıyor. Bunu ben ayırmıyorum. Ben ayırmıyorum bunu. Allah’tan başka hiçbir şey yok iken ilk defa Hakikati Muhammediyye var olmuş. Bütün mahlukat bu hakikatten ve onun için yaratılmıştır. Onun alemlere rahmet oluşunun anlamı da budur. Buna göre evrenin var oluşu sebebi Allah’ın Hz. Muhammed’e duyduğu sevgidir. Sen olmasaydın ben kainatı yaratmazdım, kutsi hadis olarak bir hayal yaratmamıştır. Bu yaratma olarak rivayet edilen ifade budur. Evet, bu ifadeler bununla alakalıdır. Bu normalde sen olmasaydın ben kainatı yaratmazdım kutsi hadisi olarak rivayet edilen bunu bazı hadisçiler tabi reddediyorlar. mesela sufiliye karşı olanlar da bunu reddediyorlar. Bunu normalde reddettikleri de tabi enteresan bir şey. Bu biraz burayı levlake levlake, lemâ hâlâkütül eflak yani sen olmasaydın, sen olmasaydın ben aleminleri yaratmazdım sözünün üzerinde. Bu zaten normalde buraya da geldi. bunun hadisi kutsi olduğunu söyleyenler vardır.

Hadisi kutsi olduğunu söyleyene Su’ith’i söyler. Ali’l-Kar’rî der ki mana olarak vardır bu der. İşte Şevkânî bunu söyler. Hafız Ajjûn’i söyler. Muhammed Said Zulûl söyler. İmam-ı Nevev’i söyler bunu. Tirmizi söyler. Hâkim söyler bunu rivayet edenler. Bunun bu hâri de yok bu normalde. Ama Tirmizi de var, Hâkim de var, Nesai de var. Bu az önce okuduğum hadis-i kitaplarında var. Bunu tabi hemen hemen geçmiş ulemanın büyük bir çoğunluğu bu hadisi kutsinin var olduğunu beyan etmişler. Kitaplarını almışlar, eserlerini almışlar. Bu konuda en hassas çalışma yapanların birisi Ali’l-Kar’rî’dir. Ali’l-Kar’rî de biliyorsunuz imam Tehmiye’nin talebesidir. Bu konuda çok böyle incelip sık dokuyanlardandır. Ali’l-Kar’rî dahi bunun mana olarak var olduğunu, mana olarak bunu işaret ettiğini, hatta genelde bunu meseleyi savunanların büyük bir çoğunluğu en biayet 107’deki ayet-i kerimeyi delil gösterirler. Hani ey Muhammed, biz seni ancak âlemlere rahmet olarak gönderdik.

Ayet-i kerimesinin o tefsiri gibidir bu hadisi kutsi. O yüzden ama buna müttalik, buna atıfta bulunan hadisler de vardır. Mesela işte Hz. Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretlerine, bu düşmanlara, bu kafirlere böyle dua et, Allah bunları helak etsin deyince, ben ancak lanet edici değil, ben rahmet edici olarak gönderildim der. Buna mütalik, böyle 3-4 tane hadis var kendisinin âlemlere rahmet olarak gönderildiğini, insanlara rahmet olarak gönderildiğini ve normalde rahmet Peygamberi olduğuna dair hadisler mevcuttur. O yüzden bunu böyle bir kısım bazı sufi düşmanı olan kimseler bunları inkar etse de, bunlar sonuçta hadis kitaplarında var olan şeyler, hadis kitaplarında mevcut olan şeyler ama bunlar bir kısmı böyle işte mevzudur, yok şudur budur diye atıfta bulunuyorlar, onlara katılmıyorum tabi. bir de şey var mesela çıkıyor bir kimse, o kimse çıkıyor bu hadis mevzudur, bu hadis yalandır. Aa bak bu hadis kime göre? Geçenlerde bununla bir hayli sohbet

Hadis Tartışması, Süyuti-Gazali Meselesi ve İslam Hukukunun Kapitalist Sisteme Karşı Savunusu

ettim. Kime göre bu hadis sahih değil? İşte X kimseye göre, iyi başka bir X kimseye göre sahih. Neden senin X kimsen çok muteber oluyor da benim X kimsem muteber olmuyor? Senin için Süyut’i muteber değil, benim için muteber. Senin için Gazali muteber değil, benim için muteber. Senin için Gazali’nin ihyasında çok böyle mevzu hadisler var, benim için hepsi de sahih. Niye kaybedeceğim ben? Birileri bir taraflarda küçük küçük hadis inkarcılığı sonradan büyütüyorlar onu. Şu anda mesela önceden ya sahih olmayan hadisler var işte filancanın böyle evet filancanın böyle bir çalışması var. Aslanlar iki ciltlik biliyorum. Sen dört cilde çıkardın. Sen bunu daha da ileri götürdün, komnesini reddediyorsun şimdi. benim meşhur bir sarı köz hikayem var ya, hani meslemi de geçiyor aslında o sarı köz hikayesi. gelmiş ya aslanlar öküzlere demişler ki bir tane içlerinden adam göndermişler.

Demişler ki gelmiş bir tane aslan demiş ki öküzler grubuna şu demiş ormanda çok rahat yaşıyoruz. Demişler biz sizi yemeyeceğiz ama yani mecbur kalıyoruz. Neden? Şu demişler sarı öküz var ya ee ne çıkıyorsa bu sarı öküz yüzünden çıkıyor. Demişler şu sarı öküzü verin bize. Bizim sizden işimiz bitsin. Toplanmış öküzler işte ne yapalım ne edelim demişler ya her gün böyle tedirgin yaşamaktansa şu sarı öküzü verelim. Sarı öküz demiş ki beni vermekle meseleniz bitecek olsa demiş beni verin ben feda olayım ama bitmeyecek demiş. Böyle aslanlar temsilcisi demişler ki bitecek sıkıntı yok siz sarı öküzü verin barış içinde yaşayacağız. Tabi aslanlar sarı öküzü sürüden ayırmışlar şey öküzler sarı öküzü sürüden ayırmışlar aslanlar oturmuş çatır çutur öküzü yemişler. Aradan bir müddet geçmiş aslanların karnı acıkmış yine. Gene bir temsilci demişler şu alaca öküzü var ya bize geçerken yanmaktı.

Eee demişler barışın devam etmesini istiyorsanız eee şu alaca öküzü de vereceğiz. Öküzler toplanmışlar bir öyle düşünmüşler bir böyle düşünmüşler çaresi yok bir alaca öküz daha vermişler ardından bor öküz ördünden kara öküz. Aslanlar doymuyor tabi. Bu da onun gibidir hayat böyledir. Bakın hayat böyledir. Siz bir öküz kurban ederseniz ondan sonra sizden ikinci öküzü isterler üçüncü öküzü isterler. Savaşmayı göze alamayanlar ömür boyu öküz verirler. En sonunda kendileri de öküz olurlar kendilerini de verirler. Savaşmayı göze alanlar öküz değil öküzün tırnağını değil bir tane kılını bile vermezler. O savaşmayı göze almıştır. Savaşmayı göze aldıysan öküzü bırak öküzün kılını bile vermezsin. O kıl için 10 kelle verirsin bir kılı vermezsin. Arkandaki narada ders olur. Herkes der ki bir kıl için 10 kelle verdi ama kılını vermedi. Şimdi ne istiyorlar bizden papaz istiyorlar öyle değil mi?

Siz bugün bir papazı verirseniz yarın ülkenizi verirsiniz. Siz bir terörist verirseniz yarın ülkenizi verirseniz. Siz bir hadis verirsiniz yarın bütün hadisleri verirsiniz. Siz ya hadislerin içerisinde sahi olmayanlar varmış bunları verelim dersiniz. Kime göre sahi değil eski kimseyi verirseniz. Bunları verelim dersiniz. Kime göre sahi değil eski kimseyi göre. O eski kimseyi göremiş kardeşim. Bana göre sahi. Ne yapacaksın sen? Ben sahi olmayan hadisim dahi bana ait. Sahi değil mi evet? Benim ya. Sahtesi de benim. Senin için sahte. Sahtesi de benim. Sana ne? Bakın kapitalist sistem geliyor Avrupa’dan bir firma size bir gömlek yaptırıyor. Size o gömleği yaptırınca diyor ki bundan ayırdığın ikinci kaliteler var ya diyor evet. Bu ikinci kaliteleri de bana satacaksın diyor başka bir kimseye satmayacaksın. Bu ikinci kaliteleri de bana satacaksın diyor başka bir kimseye satmayacaksın.

E anlaşma yapıyor eğer satacaksan diyor benim dediğim zaman da satacaksın. Bir yıl iki yıl üç yıl senin deponda bekletiyor. Sen onun deponda bekliyor senin o mal. Bu kapitalist sistem kendi ikinci kalitesini dahi sattırmazken bu kapitalist sistem kendi yaptırdığı markanın sahtesini dahi sattırmazken Müslümanlar sizin hadislerinizi nasıl sahip çıkmıyorsunuz? Peygamberinizin hadislerini. Nasıl dilinize doluyorsunuz? Dilleriniz kopsun sizin. Sahih değilmiş. Dilleriniz kopsun. Nasıl sahip çıkmıyorsunuz? Nasıl o şoma ağızları konuşturuyorsunuz? O Yahudi ağızları konuşturuyorsunuz? Yahudi ağızı onların hepsi de. Hepsi de Yahudi ağızı, gavur ağızı hepsinin de. Kim hadisler sahih değil diyorsa gavur ağız o. Gavur kafir kafir. Ya bir kapitalist sistem var. Ya adam kendi malının sahtesini yaptırmıyor. Kendi yaptırdı ürettirdiği malın ikinci kalitesini yapan firmaya bile sattırmıyor. Benim dediğim zaman da satacaksın diyor. Satacaksan da diyor. Satacak olduğun ülkeyi bana söyleyeceksin diyor.

Adam kime mal yapmış? Maxi Spencer’a mal yapmış. Kocaman on bölüm yer kapalı. İki katlı üç katlı. Maxi Spencer’ın malları dolu. Adam beş, üç, dört sene önceki malları satıyor. Bir de diyor ki ben o ürünü, mesela o kalem ürünü Rusya’ya sattım. Sen bunu diyor Türkiye’de satabilirsin ancak. Ben o kalem ürünü Afrika’ya sattım, Nijerya’ya sattım. Sen Nijerya’ya bile satamıyorsun o malı. Sana diyor ki sen bunu ancak Tayland’a satabilirsin. Sen Tayland’da müşteri arıyorsun. Ya kapitalist sistem kendi ikinci kalitesini dahi kime sattıracağını kendisi yönlendirirken sana. Aynı o kapitalist sistem geliyor senin peygamberinin hadislerini diyor ki bu sahte bu değil. Bu sahih bu değil. Sen de aah sahih değilmiş diyorsun. Çıkıyorsun televizyonlara veya çıkarıyorlar televizyonlara. Herkes de dinliyor onları. Bakın herkes de dinliyor. Ondan sonra on beş yaşındaki çocuk geliyor.

Hocam hadislerin hepsi sahihmiş diyor. Oğlum bir hadis kitabı okudun mu? Yok. İnceledin mi? Yok. Ama internet öyle söylüyorlar. Bitti. Sen bir şey diyemiyorsun. Biz bir hadis verirken bütün hadisleri kaybettik. Şimdi sıra Kur’ân’a geldi. Şimdi Kur’ân’a geldi. Yüz yıl önce yapamadıklarını şimdi yapmak istiyorlar. Evet. Ne dedi Fransa? Kur’ân’ı gerim çalıştırması yapıyor. Ne yapacaklar? İçlerindeki ayetleri kaldıracaklar. Hangi ayetleri biliyor musunuz? Cihat ve hukuk ayetlerini. Tabi Ali Şerati, Mason Abdüh’ün avanesi kalan avanesi. Kalan avanesi ve diğer Masonik kafalılar, Gavur kafalılar, Kafir kafalılar. Bunların hoşlarına gitmiyor. Bunların canları sıkılıyor. Bu İslami hukuk durduğu müddetçe orada canları sıkılacak. Faiz haram canları sıkılacak. Fuhuş haram canları sıkılacak. İçki haram canları sıkılacak. Şeytaniyetten olan her şey haram canları sıkılacak. Oradan para kazanıyorlar. Ne yapmak lazım? İslam’ı boğmak lazım. Nasıl olacak bu? Nasıl olacak belli değil mi?

Hukukunu reddedeceğiz. Peygamberin sallallâhu aleyhi ve sellem hazretleri hadislerini ortadan kaldırdı mı? Hukuku da kaldırdın zaten. Bitti. Ondan sonra bir kadın diyecek. Gidecek, soracak. Diyanete. Ben evliyim. Dini ve resmi olarak filanca kimseyle evliyim. Evet. Ama ben bir adamı sevdim. Onunla gittim. Bir ay, iki ay ondan yaşadım. Hoşuma gitmedi. Sonra ondan onu bıraktım. Başka bir adama gittim. Yine hoşuma gitmedi. Gittim başka birisiyle oturup, 3-4 ay onunla yaşadım. O da hoşuma gitmedi. Gittim başka bir kimseyle. 3-4 ayda onunla oturup, o da hoşuma gitmedi. Ben şimdi eski eşime dönmek istiyorum. Ben soruyorum. Birincisi seni boşadı mı? Ben hayır diyor. İkincisi seni nikahladı mı? Hayır. Üçüncüsü hayır. Dördüncüsü hayır. Beşincisi hayır. Bir diyanete sor dedim. Ben diyanete sordum dedi. Ne dedi diyanet dedim ben? Resmi olarak kimle evliyse, onunla evliliğin devam ediyor dedi.

Seni dedim huuş yaptı olarak görmüyor mu dedim ben? Hayır dedi. Doğru mu dedim? Doğru dedi. Sonra bizim bayan kardeşlere dedim ya böyle diyorlar. Telefon açın, telefon açmışlar. Sormuşlar, ses kaydını almışlar. Hoş şimdi alü fetvayı kapattılar. Bunların avhanesi olan ne diyorlar? İslam’da rejim cezası yoktur. ölüm cezası yoktur. Yani bir kimse, başka bir evli bir kadın, başka bir adamla böyle bir cinsel ilişkiye girerse ona rejim yoktur diyorlar. Ne lazım buna? Peki ne vereceksin? Bir cezası var mı bunun? Tövbe edecek, devam edecek hayatına. Bu çıkıyor ortaya. Hadisleri inkar edince. Allah bizi affetsin. Resulü Ekrem’in ruhu ve nuru bütün insanlardan, peygamberlerden, hatta meleklerden önce var olduğundan o insanlığın manevi babası kabul edilmektedir. Evet. Bütün varlığın manevi babası. Konuyu kitaplarında değinenlerden birisi de Mevlânâ’dır. İbn Arabi’ye göre yaratmanın iksiri olan aşk ve muhabbet insanın yaratılışının da ilkesi durumundadır.

Diyelim, buradan devam edelim. Altıncı sayfadan devam edeceğiz. Benim yazımda ne kadar bir yazıysa geceniz hayır olsun. Allah yardımcınız olsun. Hakkınızı helal edin. Rabbim muhafaza eylesin inşallah. Siz de kalkıp da şimdi demeyiniz. Hakkımız helal değil. Selamun aleyküm.


Kaynaklar ve Referanslar

Hadîs-i Şerîf — Şehit Müjdesi — “Allah yolunda öldürülenleri ölü saymayınız. Bilakis onlar diridirler, Rableri katında rızıklanmaktadırlar.” (Âl-i İmrân, 169) — Şehit annelerinin tesellisini temellendiren âyet-i kerîme; oğlunun toprağa değil Allah’ın rahmetine kavuştuğunun güvencesidir.

Fıkıh — Altın Diş ve Takma Organ Meselesi — Savaşta burnu kopan sahâbenin önce demirden, sonra gümüşten, en sonunda altından yapma burun yaptırmasına Hz. Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem izin vermiştir. Şâfii mezhebinde bu rivayet altın diş kaplamaya da kıyaslanır; geç dönem araştırmalarda İmam-ı Âzam’ın da müsaade ettiğine dair rivayetler tespit edilmiştir.

Kur’ân-ı Kerîm — Mâide Sûresi, 3. Âyet — “Bugün dininizi kemale erdirdim, üzerinizdeki nimetimi tamamladım ve size din olarak İslâm’ı seçip beğendim.” — Dinin hukuku tamamdır; hiçbir insan bu çerçeveyi değiştiremez. Ancak Allah’ın sıfatsal tecelliyâtları son bulmaz.

Hakikat-i Muhammediyye — İmam-ı Rabbânî, Mektûbât — “Hakikat-i Muhammediyye ilk zuhurdur ve hakikatler hakikatidir. Melâike-i izâmın, enbiyâ-i kirâmın ve sâir bütün hakikatlerin tümü onun hakikatinin zılâlidir (gölgesidir). Zira o bütün hakikatlerin aslıdır.” — Yaratılmış her şeyin kaynağı Hz. Muhammed Mustafa’nın ruhâniyeti ve nûrâniyetidir.

Hadîs-i Kudsî — Levlâke Hadisi — “Sen olmasaydın ben kâinatı yaratmazdım.” — Süyûtî, Ali el-Kârî, Şevkânî ve Hâkim başta olmak üzere hadis âlimlerinin büyük çoğunluğu bu ifadenin mânen sahih olduğunu beyan etmiş; Enbiyâ Sûresi 107. âyetiyle (“Biz seni âlemlere ancak rahmet olarak gönderdik”) uyumu delil gösterilmiştir.

Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî — İnsanı Kâmil ve Büyük Âlem — Felsefeciler insanı ‘âlem-i sağîr’ (küçük âlem) olarak tanımlarken Mevlânâ ve İbn Arabî bunu reddeder: İnsan olmadıkça bütün âlemin anlamı kalmaz; insanı kâmil ‘âlem-i kebîr’dir. Zamanın kutbu vefat ederken ruh santim boşluk bırakmadan yerini yeni kutba devredilir.

Velayet Silsilesi — Şid Aleyhisselâm — Hâbil’in şehâdetinin ardından Âdem Aleyhisselâm’ın duası kabul olunmuş; Havva validemiz Şit (Şid) Aleyhisselâm’a hamile kaldığında Velilik ve Nebîlik nûru onun üzerine geçmiştir. Bu nûr, silsile halinde dolaşarak Hz. Muhammed Mustafa sallallâhu aleyhi ve sellem’de Nebîlik olarak son bulmuş, Velilik nûru ise kıyamete dek devam etmektedir.

Hadis Tartışması — Süyûtî ve Gazâlî’nin Konumu — “Benim için Süyûtî muteber; benim için Gazâlî’nin İhyâsı sahihtir. Sahtesi de benim. Senin için sahte, benim için sahih; sana ne?” — Hadis inkârcılığı bir öküzü verip ardından sürünün tamamını kaybetmek gibidir: önce zayıf hadisler, sonra tüm hadisler, sonra hukuk âyetleri hedef alınır. Kapitalist sistemin kendi ikinci kalite malını dahi sattırmadığı düşünüldüğünde Müslümanların hadislerine sahip çıkmaması kabul edilemez.

Mutasavvıf ile Sufi Farkı — Mutasavvıf sufilik ilmini yazar ve çizer; yazılı metne bağlı kaldığı için saplantıya düşer. Sufi ise sufiliği bizzat yaşar. Horasan-Mezopotamya tasavvufu ‘ey oğul bağı çöz’ ruhuyla her daim ileriye, derine ve genişe açılır; şeyhin şeyhinin yolunda donup kalan tarikatçılık bu özgürlüğün zıddıdır.


Bu sohbet-i şerîf, Mustafa Özbağ Efendi hazretlerinin 2018 yılında Karabaş-ı Velî Tekkesi’nde icra buyurduğu 42. sohbetin transkriptinden tez formatında düzenlenmiştir. Orijinal video: https://www.youtube.com/watch?v=_hWupcklnx8