Karabaş-i Velî Tekkesi 2018

41. Karabaş-ı Velî Tekkesi 2018 Sohbeti — Arefe Orucu, Mehdi Beklentisinin Eleştirisi, Nefsi Islah, Kelime-i Şehadet ve Sevginin Hakikati

Mustafa Özbağ Efendi hazretleri, Karabaş-ı Velî Tekkesi’nde Kurban Bayramı arefesinde icra buyurulan bu 41. sohbet-i şerîfinde arefe orucunun fazileti ve zikirle geçirilmesinin önemi üzerinde durmuş; Mehdi beklentisiyle kişisel sorumluluğu erteleyenlerin yanılgısını açık bir dille eleştirerek ‘Mehdi gelince her şey çözülecek’ düşüncesinin tembelliğe ve din öğrenmekten kaçmaya zemin hazırladığını beyan etmiş; nefsi ıslah etmenin yolunu hangi kötü alışkanlıkların bırakılması gerektiğini somutlaştırarak göstermiş; sufilerin tarihte devlet memurluğunu son sırada tuttuklarını ve ziraat, hayvancılık gibi işlerle geçimlerini sağladıklarını aktarmış; müşrik ile münafık arasındaki itikadî farkı, ilk yaratılan meselesini (akıl, kalem, Hz. Peygamber’in ruhu) ele almış; sevgi ile hukukun birbirinden ayrıldığı noktayı ‘benim hiçbir şeyim yok, her şeyim senindir’ ifadesiyle örneklendirmiş; kelime-i şehadetin iki ayağını — lâ ilâhe illallah ve Muhammedün Rasûlullah — birbirinden koparmanın imânı geçersiz kıldığını beyan etmiş; estetik operasyon meselesinde şeklen caiz olanın sınırlarını çizmiş; sevginin hakikatini yakapaça olmak ve kıskançlık metaforuyla anlatmış; vatanını seven şehidin aşkını Allah’a duyulan aşkın bir yansıması olarak konumlandırmıştır.



Kurban Bayramı Arefesi, Arefe Orucu ve Mehdi Beklentisinin Eleştirisi

Selamun aleyküm. Allah gecenizi hayır etsin inşallah. Cenab-ı Hak gününüzünü hayırlı eylesin. Ayınızı, yılınızı, ömrünüzü hayırlı eylesin inşallah. Malum Pazartesi gün, Kurban Bayramı’nın arefesi, arefe günü oruç tutmak. Arefe gününü oruçla, zikirle geçirmek çok evla. Bu hatırlatmayı yaptıktan sonra, şuradaki bir sorulara baktıktan sonra sohbete devam edeceğiz inşallah. Peygamber Efendimiz, salallahu aleyhi ve sellem, beni gören kesinlikle hakkı görmüştür buyurdu. Bu hadisi açıklayabilir misiniz? Evet, Hz. Peygamber, salallahu aleyhi ve sellem hazretleri, Cenab-ı Hakk’ı hem kendisinden önce hem kendisinden sonra, en mükemmel şekilde gören ve bilen bir kimsedir. Öyle olunca Hz. Peygamber, salallahu aleyhi ve sellem hazretlerini gören, evet, gerçekten hakkı görmüş gibi olur. Burada dikkat ettiyseniz, ince bir dil var. İnce dil şu, beni gören Allah’ı görmüştür demiyor. Beni gören hakkı görmüş gibidir diyor. Hakk’ı görmüş gibidir. Hakk’ı görmüş gibidir kelimesi ile hakkı görmüştür kelimesi aynı manayı ifade etmez.

Veya Allah’ı görmüş gibidir, veya da hakkı görmüş gibidir aynı manayı ifade etmez. O yüzden buradaki hakkınızı helal edin. O yüzden buradaki hakkınızı helal edin. Hz. Peygamber, salallahu aleyhi ve sellem hazretlerinin sözü daha farklı nokta. Onun üzerinde tecelliden sıfatlar hepsi de haktır. Öyle olunca onun bilmesi de haktır. O hevai hevesinden konuşmadı. Cenab-ı Hakk’ın emri ile konuştu, konuşması da haktır. Onu gören, onu bilen, onu tanıyan hakkı görmüş, bilmiş gibi olur inşallah. Hz. Mehdi Emir gelene dekveli bir zat olarak yaşıyor mu? Allamet olarak söylenenlerden ikisi gerçekleşti. İlk Suriye’ye vuracaklar denildi, bu oldu. İkinci olarak Şam’ın Haresta köyü harabey’e döndü. Geriye üçüncü allamet olarak Türkiye’ye vuracak denmiş. Ülkemize ilgili bu allametin doğruluğu var mı? Hz. Mehdi ile alakalı çok söz söylenir. Normalde bununla alakalı en önemlisi kendisinin zuhur edeceğidir.

Ben bununla alakalı onun kendisinin zuhur edeceğine iman edenlerdenim. Ne zaman zuhur eder, nasıl zuhur eder? Gördüğümüz allametler bugüne mi münhasırdır? Görünen allametler bugüne mi münhasırdır? Daha ileriye mi münhasırdır? Yüz yıl sonra Suriye’ye bir daha Şam vurulsa ne olacak? 200 yıl sonra vurulsa ne olacak? o bölge defalarca vurulmuş bir bölge. Birinci sefer değil, ikinci sefer değil, üçüncü sefer değil. Yaklaşık 12-13 tane haçlı seferi var. 12-13 haçlı seferinde hep oraları vurulmuş yerler. Defalarca ama doğudan ama batıdan haçlı seferlere girmiş. Hep oraları bir şekilde gözlerini dikmişler, oraları vurmak istemişler. Orların sonuçta hep kan, göz yaşı hiç eksik olmamış. Öyle olunca bu tip bu hadis-i şeriflerden veyahut da evliyaların, velilerin ilhama dayalı, rüyalarından ilhama dayalı kalplerine gelen tecelliyetten ben hepsini de doğru kabul ederim. Ama buna zaman vermek, evet şimdi bu vurdular bu kıyametin elametidir demek veya bu oldu bu Mehdi’nin elametidir demek.

İşte böyle Müslümanların acziyetini gösteriyor. Bu acziyeti artırıyor. Bir kısmında tembelliği artırıyor. Yani ya Mehdi gelecek hal olacak ya bu işler Mehdi’yi bekliyor. Ya biz bir şey yapmayalım. Mehdi gelince bir çırpıda bitecek her şey. Bir şey yapmanıza gerek yok o zaman. O zaman dini öğrenmene gerek yok, namazı kılmana gerek yok, orucu tutmana gerek yok, hak yolunda mücadele etmene gerek yok, Allah demene gerek yok, insanlara Kur’ân ve Sünnet anlatmana gerek yok. Ee gelecek Mehdi bütün her şeyi halledecek. Buraya itiyor insanları. Mehdi çıktı. Sen ne yapıyorsun? Şimdi bir kısmı da diyor ya, Mehdi çıktı. Ne yapıyorsun sen? Kardeşim Mehdi çıktıysa sen şeytaniyetle ne işin var? Mehdi çıkınca senin deccaliyetle ne işin var? Mehdi çıktıysa heva ve hevesle ne işin var? Mehdi çıktıysa ne işin var küfürle senin? Sen şeytaniyete, deccaliyete hizmet etmeye devam edersen, Mehdi’nin çıktığından dahi haberin olmaz senin.

Sen nefsaniyete hizmet ediyorsan, sen Kur’ân ve Sünnet’e şimdi sımsıkı bağlı kalmıyorsan, Kur’ân ve Sünnet’e sımsıkı yapışmadıysan, Mehdi çıksa ne olacak sana? Çıkmasan olacak. Sen haram işlemeye devam ediyorsan, Allah’ın gözünün içine baka baka haram işliyorsa, Allah’ın gözünün içine baka baka bir farzı terk ediyorsan, Mehdi sana çıksa ne olacak, çıkmasan olacak. İsterse İsa insin gökyüzünden sana. Ne olacak ki? Senin o zaman Hz. Muhammed Mustafa sallallâhu aleyhi ve sellem hazretlerinin zamanındaki müşriklerden farkın mı olacak? Onlar gözlerinin önünde mucize olarak onu görüyorlardı ve elinden, gözünden, ayağından, bütün vücudundan şakır şakır mucizeler akıyordu. Onlar müşrik, onlar diyorlar ki bu sihirbaz. O hak ve hakikati anlatıyordu, müşrik kafa. Diyordu ki bu mecnun. O cennetten anlatıyordu, cehenneme anlatıyordu, semavattan anlatıyordu, manadan anlatıyordu. O anlattıkça müşrikler de diyorlardı ki bu mecnun. âyet-i kerîme iniyordu, arkadaşını sapmadı, mecnun da değil.

Onlar mecnun demeye devam ediyorlardı. Şimdi insanlara hak ve hakikati anlatan bir kimseye mecnun demiyor mu insanlar? Adam sufilik yapıyor, dervişlik yapıyor, zikrullah gidiyor, herkes alay ediyor, mecnun bunlar, deli bunlar diyor. Hanımı alay ediyor, annesi alay ediyor, babası alay ediyor, etrafı alay ediyor, akrabaları alay ediyor, herkes dışlıyor onu. Millet selamın sabahı kesiyor. Biraz sakalı uzun olsa millet işe almıyor şimdi, iş vermiyor ona. Ne fark kaldı ki müşriklerden bir farkı mı var? Ne fark kaldı ki müşriklerden bir farkı mı var? Bir kimse gerçek manada La ilahe illallah Muhammeden Resulullah dedi de Kur’ân ve Sünnet’e sımsıkı bağlanınca müşriklerden farkı mı var insanlar? Onu insanlar kabulleniyorlar mı? Kız istemeye gitse sakallı bir kimseye kim kız veriyor ki bu zamanda? İstediğimi vermediler, sen sufisin dediler. Millet de böyle bir şey var hani mehdi beklentisi var.

Mehdi beklentisi var. İyi kardeşim gelecek ya sen ne yapıyorsun? 30 yıldan beri biz aynı sohbeti yapıyoruz, 30 yıldan beri herkes mehdi bekliyor. Ben de 30 yıldan beri aynı şeyi söylüyorum. Geldi, buzdolabındaki yiyecekleri terk edebilecek misin? Geldi, rahatını terk edebilecek misin? Uykunu t

Nefsi Islah: Hangi Alışkanlıklardan Vazgeçilmeli ve Sufilerin Meslek Anlayışı

erk edecek misin? Yemeni içmeni terk edecek misin? Marka, kıyafet düşkünlüğünü terk edecek misin? Önüne geleni yemeye önüne gelene içmeyi terk edecek misin? Hava atmayı terk edecek misin? Şata atı şatafatı terk edecek misin? Kafelerde dolaşmayı terk edecek misin? Geldi, ne yapacaksın? Evindeki televizyonu terk edecek misin? Cebindeki cep telefonunu terk edecek misin? Geldi, kaç gece sen Allah’ın zikrine gideceksin? Geldi, nereye cihada gideceksin? Geldi, nefsine söz geçirebilecek misin? Şimdi nefsine söz geçir, geldi ya. Kur’ân belli, sünnet belli. Mehdi yeni bir din getirmeyecek size. İsa Aleyhisselâm yeni bir din getirmeyecek. Kur’ân ile sünnet ile hareket edecek. Hz. Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem Hz. diyor ki, benim sünnetimi icra eder. İsa inince peygamber olarak inmeyecek ki, Hz. Muhammed Mustafa’nın sünnetini ihya edecek. Onun sünnetine tabi olacak. Hadis-i şerifte diyor ki, Musa dahi benim zamanımda gelseydi bana tabi olurdu.

Adem gelseydi tabi olurdu. İbrahim gelseydi tabi olurdu. İsa’sıydı, Yakup, Yunus, Yusuf hangisi gelirse gelsin. Hz. Muhammed Mustafa’ya sallallâhu aleyhi ve sellem Hz. ‘ne tabi olurdu. Ey Mehdi bekleyen ümmet! Hz. Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem Hz. ‘nin hadislerini inkar ediyorlar. Siz ne Mehdi bekliyorsunuz? Ne Mehdi bekliyor ki bu ümmet? Kur’ân’daki ayetleri kaldırmayı düşünüyorlar. Bunu anlaşmaya çalışıyorlar. Ne Mehdi’si bekliyorsunuz siz daha? Aha iki gün sonra Kurban Bayramı. Marketler kurban kesiyor. Bilmem alışveriş merkezleri kurban kesiyor. Paketlerle kurban gelecek evlere. Paketlerle et gelecek. Kapitalist olmuş ümmet ya. Ne Mehdi’si bekliyor? Deccal hakim olmuş ümmete. Şeytaniyet hakim olmuş. Böyle bir şeyi pompalıyorlar gene. Pompalıyorlar. Nereden pompalanıyorsa. Nereden pompalanıyorsa. Mehdi, ben kendi kendime düşünüyorum. Mehdi geldiğinde ne yapacak? Kur’ân Sünnet anlatacak bize. E aç oku. Aç oku yaşa kardeşim. Dini herkes biliyor şu anda.

Yaşamıyor. Önceden bilmiyordu insanlar. Bilmediklerinden dolayı yaşamıyorlardı. Şimdi biliyor herkes. Biliyor. Herkes seninle çatır çatır din tartışacak kadar dini biliyor. Tartışmak için biliyor ama. Aha kıyamet elhameti. Hadisle sabit. Hadisle sabit bu. Dini tartışırlar yaşamazlar. Hadisle sabit. Bu mana olarak. Lafız olarak değil mana olarak. Millet dini şu anda tartışmak için öğreniyor. Yaşamak için değil. Abdest belli kardeşim. Abdestin farzı dört. Ellerini kollarına kadar yıka başını mest et. Yüzünü yıka ayaklarını yıka. Abdestin abdest. Al abdestini. Abdest almıyor. Ama abdesti tartışacak. misva alıp kıbleye karşı bu böyle uygun mu bu çağda? İyi yavrum yapma sen. Misva alıp kahveye doğru sen dişlerini misvaklama. Yapma be şimdi. Ama kitaplarda yazıyor. İyi oğlum yeni bir kitap yaz çıkart dedim ben de. Sen çıkar yazıyorsa. Tartışacak yer arıyor. Biraz daha bir iki laf söyleyince elimi omuzuna koydum.

Abdestin var mı dedim he? Yok dedi. Hasreti Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem Hazretleri abdestsiz yere basmaz dedi. Sen şu dedim dördü al misvaklamayı bırak. Dördü al al abdestine. Abdestli dolaş. Yok abdesti dolaştırmak için derdi yok onun. Onun derdi abdesti tartışmak. Din tartışacak o. Guslün farzı iki hanefiye göre. Şafiye göre üç malikiye göre dört hanefiye, hambiliye göre altı yedi her neyse. Ama hepsi de aynı. Ne? Ağza burna su vermek, vücudu komple yıkamak. Al kardeşim Guslü. Yok tartışacak. Namazı tartışacak. Kim tartışıyor? Kılmayan tartışıyor. Ya sana ne? Kılmıyorsun zaten. Yapmadığın bir işi neden tartışıyorsun? Ne iş yapıyorsun dedim ben bankacı. Ya bankacılığı tartışıyor muyum ben seninle? Ne? Tartışamazsın zaten dedi uluslararası gerçekliliği var dedi. Aha dedim sen zalimin tekisin. Hainin tekisin dedim. Bu öyle durdu. Şimdi dedim bir hadis yeri söylerim çökersin dedim.

Alan, satan, aracı olan faizle taşıyan, şunu yapan, bunu yapan sıraladım ben hepsi de dedim bu öyle oluyor dedim. Bu kaldı. Tartışma. Bak işine. Ses yok. Bu hadis nerede geçiyor? Ha böyle diyorsunuz dedim. Bu hadis nerede geçiyor? Nasıl dedim ilahiyat mezunu öyle dedi. İlahiyat mezunu. Hocam bu hadisleri söylemesek. Neden? Battı mı dedim sana bu hadis? Yüreğine mi oturdu dedim. İçine mi oturdu? Mehdi çıktı. Hadi bankalara koşun. Paralarınızı alın. Mehdi çıktı. Ne işi var dolarlarla sizin? Kahrolsun Amerika, dolarlar istif. Mehdi çıktı. Kahrolsun Amerika, ver bir kola oradan. Mehdi çıktı. Kahrolsun Amerika, ver Pepsi ya. Kebapın yanında Pepsi ya içilmez mi şimdi? Mehdi çıktı. Kahrolsun Amerika. Ramazan bayramında kola reklamı. İftariyelik kola götürüyor eve. Mehdi çıktı. Evde kolalar şişe şişe. Pepsiler şişe şişe. Ne? Kahrolsun Amerika. Bizim ihtilalde 12 Eylül’den önce meşhurdu bu.

Yani işte solcular da vardı bu. Ülkücüler de vardı. Kahrolsun Amerika, yak bir parlamenti. Kahrolsun Amerika, Levy Scott. Allah kahrolsun Amerika deyip miting yapan solcuların hepsinde Levy Scott var. Ülkücüler daha milliye çıtaklıyorlar. Levy’s kullanmıyorlar ama böyle gözleri içleri gidiyor hepsinde. Ne bu? Allah yes. Cami ve türbelerde bağış kutusu bulundurmak dinimizde uygun mu? Kiliselerden çaldık biz onu. Bağış kutusunu kiliselerden çaldık. Kiliselerde var. Çok eskidir kilise öğretisinde, kiliselerde. Kocaman bir bağış kutuları vardır. Böyle bağış kasaları vardır. Ondan sonra bağış kâseleri vardır. Biz de ondan çaldık. Hz. Muhammed Mustafa’nın sünnetinde yok. Mescid-i Nebevi’de bağış kutuları yoktu. Sahabe bir zekat toplardı. İki sadaka herkes istediğine verir. Zekatı devlet toplardı. Bir de cihattan ganimet elde ederlerdi. Sahabenin iki geçim kaynağı vardı. Birincisi cihat ganimet malı, ikincisi ticaretti. Üçüncüsü ziraat ve hayvancılık da onunla alakalı hadis var.

Ümmetim ne zaman diyor? Sabanın sapını tuttu, imtihanı tuttu, sabanın sapını tuttu, ineğin kuyruğunu tuttu, helak olmayı beklesin diyor. Onunla alakalı hadis var. Bakın bu üçüncü sırada o zaman için. Hanefiler sıralamışlar. En helal mal ganimet malı birincisi. İkincisi ticaret. Üçüncüsü sanat kârlıktan. Dördüncüsü ziraat, hayvancılık. Beşincisi kiraat. Altıncısı devlet memurluğunda

Münafıklık, Müşrik Farkı ve İlk Yaratılan Meselesi

çalışmak. Son sıra devlet memurluğunda çalışmak. O yüzden sufiler gözlerini devlet memurluğuna çevirmezlermiş eskiler. Devlette görev alacağım diye uğraşmazlarmış hiç. O yüzden zaten devlette görev alacağız diye uğraşmayan işte sufi toplulukların başları ağırmıyor. Bizim derdimiz yok, ben o yüzden diyorum biz iş bulma kurumu değiliz diye. Yoksa devlette görev alacağım diye uğraşıyorlar ya onlar böyle. oraya adam kaçacak, oraya adam ayarlayacak, ona telefon açacak, ona telefon açacak. Bizim arkadaşımızı al bu bizdendi, bu şundandı, bu burdandı, şunu yap, bunu yap. Bunlar uzun mesele. Allah muhafaza eylesin. Bir de onu ümit edecek. Sanki senin elindeymiş gibi bekleyecek o senin yüzüne bakacak. Olmadı bu işimiz diyecek. Sen erineceksin, olması için uğraşacaksın. Sıkıntı büyük. Allah muhafaza eylesin. Ama birinci derecede sahabenin geçimi ganimet. İkincisi ticaret. E ganimet olacak bir nokta yok, savaş yok.

Bir savaş çıkarsalar da şöyle batıya doğru ganimet toplasak gitsek. İslami olması lazım tabi. Böyle diyenleri de cihatçı diyorlar, topluyorlar zaten. Bu da tehlikeli. Bizim millet ne yapıyor? Gidiyor Suriye. Oğlum ne Suriye’de, ne işin var senin? Cihat edeceksen Suriye’de ne işin var senin? Cihat edeceksen ne işin var senin? Afganistan’da birbirini bombalıyorsun. Cihat edeceksen ne işin var senin Pakistan’da? Cihat edeceksen ne işin var senin Irak’ta? Git Amerika’da cihat et. Git Fransa’da cihat et. Git İngiltere’de cihat et. Git İsrail’e savaş ilan et, cihat et. Yok birbirlerini öldürüyorlar. La ilahe illallah Muhammeden Resulullah diyen birbirini öldürüyor. Ondan sonra Allah-u Ekber diyor cihat ettik diyor. Allah bizi affetsin. İnşallah. Bir kurumda idareci olarak görev yapacağım tavsiyede bulunur musunuz? Hak ve hakikatten ayrılma. Hiç kimseye torpil yapma. Hiç kimseye özellik yapma.

Adaletle birbirlerini ödemeyecekler. Birbirlerini ödemeyecekler. Birbirlerini ödemeyecekler. Birbirlerini ödemeyecekler. Özellik yapma. Adaletle işine devam et. İnşallah. Erkeğin eşine benim artık karım değilsin demesi boşanması için yeterli midir? Boşanmış olur mu? Bir sefer söylerse bir talak olur. Bunu üç sefer söylemesi lazım. Üç talak olur. Ben çalışmıyorum. Arkadaşıma hediye alacak olduğumda babamdan istemek zorunda kalıyorum. Ben burada çok gönüllü olmuyor. Ne yapmalıyım? Arkadaşına hediye alacak gücün yok ise ona bol bol dua et. O da hediyeyi yerine geçer. Hadis de sabit. Bir kimse birisine hediye edecek bir şey bulamazsa o zaman diyor ona dua etsin. Onun için istiğfar etsin. Onun için tövbe et. Onun günahlarının bağışlanması için. Ona bol bol dua et. Allah’ın dua etmelerini kabul etsin inşallah. Sohbete gireceğim merak etmeyin. Hattiyat-ı Şerife’de otходит Hainin導 вход ve Y”; Bakın hadîs-i şerîf harp edin ki ganimiyet elde ederseniz oruç tutunuz ki sıhhat bulasınız. sefere çıkın ki zengin olasınız.

Dört hisse olarak alınmış bir kurbanlık danaya para alınmadan eşler dahil edilebilir mi edilmez? Bitmiş mesela. Müşrik Allah’a şirk koşan kimse. Münafık ise amelde münafıklık var, itikatta münafıklık var. İtikatta münafık inandım mı gibi görünüp inanmayanlardır. Amelde münafıklar da Ramazan fars namaz fars kılmayan kimse. Allah affetsin. İbn Arabi’ye göre yaratmanın iksiri olan aşk ve muhabbet insanın yaradılışının da ilkesi durumundadır. Mevlânâ da varlığın yaradılışını aşka bağlar. Buna göre zatını olan aşkından ilahi zatın zatı gereği ve kendisini bildirmek için ilk yarattığı vücud-u hakikati Muhammediyedir. Erdem 1990 Bütün mahlukatta onun yüzü sürmetine bu ruhtan yaratılmıştır. Çünkü onun fermanında sen olmasaydın, vardır herkes onun nimetlerinden ve bağışlarından yararlanır. O olmasaydı felek dönüşü, ışığı ve meleğe mekan oluşu bulmazdı. O olmasaydı denizler heybeti, balığı ve değerli inciyi bulmazdı. O olmasaydı yeryüzü içinde define ve dışında Yasemin bulmazdı.

Hazreti Mevlânâ. Başka yerde yine temiz aşk Muhammed’e eşti. Allah onun aşkı için levlake dedi. Aşk da son sınırdı. O tek olduğu için peygamberlerden onu seçti. Temiz aşk olmasaydı felekleri nasıl yaratırdım? Aşkın ululuğunu anlaman için ben yüce göğü yükselttim. Mevlânâ. Bütün Hazreti Mevlânâ gibi, Muhyiddin İbni Arabi gibi, bunlardan öncekiler, buradanlardan sonrakiler, sufi cenah tamamıyla levlake üzerinde durur. Ve bütün yaratılışın sırrını, yaratılışın sebebini Hakikati Muhammediye’ye bağlar. Cenab-ı Hak’ın onu çok sevmesini, ama Cenab-ı Hak’ın onu çok sevmesini de bütün herkes, Hadisi Kutsi Mucibince, O beni zikretti, beni sevdi. Beni teşbih etti, beni tenzih etti. o ilk yaratılan Hakikati Muhammediye, Hakikati Muhammediye, Cenab-ı Hak’ı hem tespih hem tenzih hem teşbih noktasında durduğundan Allah’ını sevmiştir. Bakın burada o ilk yaratılan şeyin, yani bunu İmam-ı Azam’ın diliyle şey olarak söylüyorum, ama ilk yaratılan şey bu noktada Hazreti Muhammed Mustafa’nın ruhaniyeti ve nuraniyeti, onun neye tekabül ettiğini bilmediğimizden, onun ruhaniyetini ve nuraniyetini bu noktada tarif edemediğimizden tam anlamıyla, bu şudur diyemediğimizden, çünkü onu bir cevher olarak diyemiyoruz, cevher dediğimizde felsefecilere kayıyoruz.

Cevher demek mümkün değil, madde demek mümkün değil, çünkü sufilerce ilk yaratılan şeyin maddesel bir anlamı yok. Bakın ilk yaratılan şeyin maddesel bir anlamı yok, maddesel bir şey yok ortada. Onu zaten Muhyiddin İbn Arabi tamamiyetle, onu normalde bazı yerlerde varlığın derecatına göre hayal veyahut da bazı yerlerde rüya gibi tarif etmiş. Ama Hazreti Mevlânâ Celalettin Rum Hazretleri varlığın tamamını, sen onu bir hayal üzerine yürür gör diyerekten meseleyi bağlamış. Şimdi o ilk yaratılan şeyin muhteviyatını hiç kimse bilmediğinden dolayı İmam-ı Azam bir şey demiş ona. İlk yaratılan muhteviyatını bilmiyoruz çünkü. Cenab-ı Hak ruhundan ve nurundan yarattı, Cenab-ı Hak’ın ruhunun ve nurunun yine muhteviyatını neye tecelli ettiğini bilmiyoruz. Öyle olunca biz onu İmam-ı Azam’ın tabiriyle bir şey olarak nitelendiriyoruz. Tabi Hazreti Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem Hazretleri ilk yaratılan bendim diyor hadis-i şerifte.

Şimdi ilk yaratılan akıl, ilk yaratılan kalem, ilk yaratılan bunlar hadis-i şerifler böyle olunca bunlar yaratılma anının takip eden anları olarak nitelendiriyoruz. Ama ilk yaratılan şeyin muhteviyatını bilmediğimizden bir şey diyoruz. Ve o ilk yaratılmanın iksiri aşk, sevmek var orta yerde. Sevmek var. İster sevgi Allah’tan ilk yarattığını olsun, isterse sevgi yarattığından onu olsun. Aslında ister ondan ona, ister ondan ona fark etmiyor bir şey. Eğer sevgi de kemalâ erdiyse taraflardan birisi, o zaman kimin sevdiği önemli değildir. Önemini yitirir kimin sevdiği. Taraflardan birisi sevginin hakikatine ersin kimin sevdiği önemli değildir. Bu ister kadın erkek ilişkisinde olsun, ister mürit mürşid ilişkisinde olsun, ister normalde kul Allah ilişkisi arasında olsun. Çok seven kimse sevgisini kendisinden görmeyeceği için diyecektir ki o beni çok seviyor. Çünkü sevginin kemalâ ermesi sevgiyi kendinden görmeyi zorlaştırır.

O kimse kendisini görmez. O kimse kendisini görmediği için tamamiyetle sevdiğini görür. Tamamiyetle sevdiğini görünce o sevgiyi de ondan görür. Kendisinde bir pay görmez. Bu sevginin kemalatıdır. Sevginin kemalatı. O her şeyi sevdiğinden görmeye başlar. Her şeyi sevdiğinden bilir. Öyle olunca sevgide kemalâ eren. Sonuçta bu noktada kul Allah’ı sevecektir. Kul Allah’ı severekten kemalâ erecektir. Sevgisinde kemalâ erdiğinde bu sefer kul kendince sevdiğinin kendisinin olmadığını, asıl sevginin ona ait olduğunu ve onun kendisini sevdiğini söyleyecektir. Oysa seven oydu. Ama sevgide kemalâ erince kendisinin sevmediğini sevginin direkt ondan olduğunu görür. Şimdi bu manada sevgi olmadığından dolayı insanlar da insanlar kendi sevdiklerini görür. Ve kendisini seviyorum noktasında görür. Ben seviyorum der. Harika o daha çocuk. Sevgide kemalâ erdiğinde kendisi sevmiş olsa dahi o seviyor beni der. O kemalâ eriyor. Öyle olunca kah, Cenab-ı Hak ilk yarattığını sevmiş olsun.

Kah, ilk yaratılan Allah’ı sevmiş olsun. Sonuçta ilk yaratılan şey Allah’ı öylesine sevdi, Allah’ın çok hoşuna gitti. Veyahut da Allah onu öylesine sevdi, o belki de Allah’ı öylesine sevdiğinden dolayı cebri bir şekilde o da Allah’ı sevdi. İster o noktadan olsun, ister bu noktadan olsun. Burada yaratılışın sırrı ilahi aşta gizli. Yaratılışın sırrı, varoluşun sırrı aşta gizli. O yüzden bir felsefede, bir inanışta aşktan bir paye yok ise, sevgiden bir paye yok ise o donuk kaldı, o ruhsuz kaldı, o hissiz kaldı. Ama insanlar vardır sevmekten uzaktırlar, aşıklıktan uzaktırlar, muhabbetten uzaktırlar. Öyle olunca orada hukuk geçerli olur. Hukuk geçerli olunca bir evlilik düşünün, hukuk geçerli. Salata yapılacak, ikimiz beraber yapalım, hukuk geçerli. Şu yapılacak, ikimiz beraber yapalım. Bu sana ait, bu bana ait, bu şuna ait, bu buna ait. Bunlar kimin için geçerlidir?

Hukuk dairesinde duranlar için geçerlidir. Bu senin malın, bu benim malım, bu hukuktur. Bu senin görevin, bu benim görevin, bu hukuktur. Bakın bu hukuktur. Benim hiçbir şeyim yok, her şeyim s

Sevgi ile Hukuk Arasındaki Fark ve Kelime-i Şehadetin İki Ayağı

enindir. Hukuktan çıktı. Benim hiçbir şeyim yok, her şey senin. Hukuktan çıktı. Al, her şeyin senin olsun. Hukuktan çıktı. Bakın burada hukuk yok. Hukuk bitti burada. Ama ben bunu annemden getirmiştim. Aa iyi, ben de bunu babamdan getirmiştim. Hukuk konuştu. Bu benim param ama. Hukuk konuştu. Doğru senin paran. Al senin olsun. Bu benim ama, doğru senin. Al senin olsun. Hukuk konuştu. Bunun tapusu kime ait? Bana ait. Hukuk konuştu. Evet tapusu bana ait. Bunun tapusu kime ait? Bana ait. Hukuk konuştu. Bana ait. Bunun tapusu kime ait? Ona ait. Ne hani tapu? Bende ama. Her şeyim ona feda olsun. Ver tapuyu. Ne olmuş senin benim üstümde durunca? Ne olmuş? O’nun niye? Al onun üzerinde dursun. Yok, aa olmadı. Hukuk konuştu. Bir şeyde hukuk var ise net söyleyeceğim. Oradan aşk, pılısını pırtısını topla.

Aşk hukuksuzluk değildir. Aşk o geniş dairenin içerisinde merkezde durmaktır. O yüzden seviyorsa ve sevgi de kemal-i erdiyse senin benim kalmaz. Senin benim kalmaz. Senin benim var ise o zaman bu aşk değildir. O zaman aşık hiçbir zaman benim demez ki. Aşık her dem der ki senin sevmek, senin sevgi, senin mal, senin mülk, senin aşık demez ki benim. Benim diyorsa zaten o aşık değildir. Aşığa göre her şey maaşığa aittir. Orada o yüzden karışıklık olur. Karışıklığın sebebi odur. O zaman varlığın tamamiyetle varoluşun sırrı aşktır. Aşk olunca ve bu aşkın en yücesi, en kemallisi Hz. Muhammed Mustafa’nın olunca o zaman varlığın sebebi de ne olmuş oldu? O olmuş oldu. Onun fermanında sen olmasaydın vardır herkes onun nimetlerinden, bağışlarından yararlanır. Eğer sen olmasaydın hükmü olmamış olsaydı zaten hiçbir şey böyle olmayacaktı.

Cenab-ı Hak sen olmasaydın deyince bütün kapılarını açtı. Ve hazineyi onun önüne koydu. O yüzden şefaat hakkı da ona verdi. O yüzden dedi ki kime şefaat edeceksen et. Aşktan nasibi olmayan ulemanın büyük bir kısmı bunu reddetti. Şimdi şefaati de reddediyorlar ya zaten. Neden şefaati reddediyorlar? Hz. Muhammed Mustafa’nın ulviliğini, kemalatını, yüceliğini kabullenmek istemediklerinden dolayı. Müşrikler gibi, münafıklar gibi onu normalde aşağı görmeye çalıştıklarından dolayı. Oysa Cenab-ı Hak dedi ki ona kime bugün dedi şefaat hakkı senin kime şefaat etmek istiyorsan et. Bugün sana istediğin verilecek. Bunu kabullenmek istemedi lan. O olmasaydı felek dönüşü, ışığı ve meleğiye mekan oluşulmazdı. Hz. Mevlânâ buradaki bu o olmasaydı denizler, heybeti, balığı ve değerli inciyi bulmazdı. O olmasaydı yeryüzü içinde define ve dışında Yasemin bulmazdı. Beytinde bütün varlığın, bütün hepsini hepsinde sebebini, yaratılış sebebini, varılış sebebini Hz.

Muhammed Mustafa’ya bağlıyo. hakikati Muhammediye. Yine aynı temiz aşk Muhammed’e eşti. Allah onun aşkı için levlaka dedi. Yani aşkın en yücesi, en noktası aşkın en yücesi, en zirvesi kimdedir? Allah’tadır. Hz. Muhammed Mustafa’ya eş koştu diyor. Biz ne dedik? eşhedü en la ilahe illallah ve eşhedü enne Muhammeden abdühü ve resulühü. Eş koştu ona. Dedi ve Hz. Muhammed Mustafa’da dedi ki bir kimse la ilahe illallah tehse Muhammeden Resulullah demese iman etmiş olmaz dedi. Bununla alakalı ayeti kerimede var. Bir kimse Muhammedun Resulullah demezse imanın kabul edilmez. O zaman Cenab-ı Hak tabiri caizse bu manada eş koşmak değil. Aşıklıkta, aşktan eş koştu. Dedi ki beni kabul etmeniz yetmez. Beni Allah olarak bilmeniz beni Allah olarak inanmanız bana Allah olarak tapınmanız yetmez. Ya Muhammed Mustafa’yı sallallâhu aleyhi ve sellem’in peygamber ve kulum olarak da kabul edeceksiniz.

Onun peygamberliğine iman edeceksiniz. Onun peygamberliğini kabulleneceksiniz. Onun peygamberliğine iman edip onun peygamberliğini kabullenmezseniz iman etmiş saymam dedi. Bunun gibi. O yüzden o Hz. Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem Hz. bu manada en temiz aşkın da tecelliyatı oldu. ve Allah’ın peygamberliğini bir takim için onu yapmak için o zaman Allah’ın peygamberliğini tapınmasını yapmak için onu yapmak için o zaman Allah’ın peygamberliğini tapınmasını yapmak için varlığın zaten varlığın sebebi varlığın sebebi insanı kamildir. Eğer insanı kamil olmamış olsaydı varlık varlık olmazdı. İnsanı kamilin en yüce noktasında Hz. Muhammed Mustafa sallallâhu aleyhi ve sellem Hz. olduğu için de zaten varlığın en üst noktası kemalatın da en üst noktasında koydu. Ama normalde sakın şöyle düşünmeyin varlığın sebebi her gördüğünüz insan değil böyle bir yanılgı da var insan var hayvandan daha aşağı bir mahluk o varlığın sebebi değil o varlığın sebebi değil varlığın sebebi insanı kamildir.

Ve bütün insanlar insanı kamil olma yolunda olmalılardır. Ve insanlar eğer insanı kamil olma yolunda değiller ise varoluşun sebebi onların üzerinde tecelli etmemiştir. Çünkü Cenab-ı Hak insanları ve cinnileri kendisini zikresin kendisini tanısın kendisini kendisini bilsin diye yaratmıştır. Varoluş sebebimiz Allah’ı tanımak onu bilmek onu zikretmektir. Varoluş sebebimiz eğer biz bu varoluş sebebini icra edemiyorsak varoluş sebebimizin üzerinde yürümüyorsak o zaman bizim hayvandan aşağı bir noktadayız. Hayvandan bir farkımız yok demeyeceğim. Çünkü âyet-i kerîme hayvandan daha aşağı bir noktadadır diyor. İnsan ah seni takvim üzerine yaratıldı. Ama o Kur’ân ve Sünnet’e sımsıkı yapışmaz Allah’ı tanıma ve bilme noktasında olmaz. Allah’ın emirlerini yerine getirme noktasında olmazsa o hayvandan daha aşağı bir mahluk olur. O zaman bizim her gördüğümüz insan varoluş sebebine uygun mu değil mi bu ayrı tartışma konusudur. Bizim her gördüğümüz insan insanın kamil olmadığına göre aslında fıtraten insanın kamil halen insanın kamil değil vücut olarak insanın kamil.

Vücut olarak en güzel surette yaratılmış. Biz o yüzden insanların suretlerine vücutlarına eza cefa veremeyiz. Mesela dövme yasaktır vücuda eza cefa vermek mümkün değildir. Allah’ın o bir emanetidir. Dişleri törpülemek güzelleşmek için caiz değildir. Sebep nedir? Çünkü Allah’ın emanetidir. Cenab-ı Hak onu fizik olarak ahseni taklim üzerine yaratmıştır. Bir kimsenin örneğin burnunda bir yamukluk var. Bunu düzel

Estetik Operasyonlar, Sevginin Hakikati ve Vatan Aşkından Allah Aşkına

ttirmesi caizdir. Kavgada mı kırıldı? Olabilir. Ne olacak? Güzel bir şey kavgada kırılması. Kavga etmesini bilmeyenler sevemezler. Yakapaça olmasını bilmeyen sevemez. Sevmek yakapaça olmak gerekir çünkü. Sevmek sevdiğini korumak, sevdiğini muhafaza etmek, sevdiğini kıskanmak, sevdiğin uğruna ölmek, sevdiğin uğruna harcamak herkesin işi değildir. O yüzden yakapaça olmayı göze alamayanlar sevemezler. Zorluklara katlanmayı göze alamayanlar sevemezler. Millet kızar, işte dövüşüyor, kavga ediyor. Ben severim onu. O çünkü sevdiği için yakapaça olmayı göze alır. Bir yumruk yemiş ya o. O der ki yani yemediğimiz şey mi sevdiğimiz için yeriz der. Sen gülü ne diyor? Bir yoksula rastladım kenravan içindeydi. Sordum seni böyle kim dövdü? Sevdiğinden dolayı olmuş. Muhteşem bir şey. İnsan sevdiği için yakapaça olmalı. O yüzden öyle utanma yumruk yedin diye. Boştan. Herkes de burnunu kırmasın biz de ondan olacağız diye.

Böyle bir şey yok. Ama sevmek onu gerektirir. Bir kimse seviyorsa yakapaça olur. Sahabe Hazreti Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem Hazretleri’ni öyle sevdiler ki onun için yakapaça oldular. Müşriklere laf söyletmediler. Bir insan sevdiğine laf söyletir mi? Söyletmez. Seven sevdiğine laf söyletmez. Kıskanmak budur. Bakın kıskanmak budur. Seven sevdiğini kıskanır, muhafaza eder, onu korur, onu gözetir. Kıskanmak, korumak, gözetmektir. Bakın kıskanmanın tecelliyatı korumaktır, gözetmektir, muhafaza etmektir. Pencerenin önünde oturmayı yasaklıyorum sana. O onun üzerine şüpheyle yaklaşıyor. Ondan şüphe duyuyor. O kendine güveniyor. Balkonda oturmayacaksın. Onun kendine güveniyor. Ben öyle severim ki o balkona değil bin tane adamın içine girmiş olsa kafasını kaldırıp bir tane adama bakmaz. Ne balkonu muş? Ben onu öyle severim ki hiç kimse ona laf söyleyemez, hiç kimse ters bakamaz. Hiç kimse ona kaşını kaldıramaz. Bunu biz babamızdan öğrendik.

Birisi bize bir laf söylesin. Parçalar adamı. Parçalar parçalar, adam mahalleden geçemez oradan. Birisi anneme laf söyleyecek. Parçalar onu ya. Onu duymasın. Söylediyse birisi babamdan saklayıp gizlemek için 118 takla atarlar. Duyar onu. Nasıl duyuyorsa adam duyuyor. Adam duyar onu, duyduğu zaman kim ama ona söylediyse bakın kim dediyse alır karşısına bir güzel boyar. Benim ilk öğretmenim. O yüzden kıskanmak odur. Seven kıskanır derler ya. Seven kıskanır. Hay onu görecekler şimdi. Hay yok ona öyle yapacaklar. Yok bunu böyle yapacaklar. Onunla alakalı değil o. Onu korursun. Onu muhafaza edersin. Onu saklarsın. Onu saklarsın. Onu gizlersin. Bu ayrı mesele. Ama o seninle alakalıdır. Sen yemezsin, yedirirsin, içmezsin, içirirsin. Geymezsin, giydirirsin. Onu korumak, onu gözetmek, onu kanadının altına almak, onu kolunun altına almak, onu yüreğinin en yücral köşesine oturtturmak. Sevmek odur. Onun için feda olmak.

Sevmek budur. O yüzden yakapaça olmak da gerekir. Dövüşülücekse dövüşülür de. Kol gidecekse kol gider, kelle gidecekse kelle gider. Sevmek öyle bir şeydir. Neden toprakların için, vatanın için canından geçiyorsun? Ülkeni seviyorsun çünkü. Topraklarını seviyorsun. Soysuz değilsin, vatansız değilsin, milletsiz değilsin. Seviyorsun. Neden ayak bastırmıyorsun? Seviyorsun çünkü. Neden darbe günü banka kuyruğuna gitmedin de eline levyye aldın, çıktın uçağa durdurmak için? Seviyorsun çünkü. Neden meydana çıktın? Herkes evinde otururken, televizyondan izlerken? Seviyorsun çünkü. Sevmek pısırıklık değildir. Benim sevgi anlayışım o değildir. Ahsap çıktı. Cenk meydanda cenk ederken ayak gitti. Ayağının gittiğinin farkında değil. Namaz kılmak için geldiğinde, ne zaman attan indiğinde kütlek düştü, kütük düşer gibi. O zaman anladı ayağının kesildiğini savaşta. Aşk böyle bir şeydir. Vücuttan geçirir insanı. Sen ayağının kesildiğini fark etmezsin. Kahrevan olmak gerekir. Böyle olmak gerekir.

Bu aşkın en zirve noktasıdır. O kimsenin kolu kopar farkına varmaz. O kimsenin gözü çıkar, farkına varmaz. Sahabe saatler sonra bir başkası dedi, gözün çıkmış, gözünü dedi tut. O esnada fark etti. Bir başkası söyledi onu. Dediler ki koş Resulullah’a sallallâhu aleyhi ve sellem. O böyle gözü elinde koştu. Gözü elinde koştu. Gözünde göz damlası yok, pişmanlık yok, hiçbir şey yok. Dedi ki ya Resulullah gözüm çıkmış. Farkında değil gözünün çıktığını. Aldı gözünü yerleştirdi, tükürükle tükürükledi, sıvazladı. Şimdi müşrikler inkar ediyor bunu. Münafıklar inkar ediyor. Hadis inkarcısı, gavurlar bunları inkar ediyor şimdi. Gavur bunlar. Hadislerin hepsinde inkar edenler gavurdur. Varlığı inkar ediyor. Sahabe diyor ki 80 kusur yaşında. Vallahi diyor, öbür gözüm görmez oldu. Ama Hz. Muhammed Mustafa’nın sıvazladığı dedi. Sıvazladığı göz vallahi daha iyi görüyor. Yine sahabeden bir kimse Yahudilerden birisi Medine-i Münevver’de Hz.

Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem Hz. Hicvediyordu, alay ediyordu, laf söylüyordu. İriyarı bir Yahudiydi. Dedi ki kim bunu katletecek? Birisi çıktı, ben dedi. Öbürkü de çıktı dedi ki o beni tanıyor, ben onu çağırayım dedi, sen de vur. Çağıracak olan biraz çelimsiz. Boy pos yok. Gece onu çağırdılar, o dışarı çıkar çıkmaz, öbürkü vurdu onu. Ondan sonra kaçarken ayağı kırıldı birisinin. Gitirler Allah Resulüne sallallâhu aleyhi ve sellem Hz. ile, aşk böyle bir şeydir. Ayağının kırıldığını görünce ayhanı mesletti. Sapa sağlam oldu ayağın anında. Aşıklık böyle bir şeydir. Aşıklık böyle bir şeydir. Ayağın kırılır fark etmezsin. Gözün çıkar fark etmezsin. Kolun kopar fark etmezsin. Feda olmaktır aşık olmak. Feda olmak. Aşıkta heva yoktur. Aşıkta nefis yoktur. Aşıkta kendine heva heves yoktur. Bence böyle yoktur aşıklıkta. Bence böyle olmalı yoktur aşıklıkta.

Bence buradan gidilmeli yoktur aşıklıkta. Aşık maşukuna bakar nereden giderse oradan gider. Nereden gel derse oradan gelir. Ben konuşmaya gerek yok derim. Aşıksan maşuk aklından geçirse yerine getireceksin. Aklından geçerini yerine getirmiyorsan aşıklık taslamak. varoluşun sebebi varoluşun sebebi bu aşıklıktır. O ister Cenab-ı Hak onu sevsin ister o Cenab-ı Hakk’ı sevsin. Çok bir fark yoktur arasında. Öyle severse öyle aşık olursa o zaman zaten aşıklı maşunun arasında aşıklıkta çok fazla bir fark kalmaz. Allah bizi onlardan eylesin. Buradan devam edeceğiz inşallah. Allah’tan bir şey gelmesin. Hakkınızı helal edin. Cenab-ı Hak cümlemize af-ı muafret eylesin. Tutabilenler pazartesi gün oruç tutsunlar. Pazartesi gün Arafat günü. Gönül yarıldığı duaların kabul edildiği gün. O yüzden oruç tutamayacak olanlar dahi bol bol dua etsinler, tövbe etsinler. Cenab-ı Hak’tan maafret dilensinler. İnşallah. Bayramın ikincisi günü Allah izin verirse mutat bayramlaşmamız yine burada.

Öğlen namazı zamanında başlayacak. İnşallah. İşte saat beş buçuk altı gibi bitiyor. İnşallah beş buçuk altı gibi bitecek. Bayramın birincisi gününde herkes kurban telaşında. Herkes kurbanlarını kesecek. Allah’ın izniyle işini, gücünü bitirecek. İkinci günde bayramlaşacağız. İnşallah. Hakkınızı helal edin. Cenab-ı Hak cümlemizi iyilerden eylesin. İnşallah. Selamun aleyküm.


Kaynaklar ve Referanslar

Hadîs-i Şerîf — Arefe Günü Orucunun Fazileti — “Arefe günü orucu, geçen yılın ve gelecek yılın günahlarına kefâret olur.” (Müslim, Sıyâm 196) — Kurban Bayramı arefesinde oruç tutmanın ve o günü zikirle geçirmenin fazileti.

Kur’ân-ı Kerîm — Fetih Sûresi, 29. Âyet — “Muhammed Allah’ın Rasûlüdür.” — Kelime-i şehadetin ikinci ayağı; Hz. Peygamber’i şehadete katmadan yapılan iman eksik ve geçersizdir.

Kur’ân-ı Kerîm — Münafıklık Tanımı — Amelde münafık: Ramazan’ı ve namazı terk eden; itikatta münafık: inandım gibi görünüp inanmayan. “Münafıklar cehennemin en alt katındadır.” (Nisâ, 145)

İlk Yaratılan Meselesi — İlk yaratılan olarak akıl, kalem ve Hz. Peygamber’in nuru rivayetleri değerlendirildiğinde bunlar ‘yaratılmanın ilk anı’ndan sonraki sırayı anlatır; zira Allah’ın ilk yaratma fiili tek bir noktaya işaret eder ve bu konudaki rivayetler birbirini dışlamaz.

Sevgi ile Hukuk Arasındaki Fark — Hukuk çerçevesinde bir ilişkide ‘bu benim hakkım, bu senin hakkın’ vardır. Sevgide ise ‘benim hiçbir şeyim yok, her şeyim senindir’ noktasına ulaşılır. Tasavvufta fena makamı bu ayrımı en yüksek biçimde yaşamaktır.

Hadîs-i Şerîf — Kelime-i Şehadetin İki Ayağı — “La ilahe illallah demekle birlikte Muhammedün Rasûlullah demeden iman kabul olmaz.” — İki cümlenin birbirinden koparılması tarihte bazı fırkaların yaptığı bir sapma olup Efendimiz bunu açıkça reddetmiştir.

Estetik Operasyonlar — Fıkhî Değerlendirme — Kavgada kırılan ya da doğuştan yamuk olan burnu düzelttirmek caizdir; zira bu bir eksikliğin giderilmesidir. Ancak Allah’ın yarattığı sağlıklı bir organı salt güzellik amacıyla değiştirmek caiz olmayabilir. Her vakanın durumuna göre ehil alimlere danışılması gerekir.

Sufilerin Meslek Anlayışı — Tarihte sufiler geçimlerini ziraat, hayvancılık, ticaret gibi işlerle sağlamış; devlet memurluğunu son sırada bırakmışlardır. Bunun sebebi devlet görevinin nefse güç ve mal kapısı açması ve sufilerin bu fitneye karşı temkinli olmasıdır.

Vatan Sevgisi ve Allah Aşkı — Şehit askerin vatanı için canını vermesi Allah’a duyulan aşkın bir yansımasıdır; çünkü toprak sevgisi en derin noktada Cenâb-ı Hakk’a sevgiye dönüşür. “Vatanını sevmek imandan sayılır” rivayeti bu bütünlüğü özetler.


Bu sohbet-i şerîf, Mustafa Özbağ Efendi hazretlerinin 2018 yılında Karabaş-ı Velî Tekkesi’nde icra buyurduğu 41. sohbetin transkriptinden tez formatında düzenlenmiştir. Orijinal video: https://www.youtube.com/watch?v=LNbyiZ4da4c