Karabaş-i Velî Tekkesi 2018

40. Karabaş-ı Velî Tekkesi 2018 Sohbeti — Zikrullah, Aile İlişkileri, Arı Kovası Metaforu, Hakikat-i Muhammediyye, Kurban ve Seferîlik Meselesi

Mustafa Özbağ Efendi hazretleri, Karabaş-ı Velî Tekkesi’nde icra buyurulan bu 40. sohbet-i şerîfinde kiracılık ve doğal gaz meselesinden hareketle Kur’ân-Sünnet yolunda kararlılığı ve zikrullahın kalpte oluşturduğu nuru anlatmış; zikrullahtan uzak kalan kalbin katılaşmasının münafıklık alâmeti sayıldığını, Müslümanın hem dinini hem de dünyada neler döndüğünü bilmesi gerektiğini beyan etmiş; erkek evladın gece yarısı babasına koşması ile kız evladın eş iznine bağlılığı arasındaki fıkhî farkı ve eş haklarını izah etmiş; arı kovanındaki fedakâr askerlerin kovanı korumak için canını veren yapısından Hakikat-i Muhammediyye’ye köprü kurarak Hz. Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretlerinin kâfir de dahil bütün varlığın imamı olduğunu ve bu gerçeğin Mesnevî’de nasıl yer aldığını açıklamış; kurban meselesinde ‘kurban yoktur’ diyen hayvanseverlerin iddiacasına Kur’ân ve hadîs-i şerîflerle cevap vererek hadis inkârcılığının dini temelsiz bıraktığını göstermiş; seferîlik bahanesini tatile çıkarak orucunu kaçıranlar üzerinden ele alarak ilmin sahih kaynaklardan ve gerçek alimden öğrenilmesinin zorunluluğunu tıp analojisiyle pekiştirmiştir.



Açılış: Kur’ân-Sünnet Yolunda Devam, Kiracılık Meselesi ve Zikrullahın Önemi

Selamün aleyküm. Allah gecenizi hayır etsin inşallah. Cenab-ı Hak gününüzünüze hayırlı eylesin. Ayınızı, yılınızı, ömrünüzü hayırlı eylesin. Cenab-ı Hak cümlemize Kur’ân ve sünnet yolunda devam edenlerden eylesin inşallah. Kiracısı olduğumuz evin doğal gaz sisteminde bir bozukluk oldu. Bunun tamir masraflarını ev sahibi bize karşılattı. Böyle durumlarda ödemeyi yapmak kimin vazifesidir? Bu anlaşma ile alakalı. Mesela ev sahibi size doğal gaz tesisatını komple xx’siz olarak teslim ettim der demirbaşların içindeyse, bunu kiracı öder. Evin işte xx’si size teslim etti. Evin giderlerinde bir problem yok. Su tesisatında, elektrik tesisatında, doğal gaz tesisatında bir problem yok. Xx’siz olarak siz devraldınız. O zaman normalde içeride oluşan bütün her şeyi kiracı onlara karşılar. İslam hukukunda da bu karşılıklı akitleşme anlaşmalar söz konusudur. Eğer bir akit, bir anlaşma söz konusu yoksa oradaki mutat hukuka bakılır. Ama bu tip meselelerde karşılıklı hukuk belli, o anlaşmalar belli.

Mesela kira kontratında yazan neyse, onların taraflar birbirlerinden hak olarak isterler. Kira kontratında genel olarak bütün teslim alınmış olan her şeye kiracıya aittir genel olarak. Size sorduğumuz soruların altına isim belirtmemiz gerekir ve bu noktada soru sorumu adabı nedir? İsim olmamasına bakmıyoruz. Genel olarak Kur’ân Sünnet dâresinde, Ağda Perkan’ın dâresinde buraya gelen soruların hepsini de cevaplandırmaya gayret ediyoruz. Ama öbür türlü bazen böyle uçuk, oto çöpe gelmez olan şeyler olursa onları es geçiyorum. Pek es geçtim yok. Kimi bir geçenlerde de ne zaman neydi? Okumazsanız mı? Neydi? Hakkım velhâldeydi. Ümmü Selam eden rivayete göre şimdi normalde ben 30 yıldan beri Cenab-ı Hak affetsin, Allah kabul etsin inşallah. 30 yıldan beri ben sorulu cevaplı sohbet ederim. Bu benim böyle kendimce mutat bir ibadet gibi. Bunu ev sohbetlerinde bu devam ettiği, işte zikir sohbetlerinde devam ettiği bu böyle devam ediyor sorulu cevapla.

Mesela konuya minhasır özel bir gün varsa, gece varsa, veyahut özel bir konuşulması gereken bir şey varsa, bunu ayarlar, tanzim eder, tespit eder o sohbeti yaparım. Ama öbür türlü genelde benim tarzım bu sorulu cevaplı. Yıllardan beri de aynıdır herkes sorularını yazar masanın üzerine koyarlar. Hani de oradan teker teker bakar, cevaplandırmaya gayret ederiz. Cevaplandıramazsak haftaya cevabını araştıralım bakalım gelelim burada devam edelim deriz. Bir de bir konu seçilirse bu da vardır bizde. O konu üzerine belli bir zamanla sohbet edilir. Mesela zikirle alakalı, oruçla alakalı, namazla alakalı. Mesela daha öncesinden böyle ev sohbetlerinde fıkıhla hadisle alakalı sohbetler olurdu. Şimdi böyle devam eden işte Çanakkale’de üniversitenin bünyesinde bulunan Mevlânâ kültür ve sanat evi olan eski Ermeni kilisesi ama yeni ismi bu. Orada mesela Aravi sohbetlere muhatat devam ediyor. orada sadece Aravi konuşuyoruz dışında bir şey konuşmuyoruz.

Çanakkale’de Gelibolu Mevlânâ’sında sadece mesleğimi konuşuyoruz sohbet olarak başka bir şey konuşulmuyor. bir de İzmit’te eskici Saadetçi Ali Konağı var orada da mesleğimi okunuyor, konuşuluyor. Ama orada da farklı sorular alıyor muyuz? Evet. Mutat sohbetler bunlar. O yüzden burada soru sormanın adabı herkes yazıyor koyuyor. Biz de gücümüzle bakıyoruz inşallah. Ümmü Seleme’den rivayeti göre şöyle demişler. Rasûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu. Süt emmenin haram kılanı, bağırsakladı patlatacak kadar çok emilmesi ve sütten kesilme yaşı olan iki yıldan önce emilmesi şeklinde olanı da tirmezi. Bu hadiste süt emmenin haram kılanı iki yaşından az emzirmek mi oluyor? Evet. Normalde çocuğun hakkı iki yıla kadar emmesi ama çocuk emmiyorsa yapacak bir şey yok. Süt o çocuğu bozuyorsa yapacak bir şey yok. Birçok kez kötü düşünce benim her hâlimi etkiliyor. Mesela zarar gördüğüm kimsenin ölmesi için dua etmek gibi.

Bu hallerde nasıl kurtulabilirim namaz kılarken de çok aklıma geliyor ve bu tarz düşünceler beni namazdan uzaklaştırıyor. Bu sıkıntılı bir durum. İnsan bu konuda kendisini terbiye edecek. Yani bizim de etrafımızda sevmediğimiz insanlar olabilir, zarar gördüğümüz kimseler olabilir. Bunların ölümünü istemek. Bundan böyle nefret etmek çok hoş bir şey değil. Hz. Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem Hazretleri Taif’te kendisini taşlayan kimselere dahi bu kadar ölmelerini isteyecek kadar ondan nefret etmedi. Hz. Allah, Hz. Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem Hazretleri’ne ey Muhammed sen af yolunu seç demiş. Canımıza acıtanlar olabilir, içimizi yakanlar olabilir. biz belki de Hz. Muhammed Mustafa gibi sallallâhu aleyhi ve sellem Hazretleri’ne büyük gönüllü olamayabiliriz. Ama hiç olmazsa böyle ölümünü isteyecek kadar nefret etmek Müslüman bir kimseden ve namazdan uzaklaştıracak kadar içimizde kin ve nefret beslememiz çok hoş değil.

Bu Allah’ı az zikretmekten kaynaklanıyor. Allah’ı çokça zikredenlerin gönülleri yumuşar. Allah’ı çokça zikredenlerin içine bir yumuşaklık, bir merhamet, bir inşirah iner. Allah’ı çokça zikreden bir kimse bu kadar kötülük düşünmez. Bizim toplumumuzda zikrullahla toplumumuzun bağını kestiler. Yani biz az zikredenlerden olduk. Oysa az zikretmek münafıklık ve kafirlik alamet olarak geçiyor âyet-i kerîme’de. O kafirler ki Allah’ı az zikrederler. O münafıklar ki Allah’ı az zikrederler. O kafirler ki Allah’ı az zikrederler. O münafıklar ki Allah’ı az zikrederler. Allah muhafaza eylesin. Az zikretmek o kimsenin kalbine çünkü ağırlık çöktürür, kasavet çöktürür. O kimsenin kalbi karar, içi karar. Az zikretmek insanı insanlıktan çıkarır. İnsan sıfatlarından o kimse hayvan sıfatlarına dönmeye başlar. Bir insan görüntüsü insandır. Ama onun sıfatsal boyutu vardır. Nasıl Cenab-ı Hak’ın sıfatları var, o sıfatların tecelliyatı var. İnsanın da sıfatları var.

İnsan eğer nefisle mücadele etmez, dost doğru yolda gitmezse âyet-i kerîme aynen öyle, hayvandan daha aşağı mahluk olur ki o hayvani sıfatları dönüşür sıfatı. Görünüşü insan ama sıfatları hayvan. Bunu Suviler 5. makama geldiğinde böyle bir dönem yaşarlar. Karşıdaki kimse konuşurken tilki suretinde görür, fare suretinde görür. Ne bileyim işte Allah affetsin, böyle kurt suretinde görür, sırtlan suretinde görür. Bu o kimsenin ahlakıyla, sıfatıyla alakalı. O kimse bir günah işlediğinde mesela o günah işlemiş olduğu günahın sıfatına bürünür. Mesela zinanın sıfatı vardır, yalının sıfatı vardır, gıybetin sıfatı vardır, hayvani sıfat bunlar. İftiracının sıfatı vardır. gözünü böyle harama bakanların sıfatı vardır. Kulağını haramınla iştigal edenlerin sıfatı vardır. Bunlar hayvani sıfatlardır. O kimse istediği kadar öyle bir şey yapıp yapmadığını söylesin. Sıfat onun üzerinde durur. O sıfat onun üzerinde durursa senin feraset nurun varsa, kalbin çalışıyorsa sen onu görürsün.

Burada dervişler yıkılır bazen. Yıkılmasının sebebi şudur. İşte o kimse o esnada o sıfatı görür ondan sonra kaldıramaz bunu. Kaldıramayıp buradan geri dönen çoktur. Yemek yerken o kimseyi, çok özür dilerim, domuz sıfatında görürsün. Aynı sofrada yemek yiyorsun, tilki sıfatında görürsün, aynı yerde sohbet ediyorsun değil mi? Onu kurt sıfatında görürsün. O kimselerin normalde o ahlaklarıyla alakalı. Onu devam edecek gibi düşünme. O derviş kardeşin senin, o sufi kardeşin senin. Perşembe gününüz Allah’ın zikrine oturup bir bakmışsın ki insan sıfatı olmuş. Ben o yüzden haftalık dersleri çok önemserim. Derim ki iki eliniz kanda da olsa sürüne sürüne de olsa perşembe zikrine gelin. Sürüne sürüne de olsa o zikrullah alakasına oturun. Neden? Af olmuş olarak kalkınız. Yoksa o zikrullah alakasına oturmayanları Allah affetsin böyle konuşuyorum ama perdeniz kaldırılsa sokakta yürüyemezsiniz. Yemin ediyorum vallahi de billahi de tillahi de sokakta yürüyemezsiniz.

Çok sevdiğimiz dediğiniz kimselerden nefret edersiniz. Herkes böyle sufiler ilk zamanlarında böyle halim açılsın diye gönülleri ister ya ya zikrullah da ne güzel bir Geylân Hazretlerini görsek. Harika. Bir Hazreti Mevlânâ Celâretin Rum’u görsek. Harika. Eski Pir Efendilerden birini görsek. Harika. Bize gelecekten bir şey söyleseler. Bak Mustafa Efendi yarın filânca böyle bir şey olacak. Oh âlâ. Halid yarın böyle olacak haberin olsun. Oldu baba ya senin dediğin oldu. Müthiş bir şey ya. Bundan kalacağını zanneder derviş. Öyle kalmaz o. Bu işin yemi. Bu işin elma şekeri. Eşin gıybet etti sofrada yemek yiyeceksin. Eşinin dili 18 metre oldu. Bakıyorsun 18 metre. Bakıyorsun yine 18 metre. O zaman ne yapacaksın? Çok sevdiğin arkadaşın senin arkandan gıybet etti. Seninle konuşurken bir baktın dili omuzunda batmış. Mahşerde yürücen diye uğraşıyor. Ama senin yanında.

O zaman ne yapacaksın? Bunlar dervişin seyri sulukudur. Ondan için soğacak mı ona dua mı edeceksin? Onun elinden tutacaksın mı bırakacaksın mı onu? O senin etrafında döner. O adamlar abiciğim der babacığım der şeyhim der üstadım der zina etmiştir. Mahşer yerinde köpeklerin çatıştığı gibi çatışarak gelir gözünün önüne. O zaman ne yapacaksın? Bayan erkek önemli değil ki. O zaman ne yapacaksın? Sıfatı hayvan sıfatına döner. Allah muhafaza eylesin. Rabbim cümlemizi muhafaza eylesin. O yüzden insanın kâmin noktada insan sıfatında olduğu müddetçe muhteşem bir şey. Bu zikrullah bunun en kestirme yoludur. Zikrullah en kestirme yoludur. Bakın en kestirme yolu. Ben zikir halakasında bulunduğum için bunu söylüyor diye düşünmeyin. Ben hiçbir şey olmasam hiçbir şey de değilim zaten. Ben yine oturur 5 kişi 3 kişi derim ki arkadaşlar gelin sen yaptır zikrullaha ya. Zikrullah yaptırma meraklısı değilim. Biz ama bir halakayı

Zikrullahtan Uzak Kalan Kalpler, Münafıklık Alâmeti ve Dünyadan Haberdar Olma

zikrullah kuralım eyvallah. Sebep o zikrullahsız kalırsa bir kimse gerçekten kalbi katılaşır kararır. Halakayı zikrullah’a oturmazsa bir kimse kalbi katılaşır. Vahşileşir o. Bildiğiniz vahşilesir. Halakayı zikrullah’a oturmayan kimse vahşileşir. Kim olursa olsun mu Allah muhafaza eylesin. Sürekli siyasi bir çok sohbet veriyorsunuz. Biz daha çok dinimizin gereklerini öğrenmek için geliyoruz. Neden siyaseti bu kadar çok anlatıyorsunuz? Siyasetten kastım diş, miratlar, siyonizm vesaire. Evet. Ben çok konuşurum bu konuda. İnsanlar sadece dinlerini öğrenir de etrafta olup bitenden haberdar olmazsa ne dinlerini koruyabilirler, ne ülkelerini koruyabilirler, ne kendilerini koruyabilirler, ne de ailelerini koruyabilirler, ne de gelecek kuşakları koruyabilirler. Koruyamazlar. İnsanlar şunu düşünürler hep. İnsanlar. Kendilerince bunu normalde dışarıdaki, şimdi az önce demiş ya diş mihrakları diyor. Onlar da bunu istiyorlar. İstiyorlar ki biz dünyada olup bitenle ilgilenmeyelim. Müslümanlar dünyada olup bitenle ilgilenmesin.

Emperyalistler gelsinler sömürsünler. Emperyalistler gelsinler istediği oyunları bize oynasınlar. Dışarıdaki bu namussuz şerefsiz gavur bozuntuları bizim içimizde istediği gibi at koştursunlar. Biz ne yapalım? Biz hiç insanlara bu noktada uyarıcı nitelinde bir şey söylemeyelim. Yok hayır. Bu da bir şey değil. Hiç söylemeyelim. Yok hayır. Bu doğru din anlatımı değil. Benim dini görüş felsefem dünyayı terk etmenin üzerine kurulu değil. Benim sufi felsefem dünya ile ilgisiz bir sufi felsefe değil. Ben dünya ile de ilgiliyim. Benim günlük siyaset ile işim olmaz. Ben parti siyaseti ile işim olmaz. Ben parti siyasetini bıraktığımda 24 yaşındaydım. Benim parti siyaseti ile işim yok. Ama ben bu ülkede yaşıyorum. Ben bu dünyada yaşıyorum. Ben bu ülkede yaşıyorsam ben bu ülkeme sevdalı bir insanım. Bu ülkenin insanlarına sevdalıyım. Ben ülkemi seven bir insanım. Biz kimsenin kendi ülkesini sevmesi, kendi milletini sevmesi, kendi milletini sevmesi, kendi milletini sevmesi, kendi milletine sahip çıkması fıtridir.

Bakın fıtridir bu. Bir insanın kendi evini sevmesi, eşini sevmesi, arkadaşlarını sevmesi, elinin altındakileri sevmesi, onları koruyup kollaması fıtridir bu. Bakın fıtridir. Bir insan elinin altındakileri sevmiyorsa, koruyup kollamıyorsa kanı bozuktur, cibilleti bozuktur, sütü bozuktur onu. Ben dilimi de esirgemem bu konuda. Bir kimse ülkesini sevmiyorsa, ülkesinin insanlarını sevmiyorsa, ülkesini koruma, kollama, muhafaza etme, onu daha ileri götürme duygusu yoksa sütü bozuktur, kanı bozuktur onu. Sütsüz kansızdır o. Ben bu ülkeyi seven insanlardanım. Hatalarım olabilir, kusurlarım olabilir, eksikliklerim olabilir, yanlışlıklarım olabilir. Bu ülke benim. Beni Amerika kabul etmez zaten. Beni Almanya da kabul etmez, İngiltere de kabul etmez beni. Beni Suudi Arabistan da kabul etmez. Beni bu ülkemden başka kabul edecek hiçbir ülke yok. Bakın beni bu ülkemden başka beni kabul edecek hiçbir ülke yok. Benim zaten başka bir yere gitme derdim de yok.

Ben gidecek olsaydım 28 Şubat’ta giderdim. Böyle dönüp dolaşıp sizin önünüze koymak için söylemiyorum. 28 Şubat’ta çok gidenler oldu. Bize de çok teklif ettiler. Dediler ki çık yurt dışına. Bu çık yurt dışına diyenlerin hepsi de, hepsi de beyinleri, kalpleri satılmış insanlardır. Biz kaldık, sıkıntıya da göğüs gerdik, mücadele de ettik, başımıza gelen de geldi. Bu ülke de geldi. Bu ülkede ayağa kalktık yine, bu ülkede kafamızı diktik yine. Burada mücadele ettik. Benim her iki dedem de mücadeleci insan. Her iki dedem de. Birisi Yunan’a karşı savaşmış dağlarda. Etrafına arkadaşlarını toplamış, onları da ekonomik olarak istihdam etmiş. Çok zengin çocuğuymuş. Hepsinde parasını pulunu istihdam etmiş. Kuyucu Mehmed Efe. Tabiri bu Bayındır Dağı. Annemin babası. Kim Kuyucu Mehmed Efe? Adı buydu adamın. Allah rahmet eylesin. Ayağında körüklü çizmelerle öldü. Belinde tabancasıyla ayağında körüklü çizmelerle öldü.

Bu böyle abartı değil. Ne belinden tabancasını çıkardı ne de ayağından körüklü çizmesini çıkardı. Öldüğünde yemin ediyorum ayağında körüklü çizmesi vardı. Gıcırdayanlardan bir de altı çirişti. Yürüdüğü zaman 500 metreden çizmesinin gıcırtısı duyulurdu. Kadınlar kapının önünde oturuyorlarsa Mehmed Efe geliyor der. Herkes içeri kaçardı. Bir şey söyler çünkü o bir şey der. Benim baba dedem de Yunanistan zinanlarında zulüm görmüş. Memleket için vatan için mücadele etmiş. Arkasında işkence izleriyle öldü. Her kış onun o işkence izleri azar. Onlar tedavi edilirdi sırtını sıyırırdı. Onları biz pansuman ederdik. Bu bildiğiniz işkence izi. Bildiğiniz işkence izi. Ben onlardan devraldım vatan sevgisine. O yüzden siyaset yapacağım. Vatanım için, milletim için gerekiyorsa yapacağım. Konuşacağım, söyleyeceğim. Ne yapayım? Siyonistlere karşı çıkmayayım mı? Komünistlere, faşistlere, emperyalistlere karşı çıkmayayım mı? Allahsızlara, dinsizlere karşı çıkmayayım mı? Vatanı satacak olanlara karşı çıkmayayım mı?

Vatanını, milletini peşkeş çekecek olanlara karşı çıkmayayım mı? Çıkacağım. Ne kadar dinsizlik varsa karşı çıkacağım. Ne kadar milliyetsizlik varsa karşı çıkacağım. Ne kadar ülke düşmanının varsa karşı çıkacağım. Ne kadar vatan düşmanının varsa karşı çıkacağım. Ne kadar hadis düşmanı, Kur’ân düşmanı, fıkıh düşmanı varsa, sufi düşmanı varsa karşı çıkacağım. Bunların beslendikleri yerleri ishar edeceğim, söyleyeceğim. Bunlar şuradan besleniyorlar, bu ülkeden besleniyorlar, bu örgütten besleniyorlar diyeceğim. Bildiğim kadarıyla, gönlüme geldiğince, okuduğumca ve kalbime geldiğince, söyleyeceğim, paylaşacağım. Buradan geri dönmem. Asılacağımı bileceğim, yine geri dönmem. Defalarca kulağıma üflenilmiş insanım ben. Böyle konuşma, başına iş açacaklar diye. Ben geri dönmem. Konuşacağımı konuşurum. Asılacaksam bu uğurda asılayım. Hiç sıkıntı değil. Başıma çorap örülülecekse bu uğurda çorap örüleyim. Yalakalıktan, ülke satmaktan, ülkesini peşkeş çekmekten, emperyalistlere boyun bükmekten, CIA’nin köpeği olmaktan, Mossad’ın köpeği olmaktansa, kendi vatanımın askeri olurum şerefli bir şekilde.

Sufilikte her zaman siz çokça söylüyorsunuz, bir mürşid-i kamil şarttır diye neden şarttır? Ayette ve hadiste yeri nedir? Mürşid olmadan da dinimi yaşayamalıyım. Bak dini yaşamak ayrı bir şeydir canım kardeşim. Sufilik ayrı bir şeydir. Bir mürşid olmadan da ben dinimi yaşayacağım diyorsan yaşarsın, bunda bir sıkıntı yok ki. Ama ben sufilik yaşayacağım diyorsan buna özel bir öğreti lazım. Sağlığın yerinde olduğu müddetçe doktora ihtiyacın yok. Sağlığın bozuldu, doktora ihtiyacın var. Hangisi bozuldu? Göz bozuldu, göz doktoruna ihtiyacın var. Özel, sufilikte özel bir yoldur. Bakın özel bir yoldur. O yüzden oranın özel bir öğreticisinin olması lazım. Eğer yok derse bir kimse, o cahildir ya da kasıtlıdır. Sahte şeyhler yüzünden çok soğudum. Şimdi sahte doktor var diye doktorlar da bir şey yapar mı? Sahte doktorlar da bir şey yapar mı? Sahte doktor var diye doktorlardan soğurur muyuz?

Sahte hakim var. Hakin bey sen sahte misin değil misin? Buraya oturmuşum mahkeme diyebilir miyiz? Ama şunu da unutmayın. Bir şeyin sahtesi varsa muhakkak gerçeği vardır. Ve bir şeyin sahtesi varsa o şey çok kıymetlidir. Çok kıymetli olduğu için onun sahtesi olur. Neden adam ben Allah’ım diyor, ben kulum demiyor? Allah kıymetli çünkü. Neden ben peygamberim diyor, ben kulum demiyor? Peygamber kıymetli çünkü. Neden bir kimse ben şeyhim diyor? Kıymetli çünkü. Sen sahtesi var ya muhakkak gerçeği vardır. Sen gerçeğini ara bul inşallah. Ve namaz kılamıyorum. E bu senin nefsinden. Yani bir tane orada sahte bir şey var diye. Adnan oldu diye namazı mı bırakacağız ya? Neden? Ey Adnan böyle de o yüzden namazı bıraktım. Bu doğru bir gerekçe değil. Allah bizi affetsin. Gafletim nasıl gider ve biz Kamil mürşidi nasıl bulurum?

İnşallah Allah’a tövbe et. Allah’a yalvar de ki ya Rabbi beni buluştur de. İnşallah buluşursun. Hadisi kutsiya. Arayan bulurmuş. Bulan tanırmış. Tanıyan severmiş. Seven aşık olurmuş. Aşık olursa Cenab-ı Hak diyor ki ben de ona aşık olurum. Aramaktan geçiyor. Erkek çocuğun babasına karşı görevi nedir? Erkek çocuğun babasına karşı görevi nedir? Ne demek? Erkek çocuk babasının devamlı emrindedir. Erkek çocuk babası ölünceye kadar emrinde. Babası öldükten sonra da babasının arkadaşlarının emrinde. Bu da Hz. Ömer Radıyallahu anh Hz. ‘nin oğlu Abdullah’tan. Edeb-ül Müfret’te geçer bu hadis. Ne yapıyor? Babasının arkadaşına katırını hediye ediyor. Ah babam öldü kurtuldum yok. Erkek çocuğu san. Baban öldükten sonra babanın etrafına, arkadaşlarına hürmete, hizmete yardım etmeye devam. Erkek çocuğu san. Baban sağ mı? Evet. Sakın özgürüm deme. Babası sağ olan bir kimse özgür değildir. Ya vazifem ne?

Sen hiç ayrım yapma. Benim vazifem bunlar. Öyle bir şey yok. Baban dese ki gel buraya imza at, borçlandın, borçlandın o kadar. Gel bu bir trilyonu öde ödeyeceksin. Gücün yettiğince. Öyle erkek çocuğun ya bu vazifesi var. Hiç vazifesi bitmez erkek çocuğun. Erkek olacağına git dağda taş ol derler ya. Neden erkek çocuk olunca anne baba çok sevinir? Ellerinin altında ölünceye kadar. Gel gelecek, git gidecek, yat yat yatacak, kalk kalkacak, otur oturacak, harca buraya parayı harcayacak. Şimdi kadınlar bunu dayanamıyor. Bunu dini olarak söylüyor. Kadınlar diyor ki çalışıyor çalışıyor, babasına yediriyor. Ya yedirecek? Babası sağ mı? Yedirecek. Annesi sağ mı? Yedirecek. Erkek çocuk, annesine bakmasına bakmakla mükellef. Bakın bakmakla mükellef. Millet şimdi bana baba diyor ya dikkat edin. Ona göre. Eğlala mı var Halit Hoca? Öyle yok. Ee baba nasılsın iyi misin? İyi getir kasanda ne varsa. Öyle bir şey yok da. Ama erkek evlatsa yap

Aile İlişkileri: Kız-Erkek Evlat Farkı, Eş Hakları ve Hanımın Kocaya İtaati

acak. O yüzden evlenecek olan kızlara söylüyorum. Sakın ha. Kocalarınıza bu konuda ters yapmayın. Fars. Namaz gibi fars. Oruç gibi fars. Günah-ı kebâillerin ikincisi. Birincisi Allah’a isyan etmek. İkincisi anne babaya isyan etmek. Yedi büyük günah-ı kebâillerin veya on büyük günah-ı kebâillerin. Çünkü iki tane hadis var öyle. Birisinde on tane birisinde yedi tane. Günah-ı kebâiller olarak. on büyük günah var ya Adem’den beri. Bir on tane hadis var bir de yedi tane var. Hazreti Ömer radıyallahu anh hazretlerine oğlu Abdullah naklettiği yedi tane. Bunun ikincisi anne babaya asi olmak. Kız çocuğu evleninceye kadar. Evlendi kocasına ait. Evlendi kocasına ait. Kız çocuğuna evlenen bir kız çocuğuna o kızın anne babasını ona bir yaptırımda bulunmaya, ona bir şey emretmeye hakkı yok. Evlenmiş Allah yoluna açık etsin. O kocasına bağlı çünkü kocası izin verirse gelecek, kocası izin verirse göreceksin, kocası izin verirse yapacaksın, kocası izin verirse hepsi de kocasının iznine bağlı.

Ama erkek çocuk karısının iznine bağlı değil. Gece saat üç babası kaldırdı telefonu. Çok özür dilerim çok çok affedersiniz. Gel lan buraya dedi koşa koşa gidecek o. Kadın nereye gidiyorsun da bu saatte öyle bir şey yok. Bunun en tipik örneği bizim Mehmet Kuyucu da. Bir Kuyucu gününde olsun bir konuşsun babasını. Benim dayı oğlu ya, yakinen biliyorum. Böyle bir gece oturuyorduk bir saat iki miydi neydi onun evinde? Kuyucu erken evlendi. Çoluğu çocuğu var. Telefon dirirt çaldı. Tak kapattı. Kuyucu’ya dedim ne oldu? Annem aradı dedi. Ne oldu dedim ben? Çabuk gel dedi dedi. Oğlum ne varmış dedi. Böyle yapıyorlar dedi. Anne saçıyormuş telefon. Baban çağırıyor çabuk geldi. Tak kapatıyor bu kadar. Hayat şöyle oldu böyle oldu. Yan yattı çamur’a battı. Yok ateşi yükseldi yok tansiyonu çıktı. Öyle bir şey yok.

Dedim yürü git. Hadi biz de çıkıyoruz biz de çıktık. Koşa koşa gitti. O haftada üç dört sefer devam ederdi o. Telefon çabuk geldi tak kapatıyormuş. Gece saat üç dört hiç önemli değil. Gidecek. Gidecek. Erkek çocuk annesine babasına bakacak ölünceye kadar. Osman oturuyor köşede. Vallahi baba oğul sizi gördüm şimdi. Gözüme çarptı. O yüzden hemen dedim yapıştırayım. Bakacak çaresi yok. O yüzden vazife bitmiyor. Namaz kaç yaşında kılmaya başlaması lazım. Ya yaşı yok bunun. Çocuk sevsin, istesin başlasın kılmaya. Öldüğümüz zaman günahlarımızdan ötürü azap çekeceğimizi bildiğimiz halde her zaman bunun önemini idrak edemiyoruz. Ölüm yokmuş gibi günler mi yaşamak istiyorum. Gaflette olduğumun farkındayım. Gafletten kurtulmak için ne yapmalıyız? Tövbe edin. Allah’a dua edin. Evet. Madem geldi okuyalım. Şiir mi bu? Biraz şiir modunda mı okuyayım komple o zaman? İlk sayfa şiir.

Boyuna sürtünür şehitler bana. Doğrusu ben onlara dokunurum. Kimisi sırt üstü yatar. Açık ağzı kan içinde. Kimi yüzü koyun. Kimi diz çökmüş. Elinde mazer. Öylece donup kalmış. Ey Allah’ım derim kendi kendime. Öldüreceksen beni böyle öldüreydin. Elimde silah diz çökmüş. Yüzüm gavura karşı. Nazım hikmet. İyi bir Mevlevi sufesidir kendisi. Kendisi Mevlevi posisinisin torunudur. Bu şairlik yönünü Mevlevilikten almıştır. Kızar herkes genelde bir kısım. Bir kısım fazla abartır. Ama Nazım Hikmet sonuçta felsefesi olan fikir adamıdır. Ülkesini seven, ülkesi için uğraş veren, can veren, ülkesi için mücadele eden bir kimseler. Keşke bütün solcular Nazım Hikmet gibi olsa. Gerçekten. Nazım Hikmet dinsiz değildir çünkü. Bildiğiniz ateist değildir, gavur değildir. Nazım Hikmet Müslümandır. Ve günün ve bundan önceki solculara hiç benzemez. Acı bir şey. Nazım Hikmet bu ülkede de istismar eden şahsiyetlerden birisi ve tam tanınmayan bir kimse.

İnşallah tanıyalım. Hattı müdafaa yoktur, sattı müdafaa vardır. Bütün o satı bütün vatandır. Bu da Mustafa Kemal Atatürk’ün sözüdür. Burada kimin olduğu altında var. Diyen bir komutanın emriyle kazanılan bir zafer 30 Ağustos kutlu olsun. Eyvallah. Başta Gazi Mustafa Kemal olmak üzere bütün Türk halkına minnettarız. Yaşasın Türkiye, yaşasın Cumhuriyet. Eyvallah. Katılıyoruz canı gönülden. Hamd olsun. Türklerin bu vatan sevgisi, bu millet sevgisi, Türkleri her daim ayakta tutmuştur. Ne zaman öldü, yok oldu, işte perişan oldu, ayağa kalkılamaz, ayağa kalkılmaz dendiği anda Cenab-ı Hak’a hamdü sena olsun bütün ülke ayağa kalkar, canla başla çalışır. O şimdi şu parti dendi, bu parti dendi hani birili şeyler hariç. birili şeyler hariç. Onları böyle vatan söz konusu olunca merak etmeyin, herkes yan yana olur bu ülkede. Bakın vatan söz konusu olursa hepsi de yan yana olur bu ülkede.

HDP hariç, burada siyaset yapayım. Evet. PKK hariç diyeyim de sözümü doğrultayım. Geri kalan hepsi de bu ülkenin insanıdır. Hepsi de bu ülke için her şeylerini vereceğine inanıyorum. İnşallah. Devam ediyoruz. Biz sen yokken de devam ediyoruz. Dinliyor musun? Görünürde o dal meyvanın aslıdır. İç yüzeyde dal meyve için vardır. Meyva isteği ve ümidi olmasaydı, bahçıvan ağaç kökü hiç diker miydi? Öyleyse surette meyva ağaçtan doğduysa da gerçekte o ağaç meyvadan doğdu. Mustafa bundan dolayı ağaçtan doğduysa da gerçekten o ağaç meyvadan doğdu. Ama bundan dolayı Adem ve Peygamber sancak altında benim ardımdadır dedi. Mevlânâ. Evet. Bir bahçıvan düşünün. Bir ağaç için ektiğini düşünürüz. Meyvası için eker o tohumu. Bir bahçıvan şeftali yemeyeceğini bilmiş olsa şeftali fidanı diker mi? Dikmez. Aslında bahçıvan tohumu dikerken meyveyi görür de diker. Aslında mimar çizime başlarken, çizime başlarken evin bitmiş olan halini görür de çizer.

Bir inşaat mühendisi hayalinde inşaatı bitirmiştir. Onu çizmeye başla. Veya bir ustaya, Şaban’a desen ki Şaban senden şöyle bir masa istiyorum. Şaban demirden kafasından masayı yapar. Ondan sonra onu kaynatmaya, kesmeye, biçmeye başlar. Veya hatta bizim avukat Mehmet Emin’e desek ki böyle bir dava var. Mehmet Emin davanın ana hatlarını öğrendikten sonra kazanıp kazanmayacağını bilerekten davaya girer. Ya davayı önüne geldiğinde o kazanmıştır ya da dava önüne geldiğinde kaybetmiştir. Kendi iç aleminden bilir onu. Eğer tanıdık samimi bir kimseyse şunu der. Bununla alakalı dava açmayalım, bunu kaybedersin. Ama zaman kazanmak istiyorsan açalım. Veya uğraşmak istiyorsak açalım. Öyle demez misin Mehmet Emin? Ama tanımadığı bir kimse ise mesleği, parası o. Onu ne yapar? O alır o davayı. Bir usta eserini görür de başlar yapmaya. Eserini görmeyen usta, ustalık yapamaz. O işin nereye gideceğini bilmez çünkü.

Ustasa o kimsenin veya o işin sonunu görür o. Sonunu görmüyorsa Allah muhafaza eylesin. O ehil değildir. O işin kemaline ermemiştir. O yüzden meyva neydi? Meyva hakikati Muhammediyiydi. Meyva neydi? İnsanın kamildi. İnsanın kamil. Onun sonunu gördü Cenab-ı Hak. Onun sonunu görerekten bütün kainatı yarattı. Sonu belliydi. Sonu Arabiyo’ya göre varlığın meyvası insandır. Varlık varoluş noktasında en son insan var edilmiştir. Böylece gerçek hedef insanı kamildir. Dinlerin amacı insanı kamil yetiştirmektir. Peygamberlerin vazifesi insanı kamil yetiştirmektir. Velilerin vazifesi insanı kamil yetiştirmektir. Bakın velilerin vazifesi insanı kamil yetiştirmektir. Sufilerin vazifesi insanı kamil yetiştirmektir. Çünkü dinlerin indiriliş sebebi insanı kamil içindir. O yüzden Hz. Mevlânâ Kur’ân’la alakalı der ki Kur’ân baştan başa edeptir der. O yüzden Hz. Peygamber der ki ben güzel ahlakı tamamlamak için gönderildim. Amaç insanı kamil yetiştirmektir. Ve Adem’den beri bütün peygamberler insanı kamil yetiştirir.

Ve Adem’den beri bütün sufi oluşumlar insanı kamil yetiştirir. İnsanın kamil oluşumu Muhammed’ilikle başlayan bir şey değildir. Adem’den itibaren devam ede gelen bir şeydir. Hızır’ın ne işi var? İnsanı kamil yetiştiriyor. İsa Aleyhisselâm insanı kamil yetiştiriyor. On tane havaryunu var. O havaryunlar ne yapıyor? Her biri insanı kamil. İnsanı kamil yetiştiriyorlar. O yüzden maksat amaç, hedef insanı kamildir. Ve insanı kamil olmaktır hedef. Bir sufi topluluk düşünün. O sufi topluluk hedefi insanı kamil olmaktır. Burada hedef şeyh olmak değildir. Tekrar altını çizerekten söylüyorum. Hedef şeyh olmak değildir. Hedef insanı kamil olmaktır. Ve insanı kamil olmaya yaklaşmaktır. Amaç odur. O sufi topluluk bir arı kovanı gibi düşünün. Bir arı kovanı için. Ali kovanda kaç tane arı var ortalama? 50.000-60.000 arasında ortalama bir kovan. 50.000 arı olsun. En az 30.000-35.000 arı vardır bir kovanda.

O zayıf bir kovandır. Düzgün çalışkan bir kovan değildir 30.000 arısı olan kovan. Düzgün dolu iş yapacak olan kovan 50.000 arısı olması lazım. 35.000 arısı olan anca kendini geçindirir, kendini yürütür. Kovan dolu olacak, kuvvetli olacak. Kovan dolu kuvvetli olursa habire bal alırsın. Bakın habire bal alırsın. Ve 50.000 arı bir tek içerideki beye bakar. 50.000 arı. 50.000 arı o beyin kokusuyla yaşar orada. O bey dolaşır. Bütün peteklerin üzerine, bütün kovanda dolaşır. Eğer işçi arı lazımsa işçi arı döller. Yok kovan içi asker lazımsa kovan içi döller. Kovan dışı lazımsa kovan dışı. Gözcü lazımsa gözcü, sucu lazımsa sucu, serinletici lazımsa serinletici. Fabrika gibidir bir kovan. Bildiğin fabrika. Orada her türlü işe yarayan arı vardır. Asker arı, nöbetçi kapıda durur. Gelene gideni koklar. Önünde hastalık var mı, başka bir koku var mı?

Varsa atar dışarı. Sokmaz içeri. Kapının dışında nöbetçi vardır. Eşek arısı gelirken içeri bir ververe verir. Hemen içeriden dışarı takviye kuvvet gelir arına. Hemen takviye kuvvet. Takviye kuvvet. Eşek arısını yok etmek için. Neden? Canlarını feda ederler kovanı korumak için. Üç tane,

Arı Kovanı Metaforu: Fedakârlık, Düzen ve Hakikat-i Muhammediyye’ye Giriş

beş tane, on tane, on beş tane hiç önemli değil. Bir bakmışsın kovanın önünde bir sürü asker arı ölmüş. Eşek arısını sokmaktan ölür. Bir sokar ölür. Bir sokar öbürü sokar öbürü ölür. Öbürü sokar öbürü olur. Neden? İçeri katmayacak, kovanını koruyacak. İçeri katmayacaksın. Eşek arısına karşı vatanını muhafaza edeceksin. İçeri katmayacaksın. Evini muhafaza edeceksin. Çoluğunu çocuğunu muhafaza edeceksin. Derganı muhafaza edeceksin. Arkadaşlarını muhafaza edeceksin. Ülkeni, milletini muhafaza edeceksin. Ölümse ölüm. Arı kadar da mı yoksun? Arı kadar da mı yoksun? Eşini korucağın, çocuklarını korucağın. Hiç kimse senin eşine laf söyleyemeyecek. Hiç kimse senin çocuklarına laf söyleyemeyecek. Din nasihattır. Nasihat etsinler. Hiç kimse senin eşine el kaldırmayacak. Hiç kimse senin çocuklarına el kaldırmayacak. Hiç kimse senin vatanına göz dikmeyecek. Hiç kimse senin namusuna, şerefine, haysiyetine göz dikmeyecek. Bunlarla alakalı mücadele edilir.

Ölünürse şehid olur o insan. Namusunu korumak için ölen kimse şehiddir. Malını korumak için ölen kimse şehiddir. Vatanını, milletini korumak için ölen insan şehiddir. Kur’ân ve sünnet müdafasında bir kimse ölürse şehid olur. Kur’ân ve sünnet müdafasında bir kimse ölürse şehiddir. Öyle basın şehidi değil. Öyle carcurt şehidi değil. Öyle şehitlik ucuz değildir. O yüzden o kimse ne yapacak? Koruyacak. Bakın o 50.000 arı bir beyin etrafında toplanır. 50.000 arı. Ve 50.000 arının varlığı o bey ile alakalıdır. Bey ölürse o kovanda alır. Hemen o arılar çalışkansa hızla bitan daha ne yaparlar? Bey için yedek yaparlar. Ve devamlı var ya arılar arkasından bey yetiştirmek için yedeklerler. Ve o arı da, o bey de onu döller. Kovan bey’siz olmaz. Ev adamsız olmaz. Vatan sahipsiz olmaz. E bütün varlık o kamile bağlıdır.

İnsanlar kamil mürşitsiz olmaz. Sen ister kabul et ister kabul etme. Onlar ortadan kaldırıldığında kıyamettir. Herkes düşman olur sufilere. Ya adamın işi gücü mü yok senin düşmanlığını çeksin. Allah ona vazife vermiş. Adamın işi gücü mü yok başka senin salyalarına maruz kalsın. Evinde oturmasını bilmiyor mu o adam? Çoluğunla çocuğunla vakit geçirmesini bilmiyor mu? Senin kafasını kapanmıyor mu? Vakit geçirmesini bilmiyor mu? Senin kadar kafası çalışmıyor mu? Salak mı? Cümle alem düşman olsun ona. Evinden su mu çıktı adamın? Ama Cenab-ı Hak ona bir vazife tevdi etmiş. O vazifeli, onun yerine getirecek icra edecek. O yüzden insanlığın saf meyvası o. İnsanın kamil. Varlığın en saf meyvası. Hani madenlerin en safı nedir? Elmastır öyle değil mi? Madenin en safı, en kıymetlisi. Kim bilir kaç milyar yılda oluştu? Bir elmas öyle tak tak oluşmaz ki.

Bildiğiniz taş halbuki öyle değil mi? Maddesi ne? Taş. Bakın taş. O da taş, o da taş. Ah be kardeşim o elmas ama. Öbürkü mercan ama. Öbürkü yakut ama. O ne? Ömür mer taşı. Öbürkü ne? Ya kara bir taş işte. Hadi ikisi de taş. Ama biri elmas. İkisi de insan, biri kamil. İkisi de insan, biri peygamber. Sen nasıl eşdeğerde tutarsın? Biri peygamber, ona vahiy indi. Sen? Yok bir şey. Sen yalancıktan vahiy geldi gibi davranıyorsun. Peygamberin yerine geçmeye çalışıyorsun. Ve sen yalancıktan kalbine ilham geldi gibi davranıyorsun. Neden? Şehliye özeniyorsun. Ama bütün insanlık bu noktada, bu aslında mana noktasında o insanı kamile muhtaç. Sebep? Bütün insanlığın üzerine manevi feyzi onun üzerinden geliyor. Allah affetsin. Buna göre ağaç meyvanın değil, meyva ağacın sebebidir. Evet. Bu sanki son nokta daha da yazılacak bir şey yok gibi.

Eyvallah. normalde sonuçta biz ağacı meyvaya sebep olarak görürüz. Akıl dairesi böyle görür. Oysa, yani ağaç sebeptir. Sonuç burada meyvadır. Ama Hazreti Mevlânâ’nın, onun diyor sebep yıkıcılığına hayranım diyor ya. O sebep yıkıcıdır. Sebep yıkıcı ne demektir biliyor musunuz? Aklı bertaraf eder. Aklı mat eder. Mat eder yani. Akıl sebep arar. Hasta oldu. Neden hasta oldu? Şu dağın hasta oldu. Üşüttü ondan hasta oldu. Bu sebeptir. Sufiler sebep yıkıcıdır. Sufiler öyle demezler kendi iç alemlerinde. Üşüttün, hasta oldun demezler. Bir, ya günah işledin, hasta oldun. İki, ya da Allah senin makamını arttıracak. Herkes üşüttü de hasta oldu da, yok öksürdü de hasta oldu da, yok rüzgarda durdu da hasta oldu da. Yok. O sebep o. Sufiler sebep yıkarlar. Der ki, muhakkak bir hata işledi de o yüzden hasta oldu. Şu ilacı iç, iyi gelir.

O sebep. Sufiler kendi iç aleminde der ki, ilaç da senin, hastalık da senin. Mal da senin, mülk de senin. Sebep de onun. İbrahim’e ateş yakmayınca hangi sebepten yakmadı ki? Bir sebep bulun. Sebep yok. Sebebi yok. Ateşe serin ol dedi durdu. Akıl duruyor burada. İslam akıl dini. Ateşe serin ol dedi, ateş durdurulan akılın neresi burada? Mevlânâ, Ahmet’in cisminin ruhla ilgisi vardır. Bil ki bu değişme bedene aittir diyerek Hz. Muhammed’in tarihsel şahsiyetteki beşeri varlığı ve Muhammed’in ruhu arasında ilgi ve alaka olduğunu belirdir. Mevlânâ, Hz. Muhammed’in beşeri varlığındaki yüceliğin Muhammed’i ruhtakine göre nisbetini zerre ve güneş teşbihiyle anlatır. Buna göre Hz. Muhammed’in beşeri bedenine ait duyguları Medine’de batmış ve uyumaktadır. Hz. Muhammed’in varlığındaki o yücelik ise hiç değişmeden doğruluk makamındadır. Ahmet’teki o batan his şimdi Medine toprağının altında uyumuştur.

Saf yaran o büyük huyu değişmek sizin doğruluk makamındadır. Değişenler beden özellikleridir. Kalıcı olan ruh ise parlak bir güneştir. Sonuç olarak hakikati Muhammediyye nazariyesi Mesnevide’de yer edilmiştir. Evet ölen hayvan imiş der ya Yunus, ölen bedendir. Biz sufiler olarak bedenin ölümüne inanırız. Bedenin ölümü. Bu parlak bir güneştir. Ama bu Hz. Mevlânâ’nın sözü biliyorum Ahmet’in cisminin ruhla ileksi vardır diye. Buradaki Medine’nin bir kısmı Hz. Mevlânâ’nın parlak bir güneştir diyen bir tane. Ahmet’teki o batan his şimdi Medine toprağının altında uyumuştur. Sözü Mevlânâ’ya ait. Vücut olarak diyor. Burada vücudu söylüyor. Hıhı. O vücut olarak diyor. Beden olarak yani. Ruh olarak değil. Ve Hz. Mevlânâ onu ruha da bağlamıyor. Onu hakikati Muhammediyye’ye bağlıyor. Hatta başka bir beyette der ki Hz. şeydeki geçen hadisi söyler. Hadi Cebrail aleyhisselama bir gün der ya.

Sen vahyi nereden getiriyorsun? O da der ki bir perdenin arkasından dinliyorum. Tekrar bir der vahyi almaya gittiğinde o perdeyi kaldır da bir bak kimden vahyi aldığını de. Cebrail aleyhisselam bir daha vahyi almaya gittiğinde perdeyi kaldırır bakar. Hz. Muhammed Mustafa’yı görür. Ve döner der ki ya Resulallah bu nasıl oluyor senden alıp sana getiriyorum diye. Orada perdenin arkasında gördüğü hakikati Muhammediyye’dir. Bakın perdenin arkasında hakikati Muhammediyye’dir. Ve gördüğü hakikati Muhammediyye’nin cisme bürünmüş halidir. Burayı biraz açayım ben. Şimdi sufiler seyri sülüklerinde bir müddet üstadlarının seyrinde giderler. Üstadlarının seyrinde giderlerken eğer o kimse olacak bir kimse ise öne açık bir kimse ise Sahabe’den bir zat veyahut da piri efendilerden bir zat. Durumuna göre onun haline ahvaline göre. Sonra ona bir mesela geçmiş peygamberlerden bir peygamber ona mihmandarlık etmeye başlar. Bunların hepsi de bu ilmi alış noktaları hakikati Muhammediyye’dir.

O sufi o seyri sülükte henüz daha oraya yetişebilecek noktada değildir. Mesela o kimse ilk önce üstadının maniviyatından aldığını söyler. Doğrudur. Ama üstadının maniviyatından aldığı şey hakikatte hakikati Muhammediyye’den alıyordur. Bakın hakikatte hakikati Muhammediyye’den alıyordur. Bunu normalde bu meselenin inceliğine tam olarak vakıf olamamış olan mürşidler, mürşid-i kamiller demiyorum bakın mürşidler o halin kendilerinden zuhur ettiğini düşünürler. Hakları var mıdır? Evet. Hakkı mıdır? Evet. Ama tam mıdır? Değildir. Değildir. Sebep asıl onların üzerinden tecelleden hakikati Muhammediyye’nin nuraniyetidir. O kimse direk bu edep sınırının dışında bir şeydir. Yani bir sufinin daha henüz kanadı dahi yokken ben hakikati Muhammediyye’den alacağım demesi cehaletindendir onun. O önce üstadından alacak. Hz. Mevlânâ der ya, önce süt içeceksin. Önce süt içeceksin. Sonra süt içmeye başladığında süt kıvamını geçince ekmek yiyeceksin. Diyor ya Hz. Mevlânâ yine, o diyor ekmek istemeye başlar.

Ona ekmek lazım olduğunda ona ekmek ister. Onun canı ekmek yemek ister. Ardından diyor ekmek yemek isterken et canı ister. O büyümesiyle alakalıdır. Sen süt içecek olan çocuğa ekmek verirsen çocuğu öldürürsün. Ekmek yiyecek olan çocuk dahi ekmeği önce ne yapar? Ekmeği önce ne yapar? Annesi ağzında onu hamlatır. Annesi ağzında çiğner. Ekmeği ona öyle verir. Sebep o çocuk çünkü daha çiğneme noktasında değildir. Küçük çocukları olanlar bilir bunu. Önce ona sıvı gıdalar vereceğiz derler ya, ne yapar? Sıvı. Ne yapar? Sıvı. Şimdi herkes bunları doktor nezaretinde öğreniyor. Doktora gidiyor, doktor diyor artık ona sıvı meyve suları, sıvı gıdalar verebilirsiniz. Sıvı gıdalar almaya başlıyor. Ardından diyor ki yavaş yavaş sulu yemekler verebilirsiniz. Neden sulu diyor hep? O çocuk yutmasını tam bilmiyor daha. Ağzında çiğnemesini bilmiyor daha. Sufilik de böyledir, maneviyat da böyledir.

O kimse yavaş yavaş yürür ve ekmek istediğinde ekmek canı istediğinde ekmek yer. Rüyasında ekmek görür o, rüyasında et görür o, rüyasında esma görür, rüyasında hal görür. O kimse yavaş yavaş yetişiyor oluyor. O yüzden burada da Hz. Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretleri ceseden bu noktada bildiğiniz ceset olarak toprağın içerisine gömülmüştür. Mâna noktasında değil. Mâna noktasında sağdır diridir ayaktadır ümmetinin başındadır ve bütün varlığın başındadır. Ve bütün varlığın imamın noktasındadır. Bütün varlığın. O kâfirlerin de imamıdır. O gavurların

Hz. Peygamber’in Evrensel İmameti ve Hakikat-i Muhammediyye’nin Mesnevî’deki Yeri

da imamıdır. İnanmayanların da imamıdır. Bakın inanmayanların dahi imamıdır o. Allah’a küfredenlerin bile imamıdır. O imamlar imamıdır. O âlemlere rahmet yaratılmıştır çünkü. Âlemlere rahmettir. O sadece Müslümanlara rahmet değildir. O sadece Müslümanların peygamberi değildir. O kabul etmeyenlerin bile peygamberidir. O da peygamberidir. İyisevilerin de, Mûsavilerin de, ateistlerin de, dinsizlerin de peygamberidir o. O dinsiz bu dünyada, dinsiz dahi bu dünyada yiyip içebiliyorsa, dinsiz dahi bu dünyada nefes alabiliyorsa Muhammed-i Mustafa’nın yüzü suyumetinedir. Bakın Muhammed-i Mustafa’nın yüzü suyumetine. Çünkü o dinsiz dahi canı Muhammed-i Mustafa’nın yüzü suyumetine almıştır. Ve onun rızkı, onun üzerindeki nimetler Muhammed-i Mustafa’nın yüzü suyumetinedir. Çünkü âlemlere rahmettir. Ve bu âlemde de bütün gavurlara da, kafirlere de, İyisev’isine de, Mûsav’isine de, ateistine de, putperestine de, zinacısına da, işkicisine de, kumarcısına da, haramcısına da rahmettir o. Bakın haram işleyene de rahmettir.

Haramdan başını kaldırmayana da rahmettir o. Çünkü o rahmet peygamberidir. Cenab-ı Hak onu âlemlere rahmet olarak göndermiştir. Bakın âlemlere rahmet. Kendisi de söyler ya, ben lanet edici olarak gönderilmedim. Hadis-i şerifte der ki ben lanet edici olarak gönderilmedim. Ben âlemlere rahmet peygamber olarak gönderildim der. Hadis-i şerifte. Ayet-i kerimede de der seni âlemlere rahmet olarak gönderdik diye. Sen af yolunu seç. Hz. Muhammed-i Mustafa’ya’dır bu söz. Eğer sen onlara sert ve kaba davranmış olsaydın etrafında hiç kimseyi bulamazdın. Çünkü o âlemlere rahmettir. Etrafına müşfik ve sakin müşfik davranmıştır. O yüzden bütün insanlık o en büyük insanı kâmil olan Muhammed-i Mustafa’nın rahmetinde ve bereketinde yaşar. Hâlâ da. Bakın hâlâ da. Ve şu anda bütün hayvanlar, bütün insanlar, bütün varlıklar bu dünya denilen bu âlemde nimetleniyorlarsa Muhammed-i Mustafa’nın yüzüsü hürmetinedir. Hadis-i inkarcılar çok kızacaklar bu akşam sohbeti ama böyledir.

Sonuç olarak hakikat-i Muhammediyye nazaretesi Mesnevî’de de yer edilmiştir. Evet. Hemen hemen bütün Sufi topluluklar, bütün Sufi yolların hepsi de hakikat-i Muhammediyye nazaretesinde toplanırlar. Buna Hafiz-i Zikrullah erbapları dahil Cehri’ler dahil hemen hemen bildiğiniz, aklınıza gelebilen bütün Sufi toplulukları hakikat-i Muhammediyye nazaretesinde cem olmuş vaziyettelerdir. Hakikat-i Muhammediyye nazaretesine karşı çıkan son 150-200 yıldır meydana oluşturulan, meydana çıkarılan değişik yollardır. Allah bizi affetsin. Tarzımız gereği her zamanki gibi bir de diğeri var. Amaç doğru bulmak. Eyvallah. Eyvallah. Kur’ân’a göre sorgulamak yanlış ya da yasak bir eylem değildir. Hiç değildir. Evet. Kitapta Kur’ân-ı Kerim’de levlake sözü geçmiyor. Kur’ân’da namaz rükunları da geçmiyor. Ama Kur’ân’da bu sen yoktun o hafta. Bununla alakalı dedim ya çağrıştıran ayetler var. Oradan biraz devirayım, açayım mı oradan, konuşayım mı? Seninle çünkü bu konuyu küçük bir münazara etmiştik.

Senin gelmediğin hafta biz o konuyu işledik burada biraz. Ama bu demek değildir ki biz tekrar işlemeyeceğiz. Senin geleceğini bilseydim zaten baştan açardım onu. Ama inşallah bulacağım açacağım şimdi yine. Evet. Evet. Evet. Evet. Evet. Evet. Evet. levlake levlake lem ahalâk tül eflak Sen olmasaydın, sen olmasaydın ben âlemi yaratmazdım. Bu bir hadisi kutsi. Bu hadisi kutsi işte Suyuti’de var, Ali-ül-Kar’ı’da var, Şevkani’de var, İmam-ı Nevevi’de var. Bu hani hadis kitaplarında bu hadis, hadisi kutsi var. Hatta Teymiye’nin talebesidir Ali-ül-Kar’ı. Ali-ül-Kar’ı günün tasavvufuna eleştiriler koyan, Teymiye gibi günün tasavvufuna. Aslında İmam Teymiye kendisi ehli Sufidir ha. İmam Teymiye mezhepsiz değildir, hanbeli mezhepine müntesiptir. Ali-ül-Kar’ı da hanbelidir. İmam Teymiye de hanbelidir. Onu insanlar bize böyle bazıları bilinçli olarak mı yapıyorlar, neden yapıyorlar? İmam Teymiye’yi mezhepsiz gösteriyorlar. Veya İmam Teymiye’yi mesela Sufi olarak göstermiyorlar.

İmam Teymiye Sufidir kendisi. Günün Sufilerini eleştirmek farklı bir şeydir, Sufili tamamiyetle reddetmek farklı bir şeydir. İmam-ı Gazali’nin de günün Sufilerini eleştiren yazıları vardır. Ama Gazali de Sufidir. Mesela Muhiyyettin ibn Arabi de günün Sufilerini eleştirir. Ben de günün bazı Sufilerini eleştiriyorum. Bazı Sufi topluluklarını eleştiriyorum. Bu doğal normal bir şeydir. Yanlışlıkları söyleyeceğiz, aktaracağız. Kur’ân Sünnet tarihisinde. O yüzden Ali-ül-Kar’ı mesela en önemli bu meseleyi şerh tutanlardan birisi de Ali-ül-Kar’ıdır. Herkes Ali-ül-Kar’ının bunun karşı çıkmasını bekler ama Ali-ül-Kar’ı bunun normalde ayette karşılığını var olduğunu söyler. Tabii Mevlânâ Cami, Ahmet Cezeri, Mevlânâ Halit, İmam Rabbani, Bediüzzaman, Said-i Nursi son dönem. Bunların da hepsi de bu Levlaki, Levlaki kendisine konu etmiş olan, bu meseleyi kabul etmiş olan. Bunun dayanağı, bakın bunun dayanağı. Az önce dedim ya alemlere rahmet olarak gönderdik diye. Enbiya ayet 107.

Ey Muhammed biz seni ancak alemlere rahmet olarak gönderdik. Alemlere rahmet olarak gönderdik. Ali-ül-Kar’ı bu Levlaki, Levlaki’nin direkt karşıtlı olarak bir ayetin olmadığı için bu adını ama mana itibariyle doğru olduğunu, mana itibariyle doğru olduğunu ve bu enbiya ayet 107 bu manaya ve başka hadisler de eklerler bununla alakalı bu manaya karşılık olduğunu söylerler. O yüzden insanlar kendilerince bu son dönem 100-150 yıldan beri başladı. Şimdi bunun hakkında ayet var mı? Yok kardeşim bunun hakkında ayet. Hadis var bu konuda. Hadis var, hadis. Yok o beyefendiye özel ayet inecek. Neden? Hakkında ayet yok. Hadis, hadisleri reddediyorlar çünkü. Hadis-i kutsi’yi de reddediyor, hadisleri de reddediyorlar. Bu 200 yıldan beri bu insanların içerisine atılmış, Müslümanların içerisine atılmış bir el bombası. bir kimse ben hadislere tabiyim, ben hadislere inanıyorum deyince yobaz, kimliksiz, kişiliksiz her türlü hakareti yiyor.

Sebep? Hadisleri kabul etti. Ya niye kabul edeceğim? Senin düşünceni mi kabul edeceğim? Sen kimsin? Böyle bir şey oluştu. Halit Hoca geçen derste iyi bir şart düştü. Dedi ki bu hadisleri reddedenlerin hepsi de kendini peygamber görüyor dedi. Neden? E peygamber yerine ayeti kerimeyi yorumluyor ya. Hadisi reddetti. E ayetleri neyle açıklayacağız biz? Ayetleri neyle şerh edeceğiz? Evet. Halit Hoca da öyle diyor. Onun kitabından diyor. Hadisleri reddedenlerin 20’ar, 30’ar, 40’ar tane kitapları var. Bir televizyon şeyinde, hadisleri reddeden bir kimsenin set halinde 27 tane kitabı, bilmiyorum kaç para, hediye indirim yapmışlar. Ya bu adam dedim hadisleri reddediyor, 27 tane kitap var. Ve televizyonda reklamı var. Şu kadar alırsanız 27 kitabı birden alırsanız indirimini bu kadar. Neden ben senin kitabını okuyayım? Hadis yerine kendi kitaplarını koymuş. Yani peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hadisleri ayetleri haşa söyledi, başka hiçbir şey yapmadı. E bu arkadaşlar biliyorlar şimdi kim? İhsaneli Açık. Hayvanseverler toplanmışlar oraya, yeni videoyu gönd

Kurban Meselesi, Hadis İnkârcılığı ve Dinin Sahih Kaynaklara Dayanması

erdiler bana. Hayvanseverler toplanmışlar, kurban yoktur diyorlar. O da diyor ki, evet ben bu hayvansever kardeşlere katılıyorum. Dinledin mi videosunu? Şimdi yine o görüntüler olacak, ee boğaz kan gölüne çevrilcek, ee kurban böyle yoktur. Allah Allah. âyet-i kerîme’yi içerisinden çekmiş. takvaca sizin takvanız ulaşır. Ya kurban var, ayetle sabit, hadisle sabit ve bütün uygulamalarla sabit. Sadece Muhammed’i olarak değil, bütün felsefelerde kurban var, bütün inançlarda kurban var. Ama el açıkta yok. Veya hatta bizim bugün hadis inkarcısı, uyduruklarda yok. Bu yeni çıktı. Ve herkes de bu toplumu aşıladılar bunu. Bunun hakkında ayet var mı? Yok. Ha, ayet yoksa uygulanmaz o zaman. Allah Allah. Ayet yoksa uygulanmaz mı? Ayet varsa uygulanacak mı? Evet. İyi gavurları gördüğünüz yerde öldürün. Ayet var. Hadi öldürün. Hadis inkarcıları sizlere söylüyorum. Ayetle sabit. Gavurları, kafirleri gördüğünüz yerde öldürün.

Şimdi de buradan bulurum âyet-i kerîme’yi size. Açın ceblerinizde akıllılar var. Açın ceblerinizde akıllılar var. Kafirleri gördüğünüz yerde öldürün diye âyet-i kerîme’yi bulun. Hadi gördüğünüz kafiri öldürün hadi. Ayeti işleyin. Ayet var hakkında. Nerede kafir gördün? Öldür hadi. Öldürebilir misin? Yok. Sebep? E var Ayet. Siz kafirleri dost tutmayın. Ayet var. Dost tutma. Kimseyle konuşma. İnanıyor musun inanmıyor musun? İnanmıyorsun. Benim dostum değilsin. Yürü git defol. Hadi sürün bütün inanmayanlar ülkeden. Yapmayın. Başınıza ve ülkemize ne felaket açacağını bilmiyorsunuz. Cahilliğinizle bütün ülkeyi kaosa sürükleyeceksiniz. Bilmiyorsunuz. Oku. Tövbe Sürü’sü 5. Ayet. Tövbe Sürü’sü Ayet 5. Diyanet işlerinin mealinden. Diyanetin mealinden. Aramayla çıkınca bu Allah’a ortak koşanlara artık bulunduğunuz yerde öldürür. Haramaylar çıkınca bu Allah’a ortak koşanları bulduğunuz yerde öldürün. Onları yakalayıp hapsedin. Onları yakalayıp hapsedin ikincisi. Her gözetleme yerine oturup onları gözetleyin.

Eğer tövbe ederler namaz kılarlar, zekat verirlerse serbest olacaklar. Şüphesiz Allah çok bayışlıca, çok merhamet edici. âyet-i kerîme, kim namaz kılmıyorsa öldürülecek mi şimdi? Kim zekat vermiyorsa öldürülecek mi şimdi? Hadi Kur’ân yeter diyen saflar. Hadi Kur’ân yeter diyen sapıklar. Bu insanları nereye sürüklediğiniz farkında mısınız? Bu insanları nereye götürdüğünüzün farkında mısınız? Türkiye’deki sapıklara söylüyorum. Türkiye’deki sapkınlara söylüyordum. Türkiye’deki hadis-i inkarcısı, sütsüz, kansız vatan millet düşmanlarına söylüyorum. Bunlar vatan millet, din düşmanı. Milleti birbirinin içine katletecekler. Birisi kalksa bu âyet-i kerîme’ye hadis-i şeriflere bakmadan, fıkıha bakmadan, tefsirlere bakmadan, namaz kılmayana öldürmem lazım deyip öldürürse bunun hesabını kim verecek? Ondan sonra diyeceksiniz ki, işte ham yobazlar böyle, Müslümanlar böyle, işte bunlar böyle diyeceksiniz. Siz diyeceksiniz. Yine siz laf söyleyeceksiniz. Beş kişiyi görüyorlar etraflarında, televizyona da oturuyorlar, hadislerin hepsini de atıyorlar kenara.

Ya sen hadislerin hepsini atan adam, sen namaz kılmıyorsun. Senin hakkında ayet var, öldürün diye. Önce seni öldürecek adam. Önce seni öldürecek. iç savaş. İşte din savaşı. Din savaşı. İstedikleri bu. Gizli olarak istedikleri bu. Türkiye’de iç savaş. Din yüzünden iç savaş çıkacak. Hadisleri inkar ettik. Komple attık hadisleri. Sen namaz kılmıyorsun. Öldürün lan adamı. Neden? Ayet var lan adamın. Zakat var. Kime vereceksin zekatı? Bana vereceksin. Sana vermem. Bana vermezsen öldür bu adamı. Hadi. Kim çıkacak işin içinde? Ben verdiğim zekatı kime verdim? Fukaraları verdim. Görmedim senin fukaraları verdiğin zekatı. Öldür adamı. Yapmayın. Yapmayın. Bu Müslümanlara, bu ülkeye zarar vermeyin. Yeter artık ya. CIA mi besliyor sizi? Mossad mı besliyor? İngilizler mi besliyor? Almanlar mı besliyor? Hangi Amerikan bozuna sattınız kendinizi? Yapmayın. Yapmayın. Bu insanların saf dinlerini kirletmeyin arkadaşlar.

Hadis inkarcıları sizlere söylüyorum. Mealciler, meal okuyor oradan. Bu hakkında ayet var. Tamam bitti. Zina edenleri zina edenlerle evlendiriniz. âyet-i kerîme. Hadi zina edenler ellerinizi kaldırın. Hadi zina edenler gidin birbirinize evlenin. âyet-i kerîme. Ya bizim çocuklardan birisi geldi. Selamun aleyküm aleyküm selam. Efendim benim bir derdim var. Ne oldu dedim. Buyur selam. Efendim dedi ben dedi gençtim de çok zina ettim dedi evleneceğim şimdi. Ben dedi zina eden bir kimse mi alacağım yine dedi. Allah’ım yarabbim oğlum nereden çıkardın bunu dedim. Kıpkırmızı renkten renge giriyor çocuk. Dedi âyet-i kerîme var ya şimdi dedim bir tokatı vuracağım sana. Ulan ben mealcilere bağırıyorum boyuna dedim. Bütün derslerde. Sen dedim nasıl ayeti kerimenin mealine bakıp da geldin benim yanıma. Böyle durdu. Ulan oğlum var mı böyle bir şey. Tövbe etmişsin dönmüşsün. Böyle bir şey var mı.

Her tövbe eden günah işlememiş gibidir. Hadis. Tövbe eden günah işlememiş gibidir. Hadis. Bunu red edersen sen. Hadislere attın kenara. Adam kendi kendine sabahtan akşama kadar düşünecek. Kadın kendi kendine sabahtan akşama kadar düşenecek. Ben zina ettim zina eden bir kimseye bekliyorum evlenmek için. Yapmayın. Öyle ayeti kerimeler var ki sırf onun açılımı olan onun tefsiri olan hadise bakmazsanız ya annenizi babanızı öldürmeye kalkarsınız ya. Ya ayet var onlar anne ve babalarınız değildir diye. Kimlerle alakalı? Müşriklerle alakalı. Ya sen anne babanı müşrik görür öldürmeye kalkarsın o zaman yapmayın. Siz bu insanların içerisinde ateşe atıyorsunuz ya. Cahilsiniz cahil. Ya cahilsiniz ya kafirsiniz ya satılıksınız. Üçünden biri. Ama yok. Herkesin dilinde seni kastetmiyorum. Ama yok. Herkesin dilinde seni kastetmiyorum bu noktada. Herkesin dilinde. Onun hakkında ayet var mı? Yok kardeşim. Hakkında ayet yok gözünü çıkarayım senin o zaman.

Var mı böyle bir şey? Yok. Yani attığınız her adımı ayet mi arayacaksınız? Yok kardeşim. Yok kardeşim. Bu Kur’ân anayasa gibi. Onun yaşama döndürüleni sünnet-i seniyede var. Bir suç işlemiş suçun cezası sünnet-i seniyede var. Bir ibadetin yapılış şekli sünnet-i seniyede var. Bizim bu ayetten ne anlamamız lazım? Sünnet-i seniyede var. E sen bu ayeti kendi kafana göre yorumlucaksan, kendi kafana göre anlatcaksan, peygambere ihtiyaç duymucaksan, peygamberin sünnetine ihtiyaç duymucaksan, imamların fıkığına ihtiyaç duymucaksan, imamların fıkığına iştahat duymucaksan, sen kendi kendine iştahat edeceksen, o zaman senin iştahatının doğruluğunu nereden tespit edeceğiz? Neye göre doğru? Kurban yoktur dedi. Kim el açık dedi. Neye göre yok dedin? Kurban kesilmesiyle alakalı ayetler var. O yorumlar, o hadisler, o tefsirlerin hepsi de boş. El açığında dedi doğru. Üç tane hayvansever oraya toplanmış, onun dediğine göre kurban yok kardeşim.

Yok kardeşim. Allah Allah. Kurbandan önce gelmedi o video bana. Bu iki gün önce mi, bir gün önce mi, ne gönderdiler? Ya bu insan, yapmayın. Bu kadar cahillik olur mu ya? Bir devlet düşünün. Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin anayasası var. Sen diye biliyor musun? Bu ceza anayasada yok bana veremezsiniz diye. Bu ceza hukuku var ayrı etten. Bütün ceza hukukları anayasa uygun mu değil mi bakıyorlar, kontrol ediyorlar. Anayasa uygunluğu yoksa, anayasa diyor ki bu hukuk, anayasaya uygun değildir. Ya anayasayı değiştireceksiniz diyor ya da bunu değiştireceksiniz. Ya bir devlet mantığında dahi bir anayasa var. Devlet mantığında dahi bir anayasaya uygun mu değil mi diye bakılıyor. Ya din bu. Allah insanlara amel edilmesi için, inanılması için bir din indirmiş. Ya Kur’ân bunun anayasası. Kur’ân senin örtünü mezur eyle, öşecek değil. Kur’ân senin kol boyunu öşecek değil.

Kur’ân senin nasıl örtünceni öşecek değil. E erkeklerin tesettürü ile alakalı yok âyet-i kerîme. Hadi çıplak dolaşın. İyi kadınlar için diyor ki örtülerini baylarından başlarından aşağı sağlasınlar. Birisi dedi ki başlarından aşağı sağlasınlar. Aşağı sağlasa önemli değil, komple aşağısına hadi kadınlar soyunsunlar. Kadınlar âyet-i kerîme’den bunu anladım desin. Üryen dolaşsın kadınlar başlarına bir örtü asın, geri kalanını üryen dolaşsın. Hakkında ayet yok çünkü. Erkekler hakkınızda ayet yok, üryen dolaşın. Böyle bir din mantığı var mı Allah’ınızı severseniz ya? Türkiye’de var. Çıkıyor iki tane adam televizyona. Hadislerin hepsini reddetti. Birisi sormuyor orada. Hocam erkeklerin tesettürü ile alakalı bir ayet var mı? Yok ben soyunuyorum televizyonda dese ne yapacaksın? Üryen soyundu adam televizyonda ya. Var mı hakkında ayet yok? Neden giyindiriyorsun? Demiyor erkekler başlarından aşağı örtülsünler diye. Demiyor. Bakın demiyor. Neden kadınlarda odaklandınız başlarından aşağı?

Baş örtüsü yok, iyi don da yok. Adam donsuz dolaşsın. Adam donsuz dolaşsın. Var mı âyet-i kerîme de don yok? Erkekler don giysinler diye var mı? Yok. Erkekler örtülsün diye âyet-i kerîme var mı? Yok. Bütün erkekler donsuz mu dolaşacak şimdi? Yapmayın. Bu hadis-i inkarcıları memleketin içerisine bomba atıyorlar ya. Bomba atıyorlar. Farkında değiller. Adam soracak sen namaz kılıyor musun? Kılmıyor mu? Güm öldürecek. Tövbe et ya namaz kıl ya da öldüreceğim seni şimdi diyecek. Ne diyeceksin adama? Ne diyeceksin adama? Ne cevap vereceksin? O âyet-i kerîme öyle değil diyecek. Ya ne? Ya ne? E namazdan kasıt o değil. Ne namazdan kasıt diyecek? Söyle bana namazdan kastı ne? Allah’ı anmadın sen. Güm öldürdü gene adam seni. Ne yapacaksın? Yapmayın. Yapmayın. Bu sadece kurban meselesi değil. Bu sadece kadınların örtüsü meselesi değil.

Bu sadece mesela hakikat-i Muhammediye meselesi değil. Bu sadece üç tane beş tane mesele değil. Bu tamamiyetle dinin her şeyini kaplıyor. Hadisler olmazsa herkes Halit hocanın demesinden hareket ediyor. Kendisini peygamber yerine koyar. Hadisler olmazsa herkesin kendi kafasına göre bir din çıkar ortaya. Olmaz. Bu insanları sevkle idare edecek. Sevkle idare edecek. Doğru dini anlatacak olan hadisler içinde bunu son dönemlerde reddettiğim işe. Hani sahi olanları var olmayanları var. Ben diyorum ki reddediyorum artık bunları. Hadis kitaplarına geçen bütün hadisler sahihtir. Kime göre zayıfmış? Ali-i Kari’ye göre. Ali-i Kari’ye göre zayıfmış kardeşim. Bana göre zayıf değil. Kime göre zayıfmış? Filanca alime göre. Filanca alime göre zayıfmış kardeşim. Bana göre değil. Neden 500 yıl sonra o hadis bana lazım olabilir? O hadis Müslümanlara lazım olabilir. O hadisle Müslümanlar kendine bir yol bulabilir.

Senin sözünle bakmaktansa senin sözünle hareket edeceğine zayıf hadisle hareket ederim. Bak senin sözünle hareket edeceğine zayıf hadisle hareket ederim. Bitti. Ama hadisle hareket ederim. Peygambere uymuş olurum. Ona buna uyacağıma peygambere uyarım. Peygambere uyarım. sallallâhu aleyhi ve sellem’e. O yüzden bu klişe doğru klişe değil. Levlake levlak. Kur’ân’da var mı? Yok. Kur’ân’da olmayan o kadar çeyi var ki. Kur’ân şimdi yeni sistem yok. Kur’ân’da olmayan her şeyi atalım. İyi. Hadi gel at. Hadi gel at. Sanki o kadar çok Kur’ân’a uyuyorlar da. Bir de işin bu tarafı var. Bunu söyleyenlerin namaz kılmıyorlar. Bunu söyleyenlerin büyük bir çoğunluğu oruç tutmuyor. Bunu söyleyenlerin büyük bir kısmı. Dini yaşam noktasında yaşamak olarak kendine ölçe almış insanlar değil. Adam ilahiye etmeye zunu geldi dükkandan içeri girdi. Ondan sonra konuşacak benimle. Böyle Allah affetsin.

Gençlik de var ya böyle. Böyle geldi. Elimi omuzuna koydum. Dedim ilahiye etmeye zunusun namaz kılmıyorsun. Ne konuşacağım benle? Ne tartışacağım dedim. Kaldı bu şimdi. İlahiyye etmeye zunusun dedim. Namaz kılmıyorsun. Ne tartışacaksın benimle dedim. İşte bu sivriler böyle dedi. Hemen dedi adama yapıştırıyorlar dedi. Lanetleşmeye hazırım dedim. Ses yok. Yapma. Bunların büyük bir çoğunluğu namaz kılmıyor. İlahiyyatçı namaz kılmıyor. Bu hadis-i inkarcıları var ya bu hadis-i inkarcıları. Büyük bir çoğunluğu namaz kılmıyor. Kılamazlar namaz. Bakın parantez içerisinde söylüyorum. Kılamazlar. Neden? Çünkü Allah onların üzerinden hidayetini almıştır. Onlar oruç tutamazlar. Neden? Allah onların üzerinden hidayeti alır çünkü. Onlar Ramazan gelince Dubai’ye tatile gidiyorlar. Arapların bu namaz kılmayanları var

Seferîlik Bahanesiyle Oruç Kaçırma, İlim Tahsilinin Zorunluluğu ve Hadis Savunusu

ya Ramazan ayında şeye gidiyorlar. Ne o? Biz seferiyiz diyorlar. Tatile çıkıyorlar. Oruç tutmamak için. Seferiyiz bir de para dağıtıyorlar. Oruç bitti onlar için. Bizim içimizde de var şimdi bunlar. Bunlar Dubai’de tatildeler. Bahama’da tatildeler. Bir mide rahatsızlıkları var. Ne rahatsızlıkları var? Mide mi arıyor? O yüzden oruç tutamıyoruz. Rahatsızlık var ya rahatsız olanlar oruç tutmayacak. Allah’ım Ya Rab’u. Bütün yemeği götürüyorsun güpür güpür. Bütün gün yiyorsun içiyorsun mide rahatsız. Rahatsızdır beni ilgilendirmez. Bakın bu hadis inkarcıları var ya namazsızdır. Oruçsuzdur. Bu namaz inkarcıları, hadis inkarcıları sebep. Çünkü Allah onların üzerinden hidayetini alır. Onlar çünkü bakın sünnet-i seniyyeyi, hadis-i şerifleri kabul etmek hidayettir. Hidayettir. Bütün herkes Allah’a iman eder. Ama Muhammed’e, Mustafa’ya iman etmek, sallallâhu aleyhi ve sellem’e ve onun hadislerini kabul etmek hidayettir. O yüzden onlar namaz kılmazlar. Allah bizi affetsin.

Kur’ân’a göre sorgulamak yanlış ya da yasak bir eylem değildir. Onlara Allah’ın indirdiğine uyun denildiğinde hayır biz atalarımızın üzerinde bulduğumuz yola uyarız derler. Peki ama ataları bir şey düşünmeyen, doğru yolu bulmayan kimseler olsalar da mı onlara uyacaklar? Bakara 170. Doğru. Onlara Allah’ın indirdiğine uyun dediklerinde onlar uymazlar. Allah’ın indirdiğidir. Allah’a itaat edin, Resulüne itaat edin. Bana söyleyin Resulüne itaat edin nedir? Allah’ı siz bir meselede ihtilaf ederseniz Allah’a ve Resulüne gidin. âyet-i kerîme bana söyler misiniz? İhtilaf ettiğiniz konuda Resulüne gitmek ne demektir? Allah’ın indirdiğini söylüyorum. Allah’ın indirdiğine uyun. Allah diyor ki bütün peygamberlere isimlerini sıralıyor. Ona kitapla beraber hikmet verdik Musa. Ona kitapla beraber hikmet verdik İsa. Ona kitapla beraber hikmet verdik İbrahim. Ona kitapla beraber hikmet verdik Adem. Ona kitapla beraber hikmet verdik Muhammed Mustafa. Son peygamber salallahu aleyhi ve sellem.

Biz her peygambere hikmet verdik. âyet-i kerîme bu hikmeti bana söyler. Kısa bir hikmet var. Kitapla beraber verilmiş bir hikmet var peygambere. Ey hadisin karcısı zalimler! Ey hadisin karcısı cahiller, kafirler! Bu peygambere verilen hikmet ne acaba ki? Uyulmanız için diyor, uymanız için. Uymanız için. Uymanız için. Kitapla beraber bir hikmet verdik. Uymanız için. Gelin ben de size Kur’ân’dan söylüyorum zaten. Alın Kur’ân’dan ayet-i kerimeler açın bunların hepsini bulun. Bana birisi söylesin kitapla beraber hikmet nedir? Nereden çıkardınız siz sünnet inkarını, hadisin inkarını? Siz asıl müşrik atalarınızın yolundan gidiyorsunuz. Bu âyet-i kerîme müşrikler için indirilmiş âyet-i kerîme. Ayet-i keriminin indirili sebebi nerede indirildi? Mekke mi, Medine mi? Hangi olay üzerine indirildi? O ilim kolay değil. O mealle içinin içinden çıkılacak bir ilim değil bu. Sen al uyduruktan bir mealcinin mealinini oku.

Öyle değil bu ilim. O zaman al bir tane tıp doktorunun kitabını oku, ben doktor oldum de. Var mı öyle bir şey? Var mı öyle bir şey? Adam doktor ünvanını almak için kuşlara, balıklara neler yaptı? Uluslararası dergide yayınlandı mekalesi ve yaptığı iş. Çıktığı profesörlerin üzerinde yaptığı şeyi bir de savundu. Oradan da geçer not aldı. Daha başlangıcı var. Ta başından itibaren ben konuyu biliyorum. İngilizce sınavına girdi. TUS mu diyorsunuz siz ona? TUS’a girdi, bilmem neye girdi, öğretim görevliliği yaptı, bilmem ne yaptı. Sırf doktor ünvanını almak için. Adamın beş, altı yılı gitti. Kaç yıl? Altı yıl var mı? Altı yılı gitti adamın. Doktor ünvanını almak için. Daha docentli ünvanı almak için uğraşacak. Profesörlü ünvanı almak için uğraşacak. Ya kolay mı? Yok bu arkadaş meali okuyacak, din alim olacak.

Ya bu âyet-i kerîme neye indirilmiş, niçin indirilmiş, neden indirilmiş, hangi olaya münhasır indirilmiş. Bu âyet-i kerîme müşriklerle alakalı, Mekke müşrikleriyle alakalı, Mekke’de indirilmiş bir âyet-i kerîme. Mekke! Dini termolojide Mekke. Dini termolojide Mekke. Onlara dini tebliğ ettiğinde onlar derler ki biz atalarımızın dininden mi dönenlerden olacağız? Bu kiminle alakalı bir de biliyor musunuz? Hazreti Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretlerinin akrabalarıyla alakalı. Bakın akrabalarıyla alakalı. Cenab-ı Hak ona emretti akrabalarını topla, önce onlara tebliğ et, önce onlara anlat. Onların hepsini topladı, hepsini dini tebliğ etmeye başladı. Onlara yemek verdi, onlara yemek verirken, onlara dini anlatırken dedi ki ben peygamberim. Ebu Cehil ortaya çıktı, sen bunun için mi bize yemek yediriyorsun dedi ya. Sen nasıl bir adamsın, mecnunsun, delisin sen dedi. Ne delisin sen dedi. Hazreti Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretleri bir daha topladı meseleyi, bir daha anlattı, bir daha anlattı.

Bu âyet-i kerîme onunla alakalı. Dediler ki ona ey Muhammed sen bize atalarımızın dininden mi döndürmeye çalışıyorsun? Biz yıllarca bu atalarımızın dininde duruyoruz. Be mübarek insanlar, be hadis-i inkarcıları. Mekkeli müşrikler için indirilmiş bir ayeti kerimeyi, Lâ Lâ Heyle Lâ Muhammed’e Resûlullah diyen bir kimse için nasıl söylersin? Bizim cahil Müslümanların bir başkasının üzerine tebbet okumasına benziyor. Şifa için tebbet okuyolamış. Ya dedim ne şifası bu? Sen eli kurusun, cehenneme odun olsun, karısı da o odunları taşısın, taşları taşısın diye okuyorsun dedim. Öyle mi okuyoruz Mustafa Efendi dedi. Ya mübarek insanlar bilmeden okumayın dedim ya. Şifa için tebbet okuyor. Kur’ân şifamış diyor. Ya mübarek insan dedim. Fatiha oku. Bir Müslümana tebbet okunur mu? Bu da ona benziyor. Bu da ona benziyor. O müşriklere de Allah’ın indirdiğine uyun dediklerinde onlar diyorlar ki biz atalarımızın dinini bırakıp senin dinine mi geleceğiz?

Sen kimsin ki daha dün geldin? Bu hesap. Ya sen bu ayeti kerimeyi sen Müslümanlara söylüyorsan bir gerçekten senin Kur’ân bilgin yok. İki ayeti kerimenin kime indirildiğini bilmiyorsun. Üç ayeti kerimenin Mekke mi Medeni mi olduğunu bilmiyorsun. Bilmiyorsun bunları. Ya biliyorsun. İlmi gizliyorsun. Bir Müslümana söylenecek bir âyet-i kerîme değil bu. Bir mü’mine söylenecek bir âyet-i kerîme değil bu. Kardeş. Benim atamın dini yok ki ben müşrik çocuğu değilim. Benim atamın dini yok ki. Senin atanın dini varsa söyle bana. Benim atamın dini Müslüman. Ben Müslüman bir anne babadan doğmayayım. Benim dedelerim de Müslüman, nenelerim de Müslüman. Ölçümü değil ama benim atam Müslüman. Cettimin cetti, onun cetti, onun cetti. Gidebildiğim yere kadar Müslüman. Senin atan kim? Bu bir Müslümana söylenecek bir şey değil. Müslüman kimse der ki kardeşim ben Müslümanım ya.

Allah’ın dinine uyuyayım bana nasihat et söyle. Haramları söyle, helalları söyle. Ben uyuya ya bitti. Beni neden müşriklere inmiş bir ayeti kerimeyle karşılık veriyorsun demez mi? Bir Müslüman der. Bu âyet-i kerîme ben de uyuyorum. Bu âyet-i kerîme ben de uyuyorum. Bu âyet-i kerîme ben de uyuyorum. Bu âyet-i kerîme ben de uyuyorum. Müslüman der. Bu âyet-i kerîme bana söylenmiş olsa ben derim ki kardeşim sen beni müşrik mi gördün ya? Sen beni kafir mi gördün? Sen beni dinsiz mi gördün? Beni ateist mi gördün? Beni putperest mi gördün? Ben hangi ate dinini savundum sana? Ben Kur’ân Sünnet diyorum. Hakikati Muhammed’e de de Kur’ân’da da Sünnet’te de yeri var. İşte ayeti kerimeyi söyledim. Alemlere rahmet olarak gönderilmiş bir peygamber. Ayetle sabit. Manaha tamamlandı. Bütün alemlere rahmet. Manaha tamamlandı. Hakkında hadisi kutusu var mı var?

Hakkında hadisi kutusu var mı var? Hakkında hadîs-i şerîf var mı bu manada var. Bakın hakkında hadisi kutusu var mı var? Levlake levlak hadisi kutusu. Levlake levlakı destekleyen bu noktada ana kök olarak alemlere rahmet olarak gönderilmiş bir peygamber var mı? Evet alemlere rahmet bir peygamber. âyet-i kerîme bu. Alemlere aleme değil. Hz. Peygamber sadece dünyalık değil sadece ahiretlik değil. Alemlere. Say adı alemlere. Alemlere. Aklın yeter mi? Yetmez kalbin de yetmez. Aklın yetmediği gibi manan da yetmez senin. Neden manası kıtsın sen? Neden manan hiç yok sende? Nereden bileceksin? Neden? Hadis inkarcısın çünkü. Bilmezsin manan sana kapalı. Evet. Hadis inkarcılarına manan kapalıdır. Evet açık açık söylüyorum. Hadis inkarcım evet manası kapalıdır. Bu âyet-i kerîme de tekrar söylüyorum. Bunu orada burada söylüyorlar çünkü. Önüne gelen söylüyor bu âyet-i kerîme. Bu âyet-i kerîme.

Onlar Allah’ın indirdiğine oyun derseniz. Derler ki hayır biz atalarımız dinin üzerinde olacağız. Benim atamın dini yok. Kur’ân ve sünnet. Hakikati Muhammediye meselesi de Kur’ân sünnette var. O zaman bu hadis inkarcıları bunları söylüyor. Bu ayeti kerimeyi söylüyor. Evet Allah’ın indirdiğine ineceğim namaz kılıyorum. Allah’ın indirdiğiyle hükmetceğim. Namaz kılıyor musun? Ne yapacaksın? Ne yapacaksın? Ses yok. Allah muhafaza eylesin. Sıkıntılı bir şey. Evet doğru sangisi siz karar verin. Başlayalım. Bunu önümüzdeki hafta başlayacağız. Saat 23.19. Şuradan bir giriş yapayım. Peygamber de tıpkı diğer insanlar gibi birer beşerdir. Kef ayet 18.110. Evet doğru. Diğer insanlar gibi yaratılışta beşerdir. Yaratılışta beşerdir. Vücut olarak. Vücut olarak. Vücut olarak. Yaratılışta beşerdir. Ama o hiç heva ve hevesinden konuşmadı. Ne söylediyse hak ve hakikatten söyledi. Allah’ın istediğini söyledi. Evet yaratılışta beşerdir. Ama o attığında o atmadı.

Allah attı. O öldürdüğünde Allah öldürdü. Bunu başka bir beşer için söylüyorsa kabul edeceğiz. Bu evlakin evlat korktuğu konuda bir ses konumunu söylüyor. Bak git o geçmeliyse. 23.20. Selamün aleyküm.


Kaynaklar ve Referanslar

Kur’ân-ı Kerîm — Ahzâb Sûresi, 41-42. Âyetler — “Ey iman edenler! Allah’ı çokça zikredin ve O’nu sabah akşam tesbih edin.” — Zikrullahın Kur’ânî emri; zikrullahtan uzak kalan kalbin katılaşmasının temeli.

Hadîs-i Şerîf — Münafıklık Alâmeti — “Çok zikretmeyenler münafıklığın sınırına yaklaşır.” (Ahmed b. Hanbel, Müsned; Hâkim, Müstedrek) — Az zikretmenin tehlikesi.

Kur’ân-ı Kerîm — Nisâ Sûresi, 34. Âyet — “Erkekler kadınların koruyucusu ve yöneticisidir.” — Erkek-kız evlat farkının ve eş izninin Kur’ânî temeli; hanımın kocasına itaatinin İslâm’daki hükmü ve sınırları.

Kur’ân-ı Kerîm — Nahl Sûresi, 68-69. Âyetler — Arıya vahyeden Allah’ın insanlara da ilham etmesi; arı kovanındaki düzen ve fedakârlık Hakikat-i Muhammediyye’nin kâinatta tezahürünü simgeler.

Hakikat-i Muhammediyye — Hz. Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretlerinin ezelî nurunun kâinatın yaratılış sebebi olduğu görüşü; bütün varlığın imamı Hz. Muhammed Mustafa’dır — kâfirler de dahil olmak üzere tüm varlık onun nuru üzere yaratılmıştır. Mesnevî bu hakikati şiirle beyan eder.

Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî — Mesnevî — Perdenin arkasında görülen hakikat Hakikat-i Muhammediyye’dir; Hz. Mevlânâ bu gerçeği Mesnevî’nin pek çok beytinde dile getirir. Hadis inkârcıları bu meseleyi reddeder, ancak Mesnevî sahih hadislere dayanır.

Kur’ân-ı Kerîm — Hac Sûresi, 34-36. Âyetler — “Her ümmet için kurban kesmeyi meşru kıldık.” — Kurban ibadetinin Kur’ânî dayanağı; “kurban yoktur” iddiasının geçersizliği.

Hadîs-i Şerîf — Kurban — “Kim imkânı olduğu hâlde kurban kesmezse namazgâhımıza yaklaşmasın.” (İbn Mâce, Edâhî 2) — Kurban kesmenin vacip oluşunun hadîs-i şerîfteki temeli.

Kur’ân-ı Kerîm — Bakara Sûresi, 185. Âyet — Seferîlik Hükmü — “Kim hasta veya yolculukta ise tutamadığı günleri başka günlerde tamamlar.” — Seferîlik hükmü gerçek yolculuk için geçerlidir; tatile gitmek için seferîliği bahane etmek bu âyetin ruhuna açıkça aykırıdır.

İlim Tahsilinin Gerekliliği — Tıp Analojisi — Tıp kitabı okuyarak doktor olunamadığı gibi internetten meal okuyarak âlim olunamaz. Dini ilim sahih kaynaklardan, ehil alimden ve ilim geleneği içinde öğrenilmek zorundadır. Hadis inkârcılarının manevi bilgiye erişimi kapanır.


Bu sohbet-i şerîf, Mustafa Özbağ Efendi hazretlerinin 2018 yılında Karabaş-ı Velî Tekkesi’nde icra buyurduğu 40. sohbetin transkriptinden tez formatında düzenlenmiştir. Orijinal video: https://www.youtube.com/watch?v=G4C61yiiV_E