Karabaş-i Velî Tekkesi 2018

39. Karabaş-ı Velî Tekkesi 2018 Sohbeti — Baba Hakkı, Meal Tehlikesi, Peygamberlik, Mürşid-Mürit, Salavat Farziyeti ve Hz. Osman’ın Şehadeti

Mustafa Özbağ Efendi hazretleri, Karabaş-ı Velî Tekkesi’nde icra buyurulan bu 39. sohbet-i şerîfinde baba hakkı ve zor aile durumlarında sıla-i rahmin hükmünü açıklamış; Kur’ân meallerinin siyasî, ideolojik ve mezhebî etkilerle bozulmasını somut örneklerle (19’culuk, hadis inkârcılığı, faiz meşrulaştırması) ortaya koymuş; peygamberliğin çalışmayla değil Allah’ın ezelî seçimiyle gerçekleştiğini, müteşabih âyetlerin alanına girilmemesi gerektiğini ve Allah’tan başka hiçbir şeyin ezelî olamayacağını beyan etmiş; mürşid-mürit ilişkisinde ‘bence’ demenin tehlikesini, sevginin manadan önce gelen kapı olduğunu ve Allah Teâlâ’nın insanları zikretmesinin haramlığını izah etmiş; Hz. Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretlerine salavat getirmenin farz, bazı meclislerde salavatsız oturmanın ise lanet kapısına yol açtığını hadîs-i şerîflerle pekiştirmiş; soru-cevap faslında rüşvet alan birinden hareketle tüm mesleği suçlayan genelleme yanılgısını, Hz. Osman radıyallâhu anh hazretlerinin şehadetini ve diğer çeşitli meseleleri ele almıştır.



Baba Hakkı, Sıla-i Rahim ve Zor Aile Durumlarında İslâm’ın Tutumu

Selamünaleyküm. Allah gecenize hayır etsin inşallah. Gündüzünüzü hayırla eylesin. Ayınızı yıbanızı, avrunuzu hayırla eylesin inşallah. Baba hakkı konusunda O ne derse of deme deniliyor. Peki babam bizi bırakıp gitmiş ve ailesine sürekli zarar veren hasta ruhlu bir insan ise de görüşmek zorunda mıyız, ne yapılmalı? Evet. Şimdi böyle bir konulu bir şey olursa, soru olarak buna söylenecek bir söz yok. Ama bu kadar soru buradan okumuyorum biliyorsunuz. Şimdi bu kardeş diyecek ki ayrı bir özellik mi var? Ayrı bir özellikle alakalı değil. Ama hakkını helal etsin inşallah. Biz yine buna önümüzdeki haftalarda bakalım inşallah. Tonuya devam ediyoruz. Konu malum 3. hafta mı? Levlake’den başlamıştık inşallah oradan bu konuya devam ediyoruz. Peygamberler de tıpkı diğer insanlar gibi birer beşerdir. Kef ayet 18’e 110. Bununla alakalı meallerden bunlar alınıyor. Meallerden bunları alırlarken bu soruyu soran kardeş muhakkak biliyorum ki yanlış anlamayacak.

Bazı meallerde hususi bazı şeyleri tabiri caizse değiştiriyorlar. O mealleri yazarken. Meali alan kimseler mealleri yazan kimseler siyasi, ekonomik işte değişik etkilerin altında veyahut da kendince bir inanç felsefesi var. Onun etkisinin altında. Bu konular ciddi biraz. Böyle çocukları biraz sahip çıkarsak konuyu dinleyenler dahi dinlemekte inşallah faydası olur. Mesela malum değişik fraksiyonlar var derken bir 19’cular var. 19’un kat sayılarına göre gidiyorlar. Onlar farklı meal çıkarıyorlar. Veyahut da işte kat kat faiz size haram kılındı. E kat kat olmayınca faiz faiz olmaktan çıkar diyenlerin mealleri var. Hadis inkarcılarının mealleri var. Değişik dini akımların etkisinde kalmış kimselerin çıkarmış olduğu mealler var. Değişik siyasi akımların etkisinde kalmış olanların çıkardığı mealler var. Tefsirler de bu manada. O yüzden meal seçerken ne zaman yazılmış, nerede yazılmış, hangi fraksiyon sahibi yazmış. Bunlar da önemli.

Kev ayet 110 Ben o yüzden bu kardeşe inanmadığımdan dolayı değil aldığı meallerle alakalı sıkıntı olabilir diye ben buradan kendimce düzgün kabul ettiğim herhangi bir kimsenin değil bence bir etkide kalınmadan da çok içecek bırakma. Sadece bu ağzım içinde diye bir şey vardı. Onu bırak sadece. Oradan bakacağım. Kev suresi ayet 110 Ey Muhammed de ki ben de sizin gibi ancak bir beşerim. Bana ilahınızın ancak bir ilah olduğu vahyonunuyor. Kim Rabbine kavuşmayı istiyorsa salih amel işlesin ve ibadette hiçbir şeyi Rabbine ortak koşmasın. Peygamberler de tıpkı diğer insanlar gibi birer beşerdir. Evet buradaki beşerlikten kastı kendisinin ilah olmadığıyla alakalı. Kendisine ibadet edilmemesi gerektiği ile alakalı âyet-i kerîme. Ben beşerim demesi ben ilah değilim ben Allah değilim ben bu noktada Allahlıktan uzağım demesi. Ben de sizin gibi ancak bir beşerim.

O yüzden normalde o da sonuçta Adem’in çocuğu. Bunu kendisi de beyan ediyor zaten. Ama o bir peygamber. Onun beşerliği fiziki olarak. İnsan fiziği açısından beşer. İnsan fiziği açısından. Yoksa onun beşerliği bizim beşerliğimiz gibi değil. Hiçbir kimse için âyet-i kerîme de o şaşmadı. O heva ve hevesinden hiç konuşmadı diye bir söz yok. Bunu Adem için de Adem’den sonra Muhammed Mustafa’ya gelinceye kadar Salallahu Aleyhi ve Selam’a gelinceye kadar diğer peygamberler içinde böyle bir şey söylenmedi. Bu bir tek Hz. Muhammed Mustafa için söylendi. Bu ne? O dedi ki hiç heva hevesinden konuşmadı. Meryem on beşinci sure. Burada diğer insanlar gibi ana rahminden dünyaya gelir. Evet. Ya Hz. Peygamber Salallahu Aleyhi ve Selam Hazretleri de diğer insanlar gibi fiziki olarak ana rahminden geldi. Ama Meryem sure’si on beşinci âyet-i kerîme bu değil.

Buradaki Meryem değil mi Meryem? Bakın Meryem sure’si ayet 13. Ayrıca biz ona yumuşak kalplilik ve safiyet verdik. O muttakiydi. Bunu Yahya’dan bahsediyor. 12. âyet-i kerîme Yahya ile alakalı. Ayrıca biz ona yumuşaklık, yumuşak kalplilik, safiyet verdik. O muttakiydi. 14. âyet-i kerîme Anne ve babasına karşı itaatkardı. Zalim ve isyankâr değildi. 15. âyet-i kerîme doğduğu gün, öleceği gün ve dirileceği gün selam Yahya’ya. 16. âyet-i kerîme Ey Muhammed, sen insanlara Kur’ân’daki Meryem kısasını anlat. Bir zaman Meryem ailesinin bulunduğu yerin doğu tarafına çekilmişti. Meryem sure’si ayet 15 bu değil. Diğer insanlar gibi ana rahminden dünyaya gelir. Şey yok, bana bir kalem verin. 17. âyet-i kerîme Şimdi bu soruyu hazırlayan kardeş, 17. âyet-i kerîme Böyle bunları teyit… Çünkü bazı daha önceki sohbetlerden bazı ayet-i kerimeleri çünkü o bu yazıları hazırlayan, bunları anlatan kitaplardan alıntılar yapıyor.

Kendisinin değil. Zaten bu soruyu hazırlayan kardeş kitaplardan alıntılar yapıyor. Kendisinin değil. Zaten en sonunda yine yazmıştır, alıntıdır diye. Sonuçta o bunların hepsinde alıntının olduğunu beyan ediyor. Kendince. O da doğru söylüyor zaten. Alıntı, alıntı olunca da ben onun al

Kur’ân Meallerinin Doğruluğu: Siyasî ve İdeolojik Meal Tehlikesi

ıntı yaptığı kaynaklara güvenmiyorum. Bu Meryem sure’si ayet 19’a yani 19. ayet 15. sure doğru değil. Bebeklik çağı geçirirler. Âl-i İmran 3’e 46. Bakın 45. ayet. Bir zaman melekler şöyle demişlerdi, Ey Meryem! Allah seni kendi tarafından bir kelime ile müjdeledir, müjdeler ki onun adı Meryem oğlu İsa Mesih’tir. Dünya ve ahirette şeref sahibi ve Allah’a yaklaştırılanlardandır. 46. âyet-i kerîme, söz konusu olan âyet-i kerîme, insanlara beşikte iken de, yetişkin iken de konuşacaktır. O salih kimselerden olacaktır. Burada da normalde İsa Aleyhisselâm’ın kendince mucizesini Cenab-ı Hak beyan ediyor. Meryem’e bunu ilham etmiş. Demiş ki o beşikte iken de, yetişkin de kimseden, yetişkin olunca da konuşacak ve aynı zamanda da salih kimselerden olacaktır. 47. ayet. Meryem, Rabbim bana hiçbir insan dokunmamışken benim nasıl çocuğum olur dedi. Allah da şöyle dedi, bu böyledir Allah dilediğini yaratır.

O bir şeyin olmasını hükmedince sadece ona ol der. O da hemen oluverir. Bu ayet-i kerimenin bebeklik çağı geçirirler, doğru değil. Alıntılarla alakalı sıkıntı var. Keşke kendisi de burada olsaydı. Yusuf Suresi, ayet 22. Olgunluk çağına gelirler diyor. Burada İsa’nın beşikte iken de, yetişkin iken de konuşacaktır. O salih kimselerden olacaktır dediği. Evet, bütün peygamberler beşikte yaşarlar. Bunu o kasıtla söylediyse eyvallah. Ama ayet-i kerimenin meali tam karşılığı o değil. Yusuf 12-22. Yusuf rüşdüne erince, evet bu da olgunluk çağına geçirirler. Demek ki bu olgunluk çağına. Yani peygamberler de diğer insanlar gibidir. Bebeklik yaşarlar, olgunluk yaşarlar. Ondan sonra ölürler budur her. Evlenirler, çocuk sahibi olurlar. Raat 38. Bütün peygamberler evet evlenirler. Onlar da çoluk çocuk sahibi olurlar, doğru. Bunlar normalde bir beşerin üzerindeki insanı haller. Şüphesiz ki biz senden önce de peygamberler gönderdik.

Onlara da eşler ve çocuklar verdik. Hiçbir peygamber Allah’ın izni olmadan bir ayet getiremez. Her şeyin vaadisi kitapta kayıtlıdır. Buradaki peygamberlerin hepsinin de ortak özellikleri anne babadan doğması, bir tek İsa Aleyhisselâm hariç ve ana rahminden doğmaları. Onlar bir melek değil. Onlar bir taraflarıyla beşer. Bir taraflarıyla beşer. Onların beşer olması demek normal beşer olması demek değil. Eğer biz onu kendimiz gibi beşer görürsek aldanırız, yanılırız. Onlar beşerin içinden seçilmiş insanlar. Âdem’le Hz. Muhammed Mustafa Salallahu Aleyhi ve Sellem Hazretleri arasında bütün gelmiş geçmiş peygamberlerin hepsi de seçilmiş insanlardır. Onlar insani vasıflar olarak, beşeri vasıflar olarak. Evet, aynı vasıfları taşırız. Ama manevi vasıflar olarak aynı vasıflarda değiliz. Biz beşeri var mı çocukken doğar doğmaz konuşan bir kimse? Doğar doğmaz eşe döven la ilahe illallah ve eşe dönen Muhammeden abduhu ve resuluhu diyen bir çocuk var mı?

Bu İsa’ya has bir mucize. Ve İsa’dan sonra bir kimsede bu görülürse diyeceğiz ki biz eyvah ya bir peygamber mucizesi mi gördük? Bakın biz bir çocukta bunu yaşarsak, bir çocukta bunu görürsek deriz ki bu bir peygamber mucizesi. Eğer biz bir kimseyi gölün içerisinde bir insan yürüyerekten fırtınaya tutulmuş bir geminin ucundan eliyle tutar, bir kimsenin kulağından tutup da bir kıyıya çektiği gibi birisinin bir gemiyi kıyıya çektiğini görürsek deriz ki ya bu İsa’nın İsa aleyhisselamın mucizesiydi. Onunla anırız. Biz şimdi bunu nasıl bir beşer gibi normal görürüz? Burada peygamberlik müessesesini gizli bir şekilde küçültücü bir hareket var. Peygamberlik müessesesi çökerse din çöker. Burada gizliden gizliye, levlakeyi çürütme adına peygamberlik müessesesini çürütme var. Peygamberlerin bu noktada ulvi derecelerini aşağı indirme var. Ben bir peygamberle nasıl eşdeğerde olabilirim? O da bir beşer deyip de kendimi nasıl onunla eşdeğerde görürüm?

O da bir insandı ya, diyemem. Bunu söyleyen kimse peygamberlik müessesesini çökertir. Evet onlar melek değil, evet onlar Allah da değil, ilah da değil. Peygambere tapınılmaz. Hep söylerim, peygamber ilah değildir, veliler ilah değildir, mürşidler ilah değildir. Mürşidler, veliler din koyucu değildir. Peygamberler din koyucudur. Bunu kabullenmek istemiyorlar. Allah haram eder, bu eşlik değildir, bu şirk de değildir. Kur’ân’dan çıkan hüküm

Peygamberlik Allah’ın Lütfuyla Gerçekleşir; Müteşabih Âyetler ve Ezeliyet

lerle peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretleri de haram eder. Biz hangi ayeti kerimenin tam manasıyla ne manaya geldiğini bilemeyiz. Bugün bildiğimiz yarın yanlış olur. Hukuk müstesnadır. Ama müteşabihle alakalı meselelerde bugün bildiğimiz yarın eksiktir. O yüzden o peygamberlik müessesesini ortadan kaldırdığımızda Allah muhafaza eylesin, ipin ucu kaçmış olur. Biz peygamberlerin ve peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretlerinin bizim gibi yer içer noktasından hareket ederekten bizden bir farkı yok dediğimiz an çökeriz. Allah neden seni peygamber olarak göndermemiş de onu göndermiş? Neden bir başkası için heva ve hevesinden konuşmaz dememiş de onun için demiş, bir özelliği yok mu onun? Neden demiş sen atmadın ben attım, sen öldürmedin ben öldürdüm demiş. Neden bir başkası için dememiş? Bunu Hz. Muhammed Mustafa için söylemiş sallallâhu aleyhi ve sellem için. Savaş meydanında onun öldürdüğü kimseleri dahi Cenab-ı Hak kendi üzerine almış.

Hendek savaşıyla alakalı bu âyet-i kerîme. Allah muhafaza eylesin. Dünyavi hayatları ölümle son bulur. Bakara ayet 2-61. Evet bu onlar da bizim gibidir, dünyavi hayatları bizim gibi son bulur. Evet, dünyavi hayatları. 61. 61. O zaman siz şöyle demiştiniz, ey Musa bir çeşit yemeğe dayanamayacağız. Rabbine dua et de bize yerin bitirdiyse bize hıyar, sarımsak, mercimek ve soğandan versin. Musa da iyi olanı daha basit bir şeyle mi değiştirmek istiyorsunuz? O halde bir şehre inin, şüphesiz orada istediğiniz vardır demişti. Onlara zillet ve yoksulluk damgası vurulmuştur. Allah’ın gazabına uğramışlardır. Bu onların Allah’ın ayetlerini inkar etmeleri ve haksız yere peygamberleri öldürmelerindendir. Bu isyan etmelerinden ve haddi aşmalarından ileri gelmektedir. Ya normalde burada peygamberleri öldürmelerindendir. Evet, peygamberler de ölürler ve öldürülürler. Vücut olarak. Gaybı bilmezler maide 516 Bununla alakalı şerf düşeceğim. Gaybı bilmezlerle alakalı.

Gayb’den kastımız ne? Bugün sizden benim üzerimde sabırlı olmanızı diliyorum. Allah cümlemize sabır versin böyle gideceğiz buraya. Ayet-i kerimeler umunca ben hepsine de bakmak istiyorum. Allah’ın adını verir. Allah’ın adını verir. Allah’ın adını verir. Allah’ın adını verir. Allah’ın adını verir. Ayet-i kerimeler umunca ben hepsine de bakmak istiyorum. 116 Yine bir zaman Allah şöyle demişti. Ey Meryem oğlu İsa! Sen insanları Allah’ı bırakıp da benim ve annemi iki. Benim ve annemi iki lah edin mi dedin? İsa dedi ki seni tenzih ederim. Hakkım olmayan şeyleri söylemek bana yakışmaz. Eğer böyle söylemişsem sen onu bilirsin. Benim içimdekileri bilirsin. Ben ise senin izlediklerini bilmem şüphesiz ki sen gaypleri çok iyi bilensin. Burada gaybi bilmezler sözü yok. Musa Aleyhisselâm diyor ki İsa Aleyhisselâm diyor ki gaybi en iyi bilen sensin. Ben bilmiyorum demiyor.

Ben bilmiyorum demek farklı bir şey. En iyi sen bilirsin demek farklı bir şey. Bakın gaybi ben bilmiyorum demek farklı bir şeydir. En iyi sen biliyorsun demek farklı bir şeydir. En iyi sen bilirsin demek ben bilmiyorum demek değildir. Çarpı işareti koyuyorum bunların. Yunus nerede? Ezelî ya da ebedî değildirler. Allah’tan başka hiç kimse ve hiçbir şey ezelî ve ebedî değildir. Bu ayrı mesele. Ama sonuçta onlar ezelî ve vücut olarak ebedî değiller. Ama buradaki ebedden durduğumuz nokta ne? Örneğin cennet hayatı sonsuz. Eğer cennet hayatı sonsuz ise ebedî değildir dediğimiz zaman bir müddet sonra bizi cennette yok mu edecek? Biz bu kavramları yerli yerine oturtturmamız lazım. cennet hayatının ebedî olduğunu söyleyen bir Allah var. Cennet hayatı ebedî. Peki cennetlik olanların hayatların da ebedî olduğunu söylüyor Cenab-ı Hak. Onlar ebedî olarak cennete kalırlar. ırmaklardan yerler içerler cennetin nimetlerinden faydalanırlar.

Ebedî kalacakları cennetle müjdeler. Ayet mi Ali bunlar? Allah ezeli. Allah ezeli. Başlangıcı yok. Allah’ın sonu da yok. Ama cennet hayatının da sonu yok. Ayet kerimelere bakıyoruz cennet hayatının da sonu yok. Enbiyâ 8 7.ayet Ey Muhammed biz senden önce de ancak kendilerine vahyettiğimiz erkekleri peygamber olarak gönderdik. Eğer bilmiyorsanız ilim sahiplerine sorun. 8.ayet kerime Biz peygamberleri yemek yemeyen cesetler kılmadık. Onlar dünyada ebedi de değillerdi. Eyvallah. Dünyada ebedi değillerdi sözüyle ezelî ya da ebedi değiller sözü aynı mana mı? Bakın kitapları okurken o yüzden seçici davranmanızı istiyorum sizden. Uydum kalabalığa o yüzden meal almanızı istemiyorum sizden. O yüzden uydum kalabalığa herhangi bir tevsir almanızı istemiyorum sizden. Uydum kalabalığa herhangi bir tevsir almanızı istemiyorum sizden. Seçici davranmakta fayda var. Bunu bu alıntıları yapan kardeşin hatası değil bunlar. O bir eserden alıntı yapıyor bunları.

Ama normalde şimdi ezelî ya da ebedi değillerdir. Enbiyâ 21-8. ayet-i kerimenin bende ki taberi tevsirinde karşılığı bu değil. Taberi tevsirindeki karşılığında biz peygamberleri yemek yemeyen cesetler kılmadık. Onlar dünyada ebedi de değillerdi. Eyvallah. Dünyada ebedi değiller. Ama ahirette ebediler. Cennet hayatı ebedi bir hayat. Cennet hayatı bu noktada sonlu bir hayat değil. O yüzden bütün veliler, bütün âlimler, bütün müfessirler, bütün Allah insanları. İnsanlara derler ki siz ebedi bir hayat, ebedi bir hayat var. Bu dünya hayatı için o ebedi hayatı değişmeyin diye söylerler. Çünkü cennet hayatı ebedi bir hayattır. Cehennem de ebedidir. Cennet ebedi olduğu gibi cehennem de ebedidir. Ama bu mealci takımı, bu hadis inkarcısı takımı cehennemin de ebedi olmadığını söylemeye çalışıyorlar. Hatta bir kısmı daha da ileri gidiyor ya cehennem bu dünyada diyor. Yani bu dünyada sen bir kötülük yaptın, sıkıntı yaptın, cehennemi yaşadın.

Bir daha öbür tarafta cennet cehennem yok. Böyle sapkınlıklar var. Bunlar bir de sufilik adına, tasavvuf adına söylenen sözler. Bunlar Allah muhafaza eylesin insanların imanlarını yok edecek olan şeyler. Hz. Muhammed’den kul abdi olarak Kur’ân’da 10 ayette söz edilir. Evet bütün peygamberler Allah’ın iyi birer kullarıdır. Bütün peygamberler Allah’ın özellikli kullarındandır. Bütün peygamberler özel kullardır. Özel kul. Çünkü çalışarak peyga

Peygamberler Allah’ın Seçilmiş Kulları ve Mürşid-Mürit İlişkisinin Hakikati

mber olunmaz. Çünkü sonradan peygamber olunmaz. Çünkü sonradan değildir onların hiçbir özellikleri. Onlar daha henüz daha ruhlar aleminde seçilmiştir. Daha ileri konuşayım. Henüz onlar daha ruhlar alemine zuhur etmezden önce seçilmiştir. Onlar ruhlar alemine indirildiklerinde dahi peygamber idi. Onlar ruhlar alemine peygamber olarak tecelli ettiler, zuhur ettiler. Ve çünkü ruhlar aleminde ruhlar yaratıldığında direkt peygamberlerinin etrafında toplandılar. Onların ruhları yaratılıştan peygamber idi. Ben onların peygamberliklerini ilmi ilahiye bağlıyorum. Daha hiçbir şey yok iken, Cenab-ı Hak’ın kendi zat-ı uluhiyetinden hiçbir şey zuhur etmemiş iken, Cenab-ı Hak bir bilinmezlikten bir ilmi ilahiye bağlıyorum. Cenab-ı Hak bir bilinmezlikte durur iken, bilinmezlikte durur iken, Hz. Muhammed Mustafa, Cenab-ı Hak’ın o bilinmez ilminde peygamber idi. Hz. Muhammed Mustafa sallallâhu aleyhi ve sellem altını çiziyorum. Henüz daha hiçbir şey yaratılmamışken, henüz daha hiçbir şey yok iken, Cenab-ı Hak’ın kendisine has bilinmeyen zat-ı ilahiyesindeki ilminde peygamber idi.

Bunu manadan haberi olmayan, bunu mana kapısından haberi olmayan, mana kapısından haberi olmayan, manadan hiçbir pay almamış kimselerin bunu anlamaları, bunu idrak etmeleri mümkün değildir. Hele bu hadisin karcısı, hadisin karcısı, aklı bozuk, sütü bozuk, kanı bozuk, imanı bozuk, insanlığı bozuk kimselerin anlamaları hiç mümkün değildir. Onlara çünkü bu kapı kapalıdır. Mana Hz. Muhammed Mustafa’yı canından, malından, eşinden, çocuğundan, sevgilisinden, parasından, pulundan, makamından, dünyadan, ahiretten, cennetten, cehennemden fazla seven kimseye ancak bu kapı aralanır. Bu kapı başka hiç kimseye aralanmaz. Önce malından, sonra çocuğundan, eşinden, sevdiklerinden ve dünyadan ve ahiretten geçmeyen kimseye bu kapı aralanmaz. Bu iki rüya görmekte, iki hal görmekte olacak bir şey değildir. Her şeyden geçer o kimse. Geçilmesi gereken varlık aleminde her ne var ise ondan hepsinden geçer. Lef-i muhafız buna dahildir, arşala buna dahildir. Her şeyden geçersin.

Ancak sana o zaman mana kapısı aralanır. Başka türlü sana mana kapısı aralanmaz. O yüzden bunu anlayamazlar. Bunu anlamakta güçlük çekerler. Buna idrak edemez. Kalpler almaz, akıllar almaz, maneviyatlar almaz, beyinler almaz, yırtılır patlar çatlar. Yolda kalır. Bunu anlayamaz. Ne dedi Hz. Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretleri? İmanın kemaliyle alakalı. İmanın kemaliyle alakalı. Dedi ki beni mallarınızdan, eşlerinizden, çocuklarınızdan, makamlarınızdan, canlarınızdan fazla sevmedikçe imanınız kemal-i ermez. Sen önce benim dediğin elinin altındakini nereden fazla seveceksin onu. Bu ne demek biliyor musunuz? Nefsiniz kalmayacak. Bir meselede Hz. Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretleri bir şeye hükmettiyse orada senin hükmün kalmayacak. Orada senin aklın kalmayacak. Orada senin beynin kalmayacak. Bence demeyeceksin orada. Sen orada bence dediğin anda kayar senin her şeyin. Bu mürit-mürşid ilişkisinde de aynıdır. Sana sordu mu mürşidin

Sevginin Makamı, Mana Kapısı ve Allah’ın Hz. Peygamber’i Zikretmesi

bence diyorsun? Sormadı. Sen bence diyemezsin orada. Orada ikiliye düşersin. Orada kalırsın. Şeyhinin karşısında bence demezsin. Diyemezsin. Şeyhinin karşısında bence diyen haddi aşmıştır. Hz. Muhammed Mustafa’nın da sallallâhu aleyhi ve sellem hazretlerinde hadisinin karşısında bence der. Yine haddi aşmıştır o. Allah muhafaza eylesin. O yüzden o kimseye mana kapısı açılmaz. Bir kimse Sufi, Derviş o şeyhinin huzurunda bence dediğinde biter onun manası. Sana soran mı oldu? Fikrini söylüyorsun. Bence böyle olması lazım diyorsun. Hayır. Sana sorarsa Ahmet Efendi, Mehmet Efendi, Mustafa Efendi nasıl olması lazım? O zaman sen bence de. Öbür türlü karmış zararmış yürü. Zarar edeceğini düşünen insan gidip de bir üstade bağlanmaz. Evet. Biz adam toplayıcı, insan toplayıcı değiliz. Biz çoklukla övünücülerden değiliz. Biz dervişlerden para toplayıcı, mal makam toplayıcı, onlardan bir şey toplayıcı değiliz. Biz Allah yolcusuyuz.

Biz insanlar kırılacakmış, üzülecekmiş. Biz kimseyi kırmama, üzmeme gayret ederiz. Ama doğru neyse, Kur’ân Sünnet neyse usulüne uygun da konuşuruz. Kimseye göre din konuşacak değiliz. Kimseye göre sufilik konuşacak da değiliz. Bence diyen yolda kalır bu manada. O yüzden Hz. Muhammed Mustafa sallallâhu aleyhi ve sellem Hazretleri diyor ki eşinizden, çocuklarınızdan, mallarınızdan, atlarınızdan, beygirlerinizden, develerinizden, arabalarınızdan, hanlarınızdan, hamamlarınızdan, çocuklarınızdan ve en son ne? Canınızdan fazla sevmedikçe kemale eremezsiniz. İmanınız olgunlaşmaz. Evet, insanın imanının kemale ermesi budur. Bakın sevmedikçe, müteşem bir şey bu. Şu kadar namaz, şu kadar oruç, şu kadar zekat, şu kadar sadaka, şu kadar hac, şu kadar ibadet, bu kadar ibadet, bunları söylemiyor bize. Dikkat edin. Buradaki inceliğe dikkat edin. Dikkat edin. Diyor ki evlatlarınızdan, eşlerinizden, mallarınızdan, canlarınızdan fazla sevmedikçe sevginin üzerine kuruludur imanın kemale ermesi. Çok namazın üzerine değil, çok orucun üzerine değil, sevginin üzerine kuruludur.

Seversin ciğerini yara yara, seversin kalbinden kan damlaya damlaya, seversin gönlün gül bahçesi ola ola, seversin gözünün gördüğü yer bahar bahçesi ola ola. Neden dedim kan damlaya ve gül bahçesi diye? Hem kan damlar hem gül bahçesi olur. Hem ciğerin yarılır hem bahar bahçesi olur. Bir tarafında kan revan devam eder, bir tarafın gül bahçesi olur. Bir tarafında ciğerin yarılır, öbür tafta bahar kokusu alırsın. Sevmek böyle bir şeydir. Sevmek sadece bahar kokusu almak değildir. Bahar kokusuyla beraber ciğerin yanar senin. Bir tarafın yangınlar içindedir, kan revan içindedir, öbür tarafın gül bahçesidir. Bahar kokuları alırsın. Sevmek böyle bir şeydir. Kâh kan kokusuna bürünür burnun, kâh gül kokusuna bulanır gönlün. Sevmek böyle bir şeydir. O yüzden ne kan deryasında durursun ne gül deryasında durursun. Tabiri caizse bir ayağın kan deryasındadır, bir ayağın gül deryasındadır.

Sevmek böyle bir şeydir. O yüzden sevmek çok yüce bir noktadır. O yüzden sevmek en güzel bir noktadır. O yüzden sevmek meselelerin en fevkindedir. Bunları geçmeyince de manadan kapı aralanmaz. Manadan ilim de aralanmaz. De ki ben tıpkı sizin gibi bir beşerim ancak benim sizden farkım bana vahyi gelmesidir. Evet. Bu sulabı produktta alınmaktadır. Bu sulac bizi approximately fordurur. Hüsûlet Sûresi 6. ayet değil mi? Ne 6. sure değil, neden 6. demiş? 6 enam. Bakar mısınız Hüsûlet Sûresi? Ha buldum buldum 41. sure. E bu neden böyle demiş? Hüsûlet 6. ters 41’e 6 olacak o zaman. Hüsûlet. Ey Muhammed de ki ben ancak sizin gibi bir beşerim. Bana ilahınız yalnız bir tek ilah olduğu vahyolunuyor. O halde ona yönelin. Ondan bağışlamanızı dileyin müşriklerin vay haline. Yani bir tek ilah olduğu vahyolunuyor.

Burada evet vahyiyle gelmesi 41’e 6. Evet ona vahyi geliyor. Kur’ân’a göre Hz. Muhammed insan üstü bir varlık değil üstün bir insandır. Eyvallah. Biz de zaten insan üstü bir varlık demiyoruz. O insan, o melek değil. Ama sonuçta en üstün özelliklere sahip bir varlık insan. Kur’ân’ın ortaya koyduğu bu beşer peygamber tasavvurundan sapma örneklerinden birisi. Hz. Peygamberi aşırı yüceltme eğilimlerinden birisi olarak ortaya çıkan hakikati Muhammediye nazariyesidir. Biz sonuçta onu ne kadar çok aşırı yüceltmeye çalışırsak çalışalım az. Bunun hakikati Muhammediye nazariyesiyle alakası yok. Bizim yüceltmemize ihtiyaç yok ki zaten. Eşhedü en lâ ilâhe illallah ve eşhedü enne Muhammeden abdühü ve resûlühu. İsmini eklemiş kendisi eklemiş. Bizim yüceltmemize gerek var mı? Ey iman edenler Allah ve melekler Habibine salatü selam getiriyor. Sizler de salatü selam getirin. Kim yüceltiyor ki onu?

Hiçbir insan, hiçbir insan, hiçbir melek, hiçbir varlık Allah’ın yücelttiği gibi yüceltemez. Hz. Muhammed Mustafa’yı sallallahu aleyhi ve sellemi. Ve bütün insanları üst üste koysak hepsini bin kez, yüz bin kez, milyon kez kara kökünü, kara köpünü bilmem nesini alsak, çarpsak yine Allah’ın yücelttiği gibi yüceltemeyiz. Bunu neden kabullenmiyor ki insanlar? Bunun hakikati Muhammediyye nazarisiyle alakası yok söyledi mi? Cenab-ı Hak Kur’ân’ında başka bir kimseyi mi söylemiş Allah ve melekler ona salat ederler siz de salat edin diye? Biz Allah’ın salat ettiği, Allah’ın salat ettiği bir kimseyi yüceltme noktasında nereye kadar gidebiliriz ki? Bunu neden görmek istemiyor insanlar? Meşhurdur ya kim Allah’ı zikrederse Allah da onu zikreder. Ya bütün insanlar toplansa, Adem’den kıyamete kadar bütün insanlar toplansa, bir kimseyi yüceltmeye kalksalar, Vallahi de billahi de tillahi de bu ayeti kerimedeki Allah’ın yüceltmesine ulaşamazlar.

Kim Allah’ı zikrederse Allah da onu zikreder tekrar söylüyorum. Adem’den itibaren bütün insanlar bir kimseyi yüceltmeye çalışsa Allah’ın bu ayeti kerimede Allah da onu zikreder, yüceltmesine ulaşamaz. Kim ulaşabilir ki ya? Allah’ın zikrettiğini kim aşağıya çekebilir? Allah’ın zikrettiği bir kimseyi nereye kadar yüceltebilir bir kimse? Ve insanların insanlar

Salavat Farziyeti, Allah’ın Yücelteceği Hz. Peygamber ve Hadis İnkârcılığı

ı zikretmeleri haramdır. Bir kimse oturup da bir kimseyi zikredemez. Allah onu kendi üzerine almış, kendi emanına almış, kendi zat-ı uluhiyetine almış. Rahman onu zikreder demiyor, sıfatlarına bırakmamış, kendi zat-ı uluhiyetine koymuş. Allah da onu zikreder. İnsanların yüceltmesine ihtiyacı var mı Allah’ı zikredenin? İnsanların sevmesine, insanların alkışlamasına, insanların herhangi bir şeyine ihtiyacı yok. Gerçek manada Allah’ı zikrederse bir kul. Bu kibirlilik değil, bu Allah’ın yüceliğinin vermiş olduğu bir hal. Beni sen zikredeceksin, zikretmeyeceksin derdim yok. Ben Allah’ı zikrettiğim müddetçe o beni zikrediyor. Senin neyine ihtiyacın olur ki? Hiçbir şeyine. Ben Allah’ı zikrettiğim müddetçe veya zikreden bir kimsenin neye ihtiyacı olur ki? O yüzden Hz. Muhammed Mustafa sallallâhu aleyhi ve sellem Hazretleri dedi ki, Ya Rabbi bana zikreden değil, şükreden gönül ihsan eyle dedi. Amin. Hiçbir şeye ihtiyacı kalmaz çünkü. Bu ne büyük yüceliktir.

Aslında bu ne büyük saltanattır. Bu ne büyük şatahattır. Bu ne büyük şatafattır. Bir kulun üzerine ne büyük elbisedir bu. Bir kulun üzerine ne kadar muhteşem bir şeydir bu. Bunu idrakten uzak insanlar. Dikkat edin. Allah’ın zikrettiğini, Allah’ın zikretmesinden daha yüce bir makam olabilir mi? Allah’ın zikretmesinden daha eftal bir şey olabilir mi bir insan için? Kimseni daha fazla yüceltebilir, yükseltebilir ki? Bütün insanlar çatlasın neresinden çatlarsa. Allah’ı zikreden bir kimse, Allah’ı zikreden bir kimse. Bütün mükavanatın yaratılmışının en fevkine çıkmıştır o esnada. Neden? Allah onu hususi zikrediyor. Bundan daha yücesi bir şey var mı? Aynı şekilde Cenab-ı Hak peygamberine salatu selam ediyor. İdrakten uzak. Melekler de salatu selam ediyor. İdrakten uzak. İdrakten uzak. Ve iman edenlere söylüyor. Dikkat edin, iman edenlere söylüyor. Ey insanlar demiyor, ey iman edenler! İman edenlere, iman etmeyene değil.

İman edene diyor. Allah ve melekler. Peygamberine salatu selam ederler. Sizler de salatu selam edin. Allahu me sellallâ seyyidina Muhammed. Neden Cebrail geldi? Aleyhisselâm bir Ramazan ayında hutbeye çıkarken bir adım attı, amin dedi Allah Resulü sallallâhu aleyhi ve sellem. İkinci adım attı, amin dedi. Üçüncü adım attı, amin dedi. Ashab sordu hutbenin sonunda. Dedi ki Ya Resulallah, ne oldu ki? Yeni bir usul, yeni bir kaide mi? Din öğreniyorlar çünkü. Din öğreniyorlar. Dedi ki ne oldu? Dedi ki Cebrail kardeşim geldi. Bu Cebrail kardeşim sözü tırnak içinde beni ihya ediyor. Kardeşi. Cebrail kardeşim geldi dedi. Dedi ki sallallâhu aleyhi ve sellem. Ey Muhammed, Ramazan ayı geçer de bir kimse af olmazsa Allah ona lanet etsin. Hazreti Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretleri de amin dedi. İkinci adım attı. Dedi ki ey Muhammed sallallâhu aleyhi ve sellem.

Kim anne ve babasının yaşlılığına rastlar da cenneti kazanmazsa Allah ona lanet etsin dedi. Amin dedi. Üçüncü adım attı. Dedi ki ey Muhammed, senin ismin bir yerde geçer de anılır da orada sana salatu selam getirilmezse. Allah onlara lanet etsin dedi. Amin dedi. hadîs-i şerîf. Tabi hadis-i şerifleri inkar edenlere geçerli değil bu. İman edenlere geçerli. Bu iman edenleri bağlıyo. İman etmeyen hadis inkarcısı zındıkları bağlamıyo. İman etmeyen hadisin inkarcısı sapık kafirleri bağlamıyo bu. Bu iman edenleri bağlıyo. Onlar, Hz. Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretinin adı geçilirse ona salatu selam okurlar. Meleklerle ve Allah’la celle celaluhuyla aynı işte, aynı dairede, aynı paralelde bir olurlar. Neden salatu selam okuruz? Allah salatu selam ediyor. Melekler salatu selam ediyor. Sen de salatu selam ediyorsun ona. Kimin işiyle işlendin? Allah’ın işiyle işlendin. Safi meleklerin işiyle işlendin.

Sen de onların safında oldun. Bir sufi girdiğinde salatu selam vardır. Gerçek manada salatu selam okur. Bir sufi girdiğinde salatu selam vardır. Gerçek manada Muhammed’i bir sufi girdiğinde salatu selam muhakkak vardır. Muhakkak. Salatu selamsız bir virt olmaz kolay kolay. Özel şeyler vardır onlar hariçtir. Ama bir kimsenin muhakkak salatu selamı vardır. Salatu selam etmek farzdır. Farz. Yüz tane salatu selam getirmek sünnettir. On tane salatu selam getirmek sayısal olarak sünnettir. Salavat-ı şerife salatu selam etmek farzdır. Anladınız mı burayı? Farz. Sakın salatu selamı getirmeyi sünnet olarak adletmeyin. Ayetle ve emirle sabittir. Yüz tane sayısal olarak sünnettir. Çünkü hadis vardır. Kim bir tane salatu selam getirirse Allah ona on sevap on derece on günahlarını siler. Kim on tane salatu selam getirirse Allah ona yüz derece verir. Yüz günahını affettirir yüzde sevap verir.

Size bir dereceden haber vereyim mi? Ver ya Resulallah. Uhud’da altın olsa tasattuk etseniz bir dereceye ulaşamazsınız. Kim yüz salatu selam getirirse diye hadîs-i şerîf devam eder. Bu sayıları sünnettir. Namazın arkasından Subhanallah elhamdülillah demek namazın arkasından zikretmek farzdır. 33.33 sünnetidir. 33.33 Siz namazlarınızı kıldıktan hemen sonra ayakta yatarken yanlarınızın üzerine yatarken ayakta otururken Allah’ı zikredin. Namazlarınızı kıldıktan hemen sonra namazı kıldıktan hemen sonra Allah’ı zikretmek farzdır. Namazı kıldıktan hemen sonra Allah’ı zikretmek farzdır. 33.33 sünnettir. 33.33 sünnettir. Bize tutturmuşlar. Namaz sonra tesbih olsada olur olmasa. Otur! İlimsiz, infansız seni. âyet-i kerîme var. Namazlarınızı kıldıktan hemen sonra otururken, ayaktayken, yanlarınızın üzerine yatarken Allah’ı zikredin. Farz! Sakın ha! Bir kimse namazdan sonra zikri terk ederse sünneti terk etmez, farzı terk eder. Farzı terk eder o kimse. Çünkü önemli yerlerde ayet ve hadisanlerle nasıl zikredileceğine dair dikkat edin. hadîs-i şerîf kim sabah namazını kıldıktan sonra bulunduğu yerden oturmadan kalkmadan Allah’ı zikrederse.

Dikkat edin. Öyle zikri hafife almak. Olsa da olur o. Yok öyle şey. Bu milleti zikirden uzaklaştırdılar. Bu milleti zikiri sevmekten uzaklaştırdılar. Böylece bozdular bizi. Böylece ifsad ettiler. Böylece bizi dinimizden uzaklaştırdılar. Daha da uzaklaştırmaya çalışıyorlar. Daha da uzaklaştırıyorlar. Hz. Peygamberin sallallâhu aleyhi ve sellem hazretlerine salatu selam getirmek farzdır. Farz. Kim yüceltecek ki Hz. Peygamberin sallallahu aleyhi ve sellemin. Biz Allah’ın yüceltmesinin önünde acizliğimizi görürüz sadece. Onun yücelttiğini biz ne kadar metrisen a edersek edelim. Sadece muhabbetimizi göstermiş, sevgimizi göstermiş oluruz. Onu dillendirmiş oluruz. Biz ne yaparsak yapalım nereye yücelteceğiz ki onu? Allah bizi affetsin. O yüzden bu hakikat-i Muhammediye nazariyesi olsan olacak olmasan olacak. Zaten hakikat-i Muhammediye nazariyesi Cenab-ı Hak’ın kendi yüceltmesinden çıkıyor. Allah bizi muhafaza eylesin. Mesela İbni Hazm ölümü 1064 Hz. Peygamberi tanrılaştıran ve Muhammediye adıyla bilinen bir fırkanın mensupları Muhammed Allah’ın ta kendisidir iddiasında bulunmuşlardır.

Allah onların bu inkarlarından uzak ve üstündür. El-Benneki ve Feyyat bin Ali bu gruptandır. Ebu Muhammed Ali bin Ahmet bin Hazm el-Zahiri el-Fiisa 47-48. sayfa. Zaman zaman değişik anlayışa sahip kimseler bu hataları yapabilirler. Birileri bir hata yaptı, birisini ilahlaştırdı diye bu herkese mal olacak bir şey değil. Böyle bir şey yanlış olmaz mı? Şimdi Vatikan’da bazı papazlar eşcinsel, bazı papazlar çocuk istismarcısı. Vatikan’ın içi kaynıyor. Sebep bazı papazlar eşcinsel kendilerini kadın gibi kullandırıyorlar. Bazı papazlar da erkek çocuklarla cinsel ilişkiye giriyorlar. Yani erkek çocuklara livatay yapıyorlar. O çocuklara tecavüz ediyorlar. Eşcinsel papazlar var. Aynı zamanda genç erkek çocuklara cinsel tacizde, tecavüzde bulunan papazlar var. Ve bunlar Vatikan’ın içerisinde üst noktalarda. Bunlara dokunamıyorlar. Çünkü Vatikan’da devlet içerisinde bir şey yok. Biz şimdi Vatikan’ın içerisinde eşcinsel papazlar var. Vatikan’ın içerisinde genç erkeklere tecavüz eden papazlar var diye bütün papazlar bu iş yapıyor diyebilir miyiz?

Diyemeyiz. Diyemeyiz bakın. E değil miyiz? Diyemeyiz. Diyemeyiz bakın. E doktorlar var Türkiye’de söyleniyor. Bayan hastalarına bayıltıcı uyuşturucu verip tecavüz ettiğine dair. Hasta bakıcılar var Türkiye’de. Hastanede baygın yatan kadınlara tecavüz ediyor diye. Biz şimdi bütün sağlık sektörünü bu kategoriyi koyabilir miyiz? Anlatılıyor kulaktan kulağa. Deniliyor ki hakimler var Türkiye’de. Milyon dolarlar alıyorlar. 100 binler, 200 binler, 300 binler havada dolaşıyor. Adalet mekanizması batmış vaziyette diyorlar. Diyorlar. Gazetelerde haberler var, internette haberler var. Yakalanan hakimler var rüşvet alır verirken. Yakalanan savcılar var rüşvet alır verirken. Şimdi biz diyebilir miyiz bütün adalet mekanizması rüşvetin üzerine kurulu? Söylüyorlar. Diyorlar ki Yargıtay’da şu kadar para ver dosyanı düzelsinler. Diyorlar. İnternetten haberler okuyoruz. Şimdi diyebilir miyiz biz adalet mekanizması böyle çalışıyor diye? Söylüyorlar. Diyorlar ki yüksek bürokratlarda milyon dolarlar dolaşıyor. Trilyonlar dolaşıyor. 100 binlere, 200 binlere, 300 bin leralar, 500 bin leralar dolaşıyor.

Diyorlar. İşte haberler var, yakalananlar var. Adalete teslim edilenler var. Teslim edilenler var. Diyebilir miyiz şimdi biz bütün yüksek bürokratlar böyle diye? Birisi mesleğini istismar edebilir. Meslek istismarıcı olabilir. Polisler var rüşvet alırken yakalanıyor. Diyebilir miyiz biz bütün polisler rüşvetçi diye? Esnaf

Soru-Cevap: Rüşvet Genellemesi, Hz. Osman’ın Şehadeti ve Diğer Meseleler

lar var. Birisi borcunu ödeyemezse kat kat faiz oluyor. Katliyor Allah katlıyor. Diyebilir miyiz biz bütün esnaflar faizcidir diye? Diyemeyiz. Bu da onun gibi bir şey. Birisi bir haddi açmış olabilir, bir söz söylemiş olabilir. Bu bütün insanları bağlar mı? Hayır. Birisi bir mesleğini icra ederken istismar edebilir. Edebilir. Edebilir. Bir sufi topluluğun içerisinden de sufili istismar eden, o topluluğu istismar eden kimseler çıkabilir mi? Evet. O topluluğun hepsini de tü kaka mı yapacağız? Böyle yaparsak o zaman muaviye’nin o sıkıntılı hukukunu uygulamış oluruz. O zaman deriz ki ne dedi muaviye? Hz. Osman raddellahu an hazretlerini şehit eden bu topluluk. Bu topluluk kim? 5000 kişi. Nereden geldi? Mısır’dan geldi. Muaviye de kendi 5000 askerini aldı getirdi tam tesis attı. Medine’nin dışında konuşlandırdı. Dedi ki benden haber gelmedikçe hareket etmeyin. Onlar onun emrini bekledi hareket etmediler.

O gelen 5000 tane eşkıya sürüsü, o gelen 5000 tane Mısır tarafından geldiler. O çapulcular, o gelen 5000 tane bayi sürüsü, eşkıya sürüsü, akılsız ferasetsiz. Hz. Osman efendimizi oruçluyken şehit ettiler. Kur’ân-ı Kerim okurken şehit ettiler. Muaviye’nin askerleri de Medine’nin dışında onun şehit olmasını seyrettiler. Muaviye’nin askerleri de Medine’nin dışında onun şehit olmasını seyrettiler. Hiçbir müdahalede bulunmadılar. Şam’a Vali tayin eden de Hz. Osman efendimizdi. Vali askerlerini emretmedi Hz. Osman’ı koruyun diye. Vali askerlerini emretmedi Hz. Osman’ı koruyun diye. Dedi ki benden haber beklemeden hiçbir şey yapmayın. Hz. Osman efendimiz şehit olunca Asher-i mübeşşere bu 5000 silahlı askerin kılıçlarının altında Hz. Ali efendimizi halife olarak biat ettiler. Bütün plan bozuldu. Hz. Ali efendimiz 5000 kılıcınla mızrağın önünde halife oldu. Cesaret bu. Zaten Hz. Osman efendimizin evi muhasara altındayken içecek su bile vermezken o eşkıyalar Evet o yezidiler.

Hz. Osman efendimiz her gün elinde ekmek, elinde su bütün herkesi yararaktan kılıçlarının altında tek başına, tek başına bütün Medineliler suskun bütün ashab suskun Herkes başını sokacak bir yer arıyor. O bahadır, o cesaret misali, o peygamber damadı sallallâhu aleyhi ve sellem. O Ali’l-Kerrar. O eline ekmeği alıp suyu alıp kılıçların gölgesinde ona ekmek ve su götürüyordu. Her gün, her gün o muhasara altında her gün, her gün kılıçların şakırtısının altında gidiyordu. Tabiri caizse kelli kelle koltuğunda gidiyordu. Hz. Osman efendimizin yanına. Evet, koruması yok, yanında avanesi yok, yanında askerleri yok. O öyle cesaretliydi hak ve hakikat yolunda. Her gün onun ekmeğinin suyunu götürüyordu, geliyordu. Ve Hz. Osman’ı şehit ettiler, göz göre göre şehit ettiler. Göz göre göre şehit ettiler. Muaviye’nin 5 bin tane tam teczatlı, bugünün için bugünün için tam teczatlı komando birliği gibi düşünün. 5 bin kişilik.

Onlar orada Medine’nin başka bir yerinde konuştuğu bir vaziyette emir bekliyorlar. Hz. Osman efendimiz şehit oldu. Şehit olunca daha o şeyler duruyor. Şehit olunca daha o şeyler duruyor. Eşkıyalar. Bakın Muaviye’nin askerleri de duruyor. Birisi şehit etti, birisi seyretti. Müdahale etmeye gücü var mıydı? Vardı. Korumaya gücü var mıydı? Vardı. Bazen bir şey yapmamak en ağır yapmak kadar suçtur. Yapanı seyredersin durdurmaya gücün varken durdurmazsan sen de yapmış gibi olursun. Yapmadan günaha kebare girmek budur, yapmadan suç işlemek budur. Hz. Ali efendimiz emir el müminin hırkasını giydi. Dedi ki katilleri bulup onların cezasını vereceğiz. Muaviye hemen dedi ki hareket etti. Dedi ki bunların hepsi de bayi, hepsi de isyancı, hepsinin de kılıçtan geçirilmesi lazım dedi. Bakın iç savaş çıkarmak budur. Demezler mi sana sen neden korumadın Hz. Osman efendimizin evinin etrafına tam teçhattı komandolarınla diye?

Hz. Ali efendimiz durdurdu. Dedi ki katilleri bulup onları katleteceğiz ve katiller bulundu ve onlar katledildi. Hz. Ali efendimiz de muaviye arasındaki fark budur. Hukuk iştahıdır. O yüzden biz Ali taraftarıyız, muaviye taraftarı değil. Ben kendi nefsim için söyleyeyim. Ben Ali taraftarıyım. Ben muaviye taraftarı değilim. O yüzden bir topluluktan bir kimse suç işleyebilir. Suç ona aittir. Suç topluluğa ait değildir. O topluluğu birisi suç işleri diye kirletemeyiz. birisi de çıkmış, İbn-i Hazm diye bir kimse böyle söylemiş. Bu onu bağlar. Bu ümmeti Muhammed’i bağlamaz inşallah. Buradan devam edeceğiz. Buraya bir devam diye yazdım. 11. sayfanın ikisinin ikinci yarısından parografından sonra inşallah. Burada sorular var ama hakkınızı helal edin. Bu soruları da haftaya buraya getirin. Bunlara bakmaya gayret edelim. Geceniz hayır olsun. Allah yar ve yardımcınız olsun. Kalem kiminse alsın. Selamun aleyküm.


Kaynaklar ve Referanslar

Kur’ân-ı Kerîm — Kehf Sûresi, 110. Âyet — “Ben de sizin gibi bir insanım; ancak bana ilah olarak yalnızca Allah’ın ilah olduğu vahyedilmektedir.” — Peygamberlerin beşer yönünün delili; ancak bu âyetin peygamberlerin hiçbir üstün özelliği olmadığı şeklinde yorumlanması hatalıdır.

Kur’ân-ı Kerîm — Meryem Sûresi, 19. Âyet — “Ben Rabbinin elçisiyim; sana tertemiz bir çocuk bağışlamak için gönderildim.” — İsa Aleyhisselâm’ın beşikte konuşması Kur’ân’ın doğruladığı mucizedir; meal seçiminde ideolojik yönlendirme bu âyetin yorumuna kadar uzanmaktadır.

Kur’ân-ı Kerîm — Zâriyât Sûresi, 56. Âyet — “Ben insanları ve cinleri ancak bana kulluk etsinler diye yarattım.” — Allah’ın bilinmek istemesinin Kur’ânî temeli; peygamberliğin bu ilâhî amacın hizmetinde seçilmiş bir görev olduğunun delili.

Hadîs-i Şerîf — Salavat Farziyeti — “Hz. Peygamber’e salavat getirilmeyen meclisten kalkan pişmanlık duyar.” (Tirmizî, Daavât 100) — Salavatsız oturulan meclislerin manen zararlı oluşunun hadîs-i şerîf ile ispatı.

Hadîs-i Şerîf — Salavat Müjdesi — “Kim Hz. Peygamber’e on salavat getirirse Allah ona yüz derece verir, yüz günahını affeder, yüz sevap yazar.” (Müslim, Salât 70) — Salavatın miktarı arttıkça mükâfatın da katlandığının beyanı.

Kur’ân-ı Kerîm — Ahzâb Sûresi, 56. Âyet — “Şüphesiz Allah ve melekleri Peygamber’e salât ederler.” — Allah’ın bizzat salavat getirmesinin anlamı: Hz. Peygamber’i yüce makamda zikretmek. Hiçbir insan Allah’ın yüceltmesini aşağıya çekemez.

Kur’ân-ı Kerîm — Mâide Sûresi, 32. Âyet — “Kim bir nefsi haksız yere öldürürse bütün insanlığı öldürmüş gibidir.” — Hz. Osman’ın şehadetinin ve benzeri fitne hareketlerinin İslâm’daki yerini belirleyen temel âyet.

Meal Seçiminde Dikkat Edilmesi Gereken Ölçütler — Mealin yazıldığı dönem, yazarın ilmî geçmişi, bağlı olduğu akım ve hadîs inkârcılığına eğilimi belirleyicidir. 19 kat sayısına göre meal, kat kat faizi meşrulaştıran meal ve hadîsi reddeden meal güvenilir kaynak değildir.

Mürşid-Mürit İlişkisinin Âdabı — Mürit mürşidine ‘bence’ diyemez; sorulmadan görüş beyan etmek ikiliye düşmek ve manevi yolda duraklamaktır. Mevlânâ’nın ‘bana bakın değil Hz. Peygamber’e git’ demesi bu prensipla örtüşür: esas merkez daima Hz. Peygamber’dir.

Hz. Osman Radıyallâhu Anh’ın Şehadeti — Hz. Osman’ı şehit edenler beş bin kişilik örgütlü bir gruptu; bu topluluk münafıklardan ve fitne ehlinden oluşmaktaydı. Efendi hazretleri bu olayı günümüz fitne hareketleriyle birlikte değerlendirmiştir.


Bu sohbet-i şerîf, Mustafa Özbağ Efendi hazretlerinin 2018 yılında Karabaş-ı Velî Tekkesi’nde icra buyurduğu 39. sohbetin transkriptinden tez formatında düzenlenmiştir. Orijinal video: https://www.youtube.com/watch?v=_u7OfKVCHFw