Mustafa Özbağ Efendi hazretleri, Karabaş-ı Velî Tekkesi’nde icra buyurulan bu 38. sohbet-i şerîfinde Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî’nin Mesnevî’sinin 300. beytini şerh ederek — ‘Allah kimin ruhuna mihenk vurursa ancak o kişi yakîni şüpheden ayırt edebilir’ — ilâhî hidayetin kalbe yerleşmesinin hakikatini ortaya koymuş; dervişliğin ince ahlakını ‘ele geleni yememek, dile geleni dememek’ düsturuyla özetlemiş; doğru sufiliğin insanı Hz. Muhammed Mustafa sallallâhu aleyhi ve sellem hazretlerine yönlendirdiğini, Hz. Mevlânâ’nın da bizzat ‘bana bakın değil, Muhammed Mustafa’ya git’ dediğini beyan etmiş; Allah Teâlâ’nın arıya vahyetmesini örnek vererek kendi kullarına da ilham ettiğini ve münacaatın derinliğini işlemiş; Hz. Âişe annemizin ‘günler geçerdi de Hz. Peygamber’in evinde duman tütmezdi’ rivayetiyle Peygamber-i Zîşân’ın sade hayatını ve bu sadeliğin günümüze dersini anlatmış; terör meselesinde nereden gelirse gelsin şiddete karşı net İslâm tutumunu ortaya koymuş; soru-cevap bölümünde istihare namazının sahih yöntemi, evlilik kararında ilâhî işaretler ve diğer çeşitli meseleleri ele almıştır.
Mesnevi 300. Beyit Şerhi: Yakîn ile Şüpheyi Ancak Allah’ın Aydınlattığı Ruh Ayırt Edebilir
Selamun aleyküm. Allah gecenize hayır etsin inşallah. Gündüzünüzü hayırlı eylesin. Ayınızı, yılınızı, ömrünüzü hayırlı eylesin inşallah. Üç yüzüncü beytten devam edeceğiz inşallah. Allah kimin ruhuna mihenkorsa, ancak o kişi yakini şüpheden ayırt edebilir. Buraya okumuştuk, buradan devam edeceğiz. Diri bir kişinin ağzına bir şey sıçrayıp girse, o adam onu dışarıya çıkartıp attığı zaman rahatlaşır. Binlerce lokma arasında ağzına ufacık bir çöp gir, değil mi? Diri kişinin hissi onu duyar, sezer. Dünya hissi bu cihanın merdivenidir. Din hissi de göklerin merdiveni. Bu hissin sağlığını hekimden isteyiniz, o hissi sağlığını Habib’den, yani Hz. Muhammed Mustafa’dan isteyiniz. Salon görevlilerine rica etsem bu salonun ışıklarını yakabilirler mi acaba? Diri bir kişinin ağzına bir şey sıçrayıp girse, o adam onu dışarı çıkartıp attığı zaman rahatlaşır. Yemek yeriz ya, yemek yerken dişlerimizin arasına bir şey sıkışıp kalmış olsa hemen rahatsızlık duyarız ondan.
Veya da ağzımıza bir çöp atsa rahatsızlık duyarız. o kimse ağzında eğer farklı, sert bir şey, rahatsız edişe bir şey alırsa, yutarsa, ağzında durursa ondan hemen haberdar olur. Onun sağlıklı olduğunu gösterir o. Mesela et yerken diyelim ki bir kemik parçası dişimizin arasına sıkışıp kalsa rahatsız oluruz. Veya da balık yerken kılçık ağzımıza takılıp kalsa, boğazımıza takılıp kalsa rahatsız oluruz. Onu dışarı çıkarmadıktan sonra bir türlü rahat edemeyiz. Muhakkak onu ağzımızdan dışarı çıkaracağız. Veya da vücudumuza bir diken batsa, bir iğne batsa ondan rahatsızlık duyarız, onu dışarı çıkarmaya çalışırız. Eğer o kimse vücudundan haberi varsa, vücuduna bir şey battığında hemen ondan rahatsızlık duyar. Şeker hastaları müstesna. Mesela hastalık var ya hastalıktan dolayı şeker hastasını iğne batırsanız o kimse rahatsızlık duymaz, fark etmez. Yanar, rahatsızlık duymaz, fark etmez onu. Vücudundan haberi yok çünkü.
Veya bir tarafı kesilir, bir gün sonra iki gün sonra bakar, aaa buram kesilmiş benim der. Görmediyse acıyı hissetmediğinden dolayı o herhangi bir rahatsızlık duymaz. O kimsenin vücudunun rahatsız olduğunu gösteriyor. Veya hasta komada, ona normalde iğneye batırıyorsunuz, o of bile demiyor. Veya uyuşturulmuş vücudu, o kimsenin vücuduna bir şey batırıyorsunuz, hissetmiyor. O diri hükmünde değil rahatsız hükmünde. İşte eğer bir kimse diriyse, vücut olarak vücudunda bir rahatsızlık varsa hemen hisseder. Başım ağrıyor der, midem ağrıyor der, kolum ağrıyor der, şu ram acıyor der, buram acıyor der. Bir şekilde o rahatsızlığını dile getirir. Burada iki türlü dirilik var. Hz. Piyerin anlattığı. Bir dirilik var, zahiri, vücut dirili. Yani o kimsenin vücudu sağlıklısa ve diri ise o vücudunda herhangi bir sıkıntı, bir problem olduğunda onu fark ediyor. Onu fark edince ondan rahatsızlık duyuyor.
O rahatsızlığını tedavi etmediği müddetçe, o rahatsızlıktan kurtulmadığı müddetçe rahat edemiyor. İkinci dirilik var. Bu ikinci dirilik de manevi. O manevi diriliği elde etmezse o kimse de manenin rahatsızlığının farkında değil. Mesela bir kimse haram lokma yiyor farkında değil. Bir rahatsızlık hissetmiyor çünkü hasta, manevi olarak hasta. Eğer normalde bir günah işlediğinde, bir günah daldığında böyle müthiş bir şekilde rahatsızlık duyup pişman oluyorsa o kimse manevi olarak diri. Biz ona levvame nefis diyoruz. kendisini levmeden, pişman olan, o günahı işledikten sonra kendi kendine kahrolan, ben nasıl böyle bir şey yaparım diyorsa o manevi bir uyanış içerisinde, o manevi bir uyanış içerisinde olduğundan dolayı, yapmış olduğundan dolayı sıkıntı yaşıyor. Ve ondan kurtulmadıkça, bakın ondan kurtulmadıkça rahat etmiyor. Eğer bir günahtan kurtulmak istemiyorsa bir kimse o günahtan rahatsızlık duymuyor. Onunla tabiri caizse arkadaş olmuş, onunla eştaş olmuş, onunla yoldaş olmuş, onunla hemhal olmuş, günahla iç içe yaşıyor, onu günah olarak görmüyor.
Bir yanlışlıkla iç içe yaşıyor, onu yanlışlık görmüyor. Mesela örnekliyorum şimdi, hiç kimse üzerine alınmasın, bunlar toplumsal rahatsızlıklar. Adem’den itibaren bütün peygamberler ümmetlerini bu haramlardan korundurmaya, sakınmaya, bununla alakalı tebliğler etmişler. Haksız yere adam öldürmek, anne-babaya asi olmak, Allah’a şirk koşmak, haram yemek, haram yemek. Bundan rahatsızlık duymuyorsa bir kimse mesela o haram yemeğe devam ediyor. Mesela işte rüşvet alıyor, iltimas geçiyor, adaletsizlik yapıyor. Bundan rahatsızlık duymuyor, tembellik yapıyor, çalıyor, hırsızlık yapıyor. Hırsızlık yapıyor, hırsızlık gidip birisinin malını almak değil sadece. Bir iş yerinde çalışıyor, sekiz saat çalışması lazım. Gidiyor iki saat telefonla oynuyor gün içerisinde. Ya sen burada sekiz saatlik ücret alıyorsun, iki saat telefonla oynama ücretini düşelim mi? Eee ıkçık ıkçık. Çalıyorsun, hırsızlık yapıyorsun. Sen burada çalışırken telefonu eline alma, alıyor. Ben en sonunda dedim, ben hırsızlık yapıyorsunuz, benim hakkıma giriyorsunuz.
Ben sizin maaşlarınızı bir gün sonra mı ödüyorum? Hayır. Anlaşmamı uyuyor muyum? Evet. Bütün haklarınızı alıyor musunuz? Evet. Bu telefon ne elinizde? İstemiyorum sizin telefonla oynamanızı. Bırakın kasaya. Bırakın kasaya. Bir kısmı işi bıraktı. Neden? Rahatsız. Bir çalma rahatsızlığı var, iki telefon rahatsızlığı var. Hırsızlık sadece birisinin malını almak değil. Çalışan insanlar hakkıyla çalışmıyor. Sekiz saat çalışacak, sekiz saat çalışmıyor. Kajteriyon, devlet memuru. Oradan bilgisayardan açmış, internetten başka yerlerde dolaşıyor. Siz göremiyorsunuz ya bilgisayarı. Karşıda bekliyorsunuz siz. O bilgisayar da siz onu bir şey yapıyor zannediyorsunuz. Oyun oynuyor. Hanımefendi oyunu kapatır mısınız? Benim işime bakın deyince nereden biliyorsun dedi. Biliyorum dedim, sen oyun oynuyorsun. Böyle baktı kızdı. Dedim yemin edin oynamadığınıza dair. Ses yok. Nereden biliyorsunuz dedi ben tahminleri kuvvetli bir insanım dedim. Hırsızlık yapıyor. Resmi dairede hırsızlık yapıyor. Bir öğretmen hırsızlık yapıyor.
Bu günah-ı kebalilerden, Adem’den itibaren. Büyük günahlar bellidir. Hiçbir dinde değişmez. Adam öldürmek Adem’den beri haram. İçki içmek Adem’den beri haram. Zina etmek Adem’den bile haram. Adem’den itibaren haram. Bakın bu haramlar iyi sevilikte ayrı, mu sevilikte ayrı, Muhammedilikte ayrı değil. Bunlar ayrı değil. Allah’ın kanununda değişiklik olmaz. Bakın Allah’ın kanununda değişiklik olmaz. İnsanlar onları eğerler, bükerler. İnsanlar onları değiştirirler. Allah yani Adem’in halkına adam öldürmeyi serbest edip de Muhammed’in halkına mı serbest edecek? Yok hayır. Böyle bir şey yok. bu haramı işlediğinde, herhangi bir haramı işlediğinde o kimse bir rahatsızlık duymuyorsa o manen ölü. Bakın o manen ölü. O haram helal tanımıyor, yanlış eksik tanımıyor. Yunus söylemiş ya, ele geleni yersin, dile geleni dersin, böyle dervişlik dursun. Sen derviş olamazsın demiş. Demek ki sufili
Dervişlikte İnce Ahlak: Ele Geleni Yememek, Dile Geleni Dememek
k de ince ahlak lazım. O kimsenin hissetmesi lazım. Ele geleni yememesi lazım. Dile geleni dememesi lazım. İnce düşünmesi lazım. Anneye babaya asi oluyor. Yapma kardeşim böyle sufilik olmaz. En büyük günah kebalilerinden, kebalilerden ikincisi siz anne babanıza öf bile demeyiniz. Annesi bilmez, babası bilmez, büyükleri bilmez. Hiç kimse bilmiyor. Bizim kız veya bizim oğlan biliyor. Her şeyi o biliyor. Annesi yanlışta, babası yanlışta, amcalar yanlışta, dayılar, teyzeler, neneler, dedeler hepsi de yanlışta. Bizim oğlan ve kız çok iyi biliyor. O doğrudan. Yapma. En büyük günah kebâir. O sana haram bir şey söylemediği müddetçe dinle. Hazreti Mevlânâ Mesnevi’nin başında diyor ya, dinle. Dinle. Dinlemezsen helak olursun. Allah muhafaza eylesin. İşte nasıl diri bir kişi, tat alması mükemmel olan bir kişi. Hani kimisinde müzik kulağı vardır ya, böyle bir gıygıy ses çıkarırsın, o doğ der, o siyiden çıkardı der.
O ne diyoruz biz ona? Müzik kulağı çok iyi. Veya Vedat Müller çıkıyor ya NTV’de, Şapurdot’a Köpürdet’e bir güzel yiyor. Yok, bunun şusu eksik. Bunun şusu fazla ve Vedat Müller sonuçta. Adam ne? Bizim ülkemizin dünyaca büyük gurmesi. Ağzı tat alıyor. Ağzın tat hissi kuvvetli. Hepimizden fazla kuvvetli, bilgili. Yemeğin içerisinde ne tat olduğunun farkına varıyor. Diyor ki bunun karabiberi fazla gelmiş. Veya bunun kimyonu fazla gelmiş. Biz hapur küpür yiyoruz lahmacunu, kebabı, usunu busunu yemeği. Bakmıyoruz ki içinde neyi fazla neyi eksik. Hatta kimimiz görüntüye bakıyoruz. Kırmızıyı seviyorsa ne güzel yemek kız kırmızı olmuş, harika. Biz ama onun tadını tat kontrolü olmadığından iyi mi kötü mü olduğunu bilmiyoruz. Ağzımız tat almıyor. Manen de böyle. Manen tat almazsan sıkıntı büyü. Diyor ki sen bu vücut sağlığını normal hekimden git öğren.
De ki benim vücudum hislerim çalışmıyor. Bir tarafım yaralanıyor, yaralandığında hissetmiyor. Benim kolum kırılıyor, ben bakıyorum aaa kol kırılmış. Bunu hissetmiyorum. Bununla alakalı tedavi görmem lazım. Eyvallah. O kimse bakacak. Bunun hislerinde bir kayıp mı var? Omurilik soğanından komple sinir sistemini ne yapacak? Elden gözden geçirecek. Ne yapıyor işte o nörologlar? Elinde bir tane çekiç vuruyor dizine. Ben gittim de oradan biliyorum. Benim vücudumun belirli yerlerine böyle hızlı bir şekilde dokandı. Hissediyor musun? Evet dedim. Bir daha dokandı. Ya hissediyorum her şeyimi hissediyorum. Benim bir sıkıntım yok dedim ben. Ondan sonra bir daha kontrol etti hissediyorum. o filmlerde var ya hani dizini koyuyor da dizine vuruyor. Ha benim dizime vurdu hissediyorum. Ya hissediyorum doktor hanım her şeyi hissediyorum. Bir sıkıntım yok benim. Allah razı olsun. Beyin damarlarında tıkanıklıktan git dedim.
Böyle yaptı. Siz felç geçirmişsiniz dedi. Başımda üç tane doktor birisi profesör. Dedim siz ben felç geçirmedim. Felç’i bir şekilde göndereceksiniz herhalde dedim. Bu konuda karar verdiniz galiba. Sebeb vuruyor hissediyor musun diye. Bu hissiyatını kaybettiysem normal doktora gideceksin diyor Hz. Mevlânâ. Ama manen hissiyatını kaybettiysen bunun içinde diyor. Sen bu hissin sağlığını Hz. Muhammed Mustafa’dan öğren. Kendini mihenk olarak oraya tut. Örnek protip olarak onunla örnekleştir kendini. Protip olarak ona git. Dikkat edin. Doğru sufilik Hz. Muhammed Mustafa’ya yönlendirir. Hz. Mevlânâ bana bak
Doğru Sufilik Hz. Muhammed Mustafa’ya Yönlendirir: Mevlânâ’nın Ölçüsü
ın demiyor. Diyor ki bu manevi his kaybını sen öğrenmek istiyorsan. Bunun tedavisini uygulamak istiyorsan. Sen Muhammed Mustafa’ya git. Onun ölçüsüne bak. Onun şifasını. Onun söylediklerini dinle. O bize ne getirdi? Kur’ân getirdi. Ne dedi? Kur’ân şifadır dedi. Sen o manevi şifaya başvur. Kur’ân ve sünnet şifasına başvur. Manen dirilmek istiyorsan. Manen ölünün dirilmesini istiyorsan. Kur’ân ve sünnete sımsıkı yapış. Manen sen ağzına girenden çıkandan haberin olmasını istiyorsan. Sen Kur’ân ve sünnete sımsıkı yapış. Enam süresi ayet 104. Doğrusu size Rabbiniz tarafından basiretler verilmiştir. Artık kim hakkı görürse faydası kendisine. Kim de kör olursa zararı kendinedir. Ben üzerinize bekçi değilim. Bunu Hz. Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretlerinin dilinden söylüyor. Cenab-ı Hak bu basiretini verdi. Size insan olarak Adem’den itibaren size bütün isimlerini öğretti. Bu basiretinizi açmaz. Bu basiretinizi harekete geçirmez.
İnsanı kamil olma. İyi insan olma yolunda. Yürümezseniz bunun sorumlusu din değil. Bunun sorumlusu Allah değil. Bunun sorumlusu Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretleri değil. Bunun sorumlusu kim? İnsanın kendisi. Ya kendisini dir etme noktasında Kur’ân ve Sünnet’e sımsık yapışıp basiretini aşacak? Çünkü Cenab-ı Hak bütün insanların gönüllerine basiret duygusu verdi. O basiret haramlarla örtüldü. İmansızlıkla örtüldü. İsyanlarla örtüldü. İs kimsede fazla ye kimsede eksik değil. Cenab-ı Hak nurunu saçtı herkese. Birisi o nurun üzerine imansızlıkla, küfürle, haramlarla örtü. O iman nuru onda tecelli etmedi. Meydana çıkmadı. Onu ışıklandırmadı. Onu nurlandırmadı. Onun yolunu göstermedi. Sebep o kimsenin kendi imansızlığından, kendi günahından, kendi küfründen, küfür örtmek demek. Sen kendi kalbinde Allah’ın nurunu kendin örttün. İmansızlıkla örttün. Haramlarla örttün. Diline sahip çıkmadın, gözüne sahip çıkmadın. Haramı çok rahat işledin. Ve kalbindeki o iman nuru ne oldu?
Örtüldü. Yoksa sen çocukluğundaki saflıyla ölmüş olsaydın direkt cennete gidecektin. Allah adaletsiz değil. Bütün insanlarına iman nurunu bahşetti. Bütün insanlara. Ama o insanların bir kısmı iman yolunu seçti. Bir kısmı ise küfür yolunu seçti. Küfür yolunu seçenler örtümeyi iman zannettiler. Haramı güzel gördüler. Yanlışlıkları, eksiklikleri güzel gördüler. Onu hak gördüler. Kabil, Habil’i öldürmeyi hak gördü kendisinden. Habil’i öldürmeyi hak görünce onu öldürdü. Çünkü Habil’in payına düşen kadını kendisi kıskandı. Bu benim olmanı dedi. Veya hatta onun kestiği kurban kabul olunmadı diye öldürdü. İki rivayet var. Ama sonuçta öldürdü. O kendisi öldürme yolunu seçti. Kendisi seçti. O zorla o yola sevk edilmedi. Allah insanların başına kötülük örmez. Bizde Babil Tanrı inanışı, Babil Tanrı anlayışı yoktur. Babil Tanrı anlayışında Tanrı insanların önüne hileler, insanların önüne tuzaklar kurar. Bu Babil Tanrı anlayışıdır. Bizim Allah inanışımızda böyle bir şey yoktur.
Allah bizim iyiliğimizi ister. Allah iyilikleri sever. Allah tövbe edip temizlenenleri sever. Allah iman edenleri sever. Allah iyilik yolunda koşanları sever. Allah kendisini zikredenleri sever. Allah kendisini zikredip tövbe edenleri sever. Allah kendisini namaz kılıp salihlerle beraber olanları sever. Allah namazı terk edip, zekatı terk edip, helalları terk edenleri sevmez. Allah helal olanları, temiz olanları sever. O zaman insanlar kendilerince kendi yollarında giderler. Cenab-ı Hak Ayet-i Kerim’de diyor ki size doğru yolu, hidayet yolunu indirdim. Dileyen buradan gitsin diyor. Burada zorlama yok, burada cebriyet yok. Dileyen iyilik ve doğru yolunda gider ve o basiretini açar. İnsanın kalbinde basiret perdeleri vardır. O basiret perdesiyle insan gözünün önünde olmayanları da görür. O basiret perdesiyle insan bilmediklerini öğrenir. Cenab-ı Hak Ayet-i Kerim’de diyor ki siz bildiklerinizle amel ederseniz Allah sizi bilmediklerinizi öğretir. Sen bildiğinle amel edersen Allah sana bilmediğini öğretir.
Bilmediğini öğretir. Gerçek mürşid Allah’tır. Öğreten Allah’tır. Öğreten Allah’tır. Siz sebepler dairesinde bir üsdattan, bir alimden, bir hocadan, bir öğretmenden, işinin ehli olan kimseden bir harf öğrenirsiniz. Ama onun arkasındaki gerçek öğretici Allah’tır. Biz sebebe vesileye teşekkür ederiz. Sebebe vesileye teşekkür, gerçeğine, hakikatine teşekkürdür. Biz öğretmene teşekkür ederiz. Ama asıl öğretici Allah’tır. Allah sebepler dairesinde, çok özür dilerim, sufiler öyle derler. Bir itten de, bir kuştan da, bir böcekten de sana öğretiverir. Allah isterse ağaçtan sana öğretiverir. Allah isterse ağacın arkasından konuşur, kuşun arkasından konuşur, böceğin arkasından konuşur, taşın arkasından konuşur. Gerçek ilham sahibi Allah’tır çünkü. Bak Musa’ya ağacın arkasından konuştu. Bak Musa’ya ateşin arkasından konuştu. Bak İsa’yla konuştu. İbrahim’le konuştu. İssak’la konuştu. Yağkıb’la konuştu. Yunus’la konuştu. Hz. Muhammed Mustafa’yla konuştu. Allah bir şekilde insanlara ne yapar? İlham eder. Arı’ya ilham eden All
Allah’ın Kullarına İlhamı: Arıdan İnsana, Münacaattan Kâinata
ah. Kur’ân nasıl avit? Arı’ya ilham ediyor. Arı’ya ilham eden Allah. Allah kendi dostuna, kendi kuluna mı ilham etmez? Sen Ya Rabbi dedin de hayır mı dedi sana? Sen neden Ya Rabbi mi dedin? Bir tokat mı vurdu? Kim Allah’ı zikrederse Allah da onu zikreder. Sen oturduğun Allah Allah Allah Allah Allah dedin de. O buyur kulum demedi mi? O her Allah deyişinde buyur kulum der. Ama sende duyacak kulak, onu anlayacak kalp yok. His kaybı var sende. Nasıl buraya vurduğunda canının acısını hissetmiyorsan his kaybıysa Allah dedin de. Sen onun buyur kulum dediğini veyahut da affettim dediğini. Veyahut da selamete erdirdim dediğini. Veya rahmete bandırdım dediğini. Duymuyorsan o his kaybı sende. O his kaybı sende. Nasıl vücudunda his kaybı varsa? Manende his kaybına uğramışsın. Tez, tövbe et. Onu zikret.
Onu zikretmek en büyük ibadet. Cenab-ı Hak ayet-i kerimede dedi ki Allah’ı zikir en büyük iştir. Sen bakma onun bunu ne söylediğine. Allah’ı zikir için abdestle ihtiyac yok, kusle ihtiyac yok, zamana ihtiyac yok, mekana ihtiyac yok. Namazın vakti bellidir. Siz öğlen namazını vakti gelmeden öğlen namazını kılamazsınız. Namazın ritüeli vardır. Abdest alacaksınız, kıbleye döneceksiniz, taharet yapacaksınız, temizleneceksiniz. Namaz kıldığınız yer temiz olacak. Üstünüz başınız temiz olacak. Bunlar namazın dışındaki şartlar. Namazın içindekiler kıbleye döneceksin, tekbir getireceksin, rükusu var, secdesi var, oturuşu var. Bunları yapmak zorundasınız. Allah’ı zikir öyle değil. Cenab-ı Hak öyle bir kendisini zikretme metodu koymuş ki abdeste ihtiyac yok, kıbleye dönmeye ihtiyac yok, taharete ihtiyac yok, hiçbir şeye ihtiyac yok. Kıymetli dostlar, Allah’ı zikredin. Ki Allah da sizi zikretsin. Bunu insanların kafasının algılaması, akıllarının algılaması mümkün değil.
Bütün müfessirler toplamışlar bir kulun Allah’ın, Allah’ın kulunu zikretmesi herhalde demişler en aşağısı onu affetmesidir. Bakın, en aşağısı. Bütün tefsirleri açın bakın, ilk tefsirlerden tutun son tefsire kadar. Kim Allah’ı zikrederse Allah da onu zikreder. İyi, Allah’ın kulunu zikretmesi nedir diye, manası nedir diye. İnsanlar bütün müfessirler, tefsirler toplamışlar, üç aşağı beş yukarı demişler ki, bunun üstünü bilemiyoruz, akıl erdiremiyoruz. En altı, en aşağı derecesi o kulunu affetmesidir. Bakın, en aşağı derecesi bu. En aşağı derecesi. Hangi mezhepten, hangi meşrepten, hangi partiden, hangi tarikattan, hangi klikten, hangi kulüpten, nereden olursan ol. Allah’ı zikret. Allah’ı zikret ki, manevi his kaybın tedavi olsun. Hani diyor ya, sen bu vücut sağlığını kimden? Hekimden, manevi sağlığını Hz. Muhammed Mustafa’dan. Hz. Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretleri dedi ki, dilini zikrullah ile ıslak olsun. Hz.
Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretleri dedi ki, münafıklar Allah’ı az zikrederler. âyet-i kerîme’de var. Siz Allah’ı az zikredenlerden olmayın. Bu manevi his kaybını telafi etmek için, bundan kurtulmak için en etkili yollardan birisidir. Tövbe ve zikir. Bu Kur’ân, insanlar için basiret nurları kesin olarak inanan bir toplum için hidayet ve rahmettir. Bakın, bu basiret nurlarını aşacak olan Kur’ân’ın içindedir. Gelin Kur’ân ve Sünnete sımsık yapışıp bu his kaybımızın telafi yoluna gidelim. Nefislerimize uymayalım, heva hefese uymayalım, kendi kafamızdan din uydurmayalım. X kimsenin dini, Y kimsenin dinine bakmayalım. Dicenize böyle yapanlar var mı? Var. Çıkıyor adam hadisleri inkar ediyor, komple ya. Var. Bunlara bakmayalım. Kur’ân ve Sünnete sımsık yapışalım. Allah muhafaza eylesin inşallah. O zaman o basiret, o feraset bizde ne olacak? Tamam olacak. Ne dedi Hz. Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretleri?
Müminin ferasetinden çekininiz. Çünkü o Allah’ın nuruyla bakar. Bu hale gelmemiz lazım. Bu hale gelmemiz lazım. Müminin ferasetinden sakınınız, çekininiz. Çünkü o Allah’ın nuruyla bakar. Onun bakışı ne o? Ne oldu? Allah’ın nuruyla baktı. Allah’ın nuruyla baktığında sen duymaz dedin o duydu. O görmez dedin o gördü. O görmez dedin o gördü. Allah’ın nuruyla bakan gördü. Kimler Allah’ın nuruyla görür? Yine hadîs-i şerîf. Kul farzları yerine getirmekle Allah’a en sevgili, en sevimli işi yapar. Nafilelerle yaklaşır. Allah’ı sever. Allah da onu sever. hadîs-i şerîf devam ediyor. Allah onu severse, gören gözü, duyan kulağı, söyleyen dili, tutan eli, yürüyen ayağı olur. Cenab-ı Hak hadîs-i şerîf ve hadis-i kutsi bu aynı zamanda. Kendini alıyor. Diyor ki artık, bütün ipler Cenab-ı Hak’ın eline geçti. Benimle görür. Muhteşem bir şey bu. Bu hak-gel-yakin noktasıdır.
Benimle görür. Benimle duyar. Benimle konuşur. Benimle tutar. Benimle yürür. Ben o kulumun gören gözü, duyan kulağı, tutan eli, yürüyen ayağı olurum. İşte hak-gel-yakin olan budur. Bu hale erişmek istiyor. Cenab-ı Hak bu hale eriştirmek istiyor kullarına. İnsanı kamil olmasını istiyor. Mükemmel, ahseni takvim üzerinde olmasını istiyor. Bütün manevi his kayıplarının kurtulmasını istiyor. Allah insanları tanınmaklı sevdiği için yarattı. Bilinmekli sevdiği için yarattı. Onu bilin, onu tanıyın. Onun zenginliğini, onun şatafatını, onun şatıatını, onun o bilinmez hazinelerini tanıyın diye yarattı. İnsanoğlu heva ve hevesine uysun. Eller havada, içkiler fora, kadehler meydanda, lingolünge şişeler diye yaratmadı. Dedi ki ben insanları ve cinlileri beni tanısınlar, bana ibadet etsinler diye yarattım dedi. Çünkü o tanınmaklığı sevdi. O tanınmaklığı sevdi. Bizim işimiz onu tanımak bu dünyada, bu alemde. Bu hissin sağlığı vücut sağlamlığındandır. O hissin sağlığı vücudu harap etmektir.
Bu normalde vücutla alakalı, zahirle alakalı hislerin sağlamlığı vücut sağlamlığıyla alakalı. Ama sen manevi olarak, o harabiyet manevi olarak o hislerin kaybına sebep olacak unsurlardan kurtulmaya kalkar da Sen manevidirmiş istersen, o zaman sen manevidirmiş vücudu harap etmekten geçer. E şimdi vücudu harap etmek nedir? Bir kimsenin kendi egosunu, kendi nefsini ayaklar altına almasıdır. Ya ben oruç tutacağım ama sağlığım bozulur diye oruç tutmuyorum. Geç kardeş, oruç farz. Sen o orucu tut, vücudun harap olsun Allah önünde. Sen orucu tut, sen riyazat yap. Ağz ye, vücudun haram olsun. Göbeğin senden öncede gitmesin, vücudunu harap et sen. Allah’ın Resulü sallallâhu aleyhi ve sellem hazretleri göbekli bir sahabenin göbeğine parmağını soktu böyle göbeğine bizden değil dedi. Unutma, vücudu harap et, ağz ye. Ağz konuş, boş konuşma, vücudu harap et. Vücudun güzelliğine bu kadar baktın ya, bir de manevi güzelliğine bak.
Evden dışarı çıkarken bu mantoma bu örtü olmadı deyip bir buçuk saat adamı da arabada beklettin ya. Bu etek bu blize olmadı deyip de milleti kangren ettin ya. Eee berberden çıkmadın, oranın kaşımın burasını da al dedin, oramı da al dedin, kuaföre dedin ki benim yüzümü şeklimi değiştir Allah Allah. Ben de yantara, koltukta oturuyorum, bu adam ne diyordu ben? Adam ağdalandı başımda. Yabancı bir yerdeyim, Allah’ım dedim ya, buraya ben nereden düştüm dedim ya. Kendi içimden dedim ki bu kadar dedim dış görünümüne, dikkat eden bir kimse, içine neden dikkat etmez dedim. İnsanlar dışını süsliyor şimdi, içini süsleyen yok. İnsanlar vücuduna bakıyor, öhö diyor doktora koşuyor. Kilolarla antibiyotik içiyoruz, kilolarla poşetlerle hap içiyoruz. Poşetlerle, vücudumuzu ve kendimizi güzelleştirmek için kozmetiğe yatırdığımız paranın haddi hesabı yok. Geçenlerde böyle kendi kendime baktım bu ülkede neler oluyor diye, 270 milyon dolar kedi köpek mamasına vermişiz.
Ona yakın kozmetiğe vermişiz. Ona yakın kozmetiğe vermişiz. O kadar böyle atıştırmalıklara bilmem yüz kusur milyon dolar vermişiz. Cipsdir odur budur yediğimiz şeyler, kanserocen hepsi de. Baktım bütün o milyon dolarlardır verdiğimiz şeylerin hepsi de kanserocen içerikli. 40 milyon dolar et ithal etmişiz. Vücut güzelliğimize ve kozmetiğimize olan ithalata baktım. Kendi kendime dedim ki, yani şu parayla insanlar neler yapmazlar dedim. Düşündüm gecenin yarısında kendi kendime. Kozmetiğe o kadar para vermişiz dış güzelliğimiz için. Ama içimizi güzelleştirmek için bir şey vermemişiz. Millet hacca gidiyor diye tamtamları çalıyorlar, para yediriyorlar Araplara diye. Ya adamlar hacca gidiyorlar, ibadet ediyorlar. Milyon dolarlar kozmetiğe vermişiniz neden tamtam çalmıyorsunuz? Neden tamtam çalmıyorsunuz? 270 milyon dolar vermişiniz kedi köpek mamasına. 10 dolar kedi köpek mamasının kilosu, etin kilosu 10 dolar. 10 dolar kedi köpek mamasının da kilosu 10 dolar.
Bir fukarayı beslemeyen bu toplum, kedi köpek beslemek için yarışıyor birbiriyle. Bir fukaraya bakmayan kimse, kedilere bakacağım diye bir maaş kedilere veriyor. Hayvan sevenler sevmeyecekler beni şimdi. Allah’ı sevenler sevsin beni. Dolar 7 bin lira olur mu? 17 bin lira olsun. 27 bin lira olsun. Batsın şu dolar. Bak amin diyemiyorsunuz. Ya. Cebinizde dolar mı var yoksa? Amerika döver diye mi korkuyorsunuz? Amerika döver diye mi korkuyorsunuz? Siyah’a döver diye mi korkuyorsunuz? Amerika ile beraber şu dolar da yerin dibine girsin inşallah. Ya millet, bakın vücut, eyvallah Müslüman bakımlı olmalı, Müslüman temiz olmalı. Soyuyorlar bizi, farkında değiliz. O vücudumuza gösterdiğimiz özeni, kıyafetimize gösterdiğimiz özeni neden farzları yerine getirmede, haramlara uzak durmada tetiz davranmıyoruz. Saçları bir o tarafa yatırıyoruz, bir bu tarafa yatırıyoruz. Harika berbere gidiyoruz, şunu sür sürüyor, bunu sür sürüyor.
Saç ektiriyoruz. Soruyorlar saç ektirmek caiz mi? Caiz diyorum ben, ektirin. Saç ektiriyorsun da, hidayet kalbine ektirmiyorsun. Onu yapmıyorsun. Allah bizi affetsin. O yüzden evet, aşağıyı yaratmaktan, Allah bizi affetsin. O yüzden evet, aşıklar vücutlarını harap ederler, düşünmezler o aşıklık yolunda. Vücudu zayıflamış, sararmış, solmuş, vücudun sağlığı elden geçmiş. Aşık bunun farkına bile varmaz. Sağlığı bozulmuş, bunun farkına varmaz. Bir başkası der, senin sağlığın bozuk. Aa öyle mi? Evet. Neden? Aşık çünkü kendini harap eder. Mecnun ne zaman yemek yediğini unuturdu. Günler geçerdi, yemek yediğini bilmezdi. Aşık. Hz. Ayşe annemiz diyor, günl
Hz. Âişe’nin Rivayetleri ve Hz. Peygamber’in Sade Hayatı
er geçerdi de Muhammed’in evinde duman tütmezdi. Günler geçerdi. Muhammed’in evinde duman tütmezdi. Bunu edebiyat olarak söylüyoruz şimdi. Evlerimiz bu manada Firavun evi gibi. Bize söylediler yazlık yapacaksın, kışın yiyeceğini yazdan yapacaksın, konserveleri yığıyoruz biz, kıtlık varmış gibi. Yemeği ver ya. Yazın patlıcan yedin ya, kışın patlıcan yemeği ver. Yazın patlıcan yedin ya, kışın patlıcan yemeği ver. Yazın biber yedin ya, kışın yemeği ver ya. Yazın domates yedin, kışın yemeği ver ya. Yemeği ver. Kışın kışlık ya, sünnet bu, yazın yazlık ya. Yok biz yazın kışlık yiyeceğiz, kışın yazlık yiyeceğiz. Kış gelince karpuz bakacağız raflarda. Manım efendi karpuz gelmedi mi? Karpuz gelmedi mi diye soran kimse Ağustos’un 15’inde soruyor. Ağustos’un 15’inde kavunmeyeceğim diye uğraşıyor. Ondan sonra dolar 7 bin liraymış, 17 bin lira olsun. Biz kendi ürünlerimizi bıraktık. Ne giyiyoruz?
Puma. Ne giyiyoruz? Naik. Ne giyiyoruz? Adidas. Kocaman da yazacak Adidas diye. Gözüne sokacak onun. Kocaman yazacak Puma diye. Gözüne sokacak onun. bir başkası haram işte mi diye yazsa bir tanesi hiç kimse giymez onu. Edep Yahû yazsa hiç kimse giymez onu. Bir tane yazdıracak, gıybet etme. Arkaya da yazacak, arkamdan konuşma, iftira etme. Bütün her tarafımıza yazsak kimse evine katmaz bizi. Gideceğiniz bir eve selamün aleyküm aleyküm selam. annem şunu dedi tamam bırak. Ya nişanlı ika’ın kayınvalidesinin mimiklerini ezberlemiş kadın. Üzerinden 20 yıl geçmiş ne hafıza. Kayınvalidesinin mimiklerini harfiyen yerine getiriyor kadın. Unutmadın mı diyorum ben? Unutmam hocam diyor. Unut dedim ya unut. Bitti, öldü kadın dedim ya öldü. Ne yapayım? Ne yapayım? Hatırlamak için diyor, unut dedim ya unut. Bitti, öldü kadın dedim ya, öldü. Kadın ölmüş bile.
O hâlâ daha unutmamak için gayret ediyor. Biliyorsun değil mi kocasını diyor, biliyorsun değil mi? Nişanlıydık, nişanlılığımızın 15. günüydü. Teyzen bana telefon açtı böyle yapıyor. Adam böyle. Dedim kafanı kaldır ya. Ben teyzen dedim telefonu açmış, teyzenin suçu senin mi dedim ya? Kimse kimsenin suçunu yüklenmez. Teyzen yapmış. Dedim git teyzesini vur sen bu adamın. İlk defa böyle bir şeye baktı kadın. O geldi. Adamı şikayet etme. Adam dedi bizim derviş kardeşlerden. Ne yapsın dedim. Bütün teyzelerinin suçunu bu adam mı çeksin şimdi? Biz manevi temizliğimize bakmıyoruz ki. Onu sarıyoruz. Kalbimiz katılaşıncaya kadar. Kalbimiz kömürleşinceye kadar. Zift kalpler. Ona bakmıyoruz ki Allah bizi affetsin. Aşıklık yoluna girse harap edecek geçecek hepsini. Onu geçemiyoruz. Allah bizi affetsin. Can yolu mutlaka cismi viran eder. Onu yıktıktan sonra da yapar. Mahşuk onu önce viran eder.
Aşıksan sen kalmazsın. Sende bir tek mahşuk kalır. Eğer ben aşığım deyip de senin kendinden hala da bir şeyler var ise sende şirk var. Sen aşık değilsin. Ya sen aşık olduğunun yoluna viran etmen lazım kendini. Harap etmen lazım. Bence böyle diyorsan aşık değilsin. Böyle olması lazım diyorsan aşık değilsin. Aşık ipini değil, bütün her şeyini maşuna teslim etmiştir. Maşuna teslim eder. Gerçek aşık odur. O yüzden Cenab-ı Hak Hz. Muhammed Mustafa için dedi ki o heva ve hevesinden konuşmadı. O mecnun da değil. O benim emrimi söyledi. Benim emrimle konuştu. Benim istediğimi konuştu. Neden? Tam anlamıyla bir aşık. En üst noktada bir aşık. Aşıklığın zirve noktası. İşte aşıksa kendisi kalmaz. Kendisini harap eder. Kendi düşüncesi kalmaz. Kendi fikri kalmaz. Kendi canının istemesi kalmaz. Kendiyle alakalı hiçbir şey kalmaz. Onda sadece maşuğu vardır.
O yüzden dedi Cenab-ı Hak. Allah’ın öyle kulları vardır ki onlar görüldüğünde Allah’ı hatıra gelir. Neden? Onlar aşıktır Allah’a. Aşık olduklarından dolayı onların üzerinde Allah’ın sıfatları tecelli etmiştir. Ona bakıldığında o yüzden Allah’ı hatıra gelir. Sebep? Allah’ın sıfatı vardır onun üzerinde. Eğer birine baktığınızda Allah’ı hatırınıza gelmiyorsa bir, ya gaflettesiniz ya da o kimse Allah’a aşık bir kimse değil. Ama Allah’a aşık bir kimse uyandırır, diriltir, gafletten uyandırır. O zaman aşığın üzerinde sırf maşuğun sıfatları vardır. Neye aşıksan? Neye aşıksan? Bir kadına mı aşık oldun? Kadının bütün sıfatları sende vardır. O yüzden bayanlara derim ben. Hiçbir erkek bir kadına aşık olmaz. Beğenir, muhabbet eder, sever. Aşık olmaz. Yüzde 95’i değil, yüzde 99.9’u aşık olmaz. Adamlar aldatırlar, bilmeden aşık olduğumu zannederler. Aşığım sana yalvarıyorum, dın dın dın dın dın söyler. Ben bayanlara diyorum ki inanmayın.
Terk edip gidecek bir gün. İnanmayın. Neden? Adamlar öyle aşık olamazlar. Kendilerini viran edemezler. Kendilerini harap edemezler. Bir kimse aşık olursa işini düşünmez, aşığını düşünmez, evini düşünmez. Adam hem aşık hem fabrikası var, mümkün değil. Mümkün değil. Adam hem aşık hem muhteşem ticaret yapıyor, mümkün değil. Bir kadına aşık olan öyle muhteşem ticaret yapamaz. Başlar aklımda fikrimde hep sen varsın diye. Aklımda fikrimde o olan kimse nereden mal alımı satacak, mümkün değil. Ben iş yerini alacağım kızlara soruyorum, bakıyorum erkek arkadaşım var mı diyorum, ben var, sen bizim işimize gelmezsin diyorum. Sebep, sen onu düşünürsün, benim işimi düşünmezsin ki diyorum. O aşık sadece maaşını düşünür. Benim işimi mi düşünecek? Düşünmez. Düşünmez. O kendi kendine düşünür. Şimdi nerede acaba? Evden dışarı çıktı mı? Tak bir mesaj. Aşkım çıktın mı? Cevap. Çıktım.
Dikkat et hava soğuk. Adam bilmiyordu havanın soğuk olduğunu. Ama yazacak ona ya, şimdi de rahat. Bu internetleri ucuzlatıyorlar ya. Millet yandı adamlar ya. Yandı adamlar yandı. Nişanlanıyor musun? Evet. Diyeceksin ki nişanlına, şu internetini kapat. Kafamız selamette olsun. Ya sebep, ya sen beş dakikada bir atacaksın, mesaj atacaksın. Adam bir de biliyor ise aşıklığın nasıl olduğunu, ha iyi aşıksın ha, günde bir mesaj atıyorsun bana diyecek. Bu sefer dayanacak günde 80 mesaj, 90 mesaj, 100 mesaj. Yüzü birincisinde bir de diyecek ki, utanıyorum daha fazla yazacağım ama, pes. Bendekiler sapık, onlar ayrı. Mesaj sapığı var benden. 300 tane yazan var, 380 tane yazan var. 800 tane yazan var. Evet. Bir gün birisi bin kusur sefer aramıştı. Bendekiler sapık, aşık değil bendekiler. Asla rahatsız. Ama aşık öyle bir kimsedir. Düşünmez.
Karşısındakini de düşünmez. Karşısındakini düşünüyorsa aşık değil zaten. Böyle yaparsam iyi bulur diyorsa aşık değil o. Net altını çiziyorum. Ne mutludur ve ne kutludur ki o can ki, mâne aşkıyla evini, barkını, mülkünü, malını boğuşturmuştur. âyet-i kerîme. Sevdiğiniz şeylerden Allah için harcamadıkça asla iyiliğe erişemezsiniz. Ne harcarsanız Allah onu mutlaka bilir. Ey müminler! Sevdiğiniz ve arzuladığınız şeyleri Allah yolunda harcayın. Allah yolunda, sevdiğiniz yolunda onları infak edin. Onlardan geçin. Eğer öyle olmazsanız asla ve asla aşıklığa ulaşamazsınız. Kendisinden geçmeyen, kendi canından geçmeyen asla ve asla… Bunu böyle ben ayırmıyorum biliyorsunuz. İlahiydi, mânâydı, maddeydi, mecazdı, ilahiydi diye aşıklığa ulaşamaz. Allah bizi onlardan eylesin. İzinsiz zikir çekmek çok sayıda tehlikeli midir? Cin musallat olur mu? Bir tarikattan izin almamız gerektiği söylendi. Namaz kılamayanlar, binden fazla sayılar zikir çekmez mi? Normade şimdi bu Allah’ı zikir farz.
Herkes Allah’ı zikreder. Sayılı olmadığı müddetçe, bir yerden bir izin alıp da zikir yapmanıza gerek yok. Zikrin efteli lâ ilahe illallah’tır. hadîs-i şerîf hadisi kudsiyle sabittir. Veya Allah Allah Allah demektir. Bu iki zikri istediğiniz kadar, istediğiniz kadar zaman olarak çekebilirsiniz. Sayısal olarak değil. Kendi kendinizi zikir tahsis etmeyin. Bu yanlış. Bu şuna benziyor. Rahatsızlığın var, kendi kendine diyorsun ki, ”Herhalde benim midem ağrıyordur. Gideyim bir mide hapı içeyim.” Böyle demiyorsanız, bir hekime gidip, hekime kendinizi gösterip, bu noktada muayene ettirip, sonra onun yazmış olduğu ilaçları alıyorsanız, zikir de böyle. Önce bu konuda bir hekime müracaat etmeniz lazım. O yüzden namaz kılmayanlar binden fazla sayıda zikir. Bunlar hadislerde olmayan şeyler. Ben hadislerde olmayan şeyleri normalde ölçü olarak kabul edenlerden değilim. Hakkınızı helal edin. Neden günah olsun ki? Bir insanın babası mahrem değildir, sarmaşır, el sakışır.
Şakası yapıp da mahrem şeyler değildir. Ne olacak ki? Bu baba kız arasında bu tip bir mahremiyet olmaz. Namaza başlıyorum, birisiyle tartıştımda veya namazımı geçirdiğimde rahatsızlık duyuyorum. Namazımı bırakıyorum. Rahatsızlık duyuyorsan namazına daha fazla devam etmen lazım. Bırakıyorsun, efsine uyuyorsun. Allah muhafaza eylesin. Ticari alışverişlerde malı temin ettiğim imalatçıların çoğu PKK yandaşı. Bu durumdan rahatsızım. Fakat ne yaparsam yapayım. Bir şekilde yolum onlardan birine çıkıyor. İhtiyaç olan malı temin etmek için alışveriş yapmak zorunda kalıyorum. Nasıl bir yol izlemeliyim? Mümkün olduğunca kaçmaya gayret et. Mümkün olduğunca çıkmaya gayret et. O döngüden. Çünkü bu ülke hepimizin terör nereden gelirse gelsin terör
Terör, DAİŞ ve Müslümanın Şiddete Karşı Net Tutumu
dür. Elinde gayri resmi, elinde silah bulunduran herkes teröristtir. Elinde gayri resmi, silah bulunduran herkes teröristtir. Din, ırk, milliyet, cibiliyet ne olursa olsun. Bu ülke terörden çektiği kadar hiçbir şeyden çekmedi. Terörün bizdeni ondanı şundanı bundanı olmaz. Terör terördür. O yüzden terörü destek veren bu her kim ise. Da’iş’te bir terör örgütü, PKK’da bir terör örgütü, yarın öbür gün CIA’si, Mossad’ı, Usubusu bir tane daha bir terör örgütü kurabilir. Elinde silah olan her kim var ise hepsi de teröristtir. Ve elinde silah olanlara yardım eden, yataklık yapan, destekleyen bütün herkes de teröristtir. İslam’da bir şey haramsa ona giden bütün yollar haramdır. Bakın zina haramdır, bir kadına veya bir erkeğe şehvetle bakmak da haramdır. Zina haram ya ona giden yollar da haramdır. O yüzden terör haramdır. Bayılık, eşkıyalık yoktur İslam’da. Siz silahı alıp, elinize kalkıp da herhangi bir şey düzeltmeye kalkmaya kalkarsanız, siz Kabil’in yolunu seçtiniz, Kabil’in değil.
Siz haksız yere adam öldürmeyi seçtiniz. Bu doğru değil. O yüzden onları destekleyen, bu kim olursa olsun, bir ara bu ülkede daişe sempatiyle bakan saflar da vardı. Biz bangır bangır bağırıyorduk yapmayın etmeyin, bu tip örgütleri Orta Doğu’da yabancı devletler kurdurur. Adına İslam der, adına bilmem ne der, ne derse desin. Bir kimse bir kimseye haksız yere öldürüyorsa, teröristen başka bir şey değildir. Allah muhafaza eylesin. Allah bütün herkese hidayet eylesin inşallah. Osmanlı döneminde şehri-l-islam ulema ve bir o kadar medreseler varken niçin ehli tasavvufa ve dergahlara ittiba ve teveccüh edilmiştir? Ya da şehri-l-islamlık müessessesi bugünkü tabirle anayasa mahkemesine mi tekabül ediyor? Niçin ehli ulema dergahlardaki dervişleri hakir görmüşlerdir? Bu dönem dönem Adem’den itibaren ehli sufi dönem dönem Hürhakir görmüşler, zahir ulema. Öyle olunca da aralarında bazen anlaşmazlıklar çıkmış. Osmanlı döneminde de var bu.
Osmanlı döneminde de zaman zaman ehli ulema ile sufilerin arası açılmış. Zaman zaman arası kapanmış. Zaman zaman sufilere normalde çok itibar etmişler. Ama Osmanlı çok onların üzerine gitmemiş, çok karışmamış. Tabii sufiler işin mana tarafıyla ilgililer. Öyle olunca mana tarafı insanları biraz rahatsız eder. Gerçek bir sufili yaşayan kimse etrafını rahatsız eder. Rahatsız etmesinin sebebi şu. Bir evladınız var üç tane bir tanesi sufi hayat yaşıyor. Hadi yavrum gideceğiz bugün. Nereye gideceğiz anne? Düğüne gideceğiz. Anne içeri gireceğiz. Düğüne gideceğiz. Anne iç geçilmiyor mu orada? E içiliyor yavrum. Anne ben içkili bir mekana gitmek istemiyorum. Ama yavrum bak ailecek gideceğiz. Anne bir masada düğündeki bir masa sekiz dokuz kişilik mi? Evet. Biz dört kişi mi oturacağız? Evet. Masada başkaları da olacak mı? Evet. İçki servisi de olacak mı? Evet. Anne ben içki servisinin olduğu yerde yemek de yemem yaşayamam da haram.
Nasıl ayrıştı bak şimdi. Yavrum hadi teyzenlerin gümüldür de yazlığı var orada toplanacağız. Harika anne. Tamam. Anne herkes bikiniyle dolaşmayacak mı orada? Evet. Anne haram benim bakmam onlara. Nasıl yavrum bas beye anne. yavrum oğlum kızım filan. Anne haram mı? Haram. Yol ayrıldı. Üç tane teyze oturdu o da orada. Sorma. Kayınvalide de neler çektim ben? Anne gıybet etme. Sus be sen. Tam biliyor musun kaynanam şöyle diyecekti anne gıybet etme. Sus dedim sana. Dünkü bilmem ne şimdi mi karışacağım bana. Bitti. Yol ayrıldı. Sufi bir erkek. Hanımı, annen ne yaptı biliyor musun? Hanım gıybet etme. Annen olduğundan dolayı böyle söylüyorsun sen. Hanım iftira etme. Annen olduğundan böyle söylüyorsun. Yol ayrıldı. Yol ayrıldı. Sufi çünkü düşüncek. Haram işlemeyeyim. Her dem Allah’la irtibatım kesilmesin. Her dem irtibatta olayım. Yol ayrılacak. Ayrılacak mı?
Ayrılacak. Ondan sonra aile şunu diyecek. Sen aileyle uyumsuzsun. Bizimle uyum sağlamıyorsun. Sen bize uymuyorsun. Sen bizden değilsin. O zaman çocuk soracak. Anne beni sen doğurdun değil mi? Evet. Anne beni sen doğurdun değil mi? Evet. O zaman şemsi tebrizinin hikayesini anlatacak. Anne otur bakalım. Bir tavuğun altına 8-9 tane tavuk yumurtası koymuşlar. Bir tane de ördek yumurtası koymuşlar. Bütün hepsi de civciv olarak çıkmış. Tavuk bir gün civcivlerini dolaştırırken içindeki ördek civcivi suyu görünce koşturmuş suya doğru. Tavuk çırpınıyor. Gitme. Boğulacaksın diye. Ama o aslı ördek o enginlerde yüzmek için yaratıldı. O gidip yüzecek. Şemsi tebrizi bunun babasından anlatıyor. Şemsi tebrizi bir çıkar dağ bayır 15 gün 20 gün dolaşır gelir. Her tarafı diken batmış, her taraf yırtılmış. 3-5 gün onu tedavi ederlermiş. Ondan sonra tekrar bir daha çıkarmış.
Dağ bayır dolaşır gelirmiş. Babası bir gün demiş, evladım çok üzülüyoruz senin bu haline. Sen normal değilsin. Herkes gibi değilsin. Biz alıştık ya normal. Evinden işine, işinden evine, okul, ev, iş. Bu üçgen içerisinde dolaşacak. Neredeydin sen? Anne işte dışarı çıkınca bir kız arkadaşla buluştuk. Senin kafanı koparırım bak okula gönderiyorum seni. Kızımıza gitmek yok. Sakın birisine aşık olursun bak. Seni perperişan ederim. Bu kadar da para masraf ediyoruz. Biz çocuklarımızı aşıklıktan men ederiz. Doğru yanlış. Bir kız gelse babasına dese ki, baba ben aşık oldum. Ne der acaba kızın babası? Hatta dese ki, Harun Hoca kafana ne eğdin be iyice gömüldün be. Susma hakkını kullan. Ya kız babaları kafalarını eğdiler. Erdoğan bile gitti kafayı Antalya’da. Gitmedi değil mi Erdoğan? İyisin yani bir sıkıntı yok. M öden önce, M öden sonra mı?
Ne yapar acaba insanlar öyle değil mi? Yeni bir vakka. Kadının birisi demiş ki kocasına, ben aşık oldum başkasına beni boşa demiş. Bana sordular ne yapayım diyor. Hemen boçasın dedim. Aşık olmuş kadın. Muhteşem bir şey. Gerçekten aşık olduysa. gerçek bir aşık oradaki düzeni bozar. Muğtadı bozar, muğtadın dışına çıkmıştır aşık çünkü. Aşık muğtadın dışındadır. Biz muğtadın dışında bir şey kabul edemez ki. Ne deriz? Tersinden geliyor birisi kendinde değil. Deli misin sen manyak mısın? Trafikte nasıl böyle gittin? Demeyiz ki ya bu belki de aşıktır. Hiç paye vermeyiz ki. Kaptırmış birisi gidiyor, adamın birisi de kızıyor ona adam. Yayan gidiyor. Ben adama baktım, grogi adam. Kendinde değil. Hani böyle yapıyorlar ya. Öyle yapsam farkında değil. Öbür bağıran adamı dedim sus dedim ya. Ne oldu? O mahkemeyi kapatmadan sonra. Ne oldu?
O maşıkıyla baş başa dedim. Bana baktı. Hacı sen nesin dedi. Ben aşıkların hizmetçisiyim dedim. Bu adam aşık, elleme dedim. Gidiyor adam yolda. Yetiştim. Bakın yetiştim arkasından. Ne mırıldanıyor diye, ne söylüyor diye. Adam şimdi yolda giderken Allah Allah Allah Allah. Allah Allah Allah Allah. Öyle gidiyor kendi kendine. Farkında değil. Sonradan benim şarkımı patlatmaz mı? Bana ders verir gibi. Başladı. Seveme dediler sevdim. Kül oldum yana yana. İçme dediler içtim. Bu dertler azdır bana. Dedi. Heykelden aşağı doğru iniyoruz. Dedim Mustafa Özbağa. Aşık tanı. Kendime. Ben adamı korumaya başladım. Adamın arkasından gidiyorum böyle. Hiç kimse bir şey demesin diye. Ben arkasından gidiyorum. Adam kendinden geçmiş vaziyette. Allah Allah Allah. Öyle gidiyor. Mustafa Özbağa bugün dersin bu. Aha aşıklık bu. Aha bir tane aşık buldun. Bunun maşıkını öğrenmek istiyorsan bunu takip et dedim.
Ben arkasından gidiyorum. Ta aşağıya benzinliğe kadar geldik. Bir döndü. Mustafa Efendi yeter buraya kadar takip ettin dedi. Gün patlak düşeceğim orada. Dedim ki aşık bu. Aşık bu. Aşık. Aşık düzeni bozar. Aşık kozumuzu karıştırır. Aşık trafiği bırak. Kozumuzu karıştırır. Aşık arşalanın altın üstüne getirir. Aşık arşalanın altın üstüne getirir. Arşalanın melekleri şaşkın şaşkın bakar. Biz buna ne yapacağız der. Şaşkın şaşkın bakar. Biz buna ne yapacağız der. Neden? Aşık yazılımını bilmiyorlar. Aşığın karşısında kalırlar böyle. Çamura saplanmış eşek gibi. Melek dahi. Melek dahi aşığı görünce çamura saplanmış eşek gibi olur. Aşık her şeyi karıştırır. O yüzden gerçek sufi ancak gerçek sufiler sever. Aşığı ancak aşıklar sever. Aşık herkesin hoşuna gider ama. Herkes onu beğenir. Ayy, ay ne kadar iyi, ne kadar güzel. Onu sevemez. Seversen ona benzerim diye korkar çünkü.
Bakar, ben böyle yapamam ki der. Çünkü suya bakar, maşûnunu gördü. Su ona bakar, osuna bakar. Öbür kider ki bu cinni tayfesine karışmış. Kızım ben demedim mi sana gitme onlara böyle karışırsın diye. Oğlum sana demedim mi gitme karışırsın diye. Oysa o suyun içerisinde sevdiğini görür. İçemez. İçemez. Takılır kalır orada. Herkes der ki duvardaki resme bakıyor. Cık, değil. Şakka da gelmiştir sevdiğinin sülriyeti oraya. Ona bakıyordur. Yani diyor, dün gece merhaba dedim sırf sana benziyor diye. Biz gider vururuz onu gelene geçene merhaba dedi diye. Büyük günahlar işledikten sonra tövbe etsek de ne yaparsak yapalım. Eskisi kadar günahsız olmayacakmış hissi neden olur? Şeytani. Şeytan böyle vesvese verir. Oysa hadîs-i şerîf, Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretleri tövbeden hiç günah işlememiş ki bilir der. âyet-i kerîme Allah tövbe edenleri sever.
Allah tövbe edenlerin tövbelerini kabul eder. Ey Habibim de ki, ey Habibim de ki, eğer tövbe ederseniz karşınızda sizi affedecek bir Rab var. Eğer dua ederseniz, âyet-i kerîme bunlar, âyet-i kerîme bunlar, eğer dua ederseniz, duanızı kabul edecek bir Rab var. Tövbe edin yeter ki. Bin seferde günah işleseniz, bin seferde tövbe şivesini kırsanız, bin birincisinde yine tövbe edin. Şeytanın vesvesesine bakmayın. Atın bacak bacak üstüne bir de. Şeytana de ki, nanik nanik beni affetti. Nerenler çatlarsan çatla. Allah affetti. Evet, kim tövbesine, tövbesine herfiyen yerine getirdi? Allah’ını affetti. Kim günde yüz sefer, Subhanallah ve bihamdihi, Subhanallahil Azim ve bihamdihi, estağfurullahil azim der ise, deniz köpükleri kadar günahı olsa Allah’ını affeder. Devam edin bu zikre. Affedilsek bile böyle hisseder miyiz? Tövbe edin, bütün hisleriniz orta yerden kalksın. İstihare namazı doğru mu? Peygamber sallal
Soru-Cevap: İstihare Namazı, Evlilik ve Diğer Meseleler
lâhu aleyhi ve sellem Hazretleri istihare namazı tavsiye etti, tarif etti. Dedi ki, kıbleye yönelir, abdestine alır, iki rekat namaz kılar ve iki rekat namazın sonunda istihare duasını yapar, kalbine geleni yapar dedi. Eğer öyle bir kalbiniz varsa, eyvallah. İstihare namazı kılıp rüyaya yatmak yoktur sünnette. Bu doğru istihare tarifi değil. Ben sünneti seniye mucibince size tarif ediyorum. Hazreti Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem Hazretleri böyle tarif etti. Bu da neden? Bu da bir meselede iyi mi, değil mi, doğru mu? Şüpheye düşerseniz istihare yapacaksınız. Bizde şu, ben kimle evleneceğim istihare yapayım. Olur. Benim kimle evleneceğim, evliliğim hayırlı mı değil mi? Ya kimle evleneceğim belli değil. Daha evlenecek aday yok orta yerde. Aday adayı yok. Nereye istihare yapıyorsun? Yok, yapacak o. Bizde böyle. Bir de bir kısmı var. Allah affetsin, evlenmesi mucize.
Ona bir nasip var. Ben diyorum, bırak imtihar, bırak imtihar. Birini yapın, birini yapın. Birini yapın, birini yapın. Ona bir nasip var. Ben diyorum, bırak istihareyi ya, evlen. Birisi seni istiyor, evlen. Yok, ben istihare yapacağım diyor. 48 yaşına gelmiş. Ertesi günde gelmiş, buyur o ya. Aç hocam, konuşmam lazım seninle. Açtım, dedim buyur. Ben dualara gidiyorum her gün. Her gün yalvarıyorum ben. Ben evlenmeyeceğim mi daha? Ya mübarek kadın dedim, geçen hafta seni isteyen yok muydu? Vardı. Neden evlenmedin onunla dedim. Ama istihare yaptım ben ona. Ya dedim sana istihare yapmadan kabul et, evlen demedim mi dedim. Dedin hocam dedi. Neden evlenmedin? Baktı baktı baktı baktı baktı yüzüme. Ne olacağım belli değil ki ya. Dedim bak sen rahatsızsın yapma. Sizin dualar ne zaman oluyor? Geleyim orda. Yok dedim, biz böyle dua yapmıyoruz.
Yakacak cemaatın başını bizim. Dedim evlen yok o istihare yapacak. Takıntı bu Allah muhafaza eylesin. Nasıl nelerde işe yarar? 40 gün namaz kılan kişi yapabilirmiş. Sadece doğru mu bu hiç alakası yok. Gidin bu gece yapacaksanız istihare yapın. Hz. Muhammed sallallâhu aleyhi ve sellem hata yapmış mıdır? Hayır. O zaten özür diledi olmuş mudur? O etrafıyla helallaşırdı. Ama Hz. Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretleri hiç hata yapmadı. Geçmiş peygamberlerde küçük hatalar var. Hz. Muhammed Mustafa da yok. Kim Hz. Muhammed Mustafa hata yapmıştır derse teclid iman teclid nikah gerekli. İslam alemi birleşir mi herkes kendi yoluna doğru buluyor. Allah rızası için biraz umut. Ümitsiz olmayın. Bizim İslam alemini birleştirme gibi bir ülkümüz bir düşüncemiz olabilir. Ama birinci derecede biz gönülleri birleştirelim. Biz kendi içimizde birleşelim önce. Baktığımız zaman Yunus Emre Aziz Mahmud-u Hidayetleri gibi isimler tasavvuf yoluna ilk girdiklerinde kadılık vazifelerinden ödüm vererek gelmişler.
Mevki sahibi olmak yol gitmeyi zorlaştırıyor mu? Biraz. Bazen bu konu hakkında uzun uzun düşünüyorum. Aslının böyle olmadığını biliyorum ama sizin düşüneceğinizi merak ediyorum bu konu hakkında hakkınızı helal edin. Biz hiçbir kardeşi bulunduğu vazifeden istifa ettirip oradan geri döndürmüyoruz. Bir kimse padişah olsa padişahlıktan dahi onu geri döndürmeyi isteriz. Deryüzü sen padişahlığına devam et ama şu ölçülere riayet et. Bir kimse nerede olursa olsun yol gider isterse yol gitmek istesin. Ancak onu oradan dışarı atarlar belki de doğru hareket ederse. Ben orman işletmesinde çalışıyordum Bayındır’da. Anlatırım ya bir pikk boru meselesi vardı. Pikk boruyu alınmış gibi yaptılar borular teslim alınmadı parasını ödediler. Bütün dairede biliyor. Ben imzalamadım hiçbir tahakkuk fişeni. İmzalayan depociye dedim ki gördün mü? Hayır dedi. Görmeden teslim adına daire imza attın dedim. Görmeden teslim ettiğine daire imza attın.
Fidanlık müdürü vardı. Fidanlık müdürünün katip mutemetine dedim. Gördün mü? Hayır. Bak dedim fidanlık müdürlüğüne torbaladaki fidanlık müdürlüğüne döşendiğini yazıyor. Döşendi mi? Hayır. İmzalamayacağım onu dedim yıl sonuna kadar. Yıl sonu oldu. Yıl sonu oldu. O pikk boruyu satan da bir hatun 90-60 yıl 87’i İzmir Bayındır orman işletmesinde geliyor. Şimdi yeni şortlar çıkardılar ya onun eteği öyle. Bayanlar giyiyorlar ya böyle kısa şort eteği de öyle. Geliyor o zaman için bir müdür varsa ona zaten köprünün altında kadınlarla basıldı yakalandı. Müdürün karşısına atıyor bacak bacak üstüne. Pikk boruyu o sattı. Şimdi bir kimse doğru işi yapacaksa her yerde yapar. Ben aynı mizahlamıyorum. En son biz o zaman Ilyca’da dinlenme kampı 15 gün mizanlar orada çıkarılıyor. 15 gün mizan toplanıyorlar. Müdür yarıncısı geldi imzalamadım. Şef başımızdaki muhasebe şefi ben imzalamıyorum diye seviniyor işten içe.
Ben imzalamıyorum. Herkes imzalamış. Müdür geldi. Bunu imzala dedi. İmzalamam dedim. Ben imzalatırım dedi. İstediğini yap dedim. Ben imzalamayacağım. Sonra borular geldi fidanlık müdürlüğüne. Dediler ki gel boruları gör. Gittim ben boruları gördüm fidanlık müdürlüğüne gelmiş teslim tesellüm edilmiş. Tekrar evrakları tanzim ettiler düzenlediler. Ben imzaladım. Beni oradan aldılar başka yere verdiler. Beni oradan muhasebeden aldılar. O zaman yol inşaat var. Yolu inşaata sürgün gittim hesapta ben. İyi. Umrumda değil benim. İhal etmişiz yangın şeridi. Ne kadar ihale etmişiz? 2800 metre. Adam ne kadar yangın şeridi açmış? 2100 metre. 2100 metre. Adam iş bitirmeyi yapmış. Geliyor para istiyor. Benim elimde şerit metre. Yanımda bir tane de şoför. Ben komple yangın şeridini metreliyorum. Metreledim metreledim metreledim 2200 o zaman için 500 600 metre eksik. Oradan bir daha geriye metreledim yine eksik.
Bir daha ileriye doğru 2000 metreye gidiyor ben dağ tırmanıyorum. Yangın şeridi demek tepeye tırmanmak demek. 2000 metreyi ben tırmanıyorum yine eksik. Geriye doğru geliyorum yine eksik. Orada büyük bir kaya var. O kayayı kırıp da yolu açmamış. Ben imzalamıyorum. Geliyor müteahhit altımdan geliyor üstümden çıkıyor. Yok imzalamam. Ya dedi evde televizyonunuz yokmuş dedi. Ulan dedim şerefsiz adam benim evimi nereden biliyorsun sen dedim. Televizyonun olup olmadığının seni dedim perişan ederim. Şimdi burada önde oturan iki kişinin en şey Nuri daha iyi bilir. Gerçekten o zaman evde benim oturacak koltuk yok. Yok. Benim evimde kendime ait buzdolabı ben evlendikten bir yıl sonra oldu. Bildiğiniz tahtanın üzerine evlendim ben. Tahta. Bildiğiniz tahta. Yok o zaman evimi düzdürebilirdim çok rahat. Dedim yok imzalamam ben. Adam o kayayı kırıp yolu açmak zorunda kaldı.
Ben kayı kırıp yolu açmak zorunda kaldı. Ben katılmıyorum görev yapılmaz diye yapılır. Ondan sonra şeyhim dedi ki istifa ettim ben istifa ettim göçtüm. Ödem işe göçtüm sonra. Namazı başlayıp kısa süre sonra bırakıyorum daimi olması için ne yapmam lazım? Gayret edeceğim, mücadele edeceğim, dirençli olacağım namazını devam edeceğim. Anne baba rızası olmadan yapılan evlilikte saadet olur mu? Ben arzu ederim ki herkes anne baba rızası alarak evlensin. Anne babalar da çocuklarının isteklerini, çocuklarının anlayışlarını, çocuklarının fikirlerini, çocuklarının gönüllerini ehemmiyet versinler. Onları istedikleriyle evlendirsinler. Bu çok önemli. Kızlarla evlendirmeyi istedikleri için bir şey yapmak için. Kızlarınızı, oğullarınızı, onların istedikleriyle evlendirin. Yanlış seçim yapıyorsa anlatın bir daha anlatın bir daha anlatın. Ama yok ben illaki bununla evleneceğim diyorlarsa evlendirin. De ki evlendirin ne kapını açarım ne kapını açarım. Eyvallah evlendir. Allah bizi iyi etsin.
Yanlış olduğunu bildiğimiz zaman vazgeçemediğimiz huyları davranışları nasıl terk edebiliriz? Nefisle mücadele en büyük mücadele. Dua kaderi değiştirir mi? Değişen de kaderdir. Kaderi bilmiyoruz ki neyi değiştirsin. Bize yazılı bir metin mi verildi? Bu yazılı metne bakalım. Burası olmamış silerim değiştir. Böyle bir şey yok ki elimizde. Kaderin ne olduğunu biliyor musunuz? Yok. Dua edeceğiz. Dua edeceğiz. Eyvallah. Siz Allah’tan iyiyi doğruyu güzeli isteyiniz. Siz Allah’tan afiyet isteyiniz. Bizim elimizde yazılı bir metin olsa silelim bir daha yazalım. Ama Allah’ın elinde o metin siler bozar mı? Siler bozar yazar mı? Yazar. Kur’ân okurken neden ağırlık çöküyor? Şeytan ağırlık çöktürüyor. Namaz kılmaya başladığımda düşüncelerden uzak duramıyorum. Hepimizde var. Ben doğru ve düzgün nasıl kılabilirim? Sen devam et kılmaya. Allah onu kabul eder. Bir şeyin hissiyatı mı vesvese mi olduğunu nasıl anlarız?
İyiyse, doğrusu harika bir şey. Kötüyse yanlış. Hangi zikirleri çekmeliyim? La ilahe illallah’a devam et. Bu dünya dertlerini ve olaylarını ciddiye almak istemiyorum. Hiç alma zaten. Biz kafamıza takmıyoruz. Atıyoruz arkaya. Aşık olmak, birini sevmek kader midir? Ha oturacağız biz böyle. Kaderimizde varsa birini sevebiliriz diye bekleyeceğiz. Olur. Tabii biz oturalım bilgisayardan özel olarak yazalım filanca. Aşık olacak. Ol. Böyle bir şey yok. Böyle bir şey yok. Böyle bir şey beklemeyin. Gahret edin. Mücadele edin. Kendimizi vesveseden nasıl koruruz? Vesvese olduğunu biliyorsan yapma. Tam teslim olmak istiyorum. La ilahe illallah Muhammeden Resulullah de teslim ol. Sanki bir şeyler bana engel oluyor. Neden? Mistik olaylara çok meraklıyım. Neden engel olsun ki? Geçmişte de hatalar yaptım, tövbe ettim. Bunun için daha fazla yapabileceğim bir şey var mı? Tövbe e devam. Bir şey ayıp olur diye yapmıyorsa aşık değildir dediniz.
Bunu anlayamadım açıklayabilir misiniz lütfen? Ayıp olur düşüncesi akıldır. Bunları anlayamadım. Harika. Bu? Yazısı. Bunu burada mı, sonra mı okuyacağım? Sonra mı okuyayım? Efendim? Bunu alayım, müsait olduğum zaman da okuyayım. Olur. Ama mutlaka okuyayım öyle mi? Birisi böyle mutlaka oku dese okumazdım ama sen dediğin için okuyayım. Ben de bir şey demedim ki zaten. Sen dediğin için okuyayım dedim. Mutlaka oku deyince böyle bir direkt şey var. Emir vaki var. Emir vaki değil değil mi? Allah da seni sevsin inşallah. Bu ne kadar dolaştı sende terlemiş bu ya. Ağlarken senin gözyaşların var yanımında. Allah’ım Ya Rabbi. Evet. Evet. Bazı harfler gitmiş ama ya. Rahbete çöz diyorsun. Bir de kafasını sallıyor evet öyle diyor. Tabi. Bu kavuktan dolayı söylüyorsan kavuğu bir Nuri’nin kafasına geçireyim o rahbete etsin çözsün şeyleri. Allah razı olsun teşekkür ederim.
Düğüm yapıyorsun. Gül yapıyorsun. Bu gül mü bu? Olsun ben onun gül niyetine istersen başıma tac edeyim ya. Tamam. Sen yeter ki iste ya. Teşekkür ederim. Hakkınızı helal edin. Selamun aleyküm. Geceniz hayırlı olsun inşallah.
Kaynaklar ve Referanslar
Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî — Mesnevî, 300. Beyit — “Allah kimin ruhuna mihenk vurursa, ancak o kişi yakîni şüpheden ayırt edebilir.” — Kalbe ilâhî mihengin vurulmasının şartı: Allah’ın seçimi ve kulun teslimiyeti. Mevlânâ bu beyitle hakikat yolundaki en temel kriteri ortaya koyar.
Kur’ân-ı Kerîm — Nahl Sûresi, 68-69. Âyetler — “Rabbin bal arısına şöyle vahyetti: Dağlardan, ağaçlardan ve insanların yaptığı çardaklardan kendine evler edin.” — Allah’ın küçük bir canlıya ilham etmesi, kendi dostlarına ve kullarına ilham etmeyeceğinin düşünülemeyeceğinin delili.
Kur’ân-ı Kerîm — Zâriyât Sûresi, 56. Âyet — “Ben insanları ve cinleri ancak bana kulluk etsinler diye yarattım.” — Allah’ın bilinmek ve tanınmak istemesinin Kur’ânî temeli; insanın yaratılış amacı bu âyetle belirlenir.
Hz. Âişe’nin Rivayeti — Duman Tütmezdi — “Günler geçerdi de Hz. Peygamber’in evinde duman tütmezdi.” (Buhârî, Rikâk 17; Müslim, Zühd 20) — Peygamber-i Zîşân’ın dünyaya karşı zühdünün ve sade hayatının en veciz ifadesi; günümüz tüketim kültürüne en sert uyarı.
Hadîs-i Şerîf — İşçi Hakkı ve Geniş Anlamda Hırsızlık — Çalışırken telefon oynamak, işverenin parasını meşru olmayan biçimde harcamak da bir hırsızlık sayılır; “Ücretini ödemeden işçinin teri kurumadan verin.” (İbn Mâce, Ruhûn 4) — İşçi ve işveren karşılıklı emanet ilişkisindedir.
Hadîs-i Şerîf — İstihare Namazı — Hz. Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem her önemli iş için istihare namazı kılmayı emretmiş; iki rekât namazın ardından okunacak dua ile Allah’tan hayırlı olanın gösterilmesi istenir. (Buhârî, Teheccüd 25) — Kararı Allah’a havale etmenin pratik yolu.
Kur’ân-ı Kerîm — Şiddet ve Terör Yasağı — “Kim bir nefsi haksız yere öldürürse bütün insanlığı öldürmüş gibidir.” (Mâide, 32) — Terörün nereden gelirse gelsin haram olduğunun Kur’ânî temeli; DAİŞ gibi yapıların İslâm adına hareket ettiği iddiasının geçersizliği.
Mevlânâ — Doğru Sufilik Hz. Peygamber’e Yönlendirir — Hz. Mevlânâ ‘bana bakın’ demez; ‘manevi his kaybının tedavisini uygulamak istiyorsan Hz. Muhammed Mustafa’ya git, onun ölçüsüne bak’ der. Tasavvufun tek mihveri Hz. Peygamber’in sünneti ve ahlakıdır.
Mesnevi — Dervişlikte İnce Ahlak — Ele geleni yememek, dile geleni dememek, ince düşünmek, anneye babaya saygı, başkasının hakkını gözetmek — bunlar olmadan dervişlik olmaz. Hz. Mevlânâ’nın tasavvuf anlayışında ahlak fıkhın önüne geçemez, ikisi birbirini tamamlar.
Bu sohbet-i şerîf, Mustafa Özbağ Efendi hazretlerinin 2018 yılında Karabaş-ı Velî Tekkesi’nde icra buyurduğu 38. sohbetin transkriptinden tez formatında düzenlenmiştir. Orijinal video: https://www.youtube.com/watch?v=kK9IRhuwgpU