Karabaş-i Veli Tekkesi 2016

4. Karabaş-i Velî Tekkesi Sohbeti — Siccîn ve İlliyyîn, Halvet ve Fenâ Mertebeleri

Çeşitli Fıkhî Sorular

Seyyar Pilavcılık ve Belediye İzni

Belediyeden izin almadan seyyar pilavcılık yapmak harama düşer mi sorusunun cevabı: Gidin izin alın. Yasal düzenlemelere uymak İslâm’ın emrettiği bir şeydir; devletin koyduğu düzenlemeler kamu yararınadır.

Kadın Sesi ve Kur’ân Okuması

Normalde kadının nameli sesinin bir erkek tarafından dinlenilmesi câiz değildir. Bir kadın Kur’ân okurken veya ilâhî söylerken bir erkeğin sesini duyması meselesinde bazı âlimler haramlığını söylememişlerdir, ancak nameli sesin dinlenmesi uygun değildir. Telefonda da kadının normal sesi câizdir, nameli sesi değildir.

Engelli ve Problemli Kimselere Bakış

Hiçbir problemli veya engelli kimseye “problemli” nazarıyla bakmamak doğrudur. Peygamber Sallallâhu Aleyhi ve Sellem Hazretleri Medîne’den ayrıldığında birkaç sefer âmâ olan İbnü Ümm-i Mektûm’u Medîne’de vâlî olarak tayin etti. Kendisi “Âmâyım, namaz vakitlerinde mescide gelmesem, mahallede kılsam” dediğinde Efendimiz “Ezânı duyuyor musun?” diye sordu. “Duyuyorum yâ Resûlallah” deyince “Sen mescide geleceksin” buyurdu. Peygamber Efendimiz engelli kimseye “engelli” muamelesi yapmazdı.

Namazları Cem’ Etmek

Öğlen ve ikindiyi cem’ eden birisi akşam ile yatsıyı cem’ etmek zorunda değildir. Öğlen ve ikindiyi normal kılan biri akşam-yatsıyı cem’ edebilir. Akşam namazı vaktinde akşam ve yatsı cem’ edilebilir. Namazları cem’ edenin tesbîhâtı için vakit varsa arkasında yapar.


Kâfir Ruhlar Göğe Yükseltilmez

Hazret-i Pîr Mesnevî’de der: “Kâfirler siccîn cinsinden olduklarından dünya zindanına rahat rahat gelmişlerdir. Peygamberler ise illîyyîn cinsinden olduklarından can ve gönül illîyyînine doğru gitmişlerdir.” Burada sözde biraz Cebriyye kokuyor gibi görünür ama bu Mütaffifîn Sûresi 7. âyete dayanır: “Kötülerin yazısı muhakkak siccîndedir.”

Kötü amellerin yazıldığı yer ile iyi amellerin yazıldığı yer aynı değildir. Kötülerin defterleri sollarından, iyilerin defterleri sağlarından verilir. Kötülük işlerseniz solunuzdaki melek soldaki deftere yazar; iyilik işlerseniz sağınızdaki melek sağdaki deftere yazar.

Bir kâfir öldüğünde melekler onun rûhunu alıp yükseltmeye çalışırlar. Hangi kata varsalar o tabakadaki melekler “Bu habîs rûh kimin?” diye sorarlar; onu dünyada çağrıldığı en kötü adıyla söylerler. Nihayet dünya göğüne varırlar ve kapıların açılmasını isterler — ama kapı açılmaz. Peygamber Efendimiz bu noktada A’râf Sûresi 40. âyeti okudu: “Bizim âyetlerimizi yalanlayanlar ve onlara inanmaya tenezzül etmeyenler — işte onlara göğün kapıları açılmayacak ve deve iğne deliğinden geçinceye kadar cennete giremeyeceklerdir.”


Kâfir Rûhlar Nerede Bekletilir?

Göğün kapıları açılmadığına göre kâfir rûhlar Allah katında değildir. Hz. Ali Efendimiz’in bir sözü vardır: “Şaşarım bu insanlara ki cehennemin üzerinde yürürlerken gülüp oynayabiliyorlar.” Ayakları altında cehennem var iken onlar gülüp oynayabiliyorlar.

Allâhu a’lem, dünyanın merkezinde bugün tespit edilmiş olan magma tabakası denilen kaynayan bir ateş vardır. Dünya henüz soğumasını tamamlamamıştır. Belki bu ateş daha da fazlalaşacak, dünyayı çepeçevre saracak; ya da soğuma hızlanacak. Her iki oluşumu da kıyâmet olarak nitelendirebiliriz. Toprağın altında on bin, yirmi bin, yüz bin yıllık yaşam kalıntıları bulunabilmektedir.

Kâfirlerin rûhları göğe yükseltilmediğine göre Allâhu a’lem dünya ile alâkalı bir yerde, toprağın altında kabir azabını çekmektedirler. Bir âyet-i kerîmede kâfirlerin yalvardığı ifâde edilir: “Bizi tekrar dünya üzerine gönderseydiniz, iman edip iyi ameller işleyenlerden olurduk.” Demek ki o kâfirler dünyaya yeniden dönmenin hesâbı içindedirler; dünyadan çok uzak değiller.


İlliyyîn ve İyilerin Kitabı

Mütaffifîn Sûresi 18-21 âyetleri: “Şüphesiz iyilerin kitabı İlliyyîn’dedir. İlliyyîn’in ne olduğunu sen nereden bileceksin? O yazılmış bir kitaptır.” İlliyyîn “yüksekler yükseği” demektir.

İyi olanlar iyilerin kitabında, kötü olanlar kötülerin kitabında yazılıdır. Ama bu Cebrî (zorlama) değildir — Allah bildiğini yazıyor. Cenâb-ı Hak kimlerin iyi, kimlerin kötü olacağını biliyor; O en büyük âlimdir. Melekler mümin kulun rûhunu oraya götürdüğünde “Ey Rabbimiz, bu falan kulundur” derler. Cenâb-ı Hak meleklere o kulun azaptan emin olduğunu beyan eden mühürlü bir belge verir.


Son Nefes Garantisi Yoktur

Cenâb-ı Hak ilâhî ilmiyle bizim ne yaşayacağımızı, son nefesimizle alâkalı iyi veya kötü ölüp ölmeyeceğimizi de biliyordu. O bildiğini yazdı. Bu bilgide değişme olmaz. Ama biz kendi son nefesimizi bilmeyiz; bilmediğimiz için son nefesimize kadar iyi olmak için gayret sarf etmekle mükellefiz.

Her an için kötülüğe düşebiliriz — eminlik yoktur. Zayıf rivâyetlerde “son nefese gelirken yazgısı tecellî eder” denilir — bu “Allah öyle yazdığı için öyle olur” demek değildir. O öyle yapacağını Allah biliyor, o yüzden öyle. Kafanızı karıştıran kitaplar okumayın; önce İmâm-ı Âzam’ın Fıkh-ı Ekber’ini okuyup kendinize bir temel atın.


İslâm Hukukunda Cezalar Değişmez

İslâm’ın hukukunda farzlar, vâcipler ve cezalarla alâkalı hükümler birdir. Nereye giderseniz gidin zinanın, içki içmenin cezası bellidir. Haksız yere adam öldürmenin cezası Sibirya’da, Türkiye’de, Arabistan’da, Avrupa’da, Amerika’da aynıdır. Allah’ın hukukunda bir değişiklik yoktur. Beş yüz yıl önce kısas hak ise beş yüz yıl sonra da haktır.

Bugün yeryüzündeki “hukuk” dediğimiz şey insanların kendi elleriyle yaptıkları putçuklardır. Helvadan put yapıp karnı aç olunca yiyenler gibi — kendi elleriyle kurdukları sistemi ilâhlaştırıyorlar. Bir kanun maddesi çıkarıyor, beş yıl sonra değiştiriyor, on yıl sonra yine değiştiriyor. Hukuk her dem değişiyor.

12 Eylül’de asılan çocukların suçu neydi o zaman? İdam cezası kalktı; terör örgütünün baş belâsını besliyoruz, asamıyorsun. Oysa haksız yere adam öldüren, uyuşturucu üreticisi, zorla tecâvüz eden, milletin askerine saldıran idam edilmeli ve bu hüküm bir daha değişmemeli.


Vezirin Halveti: Mesnevî’den

Hikâyeye dönelim. Yahudi vezir on iki kavme birbirine zıt defterler verdikten sonra kendisini halvete kattı. İçeriden seslendi: “Ey mürîdler, Îsâ bana ‘Yakınlarından, arkadaşlarından ayrıl, tek ol. Yüzünü duvara çevirip yalnızca otur. Kendi varlığından da halveti ihtiyâr et’ diye vahyetti.”

Halvet nedir? Hazret-i Mûsâ Aleyhisselâm Tûr-i Sînâ’ya 30 gün halvet etmek istedi, Cenâb-ı Hak “on daha ekle” dedi. 40 gün Tûr’da halvet etti, Rabbisiyle baş başa kaldı. Bütün peygamberlerin halvetleri vardır. Peygamber Efendimiz de peygamberliğinden önce ve sonra Hirâ dağındaki mağarada halvet ederdi. Medîne’de Ramazan’ın son on günü itikâf etti — son yıl yirmi gün itikâf etti. Bu yüzden Ramazan’ın son on gününde itikâf etmek sünnettir. Eski tekkelerde halvethâne olurdu; üstâd dervişleri 3-5-7-10-40 günlük halvete katardı.


Fenâ Fi’ş-Şeyh, Fenâ Fi’r-Resûl, Fenâ Fi’llâh

Sûfîler fenâ fi’ş-şeyh, fenâ fi’r-resûl, fenâ fi’llâh mertebelerinde yürürler. Fenâ fi’ş-şeyh olacak kimse şeyhin önünde kendi varlığını terk eder — şeyhiyle bir antlaşma yaptıktan sonra onun söylediklerine yorum yapmaz, itâat eder. O güne kadarki bilgilerini, ilmini şeyhinin önünde bırakır; şeyhini eşinden, çocuğundan fazla sever.

Fenâ fi’ş-şeyh olan kimse fenâ fi’r-resûle çalışır. Her şeyiyle Hz. Muhammed Mustafa’ya tâbi olur. “Siz beni annenizden, babanızdan, eşinizden, çocuklarınızdan, mallarınızdan ve canlarınızdan daha fazla sevmedikçe imanınız kemâle ermez” hadîsinin hükmünü tatbîk eder. Ardından fenâ fi’llâh gelir.

Ama sizden istediğim bu değildir — yolunuzu uzatmayın. Sizden istediğim: İslâm’ın doğrularına uygun olanları alın başınıza tâc edin. Hz. Muhammed Mustafa’nın hadislerinin ve sünnetlerinin önünde kendi varlığımızdan, kibrimizden, kendimize olan hayranlığımızdan geçelim. Muhammed Mustafa’nın önünde fânî olmayan, Allah’ın önünde fânî olamaz.


Asıl Halvet: Sünnete Bağlı Kalmak

Günlerce bir odanın içerisinde oturup Allah’ı zikretmek, vallâhi dışarıda iki saat durmaktan daha kolaydır. İçeride on günlük itikâf yapmak dışarıda bir gün yaşamaktan daha kolaydır. Halkın içerisinde bir gün yaşamak daha zordur. Asıl halvet bu mânâda Sünnet-i Resûlullâh’a sımsıkı bağlı kalmaktır.


Eski İtikâf Disiplini

Abdullah Efendi Hazretleri beni itikâfa kattığında “Oğlum, dünya kelâmı konuşmayacaksın” dedi. On gün dünya kelâmı hiç konuşmadım. Güneşe çıkmak yok, hayvansal gıda yemek yok, tuzlu-yağlı yemek yok. Ankesörlü telefonla sohbet ederdik — jetonlar gidecek diye ödü kopardın, bir kelime fazla söylerim diye.

Birinci gün üç lokma ekmek, ikinci gün iki lokma, üçüncü gün bir lokma; dördüncü günden sonra ekmek yok. Sadece çay. Dervişliğe öyle başlardık. Boynuma sarık asardım uyumayayım diye — Zeyniler Câmii’nde itikâfa girdiğimde. Uyuduğumda boğulma tehlikesi ile uyandırırdım kendimi. Millet şimdi itikâfı otel sanıyor. Konuşmaya izin yok, yemeye izin yok, “ne yiyeceğim?” diye sormak yok.

Ölmeden önce ölünüz. Halvet eden kimse o ölümü yaşar, kendi varlığından geçer. Hz. Muhammed Mustafa’nın önüne oturunca onun varlığı kalmaz. İtikâfta da ilk üç gün içerisinde Peygamber Efendimiz’i bi-iznillâh görür, sesini duyar. İtikâfı tamam düzgün çıkaran kimse dördüncü makama — râziyye makamına — gelir. Allah kulundan râzı, kul Allah’tan râzıdır.


Nikâhsız Birliktelik ve Zinâ

2,5 yıl nikâhsız beraber yaşayan bir kardeş soruyor: “Ayrıldık, benim ona bir borcum var mı?” Cevap: Ayrıldığından dolayı sorumluluk olmayabilir ama 2,5 yıl nikâhsız birlikte yaşadığınız için zinâ etmiş hükmündesiniz. Tövbe edecek.

Zinâ eden kimseler — hadîs-i şerîf — mahşer yerinde köpeklerin çatıştığı gibi, çatışmış bir vaziyette çıkarılırlar. Zinâdan uzak durun. Toplumun belini büken şey budur. Evlenmeyi kolaylaştırın, zorlaştırmayın. Erkekler ve kızlar: “Benim hiçbir şeyim yok ama Allah için evlenmek istiyorum” deyin. Anne babalar: çocuklarınızı evlendirin. “Beş şeyde acele ediniz: ölüyü gömmekte, namazı kılmakta, borcu ödemekte, çocukları evlendirmekte, hazır yemek gelince yemekte.”

Kaynana ev bakacak durumda değilse “Ben ona bakarım” desin — oğlunun zinâda olması daha mı hoşa gidecek? Çocuklarınıza deyin ki “İstediğin zaman, istediğinle evlendiririz — yeter ki zinâ yapma.” Ümmet evlenmeyi zorlaştırıyor; takı, çeyiz, tören şöyle olacak böyle olacak derken zorlaştırıyor. Kolaylaştırın.


Kaynakça

Âyet-i Kerîmeler

  • “Kötülerin yazısı muhakkak siccîndedir” — Mütaffifîn Sûresi, 83:7
  • “İyilerin kitabı İlliyyîn’dedir” — Mütaffifîn Sûresi, 83:18-21
  • “Bizim âyetlerimizi yalanlayanlara göğün kapıları açılmayacak” — A’râf Sûresi, 7:40
  • “Bizi tekrar döndürseydiniz iman ederdik” — Secde Sûresi, 32:12; Fâtır Sûresi, 35:37
  • Mûsâ Aleyhisselâm’ın 40 günlük halveti — A’râf Sûresi, 7:142

Hadîs-i Şerîfler

  • İbnü Ümm-i Mektûm’un mescide gelmesi — Sahîh-i Müslim, Kitâbu’l-Mesâcid, Hadis No: 653
  • “Siz beni her şeyden fazla sevmedikçe iman etmiş olamazsınız” — Sahîh-i Buhârî, Kitâbu’l-Îmân, Hadis No: 15
  • “Zinâ edenler mahşerde köpekler gibi halk edilirler” — Taberânî, Münzirî, et-Terğîb
  • “Beş şeyde acele ediniz” — Sünen-i Tirmizî, Kitâbu’l-Cenâiz (ölünün defni hakkında)

Tasavvufî ve Fıkhî Kaynaklar

  • Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî, Mesnevî-i Şerîf, Defter I — Yahudi vezirin halveti ve mürîdlerini aldatması
  • İmam-ı Âzam, el-Fıkhu’l-Ekber — Îtikâd esasları
  • Fenâ fi’ş-şeyh, fenâ fi’r-resûl, fenâ fi’llâh mertebeleri — İbn Arabî, el-Fütûhâtü’l-Mekkiyye; Kuşeyrî, er-Risâle
  • İtikâf hükümleri — Merğînânî, el-Hidâye, Kitâbu’l-İ’tikâf

Sohbetin Özeti

Bu Karabaş-i Velî Tekkesi sohbeti, Mesnevî’deki Yahudi vezir kıssasının devamı üzerinden kâfir rûhların göğe yükseltilmediği, cehennem ile dünyanın çekirdeğindeki magma tabakası arasındaki mânevî bağ, İlliyyîn-Siccîn ayrımı, son nefes garantisinin olmaması, İslâm hukukundaki cezaların değişmezliği, halvet-itikâf disiplini, Fenâ fi’ş-şeyh/fi’r-resûl/fi’llâh mertebeleri ve zinâdan uzaklık ile evliliği kolaylaştırmanın toplum için önemini detaylı bir biçimde ele almıştır. Sohbetin temel mesajı: Sünnet-i Resûlullâh’a sımsıkı bağlı kalmak asıl halvettir, evlenmeyi kolaylaştırın, fıkıh temelini İmâm-ı Âzam’ın Fıkh-ı Ekber’inden alın.

Tasavvuf hakkında daha fazla bilgi için tıklayınız.