Cezbe Nedir? En Büyük Cezbe Bir Sünneti İhyâ Etmektir
Bir sünnet-i Resûlullâh’ı yaşamak binlerce cezbe yaşamaktan evlâdır. Cezbenin en âlâsı, en hakîkîsi, en tatlısı, en güzeli Kur’ân ve sünneti tam anlamıyla yaşamaya çalışmaktır. Bir sünneti ihyâ etmeyi binlerce, yüz binlerce, milyonlarca cezbeye bedel görün.
Bir kısım tasavvuf ehli titremeyi, değişik mimikler çıkarmayı, değişik sesler çıkarmayı cezbe olarak görüyorlar. Bu cezbe değil, bu nefsin aldatmasıdır, nefsin oyunudur. Allah kullarını değişik hallerle hallendirir. Hallerin hepsi de geçicidir. Siz denizin üzerinde yürüyebilirsiniz, havada uçabilirsiniz — haldir, geçer. Zikrullah esnasında Abdülkâdir Geylânî Hazretleri’ni görebilirsiniz — haldir, geçer. Arş-ı a’lâda dahi dolaşabilirsiniz — haldir, geçer.
İstikâmettir en büyük cezbe. Sünnet-i Resûlullâh’a uymaktır en büyük cezbe. Güzel ahlâkla ahlâklanmaktır en büyük cezbe. Hazret-i Resûlullâh Sallallâhu Aleyhi ve Sellem Hazretleri’nin ayak izini takip etmektir en büyük cezbe. Çok titreyen ehl-i dervişler gördüm — geçer, bir bakarsınız ki o titreyen kimse neler işliyor. Aldanmayın kardeşler.
Askeri Nefsinden Nefret Etmek
Biz hiçbir zaman devletimize, askerimize laf söylemeyiz. Devletimiz olmasaydı ne yapardık diye düşünürüz. Eksiklikleriyle, kusurlarıyla, hatalarıyla, yanlışlarıyla devlet bizim devletimizdir. Bu devletin, bu milletin sınırlarının korunmasına en büyük katkı sunanlardan birisi askerlik mesleğidir.
Askerlik mesleğinin içinde yanlışlık yapanlar olabilir — darbeler oldu bu ülkede, zeminler oluşturuldu. En son 15 Temmuz’da da oldu. Ama bir meslekte yanlış yapanların eksikliğine bakarak o meslek erbâbını komple suçlamak, komple nefret etmek doğru değildir. Suç şahsî ilgilendirir. Bu İslâm hukukunda da böyledir.
Muâviyye ile Hz. Ali Efendimiz’in (r.a.) yol ayrımı da buradadır. Muâviyye “Hz. Osman’ı katleden çapulcuların hepsini katlet” dedi. Oysa o çapulcuları oraya Muâviyye’nin kendi adamı olan Mısır vâlîsi göndermişti. Hz. Ali r.a. “Bu hukuk doğru değil, İslâm suçluyu bulur, ona hükmeder” dedi. Yezîdîlerle İslâm’ın yol ayrışması da buradadır. Ama ben sahâbenin içinde kimseye laf söylemem — “Ashâbım yıldızlar gibidir” hadîsine bağlı kalırım. Sadece olayı anlatıyorum.
Hayreddîn Karaman ve İmâm-ı Âzam Çizgisi
Hayreddîn Karaman yine ehl-i sünnet bir kimse, okunabilecek bir kimsedir. Çizgisi İmâm-ı Âzam’ın çizgisidir. Bir meselede Kur’ân’a bakarız, bulamazsak sünnete, bulamazsak ashâbın yaşadığına bakarız — “Ahmed şunu dedi, Mehmed şunu dedi” demeyiz. Bu harika bir yoldur.
Fakat bir televizyon konuşmasında “Bugünün İmâm-ı Âzam’ı benim” gibi bir söz ettiğini duydum — kaldım. Ben biraz İmâm-ı Âzam’cıyım, biraz Gazâlîciyim. İmâm-ı Âzam’ı küçümseyen, hafife alan kimseye karşı içim soğuyor. İhyâ, Gazâlî, Arabî, Hazret-i Mevlânâ, Abdülkâdir Geylânî — bunlar birer kutup, birer aktâbdır. Bunlarla eşdeğerde görünüp “bugünün İmâm-ı Âzam’ıyım” demek densizliktir.
Mesela İmâm Ebû Yûsuf’tan çok İmâm Muhammed’i tutarım — daha mücâdelecidir. İmâm Ebû Yûsuf, İmâm-ı Âzam’ın kabul etmediği Kâdı’l-Kudât’lığı kabul etmiş. İmâm-ı Âzam “Zâlim bir hükümdarın yönettiği devletin bu makamını yapamam” demiş ve şehîdlik yolunu seçmiş. İmâm Muhammed de onun yolundan gitmiş.
Hayreddîn Karaman’ın “enflasyon miktarı kadar faiz câiz” fetvâsına da katılmıyorum. Aynı şeyi Hamdi Döndüren de söylüyor. Faizin azı da çoğu da haramdır. Kimse faize bulaşmamalıdır. “Enflasyon miktarı kadar câiz” derseniz insanlar türlü türlü şeyler söylerler. Dinin özü: Allah faizi haram kılmış, ticareti helâl kılmış. Bitti.
Çocuğun Anne-Baba Üzerindeki Hakları
Bir hadîs-i şerîfte çocuğun anne-baba üzerindeki hakları üçtür: Bir, doğduğunda hayırlı bir isim konulması. İki, ona dîninin öğretilmesi. Üç, ona meslek öğretilmesi / meslek sahibi edilmesi.
Eski şerhçiler “erkek çocuğuna sanat, ziraat, ticaret; kız çocuğuna ev işi, el işi” diye şerh etmişlerdir. Buna katılmıyorum. Yirmi yıl önce o şerhe bağlı kalıyordum ama tecrübe, zaman, yaşanan olaylar beni bu noktaya getirdi: kız çocuklarına da meslek edindirmenin yolunu arayın.
Bir kimse çocuğunun — kız erkek ayrımı yapmadan — tek başına kaldığında yaşayabileceği kadar bir geçim kapısı bırakacak ya da ona meslek sahibi edindirecek. Önceden başörtüsü problemi vardı, şimdi yok; gelecekte daha da kalkacak.
Bayanlara Özel Kurumlar Hayâli
Türkiye Cumhuriyeti bayanlara yönelik meslek edindirmeye ve bayanlara yönelik kurumlar oluşturmaya el atmalıdır. Mesela eğitim: ilkokul, ortaokul komple bayanlardan olabilir. Çocuklar dört-beş yaşında annesinden ayrılıyor — o çocuk bir anne şefkati gösterecek bayan öğretmenin elinde yetişmelidir. Her yaş grubu için özel eğitilmiş bayan öğreticiler olmalı. Bunlar aynı zamanda pedagog seviyesinde olmalı, ailelerle de görüşebilmelidir.
Bayan hastaneleri kurulmalı — doktorundan hemşiresine kadar, müdüründen kapıcısına kadar her şeyi bayan. Bayan bakım evleri, bayan polis birimleri, belediyelerde sağlık ve eğitimle alâkalı bayan birimleri. Böylece hem bayanlar istihdâm edilir hem de gelecek nesiller düzgün yetişir. Erkek çocuklar akıl bâliğ olduktan sonra erkek okullarında eğitilebilir.
Cibrîl Hadîsi: İslâm’ın Şartları
Cibrîl Hadîsi mütevâtirdir. Sahâbe mescidde otururlarken Cebrâîl Aleyhisselâm Dıhye sûretinde içeri girer, cemâati yararak Hz. Peygamber’in dizinin önüne durur, dizini dizine dayar, ellerini ellerinin üzerine koyar. Sûfîlerde mürşid-mürîd biatının temeli budur: diz dize, el ele, alın alına.
Cebrâîl sorar: “İslâm nedir?” Efendimiz: “Kelime-i şehâdet getirmek, namaz kılmak, oruç tutmak, hacca gitmek, zekât vermektir.” “İman nedir?” “Allah’a, meleklerine, peygamberlerine, kitaplarına, âhiret gününe, hayır ve şerrin Allah’tan olduğuna iman etmektir.” “İhsân nedir?” “Allah’ı görüyormuşcasına ibâdet etmendir — sen onu göremesen de O seni her an görür.”
Cebrâîl “Kıyâmet ne zaman kopar?” diye sordu. Efendimiz buyurdu: “Bu konuda kendisine soru sorulan, soruyu sorandan daha bilgili değildir.” Dikkat: “Bilmiyorum” değil — “benim bilgim senin bilginden fazla değil.” Bazıları “bilmiyorum” diye naklediyor; metne sadık kalın.
Rüyâlar Üzerine Din İnşâ Edilmez — Ama Sâlih Rüyâ Haktır
Diyânet’in bir Cuma hutbesinde “Karmaşık rüyâlar üzerine din binâ edilemez” denmiş. Bir kısmına katılırım. Karmaşık rüyâlarla amel edilmez — eyvallah, bu doğrudur. Ama rüyâ üçtür:
- Şeytânî rüyâlar — görülürse sol tarafa üç kez tükürüp eûzü-besmele çekilir.
- Etkilenmeden kaynaklanan rüyâlar — o gün yaşanan bir olayın geceye yansımasıdır.
- Sâlih rüyâlar — müminlerin gördüğü, mübeşşirâttan bir cüz olan rüyâlar.
Hazret-i Peygamber Sallallâhu Aleyhi ve Sellem Hazretleri’nin şekline-şemâline şeytan giremez. Rüyâsında Efendimiz’i gören kimseye “Bu çocuğa Hasan adını koy” denirse, herkes sevinçle koyar. Aynı şekilde “Şuraya git” denildiğinde neden gitmesin? Bu sahâbe statüsünde bir hüküm kılınamaz ama göreni bağlar.
Ezân da sahâbenin rüyâsıyla konulmuştur — bütün ümmeti bağlamıştır. Diyânet’in bu hutbesinde “rüyâ üzerine din binâ edilmez” derken bu meşhur hâdise ne olacak? Biraz siyâsî davranılmış bir hutbedir. Bir yanlışlıkla mücâdele ederken doğruları yok edemezsiniz. Cibrîl hadîsini ölçü olarak koyduysanız sâlih rüyâlarla alâkalı hadîsleri de kabul etmek zorundasınız. Reddederseniz tenâkuz olur.
Üç Talâkın Bir Anda Verilmesi
Bir kardeş, eşinin iki kez bir talâk, bir kez telefonda üç talâk, sonra bir kez daha anne yanında tek talâk verdiğini anlatıyor. “Aramızda nikâh kalmış mı?”
Hanefî zâhir hükmüne göre bu boşama boşamadır — üç talâk geçmiştir. Ama sahâbenin bir kısmı üç talâkı bir seferde vermeyi kabul etmemiştir. Hz. Ömer Efendimiz’in oğlu Abdullah eşini üç talâk birden boşadığında Hz. Peygamber Sallallâhu Aleyhi ve Sellem “Bu boşama doğru değil, dön geri” diye kabul etmemişti. Sünnet üzerine boşama: “Ay hâlini bekle, bir talâk; bir ay daha bekle, bir talâk; bir ay daha bekle, bir talâk.” Hz. İbn Abbâs da bu görüşten yana, dört Abdullah’ın büyük bir kısmı da öyledir.
Kaynakça
Hadîs-i Şerîfler
- Cibrîl Hadîsi — Sahîh-i Müslim, Kitâbu’l-Îmân, Hadis No: 8; Sahîh-i Buhârî, Kitâbu’l-Îmân, Hadis No: 50
- “Ashâbım yıldızlar gibidir” — Beyhakî, el-Medhal; İbn Abdilberr, Câmiu Beyâni’l-İlm
- Üç çocuğun anne-baba üzerindeki hakkı — Beyhakî, Şuabu’l-Îmân; Hâkim, Müstedrek
- İbn Ömer’in üç talâkı bir anda vermesi — Sahîh-i Müslim, Kitâbu’t-Talâk, Hadis No: 1471
- “Sâlih rüyâ mübeşşirâttan bir cüzdür” — Sahîh-i Buhârî, Kitâbu’t-Ta’bîr, Hadis No: 6990; Sahîh-i Müslim, Kitâbu’r-Rü’yâ
- Ezânın sahâbe rüyâsıyla konması — Sünen-i Ebû Dâvûd, Kitâbu’s-Salât, Hadis No: 499
Fıkhî ve Târihî Kaynaklar
- Hz. Ali (r.a.) ve Muâviyye ayrılığı — Taberî, Târîhu’r-Rusül; İbnü’l-Esîr, el-Kâmil fi’t-Târîh
- İmâm Ebû Yûsuf’un Kâdı’l-Kudât’lığı — İbn Hallikân, Vefeyâtü’l-A’yân
- Faiz hükmü — Merğînânî, el-Hidâye, Kitâbu’r-Ribâ; el-Kâsânî, Bedâiu’s-Sanâi’
- Üç talâkın bir anda hükmü — İbn Teymiyye, Fetâvâ’l-Kübrâ; İbn Kayyım, Zâdü’l-Me’âd
Sohbetin Özeti
Bu Karabaş-i Velî Tekkesi sohbeti, cezbenin hakîkî anlamının bir sünneti ihyâ etmek olduğunu, askerlik mesleğinin suçunun şahsî olduğunu, Hayreddîn Karaman’ın İmâm-ı Âzam çizgisinde olduğunu ama bazı fetvâlarına katılmadığını, çocukların anne-baba üzerindeki hakkının meslek öğretilmesine kadar uzandığını, Cibrîl Hadîsi ile İslâm’ın esaslarının netleştiğini, sâlih rüyâların reddedilmemesi gerektiğini ve üç talâkı bir anda vermenin Hanefî-sahâbe ihtilâfına konu olduğunu ele almıştır. Sohbetin temel mesajı: hallerin hepsi geçicidir, istikâmet en büyük cezbedir; suçu şahıslandırın, meslek erbâbını toptan suçlamayın; kızlara da meslek öğretin; sâlih rüyâyı reddetmeyin; faizin azı da haramdır.