Mustafa Özbağ Efendi hazretleri, Karabaş-ı Velî Tekkesi’nde icra buyurulan bu 34. sohbet-i şerîfinde Aşure gününün hem hüzün hem neşe iklimine dikkat çekerek; Nuh Aleyhisselâm’ın 950 yıllık tebliğini, kavminin şirke düşüşünü ve Allah Teâlâ’nın buna hak ve hakikati duymak istemeyenlerin kalplerini mühürlemekle karşılık verdiğini tafsîlâtıyla anlatmış; Hz. Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretlerinin Taif ziyaretinde çocuklar tarafından taşlanmasını ve konuşmayı alkışla kesmenin müşrik adeti olduğunu beyan etmiş; faiz sistemini meşrulaştırmak için hadis inkârına başvurulmasını, fahşiyat ve uyuşturucunun küresel sistemi beslemesini Nuh’un kavmiyle paralel bir isyan olarak okuyarak şirkin modern görünümlerini teşhis etmiş; eş, evlat ve anne baba imtihanının dindeki ağırlığını dindar eş seçimi emriyle pekiştirmiş; Nuh Aleyhisselâm’ın tufan öncesi şükür duasını ve ardından Allah’ın vahyiyle inşa edilen mühendislik harikası gemiyi, eşi ve oğlunun dahi inanmamasını, tufanın Muharrem’in 10. günü sona ermesini ve gemideki yiyeceklerden pişirilen şükür yemeğinin aşurenin asıl kökeni olduğunu açıklamış; soru-cevap faslında eş ilişkisini, şehitlerin kul haklarını, İbni Teymiye’ye yaklaşımını, zikri bidat sayanların küfre düşeceğini, kod isim kullananların arkasında gizli örgüt bulunduğunu ve cemaat içinde yetkisiz imamlık iddiasında bulunmanın fitne kapısı açtığını zeytin ağacının dip pitching metaforuyla örneklendirerek beyan buyurmuşlardır.
Açılış: Aşure Günü ve İki Duygu — Hüzün ve Neşe
Selamun aleyküm. Allah gecenize hayır eylesin inşallah. Cenab-ı Hak gününüzünüze hayırlı eylesin. Ayınızı, yılınızı, ömrünüzü hayırlı eylesin inşallah. Bugün aşure, aslında Perşembe günüydü. Gün olarak. Ama Perşembe günü, aşure günü, Hz. Hüseyin Efendimiz ve Kerbe Lai ile alakalı sohbet etmek istedik. O yüzden Perşembe’yi ona ayırdık. Bundan sonra Cumartesi’ne de inşallah burada aşure ile alakalı program yapacağız. Bir tarafımız hüzün deryası, bir tarafımız aşure neşesi. Neşelenelim mi, hüzünlenelim mi? Dedik ya neyse ayıralım. 10. gününe normalde şehidi Kerbe Lai’a ayırdık. İlk Cumartesi’ni de aşureye ayırdık. Aşure malum. Ümmeti Muhammed’in kutladığı, Ümmeti Muhammed’in kendince yıllardan beri uyguladığı bir kültür, gelenek. Geçmiş derslerde Nuh Aleyhisselâm’ın tufandan kurtulduğunun kurtulduğu gün yapılan bir yemek olarak anlatmıştık. Geçmiş derslerde yine aşure gününde önemli olan olaylar, hadiseler, peygamberlerin, dünya ile alakalı ne bileyim diğer meselelerle alakalı aşure günü ile alakalı bir hayli sohbet etmiştik.
Bugün aşure’nin ilk çıkış noktası olan Nuh Aleyhisselâm ve tufanından bahsedeceğiz. Nuh Aleyhisselâm Hz. Şid’den sonra üçüncü Ulu-l-Azim peygamberlerden birisidir. Âdem Aleyhisselâm ardından oğlu Şid ardından yine Şid’in çocuklarından Nuh Aleyhisselâm’dır. Âdem Aleyhisselâm yaklaşık 900 kusur sene yaşamış peygamberlik yapmış. Şid 800-900 sene yaşamış peygamberlik yapmış. Nuh da, Nuh Aleyhisselâm da 900 kusur yıl yaşamış peygamberlik yapmışlar. Tabi Şid Aleyhisselâm ile Nuh Aleyhisselâm arasında bir zaman var. Yaklaşık bunu fetret zamanında diyebiliriz. Çünkü Âdem Aleyhisselâm oğulları Habil ile Kabil aralarında problem çıkıp Kabil, Habil’i öldürdükten sonra bir zaman geçiyor. Bu zaman zarfında Âdem Aleyhisselâm kendisinden sonra gelecek bir peygamber, bir salih kimse olması için dua ediyor. O duanın neticesinde Şid Aleyhisselâm’ı Cenab-ı Hak veriyor. Şid Aleyhisselâm Kabil’i çünkü Kabil büyük bir devlet kuruyor. Büyük bir devlet kurarak etrafa zulmediyor. Âdem’in inananları hep dağlarda yaşıyor.
Kabil’in zulmünden uzak duruyorlar. Kabil ise şehirlerde mesken tutuyor. Şehirler kuruyor. Dağlara değil, ovalara deniz kenarlarına büyük şehirler kuruyor. Zulmünü arttırıyor. Ve Âdem’in inananlarına karşı büyük savaşlar yapıyor. Vaktaki Şid Aleyhisselâm doğuyor. Şid Aleyhisselâm büyüdükten sonra Âdem Aleyhisselâm ona vasiyetlerde bulunuyor. Ona diyor ki sakın şehirlere yurt ee ova sakın Kabil’in şehirlerinde yaşama. Ve sakın diyor Kabil https://www.youtube.com/watch?v=UXKr_Ye-3uA Selamun aleyküm Selamun aleyküm. Allah gecenize hayır eylesin inşallah. Cenab-ı Hak gününüzünüze hayırlı eylesin. Ayınızı, yılınızı, ömrünüzü hayırlı eylesin inşallah. Bugün aşure, aslında Perşembe günüydü. Gün olarak. Ama Perşembe günü, aşure günü, Hz. Hüseyin Efendimiz ve Kerbe Lai ile alakalı sohbet etmek istedik. O yüzden Perşembe’yi ona ayırdık. Bundan sonra Cumartesi’ne de inşallah burada aşure ile alakalı program yapacağız. Bir tarafımız hüzün deryası, bir tarafımız aşure neşesi. Neşelenelim mi, hüzünlenelim mi? Dedik ya neyse ayıralım. 10. gününe normalde şehidi Kerbe Lai’a ayırdık.
İlk Cumartesi’ni de aşureye ayırdık. Aşure malum. Ümmeti Muhammed’in kutladığı, Ümmeti Muhammed’in kendince yıllardan beri uyguladığı bir kültür, gelenek. Geçmiş derslerde Nuh Aleyhisselâm’ın tufandan kurtulduğunun kurtulduğu gün yapılan bir yemek olarak anlatmıştık. Geçmiş derslerde yine aşure gününde önemli olan olaylar, hadiseler, peygamberlerin, dünya ile alakalı ne bileyim diğer meselelerle alakalı aşure günü ile alakalı bir hayli sohbet etmiştik. Bugün aşure’nin ilk çıkış noktası olan Nuh Aleyhisselâm ve tufanından bahsedeceğiz. Nuh Aleyhisselâm Hz. Şid’den sonra üçüncü Ulu-l-Azim peygamberlerden birisidir. Âdem Aleyhisselâm ardından oğlu Şid ardından yine Şid’in çocuklarından Nuh Aleyhisselâm’dır. Âdem Aleyhisselâm yaklaşık 900 kusur sene yaşamış peygamberlik yapmış. Şid 800-900 sene yaşamış peygamberlik yapmış. Nuh da, Nuh Aleyhisselâm da 900 kusur yıl yaşamış peygamberlik yapmışlar. Tabi Şid Aleyhisselâm ile Nuh Aleyhisselâm arasında bir zaman var. Yaklaşık bunu fetret zamanında diyebiliriz.
Çünkü Âdem Aleyhisselâm oğulları Habil ile Kabil aralarında problem çıkıp Kabil, Habil’i öldürdükten sonra bir zaman geçiyor. Bu zaman zarfında Âdem Aleyhisselâm kendisinden sonra gelecek bir peygamber, bir salih kimse olması için dua ediyor. O duanın neticesinde Şid Aleyhisselâm’ı Cenab-ı Hak veriyor. Şid Aleyhisselâm Kabil’i çünkü Kabil büyük bir devlet kuruyor. Büyük bir devlet kurarak etrafa zulmediyor. Âdem’in inananları hep dağlarda yaşıyor. Kabil’in zulmünden uzak duruyorlar. Kabil ise şehirlerde mesken tutuyor. Şehirler kuruyor. Dağlara değil, ovalara deniz kenarlarına büyük şehirler kuruyor. Zulmünü arttırıyor. Ve Âdem’in inananlarına karşı büyük savaşlar yapıyor. Vaktaki Şid Aleyhisselâm doğuyor. Şid Aleyhisselâm büyüdükten sonra Âdem Aleyhisselâm ona vasiyetlerde bulunuyor. Ona diyor ki sakın şehirlere yurt ee ova sakın Kabil’in şehirlerinde yaşama. Ve sakın diyor Kabil gibi de olma. Ve Şid Aleyhisselâm peygamberlik müddetince büyük bir ordu kuruyor.
O orduyla Kabil’in ordularını yeniyor. Şehirlerini fethediyor. İnsanlara hakkı ve hakikati anlatıyor. Böylece Kabil taraftarıları yeniliyor. Uzun müddet Şid Aleyhisselâm peygamberliğini devam ettikten sonra vefat ediyor. Vefat ettikten sonra insanlar tekrar bozuluyorlar. Tekrar hak ve hakikat yolundan çıkıyorlar. Sağlı sollu yanaşın kapının ağzı iyice şey olmasın. Şid Aleyhisselâm vefat ettikten sonra da uzun müddet insanlar kendilerini koruyorlar. Bir müddet sonra yine sapkınlığa başlıyorlar. Yine hak ve hakikat yolundan dönüyorlar. Yine şeytaniyete, deccaliyete dalıyorlar. Ardından o şeytaniyete ve deccaliyete dalan putperestliğe doğru koşan çünkü ilk putperestlik Nuh’un zamanında başlıyor. İlk putlar Nuh’un zamanında. Ve ilk putlar Nuh’un bu şeyi düzgün takmadınız mı? Bir bakın bakayım ona. Putperestler Nuh’un zamanında sudur ediyor. Nuh’un zamanında o kadar çok putperestlik artıyor ki putperestlik bütün insanların evlerinde birer put olmuş oluyor. Hatta taberi tefsirinde geçer.
Yani şeytan işte şitten sonra böyle velilerin, evliyaların, büyük insanların, sevilen insanların çok seviyordunuz onu. Evet. İşte istemez misiniz her gün onu hatırlamak? Evet. Hadi normalde onun bir heykelini yapın. şehrin girişlerine çıkışlarına koyun. Her zaman onu sevdiğinizi hatırlayın. Ondan sonra şehrin göbeğine koyun. Herkes onu hatırlasın, onu görsün, onu unutmasın. Bu iyi bir insandı. Bu kurtarıcımızdı. Bu şöyleydi, bu böyleydi. Eee işte onu daha fazla sevginizi gösterin. Eee ne yapalım? Hadi evlerinize de bir küçük köşe yapın. O sevdiğiniz adamların güzel putlarını oralara koyun. Nuh’un zamanında oluşuyor bu. Herkesin evinin köşesinde bir put hanesi var. Küçük bir put köşesi var. O put köşesinde o sevdikleri kimselerin, o mübarek gördükleri kimselerin, o büyük komutanların, büyük devlet adamlarının put köşeleri var. O put köşelerinde her gün ona böyle tazim gösteriyorlar, saygı gösteriyorlar.
Böyle bir kavmin içine, böyle bir sapkın bir kavmin içine Şid A.S’ın torunlarından, sulbünden Cenab-ı Hak Nuh A.S’ı peygamber olarak gönderiyor. peygamberlerin en zor, en sıkıntılı işlerinden birisi peygamberlerin peygamberliğini ilan etmesi, tebliğ etmesidir. Aynı toplulukta, aynı topluluğun içerisinde, aynı topluluğun bir ferdi ama Cenab-ı Hak ona peygamberlik veriyor. Ona peygamberlik verince o kimsenin kendisini peygamber ilan etmesi kadar zor bir şey yoktur. O Normadi kavmine kendi peygamberliğini tebliğ ediyor. Onları uyarmaya başlıyor. Onlar peygamberliğini tebliğ edip onları uyarmaya başlayınca Nuh A.S’ın kavmi Nuh’a itiraz ediyor. Nuh A.S’ın kavmi böyle basit, yumuşak, ne bileyim böyle işte ya inanmadık ama bırakalım öyle bir kavim değil. Sert huylu, sert tabiatlılar, kavgacılar, çok şeditler. O kadar şeditler ki şimdi oldu. O kadar şeditler ki Nuh A.S’a aman vermiyorlar. O kadar şeditler ve Nuh A.S onlara ne anlatırsa anlatsın bir türlü yumuşamıyorlar.
Böyle şedit bir kavim ve onları en sonunda Nuh A.S âyet-i kerîme’de de var. Açıktan onları tebliğ ediyor, nasihat ediyor, gizliden tebliğ ediyor, nasihat ediyor. Herkes içinde âyet-i kerîme var. Ve en sonunda Nuh A.S bu kavmi Cenab-ı Hak’a şikayet etmeye başlıyor. Ey Rabbim ben kavmimi gece gündüz seni birlemeye. Bakın gece gündüz seni birlemeye onları şirkten kurtarmaya. Çünkü şirk ehli hepsi. Günah-ı kebâillerin en büyüğü Allah’a ortak koşmaktır, şirktir. Şimdi de yedi tane büyük günah-ı kebâiller vardır. Bunun birincisi, birinci şıkkı şirktir. Bu günah-ı kebâillerin ikincisi anneye, babaya isyan etmektir. Bakın birincisi şirktir, ikinci büyük günah-ı kebâiller ana babaya isyan etmektir. Gece gündüz seni birlemeye, sana kulluk etmeye davet ettim. Ardından en büyük günah-ı kebâiller bir Müslümanın, bir inananın, bir insanın Allah’a kulun tuttuğu için bir insanın Allah’a kulluk etmemesidir.
Şimdi insanlar kendilerince iman ettik bitti terenenin içinde duruyorlar da o yüzden bunu özellikle söylüyorum âyet-i kerîme. İkincisi ne? Kulluk etmek. Şirkten kurtulduğu iman ettiği ardından kulluk etmek. Çünkü Cenab-ı Hak insanları yaratmayla alakalı âyet-i kerîme. Bana kulluk etsinler diye yarattım diyor. Cenab-ı Hak insanlığı yaratmasının, cinnileri yaratmasının sebebini insanların ve cinnilerin yaratıcısına kulluk etmesini istiyor, ona bağlıyor. Ben diyor bunları kulluk etmeye davet ettim. Onları seni cezalandırmandan ve kahrından sakındırdım. Allah rahmet sahibidir, hüküm sahibidir. Ama Allah aynı zamanda ceza sahibidir. Allah’ın cenneti vardır ama Allah’ın cehennemi de vardır. Allah’ın rahmeti geniştir ama Allah’ın azabı da vardır. İnsanlar Allah’ın azabını unutuyorlar. Allah’ın azabını hafife alıyorlar. Allah’ın azabını hafife alarak da günah işlemeye devam ediyorlar. Sapkınlığa devam ediyorlar. İsyana devam ediyorlar. Allah’a, Resulüne ve kitap ve sünnete karşı olmaya devam ediyorlar. Bakın o gün Nuh Aleyhisselâm’ın kavminin yaptıklarını anlatıyoruz şimdi. Nuh Aleyhisselâm’ın kavminin
Nuh Aleyhisselâm’ın Kavmi: Şirk, Putperestlik ve Şirkin Modern Biçimleri
yaptıklarını anlatırken biz onu bugüne taşıyoruz. Nuh Aleyhisselâm’ın kavminin en büyük handikaplarından birisi Allah’a şirk koşma Nuh Aleyhisselâm’ın kavminin en büyük handikaplarından birisi Allah’a şirk koşmaktı. Allah’a şirk koşmak, ikilemek, Allah’tan başka ilahlar edinmek, Allah’tan başka güç ve kuvvetlerin önünde eğilmek, Allah’tan başka bir şeyi, bir sistemi, bir şirketi, bir parayı, bir makamı, bir mevkiyi Allah bir tarafta, o bir tarafta, onu kendine Rab ve İlah edinmen. Allah’ın emirleri karşısında ta’utun emirlerine tabi olman. Allah’ın emirleri dururken hevesine, nefsine ve şeytaniyete, deccaliyete dalman. Allah’ın emrini kenara bırakmak, bırakıp kendi heva ve hevesinin peşine koşman. Allah’ın haram dediğini Allah’ın gözünün içine baka baka icra etmen, işlemen. Birincisi Allah’a şirk koşmak. İkincisi ne? Kulluk yapmaman. Namazı emretmiş, kılmaman, orucu emretmiş, tutmaman. Bu haram demiş. O harama, haramı kendince kale almadan haramı işlemen.
Haram ya. Haram, bildiğiniz haram. Göz göre göre bu haramı ne yapmaya işliyorsun? Bildiğin haram. Sana ilim gelmiş artık. Onun haram olduğunu bildiğin halde devam ediyorsan, haram olduğunu bildiğin halde devam ediyorsan, Allah’a isyan ediyorsun. Sana ilim gelmemiş, sana bilgi gelmemiş, bilmiyorsun. Eyvallah. Ona ilim geldikten sonra, ona tebliğ edildikten sonra, o bunu öğrendikten sonra, harama devam ediyor. Nuh’un kavmi, Nuh’un kavmi derken Nuh’un yaşadığı kavim bunu yapıyor. Ve Cenab-ı Hak’ın cezalandırmasını kale almıyor. Nuh diyor ki Allah var ve siz bu sapkınlığa, siz bu fuhşiyata, fahşiyata, nefsaniyete, şeytaniyete devam ederseniz, Allah sizi cezalandırır. Bunlar cezalandırmayı da kale almıyorlar. Devam ediyor onu. Benim onları davet etmem, onların haktan daha fazla kaçmalarından başka bir şeye yaramadı. Öyle isyankâr ki, öyle sapık ki, onları Allah ve Resulüne davet edince, onlar senden uzaklaşıyorlar.
Sen insanlara diyorsun ki gelin Allah ve Resulünün yolunda gidin. Onlar bunu duymak istemiyorlar. Onlar bunu duymak istemediklerinden dolayı seni terk ediyorlar. İnsanlar Kur’ân ve Sünnetin doğrularını duymak istemiyorlar. Duymak istemediklerinden dolayı terk ediyorlar. Kur’ân ve Sünnet doğrusu insanların heva ve heveslerine uygun değil. Kur’ân ve Sünnet doğrusu insanların şeytaniyetine uygun değil. Kur’ân ve Sünnet duygusu, Kur’ân ve Sünnet sevgisi, Kur’ân ve Sünnetin ölçüsü insanların hayvaniyetine uygun değil. Kur’ân ve Sünnet ölçüsünü duymak istemeyen, Kur’ân ve Sünnet ölçüsünü dinlemek istemeyen, Kur’ân ve Sünnet ölçüsüne uymak istemeyen topluluklar oluşuyor. Bunlar kulluk yapmak istemiyorlar. Bunlar harandan uzaklaşmak istemiyorlar. Bunlar helal dairede yaşamak istemiyorlar. Bunlar Kur’ân ve Sünnetin emrettiği ahlaki bir sistemde durmak istemiyorlar. Rüşvetse yiyecekler, hırsızlıksa yapacaklar, çapkınlıksa yapacaklar, fuhuşsa yapacaklar, uyuşturucu kullanacaklar, içki kullanacaklar, barlara gidecekler, pavyonlara gidecekler, denizlere gidecekler, soyunacaklar, dökünecekler, her şeyleri yapacaklar.
Ama diyecekler ki biz Allah’a iman ediyoruz. Ama kulluk, kulluk sıfır. Faizmiş işleyeceğiz. Faiz ticaretten olması lazım. Ne olması lazım? Faiz olması lazım. Sebep? Enflasyon miktarı kadar faiz caizdir. Yeni çıkıyor bunlar. Toplanıyorlar, bu faiz sisteminin ayakta durması lazım. Faiz sisteminin ayakta durması için faiz sistemine destek verecek alimler oluşturulması lazım. Bunlar medreseden yetişmez. Bunlar klasik bir dini eğitimden yetişmez. Bunlar nereden yetişir? Bunlar klasik eğitimin dışından yetişir. Bunların yetişmesi için hadisleri inkar etmek gerekir. Hadisleri inkar edersen, faizle alakalı hadisleri de inkar edersin. Ondan sonra faizle alakalı ayet-i kerimeyi istediğin gibi dönüştürebilirsin. İstediğin gibi döndürebilirsin. Çünkü hadis yok. Döndür Allah, döndür ayet-i kerimeyi. Sen döndürmek istersen döndür. Bunlar çünkü ayet-i kerimeleri de döndürüyorlar. Fahşiyata, fuhşiyata her şeye müsaade ediliyor. Neden? Çünkü Kur’ân ve Sünnet’e tabi olaraktan yapılacak bir şeye insanların nefisleri kabul etmiyor.
Kadınların etmiyor, erkeklerin etmiyor, çocukların etmiyor, sokaktaki insanların etmiyor, dervişe yetmiyor, şehye yetmiyor, hocaya yetmiyor, yetmiyor. Kur’ân ve Sünnet insanları rahatsız ediyor. Kur’ân ve Sünnet’i söyleyenlerden, tebliğ edenlerden gerçek manada ve mahiyette Kur’ân ve Sünnet’i söyleyen kimse bize sert geliyor. Bize itici geliyor. Onlara şöyle diyeceksin. Aa içki içtiniz, boş verin ya önemli değil Allah affeder canım boş verin. Allah affeder ya içme. Tövbe et döngeri. Ya tövbe et döngeri sana ilim geldi. Sen neden daha içmeye devam ediyorsun? Sen neden uyuşturucu kullanıyorsun? Sen neden uyuşturucuyla mücadele etmiyorsun? Her sokak başında uyuşturucu kullanan var. Neden polise şikayet etmezler? Neden anlatmazlar? E ne olacak içki serbest uyuşturucu yasak. Ya o da içki bu da içki. Ya o da sarhoş ediyor bu da sarhoş ediyor. Biri serbest biri neden yasak? Ya ikisi de aklı götürmüyor mu?
İkisi de aklı götürüyor. Bu serbest bu yasak. Kimse sorgulamıyor. Ya bu da aklı götürüyor bu da aklı götürüyor. Önceden bir de sarhoşken bir suç işlersen ceza indirimi vardı. Sarhoştum vurdum. İşte söz konusu olan kimsenin sarhoşluğundan aklının yerinde olmadığından ceza indirimi. Allah Allah ölenin suçu ne ya? Herkes kafayı çeksin birbirini öldürsün o zaman ceza indirimi var. Böyle bir ülkede yaşıyoruz. Şimdi ceza indirimi kaldırıldı da. Nuh’un kavmini anlatıyorum. Nuh’un kavmi. Putlara inanıyorlar. Nuh’un kavmi diyorlar ki sen olmasaydın biz olmazdık. Nuh’un kavmi. Büyük kurtarıcımız sensin. Büyük dua abi sensin. Sabah ile giderken o putun önünde dua edip gidiyorlar. Akşam işlerinden dönerken putun önünde dua edip geliyorlar. Bu şeytan diyor ki bu kadar böyle olmaz ya. Siz evlerinize de koyun. Haydi evlerin köşesine bir put köşesi yapıyorlar. Nuh’un kavmi yapıyor bunu.
Nuh’un kavmi yapıyor bunu. E baş iş yerinde de sen ol. Nuh iş yerinde de bir tane put köşesi. Tarlaya bir tane put köşesi. Takkaya bir tane put köşesi. Haydi boğazına sar istersen başına tacet her tarafında put köşesi. Her tarafta var. Nuh’un kavmi yapıyor bunu. Nuh aleyhisselam zamanında. Şehirler putlarla dolu. Hangi şehre gidersen git putlar var. Hangi eve gidersen git put var. Bağ bahçeye giderken de put var. Şehirlerin göbeğinde put var. Her yerde put var. Kim bu putlar? Geçmiş zamandaki büyük insanlar. Bir savaşta bahadırlık yapmış. Hemen onun putunu dikmişler. Çok büyük bir veliymiş, evliyormuş, duası kabul edilen bir kimseymiş. Hemen onun putunu yapmışlar. Unutmayacaklar hiç. Ama sapkınlık diz boyu. Her türlü haram ve her türlü melanet işleniyor Nuh’un kavminde. Ve peygamber dinlemiyorlar. Peygamberle alay ediyorlar. Nuh aleyhisselamla alay ettikleri gibi alay etmekle kalmıyorlar.
Nuh aleyhisselam bir topluluğa bir gence birisine din tebliğ edecek zaman olmadı dövüyorlar oyunun ikide birde. Patakütte patakütte patakütte dövüyorlar. Nuh aleyhisselam çok dayak idi. O zalimler alıyorlar dövüyorlar ikide birden. Çünkü o onların işlerine gelmiyor. Hatta daha ileri götürüyorlar. Nuh aleyhisselam 900 kusur yıl yaşadı. Bir kimsenin babası oğluna tutmuş oğlunu elinden diyor ki sakın ha bu Nuh’un peşinden gitmeyeceksin. Buna uymayacaksın. Bununla arkadaş olmayacaksın. Bununla dost olmayacaksın. Bununla merabalaşmayacaksın. Bununla gezmeyeceksin. Bununla asla ve asla arkadaş ve dost olmayacaksın. Sakın ha. Bunun peşinden gitme. Bana babam dedi ki geldi gösterdi dedi ki işte bu Nuh’un peşinden gitme. Ben de şimdi sana söylüyorum diyor. Vasiyet ediyorlar birbirlerine. Sakın bu Nuh’a inanma. Sakın bu Nuh’un peşinden gitme. Sakın bununla konuşma. Bununla arkadaşlık bununla yoldaşlık yapma. Neden? Bu bizi geçmiş tanrılarımızın dininden döndürmeye çalışıyor Neden?
Bu bizi geçmiş tanrılarımızın dininden döndürmeye çalışıyor. Nuh’a da delil diyorlar çünkü. Diyorlar ki bu deli, bu akılsız, bu normal değil. Bununla asla konuşulmaz. Ve Nuh her seferinde, her dayak yiyişinde Allah’a şöyle yalvuruyor. Bunlar bilmiyorlar. Bunlar tanımıyorlar. Sen bunları affet. Yabancı geldi mi bu söz bize? Hayır. Neden? Aynı sözü Taif’te Hz. Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem Hazretleri söylüyordu. Mekke müşrikleri Hz. Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem Hazretlerinin Taif’e gideceğini öğrendiler. Taif’e gideceğini öğrendikleri zaman Taif’teki müşr
Hz. Peygamber’in Taif Ziyareti, Alkışın Müşrik Âdeti ve Nuh Kavminin İnatçılığı
iklere haber gönderdiler. Ve Taif’teki genç çocukların ellerine harçlık para dağıttılar. Dediler ki böyle bir adam gelecek. Böyle bir adam geldiğinde siz onu taşlayın. Siz onu yuhlayın. Siz onu dövmeye gayret edin. Siz ona eziyet verin. Siz ona sıkıntı verin. Ve Hz. Muhammed Mustafa sallallâhu aleyhi ve sellem Hazretleri Taif’e tebliğ etmeye gittiğinde Taifli çocuklar onu taşlamaya, onu yuhlamaya başladılar. Arap kültüründe birisi konuşurken alkışlamak, onu tehlin etmektir. Onu küçük göstermektir. Onu küçümsemektir. Bakın onu tehlin etmek, onu küçümsemektir. Bir kimse konuşurken, bir şey yaparken alkışlamak, onu küçümsemektir. O yüzden Sema, zikri şerifinden sonra alkış olmaz semahanelerde. Alkışlamak müşrik adetidir. Alkışlamak. Bir konuşmacıyı alkışlamak. Bir kimseyi alkışlamak müşrik adetidir. Müşrik adeti. Ta Nuh’tan gelir bu adet. Nuh Aleyhisselâm insanları Allah’a davet edeceği zaman müşrikler onun konuşmasını kesmek için alkışlıyorlardı. Yine Hz.
Muhammed Mustafa Mekkeli müşrikleri dini tebliğ edeceği zaman Mekkeli müşrikler onu alkışla susturuyorlardı. Birisini alkışla susturmak müşrik adetidir. Müşrik adeti. Ve Nuh Aleyhisselâm böyle olmasına rağmen Cenab-ı Hak’a onların affı için uzun seneler yalvardı. Ayeti Kerim’e diyor ki ben onları günahlarını affetmen için seni birlemeye ve sana itaat etmeye her davet ettiğimde davetimi işitmemek için parmaklarını kulaklarına tıkadılar. Onlar Hz. Nuh’u dinlememek için parmaklarıyla kulaklarını tıkadılar, protest ettiler. Hak ve hakikate kulağını tıkamak, hak ve hakikatin emirlerine karşı bir kimsenin, bir kimsenin kulaklarını tıkaması, dinlememesi Hz. Mevlânâ Meslevi’nin başında o yüzden dinle der. Dinle! Nefse en ağır gelen şey Hak ve hakikati dinleyip itaat etmektir. İnsan nefsine en zor gelen şey Hak ve hakikati dinleyip itaat etmektir. İnsan nefsine en zor gelen şey Hak ve hakikati dinleyip itaat etmektir. Çünkü gönlünü hayvaniyete satanlar, gönlünü şeytaniyete satanlar, gönlünü deccaliyete satanlar hak ve hakikati duysalar dahi dinlemezler, dinleseler dahi itaat etmezler.
Görüntüde Müslüman, hakikatte müşrik, görüntüde Müslüman, hakikatte münafık, görüntüde Müslüman, hakikatte kafir. Sebep? Ayeti kerimede dinledik, itaat ettik. Var. Dinleyip itaat etmek herkesin işi değil. Nuh’un kavmi daveti işitmemek için parmaklarını kulaklarına tıkadılar. Beni görmemek için elbiseleriyle yüzlerini örttüler. Nuh Aleyhisselâm onları davet edecek, onlara dini anlatacak diye onu görmek istemediler. Hak ve hakikati görmek istemeyen gözünü kapatıyor. Onlar elbiseleriyle gözlerini kapattılar hak ve hakikati görmemek için. Onlar gözlerini perdelediler hak ve hakikati görmemek için. Kulaklarını tıkadılar hak ve hakikati duymamak dinlememek için. O yüzden Cenab-ı Hak onların kalplerini mühürledi. Onlar iman edemezler. Sebep? Onlar hak ve hakikatin sesini duymak istemediler. Hak ve hakikati de görmek istemediler. Onlar hak ve hakikate sırtlarını döndüler. Sırtlarını dönünce Allah da onlara sırtlarını döndü. Onlar kulaklarını ve gözlerini örtünce Allah da onların kalplerini mühürledi.
Onlar kulaklarını tıkadıkları, gözlerini örttükleri için Allah onların kalplerini mühürledi. Onlar kulaklarını tıkamamış olsaydı, onlar hak ve hakikate karşı gözlerini yummamış olsaydı, Allah onların kalplerini mühürlemeyecekti. Sen hak ve hakikate kulağını tıkarsan, sen hak ve hakikati gözüne yumarsan Allah senin kalbini mühürler. Asla iman edemezsin bir daha. Asla bir daha hak ve hakikati duyamazsın. Asla bir daha hak ve hakikati göremezsin. Bundan kork. Bundan kork. Ama Nuh’un içinde bulunduğu o kavim bundan korkmadı. Onlar hak ve hakikati duymamak, hak ve hakikati görmemek için ellerinden gelen her şeyi yaptılar. Ve o Nuh’un kavmi âyet-i kerîme’de öyle diyor. Onlar şerliğe devam ettiler. Onlar kötülüklere devam ettiler. Onlar insaniyete karşı hayvaniyete ele aldılar. Onlar hakkaniyete karşı şeytaniyete aldılar. Onlar hakikate karşı nefsaniyete aldılar. Onlar şerliklerine devam ettiler. Onlar asla tövbe edip geri dönmeyi, tövbe edip salih amel işlemeyi, tövbe edip salihlerle beraber olmayı, tövbe edip iman edip imanlarının üzerine yaşamayı düşünmediler.
Onlar şerliklerine, onlar kötülüklerine, onlar isyanlarına, onlar tuğyanlarına devam ettiler. Ahlaklarını hayvanlaştırdılar. İnsanlıklarını hayvanlaştırdılar. Oysa Cenab-ı Hak diyordu ki ben insanı Ahsen-i Takvim üzerine yarattım. Ve ben kendi isimlerimi ona öğrettim. Ve beni tanısınlar, beni bilsinler, bana ibadet etsinler diye yarattım. Ama bu sapkın kavim bu tuğyana düşmüş, bu şeytaniyete düşmüş kavim şerliklerine devam ettiler. Şerliklerinin kat ve kat üstüne katmeyeliyerekten yürüdüler. Onlar inkarlılığında ısrar ettiler. O mübarek peygamber, o mübarek insanlar, o peygamberin etrafındaki bir avuç inanan onlara anlattıkça onlar inkarda ısrar ettiler. Onlar anlattıkça onlar inkarda ısrar ettiler. Onlar yalvardıkça onlar inkarda ısrar ettiler. Onlar onların önünde ağladıkça gelin hak ve hakikate dönün dedikçe onların inkarları arttı. Onlar kendilerini çok güçlü gördüler. Oğulları vardı, paraları vardı, hanları vardı, hamamları vardı, sarayları vardı, askerleri vardı, etrafında köleleri vardı, cariyeleri vardı, esirleri vardı.
İnananları her gün dövdürüyorlardı. Her gün inananlara zulüm yapıyorlardı. Her gün onlar bir yerde ibadet etmek için toplandıklarında onlar o zamanki güvenlik güçleriyle oraya basıp onları dayaktan getiriyorlardı. Onları rahatsız ediyorlardı. Onları şehirlerinden sürüyorlardı. Onları köylerinden sürüyorlardı. Onları kendi evlerinde ve yurtlarından sürüyorlardı. Bu Nuh’un içinde bulunduğu kavim azgınlıkta ve sapgınlıkta el avuca sığmaz hale gelmişlerdi. Artık inanan bir kimseyi, artık Allah’a iman etmiş, Habibi’nin yolundan gitmiş bir kimseyi görecek tahammülleri bile kalmamıştı. Onları gördüklerinde her biri tüyleri diken diken olup o inananların üzerine saldırıyorlardı. Böyle bir şedid bir kavim, böyle zalim bir kavim, böyle zalim bir insanlardan oluşan bir kavimdi. İman edenleri yerle yeksan etmek, iman edenlerin köklerini kazımak için uğraşıyorlardı. Ve bu zalimliklerini, bu şerliklerini, bu inkarcılıklarını gelecek nesillere de aktarıyorlardı. Gelecek nesiller, onların yetiştirdikleri nesiller daha inkarcı, daha şedid, daha zalim, daha kan dökücü, daha şeytaniyetli, daha nefsaniyetliydi.
Artık içlerinde iyilik namına bir şey yoktu. Ama onlara bakılırsa onlar iman ehliydi kendilerince. Kendilerince inanıyorlardı. Kendilerince atalarının dinlerine gidiyor, o kurtarıcıların putlarının önünde eğiliyorlardı. Ve diyorlardı ki inananlara siz sapıksınız, siz delisiniz, siz akılsızsınız, siz buna ama inanıyorsunuz? Nuh’a öyle diyorlardı. Yine Nuh Aleyhisselâm diyor, Hakka boyun eğmeyi gururlarına yedirmeyi büyüklendikçe büyüklendiler. Bu Nuh’un kavmi Hakka boyun eğmeyi kendilerine yediremiyordu. Oruç tutmayı kendilerine yediremiyordu. Namaz kılmayı kendilerine yediremiyordu. Allah’ın emri ya bu, onu yerine getirmeyi kendilerine yediremiyorlardı. Alem ne der? Arkadaşlarım ne der? Etrafım ne der? Benim bir kariyerim var. Bu kariyerimin etrafındakinden ne der? Ben bir yerde müdürüm, bir yerde amirim, bir yerde memurum, ben bir iş adamıyım. Ben bir iş kadınıyım, ben filanca yerde öğretmenim, ben filanca yerde doktorum, Ben bir iş kadınıyım, ben filanca yerde öğretmenim, ben filanca yerde doktorum, ben filanca yerde yüksek bürokratım.
Onların önünde ben nasıl Hakka boyun eğerim? Onların yanında ben nasıl derim ki benim inancım bunu emrediyor? Beni dışlarlar, beni ötekileştirirler, beni ikinci sınıf vatandaş yerine koyarlar. Benim müdürlüğümü alırlar, benim amirliğimi alırlar, benim bürokratik konumu ne olur, beni perişan ederler. Ben iş yapamaz hale gelirim, ben para kazanamaz hale gelirim. Benim çevrem içki içenlerle dolu, benim çevrem rüşvet yiyenlerle dolu, benim çevrem haramzadelerle dolu, benim çevrem haramzadelerle dolmuş tatmış. Ben haramzadelerin üzerinden geçiniyorum. Yediğim haram, içtiğim haram, attığım haram, tuttuğum haram, yürüdüğüm haram, konuştuğum haram, karnım haramla dolmuş görmüyor musun? Haram olan göbeğim benden bir buçuk metre önde gidiyor, haram olan benim arkam bir buçuk metre arkamdan geliyor. Ben nasıl bu haramlardan kurtulur da Hakka boyunu eğerim, etrafımda kimse kalmaz benim deyip bu Nuh’un sapık kavmi iman etmeyi kabul etmiyordu.
Bu Nuh’un kavmi öyle bir kavimdi ki, öyle bir kavimdi ki bir kimse hakikati konuşsa derdest edip ceza oynatıyorlardı. Hemen hapise gidiyordu. Nuh’un kavmi o kadar sapkınlıkta ileri gittiler ki inananların üzerine zalimce çullanıyorlardı. Gerçekten iman eden, gerçekten iman eden, imanını yaşamaya çalışan kimseleri dünyayı cehennem ediyordu bu zalimler. Dünyayı cehennem ediyordu, adım attırmaz, nefes aldırmaz hale getiriyorlardı. Hani o Mekkeli müşrikler Mekke’deki iman eden o Müslümanlarla alışverişi kesmişti, kız alıp vermiyorlardı, onlarla selamlaşmayı kesmişti, onların evlerini işaretlemişlerdi, onların evlerini mühürlemişlerdi. Onlar Mekkeli müşrikler Mekke’deki iman eden bir avuç Müslümana her türlü zulmü ve işkenceyi yaptırıyorlardı ya. Nuh’un kavmi de böyleydi. O iman eden kimselerin evlerini yıkıyorlardı. Evlerine el koyup haraç mezat satıyorlardı. İş yerlerine el koyup haraç mezat satıyorlardı. Nuh’un kavmine nefes aldırmıyorlardı. Ve onları gördüklerinde bir kibir, onları gördüklerinde bir büyüklenme, onları gördüklerinde bir şatafat eziyorlardı Nuh’un inanan bir avuç etrafındaki kimseleri.
Asla iman ettik, itaat ettik ve iman ettiğimiz, itaat ettiğimiz Allah’ın emrine ucaz demiyorlardı. Nuh Allah’la konuşuyor. Yok ben onları açıktan davet ettim. Ey Rabbim ben onları açıktan davet ettim. Açıktan anlattım. Hz. Pir diyor ya ben her toplulukta ağladım, inledim. Nuh diyor ki ben hepsini açıktan davet ettim. Hepsini açıkça anlattım. Hepsine söyledim. Devam ediyor. Ve onlara dedim ki baş başa kaldığımızda gizliden de onlara davet ettim. Toplumun içerisinde davet ettim. Birisini yakaladım sokağın başında, karanlık gecenin yarısında. Dedim ki gel yapma, Allah’a iman et, Resulüne iman et. Gel şu haramdan kurtul, şu gecenin yarısında, bu soğuk dünyanın, bu soğuk gecesinde gel tövbe et. Onlar kabul etmiyorlardı. Onlar diyorlardı ki biz gece eğlenceye gideceğiz. Onlar diyorlardı ki biz gecelere akacağız. Nuh o haliyle sokak sokak dolaşıyordu. Bel de bel de dolaşıyordu.
İnsanlara Allah’ı ve Allah’ın hükümlerini anlatıyordu. Ama o Nuh’un kavmi duymak ve inanmak istemiyordu. Ve Nuh onlara dedi ki siz Allah’a diyor ve onlara dedim ki Allah’la konuşuyor Nuh. Ve onlara dedim ki siz Rabbinizden günahlarınızın affını dileyin ve inkarcılığınızdan vazgeçip ona tövbe edin, onu birleyin ve ibadeti sadece ona yapın ki sizi bağışlasın. Nuh insanlardan ümidini kesti çünkü ve halini Allah’a arz ediyor. Allah’a arz ederken Allah’a konuşuyor. Diyor ki ey Rabbim ben onlara dedim ki ben onlara haykırdım. Ben onlara dedim ki gelin Allah’a tövbe edin. Gelin yapmış olduğunuz günahlardan geri dönün. Allah’ın affı geniştir. Kim tövbe ederse Allah onu affeder. Hz. Muhammed Mustafa buyurdu ki tövbe edenlerin en iyisi, günahkarların en iyisi Allah’a tövbe edenlerdir. Kim tövbe ederse Allah onu affeder. Kim tövbe ederse annesinden doğduğu gün gibi onu temizler.
Nuh diyordu ki gelin Allah’a tövbe edin. Gelin günahlarınızın affını dileyin. Gelin inkarcılığınızdan vazgeçin. Gelin bu şirkten kurtulun. Onu birleyin. Tevhid dinine girin. Tevhid dininde olun. Tevhid dinine iman edip tevhid dininde yaşayın. Ve sadece ona ibadet edin ki o sizi bağışlasın. İyâken abdü ve iyâken estayin. Ancak sana ibadet eder, ancak senden yardım dileriz. Zikrederiz, ancak seni zikrederiz, ancak seni zikrederiz diye Nuh kendini gece gündüz paralıyordu. Ama Kâmi asla ve asla onun kendini paralamasına hiç bakmıyordu. Nuh devam ediyordu. Allah’la konuşmaya. Neler yaptığını Allah’a anlatıyordu. Oysa Allah görendi, oysa Allah bilendi, oysa Allah duyandı, işitendi. Allah insanları yaratmazdan evvel insanları ne yapacağını bilendi. Ama her Peygamberin Allah’la bir münacaatı vardır ya, Adem’in vardır, Şit’in vardır, Nuh’un da var. Ondan sonraki Peygamberlerin de var. Kulların da var münacaatları. Ne dua ettiğin değil nasıl dua ettiğindir.
Allah senin suretine bakmaz, içine siyretine bakar senin. Sen bir Ya Rabbi dersin, hiçbir şeyini söyleyemezsin, O senin söyleyemediklerinde verir. O senin ne söylediğin kelama bakmaz, içinden geçene bakar. Hani merhum Süleyman Çelebi demiş ya, bir kez Allah dese lisan, dökülür cümle günahlar misni hazan. O sizin süslü cümlelerinize bakmaz. O sizin nameli sözlerinize bakmaz. O sizin kağıttan okuduklarınıza bakmaz. Belki de belagatınız iyi değildir, edebiyatınız iyi değildir. Hangi kelimeyi nereye oturtacağını bilemezsiniz. Aruz ve ezniniz yoktur ya, uygun bir kelime ve cümle bulamayabilirsiniz. Ama yalnız kaldığınızda bir Ya Rabbi deyişiniz, yalnız kaldığınızda bir Allah deyişiniz. Yalnız kaldığınızda bir hatırayı canlandırmanız, yalnız kaldığınızda onunla bir iletişim kurmanız belki de yeter de artar bile. İşte Nuh her şeyi bilen, her şeyi gören, yeri göğü yaratan ve yarattıklarının zerresinden kürresine her şeyden haberdar eden ve üzerine hakimiyet kuran Allah’a anlatıyordu.
Ve enteresandır Nuh suresinin zaman zaman bazı yerlerinde Cenab-ı Hak’ın kudret ve kuvvetini anlatır. Yani kudret ve kuvvetini anlattığı Allah’a minacat ediyor. Zira O kendisine yönelenin tevbesini çokça kabul edendir. Eğer sizler tövbe eder, Rabbinizi bilir ve ona samimi olarak kulluk edecek olursanız, sizin üzerinize gökten ardı ardı yağan yağmurlar gönderir de rızkınızı bollaştırır. Bununla birlikte Rabbiniz size mallar ve oğullar verir. Malları ve oğulları onların da mal ve oğullarını artırır. Sizin için çeşitli bahçeler meydana getirir ve bahçelerinizde ekinlerinizi sulayacağınız pınarlar var eder diye Nuh kavmine tebliğ ediyordu. Diyordu ki iman edince Allah’a isyandan tuvyandan geri dönerseniz, tövbe ederseniz Allah size mallarınızı arttırır. Allah sizin evlatlarınızı arttırır. Allah gelecek nesillerinize de bırakacak mallar verir. Allah sizin gelecek nesillerinizi de ihya eder. Yeter ki siz şirkten kurtulun. Yeter ki siz iman edip salih ameller işleyin.
Yeter ki siz haramlardan dönün ve tövbe edin. Allah size sizin isteyeceğiniz her şeyi verecek. Mal, bahçe, oğul, hatun, erkek, koca her şeyi verecek. Nuh diyor ki ben Allah’a bunları hepsini hep söyledim. Ve devam ediyor Nuh Aleyhisselâm. Gelin Allah’ın azabından, o dehşetli gününden kurtulun. Onlar ne yazık ki buna devam ediyorlardı. Bununla alakalı aklıma geleni söyleyivereyim size. Emre’l Müminin Hz. Ömer Radı’llahu’an Hazretlerini bir gün geldiler dediler ki Ya Emre’l Müminin Kuraklık var. Yağmurlar yağmıyor. Mahsullerimiz olmuyor. Çıksak da bir yağmur duası bize yapsan. Olur diyor Emre’l Müminin. Toplanıyorlar. Yağmur duasına çıkıyorlar. Yağmur duasına çıktığında Hz. Ömer Radı’llahu’an Hazretleri ellerini kaldırıyor Ömer Radı’llahu’an Hazretleri ellerini kaldırıyor. Tövbe ediyor. İstifar ediyor. Tövbe ediyor. Tövbe ediyor. Tövbe ediyor. Tövbe ediyor. Ağlıyor. Gözünden yaşlar üzerine akıyor. Öylesine tövbe ediyor. Ümmet-i Muhammed’in günahları için tövbe ediyor.
Kendi günahları için tövbe ediyor. Herkes için tövbe ediyor. Tövbe ve istifar da bulunuyor. Öylesine ağlıyor tövbe diyor. Öylesine ağlıyor tövbe diyor. Sahabe sessiz. Geri dönüyorlar. Bu hadis kitaplarında vardır. Dostlarından ona yakin olanlardan birisi geliyor. Diyor ki, ey müminlerin emiri, ey emir el müminin. Biz senden yağmur duası talep etmiştik. Oysa sen diyor sadece tövbe ve istifar ettin ve geri döndün. Sen yağmur duası yapmadın. Hani birisi de geliyor Hz. Ali efendimiz’e diyor ya, evladım çok hasta. Ateşler içinde diyor. Hz. Ali efendimiz’e bir dua etseniz diyor onun için. O da diyor ki ona, günahlarına tövbe et. Enteresan tespitler. Çocuğunun ateşi için gelen bir kimse diyor ki günahlarına tövbe et. Dikkat edin. Günahkârlığa devam ederseniz çocuklarınıza sirayet edecek. Çocuklarınızdan üzüleceksiniz. Dikkat edin. Hz. Ömer efendimiz’e böyle söyleyince, o da diyor ki ben yağmuru kendileriyle yağmur istenen göğün kepçeleriyle istedim diyor.
Yağmuru göğün kepçeleriyle istedim. Sonra ayet-i kerimeyi okuyor. Rabbinizden bağışlanmanızı dileyin. Şüphesiz ki o çok bağışlayandır. Size gökten bol bol yağmur indirsin. Ey kavmim Rabbinizden af dileyin. Sonra ona tövbe edin ki size gökten bol bol yağmurlar indirsin. Kuvvetinize kuvvet katsın. Suçlular olarak yüz çevirmeyin. Hud suresi ayet 52 okuyor. Hz. Ömer efendimiz demek ki Rabbinizden af dileyin. Tövbe edin. Sonra da gökten bol bol yağmurlar indirsin. Dikkat edin. Tövbe edin. Rabbinizden af dileyin. Allah sizin kuvvetinize kuvvet katsın. Ona suçlular olarak yüz çevirmeyin. Zikrullah’ın neden tövbe ile başladığını anladık mı iyice şimdi? Günlük virtlerimizin neden tövbe ile başladığını anladık mı iyice? Neden Hz. Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretleri dua etmezden önce tövbe ile başlardı anladık mı şimdi? Neden her işimize besmele ile ve tövbe ile başlarız anladık mı şimdi?
Hz. Muhammed Mustafa’nın ben günde Rabbime yüz kez tövbe ederim sözünü anladık mı şimdi? Hud Suresi ayet 52. Suçlular olarak ona yüz çevirmeyin. Ona tertemiz yüz, tertemiz dille yüz çevirin ona. Veya suçlu olarak yüzünüz ondan dönmeyin. Ona tövbe edin, ona tövbe edin ondan af dileyin. Ve Hz. Nuh bütün o kavmine Allah’tan tövbe etmelerini Allah’a tövbe etmelerini ve Allah’ın onlara tövbelerinin sonucunda mallar vereceğini, oğullar vereceğini, bahçeler vereceğini, onların kuvvetine kuvvet katacağını itaat ederlerse hem dünyalarını hem ahiretlerini kurtaracağını ve böyle yaparak da dünya ve ahirette duamız var ya Rabbana atına fettunya hasenaten. Rabbim bize dünyada da ahirette de hasene iyilikler ver. Dua ediyoruz ya Nuh da diyordu ki o kavme gelin iman edin, ibadet edin, itaat edin, tövbe edin ve Allah size ahirette de dünyada da iyilikler versin.
Nuh suresi ayet 21 Nuh de şöyle dedi Rabbim kavmin bana isyan etti. Malı ve evladı kendisine zarardan başka bir şey vermeyen kimseye uydu. O kavmin büyükleri var ya o kavmin ağababaları var, kavmi yöneten, kavmi sevk ve idare edenler var. O kavmin ağababaları sevk ve idare edenleri, zenginler, güçleri kuvvetleri yerinde insanları sevk ve idare ediyorlar. Ve kavim o paralı, o pullu, o şanlı şöhretli, şatafatlı şatahatlı kimselere uyuyor. Peygambere ve Peygamberin peşinden gidenlere değil. Ayet 22 Onlar büyük tuzaklar kurdular. O Nuh’un kavmi Nuh’a ve inananlarına büyük tuzaklar kurdular. O inananları ve Nuh’u heder etmek için, perişan etmek için onlar tuzak kurdular. Ve Nuh Aleyhisselâm Rabbim kavmin bana isyan etti. Emrime karşı geldi. Onları davet ettiğim hidayeti ve hakkı reddettiler. Onlar beni dinleyecekleri yerde malı ve evladı çok alanları dinlediler.
Mal ve evlat o günün için güç ve kuvveti, güç ve kuvvetin göstergesi. Şimdi mal ve evlat, mal, dünya, para, pull, makam, şan, şöhret. Evlat o zaman ne kadar çok evladın var o kadar çok kuvvetlisin. O zaman için kadın nikahlamakta sınır yok. Bir erkeğin 10 tane, 20 tane, 30 tane, 50 tane, 80 tane, 100 tane, 200 tane eşi var. Her eşinden bir sürü çocuk var. Kalabalık bir aile, kalabalık bir sülale. Güç gösteriyor. Böyle güçlü aileler var. Adamda 100 tane çocuk var. 200 tane çocuk var. Kızlar, damatlar, oğullar, gelinler düşünebiliyor musunuz? Bir kabile. Güç. Hz. Nuh diyor ki onlar beni dinlemediler. Ya gidip güce teslim oldular. Gidip zalim güçlere teslim oldular. O zalimlerin dediğini yaptılar. Halbuki onun malı ve evladı kendisini zarara uğratmak ve Allah’tan uzaklaştırmaktan başka bir şey yapmamıştır. Mallarınızla imtihan ede
Aile İmtihanı: Eş, Evlat ve Anne Baba — Dindar Eş Seçiminin Önemi
riz. Evlatlarınızla imtihan ederiz. Anne babalarınızla imtihan ederiz. Eşlerinizle imtihan ederiz. Canlarınızla imtihan ederiz. İmtihan açıktır. Anne babayla imtihan olursun. Anne babaya öf bile deme. İsyan etme, itiraz etme. Kur’ân ve sünnet dairesinde dediğini yap. Anne babaya itaat, Allah’a itaat gibidir. Eşlerinizle imtihan ederim. Eşlerinize iyi muamele de bulunun. Kadınlar, erkekler birbirlerinize iyi muamele de bulunun. Birbirlerinize hakaret etmeyin. Birbirlerinize haram davranmayın. Birbirlerinize haram yanlış eksik kelimeler kullanmayın. Herkes haddini, hukukunu, hududunu bilsin. Nuhun sapık kavmi gibi olmasın. Büyüğü büyük olarak tanıyın, küçüğü küçük olarak tanıyın. Büyüğe hürmet etmek, küçüklere sevgi ve şefkatle bulunmak Hz. Muhammed Mustafa’nın sünneti ve yoludur. Eşini ikide birde döven, hakaret eden eşini dinlemeyen kimse 118 sefer ders alsa, takla atsa ne yazar? Burada derviş iki büklüm. Eve gidince eşine söylemediği laf yok. Erkek kadın hiç önemli değil.
Burada iki büklüm. Annesine babasına söylemediği laf yok. Annesine babasına ağza alınmayacak sözleri söylüyor. Nuhun kavmi gibi. Nuhun kavmi gibi. Eşin adı yok. İster erkek ister kadın. Adam ne kadar adam olsa ne olacak ki? Her gün dövsen ne olacak? Kadın ahlaklı değilse? Kadın ne kadar söylerse söylesin, adam ahlaklı değilse ne yapacak ki kadın? Eşine hayır, hah olmak. Eşi neyi geçirmek? Evini mutlu, evini tatlı geçindirmek. Birinci derecede erkeğin işi, ikinci derecede kadının işi. Mallarınızla imtihan ederiz. Malı kaybetme korkusu, dünyayı sevme, dünyaya aşık olma. Cimri olma, cömert olmama, fakir fukaranın hakkını hukukunu gözetme men. Çalışanın hakkını hukukunu gözetme men. İşçinin hakkını hukukunu gözetme men. Adam iş yapmış sana, burasında bahane var, parayı ödememek için bahane oluşturuyor. Hakkını hukukunu aramama. Mallarınızla imtihan ederiz. Çocuklarınızla imtihan ederiz. Ebeveynler kendi sultanlarını doğurmadıkça kıyamet kopmaz.
Bu ne? Çocuk evde kral kral içe. Çocuk haramdı istese anne baba yerine getiriyor. Aman çocuğum üzülmesin. Ya haram! Aman çocuğum üzülmesin. Ya kırdı! Aman çocuğum üzülmesin. Ya döktü! Aman çocuğum üzülmesin. Ya haram işliyor çocuğun. Çocuklar ailelerin kraliçeleri. Ailelerin kralları. Aileyi çocuklar yönetmeye başladı. Anne babanın sözü yok. Anne babanın hükmü de yok. Çocukların ellerinde telefon. Alo anne ben filanca yere gidiyor mu? Gidiyor. Baba ben filanca yere gidiyor mu? Gidiyor. Ben şunu yapacağım, yapıyor. Ben bunu yapacağım, yapıyor. Yapamazsın deyince kıyamet kopuyor. Kadın diyor ki, efendim ne yapacağım? Ne oldu? Ne oldu? Bir şey yapamazsın diyor. Başlıyor kırmaya evde diyor. Evde kim var kıran dedim. Bir şeyi kıran kim var evde? Kadın durdu. Ben varım dedi. Senden öğrenmiş dedi. Kırma. Sen adama kızıyorsun tabak mı kırıyorsun dedim ben.
Evet dedi. Çocuk da sana kızıyor kırıyor dedim. Kırma. Çocuklarınızın haramlarına göz yummayın. Çocuklarınızı eğitin. Çocuğunun haramına göz yuman o haramı işlemiş gibidir. Bir erkek eşinin haramına göz yumuyorsa o haramı işlemiş gibidir. Bir kadın kocasının haramına müsaade diyorsa o haramı işlemiş gibidir. Çocuklarınız imtihanınızdır Çocuklarınız imtihanınızdır. Onlar diyorlar ki, Nuh diyor ki, bunlar isyan e
Nuh Aleyhisselâm’ın Duası: Kâfirlerden Yeryüzünde Kimse Bırakma
ttik. Bunları yaptıktan sonra bir de bana tuzak kuruyorlar. Öyle olunca Nuh ayet 26 şöyle dedi. Rabbim kafirlerden yeryüzünde dolaşan tek kişi bırakma. Eğer onları yeryüzünde bırakırsan kullarını saptırırlar ve ancak günahkar ve kafir çocuk doğururlar. Eğer siz ailelerinizi Kur’ân ve Sünnet dairesinde tutmaz, ailelerinizi Kur’ân ve Sünnet dairesinde yaşatmazsanız gelecek nesiller kafir olur. Siz çocuklarınızı kafir yetiştirmezsiniz belki de. Ama sizin çocuklarınız çocuklarını kafir yetiştirdiğini görürsünüz. Mezarınızda yatamazsınız. Eğer siz çocuklarınızı Kur’ân ve Sünnet dairesinde yetiştiremezseniz, sizin çocuklarınız da yetiştiremez. Sizin çocuklarını onun çocukları da yetiştiremez. Ve kafir bir nesil gelir. Nuh diyor ki ayet-i kerimede, bunlar günahkar ve kafir çocuklar yetiştirirler. O yüzden anne babadan birisi dinden irtidat eder, dönerse çocuk ona bırakılmaz. Bir kadın dinden döndü, şirke düştü, şirke düştü, ona tebliğ edildi. Dendi ki bu şirkten kurtul, eşhedü enne ilahe illallah ve eşhedü enne Muhammeden abdühü ve resuluhu diyerekten dön.
Dönmedi kadın, kadın dönmedi. Çocuk ondan alınır İslam’a göre. Bir koca dinden döndü. Çocuk ondan alınır İslam’a göre. Neden? Çünkü diyor ayet-i kerimede, onlar günahkar ve kafir çocuk yetiştirirler. Kafirler kafir çocuk yetiştirir. Münafık münafık çocuk yetiştirir. Münafık münafık çocuk yetiştirir. Neden evlenirken annesini babasını sorarsınız? Neden evlenirken iman etmiş salih ameller işleyenlerden evlenmeye çalışırsınız? Allah’ın emridir çünkü. Hz. Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem Hz. ‘nin sünnetidir. Nikah 4 şey için yapılır. 1-Dini için, 2-Nesebi için, 3-Malı için, 4-Güzelliği için. Siz dindar olanını seçiniz. Emir! Tavsiye değil, emir. Allah’a itaat edin, Resulüne itaat edin. Sizden olan emir sahiplerine itaat edin ki kurtuluşa eresiniz. Resulüne itaat et. Dindar olanını seç. Nefsine uyma. Şeytana uyma. Deccaliyete uyma. Dindar bir eş seç. Kadınsın, dindar bir erkek seç. Erkeksin, dindar bir kadın seç kendine.
Dindar bir kadın. Çocuklarını yetiştirecek olan o kadın. Dindar bir erkek seç. Çocukların baba diyecek, torunların dede diyecek ona. Çocukların baba, torunların dede diyecek ona. Dindar bir erkek seç. Dindar bir kadın seç. Çocukların anne, torunların nene diyecek ona. Dindar olanını seçiniz. Nuh diyor ki, bunlar yeryüzünden helak et, kaldır. Köklerini kurut. Çünkü bunlardan kalan olursa, bunlar yeryüzünde günahı, isyanı, şirki, küfrü devam ederler. Devam ederler. Ama Nuh bunu söylerken, daha önce ona indirilen âyet-i kerîme var. O ne? Daha önce. Hz. Allah diyor ki, bu iman edenlerden başka sana iman edecek kimse kalmadı. Ondan sonra bunu söylüyor. Ve Nuh’un Cenab-ı Hak’ka duası. Rabbim, beni, anamı, babamı evime mümin olarak gireni, mümin erkekleri ve kadınları affet. Zalimlerin ise sadece helakını artır. Amin. Nuh’un duasına amin diyoruz. Ne güzel dua, öyle değil mi?
Nuh Aleyhisselâm’ın duası. Ne diyor? Rabbim, beni affet. Günahlarımı ört. Anamın, babamı da affet. Ve onların da günahlarını ört. Benim evime, mescidimize, tekkemize, namazgahımıza, bizimle beraber, yolumuza devam edenleri de affet. Amin. Bütün mümin erkekleri ve mümin kadınları da affet. Amin. İnkarlarıyla kendilerine zulmedenlerin ise sadece ve sadece onların kendilerine olan zararlarını artır. Amin. Dünya ve ahirette onları hüsrana uğrat. Amin. Onları dünyada da ahirette de helak eyle. Amin. Onların birbirlerine düşür. Amin. Onları para hendeyle. Amin. Onları dağıt. Amin. Onları çökert. Amin. Onları yerle yeksan et. Amin. Onların zalimliklerini yerle yeksan et. Amin. Onların kafirliklerini yerle yeksan et. Amin. Onlar müminlerin tekrar tekrar kanlarını dökemesinler. Amin. Müminlere zarar veremesinler. Amin. Müminlere, diyen göze bakamasınlar. Amin. Onlar müminlere artık üzmesinler. Amin. Onların helaketlerini artır ya Rabbi. Amin. Biz de amin dedik Nuh’un duasına. Nuh böyle dua etti. Böyle dua ettikten sonra Cenab-ı Hak Nuh’a cevap verdi. Dedi ki, ey Nuh, bir gemi yap. Bir gemi
Gemi İnşaatı: Allah’ın Vahyiyle Mühendislik Harikası
yap. Nuh aleyhisselam, gemi yapacak ama gemi yapmasını bilmiyor. Cenab-ı Hak ona, gemi yapımında kullanılacak olan ağaçlar eklettirdi önce. Önce o gemi yapımında, gemi yapılacak olan ağaçlar dikti. O ağaçlar 40 yıl boyunca büyüdüler. Yetiştiler. O her gün gitti, o ağaçların bakımını yaptı. Vakti saati geldi, ağaçları kesti. İnananlarıyla beraber. Onların hepsinde bir gemi inşaatını başlattı. Ve Cenab-ı Hak ona, gemi yapımının bütün inceliklerini öğretti. O güne kadar görülmemiş, o güne kadar yapılması mümkün olmayan, yüksek mühendislik harikası bir gemi inşaat edilmeye başlandı. Ve Nuh’un kavmi, onu nala etmeye başladı. Artık bu saatten sonra Nuh onlara din tebliğ etmemeye başladı. Nuh artık onlara anlatmıyordu. Nuh artık onlarla irtibatı kesmişti, muhabbeti kesmişti. O sadece kendisini inananlarıyla beraber gemi yapımına adamıştı. Enteresan bir şey, Nuh’un eşi de Nuh’a inanmıyordu. Enteresan bir şey, Nuh’un oğlu da ona inanmıyordu.
İnanmayan oğlu ve kızları vardı. Onlar da babalarıyla alay ediyorlardı. Onlar da babalarını hiçe sayıyorlar, onlar da babalarını yoka sayıyorlar, onlar da babalarının deli olduğunu düşünüyorlardı. İnsana en ağır imtihan, eşi ve çocuğudur. Eş ve çocuğun içerisinde en ağırı evladıdır. Erkek boşarsın, kadın boşarsın. Erkek için kadını boşar, kadın erkeği boşar. Bir yere kadardır. Evlat, atsan atamazsın, satsan satamazsın, bıraksan bırakamazsın. Evladın en evlat dolan imtihan, en ağır imtihandır. Anne baba, atsan atamazsın, satsan satamazsın. Senin annen babandır. Ne atabilirsin, ne satabilirsin. Evlat, ne atabilirsin, ne satabilirsin. Mal tekrar kazanırsın, çalışırsın, çabalarsın Allah verir sana. Malı kaybedersin, bir daha kazanırsın. Eş boşanırsın, bir daha evlenirsin. Anne baba ve evlat imtihanı en ağır imtihandır. Allah öf diyenlerden eylemesi. Allah anne babaya öf diyenlerden eylemesin. Anne babaya öf diyenlerden eylemesin. Evlat, Allah hiçbir kardeşimizi evladı ile imtihan eylemesin.
İşte Nuh sabah erkenden kalkıp, gemi yapımına devam ediyordu. Hangi tahtayı nereye koyacağını Cenab-ı Hak ona vahyediyordu. Hangi çiviyi nereye çekeceğini Allah ona vahyediyordu. Neresi ne kadar hesaplanacak, nasıl tahta kesilecek, nasıl dilme çıkarılacak, nasıl payandalar atılacak, nereye ne sürülücek, nereye ne sürülmeyecek. Ne sürülmeyecek, Cenab-ı Hak geminin inşaatının tabiri caizse baş mühendisi her şeyini yaptırdı. Ama o müşrikler, o putperestler hala da Nuh’la alay ediyorlardı. Çocukları da dahil Nuh’la alay ediyorlardı, eşi dahil Nuh’la alay ediyorlardı. Ve Nuh hatta o müşrikler gelip bana diyorlardı ki, sen peygamberliği bıraktın da marangozluya mı başladın? Kahkahalar atıp eğleniyorlardı. Hani canları isteyince onu tokatlıyorlardı ya, canları isteyince de orada dövüyorlardı onları. O gemi inşaatında çalışanları dövüyorlardı. Böyle o zulüm altında, o zalimlik altında Nuh gemisini tamamladı. Ve Cenab-ı Hakk’ın emriyle dedi ki, inananları, sana tabi olanları gemine al.
İnananları, sana tabi olanları gemine al. Kimi alacakmış gemiye? İnananları ve ona tabi olanları. İnanıp ona tabi olmuş. Ve inananlar, ona tabi olanlar ve hayvanlar. Ve hayvanlar, hepsi de Nuh’un gemisine doldular. Onlar hala da alay ediyorlardı. Böyle bir tufanın olmayacağını. Nuh tufandan onlara bahsetti. Dedi ki, bu inanmıyorsunuz Allah büyük bir tufan verecek. Ama onlar inanmıyorlardı ya, onlar alay ediyorlardı. Hatta oğlu dedi ki alay ederek, ben şu yüksek dağın tepesine kaçarım dedi. Ben orada kaçar, orada kurtulurum. Cenab-ı Hak diyor ki, biz de boşanan sularla gök kapıların açı verdik. Yeri de yarıp kaynaklar fışkırttık Yeri de yarıp kaynaklar fışkırttık. Böylece takdir edilen bir iş için yerle göğün suları birleşiverdi. Bir anda… O Nuh’un kavmi şaşkın şaşkın dolaşırken yeryüzünde… Bir haber şeytaniyetin ve deccaliyetin içerisinde yüzerken… Cenab-ı Hak’ın bir emriyle gökten ve yerden sular fışkırmaya başladı.
İnkar edilen Nuh’a bir mükafat olarak Allah o gemiyi vermişti. Ve Nuh ve inananları hepsinde gemiye gönderdi, doldurdu. Ve Cenab-ı Hak şatat yaptı. Azabım ve uyarılarım nasılmış gördünüz mü dedi Cenab-ı Hak. Ve Nuh şöyle dedi, bu başlayınca… Aafat dedi ki yeryüzünde kafirlerden hiç kimseye bırakma. Tufan büyüdü. Tufan büyüyünce bütün herkes kaçışmaya başladı. Bir an Nuh’un aklına eşi ve oğlu geldi, çocukları geldi. Cenab-ı Hak Nuh’a dedi ki, onlar senin ehlinden değil. Onlar senin ehlinden değil. İnanan ancak senin eşindir, ehlindir. İnanan ancak senin çocuğundur. İnanmayan senin de çocuğun değildir. Dedi ki kafirlerden yüz çevir. Ve Nuh aleyhisselam geminin içerisinde bazı rivayetlerde 6 ay boyunca gemide durdu. 6 ay boyunca gemi suların üzerinde yüzdü. 6 ay sonra bir rivayetçide Cudi dağının üzerine gemi oturdu. Karaya oturdu. Gemi karaya oturdu.
Emir gelmeden beklemediler. Bir rivayet daha vardır ya böyle, efsanedir. Hz. Nuh bir kuş gönderdi. Uçtu uçtu uçtu uçtu geldi. Baktı ki ayağında hiç çamur yok. Sonra bir kuş daha gönderdi bir gün tez sonra. O da uçtu uçtu geldi ayağında çamur var. Dedi ki tufan bitmiş. Tufanın bittiğini buradan hükmetti. Ve sonra gemi karaya oturdu. Cenab-ı Hak Nuh’a vahyetti. Dedi ki ben size yeniden mallar yeniden çocuklar vereceğim. Yeniden bahçeler kurduracağım. Yeniden dünyayı dizayn edeceğim. Bahçewan yeniden bahçeyi ihya etti. Yeniden bir hayat başladı. bu esnada bu geminin karaya oturması Muharrem ayının 10. gününe denk gelir. Muh
Tufan, Kurtuluş ve Aşure Yemeğinin Kökeni
arrem ayının 10. gününe denk gelir. Muharrem ayının 10. günü böyle karaya oturunca Nuh a.s. gemide kalan yiyeceklerden topladılar. Kendilerine bir şükür yemeği gibi. Kendilerine böyle bir mutluluk Allah’ın bu noktada lütfuna ikramına mazhar olmaktan bir sevinç yemeği gibi yemek yaptılar. Gemide bulunan bütün yiyeceklerden koydular içine. Bütün yiyeceklerden. Ne varsa. O yüzden mesela aşure yapacak olanların evde olan bütün yiyeceklerden aşureye koyması Nuh a.s. sünnetidir. Evde aşure yaparken evinizde ne varsa onu kullanın. Yani herkesin hali vakti aynı şekilde olacak diye bir kaide yok. Bugün bizim yediğimiz aşure 41 çeşit. Biz böyle içine yaklaşık işte sıraladık bunu yaparken bu da sufi geleneğindedir. Sufiler kendimize böyle bir geleneğe sufi geleneği 41 çeşitten aşure yaparız biz. Ve aşureyi yediler. Ondan sonra Cenab-ı Hak’ın lütfuna ikramına mazhar olarak ne yaptılar? Yeryüzünde yeniden insanlığı inşa ettiler.
O yüzden Nuh a.s. tabiri caizse ikinci Adem gibi yeryüzünde. Ve bizim aşure de aşurenin bu noktadaki devamiyeti de ta Nuh a.s. dayanır. Bugünkü icra ettiğimiz program da bu. Haklarınızı helal edin. Allah gecemizi hayır etsin. Gündüzümüzü de hayırlı eylesin. Buraya normalde sorular var şunları da rüz
Soru-Cevap: Eş İlişkisi, Şehitlerin Kul Hakları ve İbni Teymiye
gar gibi geçeyim. Ayıp olmasın. Eşim benimle alakalı ilk günden beri süizan içerisinde bana karşı kendimi ifade etmeye, konuşmaya çalıştığım halde bu durumu düzeltemiyorum. Ailesiyle ilgilenme konusunda, ev işlerinde neredeyse her konuda mutlaka eksik görüyor. Yaptığım şeyleri görmezden gelip ailemle sürekli ilgilenmiyorsun, hiçbir şey yapmıyorsun vs. sözler söylüyor. Bu konuda ne yapabilirim? Eşinizle oturup konuşacaksınız. İnsanlar konuşa konuşa, konuşarak hal etseniz. Kavga etmeyeceksiniz. Konuşmayı deneyin inşallah. Cuma günü namazdan önceki vaazda hoca Allah şehitlerin kul haklarını affetmez dedi. Bunu anlayamadım açıklayabilir misiniz? Şehitlerin faziletleri var, dereceleri var. Allah yolunda kılıç kuşanıp Allah yolunda savaş meydanında ölen bir şeyin, kimsenin bütün hak ve hukuku silinmiştir. Annesinden doğduğu ilk günkü gibi tertemiz bir şekilde şehit olur. Bir de hükmen şehitlikler var, bu onlarla alakalı. Ayırsaydı iyiydi. İbni Teymiye’nin Ehli Sünnet vel Cemaat’a uymayan fikirleri var mıdır?
İbni Teymiye işine gelen hadisler almış, işine gelmeyen hadisler almamış, doğru mudur? Bununla alakalı bir bilgi sahibi değilim. İbni Teymiye’nin hiç kitabını okumadım. Hiçbir eserini incelemedim. bir kitabını okumadım, incelemedim bir kimse hakkında konuşmam doğru olmaz. Herkes kendince bir şey söylüyor onunla alakalı. Ben bugüne kadar İbni Teymiye’nin bir eserini dahi okumadım. Kapağını dahi açmadım, bende hiç eseri yok. Ben biraz böyle klasikçiyim. Ben taberi tefsirine bakarım genelde. İşte hadis olacaksa Kütüb-i Siddî’ye bakarım, Buhari’ye Müslüme Tirmizi’ye, İbni Maci’ye bakarım. Daha böyle klasik eserler okumaya gayret ederim. Fıkıh okurum, ben kendim hanefiyyim mezhep olarak. Bir fıkıh meselesine bakacaksam hanefî fıkıh kitaplarına bakarım. Bir soru sorulursa hanefî fıkıh kitaplarının işinden çıkamazsam Maliki mezhebine bakarım. Oradan çıkamazsam Hanbeli mezhebine bakarım. Oradan da çıkamazsam Şafi mezhebine bakarım. Oradan da çıkamadım. İştahatların hiçbirisinden bulamadım değil mi?
Dönerim tekrar Kur’ân sünnete bakarım. Benim yolum budur kendimce. O yüzden ben böyle çok böyle nasıl söyleyeyim? Bu tip şeyleri mesela okuyacak zamanım da olmuyor. Benim kendimce işte bir kimsenin eserini okumaktansa 10 tane hadis okurum diyorum. Benim de tarzım bu. filanca kimsenin eserlerini okudunuz mu? Yok okumadım. Onu okuyacağımı gider 50 tane hadis okurum, 40 tane hadis okurum. Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretlerinin sözleri varken başkasının sözüyle neye ilgileneyim? Kendimce bu benim kendi tavrım. Herkese yol olur mu? Olmaz. Herkesin kendine yani bu sadece İbni Teymiye ile alakalı değil. herkesin okuduğu böyle külliyatlar var ya mesela birisi gidiyor İbni Teymiye okuyor, birisi gidiyor mesela Hasan el-Bennay okuyor, birisi gidiyor Bediüzzaman’a okuyor, birisi gidiyor işte bilmem kimin adını bildim bilmedim bir sürü kitaplar var onlar okuyor. Okuyorlar, eyvallah. Ben biraz daha böyle tefsir biraz daha böyle tefsirde de eski klasik, eski klasik.
Onlara bakıyorum bu son dönem yazılan tefsirlere de bakmıyorum. Bilmiyorum tanımıyorum hiçbirisinden. Tanımak da istemiyorum zaten halimden memnunum. Ben sizi uyanık karışık, uyu uyanık karışık bir halde gördüm rüyamı gerçek mi anlayamadım. Allah iyiyesin inşallah. Bir arkadaşımız Sema ve Zikir’e bidat diyor bana siz bidat istiyorsunuz dedi. Allah Allah. Zikir’e bidat diyen küfür ehlidir ya. Bu kardeş yanl
Soru-Cevap: Zikir Bidat Değildir; Kod İsim Kullananların Sırrı
ış duymuş olabilir. Allah Allah. Bidat istiyorsunuz dedi. Ebu Hanzala hocadan dinlemiş. Bu Ebu Hanzala, Hanzala’nın babası demek. Hanzala’nın babası demek. İsmi kim bildiği bunu yani. Bu yan şimdi Arapların kültüründedir bir kimse işte. İbni Hanzala dese Hanzala’nın oğlu Ebu Hanzala Hanzala’nın babası. Hanzala kim? Yok yok ben o manada sormuyorum. Hanzala kim biliniyor mu? Hayır. Bunlar kod isimdir. Bir kimse kod isim kullanıyorsa dikkat edin. Anladınız mı bu meseleyi? Bir topluluk, bir cemaat, bir tarikat, bir herhangi bir oluşum kod isim kullanıyorsa onun arkasında muhakkak gizli bir örgüt vardır. Kod isim kullanıyorsa bir kimse tekrar söylüyorum. Arkasında gizli bir örgüt vardır. Benim adım Mustafa Özba kardeşim. Kod ismim yok. Adım, sanım, yolum, anam, babam, evim, barkım her şeyim belli. Ana Ahmet Kaya diyor ya beni bir çocuk bile vurabilir diye.
Bizi bir çocuk bile vurur. Bizi aramalarına gerek yok. Elleriyle koymuş gibi her yerde bulurlar bizi. Kod isimle de işimiz yok. Saklı, gizli, örtülü ajannemiz yok çünkü. Kim söyledi? Sarı çizmeli Mehmet Ağa. Hangi hocaymış? Sarı çizmeli Mehmet Ağa Hangi hocaymış? Sarı çizmeli Mehmet Ağa. Ne demiş? Zikrullah bidat demiş. Kafir. Kim Allah’ın zikrini bidat derse kafirdir. âyet-i kerîme, namaz sizi kötülüklerden alıkoyar ama Allah’ı zikir en büyük iştir. Kim demiş bidat diye? Sarı çizmeli Mehmet Ağa. Adı yok. Bunların hepsi de gizli mahvellerin adımı. Bu kim olursa olsun. Bir yerde kod isim var mı var? Allah yolunu açık etsin kardeş. Biz bu ülkede ülkücülük yaptık, kod isim kullanmadık. Sufiliye girdik, kod isim kullanmadık. Meydandayız. Allah bizi affetsin. Allah bizi affetsin. Ben de hadislerde var olduğunu söyledim. İş yerinde cemaat yapıyoruz. Namazda bu arkadaş imam t
Soru-Cevap: İmamlık Meselesi, Cemaat Bölünmesi ve Zeytin Ağacı Metaforu
ayin ettiğiniz halde ben kıldıracağım diyor. bir iş yerinde topluluk bir imam seçti. Öyle değil mi? Bir topluluk orada kendine sen namazımızı kıldır dedi. Bir başkasının istenmediği bir yere imamlık etmesi hadis-i şerife göre caiz değildir. Hadis-i şerifte der ki siz istenmediğiniz yerde imamlık yapmayın. Bir kimse ben burada imam olacağım. Ya istemiyor kimse senin imamlığını burada. Git kendine bir cemaat topla o zaman. Bu cemaat seni istemiyor. Allah bizi affetsin. Ben kıldıracağım. Allah bizi affetsin. Ben kıldıracağım diyor. Ben onun arkasında namaz kılmak istemiyorum. Bu doğru mu? Böyle bir hakkım var mı? Yüzüne de söyledim. Yine kıldıracağım diyor. Uğraşıyor. Vay maşallah ya. Kaç kişi? 10 kişi namaz kılıyor değil mi? 10 kişinin 6 kişisi birisini imam seçti. Herkes onun arkasında namaz kılacak. Birisi gitti ben de imamım dedi. Gitti öbür tahta namaz kılıyor dedi.
Burada 10 kişi namaz kılıyor mu? Kılıyor. Bir kişi gitti orada tek başına ben de imamım dedi namaz kıl dedi değil mi? O İslam toplumundan değil. Anladınız mı? Bir daha söyleyeyim mi? Bu cemaat buradaki topluluk birisinin arkasında imam olarak durmuş öyle değil mi? Arkasında duruyor. Burada namaz kılıyor. Buradan birisi diyor ki ben de imamım ben de burada namaz kıldıracağım. Hadis-i şerfte diyor ki onu katledin. Hadis-i şerfte diyor ki onu katledin. Çünkü o diyor İslam ümmetinden çıktı. Benim darbecilere neden karşı geldiğimi anladınız mı şimdi? Bu Müslüman topluluk kendine bir imam seçmiş. O diyor ki buraya ben imamım. Bu imamın kendine bir imam seçmiş. Bu Müslüman topluluk kendine bir imam seçmiş. O diyor ki buraya ben imam olacağım. Buraya bir devlet başkanı seçmiş. Bir başkan seçmiş. Bir başkası diyor ki buraya ben imam olacağım.
Onu deviriyor ya. İslam emrediyor onu öldürün. Onu öldürün. Bu şimdi aldık bunu isterseniz sufi topluluklara getirelim. Hacı Mehmet İzmir’in sorumlusu. Orada biri kalktı dedi ki ben Hacı Mehmet’i istemiyorum burada filancı yerde siz toplanın. Veya birisi geldi bana dedi ki biz Hacı Mehmet’i sevmiyoruz. Onun tavrı, tarzı, sakalı hoşumuza gitmiyor. Öyle dereden tepeden konuşuyor. Kafasına göre konuşuyor. Eee biz onu istemiyoruz. Biz burada bir kişi, iki kişi, üç kişi biz ayrılacağız. Filancı yerde evde toplanacak ders yapacağız. Hadi hepinizin de dersini aldım. Allah yolunuza çıkasın. Nereye gidiyorsanız gidin. Sebep orada bir tane imam var. Sen orada bir tane imam var iken sen orada oğul çıkarır gibi bir imam üretip yan tarafa bir tane daha orada bizim orada zeytinlerin dibinden delice deriz biz. Çok özür dilerim, pitch deriz. Demirtaşla da oynuyor musunuz?
Şu demirtaşın her şeyi bize uyuyor ya. Böyle giderse demirtaşla mı göçeyim bilmem. Siz de Eğidirliler gibi yoksa yabancılara satmıyor musunuz? He İsmail? Satıyor musunuz siz? Eee Eğidire gidemeyeceğim ama demirtaşa gideceğim demek. Tamam. Tamam. Şimdi o kimse böyle bir şey. Bir tane zeytin ağacı var dibinden bir tane pitch çıkmış. Ne yapar bahçıvan? Tak keser onu. Bu dar. Onun meyvesi yenmez. Acı zehir gibi olur. Aşısız çünkü o. Bizim orada zeytinli bile toplamazlar. Toplarlarsa onun dip zeytinin içine koyarlar. Dip zeytinin içerisinde onun yağı da çıkmaz da acı bir şey olur. Böyle çok Allah affetsin. Hilebazlar onu dip zeytinin içine koyar. Çünkü o yağı da acılaştırır. Sizler sonra onu marketlerde Riveria diye yersiniz. Bir de yazarlar sızma. Yok işte soğuk sıkım yok şöyle sıkım yok şöyle. Güzel yağ böyle güzel yağ geç.
Bizim bayındırlıların yemediği yağı yersiniz. Dip yağıdır o. Bizde dip zeytin vardır kurtluları kurtlu olan zeytin düşer. Kurtlu zeytin düşer. Ne düşermiş yere? Kurtlu zeytin. Senin içinde kurt varsa düşersin. Kalbin kurtlanmış senin için kurtlanmış için kurtlandığı için. Sen diyorsun ben hacı Mehmet’i sevmiyorum başka bir yerde biz toplansak üç kişi beş kişi ders yapabilir miyiz? Sizin için kurtlandığı için. Ben hacı Mehmet’i sevmiyorum başka bir yerde biz toplansak üç kişi beş kişi ders yapabilir miyiz? Sizi gidip kurtlular sizi. Ege şivesiyle. Sen piçin etrafında toplanmak istiyorsun. Neden? Ya orada bir iman var itaat etsene. Ben bu Zakir bacıya hiç için ısınmadım. Hadi güle güle. Benim bu Zakir’e hiç içim ısınmadım. Hadi güle güle. Nasıl? Basbayağı? Benim Halit’e içim ısınmadı. Benim içim çok ısınık. Senin için neden ısınık değil. Aynı frekans da değiliz demek.
Benim Mehmet’e içim ısınmadı. Benim ısınık kaç yıldan beri? Frekansımız aynı değil demek ki. E Erdoğan’a benim içim ısınmış. Ah kardeşinin içi ısınmamış. Neden? Bilmiyorum. Frekansımız aynı değil demek ki. Hacı Erkan’a içimiz ısınmış bizim. Onun da içi bana ısınmış benim içim ona ısınmış. E onun içi ısınmıyormuş ona. Allah yoluna açık etsin. İstediğin için ısınacak kendine bir yer bulsun. İstin bul, bul ısınsın kebap olsun isterse. Yol açık. O yüzden şimdi bu imamlıktan çıktı. Bir imam ya seçimle gelir ya tayinle gelir. Seçimle gelmiş, seçenlerin imamı. Tayinle gelmiş. Kim tayin etmiş? Seçilmiş bir imam tayin etmiş. Herkes itaat eder. Etmeyecek. Allah yoluna açık etsin. E şimdi bir iş yerinde. Orada toplanmışlar. Birini imam seçmişler. Örgü diyor ki ben imamlık yapacağım. Yapamazsın kardeşim. Oradaki insanlar diyecekler ki imamiyete geçme kardeşim.
Seni burada imam olarak görmek istemiyoruz. Namazını kılacaksan git bir kenarda kıl bizim imamımıza tabi olmuyorsa. Kur’ân ve sünnet dairesinde doğru olan budur. O kimsede ayrılık çıkarmıştır. Bir devlette iki tane başkan olur mu? Bir camide iki imam olur mu? Bir dergahta iki şeyh olur mu? Bir beldede iki zakir olur mu? Bir yerde iki tane çavuş olur mu? Olmaz. Olmaz. Tekrar söylüyorum olmaz. Altını çizerek söylüyorum. Olmaz. Kimse oldurmaya kalkmasın. Bu da ayrı mesajdı. Anlayan anladı. Allah gecenizi hayır etsin. Cenab-ı Hak nice aşurelerde burada topmeyin ve nasip eylesin. Kurtuluşa erenlerin aşuresi olsun. Rabbim cümlemizi kurtuluşa erenlerden eylesin. İman edip salih amel işleyip iyilikler yolunda koşanlardan eylesin. Bizleri azgınlardan, sapgınlardan, delalete düşenlerden eylemesin. Bizleri ve cümlemizi delaletten muhafaza eylesin. Her daim Kur’ân sünnet dairesinde, iman dairesinde, imamların iştahadında bir hayat sürmemize ve son nefesimizde de imanla göçüp gitmemize nasip ve müyesser eylesin.
Eşlerimize, çocuklarımıza gelecek zürriyetlerimizi iman edip salih amel işleyenlerden eylesin. Selamun aleyküm el Fatiha ve selamat. Amin. Yarın Allah izin verirse inşallah Gelibolu Mevleve Hanesi’nde program devam edecek inşallah. Çarşam salı günü de, Çanakkale’de inşallah Arabi sohbetlerimiz devam edecek.
Kaynaklar ve Referanslar
Kur’ân-ı Kerîm — Nûh Sûresi (71. Sûre) — Nuh Aleyhisselâm’ın kavmine 950 yıllık tebliği (âyet 5-28), insanların parmaklarıyla kulaklarını tıkaması (âyet 7), kâfirlerden yeryüzünde kimse bırakma duası (âyet 26-27), geminin yapılması emri (âyet 14).
Kur’ân-ı Kerîm — Hûd Sûresi, 52. Âyet — “Suçlular olarak yüz çevirmeyin” — tövbenin ve duanın temeli.
Kur’ân-ı Kerîm — Ahsen-i Takvîm (Tîn Sûresi, 4) — “Biz insanı en güzel biçimde yarattık” — insanın yaratılış amacı.
Kur’ân-ı Kerîm — İmtihan Âyetleri — “Mallarınız ve evlatlarınızla imtihan edilirsiniz” (Teğâbün, 15; Enfâl, 28) — eş, çocuk ve anne baba imtihanının Kur’ânî temeli.
Kur’ân-ı Kerîm — Nikâh Âdabı — “Müşrik kadınlarla evlenmeyin” — dindar eş seçiminin farz oluşu.
Hadîs-i Şerîf — “Nikâh dört şey için yapılır: dini, nesebi, malı ve güzelliği için. Siz dindar olanını seçiniz.” (Buhârî, Nikâh 15; Müslim, Radâ 53)
Hadîs-i Şerîf — “Ben günde yüz kez Rabbime tövbe ederim.” (Müslim, Zikr 41) — Tövbeyle başlanan zikrin Hz. Peygamber’deki temeli.
Hadîs-i Şerîf — “İstenmediğiniz yerde imamlık yapmayın.” (Tirmizî, Salât 149; Ebu Davud, Salât 61) — Cemaat seçiminin saygınlığı ve yetkisiz imamlığın İslâm’daki yeri.
Hadîs-i Şerîf — Demirci ve Itırcı Dükkanı — “İyi arkadaş ıtırcı gibidir, kötü arkadaş demirci gibidir.” (Buhârî, Zebâih 31; Müslim, Birr 146) — Çevrenin insan üzerindeki etkisi.
Aşure Geleneğinin Kökeni — Nuh Aleyhisselâm’ın gemisi Muharrem’in 10. günü Cûdî Dağı’na oturdu; gemide kalan bütün yiyeceklerden pişirilen şükür yemeği aşurenin aslıdır. Sufî geleneğinde 41 çeşit malzeme kullanılması bu sünnete dayanır.
Hz. Peygamber’in Taif Ziyareti — Mekkeli müşrikler Taifli çocukları para vererek Hz. Peygamber’i taşlamaya kışkırttı; konuşmayı alkışla susturmak müşrik âdetidir — Hz. Nuh’tan beri süregelen bu âdet semâ ve zikir meclislerinde alkış yasağının fıkhî temeli.
Ebu Mervan el-Hakem — Hz. Osman Efendimizin amcası; Hz. Peygamber ile alay ettiğinden yüzü çarpıldı, tövbesine rağmen alışkanlığından dönemeyince Medîne’den Taif’e sürgün edildi.
Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî — Mesnevî — “Dinle! — Nefse en ağır gelen şey hak ve hakikati dinleyip itaat etmektir.” Açılış beytinin Nuh’un kavmiyle örtüşen tefsiri.
Nuh Sûresi, 21-22. Âyetler — Nuh’un şikâyeti: “Kavmim malı ve evladı kendine zarara uğratandan yana oldu; büyük tuzaklar kurdular.”
Bu sohbet-i şerîf, Mustafa Özbağ Efendi hazretlerinin 2018 yılında Karabaş-ı Velî Tekkesi’nde icra buyurduğu 34. sohbetin transkriptinden tez formatında düzenlenmiştir. Orijinal video: https://www.youtube.com/watch?v=UXKr_Ye-3uA