Cumartesi, 13 Haziran 2026
YOLUMUZ NÜBÜVVET YOLUDUR
Mustafa Özbağ
İrşad & Tasavvuf · Resmî Site
Soru/Cevap ·

2023 Sohbeti #87 — Müsîbetler ve Mü’minin Hâli

Mustafa Özbağ Efendi'ye sorulan soru ve cevabı: 2023 Sohbeti #87 — Müsîbetler ve Mü’minin Hâli. Tasavvuf, ahlâk ve günlük hayata dair açıklama.


Table of Contents

Açılış — Niyâzlar, «Hakk’ı Hak Bilip Hak Yolunda Mücadele Edenlerden Eyle» Duâsı; «Bu Akşam Müsîbetlerle Alakalı Bir Sohbet Hazırladık» Tâlimi; Ardarda 7 Âyetin Tilâveti — Hadîd 57/22 (Yeryüzünde ve Sizin Başınıza Gelen Hiçbir Müsîbet Yoktur Ki Biz Onu Yaratmadan Önce Bir Kitapta Yazılı Olmasın), Teğâbün 64/11 (Allah’ın İzni Olmaksızın Hiçbir Müsîbet İsâbet Etmez), Nisâ 4/62 (Kendi Yaptıklarınız Yüzünden Müsîbet Geldiğinde Nice Olur), Şûrâ 42/30 (Size Gelen Müsîbet Kendi Ellerinizin Kazandığı Yüzündendir), Zümer 39/8 (İnsanın Başına Müsîbet Geldiği Zaman Rabbine Yönelir, Sonra O’na Bir Lütufta Bulununca Unutur), Bakara 2/156-157 (İnnâ Lillâhi ve İnnâ İleyhi Râciûn — Onlara Salavât ve Rahmet, İşte Hidâyete Erenler Onlardır)

Selamun aleyküm. Allâh gecenizi hayırlı eylesin. Rabbim gündüzünüzü hayırlı eylesin. Hayırınızı yılınızı ömrünüzü hayırlı eylesin. Rabbim cümlemizi ve cümle ümmeti Muhammed’i hakkı, hak, batıl, batıl bilenlerden eylesin. Hakkı, hak bilip hak yolunda mücadele eden, batıl batıl bilip batıla karşı cihâd eden kullarından eylesin. Âmîn. Cenâb-ı Hak cümlemizi affı mağfiret eylesin. Âmîn. Cümle ümmeti Muhammed’i Kur’ân ve Sünnet yolunda muhkim ve sabit eylesin. Âmîn. Bu akşam müsyübetlerle alakalı bir sohbet hazırladık inşallah. Bununla alakalı. Dilimizin döndüğünce Kur’ân Sünnet tarihinde neyi nasıl bilmemiz gerekir? İnşallah bununla alakalı sohbet edeceğiz. Bu Allâh’a emin ol. Bismillâhi’r-Rahmâni’r-Rahîm.

Bismillâhi’r-Rahmâni’r-Rahîm. Inna radna illa ihsana. Inna radna illa ihsana ve tevfikan. Bismillâhi’r-Rahmâni’r-Rahîm. Ve ne sana bir müsaade oldu, o da senin elinden alakalı. O da senin elinden alakalı ve çoktan affetsin. Bismillâhi’r-Rahmâni’r-Rahîm. Bismillâhi’r-Rahmâni’r-Rahîm. Inna lillahi wa inna ilayhi raji’un. Ulaika alayhim salavatun min rabbihim wa rahmatun. Wa rahmatun w’ulaika humul muhtaduni. Sadaqallahul azim. Allâh razı olsun. Okunan âyet-i kerimeler. Sırasıyla hadid süresi âyet 22. Tekabün süresi âyet 11. Nisa süresi âyet 62. Şural süresi âyet 30. Huzumer süresi âyet 8. Bakara 156 ve 157.


Tarih Boyunca Müsîbet Üzerine Tefekkür ve Müslümanın Ölçüsü — İslâm Öncesi-Sonrası Filozoflar, Kelâmcılar, Müfessirler, Muhaddisler’in Doğal Afetler ve İnsanların Başına Gelen Müsîbetler Üzerine Düşünmesi; «Biz Bunlardan Uzağız, Müslümanız, Kur’ân ve Sünnet-i Seniyye’yi Ölçü Edinmişiz»; Ülkenin 10 İlinin Yıkımı (Yedide Biri Yıkık), Acının Büyüklüğü; «En Kolay Şey Dindarlara Saldırmak» Tahkîki — Sanki Depremi Namaz Kılan, Oruç Tutan, Allahu Ekber Diyen, Örtünen Dindarların Yaratmış Olması Gibi Saldırı; Birkaç Câhil Müslüman Görüntülü Kimsenin «Eksik-Yanlış» Davranışı Mıknatıs Gibi Çekti

Tarih boyunca, İslam öncesi de, İslam sonrası da, felsefeciler, kelamcılar, tefsirciler, hadisciler, yeryüzündeki çıkan depremdir, seldir, soğuktur, sıcaktır, doğal afet olarak nitelendirdiğimiz afetlerle alakalı. Bir de insanların başına gelen afetlerle alakalı. Herkes kafa yormuş. Herkes bir şeyler söylemeye çalışmış. Kendilerince bunlar ne oluyor, ne gidiyor diye herkes bir yere bağlamaya çalışmış. Biz bunlardan uzağız. Müslümanız din olarak Kur’ân ve Sünnet-i Seniyyeyi kendimize ölçü edinmişiz. Allâh’ın indirdiği kitaba ve Peygamber’in Sallallâhu Aleyhi ve Sellem’in söylediği hadîsleri cemine din olarak tabi olmuşuz. İmanımızı, İslami düşüncemizi ve hayatımızı, kendimizce sufi düşüncemizi de hayatımızı da buna bağlamışız.

Malum gerçekten ağır bir deprem, ağır bir imtihandan geçiyor ülke. 10 tane il, ülkenin yaklaşık yedide biri yıkılmış vaziyette. Acı büyük, acı büyük olunca dert büyük. Herkes de bilir bilmez bu konu hakkında bir şeyler konuşuyor. Malum en kolay şey dindarlara saldırmak bu konuda. Sanki depremi dindarlar yarattı. Sanki deprem dindarların gücü ve kuvvetiyle oldu. Sanki deprem namaz kılanların, oruç tutanların, Allahu Ekber diyenlerin, örtünenlerin getirmiş olduğu bir şey sanki. Bu arada da, özür dilerim, birkaç cahil, Müslüman görüntülü kimselerin yapmış olduğu eksik yanlış davranışlar, sözler. Ee, mıknatıs gibi çekti bütün her şeyi. Zaten ülke bu konuda sıkıntılı bir dönemden geçiyor, çok uzun zamandan beri.

Müslümanlar taviz verdikçe taviz veriyorlar, taviz verdikçe taviz veriyorlar ama karşı gurur doymuyor.


«Sen Onların Dinine Dönmedikçe Onlar Seninle Mücadeleyi Bırakmazlar» Âyetinin Tecellîsi (Bakara 2/120) — Müslümanların Sürekli Taviz Vermesi; Tesettür Tavizleri-Doymuyorlar; Sakal Tavizleri-Doymuyorlar; Helâl-Haram Tavizleri-Doymuyorlar; «Başörtülü Kızlar Öncede Üniversiteye Giremezlerdi» Tarihinden Bugüne; Bu «Ne İdiği Belirsiz Güruh»un Doymak Bilmemesinin Sebebi: Mü’minlerin Dîni Yaşama Mücadelesi

Bu tavizlerden taviz üzerine taviz, taviz üzerine taviz, Âyet-i Kerîme’de dediği gibi Peygamberine, sen onların dinine dönmedikçe onlar seninle mücadeleyi bırakmazlar. Âyet-i Kerîme’si tecelli ediyor. siz dinini, bu ülkede dinini yaşamaya çalışan kendince yaşamaya çalışan gruplar, topluluklar olduğu müddetçe ve bunlar bu topluluklar dinlerini yaşama mücadelesi verirse bu ne idiği belirsiz güruh onlarla uğraşmaya devam edecek yine. Doymuyorlar. Müslümanlar tesettür açısından taviz veriyorlar, doymuyorlar. Sakaladan taviz veriyorlar, doymuyorlar. Helallardan, haramlardan taviz veriyorlar, doymuyorlar. Başörtülü kızlar önceden kafede orada burada görünmezdi, şimdi kafede orada burada görünüyorlar.

Ne bileyim işte, barlarda, sazlarda, cazlarda görünüyorlar. Bunlar doymuyor. başörtülü kızlar Tarkan konserine gidiyor. Ne bileyim işte, no bir medyatik bir sanatçı denilen ne idiği belirsiz bir kimseyi görünce o kızlar böyle bağırışıp çağırışıyorlar. ona karşı bir sevinç gösterisinde bulunuyorlar. Doymuyor bu güruh. bu güruh Türkiye Cumhuriyeti Devleti kurulduğu zaman millet meclisinde ve değişik karanlık odalarda tartışıp uygulayamaya geçiremedi.


Ermeni Dönmeleri-Sebataistler ve «İslâmdan Vazgeçelim, Hristiyanlığı Kabul Edelim» Tezi — Tarih İçinde Tartışılıp Uygulamaya Geçirilemediği Tez; İçimizdeki Ermeni Dönmeleri, Yahudi Dönmeleri, Sebataistlerin Bu Tezi Hâlâ İçin İçin Yaşatması; «Ancak Böyle Yükseliriz» Argumanının Sahteliği; Mustafa Efendi’nin İçtihâdı: Müslümanlık Bu Topraklarda Tarih Boyunca Hep Hedef Alınmış

İslam’dan vazgeçelim, Hristiyanlığı kabul edelim. Ancak böyle yükseliriz. Tezini uygulayamadıkları için içimizdeki Ermeni dönmeleri, Yahudi dönmeleri, Sepatiyist dönmeleri, Dinsizler böyle enteresan bir şekilde her olayda Müslümanlara bir saldırma, Müslümanlara karşı böyle bir aşağılama, Müslümanları küçültme, Müslümanları yok sayma, Müslümanları ezme. Bu cihette hareket ediyor ve Müslümanlar da devamlı 28 Şubat’tan beri taviz veriyor, geri adım atıyor, siperlerini terk ediyorlar, mücadeleyi terk ediyorlar. Ne yazık ki taviz vere vere, geri çekile çekile artık çok rahat bir şekilde dinimize, imanımıza, peygamberimize, kitabımıza, Kur’anımıza, kader imanımıza, bütün her şeyimize istedikleri gibi laf söylüyorlar.

Bunu yaparlarken de demokrasinin, fikir özgürlüğünün arkasına sığınarak yapıyorlar. Ve bu deprem zamanında yaklaşık ölüm adedinin nerede duracağı belli olmayan, şu ana kadar 40 bine yaklaşan ölümüz varken, 40 bine yaklaşan bir can gitmiş, 100 binin üzerine yaralımız varken ve şehirlerin bir kısmı yerle eksan olmuşken her şeyi bırakmışlar, her şeyi bırakmışlar. Dindarlarla uğraşıyorlar. Ve televizyonda baktığınızda orada acıyı paylaşan, orada canhıraş, mücadele eden, gayret eden yine Müslümanlar, yine vakıflar, dernekler canhıraş koştular orada mücadele ediyorlar. Siz gördünüz mü bir tane Kemalist bir dernek orada? Gördünüz mü bir tane ateistlerden bir dernek? Gördünüz mü orada herhangi bir çağdaş yaşamı destekleme derneği, ne bileyim Atatürkçü derneği, yok bilmem ne derneği, gördünüz mü hiç?

Ben görmedim. Ama oturdukları yerden göbeklerini kaşıyarak dalga geçer gibi orada canhıraş, mücadele eden Müslümanlarla uğraşıyorlar. orada bir canın kurtarmanın sevinciyle insanlar tekbîr getiriyorlar Allahu Ekber diye. Diyorlar ki sologan attılar. sologan attılar. Ya tekbîr Müslümanlar sevişlerinde, hüzünlerinde, hayrete düştüklerinde tekbîr getirirler. Bu normal. yok kurban mı kesiyorsunuz tekbîr getirecek?


«Tekbir Sadece Kurban Keserken Söylenen Şey Değildir» Tahkîki — Din Câhilleri’nin «Tekbir Geri Geliyor» Saldırısı; Bir Mü’min Her An İçin Tekbir Getirir — Yolda, İşte, Aşkın Karşılığında, Şükranla; Câhillerin İslâmî Kavramları Çarpıtması; «E Başardılar Onlara» Tahkîki — Câhilliği Marifet Sayanlar Karşısında Zaaf

Bu kadar da din cahilirler. Bir kimse her an için tekbîr getirir. Tekbir illaki kurban keserken söylenilecek bir şey değil. Ama din cahilliler bir de saldıracaklar cahil olmasalar bile. E başardılar orada deprem esnasında bir canı kurtaran kimseler tekbîr getirmeye başladı sonra. Bakın ne kadar etki altında kalıyoruz. Ne kadar etki altında kalıyoruz ki orada birisi bir can kurtulmasına sebep olunca artık tekbiri kesti millet. Neden? Bu arsız, bu dinsiz, bu münafık, bu çirkef yuruh saldırınca Müslümanlar geri adım atıyorlar. Buna alıştı Müslümanlar. Zaten geri adım atmaya alışınca hep gerisin gerisin gidersin her şeyde. Birisi sana höö der, sen geri çekilirsin. Bir bağırır sana, sen geri çekilirsin.

Bir kaykılır sana, sen geri çekilirsin. Halbuki âyet-i kerimede diyor ki bu kafirler ve münafıklar öddektir diyor. Korkaktır bunlar diyor. Halbuki sen höö desen, diyecekler al senin olsun. Evet. Kaçacak yer arayacaklar. Başlayacaklar tepinmeye bizim can güvenliğimiz yok diye. Başlayacaklar tepinmeye Avrupa’daki ağababalarını yardıma çağıracaklar. Amerika’yı yardıma çağıracaklar. Avrupa’yı yardıma çağıracaklar. Gelin kurtarın bizi bize baskı var burada diye. Onlar da zaten böyle bir şey bekliyorlar. Onlar da böyle bir şey bekliyor. Tabii böyle gündemi seyredince kendimce dedim ki bir Müslümanın bir müsibetler karşısında durusu ne olmalı? biz de onların kayınığımı bilmeliyiz? Biz de münafıklar gibi mi düşünmeliyiz?

Biz de kafirler gibi mi düşünmeliyiz? Biz de bu ateistler gibi mi düşünmeliyiz? Ya ne yapmalıyız? Birisi de demiyor ama depremi şöyle durdurursunuz diye. Öyle ya. Bir deprem olacak, nerede olacak, ne zaman olacak bilinmiyor. durdurmasını da bilmiyorlar. Çünkü güç yetmiyor buna. Durduracak bir güç yok. Haa. diyorlar ki kendilerince şehirleşmeleri yaparken tamam Bursa Ovası’nı ben mi doldurdum ya? Süleyman Demirel demedi mi fabrika kurun gelin çankayı veririm ben dedi. Kime dedi koça dedi. dinlediler mi burası tarım alanındır diye?


Ecdâdın Şehir Yerleşim Sünneti vs Modern Türkiye’nin Ovaya-Bataklığa İnşâsı — «Beğenmediğiniz, Eleştirdiğiniz, Lânet Okuduğunuz Osmanlı Bütün Şehirlerini Dağların Eteklerine Kurmuştu»; Modern Türkiye’nin Ovalara-Deniz Kenarlarına-Bataklıklara Devasa Binalar İnşâ Etmesi; Bu İhmâlin Bedelinin Şu An Ödenmesi; «Ovaları-Vâdîleri Yurt Edinmeyiniz» Hadîsinin Tekrarı

Dinlemediler. Dinlediler mi burası bahçelikte? Dinlemediler. ecdat beğenmedikleri, eleştirdikleri, kızdıkları, istemedikleri, lanet okudukları Osmanlı bütün şehirleri dağların eteklerini kurmuş. Kendileri ne yaptılar? Ova’ya kurdular. Bir de işin enteresan noktası Hatay’ın en fazlası ızdırap çeken yer. o belediye başkanı, orası da bilmem kaç yıldan beri bilmem hangi partinin elinde. E şimdi de bu tarafı var. Her neyse işim siyaset değil ama velakin depremden Müslümanlara nereden fatura çıkarıyorsunuz ve Müslümanlar da bundan sessiz. Baktım ne dianetten bir ses var ne vakıflardan bir ses var ne hocalardan bir ses var. Bir ne tırsmış. Bir onlar mı bize de kaykılırlar bize de bir laf söylerler diye mi düşündüler?

Yoksa artık arkalarında onların da kasettir, odur budur işleri mi var? Neden konuşmazlar neden cevap vermezler? Bilemem. Ama bu arada insanlar acısıyla insanlar kendi şehitleriyle yıkıntılarıyla kendi dertleriyle uğraşırken bu güruh işini gücünü bıraktı depremi bahane edip Müslümanlara salyalarını akıtmaya devam etti. Bildiğiniz salyalarını akıtıyorlar artık ne düşünüyorlarsa ne kurguluyorlarsa herhalde depremin üzerinden hükümeti mi yıkmak istiyorlar deprem üzerinden AK Parti mi yıpratmak istiyorlar ki bu da var işin içerisinde. çünkü bu güruh öyle bir güruhtur ki böyle senin acını bile siyasete kullanır hatta ihtilal olmasını bile isteyebilirler. Bu güruh öyle bir güruh. Amerika’yı da göreve çağırırlar, askeri de göreve çağırırlar, Avrupa’yı da göreve çağırırlar şu Tayyip’ten bir kurtulalım da nasıl kurtulursak kurtulalım.

Dertleri bu. Bakın bütün dertleri bu. Ya depremi bahane etmeyin gidin siyaset üretin, gidin siyaset üretin. Siyasi parti misiniz siyaset üretin. Siyasi parti değil misin git bir tane parti kur ya. Kur. Memlekette parti çöplüğü var zaten bir tane daha kur. Sen de topla insanları, sen de derdini anlat. Ama öyle bir hale getirdiler ki hem AK Parti ve Tayyip Erdoğan üzerinden hem de İslami topluluklar üzerinden Müslümanlara saldırıyorlar.


Tayyip Erdoğan ile Hesaplaşma + Avrupa Birliği’nin Eyalet Sistemi Dayatması — «Senin Tayyip Erdoğan ile Derdin Varsa Git Cumhurbaşkanlığı Makamında Çöz, Ya Da Seçimde Oyunu Atacağına Atarsın»; Avrupa Birliği’nin Türkiye’ye Eyalet Sistemi Dayatması; Eyaletleri Bölme, Her Eyaletin Ayrı Ekonomisi Olma Plânı; Bunu Örtmeye Çalışanlar; «Müslümanlara Yansıyacak» Tehlikesi

Derdin bu. Tayyip Erdoğan’la senin bir derdin varsa git kardeşim orada Cumhurbaşkanlığı makamında oturuyor. Derdini gör. Seçimse aha seçimler geliyor. Nereye oyunu atacaksan at. Kimi destekliyorsan destekle. Kendilerine bakmıyorlar tabi de böyle etrafa saldıracağız diye oturuyorlar. 6 tane oturmuşlar 6 aydan beri daha kendilerinin kimin başkan seçeceklerini tespit edemediler. Bakmıyorlar kendilerine. Ben kendi kendime düşünüyorum. İşim siyaset değil. Ben sadece bir vatandaş olarak düşünüyorum. İyi arkadaş seçilecek olan adamın ekonomiye bakışı ne olacak? Faize bakışı ne olacak? Yatırma bakışı ne olacak? Dolar bakışı ne olacak? Euro bakışı ne olacak? Üretme bakışı ne olacak? Tüketme bakışı ne olacak?

İhracata bakışı ne olacak? Seçilecek olan adam kim olacak? Dünya görüşü ne olacak? Ahiret görüşü ne olacak? Kim bu seçilecek olan adam? Türkiye’nin Suriye meselesi var. Suriye’de askerleri var. Suriye meselesinde ne yapacak? Irak’ta askerleri var. Irak meselesinde ne yapacak? Azerbaycan’da askerleri var. Ne yapacak? Katar’da askerleri var. Ne yapacak? Libya’da askerleri var. Ne yapacak? Ljumna adında askerleri var. Ne yapacak? Türkiye’nin başında bir de Ukrayna Savaşı ile alakalı Rusya ile dengesi var. Ne yapacak? Kimi başkan seçeceğiz ya? Ben kendi kendime düşünüyorum. Allâh’ım bunlar toplanıyorlar toplanıyorlar dağılıyorlar. Geçenlerde dedim sadece vakfın resmi vakfın bulunduğu yerleri ben 3.5 ayda dolaşıyorum.

Haftada bir giderekten. Öbür türlü gittiğim talih gittiğim yerler hariç. 5 kişi var, 3 kişi var, 10 kişi var. Onlar hariç. Ama ben sadece bizim vakfımızın resmi olan yerlere gidiyorum 3.5 ayda dolaşıyorum, turu tamamlıyorum. Ya bu Cumhurbaşkanı adayı, millet bunu tanımayacak mı? Normalde haftanın 3 günü gitmiş olsa 84 il var, 81 il var. Ya kaç haftada kaç ayda dolaşacak bu adam? Dolaşamaz. Kimse tanıyamayacak. Dış işlerindeki politikasını bilemeyecek. İç işlerindeki politikasını bilemeyecek. Ne yapacak? Anayasadan Türklüğü kaldıracak mı? Ne yapacak? Avrupa Birliği’nin dayattığı eyalet sistemine mi geçecek? Ne yapacak? Eyaletleri bölecek, eyaletlerin hepsi de ayrı ekonomisi mi olacak? Ne yapacak ya bu?

Kim bu? Bunu örtüyorlar. Ver yansı Müslümanlara saldırıyorlar. Ve Müslümanlar da bunu kabullenmişler. Sesleri çıkmıyor. Bakın sesleri çıkmıyor. Ve bir gür seda duyulmuyor. Gür seda ne? Böyle Ermeni dönmesi, Yahudi dönmesi, Sabataist dönmesi ne idiği belirsizlere kalmış meydan. Ve işin daha ilginç tarafı bir kısım Tayyip Erdoğan’dan rahatsız olan ehli cemaat ve ehli tarikat da bu koruya katılmış. Ya zamanı bu zaman değil. O zaman bu zaman değil. Şimdi yaraların sarılma zamanı. Şimdi bu enkazın kaldırılma zamanı. Şimdi milletin birlik ve beraberlik içerisinde bu depremin psikolojisini en hızlı bir şekilde nasıl değiştiririz zamanı? Bu bütün ülkeye kötülük çünkü. Bu deprem psikolojisi durduğu müddetçe ticaret duracak, üretim duracak, tüketim duracak, bütün her şey duracak.

Ülke ayrı bir darboğaza girecek. Bunu görmüyorlar mı? Bunu gördükleri halde böyle davranıp Türkiye’ye ihanet mi etmek istiyorlar? Ne yapmak istiyorlar? Esnafta yaprak kımıldamıyor. bu deprem psikolojisi bir ay daha devam ederse ülke zarar görecek her yönden. E bunu düşünmüyor hiç kimse. Boş muhabbetlerle, boş tartışmalarla zaman geçiriyorlar. Bir de işin en ilginç tarafı bu görü hdini ahkam kesiyor. Dini ahkam kesiyor. Ve edepsiz senin bir dini bir konumun var mı? Senin dini olarak bir eğitimin var mı? Senin dini olarak herhangi bir şey söyleyebilecek etkinliğin ve yetkinliğin var mı? Yok. Çirkeflik yapıyorsun, soysuzluk yapıyorsun, kafirlik yapıyorsun, gavurluk yapıyorsun, hainlik yapıyorsun.

Sen böylece insanların dini inanışlarına karşı sen soysuzluğunun çirkefliğini gösteriyorsun. Ben nasıl inanırsam inanırım. Sana ne? Senin nasıl inanmama özgürlüğün var ise benim de inanma özgürlüğüm var. İstediğim gibi inanırım. Çirkef, soysuz, sana ne? Ben Kur’ân’ın emrettiği şekilde inanırım. Soysuz adam, çirkef adam. Ben senin akıl perestliğine mi gideceğim?


«Ben Senin Aklını İlâhlaştırmana Gitmem» — Modernist-Pozitivist Saplantı vs Mü’minin İmânı; «Senin İstediğin Gibi İnanayım veya İnanmayayım»; Hiçbir Kimsenin Bu Konuda Bir Şey Söyleyememesi; Avustralya Orman Yangını Misâli — Haftalarca Söndürülemeyen Yangın, Hayvanların Yanması, Hiçbir Şey Kalmaması; Yeryüzünde Sürekli Afetler — Bir Yerde Bitince Başka Yerde Başlama Sünnetullâhı

Ben senin aklını ilahlaştırmana mı gideceğim? Ben senin peşinden gideyim. Senin istediğin gibi inanayım veya inanmayayım. Hiçbir kimse bu konuda da bir şey söyleyemiyor. Bırak. İnsanlar nasıl inanıyorlarsa inansınlar. Senin inançsızlığına neden inançsızsın deyip de kafana tokmak vuran mı var? Bütün kafirler pisliktir diyor. Pisliklerini yerine getiriyorlar. Pisliklerini icra ediyorlar. Rabbim hepsinin de ecellerini kısa eylesin. Şu memleketi bunlardan kurtarsın. Bu memleketi bunlardan temizlesin. Bu memlekette ne kadar İslam’a, Kur’ân’a, Muhammed Mustafa’ya, Sünnet-i Seniye düşman var ise Rabbim onlardan bizleri korusun kurtarsın. Şu memleketimizi de, şu güzel memleketimizi de Kur’ân düşmanlarından, Sünnet düşmanlarından, Ehli Sufi düşmanlarından, Ehli Zikir düşmanlarından Rabbim korusun kurtarsın.

Bunların hepsini de temizlesin. Hepsini de köklerini kurutsun. Rabbim bunları bu memleketten rızıklarını kessin inşallah. Ecmayin. Hadid 22. Yeryüzüne ve kendinize inen hiçbir musibet yoktur ki biz onu yapmadan önce lehve mafuzda yazılmış olmasın. Şüphesiz ki bu Allâh için çok kolaydır. Yeryüzündeki musibetler, yağmurlar yağmadı, kış gelmedi, beklenen yağışlar ha şimdi gelecekti, ha şimdi gidiyordu, olmadı. Bir ara bir kıtlık oluştu. Dediler ki kıtlık olacak. topraktan mahsul olmadı. E bir bakıyorsunuz birden yağmur yağıyor, sel oluyor. Alıyor götürüyor önüne ne varsa. E bir bakıyorsun tufanlar oluyor, dünyanın başka yerlerinde, kasırgalar oluyor. Örneğin Amerika’da böyle bir başlıyor kasırgalar, günlerce devam ediyor, önüne ne geliyorsa yıkıyor, önüne katıyor, karıştırıyor. süper güç dedikleri Amerika baş edemiyor, altından kalkamıyor.

Askerler sahalara iniyorlar, ne bileyim bütün her şey böyle karvan çorman oluyor, elektrikler kesiliyor. Önleyemiyorlar veya ne bileyim hayvanlar topluca ölüyor, balinalar kıyıya vuruyor kendini, Yunuslar kıyıya vuruyor, balık türleri azalıyor örneğin. E bir bakıyorsunuz bir ara bir yangın çıktıydı, Kanada’da mıydı? Nerede? Avustralya’da değil mi haftalarca sürdü, söndüremediler. Böyle büyük bir afat oldu, hayvanlar yandı içinde, hiçbir şey kalmadı. E bir bakıyorsunuz başka bir yerde başka afetler oluyor. Bakın başka afetler oluyor. Afganistan’da deprem oldu, Pakistan’da oldu, Bangladeş’te su baskınları oldu, Hindistan’da su baskınları oldu. bir bakıyorsunuz bunlar ister insan eliyle olsun ister olmasın.

Bir pandemi çıkardılar öyle değil mi? Kaptı kasırdı ortalığı. Bir hastalık çıkıyor, o hastalıktan kavruluyor dünya. Demek ki yeryüzünde ne kadar böyle felaketler var ise ve felaketler oluyorsa buradaki âyet-i kerîme bize diyor ki Bunların hepsi de lef-i mahfuzda yazılıdır. Lef-i mahfuzda bunlar yazılı. Ben şimdi yazıldığı için mi yaşıyoruz yoksa sebepler dairesinde Bana bak nelerin olup gideceğini bildiği için mi oraya yazıyor? Bu ayrı bir şey. Sonra geleceğim ona. Sonra ne diyor âyet-i kerîme de Ve kendinize inen hiçbir müsibet yoktur ki ve kendimize. Bireyin şahsına inen müsibet. Hastalık, yokluk, varlık, zenginlik, dert, gam, kasevet üzerimizdeki borç çocuklarımızdan, eşlerimizden, annelerimizden, babalarımızdan, mallarımızdan yaşadığımız imtihanlar ve bunlar da ne? bunlar da bizim kendi üzerimizden olan müsibetler.

Bu açıdan bakınca bizim de başımıza gelenler gelecek olanlar bütün her şey lef-i mahfuzda yazılı. bunlar bilinmez değil. Biz kadere iman ettik. Kadere iman ettik. Biz başımıza gelecek olan bir şey gelecek. Bizim bu konuda imanımız kavi. Hadis-i şerifte Allâh Resûlü sallallâhu aleyhi ve sellem hazretleri Gökleri ve yeryüzünü yaratmazdan 50.000 sene önce kaderleri takdir edilmiştir diyor. Allâh bütün her şeyi takdir etmiş. Tabi hem bu âyet-i kerîme hem bu hadîs-i şerîf kaderiyenin aleyhine en büyük delillerden birisi. profesörün neydi o? Abdülaziz Bayındır mıydı? Abdülaziz Bayındır. bir televizyon konuşmasında Allâh yarın ne olacağını bilmez dedi ya haşa. Bakın biz nelerle uğraşıyoruz.


İlâhiyat Profesörünün «Allah Yarın Ne Olacağını Bilmez» Küfrü — Bir Öğretim Üyesi ve Cemaat Başındaki Kimse’nin Açıkça Bu İddiâda Bulunması; Âyet-i Kerîme’de Cenâb-ı Hak’ın Yarını Bilmesinin Açık Beyânı; Cebrâil A.S. ile Azrâîl A.S.’ın Hız Mukayesesi (Mustafa Özbağ Şahsî İçtihâdı); Allah’ın «Bir Yolcunun Çölde Bir Gölgelikte Gölgelendiği Kadar» Zaman Mefhumu; «Hocam Hakkını Helâl Et, Bunları Böyle Hesaplıyorum»

Yani bir ilahiyat fakültesinin öğretim üyesi ve bir cemaatin başındaki kimse, onun bir cemaati de var çünkü, onun başındaki ilahiyat profesörü diyor ki Allâh yarın ne olacağını bilmez diyor. Ayet-i kerimede de Cenâb-ı Hak diyor ki Hadis-i süresi âyet 22. Yeryüzünde ve kendinize inen hiçbir müsibet yoktur ki biz onu yapmadan önce lef-i muhafızda yazılmamış olsun. her şey yazılmış. Ne olacaksa senin başına gelecek olanlar da yeryüzünde olacak hadiseler de ne var ise hepsi de harfiyen noktasına varıncaya kadar yazılı. öyle Abdülaziz Bayındır’ın dediği gibi Allâh yarın ne olacağını bilmiyor değil. Allâh el-alim. Allâh hem evvel olarak el-alim hem de ahir olarak el-alim. Allâh’ın evveli yok, ilminin de evveli yok.

Allâh’ın ahiri sonu yok, ilminin de sonu yok. Allâh bu konuda hem ezeli olarak hem de ebedi olarak bir bilen alim. Cenâb-ı Hak diyor ki yeryüzünde ne kadar müsibet olacaksa depremdir, seldir, kuraklıktır, fazla yağıştır, yangındır her ne olacaksa her şey lef-i muhafızda yazılı. Senin de üzerine ne gelecekse müsibet olarak o da yazılı. Bakın o da yazılı. Lef-i muhafızda yazılı olmayan hiçbir şey yok. Ve Allâh Resûlü sallallâhu aleyhi ve sellem Hazretleri diyor ki Allâh gökleri ve yerleri yaratmazdan 50.000 sene önce kaderleri takdir etmiştir. Siz 50.000 yılı hangi zaman birimine göre ölçeceğimizi de bilemeyiz. Mesela 50.000 yıllık yoldan bir melek, 50.000 yıllık yoldan bir melek göz açıp kapatıncaya kadar geliyor dünyaya.

Bir çift daha iler atayım. 50.000 yıllık yoldan bir melek dünya günü ile bir günde geliyor. Bu en şeyi ne o? Yavaşı. Şimdi böyle hesaplarsanız hesap makinanız almaz. Bizim için bir melek 50.000 yıllık yoldan yol olarak görür. Buraya bir günde geliyor dünya günü ile. 50.000 yıllık yoldan. siz böyle hesapladınız da sizin dünya hayatınız 3 dakika falan sürmüyor. Sizin dünya hayatınız bu yıl hesabına göre 3 dakika sürmüyor. Öyle. Allâh Resul diyor ya Salûlâlâvâs-Selâma dedi. Dünya hayatı diyor. Dünya hayatı dediğiniz şey göz açıp kapatıncaya kadardır diyor. Bir yolcunun diyor bir çölde, yolda bir gölgelikte gölgelenmesi kadardır diyor. Tabi bunun değişik, bu benim Mustafa Özbac’a diyelim. Cebrail A.S. hızıyla, Azrail A.S. hızla aynı değildir.

Mikail A.S. hızıyla, diğer meleklerin hızları aynı değildir. Onlarda kendi aralarında fazilet dereceleri vardır. O fazilet derecelerine göre hızları vardır. Bu da farklı bir nokta. Şimdi diyor ki Allâh gökleri ve yeryüzünü yaratmazdan 50 bin sene önce. Bunu 50 bin sene diyorsun diyoruz ya biz bunu. Bunu matematik kabul etmez. Şimdi benim dediğim hızlarla. Nerede bizim fizikçi, matematikçi? Hocam işimiz sana düştü. bunu matematiksel olarak çözümlememiz mümkün mü? o uzay zaman katlanması bunun açıklamaz. Evet o zaten o perdeden perdeye geçme ayrı. Evet. Deneysel olarak ispatlanmadı daha. Hoca böyle giderse zaten benim matematiği farklılaştıracak zaten. Yalnız benim matematik o devlet bahçeli matematiği değil. 2009 at 2.0’ı 29. öbür şeyden at bunun sağından oraya, at buraya solundan oraya.

Ne kaldı? 40 yıl kaldı. Benimki öyle değil. Benimki o matematikten değil. Ben bazen çocuklara falan öyle diyorum siz bu matematiği bilmiyorsunuz diyorum. Matematiği göre örnekliyorum kaç puan aldı bu çocuk üniversiteden. 210 puan aldı. Diyorum at en sağdaki sıfıra. Ne kaldı? 21 kaldı. Sen ilk 21’e girdin örneğin. Öyle hayal et kendine. Bu o matematikten değil ama 50.000 yıl önce deyince burada gökleri ve yeri yaratmazdan 50.000 yıl önce deyince bunu matematiksel olarak şu anda çözümlememiz mümkün değil. Ben az bir şey bu 50.000 yıl bu tip yıllara kafeyi takıyorum ya ben. Benim takıntı da buralarda var. işte diyor ya İsa’yı bir günde göğe aldık. böyle bir şey var. Diyorum ki göğe aldı. bir gün 1000 yıl yapıyor. 1000 yıl bir daha diyorum geri dönecek. 2000 yıl kaçtayız? 2020’deyiz.

Benim matematiğime göre diyorum İsa Aleyhisselâm’ın inmesine az kaldı. tam o miladi takvimde günleri tam belli değil ya.


Şeyh Abdullah Efendi (Cennetmekân) Hazretleri’nin Mutlak Kader-Rüyâ Tâlimi — «Bu İnce Perdeden Benim Kafamı Kaldırmıştı»; Mustafa Efendi’nin Kafa Karışıklığı: «Hadîs-i Şerîf ’Duâ Dağı Devirir’ Diyor, Diğer Yandan ’Kalem Kaldırıldı, Takdir Yaşanacak’ Diyor — Çelişki Mi?»; Şeyh Efendi’nin Muhteşem Çıkışı: «Oğlum Rüyâsında Kaza Yapmıyor Musun? Yapıyorsun. İşte Mutlak Kader Rüyâda Yaşanır, Hayâtta Tecellî Etmez»; «O Zaman Îmân Ettik Kaderimize, Hayrihi ve Şerrihi»

Diyorum böyle böyle hesaplıyorum kendimce. Hocam hakkını helal et. Bunları böyle hesaplıyorum şimdi. Yok bu böyle olmuş şu kadar yıl önce bu kadar yıl sonra. Bunları hesaplamakla sonra diyorum ki kapatıyorum defteri kitabı. Diyorum Mustafa Özbaba bunlarla kafayı bozacaksın sen diyorum. Bırak ne zaman ne tecelli edecekse etsin diyorum. Evet. Tekab’ın Sürresi 11. Allâh’ın izni olmadan kulun başına hiçbir müsibet gelmez. Kim Allâh’a iman ederse Allâh onun kalbini hidayete eriştirir. Allâh her şeyi bilendir. O zaman bizim başımıza bir müsibet geliyorsa bu Allâh’ın kaza ve kaderine bağlı bir şekilde geliyor. Bizim başımıza bir müsibet geldi, bir sıkıntı geldi, bir dert geldi. Veyahut da bütün her şey Tanr-ı Muharroldu.

Eyvallâh. Bu o zaman ne oluyor? Allâh’ın izni olmadan kulun başına gelmiyor. meşhur ya Hadisi Kutsi Hz. Resûlullâh Salallahu Aleyhi ve Selam Hazretleri amcası Abdullah’ın oğlunu bineğinin terkisini aldı ya çok meşhur bu. Ey oğul beni iyi dinle. Sana bir şeyler söyleyeceğim bunu iyi belle. Buyur ya Resulallah. Bak iyi dinle sana bir şeyler söyleyeceğim. Anam babam sana feda olsun buyur ya Resulallah. Üç sefer teyit alıyor böyle sana bir şey söyleyeceğim iyi dinle diye. Ondan sonra o da buyur ya Resulallah deyince diyor ki bütün insanlar sana kötülük yapmak için birleşseler Allâh izin vermedikçe sana kötülük yapamazlar. Bütün insanlar sana iyilik yapmak faydalı olmaya çalışsalar Allâh izin vermedikçe sana faydalı da olamazlar.

Bu Hadisi Kutsi’nin devamı var. Diyor ki kalem kaldırıldı mürekkep kurudu. Şimdi Miraç Hadisesinde ise hemen ben bunu da söyleyeceğim bu cızırtı ne? Bu diyor kalemin yazı bozması. Hala diyor kalem çalışıyor. Yazıyor çiziyor Miraç’ta. Şimdi diyeceksiniz ki burada bir tenakuz var burada tenakuz yok. Bunu sonra anlatırım size. Burası benim az önce anlattığım ve bu âyet-i kerîme işin ilmi ilahideki mutlak kaderi. Bu değişmeyecek olan, dua ile de değişmeyecek olan bir şey. Bu kalem kırıldı, kaldırıldı, kurudu, ilmi ilahideki mutlak kader. Ha bunu dua nasıl bunu tecelli ettirir? Bunu ortadan kaldıramaz. Bunu da Şeyhim Abdullah Efendi Hazretleri cennet mekan bunu da o söyledi bana. Usta Efendi dedi oğlum rüyanda kaza yapmıyor musun dedi.

Yapıyorum efendim dedi. dedi. Allâh dua ile dedi zikir ile senin başına gelecek olanı rüyanda geçiriyor dedi. O gene tecelli ediyor mu? Etti ama ayrı bir perdede etti. Bakın o silinmedi. Allâh’ın bu noktada mutlak kaderi değişmedi. Ayrı bir perdede tecelli etti. Ben böyle bunu söyledi tabi bunu yıllar yıllar önce Bursa’nın Bursa’ya geldiğimde ilk zamanlarda söyledi. Böyle kendi kendime durdum. Dedim bu beni şey olarak rahatlattı. Kader’e imanla alakalı, kadere imanla alakalı bendeki perdeyi rahatlattı. Kaldırdı ortadan. Kabzımı kaldırdı benim. Mustafa Özbah dedim duayı bırakma sen. Zikri bırakma. Senin başına gelecek olan gelecek yine. Ama bu rüyada gelecek ama halde gelecek bu gelecek. Sen o rüyayı gerçekmiş gibi yaşayacaksın.

O sıkıntıyı çekceksin. Kan ter içinde kalacaksın. Duşun banyonun yolunu unutacaksın. Nereye gideceğini şaşıracaksın. Kendimi bir atayım banyona ne diyeceksin? Şu halden kurtulayım ama kurtulamayacaksın. Banyoya gireceksin suyun altına gireceksin yine devam edecek. Kurtulamayacaksın. Arabaya bineceksin nereye gidiyorsan git. O devam edecek sende. O devam edecek. Onu yaşayacaksın. Bu normalde burası böyle tam ince bir perde.


Hidâyet Müjdesi: Teğâbün 64/11 Sonu — «Kim Allah’a İman Ederse Allah Onun Kalbini Hidâyete Erdirir, Allah Her Şeyi Bilendir»; Hastalık-Sıkıntı-Dert-Gam-Keder-İmtihân Karşısında «Bunları Yaratan Allah’tır» İmânı Olan Kimsenin Kalbine Hidâyet Perdelerinin Açılması; «Velîlerden Olur» Müjdesi; Müslim Hadîs-i Şerîfi’nin Tilâveti: «Mü’min’in Durumu Şaşırtıcıdır, Bütün İşleri Kendisi İçin Hayırdır — Memnûn Edici Şey Gelirse Şükreder, Hayır Olur; Sıkıntı Gelirse Sabreder, Yine Hayır Olur»; «Allah Bir Şey Olduğu Zaman Öğrenmez» — Abdülaziz Bayındır’ın Aksini İddiâ Etmesinin Reddi

Allâh rahmet eylesin. Şeyh Efendi. O ince perdeden benim kabzımı kaldırmıştı. o zaman neden dua etsin bu insanlar bir şey değişmeyecekse öyle değil mi? Hem diyor ki dua dağı devirir. Hadis-i şerif var. Dua ile dağlar yerinden oynar. o zaman hadîs-i şerîf var. Kalem kaldırıldı. Takdir edilen neyse yaşanacak. Aaa muhteşem bir çıkış. Bir de benim kendimle delillendiriyor. Diyor ki kaza yapmıyor musun rüyanda? Yapıyorum dedim. Hem de yapıyorum. Böyle ne kazalar yapıyorum? Birkaç tanesini anlatıydım ona böyle böyle kaza yaptım böyle oldu diye. Dedi ki kaza yapmıyor musun? Yapıyorum dedim. oğlum dedi rüyanda geçiyor dedi. o mutlak kader rüyanda yaşanıyor. O zaman iman ettik kaderimize. İman ettik hayrihi ve şerrihi.

İman ettik bütün dünya insanları toplansa Allâh izin vermedikçe bize kimse yardım edemez. Bütün dünya insanları toplansa bize kötülük yapmaya kalksa Allâh izin vermedikçe ne olacak? O da olamaz. O zaman başımıza gelecek olan bir şey var ise mutlak kader noktasında yazıldıysa o bizim başımıza gelecek. Burada Âyet-i Kerîme’nin sonu muhteşem. Allâh diyor ki kim Allâh’a iman ederse Allâh onun kalbini hidayete ereştirir. Allâh her şeyi bilendir. O zaman Allâh’a tam olarak iman etmiş. Bu konuda teslim olmuş. Başına hastalık gelmiş başına sıkıntı gelmiş başına dert gelmiş gam gelmiş keder gelmiş. Başına çorap örülmüş kazak örülmüş ne örüldüyse örülmüş. Değişik imtihanlardan geçmiş ama bu kimse bunları yaratanın Allâh olduğunu kaderi ilahinin tecelli ettiğini iman ederse diyor ki Allâh onun kalbini hidayete ereştirir.

Allâh diyor onun bu imanından dolayı kalbine hidayet perdelerini açtırır. O öylesine hidayet perdeleri açılır ki onun kalbinde zerrece şek şüphe kalmaz artık o Allâh’tan razı Allâh’ta memnun bir şekilde hayatını devam ettirir ve velilerden olur. Bunun en önemli müjdesi odur. Gelen her şey Allâh’tan olduğunu iman edip sabredip mücadele eder. Hem nefs ile hem olan hadise ile sünnet dairesinde o kimse velilerden olur. Allâh her şeyi bilendir ve Cenâb-ı Hak her şeyi bilendir. Allâh bir şey olduğu zaman öğrenmez. Abdül Hazreti Bayındır’ın dediği gibi öyle dedi o çünkü. Allâh dedi olduğu zaman öğrenir onu dedi haşa. bu insanlar ilahiyatta profesör. Allâh bizi affetsin. Hadis-i şerif Müslüm’de geçiyor.

Müminin durumu ne kadar şaşırtıcıdır, güzeldir. Gerçekten onun bütün işleri kendisi için hayırdır. Bu durum müminden başka hiç kimse için söz konusu değil. Kendisine memnun olacağı güzel bir şey bir nimet gelse şükreder. Bu onun için hayır olur. Başına bir sıkıntı gelse sabreder. Bu da onun için hayır olur. Mümin o zaman hidayete erdi. Hidayet ile müjdelendi. Kalbindeki iman komple kalbini ihata etti. Artık onun başına sevindirici bir şey gelirse Allâh’a hamd etti şükretti. Üzüntülü bir şey bir sıkıntı gelirse de şikayet etmedi sabretti. Sabretti şikayet etmedi. Ve böylece ne oldu? Her iki tarafı her iki halde de kar etmiş oldu hayır etmiş oldu. Allâh bizi onlardan eylesin. Peki müsibetler Cenâb-ı Hakk’ın lef-i mafusunda yazılı.

Kime veya nereye ne gelecekse Allâh bunları biliyor. Bunda bir şekimiz şüphe kalmadı. Peki bu müsibetler neden gelir?


Müsîbetlerin Sebebi: Nisâ 4/62 — «Kendi Yaptıklarımızdan Dolayı» Geliyor; Şu Anda Ülkenin Üzerinden Geçen Felâketin Doğrudan Sebebi: Sus Çıkan Yerlere Devasa Binalar Yapma, Bataklıkların İçine Bina Yapma; Allah Resulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem’in «Ovaları Yurt Edinmeyiniz» (Lâ teskunû’l-vâdiyâ) Hadîsi’nin Bu Coğrafyada Görmezden Gelinmesi; Eğlence-Para Veriyoruz Diye Bataklığın İçinde Eve Yatırım Yapan Halk

Şimdi işin ikinci faslı. Nisa 62. Kendi yaptıklarından dolayı başlarına bir müsibet geldiğinde nice olur hallere. Demek ki müsibetler başımıza nereden geliyormuş? Kendi yaptıklarımızdan dolayı. İman etmiyor kendi yaptığı cehennemle müjdelenecek. Bir inandım bir inanmadım diyor münafık. Cehennemle müjdelenecek. Mümin iman etmiş kavi imanı o noktada yürüyor. Cennetle müjdelenecek. Allâh bildirmiş çünkü. O zaman cennete gidecek olan bir kimse de kendi imanından dolayı. Kendi imanından dolayı ve kendi yaptıklarıyla yürüyor. Biz tabi sufiler olarak şöyle düşünüyoruz. Bu Allâh’ın lütfu, ikramı, ihsanı. Hiç kimse hadîs-i şerifte var ya hiç kimse ameliyle cennete giremez. Allâh’ın rahmeti bereketiyle girer.

Ama o rahmeti, o bereketi, o lütfu üzerimize çeken nedir? İman ve salih ameldir. Yine biz o iman ve salih amelle buluşmazsak o zaman biz yine tehlikedeyiz. Allâh muhâfaza eylesin. O zaman normalde bir insanın başına bir müsibet geliyorsa sebebi neymiş? Kendi yaptıklarıymış. O zaman biz tabi afet olarak gördüğümüz dünya üzerindeki bazı şeyler de ne olmuş oluyor? Kendi yaptıklarımızdan dolayı oluyor. Mesela ne yapıyor? Adam gidiyor dere kenarına ev yapıyor. Kardeş bu dere boşuna oluşmamış. Kim bilir ne kadar nehir coğuştu aktı burada bu dere oldu. Bu dere’nin kenarına şimdi su az diye ev yapma. E yaptın ilk sel felaketinde senin evin gidecek. Ondan sonra onu bunu suçlayacaksın. Allâh Resûlü diyor ki ovalara yurt edinmeyin.

Ben Bursa için konuşuyorum bunu. Vıcık vıcık suç çıkan yerlere devasa binalar yaptılar. Bataklığın içine ev yaptılar. Bataklığın içine. Allâh Resûlü diyor ki ovalara yurt edinmeyin. Millet bataklığın içindeki evleri bir de oğlence parayı vererekten alıyor oturuyor. İlk depremde yıkılacak olanlar. Hatta Şeyh Efendi dedi bu 99 depreminden sonra biz böyle baş başa konuşuyoruz. Dedim efendim oğulları yurt edinmeyin diyor. Allâh Resûlü dedim. Allâh Resûlü dedi ova komple ev. Mustafa Efendi dedi onu. Dedi ilk depremde yıkılacak olan oğlum dedi. E söylüyoruz arkadaşlara mesela. Arkadaşlar ovalardan yurt edinmeyin. Dağın eteğinde oturun. Göstereşiniz olmayı versin. Lüks evde oturmayı ver veya git dağın başına yap lüks evi.

Git dağın eteğinde otur. E deniz kenarlarında yurt edinmeyiniz diyor. Hadîs-i Şerîf. Oralarda su baskınları, sel baskınları olacak diyor ayrı zamanda. Yapma. Bak kendi elinle gittin. Kendin yaptın. Kendi elinle gittin. Kendin yaptın. Belediye imarı açtı oraları. Kendi eliyle yaptı. Bak kendi eliyle. Cenâb-ı Hak sana demedi ovalara ev yapın diye. Hatta Allâh Resûlü dedi ki yapmayın. E Cenâb-ı Hak demedi deniz kenarlarını siz gidin yurt edinin diye. Hatta Allâh Resûlü dedi ki yapmayın. Gittiniz yaptınız. E Cenâb-ı Hak demedi sana devasa yüksek binalar yap diye. Kıyamet elameti dedi. Allâh Resûlü sallallâhu aleyhi ve sellem. Devasa yüksek binalar dedi kıyamet elameti. Hatta daha ilerisini söyledi.

Dedi ki dağdaki çobanlar şehirlerde yüksek binalar edindiğinde dedi kıyameti bekleyin. Adam köylüydü orada. Tarlası vardı. Geldi imar. Adam köydeydi. Adam imar gelince yerleri pahalandı. Adam geldi şehirde yüksek yüksek binalar yaptı. Veyahut da müteahhitler gittiler. Dediler ki yüzde ellisini ver. Kaç tane çıkıyor buradan? 30. 15’i senin. 15’i benim. Verdi. Adam da o 15’inde gitti oturdu. Çoluğunu çocuğunu da oturturdu. Devasa yüksek binalar. Allâh Resûlü yapmayın dedi. Ne? Mekke’dekiler bile dinlemiyor ki Allâh Resulünü. Osmanlı Beytullah’tan yüksek bir ev yapmadı. Oraya hizmet ederken şimdi ohooo… Millet o…


Suudi Modernizm Hatası ve «Bizim Elbisemizin Ürünü» Tahkîki — Zemzem-Beytullâh-Hilton Perdesi: Hilton’un Camından Cam Bölme Üzerinden Beytullâh’a Namaz Durmaya Zorlanan Müslümanlar; «Önceden Şeydeydi, Hilton Vardı» Anekdotu; Modern Suudi’nin Manevî Çeperini Bozması; «Şimdi Başımıza Gelenler Bizim Kendi Elbisemizin Ürünü, Devasa Binalar Yaptık, Biz Yaptık»; «Hepsi Bir Yere Gideceksek Gideceğiz» Tâlim Mantığı

Ne o? Zemzem ta buradan namaza duruyor Beytullah’a. Cam bölmeden. Önceden şeydeydi. Neydi o? Hilton vardı. Hilton’un camından millet namaza duruyordu Beytullah’a. Küfür küfür etiyor tabii. Bazı şey efendiler de oradan duruyordu. Tabii. Bir de tekerlekli sandalye ile getiriyorlar camını önüne koyuyorlardı. Gözümde gördüm. Millet de şey ki orada şeyde ne o? Hilton’un camında ya. Hür’a bütün şey orada. Bütün tarikat, cemaat orada. Onlar da onun önünde namaza duruyorlar. Vakit namazı veya cuma namazı. Şeyhleri arkada, cemaat içerisinde. Müritler de Beytullah’ta aşağıda, ön tarafta. oradan onu görmek onlara büyük mutluluk veriyor. Bir feyizleniyorlar, bir feyizleniyorlar. Böylece feyizleniyorlar.

Şeyh nerede? Hilton’da. Sen neredesin? Yerdesin. Şeyh nerede? Hilton’da. Sen nerede Ömre’ye geldin, Hacca geldin? Filanca şişede. Veyahut da ne o? Başka ne var Hacı? Şişe var, Azizye var. Uzak olan yerler, ucuz. Paria olan yerler. Bundan 15-20 yıl önce ucuzdu. Evet. Şimdi oralardı pahalandı değil mi? Günlüğüne 1000 dolar istiyorlar mı şimdi orları? Hilton’u mu dediğimiz şişeyi mi? Hilton’un günlüğü ne kadar Hacı? 4-5 bin dolardan aşağı değil. Vay be. Bizim bu Ramazan Ömre’si için konuştuğumuz firma bir teklif sundu bana. dedi bunu kabul eder misiniz etmez misiniz bilemem ama dedi. cemaati ikiye bölelim dedi. Nasıl dedim ben şimdi? Bir kısmın dedi böyle Beyza Hotel’in hemen başında dedi. Bir yer var oraya alalım.

Bir kısmın da dedi. Ne o şişe tarafı? O bölge ne deniliyor oraya? oralarda bir yeri dedi koyalım dedim yok olmaz. Böyle baktı şimdi filanca dedi şey efendiyi ve cemaatini böyle yaptık dedi. O şey efendiler öyle yapar dedim. Ben şeyh olamadım daha dedim. O yüzden dedim ben böyle bir şey kabul edemem. Ya hep beraber biz bir yerde kalacağız dedim ya da gitmeyeceğiz. Bir süre beri dedim biz böyle parçalı bulutu dedim yapamayız. Ne yapacağım şimdi ben dedim. Bir tarafa gitsem bir dert bir tarafa gitsem bir dert dedim. O yüzden dedim yok biz böyle yapamayız. Hepsi bir yere gideceksek gideceğiz dedim ben. Öyle çıktık işin içinden. Şimdi başımıza gelenler bizim kendi elbisinin ürünü. Devasa binalar yaptık.

Bizim. Biz yaptık. Biz müsaade ettik. O zaman burada Allâh’ı dini suçlamanın anlamı yok. Bu bizim kendi el ürünümüz. Allâh’ın suçu ne burada? Dinin suçu ne? Ama çirkeflik yapacaklar ya. Çirkeflik yapacaklar. Allâh bizi affetsin. Tabii bu insanın başına gelen bu bela, müsibet, sıkıntı bir şey yapmasa da gelir mi? Gelir. Gelir. Bir şey yaptığından dolayı geldiyse günahına kefaret. Kişinin veyahut genel olarak gelen bela, müsibet, sıkıntı, dert, hastalık her neyse bu mümin için günahlarına kefaret. Ya peygamberlerin günahı mı vardı? Yoktu. Ya onlara? Onlara dereceleri arttı. Velilerin, mürşid-i kamillerin günahı kebali, devam eden günahı kebalileri olmaz. Onlara da geldi. Onların da makamları arttı.

O zaman bu velilere, mürşid-i kamillere, peygamberlere bela, müsibet, sıkıntı gelir mi? El cevap gelir onlara da. Onların makamlarının yükselmesine sebep olur. Günahkar olan kulların günahlarına kefaret olarak gelir. Bir de günaha kefaret bir insan, bakın sıkıntıları şöyle görün. Böyle dert, gam, kasevet sıkıntıları böyle görün bakın. Bir şey başınıza geldiyse Cenâb-ı Hak senin günahına kefaret olarak onu verdi ve seni bir daha onunla yargılamayacak mahşerde. Bu mümin için büyük müjde. bir hastalık, diyor ya hastalıktan ölen şehittir. hastalıkları da söylüyor. Karın ağrısından ölen şehittir, baş ağrısından ölen şehittir, sıtmadan ölen humma şehittir. Söylüyor ya. Göçük altında kalan şehittir.

Bakın bunlar göçük altında kaldı değil mi şimdi? İman ehlisi o kimse şehit. Hükmen şehit. Göçük altında kaldı. İman ehli şehit. Hadise sabit. Şeyh şüphe yok üzerinde. Bir kimse böyle şehit olarak öldüğünü görse, cennetteki makamını görse hiç üzülmez. İman ehli olan, iman ehli olan yakınlarının cennetteki makamlarını görse insanlar üzülmezler. Hatta oradan göçükten kurtuldularsa şöyle diyebilir.


Şehîdlik ve «Bir Diken Bile Batsa Günahlarına Kefâret» — Bir Mü’minin Vefâtının Şehîd Olarak Sayılması Hâlinde «Büyük Kurtuluş»; Hayıflanan Câhillerin Cennet’i Bilmemesi; Allah Resulü’nün «Mü’mine Bir Diken Bile Batsa Bu Onun Günahına Kefârettir» Müjdesi; «O Yüzden İsyân Etme»; Zümer 39/8 — İnsanın Başına Müsîbet Geldiğinde Rabbine Yönelmesi, Sonra Bir Lütuf Gelince Unutması — İnsanoğlunun «Enteresan» Tabiatı

Ya büyük kurtuluşmuş. Şehit olarak vefat etti. Deyip kendi kendine hayıflanabilir. Göçük altında kalmadığına. Bakın hayıflanır. Ahireti bilmiyor çünkü insanlar. Cenneti de bilmiyor. Cenneti de görmedi. Rüyasında bile görse, o oraya gitmek için can atar. Hesabı kitabın ne kadar zor olduğunu yaşasa rüyasında veya halinde deseler ki göçük altında kalacaksın cennete gideceksin gözünü kırpmadan gider. Ama bunlar seyir-i sülükte görünen yaşanan şeyler. Öyle olunca o kimse normalde şu hesabı kitabı yaşamaktansa hesap kitap görülmeden cennete gitmek. Büyük lütuf, büyük ikram der. O yüzden müminlerin başına gelen bela, müsibet, sıkıntı, dert, gam, kasavet, acı bunların hepsi de müminlerin günahlarına kefarettir.

Kardeşler ya günahınıza kefarettir? Ben sufiler için şöyle düşünürüm. Sufiler günlük virtlerini çekiyorlar, namazlarını kılıyorlar, haftalık toplu derslerine gidiyorlar. Allâh alem, ben bu toplu derslerden çıktıktan sonra o kimsenin üzerinde günahın kalmadığına inanırım. Hadislerle sabit, ayetle sabit, hadislerle sabit. Öyle olunca sufilerin, dervişlerin başına gelen belayı, müsibeti, sıkıntıyı, derdi, gamı, kasaveti, hastalığı herhangi bir böyle felaketi ben onların seyir-i sülükleri olarak görürüm. Manevi dereceleri artar diye düşünürüm. Ve onların manevi dereceleri artar. Eşinden, çocuğundan, malından imtihan olacaksın. Arkadaşlarından, kardeşlerinden imtihan olacaksın. Sabredeceksin. Başına bir şeyler gelecek gelecek.

Öyle elmanın içerisinde kurt misali bir hayat yok. Hem dervişlik yapacağım diyeceksin hem elmanın içerisinde kurt gibi yaşayacaksın. Öyle bir şey yok. Ve böylece ne olmuş oldu? Onların manevi dereceleri arttı. Hem İbn-i Hanbel’den, hadîs-i şerîf, nefsim kudret elinde olan Allâh’a yemin ederim ki müminin başına gelen hiçbir dert, zahmet, hastalık, üzüntü ve keder yoktur ki Allâh bunu onun hatalarına kefaret kılmasın. Ayağına batan ve ona acı veren bir dikene vuruncaya kadar. küçücük bir sıkıntı da yaşasan senin ayağına bir diken de batsa, bir diken de batsa senin günahlarına kefaret. O yüzden isyan etme. Zümer 8. İnsanın başına herhangi bir müsibet geldiği zaman hemen Rabbine yönelerek O’na yalvarır.

İnsanoğlu da enteresan bir şeydir. Kafiri, mümini, münafığı başına bir şey gelince Allâh aklına gelir. Bu kafirler de, münafıklar da daha fazla olur. Normal zamanda Allâh akıllarına gelmez ama başlarına bir bela, bir müsibet, bir sıkıntı gelince Allâh akıllarına gelir. Allâh’a yalvarırlar, yakarırlar, ağlarlar, sızlarlar. Sonra o başından o bela, o müsibet geçince ertesi gün gene vur patlasın, çal oynasın yaparlar. Bu kafirlerin ve münafıkların işidir. Kafirler, münafıklar başlarına bir sıkıntı, bir dert gelince Allâh’ı hatırına getirirler ama o sıkıntı, o bela, o müsibet gittikten sonra vur patlasın, çal oynasın yaparlar. Müminler, salihler böyle olmamaları gerekir. İnşallah öyle olmazlar. Bakara 156. Onlara bir müsibet dokunduğu zaman şüphesiz ki biz Allâh içiniz ve mutlaka O’na döneceğiz derler.

Bu normalde müminlerin halidir. O müminler başlarına bir sıkıntı, bir dert, gam, kasevet, hastalık, ticareten, iflas her ne geliyorsa başlarına bir şey geldiğinde ne derler? Onlar derler ki, İnna lillah ve inna ileyhi raciun. Bunu söylerler. Aslında Ümmü Seleme’nin rivayet ettiği bir hadîs-i şerîf var. Ümmü Seleme’ye diyor ki, başına bir bela, bir müsibet, bir sıkıntı gelince diyor, İnna lillah ve inna ileyhi raciun de. Ve diyor. Allâh’a dua et. Allâh’ım bu müsibetimden dolayı beni mükafatlandırır, bana ondan daha iyi bir sonuç çıkar. Ders ediyor. Muhakkak bu müsibetinden dolayı onu mükafatlandırır ve ondan daha hayırlı bir sonuç bahşeder. O zaman başımıza bir sıkıntı geldiğinde hoşumuza gitmeyen bir şeyle karşılaştığımızda ama bu ailenin içerisinde bir ölüm olur.

Ama bu yakın dairede bir ölüm olur. Ama başımıza gelen bir sıkıntı, bir bela, bir müsibet olur. Ben bazen birisi bir hastalık söylüyor. Mesela kanser teşhisi koydular diyor. İnna lillah ve inna ileyhi raciun diyor.


«İnna Lillâhi ve İnnâ İleyhi Râciûn» Sadece Ölümde Değil — Bakara 2/156-157’nin Geniş Yorumu: Hastalık-Dert-Problem-Sıkıntı Geldiğinde de Söylenmesi Sünneti; Ölüm Haberinde Söylenen Şey Algısının Reddi; Vakıf’ın 12 Tır Yardım Şeyhi: «Başkalarının Tırlarına Bakarsak Biz 12 Tır Sarmışız»; Yarın Akşama Kuru Erzak, Su, Battaniye Tamamlanması; Devam Eden Dağıtım

Bu sanki sadece ölülere söyleniyormuş, ölüm haberinde böyle söyleniyormuş gibi bir algı var. Değil. Bu başımıza bir hastalık gelmiş. Birisinin başımıza bir dert gelmiş. Birisinin başına bir problem gelmiş. Biz ona inna lillah ve inna ileyhi raciun deriz. İllaki ölüm olması şartı yok. Ve ne yapacakmışız? Bir de dua. Allâh’ım bu müsibetinden dolayı beni mükafatlandır bana ondan daha iyi bir sonuç çıkar. Âmîn. Bunu da böyle dersek ne yapıyormuş? Mükafatlandırıyormuş Cenâb-ı Hak. O yüzden normalde hatta bir hadîs-i şerîf daha var uzun. Ben onu böyle hemen kısaca alıvereceğim. İlmi böyle katmetmiş gibi olmayayım. Onu çeyrek geçiyor çünkü. Olay oldu bitti. Bir kimse diyor olay olup bittikten sonra dahi aklına gelse, yine dese ki diyor, o olayı aklına getirerekten. öyle ya Cemil şimdi 99 depremini yaşayanlardan.

Gene bir deprem oldu hatırladı. Dedi ki inna lillah inna ileyhi raciun. Ya Rabbi bizi normalde bu konuda bizim sıkıntımız gider. Bizi bu konuda mükafatlandır dese diyor. Yıllar yıllar sonra da geçse Allâh ona yine mükafatlandırır. Allâh ona yine sevap verir diyor. Cenâb-ı Hak ne kadar cömert ya. Ve oğul diyelim ki müsibet ne zaman geldiydi? 99. bugünden kadar geçen zaman içerisinde hep ona diyor hayır hasenat yazar diyor. Rabbim onlardan eylesin. Âmîn. Rabbilerinin mağfireti ve rahmeti onların üzerinedir. Doğru yolda bulunanlar da onlardır. Bakara 157 bu ayetten sonraki âyet-i kerîme. Demek ki Allâh’a teslim olan ve biz yine ona döndürüleceğiz diyen, başına gelen hadiseleri sükunetle atlatan kimse Rabbinin mağfireti ve rahmeti üzerine.

Allâh bizi onlardan eylesin. Âmîn. Doğru yolda da olanlar kimdermiş? Bunlarmış. Rabbim bizleri de sıratı müstakimde eylesin. Âmîn. Eftali zikir fa’libennehu. La ilâhe illallah. La ilâhe illallah. Fatiha. Âmîn. Malum kardeşlerimiz İslahiyedeler. Davatımlarına devam ediyorlar. Biz tabi buradan gözümüze az gibi görünüyor. Altı tır sardık. Normalde insanlar bizim gibi konteynerları böyle tepeleme sarmıyorlarmış. Câferin demesine göre başkalarının tırlarına bakarsak diyor biz 12 tır sarmışız diyor. E tabi orada dağıtımlar da devam ediyor hâlâ da. Yarın zannediyorum kuru erzaklar ancak bitecek. Yarın akşama kuru erzak, su, battaniye, değişik araç ve gereçiler onların büyük bir ihtimal yarın bitecek.

Tabi onlar dönelim filan demediler böyle Allâh razı olsun canhıraş. Tabiri caizse oradakiler de böyle itiraf ediyorlar. Ses kayıtları var. Sizin gibi kimse gelip burada böyle bir dağıtım yapmadı diye. Hamdolsun Cenâb-ı Hak’a böyle ev ev köy köy biz özellikle istişarede köylere gidilmesi gerektiğini söylemiştim. Dedim köylere gidin köylere giden olmamıştır dedim köye çok itibar etmez bir de gösterişi değil ya köyler. Basın yok medya yok. Dedim köylere gidin. Bunlarda Allâh razı olsun o istişarenin neticesinde İstahiyye’nin Türkmen köylerine gidiyorlar komple. Oradan görüntülerin büyük bir kısmını ben paylaşıyorum paylaşmadığım görüntüler de var. Bizim Yunus çekiyor görüntüleri atıyor boyuna. Biraz da tabi psikolojik olarak etkileniyorlar o yıkıntıları görünce biraz fazla yıkıntı fotoğrafı geldi.

Uyardım dedim yıkıntılara takılmayın dağıtıma takılın dedim. Psikolojiniz bu konuda dedim şey olmasın dağılmasın diye. O köylerde çadırlara köydeki yerlere tâbiri câizse böyle ev ev Ramazan erza dağıtır gibi dağıtım yapıyorlar. Allâh hepsinden de razı olsun. bir şey böyle orta yere yıkıp gelmediler öyle bir şey de istemedim ben zaten. Dedim ki bizim bir şey yapıyoruz dost doğru olsun. Ondan sonra yerini bulsun yaptığımız şey diye hamd olsun şu ana kadar yerini buldu. O hiç böyle devleti suçlamak için söylemiyorum. Bizim bu zamanda kimseyle işimiz yok. Biz Cenâb-ı Hak bir kapı aralamış biz hizmetimizi etmeye çalışıyoruz. O yüzden o İslahiyenin o Türkmen köylerini yaklaşık günlük 10 num üzerinde köye gidiyorlar.

Bir dolduruyorlar 3 araba. Çıkıyorlar boşaltıyorlar bir daha geliyorlar bir daha dolduruyorlar bir daha çıkıyorlar. Hikmet-i Hüdâ şeyin Osman Gazi Belediyesi de İslahiyye’ye kamp kurmuş.


Yardım Lojistiği — Liseye Kamp Kuran Diğer Heyetler ve Boşta Arabalarının Vakfa Verilmesi; «Onların Bir Dağıtım Düzeni Yok, Bizimki Var»; Konserve Fabrikalarının Bakanlık Eliyle Kapatılması — «Bize Satacaksınız» Dayatması; Vahid’le Konserve Bulma Anekdotu; Çocukların Oyuncak Sevincinin Vakfımıza Verdiği Mutluluk Artırıcı Etki; Bin Bir Çeşit Dükkân Hâline Gelen Erzak Toplama Merkezi

Onlar da ordalar. Tabi onlar böyle bir dağıtım yapmıyorlar. Böyle bir şeyleri yok ama onların boşta bir arabaları varmış orada. Demişler alın bunu da bunun adı dağıtım yapın. Neyse bizde de zaten bir araba var. Bir araba da öyle iki araba sonra bir araba daha verdiler. Sonra onların yeni Osman Gazi Belediyesi’nin ambulansı varmış orada. İçinde tam tesisatlı kiralamış onu belediye. Oraya göndermiş. Köylülere ambulans da gidiyor manavsıra. onların hastalıklarına, ilaçlarına, tedavilerine bakıyorlar. Cenâb-ı Hak’a hamdolsun. Allâh’a öyle bir isabet ettirmiş. Gerçekten çok güzel bir hizmet oluyor. Allâh hepinizden ayrı ayrı razı olsun. Herkes el birliğiyle çalıştı, gönül verdi. Gerçekten gayret etti.

Tabiri caizse muhteşem bir iş oldu. Arkadaşlar, bayanlar, kadınlar, erkekler, herkes bu konuda tek yürek oldular. Allâh razı olsun. İyi çalışıldı. Bir hayli de malzeme gitmiş. Biz tabii gözümüze görünmedi ama bir hayli malzeme gitmiş. Hamdolsun, fazla olsun, eksik olmasın. Bu konuda tabii Allâh razı olsun bizim önce gümrükçümüz, görüyorsunuz tırlarını onun zaten. Sezgin 4 tane tır kendisi teklif etmişti. Böyle böyle böyle bir şey yaparsanız ben tırlarımı tahsis ederim diye. Allâh razı olsun 4 tane tır o tahsis etti. Ama eşya çok. Baktık gördük baş edemeyeceğiz. Bu sefer İbrahim A. Bey’e müracaat ettik. Ondan sonra o da Allâh razı olsun bana ne yazıyorsan yaz dedi. Açık defter. Yatsın kalksın dua etsin iki tır yazdı bana.

Allâh razı olsun dedim iki tane tıra ihtiyacımız var. Eşya fazla dedim. Cenâb-ı Hak hamdolsun o da hiç şeysiz, tereddütsüz hemen iki tırı kapıya dayadı. Böylece suları onlara yükledik. Üzerine yatak yükledik. Ondan sonra böylece 6 tır. Öbür günler zaten konteynerdi arkaları. Hem yağmurdan, kamurdan korunursun halısı battaniyesi, kıyafeti, yiyecek içeceği diye. Bu kuru gıdaları da nereden? Vahit. Vahit Allâh razı olsun marketçimiz o tedarik etti çünkü yok. Ben hiç araştırmadım hiçbir yere. Direk Vahit’e söyle dedim ben. Vahit dedim bunlar lazım. O zaman öğrendim olmadığını. bakanlıklar bütün konserve fabrikalarını kapatmışlar. Kapatmışlar derken bize satacaksınız demişler. Bu çok hoşuma gitti ama.

Battaniye fabrikalarını komple kapatmışlar. Devlete satıyorlar battaniyeyi. Adam ne kadar battaniyeyi üretiyorsa kesiyor faturasını devlette. Devletten parasını alıyor. Bir de devlet demiş ki dışarı satacaksın. Onu da nereden öğrendim? Ahmet Acar’dan öğrendim. Burada battaniye yok şöyle böyle dediler. Ahmet Acar’ı aradım. Selamünaleyküm, aleyküm selâm. Dedim Ahmet Acar battaniye lazım. Vallahi baba dedi ya biz dahi bulamadık dedi. dedim ben. Biz dedi buradaki kaymakamdan dedi. Uşak valisine ulaştık. Uşak valisine rica edildi. Uşak valisi oradaki dedi battaniye fabrikasına talimat verdi. Buraya satabilirsin dedi. Biz öyle alabildik dedi. O zaman biz dedim battaniye alabilme imkanımız yok bizim.

Baba bence yok dedi. Allâh razı olsun. Kardeşler evlerindeki battaniyelere getirdiler. Sonra Cevdet bir kanal buldu. İstediğin kadar burada battaniye var dedi. Arkadaşların bir kısmı oradan battaniye aldı. sonra battaniye büyük sıkıntı çünkü. Oradakiler gerçekten soğukta duruyorlar. Gece de soğuktalar. sonra bir kardeş bir yer buldu dedi. Ben bin tane diktireceğim. Osman nerede bizim? Gelmedi mi Osman? Osman bir yer buldu dedi ki ben bin tane dedi. Bir yer buldum kumaşı getirdi bana örnek olarak. Dedi böyle bir kumaş. Tamam Osman. Kaç para dedi. Bu benim hediye. İyi. Hadi bakalım öyle battaniyeyi biz Cenâb-ı Hak hamdolsun. E tabii millet evindeki battaniyelere de bu sefer dedi kullanılabilecek olanların getirin battaniyeyi yok çünkü.

Battaniyede öyle tedarik ettik. Hamdolsun üç binin üzerinde battaniye oldu böylece. kayda değer bir battaniye oldu. E yatak Sezgin dedi ki bir yatak gelecek dedi. Oradaki narı lazım olur. Tamam Sezgin onu da getir. Öyle yatak da geldi. Velhasıl bizim tırlar böyle bir oradaki depremzede kardeşlerimize her türlü manzemenin olduğu. Tabiri caizse bin bir çeşit dükkanı gibi oldu. E orada da böyle bakıyorum seyrediyorum poşetler dolu dolu. Malzeme var. Çocukların o sevinci mutluluğumuzu arttırıyor. O çocuk oyuncakları çocuk şeylerinde bayan kardeşler Allâh razı olsun hepsinden böyle çocuk oyuncakları koydular. Anne ayrı bir duygu. Anne olunca çocuğu da düşünüyor. E normalde çocuk kıyafetleri vardı montları vardı kadın montları vardı erkek kıyafetleri vardı.

Bir hayli çeşidimiz iyiydi tâbiri câizse. Hamdolsun orada şimdi en son baktım bunların gelmeye niyetleri yok. Biraz muhabbeti uzattım ama konuşuyorum. Cafer diyor bizim rahatımız iyi. Olun olun diyorum ya bitirin gelin ondan sonra baktım bunlar pazara kadar şey yapacaklar hepsini böyle kendi elimizle koymuş gibi dağıtalım diye. Dedim yarın da kuru gıda bitiyor mu dedim bitiyor dedi. Battaniye bitiyor mu bitiyor. Yatak bitiyor mu bitiyor. Bir tek kıyafetler kalacak ellerinde kalırsa o da. Dedim onlar da götürün afada verin. Yarın dedim bir araba gönderiyorum size. Cuma gün saat kaç kaç bitirin işinizi bine arabeye dönün dedim. Emredersin dedi. Emir demire kesti. Atıl kelam Allâh’ın izniyle yarın herhalde gece yarısına kadar.

Çünkü gecede dağıtım yapıyorlar. Öyle boş durmak yok. Günde üç fasıl dağıtım yapıyorlar. Bir sabah çıkıyorlar bir öğleninden sonra çıkıyorlar. Bir de gece İstahiyenin içerisindeki oradaki çadırları dolaşıyorlar. İstahiyenin içerisinde çok çadır var çünkü orada böyle öbek öbek çadır kurmuşlar. Onları dolaşıyorlar. Onları yataktı battaniyeydi kuruya herzaktı onları dağıtıyorlar. Güncüzleri de köyleri dolaşıyorlar. Bizim Urfa’dan şey de katıldı. Neydi çocuğun adı? Samet. Samet dedi ben müsaitim katılabilir miyim ekibe dedi. Sen de katıl dedim. Samet de orada ekipte güvenliğimiz var yani. Elhamdülillah. Bir sıkıntı yok. Sıkıntıları yok. İnşallah dua edelim. Cenâb-ı Hak yarın sağ salim işlerini bitirip onlar da evlerine dönsünler.

İnşallah. O yüzden hepinizi ayrı ayrı teşekkür ederim tekrar tekrar.


Hitâm — Hâcı Erkân’a «Birer Kilo» Tâlimi (25 Kg Erzak’ın Birer Kg’lık Paketlere Bölünmesi); 18 Kalem Ürün (Vahid’den Alım — Kuru Fasulye, Pirinç, Bulgur, Şeker, Kırmızı Mercimek, Yağ, Çay vd.); Vakıf’ın Yardımcı Şehirleri (Gelibolu Deterjan, İzmit, Onakaza, Sakarya, İstanbul, İzmir, Polatlı, Akşehir, Ankara); Bayanlar Mutfak Grubu — Yarımşar Kiloluk Zeytin Paketleme; Cipli Taşıma — Fatih Mühendis’in Cibinin Köylere Çıkması; Mehmandar Köylüden Buldukları (Hüseyin Emmi vd.); Cem Evi Anekdotu — «Yok, Kim Olursa Olsun Teker Teker Eve Dağıtacağız»; «Elden Eve» Şiârının Vazgeçilmezliği; Cafer’in Moral-Motivasyonu, Çocukların Mutluluğu; Yarın Akşam Ekibin Yola Çıkış Duâsı; «Destur»

Dua eden, gayret eden, katkıda bulunan, böyle gönül veren bütün herkese illaki bir şey getirmesi şart değil bizim için. Ona gönül verse dahi benim için büyük bir mutluluk. Aynı topluluğun içerisinde bulunmak, ona gönül vermek o hayrı işlemiş gibi olmaktır çünkü. Allâh razı olsun bu konuda. Bir de şeyde unutmayayım Hacı Erkan onlar şimdi kuru gıda yapacaklarmış. Dedim olmaz böyle. Ne olacak? Dedim bizim aldığımız gıdaların hepsi birer kiloluk. Bunların hepsini birer kiloluk içecekler. Onlara son dakika gole attım. Onlar bir toplandılar hep beraber bütün o 25 kiloluk erzakları hepsini de birer kilo yaptılar. böyle dedim düzenli olsun her şey. Gelibolu deterjan getirdi. Allâh razı olsun komutan.

İzmit, Onakaza, Sakarya, İstanbul. Allâh razı olsun. İzmir. Senin birisinin adını unutursam kırılmasın hiç kimse. Polatlı, Akşehir. Allâh razı olsun. Ankara. Herkes kendince bir şeyler getirdi bütün vakıf olarak. Allâh razı olsun hepsinden de. Herkes duasını kattı, gözyaşını kattı. Ne bileyim bir şeyde katkıda bulundu. Bayanların ayrıca bir matbaht grubu var. Orası çalıştı harıl harıl. Onlarda zeytin vardı. Onlar dedim yarım kilolu koca zeytinler. Onlar harıl harıl çalıştılar. Zeytinleri yarım çar kiloluya çevirdiler. Ellerindeki malzemeyi onları da siz de bunları gönderin. Hamdolsun bütün arkadaşlar, kardeşler çalıştılar. İyi bir şey çıktı orta yere. İş çıktı hamdolsun. Tabii bunu dağıtanların moral motivasyonundan da belli oluyor bu.

Cafer’e diyorum nasıl durum vaziyet, her şeyimiz var diyor. Çok iyiyiz diyor. Tabii bu mesela o dağıtan kimsenin özgüvenini artırıyor kendince. giriyorlar ondan sonra bütün çadırlara, bütün yıkıntılı olan yerlere ama şuna önemiyet veriyorlar. Elden eve. Kimi muhtar diyor buraya indirin biz dağıtırız. Yok eve dağıtacağız. Bugün mesela ufak bir şey yaşandı orada. orada dediler ki Cem evine indireceğim bütün her şeyi. Bizimkiler tek tek dağıtacağız kim olursa olsun. Ayrılmıyoruz tek tek dağıtacağız dediler. O illa Cem evine istedi. Bunların hepsinde videoları var bende tabii. Onları çekip gönderiyorlar bana. Yok kim olursa olsun biz yardımını eline tutuştur. Eline vereceğiz. Biz göreceğiz kime verdiğimiz.

Böyle eve hatta evlerine kadar götürüyorlar. Taşımaları mümkün değil çünkü. Ağır. Çünkü hamdolsun kuru fasülesi, pirinci, bulgur, şekeri ondan sonra kırmızı mercime, yağı, çayı. Kaç kalemdi şey? Vahit. On sekiz kalem ürün var. Vahitten alım yaptığımız çeşit olarak yani. Bunlardan birer kilo koyduğunda zaten torba yirmi kilo oluyor. Öyle dağıtımı yapıyorlar hamdolsun. Bir sıkıntı yok elhamdülillah. Dualarınız da sizin. O yüzden kardeşlere dua edin. Orada vazifelerini yerine getirip gelsinler. her depremde değişik şeyler yaşanır çünkü. Bunlar konuşulmaz. Söylenmez. İnsanlar yoksa yardıma gitmeye korkar sonra. O yüzden benim biraz da tedirginliğim, biraz bu ara böyle içinden kapanıklığımın bir sebebi de o.

Kolay bir iş yapmıyorlar orada. orada diyelim ki bir yıkıntının yanından geçiyorsun. Seni yağmacı zannedebilir. Yabancısın ya sen. Adam seni yağmacı görüp ateş eder sana. Evi vardır orada. Barkı vardır. Parası pulu vardır orada. Kasası vardır. Öyle depremde yardımcı olmak, yardım etmek öyle dışarıdan göründüğü gibi değildir. Ev ev yardım edeceğim dersen çok tehlikeli bir iş seçmiş olursun kendine. Millet ne yapıyor şimdi? Beştir yardım ettik. Nereye gitti? Beştir git yollarda gör. Eve gitmedi o. Tam yerini bulmadı. Öbür türlü de sen yıkıntılarının arasında dolaşacaksın. Öyle kolay bir şey değil o. Adamın evi yıkılmış. Adam oraya biten çadır kurmuş. Evi orada çünkü. Artık göçükte parası mı var, pulu mu var, altını mı var, bileziği mi var?

Sen oradan geçerken adam şahan gibi duruyor orada. Adam yabancısın sen der. Ateş eder sana. Çeker vurur seni. Öyle yardım dağıtmak öyle bu tip yerlerde öyle herkesin işi değildir. Öyle dağın başı ne jandarma var ne asker var ne polis var. Gittikleri yerde. Bazı yerlere kardan arabalar çıkmıyor. Bazı yere diklikten çıkmıyor. Ciple taşıyorlar bu sefer. Adam diyor orada üç tane ailemiz var diyor. Hiçbir şey almadılar diyor. Ama ne minibüs çıkıyor ne dolmuş çıkıyor. Hadi bu sefer Fatih var ya bizim mühendis. İsabet olacak. O demiş ki köylere gidilecekse benim araba çıkar her yere cip. Ondan sonra demiş ben sizi onunla götüreyim gerçekten de işe yaradı. Çıkmaya yerler ondan çıkıyorlar o kapıya dağıtıyorlar.

Bu büyük bir mutluluk benim için. herkesin kapısına gidiyor. Köyünün ortasına yığ git öyle bir şey yok. Herkesin kapısına gidiyor. Herkesin eline gidiyor. Toplanıyor kadınlar çocuklar erkekler herkese teker teker veriyorlar. Oradan birisini de buluyorlar zaten. Mehmandar tanıyor adam. Hüseyin emmi şunu yaptı bunu bunu yaptı. Ben dinliyorum onları. Ya diyorum tamam oradan köyden birini bulmuşlar bunlar öyle davetıyorlar diyor. İnşallah dua edelim. Cenâb-ı Hak sağ salim kazasız belasız. İnşallah yarın akşam onlar da işlerini bitirip yola çıksınlar inşallah. Destûr.


KAYNAKÇA

  • Hadîd 57/22 — «Mâ esâbe min musîbetin fi’l-ardi ve lâ fî enfusiküm illâ fî kitâbin min kabli en nebraehâ; inne zâlike alellâhi yesîr»: «Yeryüzünde ve sizin nefislerinizde meydana gelen hiçbir musibet yoktur ki, biz onu yaratmadan önce bir kitapta yazılı olmasın; bu Allah’a göre kolaydır». Müsîbetlerin Allah’ın ezelî ilminde mukaddem bilinmesinin temel deliline.
  • Teğâbün 64/11 — «Mâ esâbe min musîbetin illâ bi-iznillâh; ve men yu’min billâhi yehdi kalbeh; vellâhu bi-külli şey’in alîm»: «Allah’ın izni olmaksızın hiçbir musibet isâbet etmez; Allah’a iman edenin Allah kalbini hidâyete erdirir; Allah her şeyi bilendir». Müsîbet’in vukûunun Allah’ın iznine bağlılığı ve îmânın hidâyet üreten gücü.
  • Nisâ 4/62 — «Fe-keyfe izâ esâbethum musîbetün bimâ kaddemet eydîhim»: «Kendi elleriyle takdîm ettikleri yüzünden başlarına bir musîbet geldiğinde nice olur halleri». Şûrâ 42/30: «Ve mâ esâbeküm min musîbetin fe-bimâ kesebet eydîküm ve ya’fû an kesîr»: «Size gelen herhangi bir musîbet kendi ellerinizin kazandığı yüzündendir; Allah çoğunu bağışlar». Müsîbetlerin sebebinin kişisel-toplumsal kazanca bağlılığı.
  • Zümer 39/8 — «Ve izâ messe’l-insâne durrun deâ rabbehû münîben ileyh; sümme izâ havvelehû ni’meten minhu nesiye mâ kâne yed’û ileyhi min kabl»: «İnsana bir zarar dokunduğunda Rabbine yönelerek O’na dua eder; sonra ona kendinden bir nimet ihsân ettiğinde, daha önce dua ettiğini unutur». İnsanın darda Allah’ı hatırlayıp ferahta unutmasının yerilmesi.
  • Bakara 2/156-157 — «Ellezîne izâ esâbethum musîbetün kâlû innâ lillâhi ve innâ ileyhi râciûn; ulâ’ike aleyhim salavâtün min rabbihim ve rahmetün; ve ulâ’ike humu’l-mühtedûn»: «Müsîbet geldiğinde ‘Biz Allah’a aitiz, O’na döneceğiz’ diyenler — Rabbinden onlara salavât ve rahmet vardır, hidâyete erenler bunlardır». Müslim, Cenâ’iz 4: bu zikrin sadece ölümde değil, her hastalık-zarar-dert anında söylenmesi.
  • Mu’minin Hâli — Müslim Hadîs-i Şerîfi — Müslim, Zühd 64; Ahmed b. Hanbel, Müsned IV/332-333 (Suheyb b. Sinân tarîkiyle): «Acaben li-emri’l-mü’min, inne emrahû küllehû hayr; ve leyse zâlike li-ehadin illâ li’l-mü’min — in esâbethu serrâ’ şekere fe-kâne hayran lehû; ve in esâbethu darrâ’ sabere fe-kâne hayran lehû»: «Mü’minin hâli ne kadar şaşırtıcıdır, bütün işleri kendisi için hayırdır; bu sadece mü’mine mahsustur — sevince şükreder, hayırdır; sıkıntıya sabreder, yine hayırdır».
  • «Allah Bir Şey Olunca Öğrenmez» — İlm-i Ezelî Tartışması — Cenâb-ı Hak’ın ezelî ilmine âid âyetler: En’âm 6/59 (Mefâtihu’l-Gayb O’nun yanındadır); Lokmân 31/34 (Sâat’in ilmi yalnız Allah’a aittir); Hac 22/70 (Allah göktekiyle yerdekini bilir, hepsi bir kitapta yazılıdır); Mâtürîdî, Te’vîlâtü’l-Kur’ân; Eş’arî, el-Lüma’: ilm-i ezelînin değişmezliği. Modernist Abdülaziz Bayındır’ın «Allah olduğu zaman öğrenir» tezinin reddi (Nâdir Şener, Bayındır’a Cevap; Diyanet İlmî Heyeti tepkisi).
  • Mutlak Kader-Rüyâ Tâlimi — Şeyh Abdullah Efendi (1336-1428/1918-2007) — Mustafa Özbağ Efendi’nin şeyhi, Râmûzu’l-Ehâdîs şârihi, Erenköy-Sâdâkat Câmii imamı; «Hayrihi ve şerrihi minallâh» ilkesini Şâh-i Nakşbend silsilesi içinde tâlim etmiş; «Mutlak kader rüyâda tecellî eder, hayâtta tecellîye değil» dersi Mustafa Efendi’nin sohbetlerinde sıkça nakledilir; klasik kaynak: Şeyh Abdülkâdir Geylânî, el-Fethu’r-Rabbânî 9. meclis: kader-irade-rüyâ ilişkisi.
  • «Duâ Dağı Devirir» Hadîsi — Tirmizî, Da’avât 105; Ahmed b. Hanbel, Müsned V/277 (Selmân-i Fârisî tarîkiyle): «Lâ yeruddu’l-kadâ’ ille’d-duâ’» — «Kazâyı duâdan başka hiçbir şey reddetmez». Aynı zamanda «Kalem kaldırıldı, mürekkep kurudu» (Tirmizî, Sıfatü’l-Kıyâme 59) hadîsi ile cem’i: ulemâ konsensüsü mutlak kader (kazâ-i muallâk vs kazâ-i mübrem) tasniifi (İmâm Gazâlî, İhyâ IV — Kitâbu’t-Tevhîd ve’t-Tevekkül).
  • «Sen Onların Dinine Tâbi Olmadıkça» — Bakara 2/120 — «Ve len terdâ anke’l-yehûdü ve le’n-nasârâ hattâ tettebia milletehum»: «Sen onların dinine tâbi olmadıkça yahudîler ve hıristiyanlar senden râzı olmayacak». Sahabe Tefsîri (İbn Mes’ûd, İbn Abbâs); Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb; Mevdûdî, Tefhîmu’l-Kur’ân: âyetin tarihî-aktüel okuması; modern Türkiye’de tesettür-sakal-helâl-haram alanlarında verilen tavizlerin doymak bilmemesinin Kur’ânî izâhı.
  • «Ovaları-Vâdîleri Yurt Edinmeyiniz» Hadîsleri — Beyhakî, Şu’abu’l-Îmân; Suyûtî, el-Câmi’u’s-Sağîr; Aclûnî, Keşfü’l-Hafâ: «Lâ teskunû’l-vâdiyâ fe-innehâ tezelzelu» — «Vâdîlere yerleşmeyin, oralar zelzelelidir». Mâ’na olarak: alçak vâdîlerden, deniz kenarlarından, bataklıklardan sakının; Hz. Peygamber’in coğrafî öngörüsü. Osmanlı’nın Anadolu’da şehirleri dağ eteklerine kurması bu sünnetin pratik tatbîki (İlber Ortaylı, Osmanlı Şehri).
  • Ermeni Dönmeleri-Sebataistler ve «Hristiyanlığı Kabul Edelim» Tezi — Sebataizm: Sabatay Sevi (1626-1676) etrafında oluşan mesihçi-kripto Yahudi hareketi, Selânik merkezli; Cengiz Şişman, The Burden of Silence: Sabbatai Sevi and the Evolution of the Ottoman-Turkish Dönmes; Yalçın Küçük, Şebeke; Soner Yalçın, Efendi 1-2: Türkiye’deki dönme aileleri ve Cumhuriyet kadrolarındaki etkileri; «Batılılaşma=Hristiyanlaşma» tezini fısıltı olarak yaşatma süreci.
  • 1999 Marmara ve 2023 Maraş Depremlerinin Mukayesesi — 17 Ağustos 1999 Gölcük 7.6 büyüklüğünde — 17.480 vefât; 6 Şubat 2023 Pazarcık-Elbistan 7.7 ve 7.6 — 50.000+ vefât; 11 il etkilendi (Adana, Adıyaman, Diyarbakır, Elazığ, Gaziantep, Hatay, Kahramanmaraş, Kilis, Malatya, Osmaniye, Şanlıurfa); Mustafa Efendi’nin tespit: Türkiye fay hattı boyunca 60-80 yıl periyotla büyük depremler; her seferinde aynı «ovaya yapma» hatasının tekrarı.
  • Suudi Modernizm Hatası: Beytullâh-Hilton Perdesi — Mekke-i Mükerreme’de Mescid-i Harâm çevresinde Suudi yönetiminin sökmesi gereken Osmanlı eserlerini sökmesi, yerine Hilton-Royal Mecca Clock Tower-Abraj Al Bait gibi modern oteller dikmesi; Ziauddin Sardar, Mecca: The Sacred City: tarih-mâneviyat tahrîbi; Cam bölme arkasından Beytullâh’a namaz durma vâkıası — Mustafa Efendi’nin şahsî tanıklığı; Suudi’nin Vahhâbî-Modernist sentezinin ürettiği manevî tahrîbat.
  • «Bir Diken Bile Batsa Günaha Kefâret» — Buhârî, Marda 1; Müslim, Birr 49 (Ebû Saîd ve Ebû Hüreyre tarîkleriyle): «Mâ yusîbu’l-müslime min nasabin velâ vasabin velâ hemmin velâ huznin velâ ezen velâ gammin hattâ’ş-şevketi yuşâkühâ illâ keffera’llâhu bihâ min hatâyâhu»: «Mü’mine isâbet eden hiçbir yorgunluk-hastalık-üzüntü-keder-eziyet-gam, hatta batan bir diken bile yoktur ki Allah onu mü’minin günahlarına kefâret kılmasın».
  • Vakıf 2023 Maraş Yardım Lojistiği — 12 tır mâlzeme; 18 kalem ürün (kuru fasulye, pirinç, bulgur, şeker, kırmızı mercimek, yağ, çay, deterjan, zeytin, vd.); 9 vakıf şehri katkısı (Gelibolu, İzmit, Onakaza, Sakarya, İstanbul, İzmir, Polatlı, Akşehir, Ankara); 25 kg-lık erzakların 1 kg-lık paketlere bölünmesi (Hâcı Erkân-Vahid sevkiyatı); Bayanlar Mutfak Grubu — yarımşar kg zeytin paketleme; cipli ulaşım Fatih Mühendis; «Elden eve, çadır çadır» şiârı; Cem Evi’ne toplu teslim teklifinin reddi; Mustafa Efendi’nin tedirginliği — yıkıntılarda yağmacı zannedilme tehlikesi.
  • Cebrâil-Azrâîl Hız Mukayesesi — Mustafa Efendi’nin Şahsî İçtihâdı — Klasik kaynaklar: Süyûtî, el-Heyetü’s-Saniyye; Beyhakî, Şu’abu’l-Îmân: meleklerin sürat-i hareketinin idrâk edilemezliği; «Yolcunun bir ağaç dibinde gölgelendiği kadar» tâbirinin eskatolojik referansı (kıyâmet öncesi zaman daralması — Buhârî, Fiten 25); Mustafa Efendi’nin sohbetlerde sıkça verdiği örnek: hıza dair sıralama Cebrâil > Azrâîl > Mîkâîl > İsrâfîl (vahyin hızlılığı, ölümün ağırbaşlılığı).

Tasavvuf hakkında daha fazla bilgi için tıklayınız.

İlgili Sözlük Terimleri: Hâl, Mürşid, Zikir, Tevhîd, İhsân, Nefs, Kalb, Sünnet. → Tasavvuf Sözlüğü’nün tamamı