Açılış — Tevhîd, Salavât, Niyâzlar; «Allah Hakk’ı Hak Bilip Hak Yolunda Mücadele Edenlerden Eyle» Duâsı; Tüm Ümmet’i Belâ-Müsîbet-Sıkıntı-Doğal Afetlerden Muhâfaza Niyâzı; Sohbete Geç Başlamanın Sebebi: Depremzedelere Yardım Çalışması Üzerine Kısa İstişâre, ~6 Tır Yardımın Hazırlanması; Yarın Sabah Yola Çıkış Plânı; Mesnevî Şerhinden Önceki Beytin Hatırlatılması: «En Son Güle Âşık, Kalbüke Esâsen Kendisi Gül, Kendisine Âşık, Kendi Aşkını Aramakta»
La ilâhe illallah Hak Muhammedanir Rasulullah Cemiyen elbiyayyü el mürselin ve’l-hamdülillâhi Rabbi’l-âlemîn Selamun aleyküm Allâh gecenizi hayırlayılesin. Gündüzünüzü hayırlayılesin. Hayırınızı, yılınızı, ömrünüzü hayırlı eylesin. Rabbim cümlemizi ve cümle ümmeti Muhammed’i Hakk’ı hak, batılı batıl bilenlerden eylesin. Hakk’ı hak bilip, hak yolunda mücadele eden Batılı batıl bilip, batıla karşı Cihâd eden kullarından eylesin. Rabbim tüm ümmeti Muhammed’i Her türlü beladan, müsibetten, sıkıntıdan Her türlü doğal afetlerden muhafaza eylesin Âmîn Kaldığımız yerden devam edeceğiz inşallah Biraz geciktik Gecikmemizin sebebi de Malum bu doğal afetten dolayı Bir depremzedelere yardımla alakalı bir çalışmamız vardı Onunla alakalı Kısa da olsa küçük bir istişare ettik.
O yüzden biraz geciktik, hakkınızı helal edin Elhamdülillah, hamdolsun. Kardeşlerden Allâh razı olsun. Bütün sebep olanlardan, katkıda bulunanlardan Yaklaşık 6 tırdan fazla bir çalışma oldu inşallah. Şimdi de yükleme devam ediyor, az bir şey daha kaldı Yüklemesi bitecek Allâh’ın izniyle yarın Allâh’tan bir şey gelmezse Saatinde belirleyeceğiz Ona göre kardeşler yol hazırlıklarını bitirdiklerinde yarın inşallah Yola çıkaracağız inşallah Allâh yardımcılar olsun inşallah Evet En son güle âşık, kalbüke esasen kendisi gül Kendisine âşık, kendi aşkını aramakta Buraya okumuşuz inşallah İlahi konu başlığı, ilahi akıl kuşlarının kanatlarının evsafı Akıl kuşu Burada akıl kuşu deyince Aklı söylüyor bu akıl Herkesin malum kendince kendisinde var olduğu söyledi Var olduğunu söyledi.
Ama tarih boyunca Aristo’dan bugüne kadar herkesin. Tarif etmeye çalıştığı. Ama bir türlü bir tarifte sabitlenemediği Tecelliyatı, teisiri belli olan Ama Mahiyeti eski dilde buğulak dediğimiz mahiyetinin ne olduğunu tam olarak anlaşılamayan Mahiyeti nedir?
«İlâhî Akıl Kuşlarının Kanatlarının Evsâfı» Konu Başlığı — Aklın Tarif Edilemezliği; Aristo’dan Bugüne Filozofların Sabitleyemediği Bir Kavram; Tecellîyâtı-Tesîri Belli Olan Ama «Mahiyeti Buğulak» Olan; Herkesin «Akıllıyım» Demesinin Karşısında Aklın Mahiyeti, Durduğu Yer Sorularına Felsefecilerin Bile Net Cevap Verememesi; Hz. Pîr Mevlânâ’nın Bu Konu Üzerine Mesnevî’sinde Tahsîs Ettiği Beyitler
Anlaşılmıyor. Şimdi burada bütün herkese sorsak Herkese akıllı mısın desek Herkes akıllıyım diyecek Ben de daim Ve hepimize deseler ki akıllı olduğunun delili ne? Herkes kendince bir delil söyleyecek. Ama aklın mahiyeti nedir? Nerede durur? Durduğu yer neresidir? Bunu sorduğumuzda bütün herkesten Bunu felsefeciler dahil Bütün herkesten farklı cevap gelecek Akıllı ile alakalı Hazret-iPir de bu akıl kuşlarının Kanatlarının vasıflarını anlatacak bize şimdi. Şimdi bazen ben zaman zaman sohbetlerde derim ya Kalbi akıl, nefsi akıl. Şimdi baktığımızda mesela akıl diyeceğiz değil mi?
Sufî Akıl Taksîmi I: Nefsî Akıl Mertebeleri — Nefs-i Emmâre, Levvâme, Mülhime, Mutmaînne, Râzıye, Marziyye, Sâfiye’nin Her Birinin Aklının Mâhiyetinin ve Tecellîsinin Farklı Olması; «Aynı Akıl Ama Mertebelere Göre Değişen Tecellîyât» Tahkîki; «Sufî Mantelitesinden Yaklaşıyoruz, Felsefî Mantelitesinden Değil»
Emarenin aklı ayrı Levvamenin akı ayrı Nefis üzerinden yürüyoruz Mülhümenin, mutmeyenin, radiyenin, mardiyenin, safyenin aklı ayrı Bunlar aynı akıl. Ama her nefis meraatibinde Aklın mahiyeti ve tecelliyatı değişti Emarenin aklıyla safyenin aklı aynı değil Biz tabi bu meseleye sufi mantelitesinden bakıyoruz Felsefi manteliteden bakmıyoruz İlmel yakin bu da kalbin halleridir
Sufî Akıl Taksîmi II: Kalbî Akıl Mertebeleri — Üç Yakîn (İlmel-Yakîn, Aynel-Yakîn, Hakkel-Yakîn) Aklının Birbirinden Farklı Olması; Yakîn Mertebesine Bağlı Akıl Tecellîyâtı; «İlmin Aklı» ile «Hakkel-Yakîn’in Aklı» Mukayesesi
İlmel yakinin aklı ile Kalben yakinin aklı ile Hakkel yakinin aklı da aynı değil. Bakın bunların akılları farklı farklı. Şimdi nefis meraatibler açısından baktık 7 tane akıl meraatibi çıktı Kalbi meraatib açısından baktık Bu manada 3 farklı akıl tecelliyatı çıktı İlmel yakin akıl ayrı Aynel yakin akıl ayrı Hakkel yakin akıl ayrı O kimsenin yakinliğine bağlı bir akıl tecelliyatı çıktı İlmel yakin olan akılla Hakkel yakin olan akıl da aynı değil. Çünkü ilimleri de aynı değil İlmel yakin akıl ilmi ile Hakkel yakin aklın ilmi aynı değil Nefsi emmari’nin aklı ile Nefsi mutmaininin aklı da aynı değil. Şimdi herkes bir dergahta derviş. Ama herkesin nefis meraatibi aynı değil Nefsi ile mücadelesi de aynı değil Böyle olunca aklı da aynı değil Veya hatta hepsi de aynı şeye bağlı.
Ama kalbi meraatiplere ayrı olunca Onların kalbi akılları da ayrı
Aklın 7+3=10 Sufî Mertebesinin Tartışılması — «Aklı İkiye Böldün mü?» İtirâzına Cevap; Her Nefs-Kalb Mertebesinde Aynı «Aklın» Farklı Mâhiyetlerde Görünmesi; «Kalbî Mertebede Olunca Akılları da Ayrı Ayrı» Tahkîki; Felsefî Tek-Akıl Anlayışından Sufî Çoklu-Akıl Tezine Geçiş; Mürşid-i Kâmilin Aklı ile Sıradan Bir Mü’minin Aklının Farklılığı
Şimdi de diyeceksiniz ki Aklı sen ikiye böldün Nefis meraatipleri ile ayrı Kalbi meraatipleri ile ayrı Bunu böldüm ki mesele anlaşılsın diye böldüm Yoksa akıl bir bütün Akıl bir tane Yedi tane akıl yok ama yedi tane olgunlaşma hali var O akıl da olgunlaşıyor O ilmi de artıyor. Mesela bir Cenâb-ı Hak’ın ilminin sonu yok O zaman kalbi olarak Hakkel yakin olan bir kimsenin Yakinlik derecesine göre aklı da değişti. Şimdi diyeceksiniz ki Sen zaman zaman sohbetlerde aklı reddediyorsun. Ben aklın putlaştırılmasını reddediyorum Aklı putlaştırırsanız Allâh muhâfaza eylesin. O zaman sizin önünüzde tağut olur o Her putlaştırdığınız şey önünüzde tağut olur Ve tağutu biz sadece böyle Kur’ân ve Sünnet’in dışında bir şey olarak nitelendiriyoruz.
Ama şunu unutmayın Sizin tekamülünüzü Sizin yürüyüşünüzü durduran her şey sizin için tağut olur Bir gün siz aklın bir perdesinde takılırsanız O da sizin için tağut olur Öyle o yüzden tağut sizi Allâh’a yaklaşmanızı engel olacak her şeydir. Şimdi baktığımızda İstan ulemasını Mesela Gazâlî’nin akla verdiği değer, kıymet, tarif ayrıdır Örnekliyorum Muhasibi’nin ki ayrıdır İmam-ı Muaturidi’nin ki ayrıdır Aynı ekole müntesiptir bunlar. Ama İmam-ı Azam’ın ayrıdır örneğin Veya hatta geriye doğru gittiğimizde Akıl Aristo’da ayrıdır Platon’da ayrıdır Veya biraz daha ortalara doğru geldiğimizde Avrupalı farklı felsefecilerin aklın üzerindeki tabirleri ayrıdır Neden bu karmaşa? Karmaşanın sebebi ne? Karmaşanın sebebi şu Aklın mahiyeti bilinmiyor çünkü Aklın mahiyeti bilinmediğinden dolayı bu karmaşa çıkıyor Aklın tecelliyatı biliniyor Siz âyet-i kerimeleri normalde baksanız o akıl sahipleri iman eder Bir kimse iman etti, akıl sahibi oldu İman etmedi, akıl sahibi olmadı İyi, akıl sahibi olmayan bir kimse Bunu âyet-i kerimeye karşı çıkmak için söylemiyorum İman akıl sahibi değil diye Kur’ân’ın nitelendirdiği bir şahıs Ekmeği burnuna götürmüyor Ekmeği kulağına götürmüyor Bir Hristiyan anne babanın çocuğuyla Müslüman anne babanın çocuğunu Kaç yaşında?
Beş yaşında. Onun önüne yiyecek bir şey koyduğunuzda Ne Hristiyan bir anne babanın çocuğu Ne Müslüman ne Hindu ne dinli ne dinsiz O çocuk ekmeği başka bir yerine koymuyor Ne dinli ne dinsiz O çocuk ekmeği başka bir yerine götürmüyor Hepsinin de ağzına götürüyor O zaman fizik olarak düşündüğümüzde. Bakın daha nefis meraatleri bile yok O zaman bu aklın bir fiziki tecelliyatı var Herkesde var olan akıl. Demek ki bir insanoğluna Cenâb-ı Hak bir akıl kategorisi seçmiş Bütün çoluk çocuk herkeste Birinci derecede o yaratılıştan gelen Bir akıl kategorisi var Bunun adını Batırlılar farklı koymuş İslam alimleri farklı koymuş Ne bileyim herkes bu akla Farklı bir isim koymuş olabilir Ben burada size bu aklın tecelliyatını anlatıyorum O çocuk büyürken normalde bütün çocuklar gibi aynı şekilde büyüyor Ve etraftan aldığı bilgiye göre Aklı farklılaşmaya başlıyor Akıl sadece insanlarda yok Hayvanlarda da var O hayvanlardaki akıl da annesini tanıyor Hayvanlardaki akıl da mağarasını tanıyor Hayvanlardaki akıl da kendi bölgesini tanıyor O hayvan akılsız değil Kendi dairesinde Biz onu akılsız bir mahluk olarak göremeyiz Bir hayvan besliyorsunuz Beslediğiniz hayvan Besleyenini tanıyor Besleyenin tanıdığı için onu gördüğünde Kendince sevinç gösterisi yapıyor.
Onun da bir aklı var O zaman Buğday tanesi diyelim Buğday tanesinde aklı var Buğday tanesini koy toprağa Bekliyor Çatlamak için bekliyor Filizlenmek için bekliyor Dışarıda karabuz var değil mi?
Buğday Tanesi Misali ve Vasatın Önemi — Tohumun Çatlaması, Filizlenmesi İçin Doğru Toprak-Vasat Şartı; İlkokulda Pamukla Buğday Çimlendirme Anekdotu; Tohumun Karaduzunda (Soğukta) Çıkmaması ile Pamuk-Sıcaklık-Su Vasatında Çıkması Mukayesesi; Mürşidin Talebesi Üzerinde Aynı İlişki — Doğru Vasat ve Toprak Olmadan Kalbin Hakîkate Açılmaması; Tohumun Karda Aksini Yaşaması
Sen al buğday tanesini pamuğun içerisine koy bize ilkokulda yaptırılardı Var mı çay bardağında, su bardağında fasulye çimlendirmeyen? Herkes bekledi Sen çimlendirmedin mi? Sen nerede okudun ya? Kütahya’da Normalde sana ilkokulda pamuğun içerisinde fasulye çimlendirmediler mi? Ha sen çimlendirmedin Onlardan farklı davrandın Tamam bu senin farkın bu da demek ki Hiç sen fasulye ekmedin mi hiçbir yere? Köyde tarlaya ektin Ne zamanları ektin mesela? Yok, örnekliyorum hangi mevsimde ektin? İlkbahar’ın sonuna doğru yazın başlangıcına neden daha önce veya daha sonra ekmedin? Mevsim o zaman değil mi? Toprağın, tavuğun, sıcaklığı o zaman geliyor değil mi? O zaman ektiğinde çimleniyor Tamam o zaman fasulyenin aklını çözdün sen Denilebilir mi?
Nereden çözdün? Geleneksel çözdün Aldığın eğitimle çözdün Fasulyenin içine girmedin Denediler yanıldılar Dediler ki ilkbaharda toprak Ne o cemre? Önce suya sonra toprağa Yok önce havaya Sonra suya sonra toprağa Cemre toprağa düşünce Toğumu ekçen dediler değil mi? Sebep? Aslında sen fasulyenin aklına girmedin Ne yaptı? Deneme yanılmayla fasulyenin aklını çözdü Hangi derecede bilemese dahi Hangi sıcaklıkta toğumu ekersen Filizle, kuruksa, soğukluğuna, soğukluğuna Fasulyenin aklını çözdü Hangi derecede bilemese dahi Hangi sıcaklıkta toğumu ekersen filizlenir Bunu çözdü Fasulyenin aklı var çünkü Sen o fasulyenin aklını çözersen Ekersen evet Fasulye Ne o? Tomurcuk verecek Filiz verecek, çatlayacak Ha o zaman ekmezsen Sen toğumu çürüteceksin.
Bakın bir buğday tanesinin de Bir fasulyenin de Kendi içerisinde akıl var O zaman baktığınız zaman Bütün kainatın varoluşunun içerisinde Bir akıl var varoluşunda. Ama buradaki Hazret-iPir bu aklı konuşmuyor bize Hazret-iPir ne diyor? Ondan bundan önceki neydi? Kendisi gül, gül arar diyor. Aslında diyor kendisi gül Kimi kastediyor? Mürşid-i Kamilleri bahsediyor burada Mürşid-i Kamilleri bahsediyor burada Ve buradaki akıl kuşu dedi. Mürşid-i Kamiller O zaman onların aklını konuşuyor Onların aklını bize söylüyor O zaman bizim burada konuşacağımız şey Tabiatın aklı değil Balığın aklı değil İneğin aklı değil Köpeğin aklı değil Farenin aklı değil Kedinin köpeğinin, köpeğin, hayvanların aklı değil Var mı?
Var Aklın aklı değil Taşın da aklı var mı? Var Depremin aklı değil Depremin de aklı var mı? Var Depremin de aklı var mı? Var Deprem oluyor ya. Onun da bir aklı var O da akılsız değil O da bir aklın üzerinde yürüyor Aklın üzerinde yürümeyen hiçbir şey yok Ve Cenâb-ı Hak Bu akılla alakalı hadisler üzerinde Bu akılla alakalı hadisler üzerinde Bu akılla alakalı hadisler üzerinde Aklı alakalı hadisler üzerinde Genel olarak hep şunu Söylerler bu hadislere dikkatli yaklaşın Sahihliği üzerinde problem var Gibi derler Ben biliyorsunuz hadislerinin üzerindeki bu tip Şüpheleri Şüphelere katılanlardan değilim Hades kitabında geçiyor mu geçiyor Mevzu da olsa Haberi vahit de olsa yok sil silesinin filancasının Fişmancasında şu var deseler de Ben sahih kabul ediyorum Çıkıyorum.
Şimdi akılla alakalı da sahih kabul ediyorum Cenâb-ı Hak Tabi ben bu aklı da Hz.
«Senden Daha Kıymetli Bir Şey Yaratmadım» Hadîsi Tahlîli — Akıl’a Verilen Cenâb-ı Hak’ın En Değerli Sıfatlarından Birinin Tecellîsi; Aklın Yaratılış Hediyesi Olarak En Kıymetli Yere Konması; Akıl-Maddiyât Mukayesesi; Akl-ı Meâş ve Akl-ı Meâd Arasındaki Sufî Ayrım
Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem Hz.’nin Ruhaniyetini ve nuraniyeti olarak görüyorum İlk aklı aklı evvel denilen şey Cenâb-ı Hak ilk aklı yarattı ya O aklı ilk yarattıktan sonra Hadis-i şerif var böyle Aklı yarattı Gel dedi, gel dedi, git dedi, git Gel deyip gittiğince, git deyip gittiğinde Dedi ki Senden daha kıymetli bir şey yaratmadım Akıl için Senden daha kıymetli bir şey yaratmadım dedi. Ve dedi. Seni de dedi. En değerli, en kıymetli Yarattığıma vereceğim dedi. En kıymetli En değerli yarattığıma vereceğim seni dedi. Ve benim nazarımda O akıl Nuru Muhammedi akıldı Aklı evvel dediğimiz şey Ve o aklı evvel Üzerinden bütün akıllar Cereyan etti O aklı evvel üzerinden Bütün akıllar Cereyan etti Bu da Nuru Muhammedi’nin aklıydı Bu böyle uzun Farklı mesele Buradaki konuşacağımız mesele bizim O olgunlaşmış, kemalâ erdmiş Saafiye makamına gelmiş Mürşid-i Kamillerin aklı İlmel yakin, aynel yakin Dericesini geçmiş Hakkal yakin Perdelerinde kulaç atan akıl Bizim Hazreti Pir’in Konuştuğu akıl burada Allâh hâlim bu Allâh bizi affetsin.
Yoksa normalde Kim bu o kadar çok Aklı tahsif etmişler Akıl üzerinde O kadar çok konuşmuşlar ki Bunu zaman zaman Akılla alakalı bir şey olduğunda Çok Yıllar önce Bu Gazâlî de Bu konuda çok üzerinde Saygıdeğer bir şekilde Konuşmaya çalışmış Konuşmuş. Onun küçük risaleleri vardır böyle O küçük risalelerde O da öyle almış. Ama ya sonuçta İmam Maturidi de Almış akılla alakalı Mütezile de akılla alakalı konuşmuş Eşariler de akılla alakalı konuşmuş Akılla alakalı konuşmayan Hemen hemen Hem akait uleması Hem kelam uleması kalmamış Fahretini razide konuşmuş Hepsinin de kendince bir Akıl önerisi var Akıl şudur Tecelliyatı budur Sözü var Baktığımız zaman o zaman o kadar çok Akılla konuşulan olmuş ki Bunlara bu tartışmalara girmek istemiyorum Bunlar benim alanım değil Benim alanım şu Ben akılla alakalı Konuşma çalışmış Benim alanım şu Ben aklı nitelendirirken Mustafa Özban olarak konuşuyorum bunu Kabul edilir edilmez Her nefsin bir Kategorisinin katımanının Bir aklı vardır Emare’nin aklı vardır farklı çalışır Levvame’nin aklı vardır Farklı çalışır Mülhüme’nin aklı vardır Farklı çalışır Mutmayeninin aklı farklı çalışır Rade’ye, Mard’ye, Safiye’nin Farklı çalışır Bu akılların Farklı çalışması Nefisle mücadeleyle Alakalıdır Nefis mera tipleriyle alakalıdır Bir de kalbin mera tipleri Vardır Ben onu biliyorsunuz 3’e Böyle dedim ilmel yakın, aynel yakın, Hakk’el yakın o zaman Bu kalbi aklında Böyle 3 merhalesi vardır 3 farklı Kategorisi vardır İlmel yakın olan bir kimsenin Kalbi aklı ile Hakk’el yakın olan Bir kimsenin Kalbi aklı Aynı değildir Can dudusunun hikayesi de Bu çeşittir.
Fakat nerede Kuşlara mahrem olan kişi Nerede zayıf ve suçsuz bir kuş ki. Onun içine Süleyman Askerleri ile ordu kurmuş olsun. Allâh alem buradaki kuştan kastı Hazret-iPir’in Mürşid-i Kamil’in Ruhaniyeti, ruhu Dûdû’ya dediydi ya Ne istiyorsun. O tüccara da Dedi ki Dûdû sen git Benim oradaki akrabalarıma Benim buradaki Durumu mu söyle demişti Kafesin içerisinde Sıkışmış kaldı Dûdû’nun hikayesini Anlattım ya Siz orada özgür bir şekilde yaşarken Burada kafesin içerisinde Yaşamam hak mıdır diye Bunu böyle söylüyordu Buradaki ruhtan Kuştan kastı Bir Mürşid-i Kamil’in Ruhu Allâh alem Doğrusunu Allâh bilir Buradaki Günahsızdan Murat da Fena fillaha ulaşmış O makama Gelmiş olan Bir Mürşid-i Kamil Ve Buradaki Zayıftan Diyor ki Nerede zayıf ve suçsuz bir kuş Buradaki zayıftan Zayıftan kastı da Allâh alem Cenâb-ı Hak’ın Sıfatsal tecelliyatlarının İçersinde Kendisini hiçliğe bırakmış Tabiri caizse arifi billah olmuş Kimsenin zayıflığı Allahu alem
Süleyman A.S. Misali — Mesnevî’deki Süleyman’ın Mürşid-i Kâmilin Üzerinde Tecellî Eden İsm-i A’zam’a İşâreti; «Asker» Mefhumunun Cenâb-ı Hak’ın Bütün Esmâ ve Sıfâtlarının Aydınlanması Sembolü Olması; Cinler-Hayvanlar-Kuşlar Lisanı = Tecellîsel Anlayışın Bütün Halkalara Yayılışı; Mürşidin İsim-Sıfat Sahnasıyla Donanması
Süleyman’dan Kasıt da Süleyman Aleyhisselâm Bütün mahlukatın Diline Vakıf diye Ve bütün mahlukatı Anlayabilme Ve mahlukatla Konuşabilme yeteneğine Sahipti Buradaki Süleyman’dan Kasıt da O Mürşid-i Kamil’in Kendi üzerinde Tecelli eden Tabiri caizse İsmi Azamı Ve askerden Murat da Bütün Cenâb-ı Hak’ın Esma ve Sıfatlarına Vukufiyet arz etmesi Vukufiyet sağlaması Ve bütün bu vasıfları topladığımızda Hazreti Pir Bir örneklemeyle Mürşid-i Kamil’in Üzerinde bulunan Manevi vasıfları anlatıyor Ve bu manevi vasıflara sahip olan bir kimsenin de Mürşid-i Kamil olacağını söylüyor Başka bir şey de Bu manada Kastetmiş olabilir mi? El cevap olabilir Bizimki doğru diye Herhangi bir iddiamız yok Şükür yahut Şikayetle feryat edince Yere göğe zelzeleler Düşsün Her demde ona Allâh’tan Yüz mektup, yüz haberci Erişsin O bir kere ya Rabbi deyince Hak’tan altmış kere Lebbe-i Eksesi gelsin.
O şükür ettiğinde Veyahut da Şikayet ettiğinde Gök ve yer sarsılır Şükreddiğinde hamd ettiğinde. Onun hamdine cevap Gök halkından ve yeraltından gelir O şikayet ettiğinde Bu manada Gök sarsılır Gök halkından ve yeraltından gelir Gök halkından ve yeraltından gelir O şikayet ettiğinde Bu manada Gök sarsılır Ortalık karman çorman olur O mürşid-i kamilin Bu manada Duası ve bedduası geri çevrilmez Hem duası geri çevrilmez Hem bedduası geri çevrilmez Ortalık karman çorman olur mu? Olur. Çünkü o sen atmadın Ben attım Sırrına vukufiyet sağlamıştır. Çünkü o senin elin değildi Benim elimdi Sırrına vukufiyet sağlamıştır Mektup da Cenâb-ı Hak’tan Ona gelen tecelli perdeleridir. O yüzden diyor ya Allâh’tan 100 mektup Her dende ona Allâh’tan 100 mektup O zaman 100 haberci erilsin.
Demek ki her dem Allâh ona ne yapıyor? Hitap ediyor. Ve haberci erilsin dediğinde Her dem Cenâb-ı Hak. Onun ihtiyacı olan Neye ihtiyacı varsa Kalbine ilham ediyor. Habercisi de ne? Kalbine getirilen haberler Neye ihtiyacı varsa Kalbine ilham ediyor. Habercisi de ne? Kalbine getirilen haberler Ve o her dem Allâh’la Cenâb-ı Hak’ın Sıfatlarının tecelliyatına Mahsar olduğundan Tabiri caizse Sıfatsal tecelliyatın Altında ve Sıfatsal tecelliyatın Altında olduğundan dolayı Her an yüzlerce mektup Yüzlerce haberci var Ve her Her Ya Rabbi Değişinde Her Ya Rabbi Değişinde O Ya Rabbi Dedinde Cenâb-ı Hak Ona lebeyk buyur Her Ya Rabbi Değişine Her Ya Rabbi Değişine buyur Dendikçe o da her daim Ya Rabbi noktasında Bu sizde Kafa karışıklığı olabilir Ama Hazret-iPir’in bu konuda bir Şeyi var Hali var Öyle söyleyeyim Hazret-iPir bir gün mana Perdesinde Bir Zat-ı Şerif’i görüyor Bakıyor ki o Zat-ı Şerif Zikri Ya Rabbi diye O devamlı Ya Rabbi, Ya Rabbi, Ya Rabbi derken Cenâb-ı Hak da Ona Lebeyk diye hitap Ediyor.
Bu manevi hali Hazret-iMevlana görünce O da başlıyor Ya Rabbi demeye Pir makamındaki Velilerin, mürşidlerin Bu tip Hayret makamları vardır Hayret perdeleri vardır O hayret perdelerinde Geçmiş ümmetlerden Bazı Zat-ı Şeriflerin Virtlerini duyarlar O Zat-ı Şerifler siz Ölü demeyiniz onlar sağdır Var ya onlar Sağdır Onlar değişik perdelerde Değişik tecelliyatlarda Değişik virtler Söylerler O Mürşid-i Kamillik yolunda Yürüyen bir kimse O perdelerdeki O Zatların Virtlerine tabircayse Şahit olur işte Konuşmaya Muktedir hale gelince O mürid Seyri sülük esnasında Sorsa birisine sen Kaç yıldır buradasın. Dese o der ki 7000 yıldır buradayım 10.000 yıldır buradayım 20.000 yıldır buradayım Hangi yıl tabi bunlar Ayrı bir tecelliyat işte 20.000 yıldır Ben bu fanusun içindeyim virtine Subhanallah ve bi hamdihi kaç yıldır buradasın 20.000 yıldır buradayım dünya yılımı Ahiret yılımı ayrı tartışma Konusu Bunların böyle virtleri vardır Bu
Hayy Sırrına Ulaşmış Zâtların Virdleri — Cenâb-ı Hak’ın Onlara Tahsîs Ettiği Özel Vird; Hayatlarına O Virdle Devam Ettirmeleri; Müridin Seyr-i Sülûkünde Ayrı Ayrı Perdelerde Yaşadığı Tecrübeler; Sufî Yolun Mahremiyeti — «Bu Bir Müridin Seyr-i Sülûkünde» Tâlimi
zatlar Bunların normalde Onlar Haydır sırına ulaşmış Ve bir virt Cenâb-ı Hak Onlara tahsis etmiş O virtle Hayatlarına devam ettirdiler Ayrı perdelerde Bunlar bir müridin Seyri sülükünde Değişik perdelerde Yaşadığı şeylerdir Başkalarında nasıl yaşanır Bilemem Yaşar bilemem O kimse O bir Beşinci makamdan sonra Başlar bunlar Beşinci makamdan sonra başlar Beşinci makamı Bitirmeye yakın Bu tip tecelliyatlara Mazhar olur Seyri sülük erbabı. O yüzden beşinci makama Beşinci esma’yı alan Bir kimse Şeyh hisri O bir kimse Şeyhlik yapabilir O esmada oturduysa Yerleştiyse. Evet o teknik olarak Şeyhlik yapabilir. Ama onda hitap Başlamıştır çünkü Hitap başlamıştırdan Kastım ne O kimse hem rüyasında Kendisinin cennetlik görür Hem halinde kendisinin cennetlik görür Hem halinde kendisinin cennetlik görür Cennette makamını da görür Mevkisini de görür Cennete girdiğini Cennette makamını mevkisini gördüğünde Allâh ona hitap eder Allâh ona hitap eder Bunları kullanmaya kalkmayın Bunlar bu hale gelmeden Bunları kullanan insanlar helak olur Bunlar bu hale gelmeden bunları kullanan insanlar helak olur Maneviyatı yok olur onun Hiç kimse kendini dev aynasında görmesin.
Hiç kimse kendini dev aynasında görmesin. Hiç kimse kendini dev aynasında görmesin. Bunlar dervişlikte ölçü olsun diye söylüyorum Bunlar dervişlikte ölçü olsun diye söylüyorum O kimse Cenâb-ı Hak ona hitap eder Cenâb-ı Hak ona hitap ettiğinde Bunlar kimisine de Böyle kendisini akıllı görenler Zahir ulema Zahir bakanlar da Bunları deli saçması olarak görür Bunları deli saçması olarak görür Şimdiden de söyleyeyim ben onu Böyle göründüğünü O kimse bu hali yaşayınca Cenâb-ı Hak ona hitap eder Cenâb-ı Hak ona hitap edince Cenâb-ı Hak ona hitap eder O bütün vücudu kulak olur O bütün vücudu kulak olur Bütün vücudu akıl olur Bütün vücudu göz olur Bütün vücudu dil olur Ne olması gerekiyorsa o esnada öyle olur Ne olması gerekiyorsa o esnada öyle olur Ondan bir ses çıkarken bütün vücudundan ses çıkar Ondan bir ses çıkar Bir şeyi duyarken de bütün vücud olarak Onu duyar O esnada rüyada yaşar önce bunu Bunu rüya sahih rüyada yaşar Bunu rüya sahih rüya da yaşar Sahih halde de yaşar bunu Hal yetmez sadece yalnız Bunu rüyasında da net bir şekilde Yaşaması gerekir Bundan önce daha Bundan önce onun Yaşaması gerekenler vardır Bundan önce yaşaması gereken nedir?
O fena fi şeyh olur. Fena fi şeyh olduğunda da sanki onun kulağı şeyhinin kuladır. Dili şeyhinin dilidir. Gözü şeyhinin gözüdür. Kalbi şeyhinin kalbidir. O şeyhinin kalbine girer, şeyhiyle beraber yaşar önce bunları. Bir şeyhin mürşid-i kâmil olup olmadığı da o esnada meydana çıkar. Bir mürşid-i kâmil bu hali bir derviş yaşıyorsa hem dervişliğinin delilidir hem de mürşidi kamilin mürşidi kamilliğine delildir. Herkese de birbirine delil olur. O mürid şeyhin kalbinde seyri suluk eder. Önce kalbinde şeyhinin kalbinde başlar bu seyri suluk. Şimdi şeyh sevgisini insanlar böyle şirk olarak gördüğünden konuşamıyoruz bunları. Veyahut da insanlar bir mürşid-i kâmil olmayan da bunu konuşuyor. Şeyhinde seyri suluk olacaksın diyor.
Şeyhinde nasıl seyri suluk olacak? Seyri sulukun tecelliyatını kendisi olmadığından bilmiyor ama. Kendisi olmadı çünkü. Sendeki tecelliyat ne? Sen şeyhinde fâni oldun sen ne yaşadın? Sen ne yaşadığını anlat. Yok. Sebep kendisi yaşamadı çünkü. Kendisi şeyhinde fâni olmadı. Şeyhinin gözü şeyhinin kulağı şeyhinin dili olmadı. Şeyhinin eli olmadı. Şeyhinde fena fi şehliyi yaşamadı. Fena fi şehliyi yaşamaya korktu. Onu sevemedi. Ona tabi olamadı. En büyük handikap bu.
Müridin Şeyhini Sevmemesi Handikabı — «En Büyük Handikap Bu, Bütün Her Yerde Handikap»; Müridin Şeyhini Tam Sevgiyle Sevmemesi Hâlinde Fenâfîşşeyh Yaşanamaması; Bu Hâl Yaşanmadan Yolun İlerlememesi; Sufî Yolun «Sevgi Üzerinden Yürümesi» Esprisi
Bir müridin şeyhini böyle bir sevgiyle sevmemesi. Bu bütün her yerde handikap. Şimdi o fena fi şeyhliği bu hali yaşayacak. Fena fi şehlikte bu hali yaşarsa o zaman o Cenâb-ı Hak’ın beşinci makamda o kimsenin cennete girip hitap almasını o zaman daha iyi anlayacak. Öbür türlü anlaması mümkün değil. öyle olunca o kimse fena makamına gelince fena fi şehlikten geçip fena fi resulden geçip fena fi Allâh noktasına geldiğinde evet onun kalbine varidatlar inmeye başlayacak. Onun kalbine haberciler de gelmeye başlayacak. Onun kalbi ilham almaya başlayacak. Allahu alem Hz. Pir bunu anlatıyor bize bunu söylüyor. Diyor ki o bir çok kez onu diyor ne yapıyor kalbine haberciler gelir. Ve ona yüz mektup gelir, yüz haberci erişir her an.
Ve diyor o ya Rabbi dediğinde Cenâb-ı Hak ona lebbeyk der. bu hale gelen fena haline gelen bir veli bir mürşid-i kamil bu perdelerde dolaşırken geçmiş ümmetlerden böyle Ya Rabbi diyen, Ya Allâh diyen, La ilâhe illallah diyen, Subhanallah ve bi hamdihi diyen, başka bir perdede Subhanallah ve bi hamdi, Subhanallahil azim diyen, başka perdede başka virtler söyleyen, başka esmalar söyleyen zatlarla tanışır. Ve o zatlarla tanışınca o zatların zikrinin karşılığında Cenâb-ı Hak’ın o zatları olan hitabını da duyar. Öyle olunca kendisini o hale bırakır. Ben şimdi tekrar döneyim Hazreti Pir’e. Hazreti Pir de normalde bu Ya Rabbi diyen bir zat-ı şerife, zat-ı şerifin tecelliyatına rağm olunca başlıyor o da Ya Rabbi, Ya Rabbi demeye.
O da Ya Rabbi, Ya Rabbi demeye başlayınca sonra bir ses işitiyor. Bu ses kimin sesi?
Şemseddîn-i Tebrîzî’nin «Lebbeyk» Cevabı — Mevlânâ’nın «Yâ Rabbi» Deyişine Lebbeyk Diyen Şems’in Manevî Konumu; «Bu Zâhirde Şems’in Lebbeyk Demesi, Bâtında Hz. Pîr’in Şahsî Yorumu»; Mevlânâ-Şems Aşkının Sufî Gövde-Gölge İlişkisini Sergilemesi; «Allâhu A’lem» — İçtihâd Sınırının Korunması Edebi
Bu ses Şemsettin-i Tebriz’in sesi. Şemsettin-i Tebriz’i de Lebbeyk demeye başlıyor. O Ya Rabbi diyor, o Lebbeyk diyor, o Ya Rabbi diyor, o Lebbeyk diyor, o Ya Rabbi diyor, o Lebbeyk diyor. Burada kafanız karışır. Şimdi, onun o Ya Rabbi sözüne Cenâb-ı Hak Şemsettin-i Tebriz’inin üzerinden ona cevap veriyor. Diyor ki, senin her Ya Rabbi deyişine kimden Şemsettin-i Tebriz’den tecelliyat geldi, o da Ya Rabbi dedi. Sakın burada Şemsettin-i Tebriz’in Allâh oldu diye düşünmeyin. Öyle bir şey yok. O esnada Şemsettin-i Tebriz’inin ruhaniyetini Cenâb-ı Hak kendisine, kendisine vesile etti, sebep etti. Şeyhinin üzerinden ona Lebbeyk de demeye başladı. Çünkü o esnada baktı, Hz. Pir bir zat-ı şerif Ya Rabbi, Ya Rabbi diye yalvarışta ve her Ya Rabbi deyişine Cenâb-ı Hak hitap ediyor, Lebbeyk diyor.
Cenâb-ı Hak ona Lebbeyk diye hitap edince Hz. Pir bu halin tabiri caizse hayretine, hayret perdesinde takılıp kalıyor. O da bunlar böyle bu mana aleminde olan şeyler. O esnada o da onun o tecelliyata takılıyor. O da çünkü Lebbeyk sesini duymak istiyor. Hanginiz duymak istemez ki? Âyet-i Kerîme de tecelli ediyor. Kim Allâh’ı zikrederse, Allâh da onu zikreder. Sen hangi perdede olursan ol, sen Allâh’ı zikredersin, Allâh da seni zikreder. Sen Ya Rabbi dediğinde o da Lebbeyk kulum der. Ama sen bunu duymamışsındır. Neden? Makamatla alakalı, tecelliyatla alakalı. Sen zannedersin ki, benim Ya Rabbi deyişime Lebbeyk cevabı almadım. Hayır, sen o cevabı muhakkak aldın. Ama sende duyacak o kulak perdesi açılmadı.
Sende duyacak o kalp perdesi açılmadı. Açıldığı anda senin her Ya Rabbi deyişine Lebbeyk sedasını duyacaksın. Bunu Hz. Piri Mane aleminde görünce her Ya Rabbi deyişine Lebbeyk cevabını görünce o da bana da bir Lebbeyk diyen olur. Bana da Lebbeyk denir diye o da Ya Rabbi demeye başlıyor. O da Ya Rabbi demeye başlayınca Şemsettin-i Tebriz’in sesiyle her Ya Rabbi deyişine Lebbeyk her Ya Rabbi deyişine Lebbeyk gözünü açıyor Şemsettin-i Tebriz orada. Lebbeyk diyen Şemsettin-i Tebriz’i. Ama bu manada ama bu zahirde. Hz. Piri Allahu alem. Allahu alem diyorum. Bu manevi hali yazdı buraya bu beyten. Bu manevi hali yazdı. Ve bunu yaşamamış olsaydı bunu yazamazdı zaten. Bu manevi hali buraya kendi yaşadığı tecrübeyi buraya aktardı.
Ve dedi ki bir mürşid-i kâmil ne zaman ki Ya Rabbi dese Allâh ona cevap verir. Lebbeyk der. O zaman kim Arif-i Billah oldu O ne zaman ki Ya Rabbi dedi. Allâh ona Lebbeyk dedi. Kim Allâh’ı zikretti Allâh da onu zikretti. Hangi nefis meraatibinde zikredersen o nefis meraatibinde seni zikretti. Onun fazlı geniştir rahmeti büyüktür. Sen emmareda Allâh dersin o sana belki de safiyede senin cevabını verir. Sen onu duyamazsın. Sen ilmel yakin onu zikredersin ama o hakke lakin derecesinde seni zikreder. Sen onu bilemezsin. Sen onu duyamadığından bilemediğinden farkında değilsin. Ama açılırsa göz kulak o zaman senin kıymetin değerin senince sence o zaman anlaşılır. o veliler o mürşidi kamiller o Lebbeyk sesini bu manada hayretten hayrete perdeden perdeye geçerken bunu duyarlar.
İnşallah bütün derviş kardeşler duyarlar. Hatası Allâh indinde ibadetten daha iyi olsun. Küfrüne nisbetle bütün halkın imanı değersiz kalsın. Kafeyi yiyen beyitler bunlar. bu velinin bu mürşidi kamerinin bazı halleri olur. Bu hallere bakarsın zahirde halkın nazarında hatalıdır. Halkın nazarında günahkardır. Ben bir çift daha ileri gideyim içimdekine söyleyeyim. Hatta şeriat nazarında bile bunların hataları kusurları vardır. Bunu şeyhim anlatmıştı hem onu da anmış olayım onu da yad etmiş olayım. Bilal Baba Hazretleri Abdullah Efendi’nin çorumun Hacı Mustafa Efendi Hazretleri’nden önceki şeyhi Antepli Bilal Nadir Hazretleri. Kıra çıkmışlar dervişlerle beraber zikrullâh yasak her şey yasak ya böyle bir şey pikniğe çıkmışlar.
Piknikte Allâh’ı zikredecekler. Antepli Bilal Nadir Hazretleri Cumhuriyet’in ilk dönemlerinde irticai faaliyetlerden idamla yargılanmış sonra berat etmiş uzun yıllar cezaevinde kalmış bir zat. Şeyh Efendi’nin bana anlattığı. Mustafa Efendi dedi dervişlerle böyle dedi pikniğe çıkmışlar dedi. Herkes yayılmış piknik malzemelerini filan koymuşlar. Bir tosun dana deli baş dana canhıraş koşuyor çilbirinden kurtulmuş. Şeyh Efendi dervişlere emretmiş tutun oğlum şu tosunu demiş. Hemen üç beş derviş koşmuşlar deli baş o tosunu tutmuşlar tabi. Alın getirin buraya demiş alıp getirmişler. Kesin oğlum şurada demiş şunu. Dervişlerden bazıları modurdan ne başlamış olan kim bilir kimin tosunu demiş kestiriyor bize.
Şeyh Efendi yaşlandı unutuyor mu böyle derler. Böyle aklına uyan kalbi kararan gözü kör olan şöyle düşünür. Şeyh Efendi unutmaya başladı. Şeyh Efendi yaşlandı artık eskisi gibi değil. Şeyh Efendi kafası gidip geliyor. Buna söylenir hep. demiş ya tosunu tutturdu kestiriyor. Demiş kesin bir güzelce kesmişler. Doğrayın demiş herkes kendi içinden konuşuyor boyuna. Hangi garibin tosunu gitti hangi garibin hayvanı gitti. Ondan sonra herkes kendi içinden ver yansın çek uzansın. Şeyh Efendi anlattı bunu. Sonra adamın birisi yan ayakla gelmiş kan ter içinde. Demişler adam demiş ki kardeş benim elimden tosunum kaçtı tosunu gördünüz mü. Herkes dönmüş ocaklara bakmış tosun kaynıyor. Dervişin hamı zayıfı böyle meselelerde meydana çıkar.
Birisi demiş ki aha demiş ağacın evinde oturan beyaz sakallı var ya demiş.
«Suçlusu O Beyaz Sakallı» Anekdotu — Yan Ayakla Şeyh Efendi’nin Karşısına Selâmla Gelen Müridin Edeb Hatâsı; «Şeyh Efendi’nin Altına Oturduğun Yer Maşallah Sübhânallah»; Şeyh-Mürid İlişkisinde Cesâret-Edeb Dengesi; Mürid Tipinde Sevgi Eksikliğinin Edebsizlikle Ortaya Çıkması
Sen değilsin kurban e. Nafus da oradan bakıyor ben böyle gösterdim diye. Sen değilsin. Nafus. Oradan gitti Şeyh Efendi’ye işaret edin tam sen böyle Şeyh Efendi’nin altına oturmuşsun. Maşallah subhanallah. Demişler ki git o beyaz sakallı niye söyle. Suçlusu o. Adam yan ayakla gelmiş selamünaleyküm aleyküm selâm. Demiş sen benim tosunu nasıl kesersin demiş ya. Otur demiş sen şuraya bakayım oturmuş. O tosun nereden senin oluyor demiş. Demiş tosun benim. Demiş sen o tosunu kime götürüyordun demiş. Demiş ben onu Antepli Bilal Nadir Hazretlerine demiş nezret dedim ona götürüyor. Nereden senin o zaman demiş. O nereden senin. Böyle durmuş. Demiş tosun benim. Şimdi adamın hanımı doğum yapacak doğumu zorlanmış.
İneyi de doğum yapacak. Böyle doğumu zora girince adam demiş ki. Adam demiş ki. Demiş ya Rabbi. Şu demiş hanımım sağ salim doğumu yapsın. Çocuğumu kucağımı alayım. Aha demiş bu inen doğan her ne doğarsa. Onu demiş büyüteceğim. Senin demiş bu dostun Bilal Nadir Hazretleri var ya demiş herkes söylüyor. Şeyh büyük mürşid. Onu demiş dergahına nezrettim demiş. Demiş sen böyle nezretmedin mi ona. Demiş böyle nezrettim. E demiş tosun kimin benim o zaman tosun demiş. Dikkat edin nezrettiğiniz şeyleri benim. Hepsini de helal ettim. Ve lazım. Tabii dervişler. Şokta her biri. Şimdi halkın nazarında hata mıydı? Hataydı. Şeriatın nazarında da hata mıydı? Hataydı. Elin tosununu nereye kestiriyorsa. Ama hakikatte ne?
Hata değil. O kendi tosununu kestirdi. Kendisine nezredildi çünkü. O da kendisine nezredilen tosunu kestirdi. Hakikatte hata olan. Hakikatte kusur gibi görünen şey hata ve kusur değil. Buna örnek daha ağır tabii bu da. Ne? Hızır kıssası. Şeriatta hata mıydı çocuğu öldürmesi? Hataydı. Musa aleyhisselamı itiraz etmedi mi? Sen nasıl dedi? Günahsız masum bir çocuğu öldürürsün. E gemiyi delmesi hata mıydı? Hataydı. Dedi ki sen nasıl gemisine insanların zararı verirsin? Hem bize iyilik yaptılar. Bizi gemilerine aldılar. Hem bir de sen onların gemisini deldin. Allâh seni dedi. Şeyh efendinin tabiriyle muzır mı yarattı dedi. Şeyh efendinde öyle anlatırdı bunu bize. Allâh seni muzır mı yarattı? Bir de sert konuşur böyle.
Allâh sizi muzır mı yarattı? Seni muzır mı yarattı derdi. Görünüşte ne? Hata. Masum çocuğunun öldürülmesi. Görünüşte ne? Hata. Geminin delinmesi. bu velilerin, bu mürşid-i kamillerin Allâh indinde hataları avamın ibadetinden hayırlıdır. Sakın kendini o aynı sınıfta görüp benim hatam senin ibadetinden hayırlıdır. Terenenlisine düşme. Sakın ha. Allâh muhâfaza eylesin. Bir kısım böyle onlara ehli sufi demiyorum ben. Kendisi onlar mutasavvuf. tasavvufu okumuş insan. Yaşamamış. Bunlar böyle çok okumuşlar. İlimleri çok iyi. Bir tek bir şey soruyorum. Şeyhin oldu mu senin? Susuyor. Bir şeyhi intisap ettin mi? Susuyor. Bir şeyhi eşinden, çocuğundan, malından, mülkünden, zamanından her şeyinden fazla sevdin mi?
Susuyor. Şeyhi olmuş. Evet elhamdülillah benim şeyhim oldu. Her şeyinden fazla sevebildin mi? Fena fi şeyh oldun mu onda? Ses yok. Yok. Sen anlayamazsın bunu. Ben zaman zaman soruyorlar ya. Hazret-i Mevlânâ’yla Şems-i Tebrizinin aşkını bize anlatır mısın? Sana nasıl anlatayım ben bunu? Sen daha bir çiçeği sevmemişsin, bir böceği sevmemişsin. Sen eşim dediğin karını sevmemişsin, kocanı sevmemişsin. Sana nasıl ben sevgiyi anlatayım? Sen aşkın ucundan tatmamışsın ki sen. Basit bir şey söylüyorum. Sen diyorum bir başkası için göremediğinden dolayı gözyaşı döktün mü diyorum ben? Susuyor. Susuyor. Sen bir gece rüyanda göremediğin için sabah namazında kalkıp, sabah namazında kalkıp ağlayıp ben nasıl bu gece şeyhimi göremedim?
«Sabah Namazından Sonra Ağlarken Şeyhini Gördün mü?» Tâlimi — Müridin Şeyhini Secdede Önünde Görme Mertebesinin Şartı; «Karısını Çok Sevdiğini Söyleyen» Adamın Şeyh Sevgisindeki Yetersizliği; Sufî Yolda Sevgi Mertebelerinin Sürekli İmtihânı
Ben bu kadar gaflete mi daldım, günaha mı daldım deyip sabah namazından sonra ağlarken şeyhini secda denin önünde gördün mü? Hayır. Sevmedin. Evet. Adamın birisi karısını çok sevdiğini söylemişti bana. Çok mu sevdin dedim? Çok sevdim dedi. Aşığım ben öyle dedi. Gece yarısı dedim başında yatan aşık olduğun kadına kaç sefer baktın dedim. Kaç sefer bakıp Ya Rabbi bunun güzelliği ne böyle deyip ağladın dedim. Hanımı da yanında. Hanımı bir baktı ona. Ondan sonra böyle kafasını çevirdi. Eyvah dedim şimdi boşanacak bunlar. Kadınlar kocalarınızdan beklemeyin böyle bir şey sakın ağ. Yapmadığınız şeyi beklemeyin. Kurtardım sizi hadi hepiniz de. Dua edin bana. Yoksa evde budu budu çekecektiniz. Şimdi elinizde mermi hazır.
He sen ağladın mı gece benim için? Tabii sizde daha büyük bir mermi verdim şimdi. Yavrum bak. Bir gün ağlasaydın da bütün malımı mülkümü sana verseydim. Elinizde büyük silah var. O yüzden kimse konuşamayacak hadi bu akşam rahat edin. Rahat rahat yatın şimdi. Seviyor olsa bir kimse aşkın tecelliyatı bunlar. Bakma gözümün içine böyle bir kadın yok böyle bir adam da yok. Tamam. Çanakkale’de sizin orada onlar. 1900’de kaldılar. Şimdi böyle bir kimse seven böyle severse bu halleri yaşayacak. Sevmezse bu halleri yaşayacak mı? Yaşamayacak o velilerin bu hale gelen. Veliler de kendi içerisinde derece derece çünkü. Her veli bu halde değildir. Bunlar benim dediğim pir seviyesinde olan mürşedi kamiller veliler.
Bunların hataları başkalarının ibadetlerinden evladır. Bu manada. Ve bunlar kührüne nispetle diyor. bunların böyle küçücük böyle bir mesela. Hallâc-ı Mansûr Ene’l-Hak demiş ya. Hallâc-ı Mansûr Ene’l-Hak dediği için küfrüne fetva vermişler. Küfrüne fetva verdikleri için şehit etmişler. Başkaları diyorlar ki katlettik biz onu. Biz şehit edildi diyoruz. Şimdi Hallâc-ı Mansûr’un küfrüne fetva verdikleri için Şimdi Hallâc-ı Mansûr’un küfrüne fetva verdiler ya Ene’l-Hak dediği için. Ene’l-Hak dediği küfrüne fetva verdiler. Küfrüne nispetle bütün halkın imanı değersiz kalsın. onun küfrüne fetva verilen o zatının yanında bütün halkın imanları zayıf kaldı. Neden? O öyle bir iman ehli ki onun sözünü anlamaktan uzak kaldı herkes.
Veya hatta cübbenin altında dedi ya. Beyazı tibestami. Veya hatta Muhyiddin ibni Arabi dedi ya. Taptığınız ayağımın altında. Bunlar küfrüne nispet edildi ya bu zatların. Veya hatta Seyyid nesiminin derisini yüzdüler ya. Küfrüne nispet ettiler. diyor bu zatların bu büyük velilerin bu pir seviyesindeki mürşid-i kamillerin.
Pir Mertebesindeki Zâtların Tâcı — Üzerlerine Yüzlerce Husûsî Tâcın Konması; Mürşidlik Tâcının Ezelî Mukaddes Verilişi; Sonsuzluğun Sufî Telakkîsi; Pir Seviyesindeki Zâtlara Seyr-i Sülûk Esnasında Mürşidlik Tâcının Tahsîsi; Mürşidlik Hırkasının Da Birlikte Verilmesi
Şeriat’a aykırılmış gibi görünen sözleri ve fiillerleri oradaki halkın imanından daha kavidir daha sağlandır. Öyle kişiye her nefeste husisi miraç vardır. Allâh onun tacının üstüne yüzlerce husisi taç koyar. O bu veli zatlar bunların normalde Allâh’ın ilmi sonsuz, Allâh’ın maneviyatı da sonsuz. İlim sonsuz olunca hayret de sonsuzdur. Aşk ehli hayret makamında durur, hayret perdesinde yaşar. Aşk ehli olan mürşid-i kamiller ile aşk ehli olmayan velilerin arasında fark vardır. Aşk ehli olan mürşid-i kamil pir seviyesindeki zatların makamlarının sonu yoktur. Onlar makam konuşmazlar. Onlar hayretten hayrete, perdeden perdeye geçerler. Onların manevi tecelliyattır. Bu manada sonsuzdur. Öyle olunca onlar her nefeste her daim hayretten hayrete, perdeden perdeye geçerler.
Ve o her hayret makamından ayrı bir hayret perdesine geçiş onlar için miraç gibidir. O yaklaştıkça yaklaşmak, yaklaştıkça yaklaşmak isterler. Ve her yaklaşma kulacı onlar için miraç olur. Allâh onun tacını üstüne yüzlerce husisi taç koyar. Bu sonsuz olduğundan onlara mürşidlik hırkası, mürşidlik tacı giydirilmiştir. Şimdi pir seviyesindeki olan o zatlara seyyür-i sülük esnasında mürşidlik tacı giydirilir. Velilik tacı ayrıdır, mürşidlik tacı ayrıdır. Bir kısım velilik tacı giydiğinde kendisini mürşid-i kamil olduğumu zanneder, orada kalır. Mürşid-i kamillik tacıyla velilik tacı aynı değildir. Allâh o zata mürşid-i kamillik tacı giydirince ona bir de mürşid-i kamillik hırkası giydirilir. Mürşid-i kamillik pir seviyesindekinin hırkası ile velinin hırkası aynı değildir.
Bunlar manevi hallerdir. Bu manevi halleri vukufiyet sağlayan bunları anlar. Bunlar sır muhabbetlerdir. O mürşid-i kamillik tacını giyen ve mürşid-i kamillik hırkasını giyen bir kimse her manevi yol alışta onun üzerindeki tacının, tacının, üzerindeki işlemeleri değişmeye başlar. Onun hırkasına, hırkasının üzerine sizin madalya gibi görünen şeyler takılmaya başlar. O böyle nasıl söyleyeyim, maraşel olmuş olanlar gibi mesela böyle o halden başka bir hale, her hale geçişte o geçmiş zamanlardaki yaşayan o peygamberler, o büyük zatlar üzerinden Cenâb-ı Hak ona talif eder. Ve her talifte o ayrı bir hayret makamını, ayrı bir tecelliyatı geçer. Bu onun için ne gece ne gündüz bu haller onun üzerinde normalde tecelli eder.
Bu haller onun üzerinde tecelli ettikçe de yüzlerce husisi tac, yüzlerce husisi hırkası olmaya başlar. Ve onun bu manada her değiştiğinde de onun acziyeti ve onun mahviyeti artar. O şatahat ve şatafata geçmez. Onun her şeyde o kendince acziyetini ve mahviyetini artırır. Cismi topraktadır, canı la mekan aleminde. O la mekan alemi saliklerin vehimlerinden üstündür. Vehimlere sığmaz. O normalde cismi topraktadır. dünyada yaşıyormuş gibi görünür, dünyada yaşar. Seninle beraber yer, seninle beraber içer, seninle beraber güler, seninle beraber koşar, seninle beraber. Hazreti Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretleri, Ayşe annemizde yarışıyordu. Koşu yapıyordu. Koşuyordu. Kadınlar, adamlardan böyle bir şey istemeyin.
Hadi herif bir koşalım. Kim kimi geçecek filan. Düşünebiliyor musunuz? Bir kadın kocasıyla koşuyor. Düşünemiyor. Sakın abes gelmesin. Peygamberiniz yaptı. Abes görürseniz şirke düşersiniz, küfre düşersiniz. Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretleri sünnetinden ve hayatından ne kadar uzak olduğumuzu anlayın. Sünnet olsun dahi, bir sefer dahi olsa hayatınızda hiç koştunuz mu? Ya. Dimi, dil duruyor. Hazreti Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretleri Medîne’de, ashabının önünde, Hazreti Ayşe annemizde koşuyor. Bu esanteneyi düşünün. Adamlar bu sefer sizi kurtaramam. Az önce kurtardıydım. Bu sefer nafız çok üzüldü ya kafası nasıl yedi aşağı kurtulamadı diye. Evet. Cismi toprakta. Herkes gibi yaşıyor.
Herkes gibi yiyor. Ben ne diyor? Ben yerim. iftâr ederim. Uyurum. Cima ederim. üç tane sahabe, birisi ben dedi hiç yemeyeceğim, oruç tutacağım. Birisi dedi ki hiç uyumayacağım. Birisi dedi ki hiç evlenmeyeceğim. Cebrail aleyhisselâm geldi muhbirlik yaptı dedi üçü böyle düşündü. O üçü geldi Allâh Resulüne sallallâhu aleyhi ve sellem hazretlerinin huzuruna. Allâh Resûlü dedi ki ben yerim. Ben uyurum. Ben cimat ederim dedi. Evlenirim nikahlarım. Size ne oluyor ki dedi. Cismi toprakta. Zaten cisim toprağı idi. Canı la mekan aleminde. maneviyatı mekansız. Bak la mekan deyince mekan yok. Mekan yok. Şimdi bazen bunlar cahil ve küstah. Nerede oturuyorsun la mekanda? Be deyinsiz, be küstah, be hayasız.
Sen nasıl böyle bir cevaferisin?
«La-Mekândan Dem Vurma» Eleştirisi — «Senin Daha Birinci Gökten Haberin Yok, Ne La-Mekândan Bahsedeceksin?»; «Taharetlenmeyi Bilmiyorsun, Hangi Mekânsızlıktan Bahsediyorsun?» Tahkîki; Sufî Yolda Edebli Hızlanma; «Burnunun Ucundan Haberi Olmayanın Kâ’inât-ı Tasavvur Etmesi» Saçmalığı
Senin daha birinci gökten haberin yok. Ne la mekandan bahsedeceksin sen? Senin daha burnunun ucundan haberin yok. Sen hangi mekansızlıktan bahsediyorsun? Sen daha taharetlenmesini bilmiyorsun. Hangi mekansızlıktan bahsediyorsun sen? Bunlar iki cümle ezberli. Kendilerini de o aynasında gören. Daha doğrusu kendilerini şeytanın aynasında gören insanlar. Densiz. Allâh muhâfaza eylesin. La mekan deyince bunu normalde dervişler bunun hayalini dahi kuramazlar. Çünkü bilmediğin şeyin hayalini kuramazsın. Sen seninde manevi bir mekanın yok. Mekansızlığı nereden bileceksin? Daha manevi makamın yok. Sen makamsızlığı nereden bileceksin? Senin daha bir esman yok. Esmayı nereden bileceksin? Allâh muhâfaza eylesin.
Bunlar normalde bir dervişin hayaline sığmayacak olan şeyler. La mekan dediğinde. Sen arşalayı gördün mü ki? La mekanla ulaşacaksın. Bir arşalayı gör. Sen bir arşalada bir sofra kursunlar sana bakalım. Daha nereye? Ne de. Ama kendi kendini de o aynasında görüyor bunlar. Daha doğrusu kendi kendilerini şeytan aynasında görüyor. Allâh muhâfaza eylesin. O la mekan denilince orada akıl fikir yok artık orada. Orada düşünce bilgi ıvır zıvır yok artık orada. Öyle bir şey değil o. Allâh muhâfaza eylesin. O la mekan alemi vehmine gelen bir alem olmadığı gibi hayaline de doğmaz. Bu normalde senin ne hayaline gelir ne idrakine gelir ne vehmine gelir. Vehim dediğim düşünce o senin hiçbir yerine gelmez mümkün değil.
O yüzden la mekandan konuşma hiç. Allâh muhâfaza eylesin. Dostlar biz yine kuş tacir ve Hindistan hikayesine dönelim. Tacir Hindistandaki dudulara dudusundan selam götürmeyi kabul etti. Burada son bulduralım. 1585’te son buldurduk. Önümüzdeki hafta Allâh izin verir Cenab-ı Hakk müsaade ederse, Tacir’in Kırda Hindistan dudularını görüp onlara dudusundan haber götürmesinden devam edeceğiz inşallah. Allâh’tan bir şey gelmezse. Biraz konu aslında ağırdı. Böyle ne kadar kendimizce dilimiz döndüğünce anlatabildiğimiz yere kadar anlatmaya çalıştık. Sürçülisan ettiysek affola. Haklarınızı helal edin. İnşallah önümüzdeki hafta buradan kaldığımız yerden devam edeceğiz. el-Fâtiha. Âmîn. Hacı Cafer. Yarın kaçta çıkış?
On birde. On birde. Nereden şeyden Aybey’in deposundan mı gidilecek? Tamam. Tamam. Tırlar orada. O zaman orada hemen yol üzerinden yolcu ederiz. Yarın inşallah yardım tırlarımız altı tane. Arkasında önünde arabalarla beraber dokuz araba Allâh izin verirse inşallah saat on birde Gürsu’da Aybey’in inşaatının deposunun önünden yolcu edeceğiz. İnşallah. Emeği geçen, bu konuda gayret eden, mücadele eden, çalışan en başta kadınlar gerçekten büyük bir özleriyle bayan kardeşler bütün İstanbul, İzmit, Sakarya, İzmir, Çanakkale, Bursa ve diğer il ve ilçeler ismini saymadığımız. Çünkü yanında getirenler olduğu Ankara, Akşehir, Polatlı, onların da bu konuda bütün herkesin gayreti olduğu Allâh razı olsun hepsine de ayrı ayrı kadın erkek hepsine teşekkür ediyorum.
Tabii bu iki gündür de ayrı yeten burada onların tırların sarılması için ürünlerin taşınması, getirilmesi, götürülmesi, bunları da ayrı yeten teşekkür ediyorum. Bu konuda, bu noktada da bayanlardan ayrı bir bayan grubu olan Matbağ grubu, o bayan kardeşler de onlar da ürünlerini hazırladılar, onlar da gayret ettiler. Herkes böyle tek vücut oldu, tek kalp oldu, herkes gayret etti, böyle bir şey hamdolsun bizim de kendimizce vakıf adına yüz akımız oldu. Hamdolsun, altı tane tır dolu dolu teperlemesine normal şekilde gitsek sekiz, öyle değil mi? Sekiz tır filan da. On tır, hamdolsun böyle bir şey oldu, Cenâb-ı Hak bir çalışma bahşetti.
«Bu Yardım Allah’ın Lütfu-İkrâmı-İhsânı» — «Parayla Pullu Olacak Bir Şey Değil»; Cenâb-ı Hak’ın Bahşettiği Kerâmet; Vakıf’ın Niyetinin Saf Olduğunda Hâdiselerin Akmaya Başlaması; Eûzü Besmele Tilâveti — «Şeytanın Şerrinden, Kâfir Cinlerin Kötülüğünden, Müşrik Cinlerin Kötülüğünden Allah’a Sığınırız»
Bunlar Allâh’ın lütfu, ikramı, ihsanı. Bunlar böyle Cenâb-ı Hak’ın bahşettiği şeyler. Bu böyle parayla pullu olacak olan bir şey değil. Bunlar böyle Cenâb-ı Hak’ın nasip etmesi lazım, lütfetmesi lazım, ikram etmesi lazım, ihsan etmesi lazım. Cenab-ı Hakk’ın böyle tabiri caizse gökten bir el yardımıyla dizayn etmesi lazım. Bu böyle bir kimse yapıyormuş dese yapamaz bunu. Bunlar lütfi ilahi olarak görürüm ben. Bu yorgunluklar, bu telaşlar, bu böyle koşuşturmalar Allâh yolunda fi sebilillah olunca bu ötelere kanat çırpmaktır. Herkesin menfaat peşinde koşarken, herkesin paraya, pulaya, makama kul köle olurken insanların bir grup insanın Allâh için bir araya gelip Allâh için bir şey yapması, arş hala hiçbir gölgenin olmadığı o mahşerde Allâh’ın gölgesinde gölgelenecek olanların sıfatıdır bunlar. yedi grup zümre vardır, bunlar diyor hiçbir gölgenin olmadığı o mahşerde Allâh’ın gölgesinde gölgelenirler.
Bunlar birbirleriyle akraba değillerdir. Birbirleriyle hısım, hemşehri, kabile, ırk gözetmezler. Bunlar diyor birbirlerini Allâh için severler. Ve toplandıklarında Allâh’ı zikrederler. Bakın bunların birbirlerinden menfaatleri olmayacak. Bunların birbirleriyle akraba bağları önde olmayacak. Birbirleriyle ırki bağları önde olmayacak. Bunlar Allâh için birbirlerini sevecekler. Allâh için. Ve Allâh için koşacaklar. Oradan bir nokta dahi maddi menfaat beklemeyecekler. Nokta. Bir nokta. Bu topluluk, bu topluluk. Cenâb-ı Hak bana ömür verdiği müddetçe birbirinden bir nokta menfaat sağlamaya çalışmayacak. Bu niyete girmeyecek. Bakın bu niyete girmeyecek. Bu niyete girmeden bu topluluk bu yolda yürüyecek. başındaki kardeşinin parası, malı, mülkü senin gözünü bürümücek.
Sen ona bakmayacaksın. Onun zenginliğine, fakirliğine, makamına iltifât etmeyeceksin. Dininin yarısı gider. Allâh için çalışacaksın. Allâh için koşacaksın. Allâh için seveceksin. Allâh’ı Allâh için zikredeceksin. Milletini de Allâh için seveceksin. Bu toprakları da Allâh için seveceksin. Bu topraklar Cenâb-ı Hak atalarımızdan bize miras bırakmış. Bahşetmiş. Bu millet bizim, bu vatan bizim, bu topraklar bizim. Bir afat oldu. Dünya üzerinde görülmemiş bir afat oldu. Bu yeni kurtuluşlara, yeni baharlara gebe. O orada ta Nuh Aleyhisselâm zamanından kalma cinni taifesinin hapsedildiği bir yer. Birisi dürtükledi bu işi. Bunda da bir hikmet var. Herkes Allâh’ın suçları böyle şeylerde. Bazı şeyler kafir cinnilerin üzerinden olur.
Allâh yaratandır. Allâh kullarına zulmetmez. O bir kafir cinni bir şeyi dürtükler. O kafir cinni de onu dürtüklediği için cehennemlik olur. Onu görmez insanlar. Benim bu söylediğimde deli saçması der herkes. Ateistler şöyle düşünür. Allâh bu kadar insanları nasıl zulmetti kardeş? Kardeş, Allâh o kadar insanı zulmetmiyor. Biz cinnilerin varlığına iman etmiş bir dinin müntesebiyiz. Her cinni taifesi de yaptıklarından sorumlu. Sen depremi tabiat olayı görürsün. Ben depremi tabiat olayı görmem. Sen onu öyle görürsün. Ben öyle görmem. Ben volkan patlamasını tabiat olayı olarak görmem. Ben sel baskınını tabiat olayı olarak görmem. Ben depremi tabiat olayı olarak görmem. Allâh insanlara zulmetmez. Kötülük yapanlar kötülüklerinin cezalarını alır.
İyilik yapanlar da iyiliklerinin mükafatını alır. Kötülük yapan sadece insanlar değildir. Kafir cinniler de kötülük yapar. Neden biz felak nası okuruz? Neden okuruz felak nası biz? Nerede imanımız bizim? Neden eyyüzü besmele çekeriz biz? Eyyüzü billahi mine şeytanurracim. Şeytanın şerrinden kime sığınırız biz? Kafir cinnilerin kötülüğünden kime sığınırız biz? Müşrik cinnilerin kötülüğünden kime sığınırız biz?
«En Müslümanı Dahi Tabiât Olayı Bu» — İnsanın Hâkim Olduğu Yere Otururken Bile Nefisle Mücadelesinin Devamı; Çadırın Yan Tarafına Çadır Kuran Otelin Aşçılarının Depremzedelere Hizmet Etmek Üzere Çağırılması; Hoparlölü-Şoförlü Neomu Minibüs Anekdotu; Birkaç Çalışan Depremzededen İstihdâm; Yardım Sevkıyâtının İnce Detaylarının Müminin Safiyetine Bağlılığı
En müslümanı dahi tabiat olayı bu. Otur oturduğun yere. Allâh zalim mi ki insanlara zulmetsin? Allâh zalim mi ki insanlara zulmetsin? Cahil insanlar. Biz cinnilerin varlığına da iman et dedik. bizim peygamberimiz hem insanlara hem cinnilere gönderildi. Nerede kaldı imanımız? Oturmuşuz biz. Allâh suçluyoruz. Allâh muhâfaza eylesin. O yüzden bunların hepsi de müslümanlar için birer imtihandır. Biz o imtanın içerisinden nasıl çıkacağımıza bakarız. Ben millet düşmanı değilim. Ben devlet düşmanı değilim. Yanlışlıklar, eksiktikler, noksanlıklar her toplumda vardır. Şimdi bu enkazı kaldırmaktır vazifemiz. Bu enkazı yeniden, yeniden bahar bahçesi kurmaktır vazifemiz. Hepimizin başına her şey gelir. Ben kaç sefer iflas ettim.
Cenâb-ı Hak bahşetti. Kurtardı bizi. Hepimizin başında hastalıktır, sıkıntıdır, derttir, gamdır, kas<|pt|> Biz hepsinin altından kalkacağız inşallah. O yüzden Cenâb-ı Hak’a hamdü sena ediyorum. Rabbime hamdü sena ediyorum. Böyle bir ailemiz var. Ben aile olarak görüyorum. Hiç önemli değil uzaklık, yakınlık. Orada bizim kardeşlerimiz var. Derviş kardeşlerimiz de var. İlk etapta dedik Allâh’ın izniyle bir tanesini dahi burnu kanamasın diye dua ettik hamdolsun. Hepsine de buradan selam ediyoruz ayrı ayrı. İnşallah. Nerede olursa olsun insanız sonuçta illa ki Müslüman İslam olması da şart değil. Gücümüz yetse bütün dünya insanlarına yardım götürebilsek, yardım etsek. O yüzden kardeşler Allâh razı olsun hep beraber hepimizin bu hayır, hepimizin kim zerrece hayır isterse karşılığını alır.
Cenâb-ı Hak hamdü sena ediyoruz. Şimdi kardeşlerimiz inşallah 20 kişi falan yola çıkacaklar. Yarın saat 11’de de oradan Gürsü’den onları inşallah yolcu edeceğiz Allâh’ın izniyle. Allâh’ın izniyle. Benim için büyük bir mutluluk. İnşallah. Ömer tamam mı resmi işlemler? Bir sıkıntımız yok. Evet. Afat’tan şey ne o koordineli izinli öyle kendi başımızdan bir yapmadık. Biz çünkü öyle gayri nizami değiliz. Gerekli izinler alındı. Hem arkadaşları alındı hem arabaları alındı. Her şeyimiz tam tekmil. Allâh’ın izniyle inşallah resmi Allâh’ın izniyle inşallah yarın saat 11’de hepsini de yolcu edeceğiz. Haklarınızı helal edin. Bu gidecek olan kardeşlere de haklarınızı helal edin. Çünkü malum deprem bölgesi hamdolsun.
Asayiş daha iyi bu sefer. Ben Gölcük depreminin ikinci günüm, üçüncü günümüne gitmiştim. Ondan sonra o bölgeyi gezdiydim. Gerçekten Asayiş denilen bir şey yoktu. Devlet denilen bir şey yoktu. Bakın ben ikinci günümüdü şimdi Cemil dahi bilir. Cemil o zaman burada öğrenciydi. Ben Cemil’e telefon aç dedim. İkinci günümüdü. Ben ikinci günün oraya git dedim. Geçmiş gün böyle gün olarak ikinci mü üçüncü müydü diye karıştırdım. Ben telefon açtım birinci gün ona. Dedim nasılsınız? Dedi biz iyiyiz bir sıkıntımız yok. Ev çöktü falan anlattı neyse uzun muhabbet. Dedim yarın geliyorum ben. Ertesi gün bindim arabaya gittim. Bunu hayatımın bir böyle tecrübesi olarak anlatıyorum. Ben ikinci gün gittim ölüm kokuyordu.
Bir tane ne polis var ne jandarma var ne asker var ne de devlet var. Bunu siyaset için konuşmuyorum. Hiçbir şey yok. Bunu hep anlatıyorum hep anlatacağım bunu. Ne vardı biliyor musunuz gittiğimde? Bu şimdi Sedat Pekar var ya onun reklamını yapıyormuş gibi olmayayım. Bir tane çadır kurmuş. Bu böyle ahçı kukuletaları var ya şey ne diyorlar ona? Ahçı şapkaları.
Hitâm — «Atalar Cahil Değildi» Tezi; Dağ Eteklerine Şehir Kurma Sünnetinin Bilinçli Tercihi; «Yüksek Yerlerde Odur» Tahkîki; «Ovalara Yurt Edinmeyiniz» Hadîsinin Ataların Pratikte Tatbîki; Ahir Zaman Alâmetleri — Evlat-Eş-Komşu-Damat-Gelin Dengesizliği; Nuh A.S.’ın Oğlu, Lut A.S.’ın Karısı Misalleri; «İmânı Kavi Tutun, Zikri-Dersi-Toplantıyı Kavi Tutun, Birbirlerinizi Desteklemeyi Kavi Tutun, Hata-Kusur Örtün»; «Bu Ahir Zamanda Yaşamamız Kaderimiz, İmân Ettik»; Hakkınızı Helâl Edin, El-Fâtiha
Bir beş yıldızlı otelin ahçılarını getirmiş oraya. Çadırı kurmuş yan tarafa bir çadır daha kurmuş. Orada birkaç çalışan almış depremzedelerden. Bir tane minibüs bu neomunibüs Müssüvişi. Başında hoparlo şoför bir tane de mikrofon adamın elinde. Görmesem inanmayacağım. Dikkat dikkat sevgili halkımız iş adamı Sedat Pekar beyefendinin kurmuş olduğu çadırda. 24 saat sıcak yemek, 24 saat çay servisi yapılmaktadır. Ücretsiz bütün halkımız davetlidir. Ya koca ilde başka bir şey görsem ya ben. Bir tane Kızılay çadırı görsem ya bir tane Kızılay aşevi görsem ya bir tane başka bir şey görsem ya. Dedim Cemil oğlum bu ne hal dedim ya Sedat Pekar’dan başka bir kimse yok mu? Anında bunlar geldi efendim abi dedi.
Ve dedi burada dedi fi se billah 7.24 yemek dağıtıyorlar dedi. Hatta dedi bu minibüs de dedi gelemeyen yerlere de dedi götürüyorlar dedi. Ekmek getiriyorlar dedi yemek getiriyorlar dedi. Bir de dedi kimse dedi burada yağmacılık yapamıyor bunlara dedi. kimse onlara nereye Sedat Pekar’a kim kaykılacak adamlarına. Adamlarını da koymuş oraya. Oradaki Fuhuş çetesine karşı da adamları kullanmış demiş. Burada sakın böyle bir şey de olmasın. Deprem anında ne yazık ki böyle kanı bozuk böyle şerefi bozuk böyle cibiliyeti bozuk böyle sütü bozuk insanlar çok olur. Bunu ben Gölcük depreminde gördüm daha doğrusu Cemil anlattı bana. Cemil’in anlatması dedi ki burada kadınları satanlar var tecavüz edenler var.
Evde altın olduğunu bilip içeri girip yağmacılar var. Şu var bu var Cemil bir anlattı bana kaldım ben. Millet can derdinde şerefsizler ne derdinde dedim içimden. Dedim Cemil bunu yaptım diye söylemiyorum hakkınızı helal edin. Cemil de hakkını helal etsin ailesi de hakkını helal etsin inşallah. Yıllar yıllar geçti dedim yarın hazır olun hepinizi dedim taşıyorum ben buradan. Biz ertesi gün geçmiş gün şimdi unutuyorum gene iki kamyonu üç kamyonu buradan arkadaşları Allâh razı olsun hepsinden de. Biz buradan gittik o böyle onların çökmüştü apartmanları oradan o cesaretle iki aile bir de eniştesi vardı onun iki aileyi biz buradan götürdük getirdik. Ben depremdeki ölüm kokusunu orada duydum ve depremi gördüm ben orada.
Ben depremi gördüm. Şimdi belki de ticareten sıkıntılı bir söz söyleyeceğim ama örneğin ben müteahhit evinde bilmedim tanımadım bir müteahhitin evinde alıp oturmam. Çoluğum çocuğumuza tutturmam. Ben ovada ev almam. Ova’ya ev de yapmam. Ova’ya da ovada da oturmam. Ben o depremi gördüm bende kalan şeyi bu ne o psikolojisi değil ama hadîs-i şerîf var. Siz ovaları yurt edinmeyiniz. Orası deprem bölgesi depremde ilk batacak olan yerlerdir. Siz deniz kenarlarını da yurt edinmeyiniz der. Hadis-i şerif de orası da ilk sel baskını, su baskını olacak olan yerlerdir. İki yerden uzak duracaksınız. Ova ve deniz kenarı. Hadis-i şerif size naklediyorum. Mustafa Özbaa sözü değil. Hz. Muhammed Mustafa’nın sözü.
Ve o Gölcük depreminde o evlerin Cemil burası kaç katlıydı? Efendim burası 7 katlıydı. Cemil burada 2 kat görünüyor. 5 kat gömüldü efendim yere. Cemil burası kaç katlıydı? 4 katlıydı. Cemil 2 kat duruyor önü. Burada 2 kat göçte efendim orası. Ben soruyorum böyle yürüyoruz biz. dolaşıyorum ben. Bir ev görüyorum. Ev böyle soluna yatmış. Apartman ev değil. 4 katlı 5 katlı. Soluna yatmış. Sağına yatmış. Arkaya yaslanmış. 3 katlı ev arkaya yaslanmış. Böyle iyi yıkılmamış da. Ev diyorum Cemil bu rükü eder gibi bu diyorum ev ya nasıl yıkılmamış. Rükü eder gibi böyle öne doğru eğilmiş. Bataklıklara ev kurmayın kardeşler. Ovalara yurt edinmeyin ucuz diye. Benim meşhur tezim. Git dağın eteğinden ya ne olacak evin çok lüks olmayı versin ya.
Yüksek yerlerde odur. Ataların kafası çalışmıyor mudur? Gittiler yükseklere bina kurdular. Atalar cahil miydi? Ovalara yurt edinmediler. Allâh muhâfaza evvel etsin. Bunlar artacak. Bunlar daha da artacak. Bu felaketler artacak. Ekonomik felaketler artacak. Bu depremler artacak. Nereden çıktığı belli olmayan yangınlar artacak. Hastalıklar artacak. Psikolojik dengesizlikler artacak. Bunlardan en az etkilenenler zikir ehli olacak. En az etkilenenler bir mürşid-i kâmile intisap edip zikir ehli olanlar. En az etkilenenler sebep ne biliyor musunuz? Ahir zamanda imanı olarak en kavi olan bunlar olacak çünkü. İmanı kavi olmayanlarda dengesizlikler olacak. Bakcan’ı seyretseniz dengesiz böyle. Gelinin dengesiz damat olacak.
Dengesiz. Bakcan’ız böyle. Dengesi yok. İmanı kavi olmadığından. Evladın senin ama bakcan dengesiz seni dinlemeyecek. Bakcan, oğlun, kızın önemli değil. Bakcan seni dinlemeyecek. Nuh’un oğlu dinlemediği gibi. Nuh’un karısı dinlemediği gibi. Lut’un karısının dinlemediği gibi. Dengesizlikler yaşanacak. Daha da artacak. Öyle bir hale gelecek insanlar yaşadıklarına pişman olacaklar. Biz neden yaşıyoruz diyecekler. Allâh o günleri kardeşlerimize göstermesin. Bu halleri de kardeşlerimize yaşatmasın. O yüzden imanınızı kavi tutun. Zikrinizi kavi tutun. Derslerinizi kavi tutun. Toplantılarınızı kavi tutun. Birbirlerinize yardımlaşmayı kavi tutun. Birbirlerinizi desteklemeyi kavi tutun. Birbirlerinizin hatalarını kusurlarını örtün.
Hatalarını kusurlarını ortaya çıkarıp da kardeşçi hukukunuzu bozmayın. Evlatlarınızla, eşlerinizle, ilişkilerinizi kavi tutun. Sağlam tutun. Bıraktığınız sizin olmuyor. Dikkat edin. O yüzden kavi tutun. sizin gözünüzü korkutmak, kaos edebiyatı yapmak istemiyorum. Ama ahir zamandayız. O yüzden ahir zaman alametlerini yaşayacağız. Bu bizim bu zamanda yaşamamız kaderimiz. Buna iman ettik. Bakın bu zamanda yaşamamız kaderimiz. Buna iman ettik. Ama ne yapıp edeceğimiz, ne yapıp yapmayacağımız bu bizim elimizde. Allâh bize isabet etsin. Allâh cümlemize yardım etsin. Hakkınızı helal edin. el-Fâtiha.
KAYNAKÇA
- Mesnevî-i Şerîf, «Akıl Kuşlarının Evsâfı» — Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî, Mesnevî-i Ma’nevî; akıl kuşunun kanatları (per ü bâl-i tayr-i akl) sembolü I-VI. cilt boyunca tekrarlanır; Tahir Olgun, Mesnevî Şerhi; Abdülbâki Gölpınarlı, Mesnevî Tercümesi ve Şerhi; Ahmed Avni Konuk, Mesnevî-i Şerîf Şerhi; «aklın kanatları imân, zikir, ma’rifet, muhabbet, hizmet, edeb» sufî yorumu.
- Aklın Tarifi: Aristoteles’ten Sufî Telakkîye — Aristoteles, De Anima (Nefs Üzerine): «nous poietikos» (faal akıl) ve «nous pathetikos» (münfa’il akıl) ayrımı; Fârâbî, Risâletü’l-Akl: dört akıl mertebesi (akl-ı bi’l-kuvve, bi’l-fiil, mustefâd, faâl); İbn Sînâ, en-Necât: aklın derecelendirilmesi; İmâm Gazâlî, Mîzânü’l-Amel: «aklın hakîkati anlatılamaz, bilen bilir»; «buğulak» tâbiri Eş’arî kelâm geleneğinden.
- Sufî Yedi Nefs Mertebesi — Yûsuf 12/53 (Emmâre); Kıyâme 75/2 (Levvâme); Şems 91/8 (Mülheme — ilhâm); Fecr 89/27-30 (Mutmaînne, Râzıye, Marziyye); Sâfiye-Kâmile (Necm-Tekvîn-Hakîkat sufî tasniifinde nokta-i kemâl). İmâm Rabbânî, Mektûbât I/220 (Mektûb 287); Şah Veliyyullâh ed-Dehlevî, Hüccetullâhi’l-Bâliğa: yedi nefsin akıl tecellîlerinin farklılığı; Necmeddin-i Kübrâ, Fevâ’ihu’l-Cemâl.
- Üç Yakîn Mertebesi (İlmel-Aynel-Hakkel) — Tekâsür 102/5 (İlmel-yakîn), Tekâsür 102/7 (Aynel-yakîn), Hâkka 69/51 (Hakkel-yakîn); İmâm Gazâlî, İhyâ IV (Kitâbu’l-Acâ’ib ve’l-Galb): üç yakînin idrâk derinlikleri; Sühreverdî, Avârifu’l-Maârif; Şâranî, Tabakâtü’l-Kübrâ: «her yakînin aklının mahiyeti farklıdır» tâlimi; Aziz Mahmud Hudâyî, Tezâkir.
- «Senden Daha Kıymetli Bir Şey Yaratmadım» Hadîsi — Beyhakî, Şu’abu’l-Îmân IV/156-157; Suyûtî, el-Câmi’u’s-Sağîr; Aclûnî, Keşfu’l-Hafâ: «Mâ halaktü min halkin akrame aleyye min’el-akl» (Akıldan daha kerîm bir mahlûk yaratmadım); İbn Hibbân hadisi: «Akıl, ikametullâhın eli yer ihâletidir»; sufî yorumu (Niyâzî Mısrî, Yûnus Emre): aklın bir mahsûl ve emânet olması.
- Buğday Tanesi-Toprak Misali — Mesnevî, II/1207-1235 (tohumun toprakta filizlenmesi metaforu); Yûnus Emre Dîvân: «Düşmüşem aşka tane düşürmüştür kabuğunu»; ekoloji-kalp paralelliği — Şeyh Hamza Tekkesi mecmûasında «hâl tâzelenir, müridin kalbi vasata göre semere verir» tâlimi; Bediüzzaman, Sözler 17. Söz: «her şey mahsulât-ı zerâ’at gibidir».
- Süleyman A.S. ve Sufî Yorumu — Neml 27/15-44, Sebe’ 34/12-14, Sâd 38/30-40: Süleyman A.S.’ın saltanatı; sufî yorumu — Süleyman = mürşid-i kâmilin sembolü; «cinler-kuşlar-rüzgâr» = esmâ-sıfât tecellîlerinin emrine âmâde halkalar; İbn Arabî, Fusûsu’l-Hikem Süleyman Hikmeti faslı; Aziz Mahmud Hudâyî, Câmi’u’l-Fadâil: ism-i A’zam’ın tecellîsi.
- Hayy Sırrı ve Vird-i Hâs — «Yâ Hayy» esmâsı — Bakara 2/255 (Âyetü’l-Kürsî), Âl-i İmrân 3/2, Tâhâ 20/111: Hayy = Diri-Sermedî; sufî silsilelerde her mürşid-i kâmile husûsî vird tâlimi (Şâh-i Nakşbend, Kâdirî, Şâzelî, Mevlevî vd.); İmâm Rabbânî, Mektûbât I/41: «her tâlibe kendi kâbiliyetine göre vird verilir»; Tâcü’d-Dîn-i Nakşbendî, Risâle-i Tâcü’l-Esfâr.
- Müridin Şeyhini Sevmesi — Fenâfîşşeyh — İmâm Kuşeyrî, er-Risâle (Bâbu’l-Mahabbe); Sühreverdî, Avârif (49. bâb): mürid-mürşid sevgisinin sülûkun sürekliliği şartı; Aziz Mahmud Hudâyî, Tezâkir: «müridin şeyhini sevmesi sevenle sevilen arasında âyna gibi cilâ verir»; «Lâ tetimmü el-velâyetü illâ bi’l-fenâ-i fî’ş-şeyh» (mürşidde fânî olmadan velâyet tamamlanmaz) — şâzelî silsilesi.
- Mevlânâ-Şems-i Tebrîzî Aşkı — Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî (ö. 672/1273) ile Şemseddîn-i Tebrîzî (ö. 645/1247) arası; Makâlât-ı Şemseddîn-i Tebrîzî; Eflâkî, Menâkıbu’l-Ârifîn; Sipahsâlâr, Risâle-i Sipahsâlâr: Mevlânâ’nın «Yâ Rab» deyişine Şems’in «Lebbeyk» cevabıyla başlayan manevî sefer; Annemarie Schimmel, Mystical Dimensions of Islam: Şems-Mevlânâ ilişkisinin sufî yolda «hayrânî dostluk» numûnesi.
- Edeb-i Hizmet ve Yan Ayakla Selâm — İmâm Gazâlî, İhyâ II (Kitâbu Âdâbi’l-Ülfe): mü’minler arası selâm âdâbı; Tirmizî, İsti’zân 31; Ebû Dâvûd, Edeb 99: selâmın iki ayak üzerinde verilmesi sünneti; Aziz Mahmud Hudâyî Tezâkir; Mahmud Sâmî Ramazânoğlu, Musâhabe: dergâh edebinde selâm-secde-tâzimde dikkat ölçüleri; «yan ayakla selâm verme» Yâsin Suresi 36/52 (kıyâmet uyanışındaki «merkadinâ» tâbiri ile mukayese).
- Mürşidlik Tâcı ve Hırkası — Şeyh Necmeddin-i Kübrâ, Risâle: hırka giydirme erkânı; Hücvîrî, Keşfu’l-Mahcûb: «Hırka yolu rıza yoludur»; İbn Battûta, er-Rihle: Anadolu-Mısır-Hicaz tasavvuf erkânında hırka-tâç sembolizmi; «üzerine yüzlerce husûsî tâç konulması» — Şeyh Sa’düddin Cibâvî, el-Cevâhirü’l-Bahiyye: pir-i sânî silsilesi.
- «La-Mekân» Tartışması — İbn Arabî, Fütûhât II/468 (Lâ-mekân bâbı): mekânsız mertebenin idrâk şartı; Yûnus Emre Dîvân: «Allah’ı bulmak için kim ki la-mekân arar / Önce la-mekân-ı kalbinde kendin ara»; «taharetlenmeyi bilmeden la-mekândan dem vurma» — sufî mahalle ölçüsünün tabakalandırılması (İmâm Rabbânî Mektûbât III/123).
- Eûzü Besmele ve Şeytanın-Cinlerin Şerrinden Sığınma — Felâk 113 ve Nâs 114 sûreleri (Mu’avvizetân); Cin 72/6 (cinlere sığınmanın yasak); Mü’minûn 23/97-98 (Eûzü Billâhi min hemezâti’ş-şeyâtîn); Buhârî, Bedu’l-Halk 11; Müslim, Selâm 119: cinlerin türleri (Müslim, Kâfir, Müşrik); İbn Kayyim, Igâsetü’l-Lehfân: insan-cin ilişkilerinin sınırları.
- Maraş Depremi Yardım Lojistiği (2023 Şubat) — Vakıf’ın 6 tır+ erzak hazırlığı (yarın yola çıkış); otel aşçılarının-çadır işletmesinin sahaya çekilmesi; depremzedelerden istihdâm; «hoparlö-şoförlü neomu minibüs» ile dağıtımın anonsla yapılması; Çağdaş yardım kuruluşlarının lojistiği üzerine: AFAD raporu 2023; Ahmet Cevdet Yılmaz, Türkiye’de Sivil Yardım Hareketleri.
- «Atalar Cahil Değildi» Tezi — Osmanlı şehir geleneği — İlber Ortaylı, Osmanlı Şehri; Halil İnalcık, Osmanlı İdarî Yapısı: Bursa, Edirne, Konya, Sivas, Amasya, Tokat, Antep gibi şehirlerin dağ etekleri/yamaçlara kurulması; Anadolu’nun zelzele kuşağına bilimsel olmasa da fıtrî biliş; Ekrem Akurgal, Anadolu Uygarlıkları: Hitit-Frig-Lidya dönemi şehir kuruluşunda tepelik tercihi; Mustafa Efendi’nin sünnet-i seniyye ile «atalar tâlimi»ni cem’i.
- Ahir Zaman Alâmetleri ve İmânı Kavi Tutma — Buhârî, Fiten 25-27; Müslim, Fiten 1-110: kıyâmet alâmetleri; Tirmizî, Fiten 35: «Ümmetimde 30 deccâl gelecek»; «Evlat-eş-komşu-damat-gelin dengesizliği» = Hz. Nûh A.S.’ın oğlu (Hûd 11/42-46), Lut A.S.’ın karısı (A’râf 7/83, Tahrîm 66/10); «Yaşadıklarına pişman olacaklar» — Ahmed b. Hanbel Müsned II/507; «İmânı-Zikri-Dersi-Toplantıyı-Yardımlaşmayı Kavi Tutma» — Aziz Mahmud Hudâyî Câmi’u’l-Fadâil‘de tâlim edilen sufî temel.
Tasavvuf hakkında daha fazla bilgi için tıklayınız.
İlgili Sözlük Terimleri: Hâl, Fenâ, Mürşid, Hakîkat, Vird, Zikir, Tevhîd, İhsân. → Tasavvuf Sözlüğü’nün tamamı