Açılış — Fâtiha, Tevhîd-Salavât, Kandil Tebriği «Allah Nice Kandillerde Buluştursun»; Türkiye-Suriye-Irak-İran Coğrafyasındaki Deprem Felâketi; Enkaz Altında Vefât Edenlere Şehîdlik Niyâzı; «Allah Yolunda Koşturanların, Allah Derdiyle Dertlenenlerin Belâ-Musîbete Düşmesi Makâmlarını Yükseltmek İçindir» Tahkîki; Hz. Peygamber Sallallahu Aleyhi ve Sellem’in En Büyük Mucizelerinden İsrâ-Mîrâç’ın Hem Âyetle Hem Mütevâtir Hadislerle Sabitliği; Mekke Dönemi Boyunca Yaşanan Hicret Öncesi Çile-Kederin Mîrâç Mucizesine Hazırlık Olarak Ele Alınması
Fatiha. La ilâhe illallah. Hak Muhammedün Resulü Mahdi, miyeh’in biyâ’i ve nus’erik vel hamdü billahi Rabbil âlimîn. Cümleten selamun alayküm. Aleykümselam. Bu tarafa da selamünaleyküm. Aleykümselam. Allâh gecenizi hayırlı eylesin inşaAllah. Kandilleriniz şimdiden mübarek olsun. Allâh nice kandillerde birbiri beraber geçirin bizi nasip eylesin. Zavutla, âfetle, mutlulukla, tatlılıkla inşaAllah tüm kandilleri böylece geçirin bu dünyadan hayırlısıyla hayırlı nefesle göçer gideriz. Malum bugün hem isra hem biyraç gecesi bir tarafımız bu durup buruk bir tarafımız hüzünlü bir tarafımız kederli bir tarafımız gamlı bir tarafımız yaralı çünkü ülkemiz büyük bir detral felaketi geçerdi sadece ülkemiz değil komşu Suriye’de komşu Irak’ta komşu İran’da ve diğer komşular da burada bir taraftan ve diğer komşular da bu depremden etkilendiler ama en büyük etki bizim ülkemizde oldu bizim memleketimizde oldu Cenâb-ı Hak elim kazı altında can veren kardeşlerimize, halkımıza inşaAllah şehitlik mertebesini nasip eylesin onların günahlarını temizlesin onların huzurlarını temizlesin onları tertemiz bir şekilde huzuruna aldığı kullarından eylesin bizleri de onların şefaatine nail eylesin bizlere de hepimize Cenâb-ı Hak şehitlik mertebesi nasip eylesin şehitlik mertebesiyle huzuruna çıkardığı kullarından eylesin.
Allâh dümdü cümle derviş kardeşlerimizi o şehitlik şerbetini içen kullarından eylesin kıymetli dostlar malum Hazret-i Peygamber salullah ve sedem hadretlerinin üzerinde en büyük mucizelerden birisi sayılan isra ve miraç mucizesi Kur’ân’da her iki mucizelerin de ayeti sabit olur ve bir çok mütevatir derecesinde hadislerle beyan edilmiş olan isra ve miraç gecesi Allâh’a iman edenler, Allâh yolunda koşturanlar Allâh derdiyle dertlenenler değişik sıkıntılara, değişik bela musibetlere, değişik ne yazık ki tabiri caizse musibetlere dün çağırırlar bu onların makamlarının azlığından veya de derecelerinin azlığından değildir ver atomların günahlarının çokluğundan değildir ama onların daha da makamlarını yükseltmek, daha da derecelerini yükseltmek için onlara değişik daha da müsivetler verir Hz.
Mekke Dönemi Yalnızlığı ve Üç Mîrâç Telakkîsi — Hz. Hatîce Annemiz’in Vefâtının Allah Resulü’nü Sarsması, «En Büyük Destekçisini Kaybetmek»; Beytullâh’a Karşı Bakarken Hüzün Okyanusu; Mustafa Efendi’nin İçtihâdı: «Üç Mîrâç Olduğuna İnanırım — Birincisi Mekke’de Hâl Olarak, İkincisi Yine Hâl Olarak (Üçüncüye Basamak), Üçüncüsü Âyet-i Kerîme ile Sâbit Olan Asıl Mîrâç»; Peygamberlerin Sıkıntılı-Dertli Anlarda Mucizelerle Desteklenmesinin Adetullâhı
Peygamber’i savrular ve sedem hadretlerinde Mekke döneminde yaklaşık hicret edinceye kadar böyle bir dönemi oldu bu dönemde tabiri caizse okyanusal yüzün okyanusal keder gökler dert oldu ve sevdiklerinin ona bu konuda destek olanları teker teker toprağa gömdü en son toprağa gömdü Hz. Hatice annemizdi o onu bir haydi tabiri caizse üzdü bir haydi onu sastı Hz. Hatice annemizi kaybetmek en büyük destekçisini en büyük yanında duran arkasında duran, önünde duran onu her şeyiyle tabiri caizse hizmet eden koy kanat keren o haticesini kaybedince tabiri caizse Mekke bunun için bir yalnızlıklar okuyması oldu ve günlerce beytullah’a gider beytullah’ta dua eder namaz kılar ve kendini kendisine o hüzün okyanusunda tutardı ve böyle yine hüzün okyanusunda tuttuğu zamanlardan bir zaman Mekke’de beytullah’a karşı bakarken bir mirac yaşadı bu miracı onun tabiri caizse benim, ben üç mirac olduğunu inanırım bu ikinci miraciydi ve o miracı tabiri caizse sufi diliyle hal olarak yaşadı bu aynı zamanda da o muhteşem büyük üçüncü miraca basamaktı ve sonra âyet kelimeyle sabit olan o üçüncü mirac gerçekleşti çünkü peygamberlerin böyle çok sıkıntılı böyle çok dertli çok kendi güzellerinde büyük hadiseler bu durumda Cenâb-ı Hak onlara değişik mücüzelerle onları desteklemiştir
Diğer Peygamberlerin Mucizeleri — Yûnus A.S.’ın Balığın Karnında Yaşaması ve Sağ Salim Çıkışı; Yûsuf A.S.’ın Zindanda Bulunup Sonra Çıkışı; İbrâhîm A.S.’ın Ateşe Atılıp Ateşin Onu Yakmaması; Mûsâ A.S.’ın Asasını Denize Atıp Yol Açılması, Tur-i Sînâ’da Allah ile Konuşması ve «Beni Göremez Miyim» İhtiyâkı; Dâvud A.S.’a Üç Taşın «Beni Al» Diye Dile Gelmesi ve Câlut’u Üç Taşla Öldürmesi; Süleyman A.S.’a Şeytanlar-Cinler-Kuşlar-Hayvanlar’ın Dilinin Verilmesi; Îsâ A.S.’a Gökten Sofra İndirilmesi, Hastalara Şifâ, Ölüleri Diriltme, Yeniden Gökyüzüne Çekiliş; «Allah Adetullâhı Üzerine Peygamberlerine Mucizelerle Destek Verir» Tahkîki
Yunus Aleyhisselâm’ın balığın karnından çıkması gibi veyahut Yunus Aleyhisselâm’ın balığın karnına girmesi balığın karnında yaşaması sonra balığın karnından sağ salip tekrar yeryüzüne çıkması gibi veyahut Yusuf Aleyhisselâm’ın cezaevine girip sonra cezaevinden çıkması gibi veyahut İbrahim Aleyhisselâm’ın ateşe atılıp İbrahim Aleyhisselâm’ın ateşi yalamaması ateşi buna dokunmaması gibi veyahut çok özür dilerim veyahut Musa Aleyhisselâm’ın Firavun’un arkasına takılıp bütün askerleriyle ve Musa’yı inanınlarıyla beraber onları öldürüp katledeceği zaman Cenab-ı Musa’nın Cenab-ı Hakk’ın emriyle asasını delisin üzerine atıp onlara bir hüsesin yol açılması gibi veyahut yine Musa Aleyhisselâm’ın böyle dertli bir zamanda Tur-i Sina’da Allâh’la sohbet ederken konuşurken bir anda kendisini ben seni göremez miyim noktasına getirip onu görmek ihtiyakıyla, aşkıyla o konuşmanın üzerine görmeyi istemesi gibi o konuşma da onun için neydi büyük mucizelerden birisiydi Allâh’ın adetullahı üzerine peygamberlerine böyle mucizeler verir ve bu mucizelerle peygamberlerine destekler dağutun canlıtu öldürmesi gibi dağut’a taşların dile gelip ey dağut beni al ben canlıtu öldürecek olan taşım demesi ikinci taşın bir müddet sonra başka bir taşın dile gelip beni de al, canlıtu öldürecek olan benim demesi üçüncü taş geldiğinde üçüncü taşı da dağut’a beni de al deyip dağut’un o üç taşla canlıtu öldürmesi gibi o gün için olağanüstü haller ve Cenab-ı Hakk’ın peygamberlerine bir desteği mucizesiyle desteği veya Süleyman Aleyhisselâm’ın şeytanlara ve cinlilere laf geçirmesi onları emrini almasın onları emrinde çalıştırması hatta Süleyman Aleyhisselâm’da bütün hayvanatın dilinin verilmesi bütün hayvanatın dilini anlaması bunlar mideolojik olarak hep böyle dini kitaplarda veya dini tarihi kitaplarda olan şeylerdir ve bunlar hem ayetle sabittir bunları anlattıklarımın bir kısmı hem de hadislerle sabittir ayetle sabittir Cenâb-ı Hak çünkü Adem’den Hz.
Muhammed Mustafa’ya kadar bütün peygamberlerini o göndermiştir peygamberleri onundur destekleyen doktur mucizeleri veren doktur mucizeleri yaratan doktur veya İsa Aleyhisselâm’a göktar sofra inmesi gibi İsa Aleyhisselâm’ın hastalıklara şifa vermesi gibi İsa Aleyhisselâm’ın yeniden kafirlerin, müşriklerin hainlerin elinden kurtarıp onu tekrar gökyüzüne çekmesi gibi sonra onu tekrar yeryüzüne indireceğini belan etmesi gibi Hz.
Hz. Muhammed Mustafa: Son Peygamber, Son Resul, Son Nebî, Son Kitap — Mekke Dönemi Sıkıntısının Mîrâç ile Mükâfâtlandırılması; İsrâ Sûresi 17/1 Âyetinin Tilâveti: «Subhânellezî esrâ bi-abdihî leylen mine’l-mescidi’l-harâmi ile’l-mescidi’l-aksâ» — Allah’ın Bir Gece Kulunu Yürüten Olarak Tanıtımı; «Esrâ» = Gece Yürütme; «Bi-abdihî» = Kulu ile (Cebrâil’le Değil); Üç Mîrâç Şemâsında Birinci-İkinci’nin Hâl, Üçüncü’nün Bedenle-Vasıta-Vâkit Belli Olarak Gerçekleşmesi
Muhammed Mustafa son peygamber, son resul son nebi, son kitap peygamberi o Cenâb-ı Hak tarafından görevlendirilince Mekke’den onun için çok üzüldü, çok sıkıntılı, çok dertli, çok kederli böyle bir anda, böyle bir zamanda birinci daha öncesinde birinci mirac hay olarak ikinci mirac yine hay olarak bununla alakalı hadisler var üçüncü mirac, âyet-i kerimede bahsedilen mirac İsra, her gece yolculuğu hem de Cenâb-ı Hak’la Huzi-i Seymaniyye’de görüşme, konuşma evet, başlangıcına İsra, kulu Muhammed’i huuu evet İsra Suresi Bismillah Subhan’ın Lemi Yusuf’a bi’abdil leylem minel masjidil amor leylem minel masjidil amor leylem parakunna haulahu lulriyahu min ayaatina inna huwa al-sami’ul basri salakallahu anna ra’um Cenâb-ı Hak bu İsra Suresinde İsra gece yolculuğu o demek ki biraz daha öne doğru gelseniz oradaki ayak takımlar üşümeseler bu taraftan da böyle bir gelseniz bir kısmı da o tarafa geçse dervişler şeysiz işlerini yaparlar bir kuş vırtı gelir sadece böyle ses gelmez cümle kelimet çıkmaz kalben anlaşırlar böyle o hal benim çok hoşuma gider
Medîne-i Münevvere’de Ramazan Sessizliği — İftar Vakti Sokakta Bir Tek Kelime Duyamamak; Cömert Medînelilerin Fî-sebîlillâh Sofra Kurması; Sadece Naylon Sofra-Sergi Hışırtısı; «Âhenkli Hava — Duâ-Zikir-Kur’ân-Yakarış Semâya Yükselir»; Peygamber Hânesi Edebi: Yüksek Ses Yok, «Zemzemi Ver» Bağırılmaz; Dervişlik Râ’desinde Aynı Edebin Geçerliliği — «Eşine, Çocuğuna, Komşusuna, Aşına Bağıranlar Çiğdir, Hamdır»
medine-i minevelede Allâh hepinizde de nasip etsin hamaza gününde böyle oruç vakti medine-i minevelede bir tek kelime cümle duyamazsınız herkes böyle iftâr vakti tabiri caizse dilimi karış dışarıda kimisi Kuran-ı Kerim okur kimisi dua eder sofrayı kuran cömert medineviler vardır onlar böyle sofra kuruyorlar fi se bilillah iftâr ettirmek için bir tek onların hışırtıları vardır böyle nayyon sofralar seramlar hışır onlar da böyle yüksek frekansda konuşmalılar birbiriyle herkes işini yapar böyle ama bir tabiri caizse ayhenkli bir hava vardır o ayhenkli hava o duayı o zikri o Kuran’ı o insanların yağmur alışlarını hissedersin böyle semaya yükselir onlar belli Kuran, zikir, dua karışmış herkes öyle huşu içerisinde çünkü peygamber savullar ve selam hazretlerinin huzurunda kimse konuşmaz kimsede yüksek ses yoktur gerektiği kadar zemzemi ver zamzı mı ver bana anlatmadan bir şey yok zemzemi ver buğur meşurek dur ses çıkarmazlar bağırarakta, çağırarakta yüksek sesle konuşmazlar hiç bu dervişlik radavında da böyledir dervişler toplandıklarında yüksek ses duyamazsın orada kaba konuşmak kaba ses kaba hareketler dervişlere layık değildir derviş eminde, işinde, aşında, eşinde her yerde narin, nazik, kibardır asla nazikliğinden narinliğinden, kibarlığından taviz vermez asla taviz verenler olgunlaşmamış dervişler çiğ ham eşine bağırıp çağırıyorsan çiğsin hamsın sen çocuğuna bağırıp çağırıyorsan çiğsin hamsın sen evet kadın erkek eşlerinizi, çocuklarınıza bağırıp çağırıp da onlarla tartışıyorsanız, kavga ediyorsanız çiğisiniz hamsınız tabiri caizse bir fırın yetmez 15-20 fırın ekmek yemeniz lazım ne ekmeği derviş ekmeği nedir biliyor musunuz?
«Derviş Ekmeği = Zikrullâh» — Bilinen Fırın Ekmeği Değil; Eski Dervişlerin Ağzına Çakıl Taşı Alıp Yanlış Söz Çıkmasın Diye Döndürmesi ve Allah’ı Zikretmesi; «Zikrin Az İse Ağzına Bağ Yoktur — Bağırırsın, Çağırırsın, Hakaret Edersin, Çocuğunu Döversin, Eşinle-Komşunla Tartışırsın»; Dilde Zikrullâh Yerleşince Yalan-Yemin-Gıybet-Dedikodu-İftirâ’dan Arınma; «Bana Soruyorlar Kalbe Zikrullâh Nasıl İner — Senin Diline İnmemiş Kalbine Nereden İnecek» Tahkîki; Diline İnen Zikir Sahibi Tatlı-Dilli, Tevazulu Olur — Herkes Onu Dinler
derviş ekmeği bildiğiniz burada ekmeği değildir derviş ağzına biten ağız taşı alır çakır taşı dervişin ekmeği odur, ağzından yanlış bir şey çıkmasın diye çakır taşını döndürür ağzında Allâh’ı zikreder bu derviş ekmeği budur derviş ekmeği zikirdir derviş ekmeği başka bir şey değildir fırındaki ekmeklerle karıştırmayın zikrin az ise ağzına babı yoktur zikrin az ise bağırır, çağırır, hakaret edersin zikrin az ise çocuğunu döversin, çocuğunla tartışırsın zikrin az ise eşinle, çocuklarına, etrafında, komşularına her şeyle tartışır, kavga ederse zikir sende oturmamış, yerleşmemiş zikir senin dilinde bile değil dil de zikir oldu mu dil günahı kebailerden uzak durur dil de zikir yerleşti mi artık bu dil yalan söylemez yemin etmez, gıybet etmez, dedikodu etmez iftira etmez dilin afatları kalmaz dil de zikrullâh yerleşince bazen kardeşler soruyorlar ya bana bana diyorlar ki kadınla bir şey yapma kadınla bir şey yapma kadınla bir şey yapma bana diyorlar ki kalb ve zikrullâh nasıl iner kardeş senin diline inmemiş kalbine nereden inecek senin diline insin mi senin diline inerse herkese tevazu, hoşgörü, tatlı, değil olursun senin diline zikrullâh indi mi sen tatlı, değil olursun herkesi ağzının içine bırakıp konuşsa da dinlesek diye sebep tatlı, değil misin çünkü e yok tatlı dilin yoksa zikrullâh dilen inmemiş kulu Muhammed’in sallallâhu aleyhi ve sellem hazretlerine gece delillerini âyetlerini göstermek için mescidi haramdan ve çevresini mübarek kıldığı mescidi aksaya götüren Allâh, noksan bir sıfatlardan münezzehtir o her şeyi çok iyi işiten çok iyi göründür hatta ki peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretleri o gün neki münevvere de namazını kıldırdı namazı kıldırdıktan sonra böyle bir hal yaşadı namazını kıldırdıktan sonra bu ikinci bakın hadîs şeriflerde bunu görüp okursunuz bu ikinci miracı bunları karıştırmayın Mekke’yi mükerremede olan bir isra bu ikinci üçüncü olan çünkü evinde yatıyordu bunu hazreti Ayşe annemizde bu mevzuyla alakalı konuşur o zaman için hazreti Ayşe annemiz henüz daha Mekke’de henüz daha hazreti peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretleri evlenme Ebu Bekir’in kızı o yüzden miracı ağır sesinde hazreti Ayşe annemizde evli değil daha henüz o yüzden hazreti Ayşe annemizin o Muhammed Allâh’ı hiç görmediği sözlük kendi iştihadır o hazreti peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretlerinin ağzından değil
İkinci Mîrâç’ın Detaylı Anlatımı — Cebrâil A.S.’ın Bir Binekle Gelmesi; «Bin» Emri ve Bineğe Binme; Önce Medîne-i Münevvere’de İndirilme — «Burada Namaz Kıldın, Burası Neresi Biliyor Musun? Medîne’dir, Hz. Peygamber’in Hicret Edeceği Yer»; Sonra Tur-i Sînâ — Mûsâ A.S.’ın Ağacının Dibinde Namaz; Sonra Beytülleham (Beyt-i Lahm) — Îsâ A.S.’ın Doğum Yeri, Hz. Meryem’in Doğurduğu Yer; Nihayetinde Mescid-i Aksâ — Hayvanı Bağlama, İçeride Peygamberlere İmâmlık; Burâk Bineğinin Özellikleri: Daldan Çıkarken Arka Ayakların Uzaması, Aşağıdan Aşağı İnerken Ön Ayakların Uzaması (Firavun’un İlâhlık İddiâsındaki Ön Ayak Mucizesi Paraleli); Bir Adımda Gözünün En Son Değdiği Yere Kadar Gitme
normalde bu ikinci miracı diyor ki ben orada namazı kıldım namazı kıldıktan sonra Cevrali aleyhisselâm bir binek getirdi bana bakın ikinci miracı anlatıyorum binek getirdi beni dolaştırdı değişik kabinleri de gösterdi onlarla ben birazdan şimdi size sohbet edeceğim ama bu ikinci mirat üçüncü âyet-i kerimede bildirilen mirat ise yatağına yattım çünkü yeri döndüğünde henüz daha yatağın sıcaktı hadişe ertel bu üçüncü mirat âyet-i kerimelerde bildirdiler üçüncü mirajda o normalde geldi Cevrali aleyhisselâm yanında bir binek de geldi ve yanında da o bine Cevrali aleyhisselâm ona dedi ki bin ona bindi bindikten sonra nereye gitti Mescid-i Aksa’ya gitti Mescid-i Aksa’ya gidince şu anda İsraililerin işgali altında bulunan ve Müslümanların bir türlü özgür ve hürür bir şekilde ibadet edemedi girip çıkamadı ve ne yazık ki İsraililerin zulme altında inin inmeyen Mescid-i Aksa’ya gitti ve orada bineğini bağladı bineğini bağladıktan sonra Peygamberler orada hazır idi veliler orada hazır idi bütün Peygamberlere velilere orada namaz kıldırdı imamlık yaptı orada namaz kıldırıldıktan sonra artık o ref ref demeyen ayrı bir bineye bindi bakın o Mescid-i Aksa’ya kadar gitmiş olduğu bineyi bırak bırak çünkü ikinci İsra’da da veya ikinci mihraçta da bırak var ama mesela ikinci mihraçta bırak huysuzluk yapıyor biraz orda orada Cebrailiyye lel-Selam dolaştırırken ikinci mihraçta direk Mescid-i Aksa’ya gidilmiyor o ikinci mihraçta önce Medîne-i Münevvere’ye götürüyor diyor ki burada in bineğinde iniyor diyor ki burada namaz kılıyor Allâh Resûlü Sallallâhu Aleyhi ve Sellem Orlağ’a diyor ki ey Muhammed burası nerede namaz kıldın biliyor musun diyor o da diyor ki doğrusunu Allâh bilir bu doğrusunu Allâh bilir burası Medîne-i Münevvere diyor diyor.
Hazreti Peygamberi Sallallâhu Aleyhi ve Sellem Hazretlerinin hicretiyle bağlantı kılıyor önce orada o ikinci mihraçta Cebrailiyye lel-Selam onu orada namaz kıldırdı sonra oradan çıktı tekrar bineğinde dedi ki Mesrp’ten sonra yübüttet daha gitti yine indi dedi indi ondan sonra tekrar namaz kıldı dedi dedi nerede namaz kıldığını biliyor musun dedi yine dedi ki Allâh biliyor en iyisini o da cevap verdi namaz kıldığın bu yer Medîne’dir Musa’nın ağacının dibinde namaz kıldın dedi ikinci Medîne’den sonra nerede kıldın Medîne’de Medîne neresi Tur-i Sinan’ın bulunduğu yer Musa Aleyhisselâm’a Cenab-ı Hakk’ın ağacın arkasından vahyetti seslenmeyeli o ağacın dibinde namaz kıldırdı Hazret-i Peygamber Salallahu Aleyhi ve Selam Hazretlerine ve Müslümanlar bir yerlere gitmiyorlar şimdi Peygamberin izini takip edemiyorlar Medîne’ye gidip orada Tur-i Sinan’da namaz kılamıyorlar devam etti Allâh Resûlü Salallahu Aleyhi ve Selam Hazretleriyle Cebrailiyye lel-Selam yolculuğa yine yürüdüler yine in dedi namaz kıldı dedi kıldı sonra yeni gülerlemeye başlayınca sordu dedi ki nerede namaz kıldığını biliyor musun yine Allâh en iyi bilendir diye cevap verdi Cebrailiyye lel-Selam dedi ki İsa’nın doğum yeri olanı Beytül Leham’da kıldın dedi bu sefer İsa’nın İsa lel-Selam’ın doğduğu yerde Beytül Leham’da tam onun dolduğu Hazreti Meryem Hande’mizin onun doğurduğu yerde namaz kıldı orada namaz kıldı ve ondan sonra yine devam etti ondan sonra yürüdüler nereye gitti dosdoğru Mescidi Aksa’ya gitti ve orada da normalde hayvanı bağladı orada da Mescid’e girdi o Mescid’de de namaz kıldı bakın bu hadîs-i şerîfin nakbinde peygamberlere imanlık yaptı yok bu ikinci İsra çünkü üçüncüsünde imanlık yaptı namaz kıldı kıldırdı peygamberlere o üçüncüsü ne yaptı o zaman üçüncüsünde oraya gitti ve orada namazı kıldırdı bu burakta enteresan şeyler var, haller var mesela dalın başına geldiğinde arka ayakları uzuyor daldan aşağı doğru inerken ön ayakları uzuyor bunu nereye bağlayacağız firavun’a firavun da ilahalık tasıyordu, ne yapıyordu firavun normalde daldan aşağı doğru inerken atının ön ayakları büyüyordu ondaki istirahat Hz.
Bayraktar Bayraklı Eleştirisi — Türkiye’de Bir İlâhiyat Profesörünün Televizyonda «Mîrâç Vücut Olarak Olmadı, Rüyâ-Uyku-Uyanıklık Hâli» İddiâsı; Mustafa Efendi’nin Reaksiyonu — «Düşman Değilim, Yalan Üzerine İnşâ Edilen Medyatik Sözleri Dile Getiriyorum»; Kur’ân’ın Açık Beyânı — Zaman (Bir Gece), Mekân (Mescid-i Harâm’dan Mescid-i Aksâ’ya), Vasıta (Burâk Bineği) Hep Belli; «Esrâ = Yürütme» Lâfzı Hâl/Rüyâya İhâlet Etmez; Yolda Müşrik Kureyşlilerin Deve Kervanının Görülmesi ve Bir Devesinin Huysuzlanması — Bedenî Yolculuğun Karînesi
Peygamber Salman ve Selam Hazretlerinde mucize oldu ve yine bu burakta enteresan şeyler var ondan sonra böyle bir adım gözünü baktı gözünün en son değdiği yere gidiyor bir adımdan bakın gözünün değdiği yere gidiyor, insan gözünü normal gözle baktığı yere kadar gidiyor bir adımdan burağın bir özelliği de o neden burağ söylüyorum ben şimdi burada öyle değil mi? özellik de burağımda özelliklerini anlatıyorum istirahat ile alakalı bütün hadisi şeriflerde bir binek var adı burak olarak nitelendirilmiş bir binek bir bineye binerekten gidiyor bunu şundan dolayı söylüyorum şimdi geçenlerde bir ilahiyat profesörünü dinliyorum diyecekler ki bu adam ilahiyat profesörlerinden düşman ben kimseye düşman değilim ben sadece onların böyle medyadik olmak için yalan inanmış şeylerini dile getiriyorum o var ya bir tane bayraktar bayraktar mı? neye adımladı? bayraktar bayrak mı? bayraklı evet bayraktar bayraklı dinliyorum onu ne zaman sohbet etmiş bilmiyorum kendimi zaten dinliyorum diyor ki hazreti, peygamber salallahu ve sellem hadretlerinin istirahatı miracı vücut olarak olmadı diyor karşıdaki kimsede diyor ki nasıl oldu diyor rüya gibi bir şey mi diyor veya uyur uyanıklık halinde mi diyor karşıdaki kimsede kim? televizyonda sunucu bakın televizyonda sunucu şimdi desek ki doktor Abdullah’a doktor Abdullah bir insan kendi kendine beyin cerrağı olabilirler desek o kafaya durmuşsunuz siz muhakkak onun eğitimini almanız lazım kim sunucu karşıdaki kim bayraktar bayraktar demiş sohbetini diyor ki o kimse yakası halinde bunu yaşadı ve kardeşim onca hadîs var onca hadislerinin hepsinde de ittifak halinde bir binek var bir binek ve Cenâb-ı Hak bu ayeti kerimede istirahatı zamanı belirlemiş demiş bir gece mekanı belirlemiş mescidi haramdan mescidi aksaya mekan beliriyor bakın zamanı belir mekan belir gidilen yerler belir artık bir de gidilen vasıta belir eğer bir gece mescidi aksadan mescidi beytullah’tan mescidi aksaya yürüten diyor götüren o zaman öyle bir şey söylemezdi Cenâb-ı Hak derdi ki onu hal olarak yaşattım ben rüya olarak yaşattım derdi yok öyle demiyor Cenâb-ı Hak Cenâb-ı Hak diyor ki onu ben mescidi haramdan mescidi aksaya yürüttüm götürdüm neyden Allâh Resûlü diyor ki bırakla Cenâb-ı Hak diyor yanında bir Burakla geldi beni ona bindirdi hatta yolda müşrik kureyişlilerin deve kervanında görüyor ve diyor ki onların devesinin birisi huysuzlandı onar yola
Diğer Peygamberlerin Mucizelerine İnanırken Hz. Muhammed’in Mucizelerinin İnkârı — Mûsâ A.S.’ın Tur-i Sînâ’da Allah’la Konuştuğunu Diyemezsiniz, Çünkü Yahudi İnancıdır; Îsâ A.S.’ın Suyun Üstünde Yürüyüşü, Hastalara Şifâsı, Ölülere Hayât Vermesi, Gökyüzüne Çekilişi — Hıristiyan İnancı, Sözünü Edemezsiniz; Dâvud A.S.’ın Câlut’u Üç Taşla Öldürmesi — Beni İsrâîl Söyler, İnanılır; Mûsâ’nın Asayı Atıp Denizi Yarması — Aklınız Almıyor Diyemezsiniz; «Hz. Muhammed Mustafa’ya Gelince Mucizesini Yutmayacağız» Sözde Tutumu; Diyânet ve İlâhiyat’ın Sessizliği — «Fikir Özgürlüğü Var» Bahanesi; Yahudi Cemâatı’nın «Akademisyenleri Batırma» Refleksi
e buna rağmen Türkiye’deki bir kısım ilahiyatçılar Avrupa’nın materyalist kafasına Avrupa’nın materyalist akırcılığına aya duydurmak için yok bu öyle olmadı diyorlar bize Kur’ân’ı tabir-i caize tahrif ediyorlar ayetleri tahrif ediyorlar hadisi şerifleri ya tahrif ediyorlar ya reddediyorlar ve Kur’ân’la sabit olan bir mucizeyi Kur’ân’la sabit olan bir mucizeyi hafifletmeye çalışıyorlar bakın hiçbir ilahiyatçının şu tespitini dinlememişinizdir Musa alaihi s-salam Allâh’la konuşmadı ne alakası var Tur-i Sinai gidip de ağacın arkasından ona vahyetmiş de ona konuşmuşlar bunu diyemezler sebep çünkü bu Yahudilerin inancı siz Yahudilerin inancına dokunamazsınız ha biz zaten dokunmayız biz Musa alaihi s-salam’a o mucizenin verildiğine iman ediyoruz zaten ve kardeşim Musa alaihi s-salam’a böyle bir mucize ile destekleyen Allâh Celle Celaluhu Peygamberlerin sonuncusu ve yücesi olan Muhammedi Mustafa’yı niçin İsra ile gece yürüyüşü ile desteklemesin.
İsa alaihi s-salam’ın gökyüzüne aldığına inanacaksınız ve bunu dilinize dolayamayacaksınız neden Hristiyanların inancı çünkü ve hatta İsa alaihi s-salam’ın suyun üzerinde yürüdüğünü suyun üzerindeki yüzen gemileri eline kıyıya çektiğini bir söz söyleyemeyeceksiniz söylemeyin zaten bizim Peygamberimiz o da ama onu reddetmeyeceksiniz Hz. Muhammedi Mustafa’nın üzerinden görünen mucizeleri reddeceksiniz öyle mi? ve hatta İsa alaihi s-salam’ın hastalığı okuduğunu ve şifa eliyle dokunup onların şifasına vesile olduğunu hatta İsa alaihi s-salam’ın ölülerle konuştuğunu hatta İsa alaihi s-salam’ın ölen kimselere Allâh’ın izniyle can verdiğini ve ölen kimselerin buna cevap verdiğini hatta baş havarinin en küçük havarıyı kurtarmak için Antakya’ya gelip günler önce ölen kimseyi gidip başına seni kimi öldürdü diye sorup gerçek partili o ölenden öğrenip herkesin içerisinde ve o en küçük havari onuncu havari orada idandan kurdurup buna inanacaksınız öyle ya ama Hz.
Muhammedi Mustafa’nın üzerindeki bir mucizeye inanmayacaksınız ve hatta Davut’un canlı öldürdüğüne inanacaksınız ve Davut’un canlı üç tane taşla sapan taşıyla öldürdüğüne inanacaksınız bütün beni işaret çünkü bunu söyler buna inanacaksınız ve buna ses çıkaramayacaksınız söyleyemeyeceksiniz böyle bir şey olmaz ya benim aklım almıyor bunu benim aklıma ters diyemeyeceksiniz derseniz bütün Yahudi cemaatı ayağa kalkar sizin kaniyeninizi yok eder çünkü ilahiyyatçısan seni batırır siyasetçisen seni batırır sen ne isen seni batırır masumun sebateisti dinlisi dinsizi ateisti pulperesti puşperesti ayağa kalkar seni batırır sen bunlara bir şey diyemezsin ve hatta aleyhisselâm asaya attı deniz yaratı bütün inananlarını oradan geçirdi firavunun olsa da içinde kovuldu ya böyle bir şey mi olur akıllandık mı bu diyemeyeceksin ki deme ama hazreti Muhammed Mustafa’ya gelince sallallâhu aleyhi ve sellem’e onun mucizesini nereden inkar edelim diye otur tabiri caizse işken bey birbirine bir şey bırakıp uydur ümmeti Muhammed’de de ses seda yok evet, diyanetinden ses seda yok ilahiyatından ses seda yok sebeb fikir özgürlüğü var fikrini açıklar o bu konuda üstat o bu konuda dinar mı ya eee bunu yürücez öyle mi yok Mustafa’yı babalığa için yutmuycaz yok isra âyet de sabit hazreti peygamber salallahu ve sellem adı dedi miracı ve isra’yı öyle vücutsuz değil vücuduyla gitti hem ruhuyla hem vücuduyla hem âyet var hem hadîs var bunu inkar eden kimse küfre düşer teclit imam teclidi teclidi nikah gerekti o kimseye bir kimse isra’yı ve mirac’ı inkar ederse evet ona teclit iman lazım evli ise teclidi nikah lazım buna inanmayan kadınlar küfre düştüğünüz için kocalarınızla boş olursunuz buna inanmayan erkekler küfre düştüğünüz için kadınlardan boş olursunuz zina yapmış olursunuz kendi eşlerinizle evet zina yapmış olursunuz eğer kadın hamile kalırsa o çocuk annesi babası belli veledi zina olur nikahsız çünkü bunlar böyle avru avru konuşuyor ki insanlar kimde evde olduğunu bilsin herkes kendi kendine çünkü müslümanım diyor evet isra’ya böyle inanacağız ve düzeyiz ki bu adamın kendine evet isra’ya böyle inanacağız ve düzeyiz ki Cenâb-ı Hak onun bir binek vasıtasıyla cebraiyle mescidi haramdan aldı ne yaptı onu mescidi aksa’ya götürdü ve mescidi aksada da bütün peygamberler bütün veliler rülşid-i kamiller manen hazırdı ve hazreti Muhammedi Muhammedi Mustafa gelmiş Adem’den Muhammedi Mustafa’ya kadar Muhammedi Mustafa’dan kıyamete kadar ne kadar veli ve mescidi kamil var ise ve kendisinin zamanına kadar ne kadar peygamber var ise hepsi de orada hazır idi ve Cenab-ı Peygamber sadullahu ve sellem adletleri mescidi aksada geçti onlara imanlık yaptı onlara namazı kıldırdı namazı kıldırdıktan sonra da ne başladı isra başladı özür dilerim miraç başladı ismini Allâh’ın emrini emrinize Fakat İsa’nın adı bizim adımız bu ibadet iman bu Sürâ Sûresi 9-10-11-12 İki yâhî kadar Yahûb daha da yakın oldu.
Necm Sûresi 53/9-10-11-12 Tilâveti — «Fe-kâne kâbe kavseyni ev ednâ» (İki Yay Miktarı Kadar Yâhud Daha Yakın Oldu); «Fe-evhâ ilâ abdihî mâ evhâ» (O Vakit Kuluna Vahyedeceğini Vahyetti); «Mâ kezzebe’l-fuâdü mâ raâ» (Onun Gördüğünü Gönül Yalanlamadı); «Efe-tumârûnehû alâ mâ yerâ» (Onun Gördüğü Şey Üzerinde Tartışacak Mısınız); «Kuluna Vahyetti» Lâfzının Çarpıtılması — Sunucu-İlâhiyatçı Yorumu «Cebrâil ile Görüşme»; Hz. Muhammed Mustafa’nın Cebrâil’in Kulu Olmadığı Tahkîki; Cebrâil A.S.’ı Onca Yolu Kat Etmek İçin Görmenin İlâh-Tanrı Konumuna Düşürme Çelişkisi
O vakit, o vakit kuluna vahye edeceğini vahyetti. Bakın, o vakit kuluna vahye edeceğini vahyetti. Onun gördüğünü gönül yalanlamadı. Onun gördüğü şey üzerinde de kendisiyle tartışacak mısınız? Kuluna, burada en çok üzerinde duracak olduğum şey bu. Kuluna vahye edeceğini vahyetti. Şimdi son dönem tefsircilere, son dönem mehalcilere bakıyorsunuz. Sanki Hazreti Peygamber, Samurla Ali ve Selem Hazretleri, içimdekini böyle atıvereceğim de o yüzden şimdi baştan böyle söylüyorum. Hazreti Peygamber, Samurla Ali ve Selem Hazretleri, Miraç’ta onca yolu Cebrai’yi görmek için sanki kat etti. Orada diyor iki yay miktarı kadar Cebrai’li gördü. Ya el-İmsaf, ya Peygamberimizi bu kadar mı küçültmek istiyorsunuz?
Allâh bunu yücelmiş ve diyor ki kuluna vahye edeceğini vahyetti. Hazreti Muhammed Mustafa, Cebrai’nin kulu mu? Nasıl küfrü düşüyorsunuz böyle? Nasıl göz göre göre âyet-i kerimeleri çarpıtıyorsunuz? Nasıl göz göre göre insanların imanlarını kaşletiyorsunuz? İnsanları imandan uzaklaştırıyorsunuz? Hiç Allâh korkumuz yok. Hiç mi düşünmezsiniz mahşeri? Hiç mi affetmezsiniz? Nasıl hesap vereceksiniz? Zaten Cebrai’ni Aleyhisselâm’ı her halükarda görüyordum. Cebrai’nin gerçek mahiyetini, gerçek cevallini görmüş olsaydı ebediyen bayılır, bayılmazdı. Neden Cebrai’nin Aleyhisselâm’ın yüzünü görmek için o konca yolu kat etsin? Kulu, kulu diyor, kulu. Ayet-i kerime açın, kuluna vahye edeceğini vahyetti. Ve onun gördüğünü de gördüğü yalanlamadı.
Sebep neden yalanlamadı? Çünkü o Cenab-ı Hakk’ı tanıyordu, biliyordu. O güne kadar ve o günden sonra Allâh’ı en fazla bilen ve tanıyan Muhammed Mustafa’dır. Samolalü vesselam. Tanıdığını, bildiği aşina olduğunu gördü. O yüzden kalbi onu yalanlamadı. Çünkü daha önceki miraclarından tanıyordu. Aşinaydı, öncesinden biliyordu. Aşinaydı, daha geriye gideceğim. Ruhlar aleminden tanıyordu. Aşinaydı, kime secde ettiğini görmüştü. Daha ileri gideceğim, ilmi ilahiden tanıyordu. Arada Ayran’ın sabitiyeti konuşmuyordu. İlmi ilahiden tanıyordu, biliyordu. Aşinaydı. Hazret-i Ali radıyallâhu anh hazretleri, görmediğim Allâh’a secde etmem, görmediğim Allâh’a inanmam diyecek. Hz. Muhammed Mustafa tanımadığı bir Allâh’ı mı görecek?
O güne kadar tanımadığı, öyle mi? O güne kadar bilmedi, öyle mi? Tam da onlar bunu da demiyorlar. Diyor ki Cebrail de görüştü orada. Cebrail ona vahyetti. Cebrail onun ilahı mı? Cebrail onun tanrısı mı? Cebrail aleyhisselâm onun Allâh’ı mı? Ona vahyedecek. Zaten Cebrail’le mesela Kur’ân-ı Kerîm’i ona vahyediyor zaten, getiriyor. Miracı bu ne anlamı var o zaman? Ama miracı çıkıp tabiri caizse bu benim aklımın, kalbimin, ruhumun, sırrımın alacağı bir şey değil.
Sıfâtsal Tecellî — Cenâb-ı Hakk’ın Bazı Kullarının Bazı Sıfatlarında Hemhâl Olması; «Enel-Hak» Sözünün Sıfâtsal Tecellînin Sarhoşluğu Olarak Yorumlanması; «Sizin Taptığınız Cübbemin Altında», «Sizin Taptığınız Ayağımın Altında», «Var mı Benim Gibi Şân-ı Yüce» Veciheleri; «Hiçbir Velî, Hiçbir Mürşid-i Kâmil ’Ben Allah’ım’ Demez — Dediyse Delidir, Hak Cengiyâsını Yitirmiştir»; Mürşid-i Kâmilin Kalbinde Tecellî = Beytullâh’tan Daha İyi Adım Tezi; «Sen Beytullâh’ı Tavâf Etmeye Gidiyorsun, Tamam — Burayı (Mürşidin Kalbini) Tavâf Et» Diyalogu
Bakın o hali Allâh’ın iki yarı miktarı kadar yakınlaşmayı, yakınlaşmayı. Benim aklım, fikrim, ruhum, sırrım benim manam, manam ona yetmez. Bildiğim bir şey değil. Bu bir insanla yaklaşmak değil. Bu bir sıfatta hemhal olmak değil. Cenab-ı Hakk’ın sıfatında hemhal olur. Allâh’ın bazı mecliler, bazı kulları fil seviyesinde olanlar Allâh’ın bazı sıfatlarında hemhal olurlar. Sıfatsal bir tecelliyat yaşarlar. O yüzden Ene’l-Hak der. Sıfatsal tecelliyatın sarhoşuyla söyler. O yüzden der. Sizin taptığınız cübbemin altında der. Sıfatsal tecelliyattır. O yüzden der. Sizin taptığınız benim ayağımın altında der. Sıfatsal tecelliyattır. O yüzden der ki ben Allâh’ım demez. Var mı benim gibi şan-ı yüce der.
Var mı benim gibi Allâh diye yoktur. Hiçbir veli, hiçbir mürşid-i kamim ben Allâh’ım demez. Dediyse delidir o. Hak bir cengisini yitirmiştir. Nazar itibarı alınmaz. Ama sıfatlarda tecelliyat haktır. Enel Rezab der. Der. Ene’l-Hak der. Ene’l-Hak der. Bugün kudret de benim, kuvvet de benim der. Der. Ne tarafa bakarsan bak. Beni göreceksin der. Der. Nereye gidiyorsun? Hacca. Der ki şu parayı bırak buraya da. Yedi şans yap beni. Benim etrafımda Haccın hac der. Der. Der bakalım bunlara. Bir mürşid-i kamim’in der. Kalbinde tecelli etmek. Onun kalbine girmek, Bekullah’dan daha iyi bir adımdır. Der. Sen nereye gidiyorsun. Bekullah’a tavaf etmeye? Peki. Neyi tavaf edeceksin? Taş-ı toprağa gel der. Rabb benim için de tecelli ediyor.
Burayı tavaf et der. Der. Tamam. Kafası anlamayan bir kişi geliyor. Bunu der. Ama hiçbir kimse Allâh’tan başkasına kul değildir. Sen nasıl peygamberi Cebrail’e kul edersin? Nasıl o yaklaşmayı sen o Cebrail’e ve selama yaklaşıyor edersin? Hazreti Muhammed Mustafa’nın maneviyatının ruhaniyetinin, Hazreti Muhammed Mustafa’nın Allâh yanında sevgilinin yanına Cebrail’e ve selama yaklaşamaz. Cebrail’e ve selama yaklaşamaz. Yandı zaten. Ne dedi ey Muhammed? Ne dedi ey Muhammed? Benim yolum bu. Bundan sonra dedi sen yalnız geçeceksin. Sen ahmak profesör.
Münâfık-Sapkın İlâhiyatçı Tahşîdi — «Sen Müşrik Profesör, Müslüman Görünen Kâfir Profesör, Münâfık İlâhiyatçı»; Hz. Muhammed Mustafa’nın Mîrâç’ta Cebrâil’e Yaklaştığı İddiâsının Şirk Düzeyi; Para-Kitap Baskı Anekdotu — Mâson-Sebataistlere Şirin Görünme, 100 yerine 10.000 Adet Kitap Bastırma Karşılığı; «Mîrâcı Sattınız, İsrâ’yı Sattınız, Kur’ân’ı Sattınız, Hadîsleri Sattınız, Tertemiz İmanları Sattınız»; «Bir Deli Mustafa Çıkar Sohbette Söyler Diye Aklımıza Ucundan da Gelmedi» — Sohbette Bunu Açıkça Konuşma Cesareti; «Bağırdığımız Zaman Bir Tarafımızdan Bir Şey Bulacağız Diye Uğraşıyorlar»
Sen müşrik profesör. Sen Müslüman görünen kafir profesör. Sen bizdenmiş gibi görünen kafir ilahiyatçı, münafık ilahiyatçı. Sen nasıl söylersin? Hazreti Muhammed Mustafa’nın, Cebrail’e ve selama yandığını görmek için mirat ettin. Cebrail’e ve selamını gördü diye. Nasıl dersin ya? Ayeti nasıl eğit tükersin. Ahir zaman alimleri. Nasıl eğit tükersiniz? Ahir zaman alimleri. Sizler mahşerde, mahşerde hınzır gibi halkozluyken, Sizler mahşerde hınzır gibi halde olacaksınız. Hınzır hınzır. Birisi içki içti içti kardeşim. İçki içti, haram işledi. Birisi kumara ünlüdü kardeşim ya haram işledi. Birisi fuğuş yaptı ya haram işledi. Haram işledi. İyi onun haramı belli. Senin, senin dini çarpıttın. Sen ayeti çarpıttın.
Sen Allâh’ın diniyle oynadın. Sen Allâh’ın dinini çarpıttın. Birisi namaz kılmadı. Kılmadı ya kılmadı. İmanı iman. İçki içti ya haram ya. Nefsime uydum ya. Vur lan kadayı sen. Sen imanını muhafaza ettin müddetçe benden sen ya. Gel ağzının sahnesini ben temizleyeyim seninle. Ama sen dindar görünen profesör. Sen dindar görünen ilahiyatçı. Sapkın ilahiyatçı. Sapık ilahiyatçı. Sen müşrik ilahiyatçı. Nasıl söylersin miracı. Sen Tebrail aleyhisselâm’a bağlarsın ya. Kumaanla duymasan bunları zil cemki yanlış mı dinliyorum. Dün yok bir daha dinliyorum. Yok diyorum ya koca ilahiyatçı böyle söyler mi diyorum. Kefenkar kapalı her yer kapalı bir daha dinliyorum. Oturuyorum kendi kendime ağlıyorum üzülüyorum bir de.
Diyorum ya Rabbi. Böyle bir sananda gelmişiz diyorum ya. Ya koca ilahiyatçı diyorum bunu söylüyor. Başlıyorum eski ne kadar tefsir varsa hepsinde yayıyorum. Bir oda masanın üzerinde. Bakıyorum bir tanesi dememiş böyle bir şey. Kim demiş Abdüh demiş. Kim demiş Afgani demiş. Kim demiş Afgani’nin de o. Ve o Abdüh’un uzantıları olan ilahiyatçılar demiş. Neden? Masonlara şirin mi göründünüz böyle demekle. Sebat Eistlere şirin mi göründünüz böyle demekle. Ne yaptınız böyle söylemekle siz maaşlarınızı bir kat daha fazla mı attınız. Böyle söylemekle ne yaptınız siz. Sizin kitaplarınızı bastılar da. Kitap uyduruktan bir kitap 10 liraya kadar. Size 20 liradan para mı ödediler. Kitaplarınız hiç okunmuyor.
Hiç okunmadığı halde gidip de yayın emine. Normalde 100 tane kitap bastırılır. Size 10.000 tane kitap parası verildiğini bilmeyen Mustafa Ödman yok karşınızda. Evet. Para yüzünden sattınız. Neyi sattınız? Miracı sattınız. Neyi sattınız? İsra’yı sattınız. Neyi sattınız? Kuran’ı sattınız. Neyi sattınız? Hadisleri sattınız. Neyi sattınız? Tertemiz iman etmiş olan insanların imanlarını sattınız. Düşünmediniz hiç. Bir deli Mustafa çıkar bunları da sohbette söyler diye aklımızın ucundan da gelmedi. Birisi çıkar canlı canlı bunu bağırıp, geri sürmediniz. Zaten bağırdığımız zamanda bir tarafımızdan bir şey bulacağız diye uğraşıyoruz. Evet biz bağıracağız bunları. Biz bunları konuşacağız. Biz bunları söyleyeceğiz.
Biz Kuran’ın sesi olacaksa, hasreti Muhammed Mustafa’nın bugün için sesi olacaksa ve Adem’den bugüne kadar gelmiş geçmiş bütün Peygamberlerin vehirlerin, Mürşid-i Kamil’lerin sesi olacaksa evet biz hakkı bilip, hakkı haykıracağız ve bağıracağız.
«Biz Hakk’ı Bilip Hakk’ı Haykıracağız» — Susan Dilsiz Şeytan Olmama Tâlimi; Allah’ın Verdiği İlmi Sesimizin Dokunduğu Her Yere Haykırma Vazîfesi; «İsrâ ve Mîrâç Hem Rûhen Hem Bedenen Oldu» Tasdiki; Cenâb-ı Hak Kulu Muhammed’i Akıldan-Rûhdan-Sırdan-Bilgi Bağcımızdan Uzak Kendi Karşısına Aldı; İki Yay Miktarı Kadar Yaklaştırdı, Sattı, Kıymet Verdi, Yüceltti; Varlığın Bütün Derecelerini Gösterdi; Cebrâil A.S. — «Vazîfem Buraya Kadardı, Bundan Sonra Sen Yalnız Yürüyeceksin» Sözü
Susup dinsin şeytan olmayacağız. Susup dinsin şeytan olmayacağız. Bile bile hakikati göre göre Allâh’ın hakikati gösterdiğini karşılığını haykırarak da merkez. Allâh o ilmi kalbimize indirdi ise, o ilmi bütün insanlara sesimizin değdiği, sesimizin dokunduğu her yere haykıracağız. Evet İslam ve Miraç hem ruhen oldu, hem de bedenen oldu. Ve Allâh kulun Muhammed’ini akıldan uzak, ruhdan uzak, sırdan uzak, bizim bilgi dağcımızdan uzak kendi karşısına aldı. Ve iki daimiktari kadar yaklaştı. Ve ona sattı, ona kıymet verdi, ona değer verdi. Onu yüceltti, onu yücelerin yücesine çıkardı ve ona sattı. Tanrı-yüce Hayşin lütfetti, ikram etti, ihsan etti. Hz. Muhammed Mustafa’ya varlığın bütün derecelerini gösterdi.
Her şeyi ona, her şeyi Cebrail aleyhisselama anlattırdı. Ve varlık dediğimiz şey son buldu. Varlık kokusu kalmadı. Son vahlık kokusu Hz. Cebrail’di. Son vahlık kokusu oydu. Yaratılmış varlıkların içerisinde son merhaleydi. Ve Cebrail aleyhisselâm dedi ki, ey Muhammed benim vazifem buraya kadardı. Hiçbir peygamberin varlık aleminde hiçbir şeyin ulaşılamayacağı noktaydı. Cebrail aleyhisselamın geldiği o nokta. Beni vazife bitti dedi. Bundan sonra sen yalnız yürüyeceksin dedi. Onun vazifesi, bilen bildiklerini anlatmaktı. Hz. Muhammed Mustafa bilmiyordu onları. Ve varlık kokusu kalmadı. Hz. Muhammed Mustafa’nın da üzerinde Allâh varem varlık kokusu kalmadı.
Yaklaştırmanın Tarif Edilemezliği ve Dervişâne Yakınlık Tecrübesi — «Onu Hiçlikle Bile Tarif Edemiyorum, Hiçliğin Bile İsmi Var, Onun İsmi Yok»; «Mekânsız, Makâmsız, Adsız Bir Hâle» Ulaşma; «Geç Hiçliği Bul, Mekânsızlığı Bul» Tâlimi; «O Garibin Bir Mürşid-i Kâmil Bulamamış, Hiçliği Büyük Makam Zannetmiş»; «Aynanın En Saf Hâli» Geldi Tâbiri; Mustafa Efendi’nin İçtihâdı: «Hepsinden Geri Döneceğim, Onu Tarif Edemiyorum»; Bazı Dervişlerin Şeyhinde Fânî Olmanın Ötesinde Yakınlığı Derinlemesine Yaşaması; «Sen misin Şeyh, Omuzun mu Şeyh» Karıştırma Hâli; Hz. Muhammed Mustafa’yla Birlikte de Aramama; «Yalnızlık Derdi Sana Çatmaya Başlar» — Yaklaştıkça Çevredekilerden Kopma; «Hiçbir Şey Olmadığını» Hissetme
Onu hiçlikle anlatamayacağım. O hiçlikle değil. Çünkü hiçliğimin bir ismi var. Bunun ismi yok. Hiçliğimin bir ismi var. Derler ya buçluya ulaşacaksın diye. Ah yavrum sen daha hiçliğin heysin. Yavrum sen daha hiçliğin heysinden haberin yok. Hiçliğin ismi var. Sen isimsiz, mekansız, katsız bir hale ulaşan hal gaye diyemiyorum. Muhammed Mustafa’nın ümmetiysen hiçlikle bahsetmemize. Biz hiçliği çakmaç gibi bize bile koymadık. Yürü hiçlik dedin ne ki? Hiçliği de geç. Hiçlik de senin önünde perde. Ama o garibim bir mürşid-i kamil bulamamış. Bir seyri sülük eden bir kimse bulamamış. Hiçliği büyük makam zannetmiş. Büyük bir yer zannetmiş. Hiçliği bulacaksın demiş. Geç, mekansızlığı, makamsızlığı bul. ben o halin, Cenâb-ı Hak’la o yaklaşma halini, o yakınlaşma halini Hz.
Muhammed Mustafa’nın halini anlatmak bize düşmez. Ben onu hiçlikle dahil tarif edemiyorum. O varlık kokusuyla dahil tarif edemiyorum. Orada varlığın kokusu da yok. Varlığın kendisi de yok. Hiçbir şey yok veya hiçbir şey değilim biz. Hiçbir şey değilim. O dahil anlatmaz. Cenâb-ı Hak onu öylesine yaklaştırdı kendine. Öylesine yaklaştırdı. Öylesine yaklaştırdı ki hiçbir şey kalmadı. Aslında dilimin ucuna kadar da söyleyemiyorum. Aslında kendisinden başka hiçbir şey kalmadı. O kadar yaklaştırdı onu, o kadar yaklaştırdı, o kadar yaklaştırdı ki belki de aynanın en saf hali geldi. O dahil anlatmak mümkün değil. Onu da öyle tarif edemeyiz. Mümkün değil. Neyle tarif edersem e değil, her tarifimden geri döneceğim.
Ben sabaha kadar burada o yakınlaşmayı neyle tarif edersem e değil, hakkınızı helal olsun. Hepsinden ben geri döneceğim. Onu tarif edemiyorum çünkü. O yaklaştığı için bazen böyle ders çekerken, dua ederken ikiniz de bir sıcaklık olur ya böyle hissedersiniz. Bir ateş yanar böyle bir sıcaklık olur. Yaklaştığınızı hissedersiniz. Bir şeye yaklaşırsınız ya. onu tarif edemez insan. Bakın biz onun küçücünü yaşıyoruz, küçücünü yaşarken tarif edemiyoruz. Artık bunun tarifi mümkün değil. Bazen anlıyım dervişler seyirci sürüklere de bu yaklaşmayı böyle daha derinlemesine yaşarlar. Mesela şeyhine yaklaşıyorlar. bu fena fi şeyhin ötesindedir aslında. fena fi şeyh olur. Eline bakar şeyhin, üstüne bakar şeyhin, üstüne.
Bu ondan ileridir. Böyle şeyhinde fani olmak, Allâh’ın adı böyle şeyh olmak da değildir. O yakınlığı derinlemesine yaşamaktır. Ve bir anda öyle olur. Sen misin şeyh, omuzun şeyh. Böyle sen karıştırırsın bir tarafta. Dili peresenlik olur. Bir şey de diyemezsin, bir şey de yapamazsın. O mu yapmadı, bu mu yapmadı dersin. O yakınlık böyle ilerledikçe ilerler. İlerledikçe ne şey olur, ne sen kalırsın. Bir bakarsın ki Hz. Muhammed Mustafa orada. Hz. Muhammed Mustafa’yla birlikte de aramazsın. Ona da yakınlaşma devam ederse, yaklaştıkça yaklaşırsın, yaklaştıkça yaklaşırsın bunu anlatamazsın. Anlayamazsın, kelimeye dökenazsın, cümlelere dökenazsın bunu. Anlatacaksın kimsenin yoktur senin. Kendi kendine yaşarsın, dağ anlatırsın olmaz, taş anlatırsın olmaz, ağaç anlatırsın olmaz, bir garip şekilde olursun.
Yalnızlık derdi aslında kula çatmaya başlarsın. Kim ki senin derdin ne olacak onu. Ondan sonra dersin ki nasıl yaşıyorlar bunlar. O zaman Hz. Muhammed Mustafa’yla birlikte de dahi ararsın. O zaman İsrail ararsın az bir şey, o zaman Azmişehir ararsın. O yalnızlığını çünkü senin götürecek, o yalnızlığını senin bilecek. Canlılar da hiç kimse yoktur etrafında. yaklaştıkça yaklaştı, yaklaştıkça yaklaştı. Daha doğrusu yaklaştırıldı. Onu kendine çektikçe çekti. Orada çünkü bir abd’ın olduğuna inanmıyorum, oradaki bir kalbin olduğuna inanmıyorum. Orada bir ruhun olduğuna inanmıyorum, orada bir sırrın olduğuna inanmıyorum. Orada herhangi bir şeyin olduğuna inanmıyorum, bir idrakin olduğuna inanmıyorum.
O yaklaştırılmada, o Hz. Muhammed Mustafa’nın da bir dahli olduğuna inanıyorum. Onu yaklaştırdıkça yaklaştırdı, yaklaştırdıkça yaklaştırdı. Biz anlayalım dedik ki iki yay mesafesi katar dedi. yakinin de yakini, yakinin de yakini. Biz anlayalım diye iki yaydan örnek verdi bize. Ne kadar yaklaştırdı bilmiyoruz. Ama iki yay dediğine göre demek ki bir sınır yok burada. Ve o kadar yaklaştı ve ona kendini gösterdi, nasıl gösterdin sen. Ve o gördü. Gördü. Ve gördüğünü gördüğü yalanlamadı. Çünkü tanıdığıydı, çünkü bildiğiydı. Çünkü aşina oldu. Tanıdığını bilmedi olsaydı hayrette kalırdı zaten. Şaşırırdı, şaşkınlaşırdı. O bizim gibi zayıf kullar içindir, hayrette kalmak. Hz. Muhammed Mustafa’nın salallahu aleyhi ve sellem için hayrette kalmak yoktur.
O hangi perdeye geçerse geçsin, hangi perdeye geliyorsa yüzününün yüzünün onun hayreti yoktur. O tanır, o bilir Allâh’ın eziyeler. Ve yaklaştıkça yaklaştı, ve yaklaştıkça yaklaştı. Ve o onu tanıdığı bildiği, kalbi de buna yalanlamadı, gördüğü yananlamadı. Çünkü Hz.
İbn-i Abbâs Hadîsi (Müslim Sahîh’i) ve «Tartışacak Mısınız?» — Dört Abdullâh: Abdullâh b. Abbâs, Abdullâh b. Ömer, Abdullâh b. Ebî Bekir, Abdullâh b. Mes’ûd; Çocuk Yaşta Hz. Peygamber’in Tedrîsâtından Geçenler; Müslim’in İki Tarîkten Rivâyeti — «Onu (Rabbisini) Kalbiyle Gördü», «İki Sefer Onu Gördü»; Hz. Ali R.A.’ın «Görmediğim Allah’a Secde Etmem» Sözü; «Hz. Muhammed Mustafa Tanımadığı Bir Allah’ı mı Görecek?» — Aşinalık Ruhlar Âleminden, İlm-i İlâhî’den Geliyor; Cenâb-ı Hak’tan İhtâr: «Onun Gördüğü Şey Üzerinde Onunla Tartışacak Mısınız?» — «Bilmediğiniz, Uzak Olduğunuz, Anlamadığınız, Anlayamayacağınız, Ulaşamayacağınız Bir Şey»; Hz. Muhammed Mustafa O Sırrı Bile Anlatamadan Bu Dünyadan Göçtü Gitti; Göz Açıp Kapatıncaya Kadar Bir Zaman Mefhumu, Yolcunun Bir Ağaç Dibinde Gölgelendiği Kadar Tâbiri
Abbas’ın oğlu Abdullah diyor ki, sahabenin büyük âlimlerinden birisi, Hazret-i Peygamber sanrıluğullahu aleyhi ve sellem hazretlerinin dizinin dibinde yetişmiş. Çocukluğundan itibaren onun ilgisini almış. Onun tedbirsatından geçmiş. Dört Abdullah’dan en muhteşem olanlarından birisi. Bu dört Abdullahlar çok önemlidir. Birisi Abbas’ın oğlu Abdullah’dır. Birisi Ömer’in oğlu Abdullah’dır. Birisi Hazret-i Ebû Bekir’in oğlu Abdullah’dır. Bu Abdullahlar, çocuk yaşta diyebileceğimiz zaman Müslüman olup, Hz. Muhammed Mustafa’nın tedbirsatından geçmiş. O Müslüman hadîsleri sahihinde diyor ki, Müslüman rivayet ediyor. Hz. Abbas’ın oğlu Abdullah diyor ki, onun tanıdığı kalbi, onu tasdik etti. Bu ayeti kerimi onun yanında okuyurken, o diyor ki, o iki sefer onu gördü çünkü.
İki sefer diyor, Rabbisini gördü. Rabbisini aşına aldı. Bu diyor, bu âyet-i kerîme ikinci görüşüydü. O yüzden onu tanıdı diyor, o yüzden onu bildi. Bu hadislerdeleri yok sayıyorlar. Yine Müslüman başka bir kanaldan rivayet ediyor. Onun gördüğünü, gönül yalanlamadı. Ve anda olsun ki, onu bir de diğer inişte görmüştü ayetten şöyle dedi, Allâh Resûlü’nü kalbiyle ve hatta Allâh Resûlü onu iki sefer gördü. Ve onun görmesinin aslında sınırlaması da mümkün değil. Hz. Muhammed Mustafa’nın Allâh’ı görmede sınır koymamız da mümkün değil. Onlar ayeti kerimede iki sefer geçtiği için onu öyle söylüyorlar. ayeti kerimeli. Kur’ân, iki sefer onun gördüğünü söyleyince, onlarda diyorlar ki, Resûlullâh sallallâhu aleyhi ve sellem haddettir Allâh’ı iki sefer gördü.
O yüzden o birincisini yeryüzünde olduğunu, ikincisini de, ikincisinin de bu mirac hadisesi olduğunu söylüyor. Ve âyet-i kerîme net, Cenâb-ı Hak diyor ki, Cenâb-ı Hak diyor ki, onun gördüğünün üzerinde tartışacak mısınız? Bilmediniz, uzak olduğunuz, anlamadığınız, anlayamayacağınız, ulaşamayacağınız bir şeyi neden tartışırsınız? Boşuna tartışırsınız, boşuna konuşursunuz. Çünkü o iki yay mesafesi kadar yakınlaşmayı, varlığın herhangi bir zerresi ulaşamaz. Hazreti Muhammed Mustafa’nın haricinde oraya ulaşan, Hazreti Muhammed Mustafa’ya kadar kimse olmamış. Hazreti Muhammed Mustafa’dan sonra da bir kimsenin o hale gelmesi mümkün değil, ulaşması mümkün değil. Cenâb-ı Hak ayeti kerimede tartışmaya sormuyor.
Diyor ki, onun gördüğün şey üzerinde kendisiyle tartışacak mısınız? Onun gördüğü şeyi çünkü o kendisi de anlatamayacak. O kendisi de söyleyebilecek. Çünkü bu da onun sırrı. O da bu sırrı hiç kimse açıklayamadan bu dünyadan götürüp gidecek. O da bunu anlatamadan göçtü gitti. O da bunu anlatamadan yürüdü gitti. O da bunu ki kimseye anlatamadı, düşünebiliyor musunuz? Kimseye tarif edemedi. Ve içinde kocaman bir sır deryası, habire o öte aleme yol yürümek için habire yollaradı. Demeden an be an o halin tadıyla devamlı öteye yürümek için şu dünyada bir şey oldu. Cenâb-ı Hak denilen, kendi tabiriyle göz açıp kapatıncaya kadar ki zaman zarfı olan, kendi tabiriyle yolcunun bir ağaç dibinde gölgeleneceği kadar bir zaman olan, iki tane zaman geleni çıktı sonra bunu konuşuruz.
Böyle bir zaman içerisinde dahi o kısacık olduğunu kendisi söylerken, kendisi bu dünyadan öteye gitmek için can atar hale geldi. Evet, ben bir sürü şey hazırlamışım. Hakkınızı helal edin. Benim anlatacak mecarik kan var. Uzaktan, yakından geldiniz. Birinde yaşım geçiyor artık. Ben de bazen söylemiyorum gereken şeyleri söylüyorum herhalde. Birden dilimde ayandığım canı kesiliyor. O yüzden tekrar hakkınızı helal edin. Bir daha kandil ne zaman? Şahı Merdan’ın 15’inde mi? 6 Mart. İnşaAllah Şahı Merdan’ın 15’inde tekrar bir kandilde buluşuruz. Bu arada bugün aramızda değil de, deprem konuyu değiştireyim. Depremzade kardeşleri deprem bölgesine malum yardım amaçlı bir şeyler toparlanmıştı.
Hitâm — Bir Sonraki Kandil 6 Mart Şâh-i Merdân’ın 15’i (Berât Kandili’ne İşâret); Deprem Bölgesinden Henüz Dönmemiş Ekibe Duâ — Cafer-Adnan-Yunus-Sezgin Gümrükçü Derviş’in (Çarpılmasıyla) ~20 Kişilik Grup; «Adrese Teslim, Çadır Çadır, Yıkıntı Yıkıntı» Şiârı; Hâcı Zâfer’e Vakıf Tâlimi: «Elden Eve, Evden Eve, Çadıra Doğrudan Götürme; Gece Kapısına Bırakma, Zile-Kapıya Hızla Yürüyüp Gitme»; 1999 Marmara Depremi Anekdotu — Milyarder Dükkân-Daire Sahibinin Çadırda Bir Battaniye Beklemesi, «Biz Zengindi» Hatırâsı; Gösterişsiz-Medyasız-Reklâmsız Hizmet — «Fukarayı Sabırın Olan Yerlere»; Telefonda Hâcı Zâfer’le «Cuma Çıkın Gelin» — «Bir Gün Daha Müsaade, Heyecan Var, Vazîfeyi Tam Yapmak» Diyalogu; Cumartesi Öğleden Sonra Dönüş Plânı; Helâlleşme («Aranızdaki Alışverişler-Ticâret-Borç Hariç Hakkınızı Helâl Edin»); «Affedilmiş, Mağfiret Edilmiş, Emânına Alınmış Kullarından Eyle» Hitâm-ı Duâsı, Selâmün Aleyküm
Cafer, Adnan, Yunus, yaklaşık 20 kişilik arkadaş grubu, bir de bizim gümrükçü, Neydi adı ya? Sezgin. Sezgin de derviş oldu çarpıldı. Bir dakika bir bölgün adam Erzak’ı öğretmeye gitti. İmtihan bu işler ya, Cenâb-ı Hak ona da yardım etsin inşaAllah. Oraya gittiler gerçekten zor şartlar altında orada da öğretim yapıyorlar. Bir de bizim şeyimiz de böyle, şihanımız da biz böyle indi ki adrese teslim yapacağız. Orada adrese teslim yapıyorlar. Tabriza ise çadır çadır dolaşıyorlar. Nerede bir yıkıntı var oraya gidiyorlar, nerede bir çadır var oraya gidiyorlar. Her yerden dağıtıyorlar, herkesin yerinden. Gerçekten zor bir iş yapıyorlar. Gerçekten zor bir iş yapıyorlar. Oranın zorluğunu, oranın sıkıntısını da uzaktan yakından biliyorum.
Çok zor bir iş yapıyorlar inşaAllah. Allâh’tan bir şey gelmezse yarın böyle gibi toparlanırız gerçekten. Onlar aramızda yoklar. İnşaAllah dua edelim kazansız belasız, sıkıntısız inşaAllah. Yarın yola çıkın inşaAllah aramıza katılsınlar. Bu arada herkes buraya toplamışken büyük bir çoğunluk. Hepinizden Allâh razı olsun maddi, manevi. Ne diyorlar bir de eşya, ayni. Bütün katkılarınızdan dolayı, çalışmalarınızdan dolayı, canlarınızdan dolayı, gayretlerinizden dolayı hepinizi ayrı ayrı teşekkür ediyorum. Kim bir iyilikte bulursa Allâh ona on kat, yedi, yüz kata kadar sevap verir, karşılık verir. Cenab-ı Hakk’a ettiklerimize karşılık sayısın inşaAllah. Âmîn. Haklarınızı bana helal edin. Bütün da helal olsun inşaAllah.
Aranızdaki alışverişler, ticaretler hariç birisinden borç alıp borç atmışsınızdır. Bundan hariç birbirinize haklarınızı helal edin. Birbirlerinizi haklarınızı helal edin. Birbirlerinizi haklarınızı helal edin. Bana da hakkınızı helal edin. Ben de hakkım helal olsun. Bir bakıyorsanız deprem oluyor. Sabahı kimse kimseyi görmüyor. Yıkılıyor. Küssük, garibinlik, hak-hukuk. Sen şunu dedin, sen bunu da dedin. Hepsi de bir anda göçüğün altında kalıyor. Dün zengindin, bugün göçüğün altındasın. Dün milyarları hükmediyordun. Bugün birisi bir battaniye getirsin diye bakıyorsun. 99’lık depreminde böyle bir bizim taaduz kardeşlerimiz, arkadaşlarımız, onlar bir kimse vardı. Dedi ki benim altı, bilmiyorum kaç bin kare dükkan, üstü şu kadar daire benim yerim var dedi.
Ben seni yüz yüze tanımadım, sen de beni tanımıyorsun dedi. Duydum ben seni bebeğim, bana anlattılar. Fart et dedi. Biz zengindiz, biz zengimiz. Ben bunu hiç unutmadım. Benim mağazam şöyle mağazam yukluydu, şöyleydi böyleydi. Benim kocaman bir bina var, bir dama var, bir bina böyle. Ben de böyle bir bina var, bir bina böyle. Ben de böyle bir bina var, bir bina böyle. Böyleydi. Benim dedi kocaman bir bina vardı, dairem vardı, dairelerim vardı. Şu kadar kira gelirdi mi abi? Şimdi dedi benim bir emekli maaşım vardı. Şu anda dedi o yıkıntının karşısına dedi. Bir tane dedi, zorla bir çadır bulduk dedi. Biz dedi hanımla dedi, çocuklarla canımızı kurtardık, bize şükrediyoruz dedi. Bakıyoruz dedi yardım tırlarına.
İsteyemiyoruz da dedi, birisi gelir buraya çadırınıza bir şey koyar mı diye bekliyoruz dedi. Bu 99 depreminde bana ders olmuştu. Ben vahkı niçanesinde bir şey yaptıracağım zaman, yapan arkadaşlara ettireyim, bir kime ne yaptığınızı kimseye söylemeyeceğimiz. Bir, kime ne yaptığınızı kimseye söylemeyeceğimiz. İki, gece kapısına bırakacağız. Kimse görmeyecek, kimse duymayacak, kimse bilmeyecek. Sen gece gideceksin, onun kapısına bırakacaksın. Bir haber vereceksin, bir başkası alıp götürmesin diye. Zile basacaksın, yürüceksin, gitsen. Veya kapısını tıklatacaksın, yürücen, gitsen. Cenâb-ı Hak’a hamdolsun. Yaklaşık böyle bir haydi ailemiz var. Bu bize tabi bir şiar oldu, bir ders oldu. Ben Hacı Zafir’e dedim ki, Hacı Zafir, dedim yapabiliyorsanız elden eve, evden eve, çadırlara.
Ama dedim bir güvenlik söz konusu olursa, bundan anlatılmaz güvenlik safiyetleri, devleti zaafa uzatmamak için. Böyle bir şey olursa, aha da bırakın beni de. Hamdolsun onlar zoru başarıyorlar şimdi. Zoru başarılırken, o videoları bu yüzden paylaşıyorum. gecenin karanlığında fenerle, çatır çatır, herkesin yapabileceği bir şey değil. Çünkü adam soyguna mı geldi der, ateş eder sana. Namusuna mı geldi der, ateş eder. Herkes tedirgindir, haklıdır tedirgin olmamda. Güvenlik safiyeti var zanneder, bakmışsın adam baltayı tarayı kapmış, seni vurmaya geliyor. Ve bu zoru başarıyorlar, çadır çadır, tabur cahisi köy köy. Önemli olan gidilmeyen yerlere gidilmek değil, gidilmeyen yerlere gidiliyor. Gösterişi olmayan, medyanın olmadığı, basının olmadığı, reklamın olmadığı, bizden fukarayı sabirin olan yerlere gidiyorlar.
Yıkılmış belli, bahçesine de çadır kurmuş, adam kendi eline dahi giremiyor. Onlara gidiyorlar, tabur böyle olunca da iş uzadı. En son ben onlara dedim ki bu cuma da çıkın gelin, gidelim dedim afata bırakın kalanları, çıkın gelin dedim. Bana şunu dedi, efendim gerçekten heyecan olacak dedi, biz memnunuz burada dedi, bize bir gün daha müsaade, biz kalanadık dedi, kendi ellerini de dağıtalım böyle gelin. Baktım böyle sesi titriyor, vazifeyi tam yerine getirmek istiyor. Dedim tamam hacı Zafer, sana bir gün daha müsaade, arabayı ona göre ayarlayın o zaman telefon açın dedim. Cumaatisi günü, öğlen, bir ay öğlenden sonra toparlanıp gelin artık dedim. Öyle toparlanıp gelecekler ki inşallah. Dedim tabii iç dünyamın bir kısmı da orada, bu ara.
Onlarla ama başlarına bir şey gelmesin diye böyle bir kendi kendime teyakkuzdayım. Ondan sonra inşallah başlarına bir şey gelmeden dönsünler, sizler de dua edelim inşallah. Haklarınızı helal edin. Rabbim cümlemizi günahlarının affeylesin. Cümlemizi aff-i mağfret eylesin. Cümlemizi aff-i mağfret eylesin. Cümlemizi de kendi emarnına aldığı kullarından eylesin. Cümlemizi kendine dost eylesin. Habibine dost eylesin. Dostlarına dost eylesin. Selamünaleyküm.
KAYNAKÇA
- İsrâ Sûresi 17/1 — «Subhânellezî esrâ bi-abdihî leylen mine’l-mescidi’l-harâmi ile’l-mescidi’l-aksâ ellezî bâraknâ havlehû li-nüriyehû min âyâtinâ; innehû huve’s-semîu’l-basîr»: «Kulunu bir gece Mescid-i Harâm’dan, çevresini bereketli kıldığımız Mescid-i Aksâ’ya yürüten (Allah) noksan sıfatlardan münezzehtir. O her şeyi en iyi işiten ve görendir». Mîrâç-İsrâ mucizesinin Kur’ânî sabit deliline.
- Necm Sûresi 53/8-18 — «Fe-kâne kâbe kavseyni ev ednâ; fe-evhâ ilâ abdihî mâ evhâ; mâ kezzebe’l-fuâdü mâ raâ; efe-tumârûnehû alâ mâ yerâ»: Hz. Peygamber’in Cenâb-ı Hak’la iki yay miktarı kadar yâhud daha yakın oluşu, kuluna vahyedeceğini vahyettiği, gördüğünü kalbinin yalanlamadığı ve gördüğü üzerinde tartışılmaması gereken esrâr.
- Mîrâç Hadisleri (Mütevâtir) — Buhârî, Bedü’l-Halk 6, Menâkıbü’l-Ensâr 42, Tevhîd 37; Müslim, Îmân 259-282 (en geniş Mîrâç bahsi); Tirmizî, Tefsîr 17/3346; Nesâî, Salât 1; Ahmed b. Hanbel, Müsned I/231, III/148, V/143. Burâk bineğinin tasviri, Mescid-i Aksâ’da peygamberlere imâmlık, semâlardaki Âdem-Yahyâ-Yûsuf-İdrîs-Hârûn-Mûsâ-İbrâhîm A.S. ile karşılaşma, Sidretü’l-Müntehâ ve Cebrâil’in vazîfesinin sona ermesi.
- İbn-i Abbâs’ın Rü’yet Hadisi — Müslim, Îmân 285, 287, 290 (Ebu’l-Âliye, İkrime ve Ebu Sâlih tarîkleriyle): «Mâ kezzebe’l-fuâdü mâ raâ» âyetinin tefsîrinde Abdullâh b. Abbâs’ın «Resûlullah Rabbisi’ni iki sefer kalbiyle gördü» rivâyeti; Hz. Âişe vâlidemizin «Hiç görmedi» itirâzı (Müslim, Îmân 287) — iki rivâyet arasındaki âlimlerin telif gayretleri (İbn Teymiyye, Mecmû’u’l-Fetâvâ VI/509).
- Hz. Hatîce Annemiz’in Vefâtı (3 sene Hicret öncesi, 619 mîlâdî) — İbn Hişâm, Sîretü’n-Nebî II/40-44; İbn Sa’d, et-Tabakât VIII/14; Beyhakî, Delâ’ilü’n-Nübüvve II/353. Aynı yıl Ebû Tâlib’in vefâtı — bu yıl «Senetü’l-Hüzn» (Hüzün Yılı) olarak adlandırıldı; Mîrâç bu hüzün-i şedîdin ardından Cenâb-ı Hak’ın tesellisi olarak tahsîs edildi (İbn Kayyim, Zâdü’l-Meâd III/19).
- Üç Mîrâç Tasniifi (Sufi Telakkîsi) — Muhyiddîn İbn Arabî, el-Fütûhâtü’l-Mekkiyye III/340-360 (Mîrâç bahsi): «Mîrâcun rûhânî, Mîrâcun cismânî, Mîrâcun bi’l-cismi ve’r-rûhi maan»; Aziz Mahmud Hudâyî, Câmi’u’l-Fadâ’il: hâl-bedenî mîrâçların basamak sıralaması; Şeyh Abdülkâdir Geylânî, el-Gunye li-Tâlibi Tarîki’l-Hak: peygamberin sıkıntılı dönemde mucizelerle desteklenmesinin adetullâhı.
- Diğer Peygamberlerin Mucizeleri — Yûnus A.S.: Sâffât 37/139-148, Enbiyâ 21/87-88; Yûsuf A.S.: Yûsuf 12 (tüm sûre); İbrâhîm A.S.: Enbiyâ 21/68-70 («Ey ateş, İbrâhîm’e karşı serin ve selâmet ol»); Mûsâ A.S.: Şu’arâ 26/63 (asânın denizi yarması), A’râf 7/143 (Tur’da görüşme, «Lin terânî»); Dâvud A.S.: Bakara 2/251 (Câlut’un öldürülmesi); Süleyman A.S.: Neml 27/15-44, Sebe’ 34/12-14 (cinler-kuşlar saltanatı); Îsâ A.S.: Mâide 5/110-115 (gökten sofra, ölü diriltme), Âl-i İmrân 3/49.
- «Esrâ» Lâfzı ve Bedenî Yolculuk — Râgıb el-İsfahânî, el-Müfredât: «Esrâ» = «yürüttü, gece yolculuğu yaptırdı» (gece-aktif yürütme, hâlimî/rüyâ değil); Zemahşerî, el-Keşşâf; Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb: lafzın bedenî yolculuğa delâleti; Süyûtî, el-Hasâis el-Kübrâ: müşriklerin Mîrâç’a inanmaması Hz. Ebû Bekir’in «Sıddîk» lakabını kazanmasının sebebi.
- İkinci Mîrâç Güzergâhı (Medîne-Sînâ-Beytülleham-Aksâ) — Nesâî, Sünen‘de Enes b. Mâlik tarîkiyle: Cebrâil’in dört durakta indirip namaz kıldırdığı tasavvuru — Medîne (Hz. Peygamber’in hicret edeceği yer), Tur-i Sînâ (Mûsâ A.S.’ın ağacı), Beytülleham (Îsâ A.S.’ın doğum yeri), Mescid-i Aksâ. Bu rivâyet Aclûnî, Keşfu’l-Hafâ‘da da var. Sufî yorumu: peygamberlik mîrâsının-müktesebatın temellüğü.
- Burâk Bineğinin Tasviri — Buhârî, Tevhîd 37; Müslim, Îmân 259: «Burâk — eşekten büyük, katırdan küçük, ön-arka uzun adımlı, gözünün ulaştığı yere bir adımda varan bir binek»; İbn Hişâm; İbn İshak, Sîre: bineğin tasviri; modernist itirâzlara karşı Mehmed Hamîdullah, İslâm Peygamberi: bedenî yolculuğun savunması.
- Mîrâç’ın Bedenle/Rûhla Olması Tartışması — Bayraktar Bayraklı, Yeni Bir Anlayışın Işığında Kur’ân Tefsîri: «Mîrâç rüyâ-uyanıklık hâli» tezi; Süleyman Ateş, Yüce Kur’ân’ın Çağdaş Tefsîri: benzer rüyâ tezi; Mustafa İslâmoğlu, Hayat Kitabı Kur’ân: kısmî rûhânî yorum. Klâsik ulemâ konsensüsü: Süyûtî el-İtkân; İbn Kesîr, Tefsîr; İbnü’l-Kayyim, Zâdü’l-Meâd: bedenî-rûhânî bütünlük (Ehl-i Sünnet’in cumhûr görüşü).
- Sıfâtsal Tecellî ve Enel-Hak — Hallâc-ı Mansûr (ö. 309/922) Tâsîn’es-Sırâcı; «Enel-Hak» nidâsı; Bâyezîd-i Bistâmî (ö. 234/848) «Sübhânî mâ a’zame şânî»; Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî, Mesnevî II/2520-2540: Hallâc’ın «Enel-Hak» şathiyesinin sıfâtsal tecellî olarak yorumu; İmâm Rabbânî, Mektûbât I/41 (Mektûb 31): vahdet-i şuhûd çerçevesinde sıfâtsal sarhoşluğun şer’î çerçevesi; Sâfî Arvâsî, Reşahâtü Ayni’l-Hayât‘tan tercüme: mürşid-i kâmilin kalbinde Hak’kın tecellîsi.
- Mürşid-i Kâmilin Kalbinde Tecellî = Beytullâh — Şeyh Sa’dî, Bostân: «Bir gönlü tavâf etmek, bin Kâ’be’yi tavâftan üstündür»; Yûnus Emre, Dîvân: «Gönül Çalab’ın tahtı / Çalab gönüle baktı»; Niyâzî Mısrî, Dîvân-ı İlâhiyât: «Bir kâmilin gönlüne girmek, Hak’kın evine girmek»; Aziz Mahmud Hudâyî, Tezâkir: «Mürşid-i kâmilin sînesi Beytullâh-ı mânevîdir».
- Mîrâç’ın Tarif Edilemezliği — Hiçliğin Ötesi — İbn Arabî, Fütûhât IV/256: «Hiçlik dahi bir esmâdır»; Aziz Nesefî, el-İnsânu’l-Kâmil: mekân-makâm-adın ötesinde «mâhiyetsiz” hâl; Necmüddîn-i Kübrâ, Fevâ’ihu’l-Cemâl: yakınlığın derecelerinin tâlim edilmesi (Bekullâh, Likâ’ullâh, Vasl-ı Hak); Şeyh Abdülkâdir Geylânî Sırrü’l-Esrâr: «Cenâb-ı Hak Resûlü’nü kendine öyle yaklaştırdı ki, Resul’le Hak’kın arasında varlığın hiçbir zerresi kalmadı».
- 1999 Marmara Depremi Tanıklığı — 17 Ağustos 1999 Gölcük merkezli 7.6 büyüklüğündeki deprem; resmî 17.480 vefât, 50.000+ yaralı, 250.000 evsiz; Mustafa Efendi’nin kendi tanıklığı: çadırda «bir battaniye» bekleyen eski milyarder dükkân-daire sahibi anekdotu; «Sadaka veriliş edebi: gizli, mahcûp etmeden, gece kapıya bırakıp uzaklaşma» şiârının kaynakları: Buhârî, Zekât 33; Müslim, Zekât 91 («Sağ elinin verdiğini sol eli görmesin»); İmâm Gazâlî, İhyâ I (Esrâr-ı Zekât).
- Mahmud Sâmî Ramazânoğlu Sebebleri — «Sebep yiyiciliği değil, sebepleri ihmâl etmemek»; Bediüzzaman, Sözler: «Sebepleri kaldıramazsın, ama Allah’a tevekkül edersin»; Mustafa Efendi’nin Şeyh Abdullah Gürbüz Efendi’den (ö. 1428/2007) aldığı «adrese teslim, gece bırakma, çadır çadır» dağıtım edebi; Hâcı Zâfer’in Vakıf’ta uygulaması — 2023 Şubat Maraş depremi yardımının bizzat gece kapıya bırakma yöntemiyle yapılması.
- Hitâm: Berât Kandili (15 Şa’bân) — Mustafa Efendi’nin işâret ettiği «Şâh-i Merdân’ın 15’i — 6 Mart 2023» (15 Şa’bân 1444/Berât Kandili); İbn Mâce, İkâmetu’s-Salât 191 (Berât gecesinin fadileti); Beyhakî, Şu’abu’l-Îmân; Aziz Mahmud Hudâyî, Câmi’u’l-Fadâil: Berât gecesinde tövbe-zikir-istiğfâr edebi; Hatm-i Hâcegân töreninde Berât gecesinin yeri.
Tasavvuf hakkında daha fazla bilgi için tıklayınız.
İlgili Sözlük Terimleri: Hâl, Makâm, Mürşid, Zikir, Tevhîd, İhsân, Kalb, Sünnet. → Tasavvuf Sözlüğü’nün tamamı