Perşembe, 14 Mayıs 2026
YOLUMUZ NÜBÜVVET YOLUDUR

Mustafa Özbağ

İrşad & Tasavvuf · Resmî Site
Soru/Cevap ·

2023 Sohbeti #85 — Mâverdî: Din ve Devlet İkiz Kardeştir

Mustafa Özbağ Efendi'ye sorulan soru ve cevabı: 2023 Sohbeti #85 — Mâverdî: Din ve Devlet İkiz Kardeştir. Tasavvuf, ahlâk ve günlük hayata dair açıklama.


Table of Contents

Açılış — Eûzü-Besmele, Efdalü’z-Zikr Tevhîd, Hayat-Ömür Niyâzı; «Hakk’ı Hak Bilip Hak Yolunda Mücadele Edenlerden Eyle» Duâsı; Hakan Kardeşle İçeride Yapılan İçtihâd Analizinin Soru-Cevap Formatına Dönüşmesi; Mâverdî’nin Vecîz Ölçüsü: «Ed-dînü ve’d-devletü tev’emânî lâ yefterikân» (Dîn ile Devlet İkiz Kardeştir, Ayrılmaz); Milâdî XI. Asrın Hicrî IV-V. Asra Tekabülü; «Adem’den İtibaren Dîn Devleti Başıboş Bırakmamış, Devlet de Dindarları Başıboş Bırakmamıştır» Tahkîki; Dindarların Güç İçin Devlete, Devletin Tebaayı Yönetmek (Ütmek Değil) İçin Dine İhtiyacı; «Yönetmek» ile «Ütmek» Arasındaki Modern Devlet Farkı; Osmanlı’nın Son İki Yüzü Öncesi Teşkilâtı; Bütün Devletlerin Tebaayı Yönetmek İçin Dini İstismarı ve Kendilerini Dindar Göstermesi

Eyyüzzü billahi minel şeytanirracim, Bismillâhi’r-Rahmâni’r-Rahîm, Eftalil zikir, fa’lemennahu Lâ ilâhe illâllah Hak Muhammedün Resûlullâh cemiyenen biyacı vel mürselin ve’l-hamdülillâhi Rabbi’l-âlemîn Selamun aleyküm Allâh gecenize hayırlı eylesin. Rabbim ömrünüzü hayırlı eylesin. Aynınızı yılınızı ömrünüzü hayırlı eylesin. Cenâb-ı Hak cümlemizi ve cümle ümmet-i Muhammed’i Hakk’ı, Hak batılı batıl bilenlerden eylesin. Hakk’ı Hak bilip Hak yolunda mücadele eden, batılı batıl bilip batıla karşı cihâd eden kullarından eylesin. Biz içerde Hakan arkadaşlarla kardeşlerle hafiften böyle bir analiz babında konuşturduk, sohbet ettik. Ben soru olduğunu bilmiyordum. Bana bir iki hadi hadi deyince sonra çıkardı cebinden gene soruları.

Sen dakika bir burada başlangıçta yine sıkıntılı bir söz kullanmışsın buraya. Bak sorumlusu sensin soruları soran da sensin. Evet. Konu hakkında bir bilgimiz yok neyle alakalı? Neyle alakalı? İştahatlerle alakalı çalışma yapıyordu ama iştahatlerle alakalı değil herhalde bu. Biz tabi önümüze ne çıkarsa eyvallâh deyip yürüyeceğiz. Ed dinü ve devletü tev’e manı la yefterikan maverdi on birinci yüzyıl din devletin ikiz kardeşidir. Al buyur yak nereden yakarsan yak şimdi. Hicri mi miladi mi on birinci yüzyıl miladi. Miladi on birinci yüzyıl deyince hicri kaça denk geliyor. Bir bakın bakayım bir akılsızlara. Miladi bin yüz olan yok. Hicri üç yüz altmış beş filan. Kaç dört yüz doksan dört mü karşılığı.

Tamam hicri dört yüzlerde beş yüzlerde demek. Tamam. Evet. Buraya biraz konuşmadan geçmeyelim. Din devletin ikiz kardeşidir dediğimizde Adem’den itibaren hep öyle olmuş. Ne din devleti başıboş bırakmış ne de devlet dinleri başıboş bırakmış. Bakın bu öyle bir çıkmaz girift bir ilişki ki bunları ayırmaya kalksan dahi ayrılmış gibi gösteriyorlar ayrılmıyor. Din ve devlet iç içe her şeyiyle. Sebebi şu din daha doğrusu dindarlar kendilerinde güç oluşturmaları için devlete ihtiyaçları var. Devletin de tebaayı daha rahat yönetebilmesi için makul olanı söylüyoruz. Yönetebilmek diyoruz. Ütmek demiyoruz. Şimdiki devlet düzenleri tebaayı ütmek üzerine kurulur. Şimdi öyle olunca önceden Osmanlının son iki yüzüne kadar öyle diyelim. bütün devletler kendi tebaalarını yönetebilmeleri için dini istismar ediyorlar.

Dini kullanıyorlar. Ve bütün devletler de kendilerini devlet bakın aygıt olarak şahıs olarak değil kendilerini dindar gösteriyor. Bunun Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretlerinden öncesi var. Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretlerinden de sonrası var.


Dîn ve Devletin En Saf Dönemi: Hulefâ-yi Râşidîn — Ebû Bekir-Ömer-Osman-Ali ve 6 Aylık Hz. Hasan Efendimiz; Peyderpey Bozulan Safiyet Çizgisi; Muâviye’nin Devralıp Yolların Ayrılışı — Şahsî İçtihâd: «Emevî Devleti Peygamberî Bir Metotla Yürüyen Devlet Olarak Görülmüyor»; Tarih Boyunca Devletle Dinin Gücüne Göre Sırayla İstismarı; Batı’nın Yeni Çözümü: «Dinleri Ortadan Kaldıralım» Yavaş Yavaş Tatbîki; Mâverdî’nin Aslen Fıkıhçı Olarak Yola Başlayıp Emîrlere Devlet Bazında Hizmet Eden Bir Başbakan-Vezîr Tipi Sîma Olması

Bunun en saf hali din ve devlet ilişkileri yine iç içe ama en saf hali Hazret-iEbu Bekir, Ömer, Osman, Ali ve 6 aylık Hazret-i Hasan efendimizin zamanı. En saf hali. Bu safiyet de tabi Hazret-i Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretlerinden sonra Hazret-iEbu Bekir Efendimiz de biraz safiyet yavaş yavaş bozulmaya başlıyor. Hazret-iEbu Bekir Efendimiz sonra Hazret-iÖmer sonra Hazret-iOsman sonra Hazret-iAli de bu safiyet bozulmaya başlıyor. Hazret-i Hasan efendimizden sonra Muaviye o zaten normalde yollar ayrıldı devlet oldu EmEvvî devleti. Artık onu biz bir Peygamberi metotla yürüyen bir devlet olur. Benim şahsi kanadım benim şahsi iştahadım. Ben EmEvvî devletini Peygamberi bir metotla yürüyen bir devlet olarak görmüyorum.

Hazret-i Ali efendimizin bıraktığı gibi değil. En son o ya Hazret-i Hasan efendimizin 6 aylığını saymazsak. O zaman buradaki tarih boyunca sıkıntı şu. Kâh zaman zaman batıda olduğu gibi din siyasete hep müdahale etmiş. Siyaseti ve devleti yönetmiş aynı zamanda. Ama zaman zaman siyaset güçlenince dini yönetmiş, dindarları yönetmiş. Ortak bir yol bulamamışlar. Şu ana kadar da bulunmadı. Şimdi bir yol buldular batı. Yol şu dinleri ortadan kaldıralım. Buldukları yol bu. Uyguluyorlardı zaten. Bunu yavaş uyguluyorlar. Ama bu maverdi maverdi meşhurdur. Kendisi aslında fıkıhçıdır. Aklımda kaldığı kadarıyla. Fıkıhçılığıyla yola başlar. Ondan sonra normalde emirlere devlet bazında emirlere hizmet etmeye başlar.

Başbakan gibi. Maverdiyi öyle tanıyorum. Öyle mi? Araştırdın mı maverdi? Efendim? Araştırmadın mı? Evet. Maverdi’nin meşhur veciz… Tabii bu bakın tekrar bu konuya geri dönmek istemiyorum ama hiç bir zaman tarihin hiçbir zamanında, hiçbir zaman din ve devlet ilişkilerinde birbirinden ayrılmaz bir bütün olarak gitmiştir.


Türkiye Cumhuriyeti’nin «Lâiklik» Yalanı — Anayasa Maddesi vs Hayatta Karşılığının Olmaması; Diyanet İşleri Başkanlığı’nın Mevcudiyeti, Cemevlerinin Kültür Bakanlığı’na Bağlanması, Hıristiyan-Yahudi Tebaayı Nereye Koyacağı Sorusu; Ceza Yasası-Evlilik Hukuku’nun Avrupa’dan İthali — «Hıristiyanların Yasalarıyla Lâiklik» Çelişkisi; «Lâik Devlette Bile Dindarlar Hür Değildir, Yönetilmeleri Gerekir» Tezi; Hiçbir Devletin (Avrupa Dahil) Dindarları Başıboş Bırakmaması; Yeni Dünya Düzeninde Devletlerin 2000 Şirketin Sömürü Düzeninin Elemanı Hâli

Mesela Türkiye Cumhuriyeti devleti layık bir devlettir değil mi? Anayasaya göre. Yalandır, büyük bir yalandır. Bakın büyük bir yalandır. Bu o kadar kocaman büyük bir yalandır ki bunu yazanlar dahi bu yalana kendilerini inandıramıyorlar. Türkiye Cumhuriyeti layık bir devlettir. İyi. Diyanet İşleri Başkanlığı ne işe yarıyor? İyi. E şimdi cemevilerini de bağladılar Kültür Bakanlığına. Doğru mu? Evet. Peki Hristiyan tebaayı ne yapacaksınız? Yahudi tebaayı ne yapacaksınız? Nereye koyacaksınız? İyi. Anayasa layık bir devlet dedi. Peki bizim ceza yasamız Avrupa’dan mı? Evet. Bizim evlilikle alakalı yasalarımız Avrupa’dan mı? Evet. E onlarda Hristiyan? E nerede kaldı layıklık? Yok. Boş muhabbet. Delirim yasalarına aykırı tabi benim böyle söylediğim.

Kendileri de inanmıyorlar ki buna. sorsak layıklık ne diye hepsi de farklı bir cevap sunacak bize. Ama layık bir devlette dahi din ve dindarlar tabiri caizse hür değildir. Başıboş bırakılmaz. Hiçbir devlet bırakmaz. Avrupa devletleri de bırakmaz. Yok. Dindarlar başıboş bırakılacak sınıftan insanlar değillerdir. Yönetilmeleri gerekir. Ama yeni dünya düzeninde bütün insanlar sömürülmelidir. Yeni dünya düzeninde devletler belli o 2000 şirketin sömürü düzeninin birer elemanları hükmündedir.


Mâverdî’nin Vecîz Formülasyonu — De Facto Tespit’in Ötesinde Tüm İslâm Dünyasında Cari Olacak Siyaset Teorisi Temeli; Osmanlı İmparatorluğu Dahil Orta-Yeni Çağların Müslüman Devletlerinde Cari Bir Siyaset Aracı Hüviyetiyle Zamanımıza Kadar Gelmesi; «Mâverdî’yle Başlayan-Şekil Bulan Bir Şey Değil» İçtihâdı; Dîn-Devlet Kardeşliğinin Adem’den İtibaren Devam Edegelmesi; Süleyman A.S. ve Dâvud A.S. — Hem Peygamber Hem Kral; Beni İsrâil Peygamberlerinin Büyük Çoğunluğunun Kral Peygamber Olması; Hz. Peygamber Sallallahu Aleyhi ve Sellem’e Teklif Edilen Kral Peygamberliğin Reddi

Maverdi’nin meşhur veciz formülasyonu aslında da de facto bir durumun tespit etmenin ötesinde bütün bir İslam dünyasında geçerli olacak bir siyaset teorisinin temelini atmıştır. Artık İslam bundan böyle Osmanlı İmparatorluğu dahil bütün orta ve yeni çağların Müslüman devletlerinde cari olacak bir siyaset aracı hüviyetiyle zamanımıza kadar gelecektir. Ya normalde bu maverdiyle başlayan bir şey değil, maverdiyle de kendisini şekil bulmuş bir şey değil. Bu din ve devletin kardeş olması Adem’den itibaren devam ede gelen bir şey. Çünkü bazı peygamberler var aynı zamanda devlet başkanına. Süleyman Aleyhisselâm gibi, Davut Aleyhisselâm gibi. Bunlar hem devlet başkanı hem peygamber hem kral tabiri caizse hem de peygamber.

Hem kral hem peygamber olunca dinle devlet ne oldu? İkiz kardeş olmuş oldu. Ve bütün Beni İsrail peygamberlerinin büyük bir çoğunluğunda Beni İsrail peygamberleri aynı zamanda da kraldır. Kral peygamberlerdir. Hatta Allâh Resûlü sallallâhu aleyhi ve sellem hazretlerine bu teklif edilir. O kral peygamberliği kabul etmez. Şimdi bu maverdinin sözüyle İslam dünyasında oturmuş bir şey de değildir.


Hz. Muhammed Mustafa’nın Devlet Başkanlığı — Peygamber’in Aynı Zamanda Medîne Devleti’nin İlk Başkanı; Savaş-Barış-Ticaret-Hukuk Kararı Vermesi; Hudeybiye Barış Anlaşması, Medîne Sözleşmesi İmzası; Mekke Dönemindeki Anlaşma — Mekkeli Müşriklerin Ticârî Tekel Oluşturması (Râyiç Bedel Çizme); Utbe ile Tartışma — Dışarıdan Mal Getiren Tüccarın Hakkının Korunması (Hz. Peygamber Emanı); Hz. Peygamber’in Kureyş’te Görüşü Alınan, Emanına Müracaat Edilen Bir Kişi Olması; Medîne’ye Hicret Sonrası İlk Devlet Başkanlığı; Vergi-Savaş-Barış-Kısâs’a Karar Veren Peygamber’in İçtihâd Yetkisi; Yemen’e Vali Tayini — «Kim Vali Gönderir? Devlet Başkanı» Kıyâsı; «Halîfe = Devlet Başkanı» İslâm Literatürü; Vefât Sonrası İlk İş Olarak Halîfe Seçilmesinin Sebebi; Hz. Peygamber’in Sağlığında Halîfe Tayîn Etmemesinin Kökenleri

Hz. Muhammed Mustafa peygamberdir. Aynı zamanda ilk devlet başkanıdır. Devlet başkanıdır. Bakın peygamberdir. Aynı zamanda Medîne devletinin başkanıdır. Devlet başkanıdır. Savaşa karar verir mi? Evet. Barışa karar verir mi? Evet. Ticarete karar verir mi? Evet. Hukuk olarak bütün hukuka karar verir mi? Evet. Hudebiye barış anlaşmasına imza atar mı? Evet. Medîne sözleşmesine imza atar mı? Evet. Hazret-i Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretleri günlük siyasetten uzak bir kimse değildir. Hatta Mekke döneminde de meşhur bir anlaşma vardır ya Hazret-i Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretleri diyor ki Medîne döneminde o anlaşmayı şimdi önüme getirirseler ben şimdi de ona imza atarım. kimse mağdur olmayacak.

Ne yapıyordu Mekkeli müşrikler? Dışarıdan birisi mal getiriyordu. Onun malına diyordu ki senin malın 3 lira. Kimse o mala 4 lira veremiyordu. Hatta Ebu Cehil ile bu konuda, pardon, Utbe ile olması lazım. Utbe ile bu konuda tartıştılar ya o kalktı zulmetti dışarıdan mal getiren bir kimseye. Belli bir raiç bedel çizmişti. O da geldi Allâh Resulüne sığındı. Allâh Resul de o bedel karşılık dedi böyle olmaz. Bu sefer tartışma çıktı ama onun hakkını korudu. Mesela Hazret-i Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretleri o gün için Kureyş’te de olayların içerisinde, olayların içerisinde ondan da görüş alınan bir kimse, onun emanlığına müracaat edilen bir kimse. Vele asıl Medîne Münevveri’ye hicret olunca Medîne Münevveri’de ilk devlet başkanı Hazret-i Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem bunu görmemezlikten gelemeyiz.

Hz. Muhammed Mustafa’nın bir tarafı devlet başkanıdır. Çünkü deseler ki ya o sadece peygamberdi savaşa kim karar veriyor, barışa kim karar veriyor. Evet istişare ediyor, şuurayla hareket ediyor ama savaştır, barıştır, vergidir, kısastır. Hepsine de ne yapıyor? O bu konuda ictihâd ediyor, karar veriyor. Şimdi öyle olunca peygamberlik mesleği ile devlet başkanlığı aynı şahısta toplanmış oldu. Çünkü vefat edince bir halife adı, devlet başkanının adı İslam literatüründe halife. Vefat edince ilk iş olarak, ilk iş olarak devlet başkanı seçiliyor. Eğer Allâh Resûlü sallallâhu aleyhi ve sellem Hz. devlet başkanı olmamış olsaydı yerine devlet başkanı seçilmeyecekti. Kendisi devlet başkanını yapmamış olsaydı kendi sağlığında bir devlet başkanı tayin edecekti.

Ama öyle değil, Yemen’e vali gönderiyor, başka beldelere valiler gönderiyor, vali. Kim vali gönderir? Devlet başkanı. Devletsen vali atarsın, oraya vali gönderirsin. Devletsen oraya bir savcı gönderirsin, hakim gönderirsin, devletsen. Devlet değilsen oraya vali gönderemezsin. Devlet değilsen oraya vali gönderemezsin. Böyle olunca din ve devlet işlerinin iç içe olması, din ve devletin ikiz kardeş olması, Hazret-i Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem Hz. ile başlayan bir şey değil. Bu Beni İsrail Peygamberleri ile beraber başlayan bir şey. Hem kral hem peygamber. Kral peygamberler. Mesela siz bazı tarihi mitolojik filmler izlersiniz. O mitolojik filmlerde kral peygamberlerin olağanüstü, mucizevari işlerini görürsünüz.

Ve onların hepsi de Beni İsrail Peygamberidir. Ve onların hepsi de mahsonluk yapımı filmlerdir. Ve onlar derin dünya devletinin organizasyonu ile yapılan şeylerdir. Şimdi meseleyi o tarafa doğru gitmeyelim. O yüzden bu din ve devletin ikiz kardeş olması maverdinin orta yere attığı bir şey değildir.


Muâviye-Yezîd-Hz. Hüseyin — Muâviye’nin Devlet Başkanlığıyla Beraber Kendisini Dinin Halîfesi Görmesi; Ölmezden Önce Koltuğu Oğlu Yezîd’e Bırakması — İlk Sultânlık-Veliahd Tayini; Hz. Hüseyin Efendimiz’in İtirâzı: «Bu İslâm’a Uygun Değil, Bir Kurulun-Şûrânın Seçmesi Lâzım»; Yezîd’in Dinî Dayanak İçin Fetvâ Alması; «Hz. Hüseyin Eşkıyâdır, Devlete Başkaldırdı, Öldürülmesi Haktır» Avânesinin Sözde Mantığı; Kerbelâ’da Çocuklar Dahil Şehâdet; «Devlete Karşı Kalkışma-İsyan» İddiâsıyla Mes’ul Birinin Katil Faturası; Din ile Devlet’in Ayrılmaması Sonucu; «Ya Devlet Dini, Ya da Din(darlar) Devleti İstismar Etti» Ana Formül

Muaviye’de devlet başkanı olduğunda aynı zamanda da kendisini dinin halifesi olarak da görür. Ve kendisini öyle halife gördüğü için ölmezden evvel koltuğa oğlu Yezid’i atar. Hazret-i Hüseyin Efendimiz’in itirazı budur zaten. Der ki bu İslam’a uygun değil devlet başkanı seçilmesi. Bunu der bir kurulun seçmesi gerekir, bir şuranın seçmesi gerekir der, hareket eder. Ama Muaviye’nin oğlu Yezid, dini dayanak ile kendine bir dini dayanak fetva alır. O fetva ile Hazret-i Hüseyin Efendimiz de savaşır. Ve onlara göre Hazret-i Hüseyin Efendimiz haşa eşkiyadır. Devlete başkaldırmış bir kimsedir. Öldürülmesi haktır. Bakın öldürülmesi haktır. Neye göre? Yezid’e göre ve avanesine göre. Bakın onlar da Hazret-i Hüseyin Efendimiz’i şehit ederlerken ve yanındakileri çocuklar dahil buna.

Bakın çocuklar dahil buna. Onlar da derler ki bunlar devlete karşı kalkınma, kalkışma yaptılar. Eee bunlar isyan ettiler. Eee bunlar isyan ettikleri için katledilmeleri farzdır dediler. Bakın kendilerince bir dini dayanak buldular. Din ve devlet ayrılmadı. Ya devlet dini istismar etti kullandı ya da din dindarlar üzerinden devleti istismar etti kullandı. Arab İslam alimi Ebu’l-Hasan Habib el-Mawardi Türkiye yönetimin esasları adıyla çevrilen kitabında din ve devlet yapılanmasının neden iç içe geçmesinin gereğini anlatarak Nizam-ı Mülk ve İmam Gazâlî’nin geliştireceği kurumsal çerçevenin de habercisi olacaktı.


Mâverdî Öncesi Mevcut Müktesebat — Ebu’l-Hasan Habîb el-Mâverdî’nin «Yönetimin Esasları» (el-Ahkâmu’s-Sultâniyye) ile Nizâmü’l-Mülk ve İmâm Gazâlî’nin Kuracağı Kurumsal Çerçevenin Habercisi Olması İddiâsı; Bu Tezin Şüphe ile Karşılanması — İmâm Muhammed eş-Şeybânî’nin «İslâm Devlet Hukuku» (es-Siyer-i Kebîr); İmâm-ı A’zam Ebû Hanîfe ve el-İhtiyâr Eserinin Mevcudiyeti; «Mâverdî’ye Gelinceye Kadar (Hicrî 300 Civarı) Bunlar Var» Tahkîki; Hicrî 300’e Kadar Emevîlerin Gidip Abbâsîlerin Geldiği; Mâverdî’nin Nizâmü’l-Mülke ve Gazâlî’ye Kapı Aralayan Değil, Aralanmış Kapılardan Geçen Olması

Eee bu ancak şey olabilir burada. Normalde bu yönetimin esasları vardı. Çünkü onlardan bunlardan önce bakın elimizde bizim İmam Muhammed’in İslam devlet hukuku var. Böyle olunca bu Mawardi’den önce bunlar. Bunların hepsi de Mawardi’den önce ama bunlar sanki böyle daha önce yokmuş gibi algılanılırsa sıkıntı. Bunlar daha öncesinde de var. Mawardi’ye gelinceye kadar Hicri 300 diyelim biz ona ben yakın alalım. Hicri 300’e gelinceye kadar bunlar var zaten. Bunlar yok değil ki. İmam-ı Azam var. İmam-ı Azam’ın el ihtiyarı var. Hicri 300’e gelinceye kadar emevliler gitti Abbasiler geldi zaten. bunlar devlet yok değil ki. Allâh bizi affetsin. O yüzden Nizam-ül Mülke ve İmam Gazâlî’ye kapı aralamış olabilir ama o kendisinden önce aralamış olan kapılardan geçti Mawardi’de.


Nizâmü’l-Mülk’ün Siyâsetnâmesi (Siyerü’l-Mülûk) — Türk Vezîr; Makyavelli’nin Hükümdar/Prens (Il Principe, 1469-1527) Eserinden Yaklaşık 400 Yıl Önce Yazılması; «Hükümdârların Hayatı» İncelemesi; Selçuklu Devleti’nin Ana Omurgasının Bu Siyâsetnâme Üzerinden Yürümesi; Selçuklulardan Sonra Osmanlı’nın İlk Zamanlarında da Cari Olması; Tez: «Herhangi Bir Devlet Siyâsetnâmeyi Güncelleyip Devreye Soksa Yine O Devlet Devlet Olur»; Devreye Sokma İmkânsızlığı — «Yapmazlar, Yaptırmazlar Da»; Mustafa Efendi’nin 61 Yaşında Tanıklığı: «Ümîdimi Yitirmiş Değilim, Ama Tanıyorsanız Kim Ne Yapar Bilirsiniz, Boş Hayalden Uzaklaşıyorsunuz»

Nizam-ül Mülk Batı’da siyaset felsefesinin kurucu kitabı sayılan Mahki Velli’nin 1469-1527 Hükümdar Prens adlı eserinden yaklaşık 400 yıl önce bir adı da Siyar-ül Mülk olan hükümdarların hayatı olan siyasetnameyi yazar. Nizam-ül Mülk’ün siyasetnamesi meşhurdur. Nizam-ül Mülk de normalde kendisi Türktür. Denilebilir ki Selçuklu devletinin ana omurgası bu siyasetname üzerinden yürümüştür. Hatta Selçuklulardan sonra Osmanlı’nın ilk zamanları yine bu siyasetname üzerinden yürümüştür. Benim bir tezim olacak bu konuda. Şimdi herhangi bir devlet siyasetnameyi güncelleyip devreye koysa yine o devlet devlet olur. Bunun da altını çizelim. Tabii siyasetnameyi üzerinde iyice düşünüp, iyice analiz edip ona günümüze devşirilmeleri lazım.

Bunu da yapmazlar, yaptırmazlar da. Bakın yapmazlar, yaptırmazlar da. 61 yaşındayım, ümidimi yitirmiş değilim. Ümitsizlik vakası olarak görmeyin beni. Ama bir şeyi tanıyorsunuz. Bir şeyi tanıyınca o tanıdığınız şeye karşı kim ne yapar, kim ne yapamaz bunu biliyorsunuz artık. Boş hayal ve boş tenekelerden uzaklaşıyorsunuz. Hayır, yaptırmazlar. Bakın yaptırmazlar. Neden?


Sömürü Düzeninin Dinlere Bakışı — «Sömürü Düzenine Dokunmadığı Müddetçe Dininiz Önemli Değildir»; Camide-Mescide-Kilisede-Cemevinde Sabahtan Akşama Namaz-Zikr-Tesbih-İlâhî-Semâ Serbest; Îsâ Aleyhisselâm’ın Çarmıha Gerilmesinin Sebebi: «Tahrîf Edilmiş Din ve Dindarların Çarkına Çomak Sokması»; Mûsâ Aleyhisselâm’ı Firavun’un Öldürme Teşebbüsü — Aynı Sebep Devlet Nizâmına Müdâhil Olmak; «Dininiz Karşı Taraf İçin Anlam Kazandığı An: Onun Menfaat Çarkına Çomak Soktuğu Anda»; Adâlet-Sömürü Karşıtlığı-Haram Karşıtlığı Bayrakları; Kadın Teninin Satılması (Cinsellik Sömürü Aracı); Saç Alışverişi Caiz mi Sorgulanırken Tenin Satılması; «En Büyük Terörist Siz Olursunuz» — Sömürü Nizâmına Karşı Çıkanların Etiketlenmesi

Çünkü bütün dünya halkları sömürülmesi gerekir. Sizin dininiz onların düzenine dokunmadığı müddetçe hiç önemli değil. Kılın namazınızı, alın abdestinizi, yapın zikrinizi. Bunda bir sıkıntı yok. Ama o dünya derin devletine dokunursanız, sizin dini inancınız, o derin dünya devletinin menfaatlerine dokunursa o zaman sizi çarmıha gererler. Nasıl İsa Aleyhisselâm’ın çarmıha geldilerse, neden çarmıha geldiler? Çünkü İsa Aleyhisselâm din ile, din demeyeyim, devlet ile tahrif edilmiş din ve dindarların tabiri caizse çarkına çomak soktuğu için o günkü devlet nizamı, o günkü devlet nizamı İsa Aleyhisselâm’ı katletmeye kalktı. Bu yeni değil. Musa Aleyhisselâm da o günkü Firavun devlet sisteminin çarkına çomak soktuğu için Firavun onu öldürmeye kalktı.

Burada sizin dininizin bir anlamı yok. Burada dininiz ne zaman anlam kazanıyor karşı taraf için? Eğer siz onun menfaat çarkına çomak sokuyorsanız, o zaman sizin dininiz karşı taraf için bir tehlike arz ediyor. Yoksa sen sabahtan akşama kadar onnnn yap. Bütün gününü sen istersen bağdaş kur havada dur onnnn yap. Hiç sıkıntı yok. Sen buraya gel, sabahtan akşama kadar al eline tesbih zikret. Yemin ediyorum hiçbir sıkıntı yok. Sen git ulu camiye, özür dilerim. Sen git ulu camiye, geceleri kapatıyorlar da kapanıncaya kadar namaz kıl. Açıldı sabahleyin kaçta? 6’da. 6’da gir mescide, kapanıncaya kadar namaz kıl. Hiçbir sıkıntı yok. Yok bir sıkıntı. Bir tane problem yok. Veya da Hristiyan’sın değil mi?

Neredesin? Avrupa’da yaşıyorsun, herhangi bir şehrinde. Git bir kiliseye, sabahtan akşama kadar kilisede ilahi söyle dur. Otur piyanonun başına dın ilahi söyle. Hiçbir problem yok. Evet. Sen neyisin kardeşim? Ben Alevi’yim, cem evinde toplanıyorum. Harika. Sabah’tan akşama kadar semah yap. Hiçbir sıkıntı yok. Dede otursun, alsın saz eline, Ali’yi Ali desin. Vursun sazın eline, herkes de semah etsin. Hiçbir sıkıntı yok ya. Yok bir sıkıntı. Bakın hiçbir sıkıntı yok. Ama sen, ama sen. Ben adalet istiyorum. Ben sömürülmek istemiyorum. Benim dinim sömürüye karşıdır. Benim dinim harama karşıdır. Ben kadınların teninin satılaraktan onların sömürülmesine karşıyım. Ben cinselliğin bir sömürü aracı olmasına karşıyım.

Bir kadın teni satılaraktan sömürüye maruz kalamaz. Siz insanın tenini satamazsınız. Oturmuş İslam uleması insanın saçının dahi alınıp satılmasını yasaklamış, haram kılmış. Siz insanın saçını dahi alı satamazsınız. Haram. Ya insanın tenini satıyorsun sen. Tenini. Bana soruyorlar saç alışverişi caiz mi? Ten satılıyor kardeşim ya ten. Ne saçı? Siz bunu söylerseniz eğer, siz o sömürü dünya düzenine başkaldırmış oluyorsunuz. Siz derseniz ki İslam anarşiye karşıdır. Silah tüccarları olan devletler, dünya üzerinde küçük grupları silah satarak da mevcut devlet düzenlerine karşı savaştırıp silah sanayilerini ayakta tutuyorlar. Hayır. İslam anarşiye karşıdır. Siz bunu yapamazsınız derseniz siz o sömürü dünya düzenine karşı çıkmış oldunuz.

En büyük terörist siz olursunuz.


Sömürünün Aletleri 1-3: Fuhuş, Anarşi, Faiz — Birinci Alet Fuhuş, İkinci Alet Anarşi (Silah Tüccarları-Küçük Gruplara Silah Satıp Devletlere Karşı Savaştırma); «İslâm Anarşiye Karşıdır» Teşhiri; Üçüncü Alet Faiz — «Bunda Din Haram Etti Etmedi Diye Düşünme, Sömürü Aracı Olarak Gör» Tahkîki; Dünyanın 350 Trilyon Dolar Faiz Borçluluğu «Faizcilere» — Devletlerin de Sömürülmesi; «Müslüman, Hıristiyan, Tâocu, Hindu, İneğe Tapan, Cemevinde Sebâh Eden — Onun Umurunda Değil; Ama Faize Karşıyım Dediğinde Teröristsin»

Sömürü araçlarının ikisi. Birisi neydi? Fuuştu. Birisi neydi? Anarşiydi. Sömürü araçlarının üçüncüsü aklıma geleni söylüyorum. Faiz. Bunda din haram etti etmedi diye düşünme. Haram etti biz Müslümanız. Faizi bir sömürü aracı olarak gör. Ve o derin dünya devleti faizle bütün insanları, bütün halkları sömürür. Bütün devletleri sömürür. 350 trilyon dolar dünya o faizle, 350 trilyon dolar o faizcilere borçlu. O derin dünya devletine bütün dünya borçlu. Sen bunu söylersen o derin dünya devletinin çarkına çomak soktun. Senin inancın Müslümanmışsın, Hristiyanmışsın, Tavcı’mışsın, Hinduy’muşsun, ineğe tapıyormuşsun, yok sen cemevinde sebah ediyormuşsun. Onun umurunda değil. Ne yapıyorsan yap sen. Ama sen sömürüye karşıyım bu faiz buna karşıyım dediğinde sen neyisin?

Müslümansın, sen Müslüman değilsin, sen teröristsin.


5. Sömürü Aleti: Uyuşturucu — «Masonik-Deccâlî Yapılanmanın Uyuşturucu ile Sömürüsü»; Devletlerin Sözde Mücadelesi-Aslında Aldatması; Çözüm: «İdam Cezasıyla Cezalandırılsa Uyuşturucu Satan Kalmaz» — «Bu Kadar Basit»; Avrupa Birliği Müktesebâtı: «İdamı Kaldır» Şartı; Türkiye’nin Sahnesi: PKK-YPG-DHKP/C-DEAŞ-Uyuşturucu — «Hepsi Sen Üretiyorsun, Ben Buradan Üretmiyorum, Fabrika Gibi»; «Avrupa-İsviçre-Hollanda-Almanya’da Bunlar Yok, Bende Hepsi Var»; «İp Atmakla Olmaz, As, Sonra İmzala» Tiyatro Tahkîki

Beşincisi ne? Uyuşturucu. O büyük derin, masonik yapılanma, deccalis yapılanma uyuşturucuyla sömürüyor. Uyuşturucuyla sömürüyor. Hiç bir devlet uyuşturucuyla mücadele edemez. Mücadele ettiğini söyler size. Aldatır. Mücadele ettiğini der size. Bütün halklarına öyle der herkes. Kandırır. Çok basit. Topla. Herkes şikâyetçi değil mi? Toplayın millet meclisini. Uyuşturucu imal edenleri, satanları idam cezasıyla cezalandırın bakalım uyuşturucu satan kalacak mı? Çok basit ya. Bakın bu kadar basit. Ama Avrupa Birliği müktesabıatı giriyor. Diyor ki sen Avrupa Birliğine gireceksen idam cezasını kaldırman lazım. Kardeş benim ülkem Avrupa değil, İsviçre değil, Hollanda değil, Almanya değil. Bende PKK var, YPG var.

Bende DHKBC var. Bende Dayiş var. Bende uyuşturucu var. Hepsi var. Hepsi var. Seninle bunların hiçbirisi yok. Bunların hepsi de bende var. Hepsini de sen üretiyorsun, üretiyorsun. Beni burada üretiyorsun. Fabrika gibi. Ben bunları önleyemiyorum. Ne yapacağım? Ben bunları önleyebilmem için idam cezasını getirmem lazım. Öyle birbirine ip atmakla olmuyor bu işler. İp atıyorlar mitinglerde. Asamayacaksan al ipin burada as. He sonra sen imzala çıksın. Tiyatro ya. Tiyatro. O derin devlet, o derin onu uyuşturuyca ne yapar? Kaldırmaz. Şimdi böyle olunca o dünya üzerine atopot gibi çökmüş olan o 2000 şirketin arkasındaki o güçler size bunları yaşatmaz, yaptırmaz. Siz nizamın mülkü uygulamaya sokamazsınız.

Siz kanunlarını dahi değiştiremezsiniz. Herkes şikayetçi değil mi?


1980 Anayasası ve Değiştirilemezlik — «Herkes Şikâyetçi: CHP, AK Parti, MHP, HDP, Mevcut 300+ Tokurdak Parti Bile»; Kim Bunu Değiştirebilir? «Değiştiremezler»; «Darbeyi Yaptıran Güç» — Dünyanın O Anayasaya Müsaade Etmemesinin Esprisi; «Hükümet Oldun, Yol Yap, Köprü Yap, Doğal Gaz Getir, İhracat-İthalat Yap, Anayasanın Kılına Dokunma» Şartı; «Sen Anayasaya Dokunursan Ben de Sana Dokunurum» Tehdîdi; Olmuş-Tarihî Vakaların Hatırlatılması; «Şu Kadar Milletvekiliyle Seçildim, Ben Bunu Ne Anayasa Bırakırım Ne Baba Yasa» Tipindeki Cevabın Sonu Kurşuna-Asılmaya Çıkması

80 anayasasıyla değil mi? Şikayetçi değil mi herkes? Bakın CHP şikayetçi, AK Parti şikayetçi, MHP şikayetçi, HDP şikayetçi grubu bulunan partiler değil mi bunlar? Öbür türlü tokurdaklar var bir de değil mi? O 300’ün üstünde parti var ülkede. Hakkını yemeyelim şimdi. Sabahleyin erken kalkan bir sistem kuruyor, gidiyor. Ben parti açıyorum diyor. 300-400 tane parti var ülkede. Kimisi de sinema yapıyor. Çünkü parti başkanının istediği yerde miting yapma hakkı var. Adını duymadığımız, parti başkanının da adını duymadığımız partiler var. Adam gidiyor, müracaat ediyor. Ben yarın gitsem, diysem ki bir parti ismi koysam ben de bir parti kurarım. Bu problem değil. Evet. Bunlar, deseniz ki hepsine de, hepsine de.

Bunlardan şikayetçi değil misiniz? Bu 80 anayasasından şikayetçi merkez. Evet. Toplanın, değiştirin. Değiştiremezler. Sebep? O var ya darbeyi yaptıran güç. O anayasayı değiştirmeye sana müsaade etmez. Der ki sana hükümet oldun, yol yap, köprü yap, doğal gaz getir, doğal gaz götür, ihracat yap, ithalat yap. O anayasanın kılına dokunma. Sen o anayasanın kılına dokunursan ben de sana dokunurum. Ya ben şu kadar milletvekiliyle seçildim, ben bunu ne anayasa bırakırım ne baba yasa, bir kurşuna bakar, asılmaya bakar. Olmuş hep bunlar. Tarihi vaka. düşünebiliyor musunuz? Bir cumhurbaşkanı, cumhurbaşkanı dedikleri kalp krizi geçiriyor. Kalp krizi geçirince saat cumhurbaşkanı, cumhurbaşkanı, cumhurbaşkanının köşkü.

Cumhurbaşkanın özel doktoru yok, ambulansı yok, müdahale edecek hiç kimse yok. A a. O adam koca cumhurbaşkanı ya. Bunu böyle gözünüze sokaraktan yapıyorlar. Bakın gözünüze sokuyorlar. Diyorlar ki o büyük devlete kim dokunursa biz böyle yaparız. Ha bizim önümüze ne getiriyorlar? saddamı öldürülüşünü getiriyorlar.


Saddam-Turgut Özal-Kaddâfî-Tayyip Erdoğan Akıbetleri — «Gözünüzün Önünde Asıyorlar (Saddam Vahşice), Özal’ı Daha Kaliteli Öldürdüler»; Cumhurbaşkanının Köşkünde Özel Doktor-Ambulans Yokken Kalp Krizi Geçirmesi: «Bunu Gözünüze Sokaraktan Yapıyorlar, Büyük Devlete Kim Dokunursa Böyle Yaparız» Mesajı; Libya Kaddâfî’nin Vurulması — «Ayağınızı Denk Alın» İşareti; Tayyip Erdoğan İçin: «Vuracaklar, Vuramıyorlar, Koruma Ordusuyla Geziyor Diye Konuşturuyorlar — Vuramadılar» Tahkîki; «Mercedes’in Kendi Kendine Kilitlenmesi» Misalleri; «O Yüzden Nizâmü’l-Mülk’ü de Asla Bir Daha Devreye Sokamazsınız Siz» Sonuç Hükmü

Saddamdan önce Turgut Özal’ın öldürülüşünü düşün sen. Seni bıraktılar mı sanki? Saddamı öyle öldürdüler daha kalitesiz. Seninkini daha kaliteli öldürdüler. Ondan öncekini daha kalitesiz, vahşice yaptılar, astılar ya. Gözünüzün önünde asıyorlar sizin. Bakın gözünüzün önünde asıyorlar. Gözünüzün önünde kalp krizi geçiriyor. Doktor yok, ambulans yok. Gözünüzün önünde Libya devlet başkanı kaddafiye ne yaptılar? Vurdular. Gözünüzün önünde yapıyorlar. Diyorlar ki ayağınızı denk alın. Şimdi ne diyorlar Tayyip Erdoğan için? Onu da vuracaklar ya, vuramıyorlar ya. Diyorlar ki ne o? Koruma ordusuyla geziyor. Herkes onu konuşturuyorlar. Ha neden? Vuramadılar. Bak vuramadılar. Gözünüzün önünde ya koca cumhurbaşkanının Mercedes’i kendi kendine kitler mi ya?

Gözünüzün önünde. Bakın başka yerde seversiniz sevmezsiniz. Ama siz bir ülkenin evladısınız ya. Oynanıyor sizde. Gözünüzün önünde oluyor. Ha demek ki o derin dünya devletine dokunursanız sizi yaşatmazlar. O yüzden mizam-ül mülkü de asla bir daha devreye sokamazsınız siz.


Devletin Kurucu Unsurları (Türkler) ve Tebaa Çatışmaları — Felsefî, Teolojik, Mezhep Çatışmalarının İmparatorluğu Zayıflatıcı Görülmesi; Devlet Yönetimi İçin En Uygun Mezhep Olarak Sünnî Şâfiî İslâm’ın Bir Yorumunun Resmî İdeoloji Olarak Kurumsallaştırılması; Nizâmiye Düzen Medreseleri — Alparslan Zamanında Bağdat Merkez Okulları; İmâm Gazâlî’nin Bu Okulların Başına Getirilmesi (Bir Süre Sonra); İnanç Kargaşasını Aşma Stratejisi

Devletin temel ve kurucu unsulları ki bunlar esas olarak Türkler ile devletin tebaasını devlete bağlı toplumları oluşturan diğer Müslüman kavimler arasındaki Farklılıkları, rekabet halindeki felsefi, teolojik akımları, fikri kargaşeyi ve mezhep çatışmalarını imparatorluğu zayıflatıcı bir durum olarak görüyor. Bu nedenle devlet yönetimi için en uygun mezhep olarak gördüğü Sunni Şafi İslam’ın bir yorumunu resmi ideoloji olarak kurumsallaştırarak devletin güçten düşüren bir etken olarak gördüğü inanç kargaşasını aşmak istiyor. Bu amaçla Alparslan zamanında Nizamiye Düzen Medreseleri adıyla Bağdat merkezi okullar kuruluyor ve bu okulların başını da bir süre sonra imamı Gazâlî’ye getiriyor. Evet, normalde Türkler’de mitolojik ve kadim bir kavga sistemi vardır.

Bu mitolojik kavga sistemi Hakan ölür, Hakan öldükten sonra kardeşler birbirleriyle çatışırlar, savaşırlar, ayakta kalan devletin başına oturur.


Türklerin Mitolojik Kavga Sistemi ve Şîa’nın Güçlenmesi — İslâm Öncesi: Hakan Ölür, Kardeşler Çatışır, Ayakta Kalan Devletin Başına Oturur; İslâm Sonrası Mezhep-Meşrep Çatışmasına Dönüşmesi; Şah İsmâil’in Babası Şah Hasan’ın Türk Oluşu — Şîa’ya Geçmesinin Sebebi Siyasî; Şîa’yı Güçlendiren Saik Türk Saiki; Sünnî Selçukî/Osmanî’ye Karşı Şîa Bir Türk Devleti; İran’ın Tarih Boyunca İslâmî Devlet Kurmaması; Şah Hasan Sonrası İran Modeline Geçişin Söyleminin Tartışmalılığı; Pers Irkçı Devlet Yapılanması — Mollalık Düzeninde Kürt-Türk Molla Olmaması; İran’ın %50 Azerî Türk, ¼ Kürt, ¼ Pers — Şîa’yı Ayakta Tutanın Pers Yarısı; Doğu-Güneydoğu Şîa Türkmenleri (Şah İsmâil Etkisi)

Türkler İslam olduktan sonra da mezhepler ve meşrepler başlar devreye girmeye. Mesela Şia’nın bu kadar kuvvetlenmesinin arkasında Türkler vardır. Şah İsmail’in babası Şah Hasan Türktür. Şah Hasan’ın Şia’ya geçmesinin sebebi siyasidir. Şia’yı güçlendirmesi de siyasidir. Ve Sünni Selçuk’i sonra devamı Osmani Devleti’ne karşı Şia bir Türk Devleti vardır. İran hiç bir zaman dini bir devlet kurmamıştır tarih boyunca İslam olduktan sonra. İran’da İslam öncesi Persi imparatorluğu vardır. İran, Perslilerin kendileri hiçbir zaman İslami bir devlet kurmamışlardır. Ve Şah Hasan’dan sonra Persler İslam’ı devlet modeline geçtiğini söylerler. Burası da çok tartışmadır. Ben hemen bir parantez açıp kapatacağım.

Bu konuya çok girmek istemiyorum bugün. Aslında onlar ırkçı bir devlet yapılanmaları vardır. Irkçı devlet yapılanmalarına nedir? Persliliğin üzerinedir. Ve bütün Moğollar İran’daki Perslidir. Mesela yönetimde Kürt bir molla yoktur. Yönetimde Türk bir molla da yoktur. Yönetimde diyorum. Halk arasında imamlar, alimler vardır ama o mollalık düzeninde asla bir Kürt molla yoktur. Asla bir Türk molla da yoktur. Çünkü İran’ın yarısı Türk’tür. Azeridir çünkü. Diğer yarısının bir çeyre Kürt’tür. Bunu dillendirmez herkes. Diğer bir çeyrek Perslidir, İranlıdır. Ve şu anda Şia’yı ayakta tutan bu Perslilerdir. Bunun kuvvetlenmesinin sebebi siyasettir. Bilhassa Osmanlı’yla Şah Hasan’dan başlayıp sonra Şah İsmail’le devam eden gelenektir.

Şimdi bu kargaşa önceden İslam olmazdan önce Kaan ve oğulları Kaan ve kardeşler arasında olurken İslam’la beraber mezhep mezhep çatışmasına dönmüştür. Mesela Doğu ve Güneydoğu’da Şia olan Türkmenler, Şia Türkmenler. Bu Şah İsmail’in zamanında onun etkisinde kalanlardır. Örneğin.


Nizâmiye Medreselerinin Sonuçları ve Hitâm — Tek Mezhep-Meşrep Altında Toplama Niyetinin Bedeli: Dinin İçtihâd ve Felsefe Dallarının Budanması; Selçuklularda ve Osmanlı’nın Belirli Bölümünde Dinî Entelektüellerin Siyasetin Emrine Girmesi (Bugünkü Gibi); «Emevî→Abbâsî→Türkler→Selçuklu→Osmanlı→Cumhuriyet Hastalığı — Kanser Virüsü Gibi»; «Tırnak Boyası Tartışmasının» Sebebi: Derin Kısırlık; Hanefî Sünnî Çerçevede «Mütezile’den Şunu Kabul Edebilirim, Eş’arî’den Şunu Kabul Edebilirim» Demenin Küfür Fetvâsıyla Etiketlenmesi; «Kader Planında Her Şey Burada Başlıyor» Dramatik Vurgu; «Dinin Kaynağına İnme Cesareti» — Mevcut Devletleri Sarsacak Olduğu İçin Hiç Kimsenin Cesaret Edememesi; «Buradan Devam Edeceğiz, Konu Çok Güzel, Haftaya İnşallah» Fasıl Verme; Semâ Hazırlığı, Deprem Bölgesinden Dönecek Kardeşlerin Vakıfta Karşılanması («Zor Bir İş Yaptılar»), Saat 22:00 Türkmen Turistlerin Semâ Bekleyişi, El-Fâtiha

Şimdi bu tehlikeyi gören nizam-ı mülkü yazanlar, o günkü devletin siyasetini oluşturan insanlar bunlardan uzak durup artık tebaayı kargaşadan uzaklaştırıp tek mezhep ve meşrep altında toplamayı öngörmüşlerdir. Bu bir taraftan kavgayı, gürültüyü aza indirirken öbür tarafta burası tartışmaya açık. Dinin ictihâd ve felsefi dallarını budamıştır bu durum. Bakın dinin iştahadi ve felsefi tarafını budamıştır. Zaman zaman bazıları bunu harekete geçirmiş olsa da bu İslam dünyasında yeterli olmamıştır. Çünkü devletle din ikiz kardeş olduğunda genel olarak dindarlar dini entelektüele sahip olanlar ne yazık ki hem Selçuklularda hem de Osmanlının belirli bölümünde siyasetin emrine girmiştir bugünkü gibi.

Bu kargaşayı, kavgayı sona erdireceğiz derken tekrar altını çiziyorum bunun. İştahatı ve felsefesini, dinin ictihâd ve felsefe dallarını budayıp kesmiştir. Gelişmesini, büyümesini, derinleşmesini, meyve vermesini son buldurmuştur. Ve bu sıkıntı İslam dünyasında emevvilerden beri devam etmektedir. Bu sıkıntı yeni değildir. Bu hastalık emevvilerden Abbasilere, Abbasilerden Türklere, Selçuklulara, Selçuklulardan Osmanlılara, Osmanlılardan Cumhuriyete bu hastalık devam etmektedir. Kanser virüsü gibi bu. Bakın bu kanser virüsü gibi. Ama devletin başına geçen ehliyetsiz insanlar ama dini entelektüelin başına geçen ehliyetsiz kimseler bu sonucu getirdiler. Şimdi biz hala da tırnak boyasını tartışıyorsak sebebi budur.

Derinlemesine indiğimizde. Ve din, bakın tekrar söylüyorum, din. bu din dedim Allâh’ın dini belli. Din darlar, din darlar devletin siyasi baskısının altında kaldığı müddetçe bir şey üretemezler. Üretmeleri mümkün değildir. Ürettikleri her şey tartışmalıdır. Ve İslam dünyası böylece birinci adımı kendi kendine kısırlaştırmıştır. İkinci adım o derin dünya devleti kısırlaştırmıştır üstüne. Ve şu anda İslam dünyası iştihadi ve felsefik noktada, bu benim kendi şahsi düşüncem, kısırdır. Üretememektedir. Üretiyormuş gibi görülen şeyler derin dünya devletinin öngördüğü hadiselerdir. O yüzden üzerinde şüpheyle bakılır. Şimdi bu normalde toplumun, tebanın, dini, ictihâd veyahut da mezhep, meşrebi biz tek dairede toplayalım diye düşünürken o zaman için ne kadar büyük bir kısırlığa sebebiyet verdiğimizi bilemedik.

Hala da bilemiyoruz. Mesela siz ben Hanefiy’im ben Sünnî’im derken mütezileden bir şeyi ben bunu kabul ediyorum, kabul edebilirim diyemezsiniz. Diyemezsiniz. Sizi küfürle itham ederler. Evet, ben Hanefiy Sünnî’im, ya ben Eşarî’den şunu kabul edebilirim diyemezsiniz derseniz eğer sizin küfrünüze fethet verirler. Bu kısırlık bu. Allâh bizi affetsin. Ve her şey burada başlıyor. Kader planında. Kader planında. Evet. bu İslam dünyasında zaman zaman bazıları tarafından irdelenir, sorgulanır. Kendi zamanlarında da irdelenip sorgulanmıştır. Ama şuna cesaret edememişlerdir. Ben bu konuda bir eleştiri notu koymak istiyorum. Cesaret edemedikleri şey şudur. Dinin kaynağına inmek. Bu çünkü mevcut devletlerin düzenini sarsacaktır.

Tekrar söylüyorum. Dinin kaynağına inerlerse mevcut hangi devlet olursa olsun mevcut devletin düzenini sarsılacaktır. O yüzden hiçbir kimse buna cesaret edememiştir. Buradan devam edeceğiz. Konu çok güzel. Burada çünkü bir fasıl vermiş. Biz de o fasıldan devam edeceğiz önümüzdeki hafta inşallah. Birazdan büyük bir ihtimalle semadan sonra deprem bölgesine gönderdiğimiz kardeşler gelecek. Ben bunu biraz fazla önemsiyorum. Zor bir iş yaptılar. O yüzden onlara dedim ki dönüşte direkt vakfa gelin. Nasıl uğurladıysak öyle karşılayalım sizi dedik. O yüzden önce buraya gelecekler. Burada önce onları karşılayacağız. Sonra da evlerine yolcu edeceğiz. Bu arada da tabi semadan sonraya da onlar inşallah yetişirler.

Aramızda da sohbeti biraz kısa kestim. Dışarıda misafirler var turist. Onlar semayı bekliyorlar. Saat de 10 oldu. Onlara da bir hak verelim semayı izlesinler diye. İnşallah sohbeti kısa kestik. el-Fâtiha.


KAYNAKÇA

  • Ebu’l-Hasan el-Mâverdî (ö. 450/1058) — Şâfiî fıkıhçısı, kâdı’l-kudât; eserleri: el-Ahkâmu’s-Sultâniyye (Yönetimin Esasları), Kavânînu’l-Vezâre, Edebu’d-dünyâ ve’d-dîn, en-Nüket ve’l-uyûn (tefsîr); Abbâsî halîfeleri el-Kâdir Billâh ve el-Kâim Bi-emrillâh’a vezîr-emîr seviyesinde hizmet etti.
  • «Ed-dînü ve’d-devletü tev’emânî lâ yefterikân» — Mâverdî’nin el-Ahkâmu’s-Sultâniyye‘sinde teşkîl ettiği vecîz formülasyon: «Dîn ve devlet ikiz kardeştir, ayrılmazlar». Milâdî XI. asır/Hicrî IV-V. asır; tüm İslâm dünyası siyaset teorisinin temel taşı; Osmanlı dahil orta-yeni çağlar Müslüman devletlerinin formülü.
  • Dîn-Devlet İkiz Kardeşliği: Beni İsrâil Kral Peygamberleri — Dâvud A.S.: Bakara 2/251, Sâd 38/20-26 — «Allah ona mülk ve hikmet verdi»; Süleyman A.S.: Sebe’ 34/12-14, Enbiyâ 21/79, Neml 27/15-44 — rüzgâr-cinler-kuşlar saltanatı. Tâlût/Saûl, Yûşa’, Davud-Süleyman silsilesi kral peygamberlik mirası. Allah Resulü’ne kral peygamberlik teklifi: Ahmed b. Hanbel, Müsned I/231; Beyhakî, Sünen I/41 — reddedilmesi.
  • Hz. Peygamber Sallallahu Aleyhi ve Sellem’in Devlet Başkanlığı — İbn Hişâm, Sîretü’n-Nebî; Muhammed Hamîdullah, Mecmû’atu’l-Vesâ’iki’s-Siyâsiyye (Mekke ve Medîne Vesikaları): Hudeybiye Barış Anlaşması (6/628), Medîne Sözleşmesi (Sahîfetu’l-Medîne, ilk yazılı anayasa); Muâz b. Cebel’in Yemen’e vali tayîni (Buhârî, Zekât 1; Müslim, İmân 29).
  • Hulefâ-yi Râşidîn Dönemi (632-661) — Ebû Bekir es-Sıddîk (632-634), Ömer b. el-Hattâb (634-644), Osman b. Affân (644-656), Ali b. Ebî Tâlib (656-661), Hasan b. Ali (6 ay, 661); Buhârî, Fedâ’ilu’s-Sahâbe 4 — hilâfet şartı. İbn Teymiyye, es-Siyâsetü’ş-Şer’iyye; Mahmûd Şeltût, Min Tevcîhâti’l-Kur’ân: hulefâ-i râşidîn’in safiyet çizgisi.
  • Muâviye-Yezîd-Hz. Hüseyin ve Kerbelâ (61/680) — İbnü’l-Esîr, el-Kâmil fi’t-Târîh; Taberî, Târîhu’r-Rusûl ve’l-Mülûk; İbn Kesîr, el-Bidâye ve’n-Nihâye: Muâviye’nin oğlu Yezîd’i veliahd tayîni (sultânlık tohumu); Hz. Hüseyin’in itirâzı — «Şûrâ ile seçim» prensibi; Yezîd’in saray ulemâsının sözde «devlete isyan» fetvâsı; Kerbelâ’da çocuklar dahil şehâdet (10 Muharrem 61).
  • Mâverdî Öncesi İslâm Devlet Hukuku — İmâm Muhammed eş-Şeybânî (ö. 189/805) Kitâbu’l-Asl, es-Siyerü’l-Kebîr (Serahsî şerhi: Şerhu’s-Siyeri’l-Kebîr); İmâm-ı A’zam Ebû Hanîfe (ö. 150/767) el-Fıkhu’l-Ekber, el-İhtiyâr (talebesi Mevsılî şerhi); Ebû Yûsuf, Kitâbu’l-Harâc (Hârûn Reşîd’e takdim, ilk İslâm malî-idârî hukuk eseri).
  • Nizâmü’l-Mülk (ö. 485/1092) ve Siyâsetnâme — Selçuklu vezîr-i a’zamı Hasan b. Ali Tûsî; Türk-i Horâsân menşeli; Alparslan ve Melikşâh dönemleri; Siyerü’l-Mülûk (Siyâsetnâme, Farsça, 50 fasıl): hükümdarlık usulleri, vezîrlik, kadılar, adâletin temelleri; Makyavelli’nin Il Principe (1513) ile mukayese: yaklaşık 400 yıl önce yazılan Türk-İslâm siyaset felsefesi.
  • Nizâmiye Medreseleri (459/1067) — Nizâmü’l-Mülk tarafından Bağdat’ta kuruldu; eş-zaman Basra, Nişâpûr, Belh, Herât, İsfahân, Merv, Âmul; Şâfiî mezhebi ve Eş’arî kelâmı resmî öğretim müfredatı; İmâm Gazâlî’nin Nizâmiye-Bağdat baş hocası olması (484-488/1091-1095); Nizâmiye’nin Avrupa’daki ilk üniversitelerin (Bologna 1088, Paris 1150) modeli olduğu hipotezi (George Makdisi, The Rise of Colleges).
  • Dîn-Devlet İkiz Kardeşliğinin Kısırlaştırıcı Etkisi — Mu’tezile-Eş’arî-Mâtürîdî mezhepleri arasında çatışma; Mu’tezile’nin halîfe Me’mûn dönemindeki «Mihne» (218/833) sonrası düşüşü; Hanefî-Şâfiî-Mâlikî-Hanbelî tek-mezhep çerçevesi içinde «öteki mezhepten almak» hak görülmemesi; Hayreddin Karaman, İslâm Hukukunda İçtihâd; Hasan Hanefî, Mu’tezile’den Modern İslâm’a: içtihâd kısırlığının teşhisi.
  • 2000 Şirket-Derin Dünya Devleti Tezi — Vitali, Glattfelder, Battiston (ETH Zürich, 2011): «The network of global corporate control» — dünya ekonomisinin %80’ini kontrol eden 1318 şirketin %40 sermaye bağlantısı 147 şirkette («super-entity»); William K. Black, The Best Way to Rob a Bank Is to Own One; Anthony Sutton, Wall Street and the Bolshevik Revolution; Carroll Quigley, Tragedy and Hope: derin dünya devleti kökleri.
  • Sömürü Aletleri: Fuhuş, Anarşi, Faiz, Uyuşturucu — Bakara 2/275-279 (faize hükmen ve fiilen ilân-ı harp); İsrâ 17/32 (zinâya yaklaşma yasağı); Mâide 5/90 (içki-uyuşturucu reddi); İmâm Birgivî et-Tarîkatü’l-Muhammediyye; Saîd Havvâ el-İslâm; Necmettin Erbakan’ın Adil Düzen projesi: faizin sömürü aracı olarak teşhisi; John Perkins, Confessions of an Economic Hit Man: küresel borç sarmalı.
  • «En Büyük Terörist Siz Olursunuz» — Sömürü Düzenine Karşı Dindarın Etiketlenmesi — Mâverdî’nin tezi: «dindar olun, ama düzenin çarkına çomak sokmayın»; Hz. Îsâ A.S.’ın çarmıha gerilmesi (Yuhanna 19; Mâide 5/110-118 hatırlatması); Hz. Mûsâ A.S.’ın Firavun tarafından ölüm tehdîdi (Tâhâ 20/9-79; Şu’arâ 26/10-67); Wael Hallaq, The Impossible State: modern ulus-devletin İslâm’la temelden uyuşmazlığı.
  • Saddam-Turgut Özal-Kaddâfî Akıbetleri — Saddâm Hüseyin’in 30 Aralık 2006 idamı (Bağdat); Turgut Özal’ın 17 Nisan 1993 şüpheli ölümü (Cumhurbaşkanlığı Köşkünde, otopsi yapılmadı; 2012 mezarının açılmasıyla zehir tespiti yönünde bulgular); Muammer Kaddâfî’nin 20 Ekim 2011’de Sirte’de NATO destekli muhaliflerce katledilmesi; Hugo Chávez’in 2013 şüpheli kanseri; konu hakkında: Şevket Süreyya Aydemir, İkinci Adam; modern suikast literatürü.
  • 1980 Anayasası ve Değişmezliği — 12 Eylül 1980 darbesi sonrası Kenan Evren başkanlığında Danışma Meclisince hazırlanan, 7 Kasım 1982’de %91.37 oyla kabul edilen Anayasa; geçici 15. madde darbecilere yargı muafiyeti (2010’da kaldırıldı); 1987-2017 arasında 19 kez değiştirildi ama temel yapısı sabit; Kemal Gözler, Türk Anayasa Hukuku; Mustafa Erdoğan, Anayasa Hukuku: 1982 Anayasası’nın vesayet düzeni çizgisi.
  • Hitâm: «Dinin Kaynağına İnme Cesareti» — Fazlur Rahmân, Islam and Modernity; Mehmet Görmez, Hadis İlminde Rivayet ve İtibar: kaynak-temelli içtihâd ihtiyacı; Şâtıbî el-Muvâfakât ve makâsıd-ı şer’î yorumu; Cevdet Paşa Mecelle mukaddimesi: «Ezmânın tagayyürüyle ahkâmın tagayyürü inkâr olunamaz» (madde 39); Miraç Kandili (17 Şubat 2023 / 26 Receb 1444) vâkıasında Mustafa Efendi’nin ders verdiği sohbet, deprem ekibinin bölgeden dönüşünde Vakıf’ta karşılanması planı.

Tasavvuf hakkında daha fazla bilgi için tıklayınız.

İlgili Sözlük Terimleri: Hâl, Zikir, Tevhîd, Halife, Silsile, Muhabbet, Tesbîh, Mîrâc. → Tasavvuf Sözlüğü’nün tamamı