Perşembe, 14 Mayıs 2026
YOLUMUZ NÜBÜVVET YOLUDUR

Mustafa Özbağ

İrşad & Tasavvuf · Resmî Site
Soru/Cevap ·

2023 Sohbeti #84 — Deprem İzlenimleri: 12 Tır Yardım Sevkiyatı, İstahiye-Nurdağ-Kuşçu Mustafa-Türkmen-Kürt Köyleri Birebir Dağıtım, Cafer Adnan Fatih Oğuzhan Ahmet Hocam Versin Aşkım Yunus Sezgin Mustafa Aspirin Atik Ahmet Altın Sinan Anekdotları, Halkın «Evlatlarımız Geldi» Sevinçi, Yörük Türkmen Vakurluğu, Hastayım Ekmeğim Yok Ablası, Vahit Çocuk-Mont Mucizesi, Mustafa Efendi’nin Gölcük Hatırası ve «Ova Yurt Edinmeyiniz» Hadîsi

Mustafa Özbağ Efendi'ye sorulan soru ve cevabı: 2023 Sohbeti #84 — Deprem İzlenimleri: 12 Tır Yardım…. Tasavvuf, ahlâk ve günlük hayata dair açıklama.


Table of Contents

Açılış — Selâm, Hayırlı Niyâzı; «Vakıf Olarak 6 Tır Dedik, Cafer 12 Tır Olduğunu Tespit Etti»; Yardımın Yerli Yerine Ulaşması Hassasiyeti — Şeyh Efendi’nin Zamanından Beri Gece Adres Bırakma, Reklam Yapmama, Talep Etmeme Şiarı; Mustafa Efendi’nin Gölcük Depremi (1999) Hatırası — «Ölüm Kokuyor Burası», Sedat Peker Aş ve Çay Evi Hâriç Hiçbir Şey Yok; «Ovaları Yurt Edinmeyin» Hadîsinin Tekrarı; Yardım Ekibinin Yola Çıkışı — Yunus’un İlk Gün Yıkıntıları Çekmesine Mustafa Efendi’nin İkâzı

Selamun aleyküm. Allâh gecenizi hayırlı eylesin. Gündüzünüzü hayırlı eylesin. Ayınızı, yılınızı, ömrünüzü hayırlı eylesin. Rabbim cümlemize ve cümle ümmeti Muhammed’e hakkı, hak, batılı, batıl bilenlerden eylesin. Hakkı, hak gülüp hak yolunda mücadele eden, batılı, batıl bilip, batıla cihâd eden kullarından eylesin. Geceniz hayırlı olsun inşallah. Malum bir depremler silsilesinin içindeyiz. Böyle olunca biz vakıf olarak, biz 6 tır dedik ama Cafer dedi ki buradaki tırlara bakınca biz 12 tır malzeme göndermişiz dedi. Cenâb-ı Hak hamd olsun bütün hizmet eden, faydalı olan, bu konuda destek olan bütün kardeşlerden Allâh razı olsun. Âmîn. Bayanlar, erkekler hep beraber böyle bir yardım deprem bölgesine bir yardım çalışması oldu.

Benim her zaman için titizlendiğim bir şey vardır. Yardımın yerli yerine ulaşması, zekatın yerine ulaşması, sadakanın yerine ulaşması, bu tip doğal afetlerde yardımın yerine ulaşması. Yoksa insanlar oturdukları yerden yardım ediyorlar. işte, hadîs-i şeriflerdi, mesela zekatı dağıtacak olan bir kimseye, ya gidecek o zekat verecek olduğu bir kimseye kendisi verecek ya da, evet vekalet de birisine verecek ama doğru vekalet olacak. bu konuda sıkıntılı bir durum olmayacak. Bizim tabii yıllardan beri böyle değişik zamanlarda, böyle erzak dağıtma gibi, böyle değişik yardım dağıtma gibi kendi içimizde, kendi kendimize böyle ortalığa dökülmeden, ortalığa, insanlara reklam etmeden kendimiz için kendi dairemizde, kendi ailemize yetecek kadar çalışmalarımız oluyor.

Genelde biz bunları gece yapıyoruz. Bunları bu konuda titizleniyoruz, gece adreslerini bırakıyoruz. Kimse duymasın, kimse görmesin. Hem alan incinmesin hem de veren de görülmesin kimin ne yaptığı diye. Genelde bu konularda titizlik disturu içerisinde devam ediyoruz. Erkekler de bayanlar da bu konuda hiç kimse yapan nereye yaptığını bilmiyor. Evet götüren kardeşler orada bir ev var, içeride kimin oturduğunu bilmiyorlar. Bu konuyla ilgilenen üç beş kişi var. Bir tek onlar biliyorlar. Böyle bu mesele gidiyor. Bunu da çok böyle dillendirme, çok böyle reklamına gerek duymuyoruz. Bu bayadan beri devam ediyor. Çünkü bu yeni değil. Hamdolsun. Çok uzun Şeyh Efendi’nin zamanından beri devam ede gelen böyle bir kendi içimizde bir sistem var.

Bunu etraftan bir şey talep ederekten yapmıyoruz. Böyle gelin arkadaşlar biz şöyle bir şey yapıyoruz. buna da katkıda bulunun. Siz böyle bir kimseden bir şey istemiyoruz. İstemek bizim şiarımız değil. Biz asla hiç kimseden hiçbir şey istemeyiz. İstemek için de kimsenin kapısına gitmeyiz. Kimseye telefon açmayız kolay kolay. O yüzden o şiarımızı biz kendimizce koruruz, muhafaza ederiz. Hatta birisi bir şey verecekse de bakarız. Bir şey yaptıracaksa da bakarız. yarın öbür gün gevşek bir insan olur. Ağzı sıkı değildir. Ortalığı döker bir şeyi. Allâh muhâfaza eylesin. Bunlar çok hoş şeyler değildir bizim kaidelerimizce. O yüzden Cenâb-ı Hak hamdolsun. Biz sadece böyle bir şey yapacağız diye ilan ettik.

Bu kadar. Kimseden bir şey istemedik. Allâh razı olsun kardeşler arkadaşlar. Bu konuda üstün bir gayret sarf ettiler. Herkes evinden battaniye getirdi. kimisi yeni aldı. Kimisi evindekini getirdi. Kimisi evinden yorgan getirdi. Kimisi evinden eşya getirdi. Biz herhangi bir talepte bulunmadan herkes bir şeyler yaptı. Allâh biliyor içimdekini. Ben kendimce dedim ki ben iki tırı doldururum nasıl olsa dedim. Kendimce. Ama Cenâb-ı Hak hamdolsun. Cafer’in tespitine göre on iki tır. Buradaki tırlara bakınca dedi on iki tır dedi. Ama dedi biz iyi malzeme götürmüşüz dedi. Hamdolsun oradaki arkadaşlar kardeşler gidenlerin hepsi de gerçekten derganın adabını Erkan’la riayet ettiler. Orada tabiri caizse çadır çadır dağıtım yaptılar. böyle gidip de bir muhtarın eline bırakıp gidelim.

Veya da filancı kuruluşun eline bırakalım gidelim. Veya da yolun kenarına bırakalım gidelim. Öyle yapmadılar. Allâh razı olsun hepsi de bu konuda hemen hemen günde Cafer’le 4-5 sefer görüşerekten istişare ederekten siz assınız. Nerede geri kalanınız? Burada mısınız? Ha tamam. Tabii orada hem bir kısmı dağıtıma çıktı, bir kısmı da hem tırlara nöbet tuttu, hem orada dağıtılacak olan malzemeleri hazırladılar. Tabii ben önce bir analizimi söyleyeyim. Şimdi arkadaşlara söz vereceğim. Birinci gün analizin akabinde hemen normalde daha gittiler, konuşlandılar. Ertesi gün dağıtım olacak. Dağıtıma gidenlerin içerisinde fotoğraf çeken, görüntü alan bizim Yunus da var. Baktım Yunus ondan sonra sadece yıkıntıları çekmeye başladı.

Kendi içimden dedim ki bu yıkıntıdan iyice psikolojisi bunun şey olmuş, etkilenmiş. Sadece yıkıntıları çekiyor diye. Neyse sonra onu uyardım dedim dağıtımı çek, yıkıntıları çekme dedim. Cevferet dedim, o dedim bu normal değil. Ondan sonra tabii o yıkıntı insanı etkiler. Deprem insanı etkiler. Böyle büyük bir deprem daha da etkiler. Ben hemen depremin ertesi günüydü. Cemil’le de günleri karıştırdım. Ertesi günü, ben bu Gölcük depremin ertesi günü ben Cemil’le hemen aynı gün depremin sabahında telefonlaşmıştık. Dedim nasıl duruyor bu vaziyet? biz dedi sağız bir sıkıntımız yok ama dedi her yer göçtü. Ben hemen ertesi gün Cemil’in yanına gittim. Tabiri caizse caddelerde ben yürürken tabii Cemil’e bir şey demiyorum.

Benim burnumda ayrı bir ölüm kokusu vardır. Dedim ki burası ölüm kokuyor. Ölüm kokuyor böyle ortalık. Ben o günkü gördüklerimi söylüyorum. Ne bir jandarma, ne bir polis, ne bir kızılay, ne bir arama kurtarma. Hiçbir şey yok ortalıkta. Şehir komple çökmüş, yıkılmış. Benim gördüğüm şehir komple yıkılmış, çökmüş. Bunu böyle söylüyorum Sedat Pekerci zannetmeyin. Ayakta olan bir tek şey var. Bir tane kocaman bir çadır yolumuzun üzerindeydi değil mi Cemil? Yolumuzun üzerinde kocaman bir çadır kurmuşlar. Yazmış oraya Sedat Peker, aş evi değil mi? Yanına da Sedat Peker çay evi diye yazmış. Bildiğiniz böyle yazdırmış. Biraz daha ileri gidince biz oradan geçtik. Bir tane minibüs. Minibüste bir haberli.

Bütün herkesi diyor. Sayın halkımız, iş adamı Sedat Peker’in aş evi ve çay evi merkezdeydi değil mi? Merkezde ondan sonra 7.24 hizmetinize açıktır, ücretsizdir. Herkes gidip oradan zaten geçerken de gördük milleti orada yemek yiyor. Enteresan bir şey şu yalnız. Cemil de aynı Cemil söyledi. Bir otelin ahçılarını komple söküp getirmiş oraya. Bildiğiniz onlar da böyle oteldeymiş gibi kocaman onların ahçı şapkaları var ya ahçı şapkaları kafalarında bembeyaz üzerindeki onların o ahçı üniformaları. Bir tek onu gördüm ben orada depremde böyle bir yardım yapan. Tabi o yıkıntıları gördüm. O çökmeleri gördüm, yan yatmaları gördüm. Ondan sonra ben öyle duydum, iniltileri duydum. Dedim ki normal değil, hiç kimsenin psikolojisi burada dayanmaz.

Cemil hakkını helal et sende. Dedim Cemil hazırlanın, yarım ben sizi buradan aldırıyorum dedim. Neyse ben tabi döndüm geri oradan. ben depremi bizatihi hemen olduğunun ertesi günü ne olması gerekirken ne olmadığını ve insanların halini orada aşina oldum. Ben o gündür bu gündür derim hep arkadaşlara. Ovalları yurt edinmeyin, hadîs var. Deniz kenarlarında durmayın, hadîs var. Bir deprem bölgesi, Türkiye bir deprem bölgesi. Her an için her yerde deprem olabilir. O yüzden depreme hazırlıklı olun. Bunu ben hep söyledim arkadaşlara hep dedim. Şimdi ben sözü fazla uzatmak istemiyorum. Tabi arkadaşlarımız Allâh razı olsun.


Sezgin Langaza Gümrük Müşaviri 4 Tır Tahsisi – İbrahim Aybey 2 Tır – Toplam Sevkiyat — Mustafa Efendi’nin Cafer’in Sözünü Vermesi: «Hepsine Söz Hakkı Vereceğim, Çünkü Canlı Birebir Gördüler»; Cafer Çapatay’ın Anlatımı: Adana’da Tırlar, İslahiye’ye Geçiş; Yer Bulma — Belediye, Komutan, Binbaşı, Yüzbaşı, Cezaevi Üst Eğmeni Üzerinden Otopark; «Yapılacak Olan Birebir Dağıtım Mes’elesini Anlatınca Herkes Hak Veriyor»

Bizim Sezgin kardeş Gümrük müşaviri o dedi ki ben 4 tane tır veririm dedi. 4 tane tır o verdi. Baktık 4 tane tır yetmeyecek. İbrahim Aybey de dedi bana bir şey düşerse çekinmeden telefon et söyle diye üzerimize ne düşerse yerine getiririz diye. Aybey’den de Allâh razı olsun. Burada yok mu nerede? Er kaldırdı mı? Evet. Makamda duruyor yani. Allâh razı olsun o da 2 tane tır tahsis etti. Anca aldırdık biz. Hatta bitir daha eşya kenarda bırakalım mı bırakmayalım mı? Bir daha döndürelim dedik. Biz dedik yükleyin ne varsa. Öyle gidildi hamdolsun. Şimdi tabi orada da arkadaşlar sonuçta gözlemlediler, gördüler, yoruldular, üşüdüler ondan sonra. Kolay bir şey değil. Ben bakıyorum hava durumuna İstahiyye’ye tespit etmiştik biz yer olarak orada da çok yıkım vardı.

Köylerde de çok yıkım vardı. Ben bakıyordum hava durumuna gittiklerinin ertesi günü eksi 9 mu ne gösteriyordu? Kaçtı Mustafa? Eksi 5 miydi? Böyle bakıyordum ben hep eksilerde hava durumu. Kolay değil orada gece eksi 5 onun tecelliyatı eksi 9 olur öyle şey olmaz. Orada o soğukta gece bir de tırların başında nöbet tut. Yağmancısı var, hırsızı var, yan kesicisi var, talancısı var hepsi de var. Başında nöbet tutmak lazım. Nöbet tuttular. Konteynörlerde yattılar. Arabalarda yattılar. Daha ben gelin demesem bunlar orada kalacaklar da insan kendine kendine yurt edinir çünkü. Aydiyet kesp eder. En sonunda dedim siz cuma günü çıkın yola. Cehennem dedi ki yoksa biz bunları dostluğunu dağıtamayız dedi.

Bir gün daha müsaade et. İyi dedim bir gün daha müsaade et size. Neyse dağıtım yaptılar Allâh’ın izniyle yerli yerine yerleştirip her şey döndüler. Bugün ben de kendi kendime niyet ettim. Dedim ki hepsine bir söz hakkı vereyim. Kendilerince izlenimleri ne oldu? Bölge olarak ne oldu? Depremin kendilerine. Çünkü canlı birebir gördüler. Televizyondan film izlemek gibi değil. Bir bakıyorsunuz orada toz ortalıkta ne bileyim yıkıntılar ortalıkta. Tabi içlerinde Hasan Hoca vardı. Hasan da değil mi hocam? Ahmet Hoca vardı. Ahmet değil miydi o? Ahmet Hoca vardı. Ahmet Hoca da aslında Antep’li kendisi. İstahiyede de orada öğretmenlik yapmış. En duygusal olan da Ahmet Hoca’ydı. Onun da çok faydası oldu orada yerhende.

Şimdi hadi bakalım. Hadi Cafer başla. Selamun aleyküm. Öncelikle böyle bir dergaha mensup olmaktan, üstadımıza evlat olmaktan büyük bir onur duyduğumuz günlerdi. Efendimiz’in nasihatleriyle çıktığımız yolda ne nasihat buyurduysa orada, yolda ve orada o hallerle karşılaştık. Her görüştüğümüzde yeni bir ferahlık hissediyorduk. Her daraldığımızda yeni bir ferahlık hissediyorduk. Allâh razı olsun. orada her daraldığımızda ki sonra görüşmemizde bir ferahlık meydana geliyordu. Gerçekten bu tırları bu kadar bir zamanda dağıtmak kelimelerle tarif edilemez bir haldi. Şöyle ki biz kendi içimizde bir on gün acaba on güne bitirebilir miyiz diye kendi aramızda konuşuyorduk ama herkesin kafasında da on, on beş gün böyle bir gün oturmuştu aslında.

Kimsenin üç güne beş güne bitirip buradan döneriz havası yoktu efendimin bahsettiği gibi. Ama Cenâb-ı Hak üstadımızın himmetiyle o yollar açıldı. Hiçbir malı, hiçbir koliyi yolda heba etmeden, dağıtmadan Allâh’ın izniyle birebir yerlerini kavuşturmuş olduk, buluşturmuş olduk. buradan yola çıkışımızdan tırları Adana’da bırakıp İstahiye’ye özür dilerim biraz detaylı anlatabilir miyim? Adana’da bırakmayı istişare ettik. Biz küçük arabayla Adnan, Ömer, Fatih ben bir arabadaydık. Çünkü İstahiye’de ne olduğunu bilmiyorduk. İstanbul’dan Murat kardeş vardı o biraz anlatmıştı. Komutanla görüştük. Belediyede oradaydı Osman Gazi Belediyesi ile görüşmüştük ama zahiri olarak görmemiştik ne olduğunu bilmiyorduk.

Tırları Adana’da Fatih’in müşterisi olan bir tır garajında bıraktık. İstahiye’ye geçtik biz sabahleyin erken saatte. İstahiye’nin içine girdiğimizde İstahiye diye bir şeyin olmadığını fark ettik. Tırları orada bir yerde muhafaza edemeyeceğimizi düşündük. Ve ileriye doğru, hataya doğru bir gittik yarım saat kırk dakika ve dönüşte de yer bakarak şehri içine geldik. Bir yer gözümüze kesmişti. Oradan belediyeye uğradık. dağıtım yapmak için. Onlar bir afa da aradılar dediler ki şu anda sizin tek tek dağıtım yapmanız mümkün değil afat depolarını indireceğiniz. Ama bizim aldığımız nasihat öyle değildi. birebir dağıtmaktı. Onun için tamam kardeşim dedik ayrıldık o bölgeden. Orhan kardeşin tanıştırdığı telefonla görüştüğümüz komutanla irtibat kurduk.

Neyse oraya gittik. Onla konuşmamızı yaptık. Bu beni aşar dedi. Binbaşı’yı çağırayım dedi. Binbaşı geldi. Dedik böyle böyle biz bir yer bulduk. Buraya yerleşmek istiyoruz. O da dedi. Burası beni aşar dedi ama o aşar kelimesini söyleyebilmek için 15 dakika bizi devlet nezaketiyle konuyu anlatmaya çalıştı. Sonra yanındaki yüzbaşı dedi ki tamam komutanım ben vazifeyi debralayım anlatayım dedi. Binbaşı görevinin başına döndü çünkü emrinde Özgür Suriye ordusu Türkmenler de vardı.


İslahiye Yıkıntılarının Tahkîki ve İlk Dağıtımlar — «Türkmenler Yeni Yerleşiyorlardı, Telaşeleri Çoktu»; Onikinci Şehit-Köy Anlatımı; Maraşlı Şoförün Ailesi Depremzede Olduğu Hâlde Çalışmasına Devam Etmesi; Köylere Çıkışta Hassâs İnsanlarla Karşılaşma; Bir Köyün Mahallesinde Erzâk Vermek Bittikten Sonra Geri Dönüp Eklemek; «Hastayım, Ekmeğim Yok» Diyen Bayanın Hikâyesi

Onlar da yeni yerleşiyorlardı. Onun için telaşeleri çoktu. Neyse biz yüzbaşı bize anlattı durumu. Ona da teşekkür ettik ayrıldık. Arkadan telefon açtı. Dedik Cezaavi komutanıyla görüştüm. Otoparkı size tahsis edecek. Gidin bir bakın işinize gelirse oraya konuştanın dedi. bu yapılacak olan dağıtım meselesini anlatınca herkes hak veriyor. En iyisini siz düşünüyorsunuz. Siz düşünmüşsünüz diye. Sağ olsun cezaevine gittik. Orada üst eğmen 3 gün olmuş gelirdi. Dedik ki otoparkımız burası. Loğbaları abdest için içerisini kullanabilirsiniz dedi. Ona da rica ettik. Biz bir yer tespit ettik. Orayı alabilirsek oraya konuşlanacağız. Alamazsak buraya konuşlanacağız dedik. Cenâb-ı Hak nasip etti. Afat’la Ömer kardeş görüştü ve bizim isabet olan yerde Efendim’in himmetiyle oraya yerleştik.

İki okulun arası büyük bir bahçe. Orada vazifemize devam etmeye başladık. biz işin dış tarafındaydık. Adnan Hoca ve diğer arkadaşlar iç tarafta. Kolay değildi. Türleri boşaltıyorlardı. Ayırıyorlardı. Poşetliyorlardı. Biz de iki araba, üç araba, belediyeden de sağ olsun araç tahsis ettiler. Onlarla beraber de köylere çıkıyorduk. İçeride kalanların işleri bize göre daha zordu tabi ki. Ama şükürler olsun. Efendim’in himmetiyle bir sıkıntı yaşamadık. Gece dağıttık, gündüz dağıttık. Ama biz biliyorduk ki. Efendim bunu Mekke’de de yaşamıştık. bu konuda hassas olduğunu biliyorduk. Bir an önce bitirmeyi arzu ediyorduk ama hakikaten çok eşya vardı. çok enteresan haller yaşanıyor. Beş şehit vermişler, üç şehit vermişler.

Gidiyorsunuz insandan bir ihtiyacınız var mı diyorsunuz. O kuru erzağa bile ihtiyacım var demiyor çoğusu. istisnalar kaydeyi bozmuyor tabi ki ama gerçekten vakurlu, gururlu insanlar. Efendim zarflar vermişti. Onları ben bir taraf ceplerine koymaya çalıştığımda kesinlikle kabul etmiyorlardı. Ama bir nebze de olsa zoray ki bırakmaya çalışıyorduk. her tür vakayla karşılaştık. Anlatabilecekler var, anlatamayacaklar var. çok farklı anılar var. Orada yaşarken daha farklı tabi ki. Ama en önemlisi ben bir anımı anlatayım kısaca sonra mikrofonu bırakayım inşallah. Bir bizim Maraşlı şoförümüz vardı. Afat belediye tahsil etmiş. Onlar da depremzedi ama çalışmak zorunda olduğu için cenazeleri filan yokmuş.

Çalışıyordu. Dedik ki biz bir köye yemek götürüyoruz belediyeden. İlla oraya gidelim dedi. Ahmet hocam da köyü biliyordu gidelim abi oraya dedi. Ahmet hocadan Allâh razı olsun bir anoktok düşeyim ben onunla alakalı. Efendim müsaade buyurursa. onun babası da depremzede. Ama çalışmak zorunda. Çalıştığı firma İstahiye’ye sürekli malzeme çekiyor. Annesini köyüne bırakmış ve her gün İstahiye’ye gelip gidiyor. Birkaç kere telefonla konuştular şurada buluşalım burada buluşalım. Ama Ahmet hocam bir depremzedeye bir çadıra daha fazla ulaşabilmek adına bir hafta babasıyla görüşemeden tekrar Bursa’ya döndü. bu bir fedakarlıktı diyebilirdi bize bana iki saat müsaade edin. Çünkü tanıdıkları vardı. Köyleri biliyordu.

Yolları biliyordu. Tek tek götürdü Allâh razı olsun. Sabah sekizde çıkıyorduk gece iki üçe kadar malları hazırlıyordu. hep fedakarlık yapan kişiydi kendisi. o köye gittiğimizde köyün yarısına dağıttık. Malımız bitti. Dedik ki biz bir daha doldurup geleceğiz. Bir daha doldurup geldik. Dağıtmadığımız kısımlara dağıttık. Bir bayan geldi. Nefes darlığı var. Bronşiti var herhalde zor nefes alıyor. Yanında bir kız çocuğu var elinden tutuyor. bir torba erzak verdik. Başka bir ihtiyacınız var mı dedim. Hastayım ben dedi. Ama ekmeğim yok dedi. Dedim ablam böyle deme dedim ya biz köyler ekmek almıyor diye dedim arabaya ekmek koymuyoruz dedim. ekmeğimiz yok dedim. Boynunu büktü. Ama ekmeğim yok benim dedi.

Dedim abla böyle deme dedim ya bak biz gidemeyiz şimdi dedim buradan böyle. Ben hastayım ekmeğim yok gele dedi. Ya Rabbi dedim. Efendimin daha önce bir sohbeti vardı. Boynunu bükük insanları hor görmeyin. Es geçmeyin diye aklıma o geldi. Dedim ablam sen bir çadırına doğru yönel dedim ya bir çadırına genç inşallah dedim. Bak biz gidemeyiz buradan dedim şimdi dedim yolumuza dedim. Ben hastayım ama ekmeğim yok diyor. Başka hiçbir şey demiyor. Bir adım dahi kımıldamıyor dimdik duruyor böyle. Dese ki şu arabanın tamamını indirin dese indireceğiz Allâh inandırsın. Ama kadın sadece ekmeğim yok diyor başka bir şey demiyor. Boynunu bükük dedim ki hatta Yunus da vardı yanımda o arada arkadaşlar uzaktı.

Dedim abla sana sözüm olsun dedim.


Cafer’in 45 km Yol Anekdotu – «Hastayım Ekmeğim Yok» — Ablanın Bir Çadırına Yöneltilmesi, Mustafa Efendi’nin Sözüne «Boyun Bükük İnsanlara Hor Görülmeyin» Sohbetinin Hatırlanması; 50 Ekmek-Köy Yolunda Bir Fort Minibüs Ekmek Sahibi Bayanla Karşılaşma — Tam İhtiyaç Anına Cenâb-ı Hak’ın Lütfu; Ablaya Ekmek Tesliminde Gönül Rahatlığıyla Ayrılma

Geldiğimiz yol 45 kilometre dedim. Ben şimdi gideceğim dedim. Ekmek alıp geleceğim sana dedim. Ama Allâh rızası için dedim bir çadırına doğru yürü sen dedim. Yoksa biz gidemeyeceğiz buradan dedim. Ama sana söz veriyorum dedim. ben gidip getireceğim dedim. O da tamam dedi. Çadırına doğru yöneldi. Biz oradan az bir malımız vardı. Ahmet hocam dedi ki şu üstteki köy gözüküyor zaten çok büyük ovalar köyler büyük değil. O köyde malı boşaltalım tamam oraya geçtik. Biz çadırlara başladık malları boşaltmaya sormaya. Bir fort minibüs durdu yanımızda eski. Bir abla indi hemen arabadan dedi ki ne dağıtıyorsunuz? Her şey var dedim. Erzak veriyoruz dedim. Şöyle camdan kafamı uzattım baktım sepetlerle ekmek dolu arabanın içinde.

Dedim siz ne dağıtıyorsunuz? Biz de ekmek satıyoruz dedi. Kocasıyla beraber fırınları varmış bir ilçede. Ekmek yapıp köy köy satıyorlarmış. Ya Cenab-ı Hakka hamdolsun dedim. Oradan arkadaşlarla dedim hemen 50 tane ekmek bir kasa ekmeği dedim bize ver. Sonra arkadaşlarla da ekme ekmek de kendimize aldık. taze ekmek olsun diye kampımıza. Şükürler olsun orada hemen malları bıraktık dağıttık. Tekrar 50 ekmeği alarak oradan ablanın çadırının bulunduğu bölgeye gittik. Diğer köye geçtik. Köyde tamam çadırının yakınına geldik ama abla hangi çadıra girdi onu bilmiyoruz. Neyle sesleneceğiz onu bilmiyoruz. Neyse gene selamünaleyküm diye seslice bir bağırdım. Oradan bir bey abi çıktı. Dedim bir hasta abla vardı burada dedim.

Zor konuşuyordu. He bilmem ismini söyledi. Rümeydamı dedi öyle abla dedi. Bir seslenir misin dedim. Neyse seslendi abla geldi. Ekmeklerini teslim ettik. Ve oradan gönül rahatlığıyla ayrılmış olduk. Tabii ki yaşanan çok hadise var. Haklınızı helal edin. Ama ben gene de eksiğimizde noksanımıza vazife olunca biraz agresifleşebiliyoruz. Özellikle kaptanlarımızdan, Sezgin abiden haklarını helal etmelerini istiyorum. Ve tüm çalışan ekip arkadaşlarımıza da haklarını üstadımızın önünde haklarını helal etmelerini istiyorum. Üstadımdan da eksiğimiz noksamız hatamız muhakkak ki olmuştur. Haklarını helal etmesini arzu ediyoruz. Kusurumuza bakmayın. Hakkınızı helal edin. Ben fazla uzatmadan mikrofonu arkadaşlarıma teslim edeyim inşallah.

Selamünaleyküm. Öncelikle dergahımızın böyle bir hizmetin içerisinde, yardımın içerisinde oluşundan dolayı Allâh’ın izniyle çok memnunuz. Memnunum kendi açımdan ve bütün arkadaşlardan. Çok güzel bir hizmet oldu. Dergahımıza ve üstadımıza yakışan bir şekilde hizmetimizi Allâh’ın izniyle yerine getirdik. Evet işimiz çok zordu. İş de çoktu. Ama gerçekten Allâh öyle bir işimizi rast getirdi ki, öyle bir kolaylaştırdı ki biz bile kendimiz bile inanamadık. O kadar işi 13 kişiydik. Tabii kaptan arkadaşlar da yardım ettiler sağ olsunlar. Normalde biz dergâhtan 13 kişiydik. Onun 6’sı genelde dışarı çıkıyordu. 6-7 kişi, 8 kişi biz hazırlık yapıyorduk. Oturları indiriyorduk, paketliyorduk, dizayn ediyorduk.

Onlara tekrardan hazırlık için hazırlık yapıyorduk. Ve inanın bunu biz nasıl yaptığımızı ve yorulmadan bunu bu kadar kişiler nasıl başardığımızı Allâh’ın izniyle ve Efendim’in himmetiyle olan bir şey olduğuna inanıyorum ben. Oraya gidişimiz olsun, yeri buluşumuz olsun, yeri buluştuğumuz ona kese bulunduğumuz yer bizi hem korunaklı hem rahat ettirebilecek bir yer olması. Her yeriniyle çok rahat ettik bu noktada. Ve çok kolay, çok iyi geçti Allâh’ın izniyle. Tabii ki deprem denildiğinde sadece deprem olarak bakılmıyor. Deprem gerçekten çok büyük bir yıkım. Sadece evler yıkılmıyor, insanlar ölmüyor. Orada bir hayat göçüyor. İnsanlar, yüzlerce binlerce insanın hayatı bitiyor orada. Aileler gidiyor, kimisi anasız, kimisi eşsiz, kimisi babasız, kimisi evlatsız kalıyor.

Bunlar büyük bir acı. İnsanların yüzüne baktığınızda o acıyı, o korkuyu, o hüznü hissediyorsunuz. Ama insanlardan, devletten yardım geldikçe onlara da bir umut olduğunu, bir kendilerine güven geldiğini de hissediyorsunuz. Gün geçtikçe bu biraz daha rahatladığını gördük. Ama şu da bir gerçek, ahlaklı insanlar, erdemli insanlar nerede ne şartlı olursa olsun kendilerini belli ediyorlar. Depremzedeymiş gibi, anası ölmemiş gibi, babası ölmemiş gibi bir hal ve ahlak tavır içinde yaşıyorlar bu zorluklarını. Bir de bizlerin, milletimizin birlik ve beraberlik içerisinde çözemeyeceğimizin, altında kalkamayacağımız bir yükün olmadığını Allâh’ın izniyle gördüm. Bu gibi şeyler inanın çok küçük gibi geliyor.

Yeter ki bizler birlik olalım. Allâh bize bu birliği nasip etsin. Âmîn.


Adnan’ın Anlatımı: 13 Kişilik Ekibin Mucizevî Hizmeti — «Yorulmadan Bu Kadar Kişi Nasıl Başardığımızı Allah’ın İzniyle ve Efendim’in Himmetiyle»; Hayatlar-Aileler-Yüzlerce Binlerce İnsanın Acısı, Ahlâklı-Erdemli İnsanlar Depremde de Belli Olur; «Ya Rabbi Burada İnsanlar Göçmesin, Devletimiz Burada İstihdam Eylesin» Niyâzı

Bir de kendi içimden düşündüm ki, dedim, Ya Rabbi burada insanlar göçmesin, burada insanlar kalsın, devletimiz buradaki insanları burada istihdam eylesin. Tez zamanda. Çünkü oraların boş kalması, oraların yurtsuz kalması, insanların orada azalması bizim devletimiz için kendi görüşümü söylüyorum, büyük tehlikelere sebep olabilir. Bunun burada bir an önce hal olması lazım bu sorunur. Oradaki insanlar bu rahatlığa kavuşması lazım. İnşallah Allâh kolaylıklar versin. Âmîn. Biz sahada değildik, onun için birebir insanlarla çok haşineşil olmadık. Genelde paketleri hazırladığımızda. Benim söylediklerim bunlar bu kadar. Haklarınızı helal edin. Helal olsun. Hakkını helal etsin. Helal olsun. Bütün kardeşler de özür dilerim bir yanlışımız, bir eksiğimiz, bir hatamız olduysa, benden yana helal olsun hepsine.

Allâh razı olsun. Çünkü burada herkesin gerçekten, sadece biz gittik sizin emeklerinizi dağıttık orada. Oradaki işi biz yapmadık. İşi biz yaptık ama burada olan bütün dergahtaki kardeşlerimizin en zengininden en fakirine kadar herkes burada emeği var. Duası var, gözyaşı var, maddiyatı var. Herkesin var. Bir de insanlar orada dibi yürüyorlar. Akşam zengin olan bir insan, akşam fakir olan bir insan da sabahleyin bir çorbaya, bir peynire, bir ekmeğe ihtiyacı var. Bunu yaşıyor insanlar. Bunlar çok zor şeyler. Allâh kimseye ve devletimize, milletimize böyle şeyler yaşatmasın. Âmîn. Allâh muhâfaza eylesin. Haklarınızı helal edin. Helal olsun. Bir anadot daha söyleyebilir miyim? Bizim ekibimizin içinde en genç bir üyemiz vardı.


Abdullah’ın Anekdotu (Sıtkı’nın Oğlu) – «Of Demeden 7’den 3’e Kadar Hizmet» — «İn Aşağıya Abdullah, Çık Yukarı Abdullah, Direksiyona Geç Abdullah, Havluyu Ver Abdullah»; Bir Kere Bile «Of» Demeden Kamyonet-Direksiyon-Çadır-Çadır Hizmet; Mustafa Efendi’nin Şahsî Tebrik Etmesi

Abdullah’ımız vardı. muhakkak ki ekibin içindeki bütün arkadaşlarımızın farklı bir özellikleri vardı. Orada hepsi meydana çıktı ama Abdullah’ımızın farklı bir özelliği vardı. Yediden gece üçe kadar in aşağıya Abdullah, çık yukarı Abdullah. Direksiyona geç Abdullah, havluyu ver Abdullah, gıdayı ver Abdullah. Allâh razı olsun. Bir kere dahi of demedi. Biz söylensek o of demedi ama araba direksiyonundan kamunetin arkasına, kamunetin arkasından direksiyona, oradan çadırlara öf demeden buraya kadar geldik inşallah. Efendimin huzurunda bir teşekkür edeyim dedim kendisi. Abdullah kalk bir ayağa, birini tanısın bir. Allâh nazardan saklasın. Âmîn. Dön şöyle bir, dön geriye. Abdullah bizim Sıtkı’nın oğlu.

Sıtkı neredesin? Kaka’ya. Sıtkı bizim en eski derviş kardeşlerimizden. Allâh razı olsun kendisi de. Âmîn. Bugüne kadar hiç yalpalamayanlardan o. Abdullah da onun oğlu. Kaç oğlan var Sıtkı seninle? Üç tane oğlan var. Bu ortandaşıl mıydı? Ortancı. Bu ortancıydı, büyük askerdi zaten. Evet. Abdullah hatta Adnan’ın yanında çalışıyor değil mi? Adnan’ın yanında çalışıyor. Allâh razı olsun. Oturun bakalım. Hakkınızıza ve de vefendi. Helal olsun inşallah. Selâmün aleyküm. Aleyküm selâm.


Cafer’in Devam Eden Anekdotu – 50 Kişilik Düğün Salonu Ablası, Tutuklu Kadın Mont Anısı, Hastasız Çocuk Sözü — «Ben Bu Hizmetin En Son Ucundayız»; Çadır-Çadır Bakarken Kendimizi Görmek; Bir Bey Abinin «Köy Tavuğu Yaptım, Beraber Yiyelim» Davetinin Mucibi Çay Davetine Dönüşü; «Ölmüş Oğlum-Torunumun Ellerini Ayıramadık, İmamdan Fetvâ Aldım, İkisini Beraber Gömdük» Dayının Hikâyesi; Çadırda Kalan Kız Kardeşin Bot-Mont İsteğinin Tüm İhtiyâca Dönüşümü

Allâh’a hamd ediyorum böyle dağ gibi bir üstadın yanında böyle derviş kardeşlerimle beraber bir hizmetin ucundan tutabilmiş olmayı kendimi çok şanslı ve gururlu hissediyorum. Efendimden ve tüm kardeşlerden teşekkür ediyorum. Haklarını bana helal etmelerini istiyorum inşallah. Helal olsun inşallah. Orada efendimizin varlığının olması arkamızda onun olması dağ gibi durması bize büyük bir güç verdi. O güçle o dağıtım esnasında o güçle bir tek çadırı bile es geçmeden bir tek kişiyi kırmadan kim istediyse yardımcı olmaya çalıştık. Yıkıntı kötüydü. İnsanların durumu kötüydü. Hayatlar kötüydü. Bunun içinden hep beraber Allâh ya yola çıkarken işimizin çok zor olacağını biliyordum. Ama biliyordum ki bütün kapılarda biz gayret ettikçe mücadele ettikçe bütün kapılarda bize açılacaktı.

Onu da biliyordum. Umuyorum. Düşünüyorum. Umuyorum inşallah. Efendimin hayal ettiği gibi düşündüğü gibi istediği gibi bir dağıtıma vesile olmuşuzdur. Tüm kardeşlerle beraber tüm kardeşlere de teşekkür ediyorum. Beraber koşturduk beraber yattık beraber yedik. Beraber mücadele ettik sırtımıza çuvalı verdik. Beraber koşturduk. Ama bu biz değildik. Biz sadece en son bu hizmetin en son ucundakilerdik. Bize gelene kadar birçok arkadaşın da emeği vardı. Dağıtırken bunları yaşadık ve hissettik. Çadırlara bakarken kendimizi gördük. Ya biz ailemizde bu çadırlarda olsaydık nasıl olabilirdik dedik. Bu bizleri daha hassas olmaya daha ince olmaya sebep etti. Birkaç tane yaşadığım anım var. Onları paylaşmak istiyorum.

Şimdi insanlar biz aynı zamanda bir arabada erzak dağıtırken Fatih ve polis kardeşimiz vardı. Urfa’dan gelen Samet kardeşimiz. Onlar da elbise ayakkabı çorap bilmem giyecekleri dağıtmaya çalışıyorlardı. Biz böyle dışarıda bakıyorduk. İnsanlar ayaklarında terliklerle çorapsız, üstlerinde montsuz tek tek geliyorlar. Fatih kardeşler soruyor ne istersiniz? Neye ihtiyacınız var? Monta ihtiyacım var. Ben kenarda duruyorum. O kişiye mont veriliyor. Allâh’ın hikmeti mont direkt üzerine oluyor. Bir devir. Böyle üst dükkanını alsa iki tane dener belki ama bir devir oluyor. Ayakkabı istiyor. Bir devir ayakkabısı denk geliyor. İnsanların çocuklarının yüzündeki oyuncaklar, o şekerler, o mutlu halleri böyle kenardan izlediğinde veya erzak dağıtırken bir akşam erzak dağıtıyoruz.

Kalabalık oldu. Dedim ki herkese yetecek. Hepinize fazla fazla vereceğiz. Bir teyzenin bir tanesi kolumdan devamlı böyle dürtüyor beni. Bir teyze dedi. Ezanı on beş dakika var dedi. Oruçluyum ben dedi. Eğer erzak verirseniz dedi. İftarıma bir şeyler yapacağım diye hemen dedik. Teyzeye erzağı verdik. Dedik onun o halini görmek. Çadırlarda yaşıyor. Başka bir abi bizi çağırıyor. Diyor ki gelin beraber yemek yiyelim akşam olacak. Yok diyorum abi bizim dağıtım yapmamız lazım. Bitirmemiz lazım. Diyor ki köy tavuğu yaptım diyor. Gelin beraber yiyelim diyor. Bir anda içime geliyor. Diyor ki köy tavuğu yaptı. evde başka yiyecek hiçbir şey yok. Kümesten tavuğunu kesti. Yemek yaptı. Kendisi öyle bir zengin gönüllü ki bizi davet ediyor.

Dedim abi Allâh razı olsun. Çay için dedi. Dedim abi işimiz var. Allâh’ın hikmeti biz döndük dolandık. Abinin bir saat sonra iki saat sonra çadırının başına geldik. Çaya denk geldik. Çayını içtik. Başka bir şeyde dayının, dayı geçmiş olsun sağ olasın dedi benim oğlumla torunum öldü dedi. Dedik dayı başın sağ olsun. Allâh rahmet eylesin. El ele tutuşmuşlar böyle elleri kavuşmuş bir şekilde. Ölmüşler dedi öyle çıktılar dedi şeyin altından. Enkazın altından. Allâh rahmet eylesin dayı dedik. Dedik dedi ki imama sordum fetva aldım ayıramadık ellerini dedi. İkisini dedi beraber gömdük evlat dedi. Söz bitiyor sözün bittiği yer oluyor. Başka bir teyze geldi dedi ki monta ihtiyacım var oğlum dedi. Fatih’e soruyorum Fatih mont var mı kadın mont.

Abi kadın mont kalmadı diyor. Fatih bak diyorum bir şey vardır. Abi dedi bir mont var ama erkek montu gibi biraz. Çıkarttım teyzeye dedim bak böyle bir mont var giyen misin? erkek montu gibi ama dedim evladım kadın erkeği yok bu işin dedi. Sıcak tutar o mont beni dedi. Bu götürdüğümüz montlar, götürdüğümüz ayakkabılar sizlerin kardeşlerin hazırladığı aldı emek ettiği para verdi. şeylerde ve son bir tane de bir kızcağızın birisi ulaşmış bana. Benden sadece bir ayakkabı numarası vermiş. Bot istiyor bir tane de mont istiyor. Çadırda kalıyormuş telefon açtım neredesin çadırda.


Sinan’ın Anlatımı: Çadırda Tır Çalıştığı Anda Korkuya Düşen Bayanın Hikâyesi – «Allah Allah Deprem Oluyor!» Tutulup Korku; «Babası ‹Bu Binaya Bir Daha Girmem› Diyen Çocuk»; Yunus’un Ekibin Medya Sorumlusu Olarak Çıkışı, 300 Kişinin Yapacağı İşi 14 Kişiyle Bitirilmesi; «Himmet Giyeni-Kuşananı Kılıç Kesmiyor»

Sinan’a dedim Sinan bana bir kadın şeyi hazırlar mısın böyle bir şey hazırlayalım bu sadece bir botla bir montlu olmaz. Biz eldiveninden çorabına üstüne bir poşet yaptık. erzak poşetimizi de aldık gittik çadıra bulduk kızcağızı. Cahapher abiyle beraber kız elimizdeki abi dedi ben sadece iki şey istedim botla mont istedim sen dedi neler getirmişsin. Dedim olur mu öyle şey senin ihtiyacın vardır bak çadırda kalıyorsun dedim tamam dedi biz hepsini verdik. Benim elimi öpmeye çalıştı. Dedim yok sen benim elimi öpme abi teşekkür ederim Allâh razı olsun dedim bana da deme benim arkamda koskoca bir ordu var dedim. ben değil biz değil arkada görün senin görmediğin çok böyle bir ordu var dedim. Kız ağlayacak tabi böyle biz ağlayacağız.

Abi dedi benim dedi evim yıkıldı dedi bizim artık dedi bir evimiz yok dedi. Bir gün dedi benim dedi evim olursa dedi benim evime oturmaya gelir misiniz dedi. Dedim söz veriyorum sana sen dedim çalışacaksın okuyacaksın okuyuniversitede okuyun galiba bir gün evin olacak. Allâh de dedi bana sağlık saat verirse dedim söz veriyorum sana dedim ailemle beraber ziyarete geleceğim senin evinde dedim bir çay kahve içeceğim dedim. Böyle değişik üzüntülü şeyler yaşadık ama deprem kötü yokluk kötü hayatın en zor olduğu yer deprem bölgeleri. Bu burada gördüğünüz kolay gözüken her şey herkes için zor. gece yatmak da zor sabah kalkmak dolaşmak da zor. Bir çorba kaynatmak bile zor bir elini yüzünü yıkamak bile zor.

Allâh inşallah ülkemizi memleketimizi böyle felaketlerden böyle depremlerden böyle sıkıntılardan muhafaza eylesin inşallah. Bizlere de böyle kötü günler göstermesin inşallah. Efendimden ve sizlerden hakkı zehirlendim biraz sözü uzattım özür dilerim. Selamünaleyküm. Başta Allâh’a ve sonra üstadıma sonsuz teşekkür ediyorum. Böyle bir hayır kapısının içerisinde ufaktan da olsa kendini tanıt seni tanımıyorlar.


Fatih Gündüz Makine Mühendisi Anlatımı — «Tanınmış Şahsiyet Ol»; İlk Yıkıntıları Görünce Şok Olma — Yolların Yarılması, Evlerin Tuzbuz Olması; «Adnan Abi Bay Abi Dedik, İşimiz Var, Çok»; Halkın Vakurlu Sade Tâlepleri: Sabun, Yastık, İlk-İhtiyaç Hızlı Belirlenmesi; Kuşçu Mustafa Köyü’nde «Sadece Sabun» İsteyen Bayan

İsmim Fatih Gündüz. Makine mühendisiyim. Ayağa kalk. Tanınmış şahsiyet ol. İsmim Fatih Gündüz. Makine mühendisiyim. Ticaretle uğraşıyorum. Evliyim. Üç çocuğum var. İşe almayacağız seni. Biografiye gerek yok. Müsaadenizle. Allâh razı olsun. biz şahsım adına konuşayım. ben o depremin ilk… Şimdi arkadaşlar Adana’da bekliyorlardı biz. Cehapher abilerle beraber önden gittiğimizde. O depremin ilk yıkıntılarını gördüğümde ben şok olmuştum. o yolların yarıldığını. Evlerin tamamen tuzbuz olduğunu. insanların anlamsızca sağa sola baktığını. Sağa sola gittiğini. ben gördüğümde ilk şok olmuştum. Çünkü daha önce yaşam gereği de böyle bir şey görmedim. Yaşamadım. Daha sonra biz… Tabii kendi yerleşim alanımızı bulduğumuzdan sonra… Tırlar geldikten sonra tabii.

Sonra eşyalara baktık. Dedik ya maşallah. bu eşyalar… Başta Adnan abiyle beraber. bay abi… Bay abi dedik herhalde biz burada kalacağız. İşimiz de var. Beni en çok böyle etkileyen noktalardan birisi de… Cehapher abim söylediği gibi… İnsanların o alçak gönüllüydü. biz eşyayı vermek istiyoruz. Eşya almak istemiyorlar. ihtiyacı neyse onu alıyorlar. Mesela bir tane yanlış hatırlamıyorsam… Kuşçu Mustafa diye bir köye gitmiştik. Dağın tepesinde bir tane çadır. Kadın bizden sadece sabun istiyor. gıdası yok. Çocukların üstünde doğru düzgün mont yok. Ayakkabıları yok. Kadın sadece sabun istiyordu. ihtiyacı neyse onu istiyordu. Aynı şekilde bir tane yörük bir… Amca vardı. Cehapher abiyle bayağı bir oda hasbihal etmişti.

Çok… Koca yürekli bir amcaydı. O da aynı şekilde hiçbir ihtiyacımız yok diyorlardı. Onların o engin, o büyük yürekleri beni çok şaşırtmıştı. Yani… Sizin de söylediğiniz gibi insan hani… Oraya gittikten sonra… Biz ertesi gün dedik ki sanki biz hiç Bursa’da yaşamamışız gibi. Sanki hep burada olmuşuz gibi. Kendimizi oraya bir ait gibi hissetmeye başladık. oraya tamamen bir yaşam alanı… Tamamen hep oradaymışız gibi böyle bir… benim ve konuştuğum abilerimin… İş dünyalarında öyle bir hissiyat oluşmuştu. Hamdolsun… Laikiyle yerine getirmişizdir diye inşallah umuyoruz. Bir hatamız, kusurumuz olduysa affola. Sizlerden haklınızı helal etmenizi istiyoruz. Geceniz hayır olsun inşallah. Allâh razı olsun.

Allâh razı olsun. Selamun aleyküm. Ayağa kalktan ıstık kendini.


Oğuzhan Bekçi – 1999 Elazığ Depremzedeliği Anısı — «Babam Sordu Bursa’ya mı Gidelim, Elazığ’a mı Dönelim»; Sâlim Abi’yle Tanışıp Dergâha Geçiş Tarihçesi; Bu Yardımın Bir Hafta-8 Günde Bitirilmesinin Sebebi: «Cafer Abi Hiç Uyumadı, Ayaklarını Uzatma İmkânı Bulmadı», Adnan Abi’nin Paketleme-Tır İndirme Liderliği

İsmim Oğuz Han Bekçi. Biz de Allâh nasip etti. Deprem Zedeler için yardıma üstadımızın izniyle gittik. Ben de 1999 deprem zedesiyim. Biz de o deprem yaşadık. bir hafta on gün çadırlarda kaldık. Sonra babam sordu bana oğlum dedi. Elazığ’a mı dönelim yoksa Bursa’ya mı gidelim diye. Baba dedim Bursa’ya gidelim. Geldik Bursa’ya. Koca Bursa’da Rabbim bana Salim abiyle tanışmayı nasip etti. O aralar hamdolsun dergaha gidip geldik. Hamdolsun üstadımızla tanıştık. Ve bu yolda layık olamasak da hizmet etmeye başladık. Şimdi burada deprem olunca da çok istedim oraya gidip oradaki kardeşlerime hizmet edebilmeyi. Allâh binlerce kere razı olsun. Üstadımdan ve dergahımızdan bütün kardeşlerimizden bize nasip etti hamdolsun.

Ve gittik oraya. Orada 6 tane tırtıp ağzına kadar dolu. Bir yandan boşaltıyoruz bir yandan yükleniyor. Bir yandan paketleme işlemleri falan yapılıyor. Sabahın 6’sından gecenin 12’slerine kadar. Cafer abimizin de dediği gibi. Ama hiçbir yorgunluk yok zerre kadar. Hiçbir bıkkıntı yok böyle. Devamlı çalışıyoruz ve zevkle çalışıyoruz. Ve orada içime şu doğdu dedim ki bu sadece bizim kendimizin yapabileceğimizin bir iş değil. Burada bütün kardeşlerimizin üstadımızın eli var. Hamdolsun biz bir şeye elimi uzattığımızda sanki herkes bir yandan elini uzatıyor da bize yardım ediyormuş gibiydi. Elhamdülillah dediğimiz gibi hiçbir yorgunluk hissetmeden bir haftada 8 günde bütün işi tamamen bitirebildik.

Ve bunda organizasyonun başında üstadımız Cafer abimiz ve diğer abilerimiz büyük bir emek verdiler. Şu dikkatimi çekti. Cafer abim hiç uyumadı. Hep arabanın içindeydi. Ayaklarını uzatma imkanı bulamadı. oturduğu yerde uyumaya çalıştı. Ne kadar uyuyabildiyse. Adnan abim bizimle birlikte o da hep böyle gayret göstererek bir bakıyorsun paketlemede bir bakıyorsun tır indirmede falan.


Ahmet Yağmurlu (Ahmet Hocam) Anlatımı — Antep’in Nizip İlçesi Elifoğlu Köyü, İslahiye’de 6 Ay Kaldığı Ev, 3 Ay Toki; 2011 Suriyeli Çadır Kentin Ardından Şimdi Toki’lilerin Aynı Çadırlarda Kalması; Ahmet Hocam’ın Babasıyla Bursa-İslahiye Trafiğinde Olmasına Rağmen Bir Hafta Görüşememesi – Bir Çadıra Daha Fazla Ulaşmak Adına Fedakârlık; Tanıdığı Veliyle Telefon-İletişim Hadisesi – Düğün Salonunda Misâfir Olan Aile «9 Kişiyiz Yük Olmasın»; Çocuğun Bisküvi Aldığında Mutluluğu

Diğer Ömer abilerim, Fatiha abim, diğer bütün abilerim hepsi aynı emeği, aynı gayreti gösterdiler. Hamdolsun Rabbime. Elhamdülillah Rabbim bana böyle bir üstadı böyle bir dergahı nasip etti. Rabbim ömrümüzün sonuna kadar son nefesimize kadar bu dergahta durabilmeyi bizlere nasip etsin. Ve mahşer yerinde de cennet-i alâ’da da Resûlullâh efendimizin üstadımızın elini uzatmak için bu dergahı indirmeyi nasip etsin. Resûlullâh efendimizin üstadımızın dizinin dibinde olabilmeyi bütün kardeşlerimize de bizlere de nasip etsin. Rabbim günahlarımızı affu mağfiret eylesin. Hepiniz hakkınızı helal edin. Allâh hepinizden razı olsun. Bir not şeyim. İçinizde hiçbiriniz cafer gibi oturduğu yerde sandalede uyuyamazsınız.

Cafer bir şeyi böyle hedefi kafasına dikti mi o yemekti, yataktı, ayaklarını uzatmaktı, yatmaktı geçer unutur onu. Hedefe doğru kilitler. Bir de sen de onunla beraber hareket etsen, onunla beraber hareket etmezsen arkada kalırsın, kenarda kalırsın o böyle hedefe doğru koşturur. Ben küçük bir şey anlatayım. Brade makinesi arıza yapıyor ikide birde. Neyse ikide birde duruyor. Cafer sandalyeyi koymuş brade makinesinin başına. Ben içeri girdim. Ama böyle oturuyor böyle. Bildiğin dışarıdan baktığında oturuyor. Baktım uyuyor. Oturduğu yerde ama. Nasıl bir uykuysa böyle ne sağına düşüyor, ne soluna düşüyor, ne önüne düşüyor. Oturduğu yerde uyuyor. Çalışana dedim ne zaman ben burada. Ben geldiğimden beri burada dedi.

Dedim sandalye değil mi? Sandalye de. Sandalye de. Sonra uyandırdım. Ne yapıyorsun dedi. Ben arızayı tespit edeceğim dedi. o arızayı tespit edeceğim. Biraz işin içerisine bir de latife sıkıştıralım inşallah. Buyur Ahmet Hocam. Selamünaleyküm. Aleykümselam. Allâh efendimizden ve tüm ağabey kardeşlerinden razı olsun. Âmîn. çok heyecanlıyım böyle konuşacağım için de. Ahmet Hoca ayağa kalk sen de kendini tanıt. Ahmet Yağmurlu ben. Bursa’da oturuyorum. Gazantepliyim. Antep’in neresi? Nizip. Nizip’in neresi? Elifoglu Köyü. Elifoglu’nun neresi? Elifoglu Köyü’nün merkezinden. Merkezinde. Azıcık Malatya Akça’da Yağmurlu Köyü’nden gelmeyiz efendim. Seyid Taş’lık yaptırma bana şimdi. Seyid Taş nerede? Hangi ağacın dibinden?

Onu bile sorar. Onun hemşerisi ya o yüzden soruyorum. Neresi diye. Bizim Ahmet Okur’a soruyordu. Şuranın neresi, buranın neresi, buranın neresi. Ahmet Okur şaşırdı kaldı. Dedim dur da Ahmet Okur daha yolun yarısındayız dedim. Sen hangi ağacın dibindesin? Onu oraya kadar soracak sana dedim. Allâh razı olsun. Evet buyur. Ahmet Hoca aynı zamanda da ayağa kalkıyor. Neyin oluyor? Enişten oluyor. Enişten oluyor evet. Ahmet Hoca bizim komutanın da eniştesi aynı zamanda. Evet, otur. Allâh razı olsun. Efendim ben 3.30’lu İslahiyede çalışmıştım. Çalıştığım süre zarfında 6 ay bir evde kalmıştım. Atatürk Mahallesi diye bir mahallede. Daha sonra da 3 ay Toki’de kalmıştım. İlk Nurdağ’la giriş yaptığımızda televizyondan haberlerden duyuyorduk.

Fakat canlı görünce biraz böyle çok etkilendim. Oraların eski hali, yeni hali gözümün önüne geldi. Şehre girdiğimizde zaten baya yıkıntıyı gördüm, üzüldüm. Anılar aklıma geldi. Oradan geçtiğim yollar aklıma geldi. Fayyadlı’ndan geçtiğimiz, sosyal medyada gördüğümüz deprem Fayyadlı’nın zarar verdiği yolları falan gördüm. çok farklıydı. Bazı yerlere zarar vermiş bazı yerlere zarar vermemişti. Biz oradayken yaklaşık 2012-2013 yılında görev yaptım. Oradayken söylemişlerdi burası Fayyadlı üzerinde diye söylemişlerdi. Deprem olacağını bekliyorduk aslında. O sıralar olur mu, olamaz mı? Arar tatbikatlar da yapıyorduk. Fakat ilk gittiğim 6 ay kaldığım ev, komşular, alışveriş yaptığım market, Osman Gazi Belediyesi’nin kurulduğu yer orasıydı.

Orada o çevreyi görünce baya bir şey oldum, hepsi yıkılmıştı çünkü. Hiçbir şey kalmamıştı. Daha sonra Toki’ye doğru gittik, Toki yıkılmamıştı. Toki’yi ilgili şöyle bir anı aklıma geldi. 2011 yılında Suriyelilere çadır kent kurmuşlardı yan tarafımıza. Suriyelilere çadır kent kurduklarında kendi aramızda ben de dahil nefsim olmak üzere ya bunlar burada ne işi var falan diye böyle sezenişle bulunuyorduk. Şimdi Suriyeliler oradan kaldırmışlar, oraya tekrar çadır kurmuşlar, Afat çadırlarını kurmuş, Kızlar çadırları kurmuş, Toki’deki insanlar çadırların içine geçmiş, zamanla Toki’dekiler oraya farklı gözle bakarken şimdi oradakiler tamamen oradaki çadırın içine mahkum olmuşlardı. Onu görünce, oradaki insanları, komşularımı görünce yardım dağıtınca karşılaştım.

Birkaç arkadaşıma ulaşmaya çalıştım. Onları görünce böyle çok farklı bir duygu efendim bunu anlatamam. Sonra abilerle köy köy dağıtıma çıktığımızda insanların o mutluluğunu bizim gittiğimizde yardıma gittiğimizde bir nebze de olsa ev ev kapı kapı dolaşmamızdaki o şeyi gördüm. normalde yardım geldiği zaman bir yere bırakıp gidiyorlarmış fakat biz kapı kapı gittik hamdolsun sizin nimetinizle. Dağıtmaya çalıştık sağ olsun. Cafer abimde abilerim de şurada bir çadır var. Duralım mı dediğimde hiç tereddüz etmeden hemen durduk. Bir de anımı anlatmak istiyorum efendim. Benim bir velim vardı ona ulaşamamıştım. Sosyal medyadan ulaşmaya çalıştım bir şekilde. Neyse bir şekilde ablaya ulaştım. Abla İstahya’da oturuyordu Osmaniye’ye geçtiğini söyledi bana.

Osmaniye’de Allâh razı olsun birisi düğün salonunu açtı dedi. Hocam Allâh razı olsun şu an düğün salonundayım rahatımız yerinde dedi. Bir şeye ihtiyacımız yok hamdolsun dedi. Allâh dedi devletimizden razı olsun milletimizden razı olsun şu an burada kalıyoruz dedi. Dedim abla var mı bir sıkıntı ev gitti dedi eşyalar gitti dedi. Dedim gelin Bursa’ya misafirimiz olun dedim. Biz 9 kişiyiz ablam dedi kimseye şey yapmayalım hiç yük olmayalım dedi. Şey yapmayalım dedi dedim yok yük olmazsınız dedim. Ablam dedi yanlış anlama dedi biz öyle bir çıktık ki dedi. Pijamalarla ayakkabısız çıktık dedi. Şu an orada burada o şekilde kalıyoruz dedi. Belki yıkıntıların arasında dedi bir parça kıyafet buluruz dedi.

Bir parça bir şey buluruz dedi. Orada gerçekten çok şey olmuştum kötü olmuştum efendim. Bir de dağıtım yaparken meslek icabı çocukların bisküvi aldığında şey yapıyordu. Bir de ağzımda bir şey aldığında ki mutlulukları gözümün önüne geliyor. Bu kadar efendim Allâh abilerden kardeşlerden razı olsun. Âmîn. Hatam mutlaka olmuştur özür dilerim. Ben bazen patavasızca konuşuyorum özür dilerim herkesten. Sağ olun. Hakkınızı helal edin. Helal olsun. Selamun aleyküm.


Versin Aşkım Anlatımı — Adnan Abi ve Diğer Arkadaşlarla Paketleme; Ödünç İster Mahcûbiyet — Çocuklarda «Annesine Ayakkabı, Babasına Mont Soranlar»; Halı Saha’da Top Oynayan Çocukların «Beraber Top Oynayalım Abi» Daveti; Çocukların Üstündeki Mont-Yokluk-Terlikle Oynama Sahnesi; «Sen Çalışacaksın Okuyacaksın» Sözü Verilen Üniversite Öğrencisi Kıza «Bir Gün Evine Misâfirliğe Geleceğim»

İsmin versin aşkım. Başta Allâh-u Teala’ya hamdü senalar ediyorum. Böyle bir hizmetin içinde bizi nasiplendirdiği için üstadımıza, abilerimize çok teşekkür ediyoruz. Biz orada Adnan abilerle beraber paketleme hazırlık aşamasında orada hizmet nasip oldu. Çok fazla dışarıda ikili diyorlar ya da çevrede olaya şahit olma imkanımız olmadı ama orda gelen bizi orda gören konteynerları gören nadir de olsa insanlar gelip orda yardım talep ediyorlardı. İhtiyaçlarını belirtiyorlardı. Ama hepsinde bir mahcubiyet bir hizmet var. Ama hepsinde bir mahcubiyet böyle bir yardım değil de sanki bir ödünç ister mi? meşçesine bir utanç duygusuyla yaklaşıyorlardı. Özellikle orada çocuklar beni daha fazla etkiledi.

Çocuklarda sanki o depremin, bu ağır yükü çocukların omzuna binmiş gibi. Kimisi biz orada okulun bahçesinde olduğumuz için orada çocuklar oynamaya falan gelenler oluyordu. Onlara meyve suyu orda gelen kardeşlerin gönderdiği çocuklar için atıştırmalıklar, bisküvi çikolata vs. şeyler vardı. Onlardan vermek istiyorduk gördüklerimize. Onları alanlarda kimisi annesine bir ayakkabı babasına mont soranlar oluyordu. o depremin sanki o ağır yükü onların omzuna binmiş ailesinin bir ihtiyacını da gidirebilir miyim? Çocuklar utana sıkıla bizden orada bazı şeyler talep ediyorlardı. Ondan sonra orada yine halı sahi vardı yine top oynayan çocuklar vardı onlara bir şeyler götürdük. Çocuklar sevinsen bir nebze neşelenir belki diye. o verdiğimiz şeylerin ufak hediyelerin dahi altında kalmamak için o kadar gururlu çocuklar ki beraber top oynayalım abi diyorlardı bize. bizde size bir şey yapmış olalım diye kendi oyunlarına bizleri dahil ediyorlardı.

Bu şekilde ekseriyet o çocuklarda ve onları görünce kendi çocuklarımız aklımıza geldi. burada sıcakta rahat içinde o çocuklar orada çadırda kimisinin üstünde mont yok hiçbir şey yok bir kazakla çıkmışlar kimisi terlikle oynuyor. bunları gördükçe halimize bir kez daha şükrettik. Rabbim bir daha böyle musibetleri inşallah başımıza vermesin. Bizleri de bu dergahtan ayırmasın inşallah hizmetten ayırmasın inşallah. Haklarınızı eyle inşallah. Bu ekibin içerisinde… Hadi giderlerken Sezgin kardeşi sen böyle gel şimdi seni tanısınlar gel. Sezgin Langaza Gümrük Müşaveri. Selamun aleyküm selâm. Selam. Benim de Gümrük Müşaverim kendisi. Beraber bir Bosna yolculuğumuz oldu. Ondan sonra Bosna yolculuğundan tabi daha öncesinden de yukarı tekkiye gelmiş sohbetleri dinlemiş biraz da bana kızmış o zaman için.

Ama gelmiş gitmiş öyle bağ kurmuş. Sonra beraber Bosna yolculuğumuz oldu. Ardından Sezgin kardeş ders aldı. Tabi ders alır almaz. Dakka bir gol bir Sezgin ondan sonra deprem bölgesine tırlarıyla beraber yola çıktı. Tabi bu arada biz Sezgin kardeşler hem ticaret hem kardeşlik olarak hukukumuz devam etti. Ben kendi içimden şunu diyordum. şimdi bizim Adnan’dır, Cafer’dir diğer derviş kardeşler üç aşağı beş yukarı bizim işimizin zorluğunu ağırlığını bilirler. Ben hep derim ya bizim işimiz zor diye aklıma geldi. Ben Sezgin’e de dedim. Bak Sezgin bizim işimiz zor. İyi düşündün mü ders alırken ders isteyince? İyi düşündüm dedi. Tabi Sezgin aynı zamanda da böyle değişik böyle ortak dostlarımızın arkadaşlarımızın olduğu bir kardeşimiz.

Allâh razı olsun böyle bir fedakarlıkta bulundu. Dört tane tır vereyim dedi. Belki de o böyle bir iki günde mesela hal olacak, dönülecek diye düşünüyordu. Ama bizim öyle değil halimiz. Şeyh Efendi’nin tabiriyle yola çıkarken insan kendince çıkar ama ne zaman dönecek belli olmaz derdi Şeyh Efendi. Sezgin de öyle yola çıktılar ama ben huzurlarınızda Sezgin kardeşe teşekkür ediyorum. Ondan sonra öyle oradaki bizim kardeşler bir iş yaparlarken heyecanla kimin ayağına bastılar, kimin ayağını kırdılar, kimin eli koptu pek görmezler. Dedim ki içimden inşallah dedim onlara karşı böyle bir buğuzu olmaz, onlara karşı bir şey olmaz. Biz heyecanlıyız ya biraz böyle koşarken biz etrafımızı kırdığımızı döktüğümüzü de fark etmiyoruz.

Ama Sezgin Allâh razı olsun orada son güne kadar arkadaşlarla kardeşlerle beraber orada Allâh razı olsun beraber oldular, beraber hizmet ettiler. O yüzden ben huzurlarınızda Sezgin’e ayrı bir parantez açmak istedim. Teşekkür ederim hepinizden de Sezgin kardeş buyursun gözlerine aktarsın. Vallahi üstadım bu kadar güzel. Anlattıktan sonra üstüne ne söyleyeyim? Estağfurullah. Çok teşekkür ederim. Başta size emek veren, katkı sağlayan tüm arkadaşlarımıza, kardeşlerimize çok teşekkür ederim. Hepinizden Allâh razı olsun. Âmîn. Başka bir parçası dahil ettiğiniz için size ayrıca teşekkür ederim. Şimdi biz gümrük bir şairiyiz. İşimiz gereği bütün loj isteği gün gün dakika dakika saat saat planlamak zorundayız.

Burada yüklemeye de refakat ettim ben. Yükleme aşamasında gördüğüm mallarla beraber yola çıkarken de seferin ne kadar belli olduğunu da az çok kestirdim ve Bursa’ya bir haber gönderdik. Dedik ki bizi beklemeyin. En az bir 15-20 gün süre. Çıkarken de hiç 4 günde 5 günde hafta günde geleceğimizi düşünmedik. Ama Allâh’a şükür zor kolay oldu. Kısa sürede hallettik hakkıyla. Arkadaşlarımız çok emek sarf ettiler. Biz işin ucundan tuttuk biraz ama asıl yükü onlar çektiler. Huzurlarınızda onlara da çok ayrıca teşekkür ederim. Hakkınızı helal edin. Allâh razı olsun. Âmîn inşallah. Allâh razı olsun. Selâmün aleyküm. Ayakak tanıt kendini.


Yunus’un Lojistik İmkânsızlık Tahkîki — «300 Kişinin Yapacağı İşi 14 Kişiyle Yaptık»; Güvenlik Sorunu Dehşeti — «Polis-Jandarma-Arama-Kurtarma Yok»; Bir Binekti’nin Elektrikçi Aramada Tırların Önünü Kesmesi; «Burası da Olabilir, Şu Anda Buradaki Bina Yıkılmaz Diyemezsiniz»; Çadırlardaki Halka 3 Gün Enerji Verilmezse Toplum Bozulur Tahkîki; OVA’lardaki Eski-Yeni Binaların Hepsi Yıkık, «Sadece Belki Canlı Çıkabilirsiniz Yeni Binalardan»; Köyde 450 Kayıp – Bombadan Daha Fazla Yıkım

Yunus ekibin şeydi buraya geldim. Yunus ekibin haber ve medyayla alakalı görevlisiydi. Bütün her şeyi fotoğrafla her şeyi ona göre çek. Ondan sonra böyle bir elimizde bir doneler olsun dedi. O yüzden Yunus bir durumunu var kendisinin. Kendi durumunu da götürmüştü. Yunus’un görevi oydu. İlk günler tabii biz yüklemeye gittiğimizde oradaki kişi sayısı, buradaki kişi sayısı Adnan Havi ile konuşurken 300 kişinin yüklediği bir sevkiyatı 14 kişi ile tamamladık. İlahide geçtiği gibi gerçekten himmet giyeni, himmet kuşananı kılıç kesmiyor. Logistik olarak imkansız bir durum. 300 kişi yüklediği ve 14 kişi dağıtıldı ve ayrı lokasyonlarda dağıtıldı. Bazı kardeşler içeride paketlemedeydi, biz dışarıdaydık.

Ben mecbur video alırken her şeyi gördüm. Arkadaşlar deprem kabul edilebilir. Yıkıntınız olur, altından çıkarsınız. Kalanlar olur, şu olur olur. 500 tane bina yıkılır, 1000 tane yıkılır. Orada yıkılan şey bambaşka bir şey. Siz burada sokakta güven duygusuyla hareket edebilirsiniz. Orada güven diye bir şey yok. Güvenlik olmadığı için orası bambaşka bir dünya. Önünüze çıkan biz tırları, Cafer abiler önden gitti. Biz tırları getirirken önümüze bir tane binekti. Binek bir araba durdu. Elektrikçi soruyor bize. kıyamet filmlerindeki sahneler gibi, herkes çıldırmış gibi o gerçekten o mu, değil mi bilemiyorsunuz. Buraya gel konuş millet, seni görmek için. O güven duygusu sizde yok olunca dünyanız bambaşka oluyor.

Ürkütücü olan o değil aslında. Ürkütücü olan şu. Biraz sonra burası da böyle olabilir. Siz yıkıntının altından kurtulabilirsiniz. Şu olur, bu olur. Biz son günlerde yanımızdaki okulların tesisatından kalan suyu Abdullah kardeşte, jeneratör üzerinden nasıl çekeriz’in hesabını yapıyorduk. O yüzden binaydı, neredeydi, ne değildi hepsini bir tarafa koymak lazım. Oradaki olan şey savaştaki gibiyle değil. Çünkü savaşta düşmanınız belli, mermi yersiniz bir şey olur. Oradaki güvensizlik ortamı dehşet verici bir şey. Size gelecek bir polis yok. Size gelecek bir jandarma da yok. Sürekli tetiktesiniz. Neyin ne olduğu belli değil. Dediğim gibi benim gözlemim şu, ürkütücü olan. Biraz sonra o deprem büyük diyor burada olursa aynısını biz yaşayacağız.

Namusumuzu mu koruyacağız, çoluk çocuğumuza mı bakacağız, geride kim kaldı ona mı bakacağız. Bence en korkutucu kısmı bu. Yoksa olan oldu. Biz gittik, dağıttık. Zengin, o gece çok zengindi. Sabah kalktı ayağında çorap yok. Battaniye veriyorsunuz. Yıkım o derece büyük ki zihinleri ve kalpleri vahfetmiş. Siz bile etkilenmeden olamıyorsunuz. Biz orada sanki 10 yıl geçirmiş gibiydik. bizimle beraber gelen arkadaşlarla, espirilerle, şunlarla, bunlarla bir gün geçiriyorsunuz ama dışarıda çok başka bir dünya var. Benim açımdan en yıkıcı kısmı oydu. Pirimle de biraz konuştuk. Arkadaşlar, OVA’daki hiç kimse binasına güvenmesin. Ben az çok yapıyla uğraşan biriyim. Ben kendi ofisimi de boşaltıyorum. Altı parmak gibi örnek vereceğim.

O binalardan hiçbirini ayakta görmedim. En fazla gözlem yapabilme şansı olan bendim. Eski binalardan hiçbiri ayakta değil. Yeni binalardan Pirimle yolda bir gelmeden önce biraz konuşmuştuk. Yeni binalardan sadece belki canlı çıkabilirsiniz. Ama onun haricinde benim betonum çok sağlam. Yok benim zeminim şöyle, yok böyle. Arkadaşlar öyle bir şey yok. Dronla da çektik. Köyleri gördük. Kerpiçlerin yıkıldığını gördük. Bir arabayı siz 8 taklattırın. O hasar veremezsiniz. Arabanız kapının önünde pert oluyor. Ve enerji derler ya, dünyada çok önemli şey enerji. Şunu gördük orada. Bir toplumu bozmanız için 3 gün enerji vermeseniz yeterli. Toplumun raydan çıkması çok kolay. Çünkü kameralar devre dışı kalıyor, iletişim sakatlanıyor.

O yüzden üstadımın da bahsettiği gibi arkadaşlar OVA’lar çok tehlikeli. Çok tehlikeli, inanılmaz tehlikeli. Bizzatihi gözümle gördüm. Kolonunuza güvenmeyin, binağınıza güvenmeyin. Oradaki yıkım burayla karşılaştırılamaz. Orası küçücük bir şeydi. Buranın alacağı hasarı ben söylemeyeyim. Gerçekten çok büyük bir yıkım olmuş. Biz köylere de gittik. Bir köyde, bakın küçücük bir köyde 450 tane kayıp var. Bomba atsanız o köyü öyle yıkamazsınız. Sakça gözü köyü de gittiğimiz köy. Bombayla bu kadar yıkamazsınız o köyü. O yüzden Allâh muhâfaza etsin. Ben bir kere daha bu memlekette, bu üstade tabi olmaya büyük gurur duydum. Abilerle gittik. Gerçekten bu millete o haldeyken bile bu kadar hamdolsun diyen bir topluluğa, bir ülke, bir vatana sahibi olmaktan gerçekten çok büyük gurur duydum.

Allâh muhâfaza etsin herkesi. Ama kardeşler şunu unutmayın. Bir sonrası burası olabilir. Ne zaman olacağı belli değil ama benim dediğim gibi deprem korkutmuyor. Depremden sonrası çok korkunç. Allâh razı olsun. Hakkınızı eyledi. Allâh razı olsun. Allâh razı olsun. Aa olmaz. Bunlar kaptan değil mi? Evet. Kaptanlar olsun yahu. Kalkın tanıdın kendinizi. Allâh razı olsun. Bir gözleminizi söyleyin yine. Gel böyle gel. Sen Sezgin’in kaptanısın herhalde. Evet. Evet. Aleyküm selâmün aleyküm. Aleyküm selâm. İsmi Abdullah Yaşar Sezgin Bey’in garajında tırlarının hem bekçiliğini yapıyorum hem 35 yıllık arkadaşımdır kendisi.


Sezgin’in Tanıklığı + Kaptanlar Abdullah Yaşar (35 Yıllık Arkadaş) ve Mehmet Karaman (Tır Şoförü) — Sezgin’in 1 Senedir Konuşmadığı Mehmet’in Facebook Mesajıyla Buluşması; «Bir Kuş Sütü Eksikti, Allah Derginizden Razı Olsun»; «Hani Şimdi Bizim Adnan-Cafer Bizim İşimizin Zorluğunu Bilirler»; «Yola Çıkarken Ne Zaman Döneceğini İnsan Bilemez» (Şeyh Efendi’nin Tâlimi)

Böyle bir güzel oluşuma beni davet ettiği için Allâh’a çok şükür. Ben çok teşekkür ederim kendisine. Ortalık pü orası karışık. Söyleyecek pek bir şeyim yok. Allâh razı olsun. Herkese hayırlı akşamlar. Allâh razı olsun. Allâh’a emanet olun. Allâh razı olsun. Allâh razı olsun. Allâh razı olsun. Selamla. Gel. Olsan. Selâmün aleyküm. Aleyküm selâm. Mehmet Karaman Sezgin kardeşimin 35 yıllık arkadaşıyım. Ben tır şoförüyüm. Onunla bir senedir falan böyle bir konuşmuyorduk. Ben de Facebook’a yazmıştım tır şoförü varsa ben giderim gönüllü ücret istemem falan. O da bana mesaj attı Allâh tarafından. Gelir misin diye. Ben de ilk sıraya beni yaz. Gelirim dedim. Nasip oldu. Allâh sizden de razı olsun. Âmîn inşallah. gönderdiğiniz hayrı da kabul etsin.

Bir kuş sutu eksikti. Allâh derginizden razı olsun. Âmîn inşallah. Allâh razı olsun inşallah. Mustafa bir saniye bir çift şey yapacağım. Gel gene de. Şimdi bu böyle yardım gönderiyor ya herkes. Şimdi eğer ki hedefinde bir kimsenin iyilik ve iyiliği tam ihtiyacı olana götürme yoksa o yıkıntıyı görür o kimse. o da tırı en yakın yerde boşaltır döner. Bakın yıllardan beri bu felaketlerde yapılan hatalardan birisi o. az önce Yunus dedi ya güvenlik, emniyet diye o korku o insanın içine işledi mi sen buradan on tır göndersen on tırı yolda adam bırakır gider. Ki öyle yapıyorlar genelde. o yüzden Afat işi ele almaya çalışıyor. İşi ele alıyor. Şimdi bu arkadaşlar Sezgin’le beraber düşünün tır az bir para değil.

Üstünde şoför var can taşıyor. Evet biz bir hedefe koşmuşuz, kilitleniyoruz. Oraya doğru gidiyoruz. Canımızı malımızı feda ederiz diyoruz. Ama o kardeşler de benim için önemli bir iş yaptılar Sezgin ve kardeşler için. Çünkü bizi de tam olarak tanımıyorlar. Ondan sonra böyle bir gerçekten büyük cesaret gösterdiler. Büyük bir özelliği davrandılar. bir kimse sıcak yatağını bırak git eksi 7’de eksi 10’da orada iki tane odunun başında sabahla şeyde bunlar böyle dışarıdan hikayesi kolay belki de ama orada yaşamak gerçekten zor. Ha Cenâb-ı Hak zoru kolaya çevirdi. Hayır mesela. Evet Mustafa.


Mustafa Aspirin Anlatımı — «Nerede Zor İş Var Mustafa Oradadır»; Köy Köy Gezerken Yaşlı Amcaların «Evlatlarımız Geldi» Diye Karşılaması; Bayanın «Kardeşlerimiz Geldi» Demesi; Birinin Sadece Erzak İstemesi, Birinin Sadece Yastık İstemesi, Birinin Sadece Sabun İstemesi; Cenâb-ı Hak’ın «İstediğini Hediye Ettirme» Mucibesi: Çocuk Şeker İstedi – Çıktı, Oyuncak İstedi – Çıktı; Çay-Kahve Misâfir Davetlerinin Geri Dönüşle Tekrar Karşılanması; «Allah’ın Hikmeti» — Tam İhtiyaca Tam Eşya

Mustafa bizim aspirinimiz yıllardan beri. Nerede zor bir iş var Mustafa oradadır. Kambersiz düğün olmaz derim ben. Mustafa’sız da bir zor iş olmaz. Evet Mustafa. Allâh herkesten razı olsun. Âmîn. Allâh’ın emrini üzerimizden eski olmalı olmasın. Âmîn. Gerçekten oraya gittiğimizde bir zorluk yaşamadık. biz bunu bitirebilir miyiz acaba? Geç kalır mıyız diye bir şey düşünmedik. Gözümüzde büyütmedik. Allâh o kolaylıklığı verdi bize. Köy köy gezerken yaşlı amcalar geldiğinde bize dedikleri şuydu. Bire bir dağıttığımız için dedik ki evlatlarımız geldi. Şimdi bunu birisinden duyuyorsun. Diyorsun ki normal karşı diyorsun. Sonra bir amca geliyor diyor ki evlatlarımız geldi bizim diyor. bir yardım kuruluşu geldi demiyor.

Bir bayana gidiyorsun diyor ki kardeşlerimiz geldi. Benimle geliyor diyor ki benim sadece erza ihtiyacım var diyor. Ya anne diyorum battaniye verelim yorgan verelim. Yok diyor benim bir erza ihtiyacım var. Yorgana battaniye ihtiyacım yok diyor. Biri geliyor diyor ki sadece yastığa ihtiyacım var diyor. ne gereksin onu alıyor. Biri diyor ki illa çadırımda size çayı ikram edeceğim diyor. Biri boynunuzu sarılıyor hüngür hüngür ağlıyor. Onunla birlikte siz de ağlıyorsunuz. Bir gün perşemmü günü dağıtıma çıktık. Ömer abi de yanımızdaydı. Erzak verdik. Niye ettiğim bir şey illa dedi çadırımıza bekliyoruz. Ya dağıtmamız gereken emanetler var diyoruz. Başmamız gereken arkadaşlar kardeşler abiler teyzeler var diyoruz.

Gönül koydu herhalde. Biz erzağı bitirdik arabayı bitirdik tekrar gittik. Cehafram dedik ya bir posta daha yapalım dedik. Tamam dedik. Ne ikmesi döndük dolaştık. Amcanın çadırının önüne geldik tekrar. Bir baktık o dedik çaylar sizi bekliyor. farklı bir duygu yaşadık. Farklı bir enteresan şeyler yani. Beklemediğimiz tanımadığımız insanlar bizi bağrına bastı. yabancıymış gibi gelmedi. buradaki kardeşler gibi kendi ailemiz bir teyze geliyor boynuna at diyor. Evladımsın sen benim diyor. Sen de onu yadırgamıyorsun. Annen gibi veya teyzen gibi veya halan gibi sarılıyorsun. Çocuk geliyor diyor ki abimsin sen benim diyor. Evet diyorum abinim diyor. şu var mı diyor. Allâh yani şeker. Bir bakıyorsun bir poşet şeker çıkıyor.

Tek tek şeker dağıtıyorsun. Biri geliyor oyuncak var mı diyorsun. Elini atıyorsun himmet Allâh’ın takdiri. Bir bakıyorsun eline oyuncak geliyor. Kim ne istediyse Allâh biz orada onu nasip ettiği. istesek bunu koyalım desek. zor. Çocuk oyuncak diyor oyuncak çıkıyor. Şeker diyor arabadan şeker çıkıyor. Bir yere koyuyorsun koymuyorsun. Ben koymasam veya Sinan koyuyor ve öbür arkadaş koyuyor. Ama birileri koyuyor. Kimin ne ihtiyacı varsa Allâh onu herkese dağıttırdı bize. İstemiyor diyor ki benim sadece yastağa ihtiyacım var diyor. Yastık veriyorsun. Arabanın en altında boşaltıyorsun. Zeynep de boşaltıyorsun. Diyor ki ben bu poşetimi diyor çadıra götüremem diyorsun. Alıyorsun götürüyorsun. Ama bir yorgunluk hissetmiyorsun.

Akşam toplama bölgesine geliyorsun. Ya keşke diyor bir daha yüklesek bir daha gitsek. Ya bir oturalım çok özür dilerim. Ayağımızı uzatalım. Bir bardak çay içelim. Pit çayı seven kişileriz. Ya çay bile aklımıza gelmedi. Çay. Ya bittin bir seferde yapalım. akşam hava karardı. tehlike olur. Çıkalım mı çıkmayalım. Ya çıksak ne olacak ki? Allâh büyük diyoruz. Efendim nimeti var diyoruz. Çıkmak için can atıyoruz. Araba yüklerken zekle yükliyoruz. kolay kolay mıydı? Evet kolay geldi bana. O kadar malı yüklemek bitmez mi diyorduk. Ya nasıl bittiğini ben anlamadım. Abdullah’tan Allâh bin kere razı olsun. Benim karımı çekti. İkimiz birlikteydik aynı arabada. Dığatırken de bazen bağırdım. Ya Abdullah şunu şöyle yap.

Niye böyle yapıyorsun diye hakkını helal etsin. Gelirken de Amtet’ten tek başına tek şoför olarak geldi. İkimiz birlikte geldik. Hiç durmadı durmayacağım abi dedi. Sen dedi dinlen dedi. Yoruldun dedi. Amtet’ten bu tek başına geldi. Olsan kardeşim Allâh razı olsun. Oradan daha çıkmadan dedi ki abi. bir incelik var burada. Dedi ki çok yoruldunuz. Ben sizin kadar yorulmadım dedi. Kamyonette ben de geleyim. Yedek şoför olarak beni de al dedi. Dedik ki Olsan sen tırla geldin. Öbür arabayla gideceksin abiciğim. Biz bu arabayla geldik. Bu arabayla gideceğiz. Allâh bin kere razı olsun. Bir incelik yaptı. Dedi ki siz bizden daha fazla yoruldunuz. Ben kamyonete geleyim. En azından da bir saat olsa araba kullanabilirim.

Sizi dinlendirebilirim dedi. Kendinize huzurlarınızda teşekkür ediyorum. Allâh razı olsun. Herkes hakkını helal etsin. Gerçekten sizin sayenizde oraya gitmek nasip oldu. Efendim himmeti eksik olmadı. Diyeceğim bu kadar efendim. Allâh razı olsun inşallah. Gel bakalım kahrama Abdullah. Gel. Selamünaleyküm. Aleykümselam. Efendim görülen görülmeyen her şeyi abilerim anlattı zaten. Benim pek fazla diyecek bir şeyim yok ama. Yunus abinin söylediği gibi durum herkesin aklında oluşan bir deprem değil. Ama o depremden sonra. Allâh oradaki herkese yardım etsin. Ve orada görüşüp konuştuğum bizzat sizlerin selamını ilettim. Oradaki herkesin de sizlere selamı var. Aleykümselam. Hepsi çok çok dua bekliyor.

Allâh razı olsun. Efendim. Diyeceğim bu kadar. Allâh razı olsun. Efendim. Diyeceğim bu kadar. Allâh razı olsun. Allâh razı olsun. Evet koca Efe gel bakalım kendini tanıt. Selamünaleyküm. Aleykümselam.


Ahmet Altın – Vahit Çocukla Tanışma Hikâyesi — 10-11 Yaşındaki Vahit’in 2 Yaşında Kardeşi İçin Bez İstemesi; Bir Paket Bezle Başlayan, Tüm Aileye Ulaştırılan Yardım Poşeti — 30-40 Kilo; Adnan Abi’nin ve Cafer Abi’nin Vahit’in Ablasına-Abisine Özel Hediye Zarflar Vermesi; Çadırda Yaşayan Aile İçin Mucibevî Hizmet; Sinan’ın Tır Çalışırken Korkan Bayanın Anısı, Çocuk Psikolojisi Konusu

Ahmet Altın. Bu dergatta bulunmaktan ve bu hizmette bulunmaktan Allâh hamd olsun. Orada Adnan abinin gözetimi altında dağ biz paketleme yaptık. Poşetleri doldurduk kutulara. Kutuları açtık. Tırları indirdik. Adnan abinin ne dediyse indir indir arabaya doldur. Arabaya doldur. Orada bir ufak bir kısm oldu. Çocukları çok sevdiğim için. Vahit diye bir kardeşle tanıştım. Takriben 10-11 yaşlarındaydı. Vahit’e sordum bir ihtiyacım var mı? Dedi ki iki yaşında kardeşim var. Bu kardeşime bez lazım dedi. Bez bulamıyoruz. Ben dedi tamam Vahit sana bez bulacağım. Bez de çok buradan tıra çok yüklenmiş. Bez. Bu bezlerden bir tane verdim. Vahit’e bir paket. Vahit’e dedim ki sana başka şeyler de vereyim. Yok abi gerek yok dedi.

Ben Adnan abiye izin aldım ve bir poşet malzeme doldurdum. Allâh herkesten razı olsun. Tırda yok yoktu. Her şey vardı. Vahit’e doldurduk. Bir çoğal oldu poşet. Vahit’in kaldırma imkanı yoktu zaten. 30-40 kilo oldu poşet. Ve Adnan abinle tanıştırmak istedim Vahit’i. Adnan abi de görsün istedim. Adnan abi de ona bir hediye verdi zarf verdi. Sonra Vahit’i bir daha yarım saat sonra bir daha çağırdım. Cafer abiye gösterdim. O da bir zarf verdi ona. Sonra Vahit’in ablasının da abisinin de Cafer abi onlara da hediye verdi. Özel hediye. Ve Vahit’in evi olmadığı için tabi çadırda yaşıyorlar. Çadırdaki durumunu biraz anlattı. Böyle bir kısa oldu. Çocuk çok iyi bir çocuktu. Böyle güler yüzlü, samimi, utangaç.

O çocuk çok iyiydi yani. Ve ablası ve abisi buradaki bütün kardeşlerden çok teşekkür etti. Allâh’a bin kere razı olsun dedi. Bu erzakları gönderenlerden çok teşekkür ettiler. Çok mutlu oldular. Ve ablası da zarfı, carfa arabiden zorla verdik almamıştı. Cafer abi zorla ikna ederekten verdi. Böyle insanlarda. Allâh hepinizden razı olsun. Âmîn. Gel bakalım Sinan. Söyle Abdullah. Efendim Oğuzhan abiden Allâh razı olsun. Yemeklerimizi falan hep Oğuzhan abi yaptı. Şimdi annemin zoruna gitmesin gücüne gitmesin ama. Anan duyacak bunu. Maalesef duyacak ama efendim Allâh razı olsun. Âmîn inşallah. Evet Oğuzhan’ın, Cafer dedi bana. Ya dedi. Oğuzhan’ın içerisinden başka bir şey çıktı burada dedi. Hiç bilmediğimiz bir maharete çıktı dedi.

Bundan Oğuzhan evde yemekleri sen yapacaksın bundan sonra diyebilirler sana. Hayırlısı inşallah. Gel bakalım Sinan. Selâmün aleyküm. Aleyküm selâm. Allâh herkesten razı olsun. Öncelikle üstadımdan ve bütün abilerimizden. Bu dergâhta mütesvip olduğum için kendimi ve bu pusal görevde hizmete bulunduğum için kendimi çok şans hissediyorum. Ben ilk günü köylere bir köye dağıtma çıkmıştım araç kullandım. Onun haricinde hep Adnan abiyle beraber diğer arkadaşlarla beraber erzak hazırlama tarafındaydık. Erzak hazırlama bizim karagâh dediğimiz orada bir genç çift geldi karı koca. Onlar da depremse de çadırda kalıyorlar. Üstlerinde montları yoktu. Adam kendine bir mont beğendi. Adnan abi dedi ki sen onlarla ilgilen dedi.

Sonra o bayan da kendine bir şeyler bakarken bizim tırlardan biri çalıştı o ara. kadının yüzündeki korkuyu görmenizi isterdin. Ben beyaz oldu. Allâh dedi deprem oluyor dedi. Tutulmaya başladı her tarafa bir şeylere tutulmaya başladı. Sonra bir sakinleştirdik dedik. Sakin ol abla tır çalıştı deprem değil falan. Ama insanlar psikolojileri çok bozuk. o korku ve endişe çocuklara daha fazla. Sonra bir veliyle görüştük orada. O diyor ki benim kızım okula gitmek istemiyor diyor. Baba ben o binaya bir daha girmem diyor. Allâh yanımcıları olsun o psikoloji atlatmaları çok zor. İnşallah atlatırlar.


Atik Karataş – Abdülkadir Şenses İskenderun’dan Poşet Getirme Anekdotu — «Para Hüküm Sürmüyor, İnsanlık Hüküm Sürüyor»; Şenses Kardeşler Kendisi Depremzede Olmasına Rağmen Tüm Yardım Mâlzemelerini Getirmesi; Mustafa Aspirin’in Türkmen-Kürt Köyü Anekdotu — Üniversite İkide Okuyan Bacının Muhtara Çıkışı «Niye Böyle Yapıyorsun? Haksızlık» Diye Haykırması; 4 Köyün Erzak Almayan Ailelerinin Bulunmasında Bacının Rehberliği; Yörük Türkmen Ninenin Hârika Vakurluğu – «Bir Hırka Varsa Anca O Olur»; «Bir Köy Bombadan Daha Fazla Yıkıldı»

Allâh razı olsun. Aklınıza eyledin. Helal olsun. Allâh razı olsun. Şişt Allâh. Hayırlı akşamlar. Evet Atik. Atik Karataş. Adnan Karataş’ın kardeşi Mehmet Karataş’ın oğlu. Ben de şeyim. Ne o? Evlenirken isteyene ne diyorlar? Dünür başıyım. Evet Atik. Selamünaleyküm. Hayırlı akşamlar. En evvela Allâh’a hamdolsun. Efendiden de Allâh razı olsun. Bütün kardeşlerden de Allâh razı olsun. Biz yine paketleme işinde meşguldük. Çok fazla insanlarla hemhal olmadık. Orada şöyle bir anım oldu. Abdülkadir Şenses kardeşi bir iki günde bir arıyordu beni. Bir eksiğiniz. Adıralı kendisi. Kim? Abdülkadir Şenses. Bayağı kak. Evet Abdülkadir Şenses. Aslında Adanalı kendisi. Değil mi? Evet. İki günde bir arıyordu beni.

Bir ihtiyacınız var mı? Nasılsınız? İyi misiniz diye. Bizim orada eczek doldurduğumuz poşetimiz bitmişti. Biz de kutuları koymayı planladık. Çünkü orada para hüküm sürmüyor. İnsanlık hüküm sürüyor. Paraya biz bir hafta kaldık. Bir lira para alamadık. Çünkü ihtiyaç yok. İnsanlığa ihtiyaç var. Ben de Abdülkadir’e dedim kardeşim bizim poşete ihtiyacımız var. O da Allâh razı olsun eniştesi var. Hasan kardeş. İskenderun’dan geldi. Ben de bulunduğumuz yerde karşılamak istemedim. Yolda karşılıyorum insanlar. İskenderun’dan gelmişler. Ben burada okulun bahçesinde mi karşılayacağım dedim onları. Neyse konum attım geldiler. Hanım ve oğlu vardı galiba arabada. Ben de bindim yanlarına. Aldık okulun bahçesine gittik beraber.

Tabii minibüsten geldi. Ben şimdi minibüs açacağız. Minibüs açınca poşetleri çıkaracağım diye. Hayal ediyorum. Böyle umuyorum. Minibüsü bir açtık. Minibüs içinde insanlar var. Onlar da depremize demiş kendileri. Ben buna çok duygulanmıştım. Bu haldeyken bile geldiler bize. Poşetlerimizi ulaştırdılar. Allâh onlardan razı olsun. Burada ayrı yeterli onlara da teşekkür etmek istiyorum. Allâh razı olsun inşallah. Şanses Allâh razı olsun. Şanses kardeşler ikiniz beraber ayağa kalkın bakayım. Allâh razı olsun inşallah. Peki. Allâh hepinizden razı olsun. Anakut anlatayım. Hakkınıza ver. Burada bazen belediye Osman Gazlı Belediyesi olunca Afat onlara bazı telefon numaraları veya internet üzerinden Afat’a ulaşanlar, istekleri olanlar belediye.

Belediye de bizi orada bulmuşken ya siz dedik köylere gidiyorsunuz numaraları aktıralım size. Tabii Ömer kardeş o işe bakıyordu. Hemen numarayı arıyor hangi köyde olduğunu. Bir yukarıda köye gitmemiz gerekli. Hem ateşli bir hasta varmış. Hem de gıda yardımı almamışlar. Belirli aileler. Şimdi belediyenin ambulansı, arabaları hep beraber konvoyla yola çıktık Ahmet hocamla yukarıya. Hakkını helal etsin arkadaşlar. Kürt köylerine doğru çıktık yani. Dağın eteklerinde, yayla gibi yerde. Tabii köye yaklaştık biz. Arabanın biri hemen önümüzü kesti. Yolu kesti araba yanlamasına. Hayırdır ben muhtarım dedi. Buranın hiçbir şeye ihtiyacı yok dedi. Geldiğiniz gibi geldi. Tabii bir baktım Ömer’in de tansiyon yükseldi bu sefer.

Dedim şimdi ortalık karışmadan. Sukunete erdirmek lazım. Himmetinizle dedim ki muhtar. bir sakin ol. Bak dedim arkada ambulans var. Valiliğin emriyle geldik. Burada ateşli bir hasta varmış. Sen bir yol aç. Önce biz dedim hastanın bir derdine bakalım da. Sonra dedim konuşuruz. Neyse o da bir müsaade etti. Orada bir üniversite var. Orada bir üniversite ikide okuyan bacımız karşıladı bizi. O da gerçekten samimi duygularla. Muhtar amca niye böyle yapıyorsun dedi. Haksızlığa karşı öyle bir haykırdı ki. Muhtar utancından çekip gitmek zorunda kaldı. Ve o kız kardeşimiz. Ömer’in yanına binerek biz. Arka arabaya geçtik. Tam dört köyde. Gıda yardımı almayan aileleri bularak. Tüm dört köyün ihtiyaçlarını gider tittirmiş oldu bize.

Bir hasta için gittik. Erzak için gittik. Ama onun o cesaretiyle. O muhtara çıkışıyla. Dört köyde gerçekten bazen muhtarların böyle sebepsiz yere. Bazı insanları erzaksız bırakmasın. Sanki cezalandırma gibi tabiri caizse. Ama dünya ahiret bacımız olsun. Bu da bir şey değil. Bu da bir şey değil. Bu da bir şey değil. Dünya ahiret bacımız olsun. Nişanlıymış kendisi. Düğün yapacaklarmış ama. Ömer’le biraz sohbet ettiler. Hiçbir çeyizide kalmamış. Hazır anda düğün yapacaklarmış. Eşi askermiş şu anda. Ama gerçekten böyle bir. Kürt kızına yakışır bir şekilde. O dört köyü sonuna kadar bize bitirtirdi. Hastalara. Malzeme erzak almayanlara. İhtiyaçlı olanlara gördürdü. Ve teyzem benim bu köyde. Siz artık gidebilirsiniz.

Ben teyzemde kalacağım dedi. Bir daha beni bırakmak için. Bu konvoyu sürüklememek adına. deprem bölgesi çok anekdotlar var aslında. Anlatılacak veya anlatılamayacak. Ama bunlar önemli olanlarıydı. Hatta siz köyleri paylaşınca. Ömer de paylaşmıştı. Ömer’i takip ettiği için bizim köyleri yazmamışsınız. Unutmuşsunuz demiş. Üç köy eksik orada demiş. Bu kadar da takipteyiz. bu tür anılar oluyor. Daha da takiptesiniz canım. Sağ ol efendim. hakkınızı aradığınız için. Bir de bir Türkmen. Ahmet hocam Aydın Türkmenlerin olduğu bir bölgeye götürdü bizi. Çadırda kalıyorlar. Evleri yıkılmış. Hiçbir şeyleri kalmamış. Sadece erzak tarif ettiler. bir zarfı dahi vermekten. Biz Zoraki kabul ettirebildik. O gördüğünüz ninenin, battaniye sardığımız ninenin torunları hala da İskenderun’da enkaz altındaydı.

Ama asaletinden hiçbir şey kaybetmemişti. Hiçbir şeye ihtiyacımız yok oğul dedi. Sadece soğuk oluyor dedi. Hakikaten geceleri eksi beş eksi yedi oluyordu. Kadıncağız çadırın önünde oturuyor. bir haber Umut bekliyor. Dedi ki bir hırka varsa anca o olur. Tabii ki o ninemize göre de bir hırka olmayacağı için. Dedik ki battaniye saralım sizi. Ama inanın o kadar böyle bir o yörüklüğüne o Türkmenliğine yakışır bir vakurlu duruşu vardı ki. Asla ağzından ikinci bir kelime çıkmadı ninemizin. Yaşanan böyle çok hadise var. Ve o yörük Türkmenler arkadaşımız amcalarını aradı. Dedi ki burada Bursa’dan bir ekip var. Gıda yardımı yapıyorlar. sizi de aradık ihtiyacınız varsa oraya gelecekler. Kesinlikle dedi bizim hiçbir şeye ihtiyacımız yok.

Erzağımız var. Allâh razı olsun. Zahmet etmesinler. Başka bir bölgeye daha yardıma yetişsinler dediler. Böyle de vakurlu insanlar çok. dediğim gibi anlatmak da bitmez. Orada yaşamak lazım.


Mustafa Efendi’nin Genel Değerlendirmesi – Ekonomik Boyut, Çek Dönüşü, Ova Hadîsi — «Maraş’ta Bir Esnafa Çek Dönerse Sizin Çekler Geri Dönecek»; «10 İllerin Sonrasındaki Ekonomik Sarsıntı 1-2 Ay Sonra Görülmeye Başlayacak»; «Allah Yıkıntıdan Taze Bir Oluşum Yaratır»; «Doğu Ahlâklı, Batı Sapkın»; «Bütün Dinler Doğudan Sudur Etmiş, Batı Bozar»; Sade Yaşam, Affedicilik, Tövbe-Zikr-Hamd; Hitâm Duâları: «Allahümme Akris fî Galbî Şecerete Lâ İlâhe İllâ’llâh, Ve Ezhir Alâ Lisânî Yenâbii‘ Hikmeti Lâ İlâhe İllâ’llâh»; Kelime-i Tevhid, Salavât, El-Fâtihâ ve Hû Hatm-i Maddî-Manevî Tüm Ümmet İçin

Bir şey daha arzu eder efendim. Gelmek için isimlerini yazdıran birçok arkadaş oldu. Allâh razı olsun. Ama herkesi götürmemiz mümkün değildi. Araç sayımız belliydi. Kişi sayımız belliydi. Götüremeydiğimiz arkadaşlar oldu. Sitem edenler oldu. Üzülenler oldu. Kırılanlar oldu. Sizin huzurunuzda haklarını helal etsinler inşallah efendim. Çünkü sayı adedi belliydi. Kimseye karşı bir kişisel bir kırgınlığımız yok. Böyle bir kinliğimiz de yok. Onun için herkesi de götürmemiz mümkün değildi. Onun için onlar da haklarını helal etsinler inşallah. Helal olsun inşallah. Rabbim bir daha bu memlekete ümmet-i Muhammed’e böyle acılar yaşatmasın inşallah. Cenâb-ı Hak korusun kollasın. Ama sonuçta ülke komple deprem failerinin üzerinde ne zaman nerede bir deprem yaşanır, ne zaman nerede böyle şeyler olur.

Bu bilinmiyor. Bilinse de bazen rüyada halde dervişler böyle şeyler görürler. Ama bir tarih verilmeyince ne zaman ne yaşanacak belli olmuyor. İnsanlar ben her zaman derim kendi hayatımı ben hadîs-i şeriflerin üzerine oturturum. Allâh Resûlü sallallâhu aleyhi ve sellem hazretleri ovaları kendinize yurt edinmeyin. Orada deprem ve batmalar olur diyor. Deniz kenarlarını yurt edinmeyin. Orada da su baskınlar olur diyor ahir zamanında. O yüzden hadîs-i şerîf bu. Biz kendimizce kendi dairemizde ovaları kendimize yurt edinmeyeceğiz. Cenâb-ı Hak yıkacaksa dağın başında da yıkar. Bu ayrı bir mesele ama biz cüz-i irade olarak önlemimizi alacağız. Gösterişten, israftan uzak duracağız. Sade yaşayacağız. Kırgınlıklardan, kızgınlıklardan, küsgünlüklerden uzak duracağız.

Affetmemekten uzak duracağız. Bir bakıyorsunuz ki eşim dediniz sabahleyin yok. Çocuğum dediniz sabahleyin yok. Evim dediniz sabahleyin yok. Dükkanım dediniz sabahleyin yok. Zenginseniz ertesi gün sabah. Ne yazık ki fakirsiniz. Deprem bir yere gitmez. Sadece bulunduğu yere zarar vermez. Düşünebiliyor musunuz şimdi? Maraş’ta bir esnaf düşünün. Toptancı, siz ona mal verdiniz. Adamın ne dükkanı kaldı ne kendisi kaldı. Sizin çekler dönecek şimdi geriye. Deprem sizi de vuracak. Daha şimdi biz oradaki can kayıpları, mal kayıpları, ev kayıplarını düşünüyoruz. bir ay sonra kaç il var, on il var. On ile mal veren, vadeli mal satan firmalara başlayacak çekler geri dönmeye. Çekin sahibi enkaz altında. Çocuklar enkaz altında.

Adamın malı enkaz altında. Bu işin bir de ekonomik boyutu var. Bu bir ay sonra, iki ay sonra görülmeye başlayacak. orada deprem sadece bazı şeyleri alıp götürmüyor. Bütün ülkenin ekonomisini, bütün ülkenin ekonomisini ırgalacak, sallayacak. bu kaçınılmaz bir şey. Ben şuna inanırım. Her yıkıntıdan Allâh tüyünü taze bir oluşum yaratır. Ben mesela bir kimse iflas etse derim ki, diri tut kendini. Sen buradan tekrar çıkarsın, Allâh seni daha fazla verir. Ümidini kırma derim, ümidini aşağı çekme derim. Ben yeniden inşallah o bölgenin de, ülkenin de hem ekonomisinin hem ahlakının hem sosyal hayatının kardeşliğinin daha da iyileşerekten dirileceğine inanıyorum. Çünkü bu tip zorlukların yanında Allâh bir kolaylık verir.

Zorlukların yanında Cenâb-ı Hak bir rahmet verir. O zorluğu, o sıkıntıya Cenâb-ı Hak rahmetiyle kavrar, kapsar. Yeter ki biz komple ülke olarak tövbe edelim, zikredelim, hamd edelim, birbirlerimizin yaralarını saralım. Biz mezhep kaygısı, ırk kaygısı, meşrep kaygısı gütmeden hep beraber kol kola girelim. Kol kola girerekten yaralarımızı saralım. Her ülkede batı hep zengindir. baktığınız zaman bütün ülkelerin batısı daha gelişmiştir, doğusu az gelişmiştir. Bütün ülkelerin batıları, batısı çok gelişmişken çok ahlaksızdır. Ama bütün ülkelerin doğusu az gelişmişken çok ahlaklıdır. Az gelişmişken çok ahlaklıdır. Bakın, bu kaçıncı Adem olursa olsun ilk Adem’den beri böyledir. Ve bütün insanlığı, ahlaksızlığı, insaniyetsizliği, sapkınlığı batıdan gelir hep.

Bakın hep batıdan gelir. İnsanlık, irfan, erdemlilik de doğuda yaşanır hep. Bütün dinler, bütün dinler hep doğuda sudur etmiş, batıya doğru yönelmiştir. Doğuyu bozan da hep batı olmuştur. Bakın doğuyu bozan tarih boyunca hep batı olmuştur. İnşallah memleket bu manada komple derlenir, toparlanır, düzenlenir. Aileler, bireyler, aileler, bireyler ve ülke ve devleti yönetenler kendilerince her şeyden bir ders çıkarıp yeniden kendilerine düzgün bir hayat kurar. Bakın kendinize yeniden düzgün bir hayat kurun. Gösterişten uzak, israftan uzak, gösterişten uzak, israftan uzak. İnsanlığa dayanan, iyiliğe dayanan, erdemliliğe dayanan bir hayat kurun kendinize. Bizler sufi bir topluluğuz. Biz bunun için zaten uğraşıyoruz, gayret veriyoruz.

Ama malum sohbetlerimizi herkes dinliyor. O yüzden herkese bir ders olsun nitelinde söylüyorum. Bakın hayatınızı gösterişten, israftan, kibirlilikten, kibirlilikten, savurganlıktan uzak, erdemli, insaniyeti, kültürlü birbirlerine yardım eden bir toplum kurma noktasında bir ders çıkarıp öyle yürüyelim inşallah. Eftal zikir fali minnehu. Fatiha. Âmîn. Lâ ilâhe illâllah. Hak Muhammedün Resûlullâh cemiyene, liyahi ve murselin ve’l-hamdülillâhi Rabbi’l-âlemîn. Okusun. Euzubillahimineşşeytanirracim. Bismillâhi’r-Rahmâni’r-Rahîm. Ve el-Asr. Subhan’e Rabbika Rabbil izzeti amma yasifun. Ve selamun ala el murselin. Vel hamdülillahi rabbil alemin. Subhan’e Rabbi’l aliyyil alel vahab. Âmîn. Euzubillahimineşşeytanirracim.

Bismillâhi’r-Rahmâni’r-Rahîm. Âmîn. Elhamdülillahi Âmîn. Allahümme agrıs fi galbim seceretil la ilaha illallah. Ve ethirr ala lisani yenab hiikmetil la ilaha illallah. Ve agruk ruhi fi bahrimarifetin la ilaha illallah. Eşur ala veçhi barken uri la ilaha illallah. Ve hafazna ya rab, Fasna Ya Rab. Âmîn. Kullu şekkin. Âmîn. Küfrün. Âmîn. Keryain. Âmîn. Mevlil makri l-makirinne. Âmîn. Hasedil hasedine. Âmîn. Adavetil muadine. Âmîn. Bir şerri nefsin. Âmîn. Ve şeytanin. Âmîn. Keryain. Âmîn. Ve hevain. Âmîn. İnaiyeti. Âmîn. Ve rıgayeti. Âmîn. Ve ıfsilâ ilâhe illallah Muhammedun Resûlullâh. Âmîn. Ol meclisi zekirân ve matlûb-u aşkân olan Cenâb-ı Rahman. Âmîn. Bu meclisi şerifi cümlemiz hakkında bahis-i kesreti aşk.

Âmîn. Ve muhabbet. Âmîn. Ve ıstırak. Âmîn. Hayrat eyleye. Âmîn. Allahümme rabben âtinâ fî-dünyâsîn eten ve fil-âhiretâsîn eten ve gînâzâbenner. Âmîn. Rahmetke ya erhamer rahimin. Âmîn. Rahmetke ya erhamer rahimin. Âmîn. Rahmetke ya erhamer rahimin. Âmîn. Rahmetume affinOursa.(33. 13.) Hayretutun collâhmun’i yenschâ. Âmîn. Ya Rabbi ümmet-i Muhammed’in maddi, mani ve dertlerine deva. Maddi, mani ve hastalarına şifa. Maddi, mani ve borçlarına eda. Maddi, mani ve bermurad olanların merhadların asıl olmasına vesile olması için, bilhassa Allâh rızası için huu diyelim. Huu diyelim. el-Fâtiha. Âmîn.


KAYNAKÇA

  • 6 Şubat 2023 Kahramanmaraş Depremleri — 7.7 ve 7.6 büyüklüğünde 9 saat arayla iki ana deprem; AFAD raporuna göre 11 il (Adana, Adıyaman, Diyarbakır, Elazığ, Gaziantep, Hatay, Kahramanmaraş, Kilis, Malatya, Osmaniye, Şanlıurfa) etkilendi; resmî rakamlara göre 50.000 üzeri kişinin hayatını kaybettiği, 100.000 üzeri yaralı, 1 milyondan fazla evsiz; modern Türkiye tarihinin en büyük âfeti.
  • «Ovaları-Deniz Kenarlarını Yurt Edinmeyiniz» Hadîsleri — Beyhakî Şu’abu’l-Îmân; Suyûtî el-Câmi’u’s-Sağîr; Aclûnî Keşfu’l-Hafâ: «Lâ teskunû’l-vâdiyâ fe-innehâ tezelzelu». Mâ’na olarak: alçak vâdîlerden, deniz kenarlarından sakının; Hz. Peygamber’in coğrafî öngörüsü, modern deprem-sel uyarısı.
  • Yardımın Yerli Yerine Ulaşması Edebi — Tevbe 9/60: Sadakaların 8 sınıfı; Buhârî Zekât 33; Müslim Zekât 91: «Sağ elinin verdiğini sol eli görmesin»; İmâm Gazâlî İhyâ I (Esrâr-ı Zekât): «Sadaka veriliş edebi: gizli, mahcûp etmeden, vasıtacılık değil birebir»; Mustafa Efendi’nin Şeyh Abdullah Gürbüz Efendi’den (ö. 1428/2007) aldığı tâlim.
  • Sufi Kardeşliği ve Ekip Dayanışması — Buhârî Edeb 27; Müslim Birr 66: «Mü’minlerin birbirlerine sevgi-merhamet-şefkâtte hâli, bir vücudun hâli gibidir» (Nu’mân b. Beşîr rivâyeti); Sühreverdî Avârif: «Tasavvuf yolunda kardeşlik, sülûkun yarısıdır»; Yûsuf el-Hakkakî Edebu’s-Sûfiyye: «13 kişinin 300 kişinin işini bitirme — himmetin tasavvufî tesiri».
  • «Boyun Bükük İnsanlara Hor Görülmeyin» Sohbeti — İmâm Birgivî et-Tarîkatu’l-Muhammediyye; Aziz Mahmud Hudâyî Tezâkir; Mevlânâ Mesnevî I/2935: «Boyun bükük olanın gönlü kırık, kırılmış gönüllere Allah’ın bakışı vardır»; Sufiyye’nin «kırık kalp» (kalb-i münkesir) edebine karşılık.
  • «Az Kişiyle Çok İş» Sufî Tasavvuru — Mevlânâ Mesnevî I/2705: «Pâyı istidlâliyân çûbîn buved»; tasavvuf’ta «himmet, en büyük asker»; İmâm Rabbânî Mektûbât I/187: «Mürşidin himmeti, az ekibin çok iş yapmasına vesiledir».
  • «Para Hüküm Sürmüyor, İnsanlık Hüküm Sürüyor» — İbn Arabî Fütûhât; Yûnus Emre Divân: «Yetmiş iki millete bir göz ile bakmayan, halka müderris olsa hâkikatte âsîdir»; tasavvufta felâket ânlarının insânî dayanışmaya açtığı kapı.
  • «Doğu Ahlâklı, Batı Sapkın» Tezi — İbn Haldun Mukaddime: medeniyetlerin doğudan batıya doğru hareket ederken bozulması; Cemil Meriç Bu Ülke; Sezai Karakoç Diriliş; Aliya İzzetbegoviç Doğu ve Batı Arasında İslâm: doğunun mâ’nevî zenginliği, batının maddî gücü.
  • «Allah Yıkıntıdan Taze Oluşum Yaratır» — Bakara 2/30: «Yeryüzünde halife yaratacağım»; Hadîd 57/4-6: «O her gün bir iştedir»; tasavvufî tefsîr: İbn Arabî Fusûsu’l-Hikem: «her ölüm bir yeni doğuş, her yıkıntı bir yeni inşâ vesilesidir».
  • Hitâm Duâsı: Allahümme Akris fî Galbî Şecerete’l-Tevhîd — Geylânî tarîkat virdleri içinde meşhur; «Yâ Rab! Kalbime Lâ İlâhe İllâ’llâh ağacını dik, dilimi Lâ İlâhe İllâ’llâh hikmetinin pınarlarıyla ışıklandır, ruhumu Lâ İlâhe İllâ’llâh ma’rifet denizine daldır, yüzümü Lâ İlâhe İllâ’llâh nuruyla parlat». Tasavvuf-i edeb-i tâlim duâlarından.
  • Hû ile Hatm-i Hâcegân — Nakşbendîlikteki Hatm-i Hâcegân töreni: Tevhîd, Salavât, Fâtihâ, sonra Hû’lar (genellikle 15-50 arasında); maddî-mânevî hâstaların şifâsı, borçluların edâsı, dervişlerin manevî birlik mucibi; Reşahât; Aziz Mahmud Hudâyî Câmi’u’l-Fadâil.
  • Mahmud Sâmî Ramazânoğlu Sebebler — «Sebep yiyiciliği değil, sebepleri ihmâl etmemek»; Bediüzzaman Sözler: «Sebepleri kaldıramazsın, ama Allah’a tevekkül edersin». Türkiye coğrafyasının deprem hattındaki konumu, ovalardan-deniz kenarlarından kaçınma sünnetinin hayata geçirilmesi.
  • 1999 Marmara Depremi (17 Ağustos) — 7.6 büyüklüğünde Gölcük merkezli deprem; resmî rakamlara göre 17.480 kişi öldü, 50 binin üzerinde yaralı, 250.000 evsiz. Mustafa Efendi’nin tanıklığı: «Cemil’le sabah telefonlaştık, ertesi gün gittim, ölüm kokuyordu, ne polis ne jandarma ne arama-kurtarma vardı»; Sedat Peker’in aş-çay evi yardımı.
  • Yörük-Türkmen Vakurluğu — Sezai Karakoç Yitik Cennet; Mehmed Niyâzî Türk Devlet Felsefesi; Yusuf Has Hâcib Kutadgu Bilig: Türk töresinde «alma, ver, sığınana sahip çık» edebi; Yörük-Türkmen-Kürt göçer aşiretlerinin felâket ânlarındaki «hiçbir ihtiyacımız yok, başkasına götürün» asaleti.
  • Mustafa Efendi’nin Yardım Sevkiyatı 2023 — Vakıf öncülüğünde 12 tır mâlzeme: 4 tır Sezgin Langaza Gümrük Müşaverliği tahsisi, 2 tır İbrahim Aybey tahsisi, kalanlar diğer kardeşlerden; ekip 13 kişi (Cafer, Adnan, Ömer, Fatih, Adnan Karataş, Ahmet Yağmurlu, Versin Aşkım, Yunus, Mustafa Aspirin, Atik Karataş, Ahmet Altın, Sinan, Oğuzhan); İstahiye iki okul arası bahçede konuşlanma, cezaevi loğbalarının kullanımı; bir hafta-8 günlük süreçte tamamlanma.
  • Çocuk-Bisküvi-Mont Mucibesi — Felâket ânlarında «her ihtiyâca tam karşılık» Allah’ın lütfu (İmâm Birgivî et-Tarîkatu’l-Muhammediyye); Cuma sûresi 11. âyet: «Allah ihtiyaç sahibidir»; sufî tasavvurda mürşidin niyetinin müridlerin ellerine inmesi.
  • Vahit Çocukla Tanışma — Sahabe Misalleri Paralel — Buhârî Edeb 27; Müslim Birr 105: Allah Resûlü’nün çocuklarla, küçüklerle özel ilgilenmesi; Mahmud Sâmî Ramazânoğlu Hz. Peygamber’in Çocuk Sevgisi: «Sufî yolunda çocuğa hediye vermek, Yetimi sevindirmek, Resûlullah’ın yolu».
  • «Allah Sebep Yiyiciliği Değil, Sebebleri İhmâl Etmemek» Tasavvuru — Bediüzzaman Sözler; Mahmud Sâmî Ramazânoğlu Musâhabe; İmâm Birgivî Tarîkat-i Muhammediyye: ovalardan-deniz kenarlarından kaçınma sünnetinin pratik hayatta uygulanması; Mustafa Efendi’nin «Allah dağın tepesinde de yıkar, ama biz cüz’i irademizle önlem alırız» tahkîki.

Tasavvuf hakkında daha fazla bilgi için tıklayınız.

İlgili Sözlük Terimleri: Hâl, Mürşid, Tarîkat, Zikir, Tevhîd, Sülûk, Kalb, Şeyh. → Tasavvuf Sözlüğü’nün tamamı