1. Demokrasi İle İslâm’ın Uyumsuzluğu İddiası: Asaf Bayat’ın İki Yerüngen Hikâyesi ve Kavramsal Çerçeve
Tanrı egemenliğine ve ata erkil yapıya vurgusu nedeniyle İslam’ın özünde demokrasi ile uyumlu olmadığı iddia edilmektedir.
Birçok Müslümanın Tanrı’nın kendilerini yönetmek için insanlara egemenlik bahşettiğini ve İslami adaletin sınıfa, ırka ve cinsiyete dayalı ayrımcılığını kabul etmediğini ileri sürerek bu ithamı reddetmesine rağmen dini referanslı siyaseti ve Müslümanların demokratik idealler noktasında dinlerini pratikte nasıl algıladıklarını anlamaya yönelik, yetersiz çaba nedeniyle tartışma tüm metinsel ve felsevi alanlarda genel olarak açmaza girmiştir. İki yerüngenin hikayesi, Prof. Dr. Asaf Bayaz.
Mesela İslam’ın karışık bir kavram olan demokrasi ile uyumlu olup olmaması değil. Müslümanların İslam’ı nasıl ve hangi koşullar altında demokratik değerler sistemi ile bir araya getirebileceklerdir. İslam’a veya başka bir dine özgü hiçbir şey kendiliğinden o dini demokratik veya anti-demokratik yapmaz. Bu dindar insanların inançlarını algıladıkları ve yaşadıkları girift davranış tarzlarına dayanmaktadır.
Bazıları dinlerini dışlayıcı ve otoriter şekillerde uygularken diğerleri dinlerinde adalet, temsil ve çoğulculuk bulmaktadırlar. Bireyleri ve grupların aynı kutsal metinleri neden farklı olarak algıladıkları ve yorulmadıkları merak uyandırıcı ve karışık bir meseledir. Evet, şimdi din onun karşılığında demokrasi veya demokrasi ile İslam yan yana olabilir mi? Veya demokrasi ve İslam nerede örtüşür, nerede örtüşmez? Ortak noktaları nedir? Nerede ortak noktalarda buluşur veya hiç buluşmaz mı?
Bu son 300 yıldan beri tartışılan bir şey. Bunun tartışılmasının sebebi İslam dünyasının siyasi, ekonomik, askeri, sosyokültürel olarak geriye doğru veya duran bir zaman yaşaması ile alakalı. Şimdi demokrasi dediğimiz kavramın içi her etken dünya güçleri tarafından değiştirilmekte. Bu etken dünya güçleri demokrasi kavramının içini ve anlayışını değiştirdikleri müddetçe biz demokrasi kavramının bugün ne, dün neydi, önceki gün ne, ileride nereye doğru gidecek bu?
Biz bunun yörüngesini tespit edemiyoruz. Şimdi İslam Kur’ân’ı ile, sünneti ile kendi iç iştihatları ile meydanda. Kur’ân, sünnet orada durduğu müddetçe iştihadi meseleler kendisini yenileyip değiştirebilecek. Ama burada anametin, Kur’ân ve sünnet. Anametin, Kur’ân ve sünnet orada durduğu müddetçe ana merkezde bir değişiklik söz konusu olmayacak.
Ama demokrasi denilen kavramın içi yaşanılan toplum, yaşanılan devlet sistemi, oradaki ekonomik ve askeri güç, oradaki siyasi güce göre değişkenlik arz etmekte. İslam’ın uygulanış noktasında değişik iştihadlar olabilir, uygulanış noktasında değişik görüşler söz konusu olabilir ama ana temel noktalarda bir değişiklik olmaz. Hangi mezhep, hangi meşrep olursa olsun içki haram.
İçkiyi üretmek, satmak, tüketmek haram ve İslami kaideler içerisinde içki şarap, rakı, biran her neyse bunu üreten kimseler, bunu satanlar cezayı mühediyeye karşılaşır. İslam’ın bu noktadaki hukukunun değiştirilmesi mümkün değil. Ama demokrasi dediğimiz kavramda bunu nereye koyacağız? İslam’ın hukukunu nereye koyacağız? Şimdi biz demokrasi denilen her gün veya her an değişen bir felsefeye mi tabi olacağız? Yoksa demokrasi İslam’a mı tabi olacak?
Bunu bakın dünya üzerinde demokrasiyi savunanlar İslam’ın demokrasiye tabi olmasını istiyorlar. Sıkıntı bu. Ben Müslümanım. Ben Müslüman olduğum için ben Müslümanca yaşamak istiyorum. Ve ben Müslüman bir İslam hukukunu istemem Allah’ın emri. Şimdi hangi demokrasiye göre biz Allah’ın yasakladıklarının nehsini yasak göreceğiz veya görmeyeceğiz? Şimdi demokrasi savunucuları şunu diyecekler bize. Herkesin özgür seçimi. Allah Allah. İslam da benim özgür seçimim. Benimki neden özgür değil o zaman?
Bir haram bir hayat insanın özgür seçimi oluyor da helal bir hayat niçin insanın özgür bir seçimi olmuyor? Neden harama müsaha makar davranıldığı kadar helala müsaha makar davranılmıyor? Neden haramın tanrılaştırıldığı kadar helal bu noktada kutsallaştırılmıyor? Bunların cevabını veren yok. Niçin? Çünkü dünya üzerinde Jacoben bir demokrasi anlayışı var. Çünkü dünya üzerinde demokrasi tam olarak olgunlaşmış kemalermiş ve demokrasinin bu noktada yol haritası belli olmuş bir şey değil.
Bir kavram var orta yerde o kavramın içini isteyen istediği gibi dolduruyor. Demokrasinin beşiği neresi? İngiltere. Ama orada kraliçe var. Orada kraliçe varken onların demokrasiyi yaşamalarına engel değil. Osmanlı’da Osmanlı padişahı var demokrasiyi yaşamalarına engel. Belçika’da kral var demokrasiyi yaşamalarına engel değil. Hollanda’da kral var demokrasiyi yaşamalarına engel değil. İsviçre’de kral var demokrasiyi yaşamalarına engel değil.
Bize ilkokulda ve ortaokulda öğrettikleri demokraside krallıklarla yönetilmek yoktu. Allah Allah. Bir baktık ki İspanya’da kral var, Belçika’da kral var, İsviçre’de kral var, Hollanda’da kral var, İngiltere’de kral var. Batı dediğiniz yer, krallıklarla yönetilen bir yer. Hayır demokrasi. Ya bu krallar ne o zaman? Kralları halk mı seçti? Hayır. Ne? Anası kraliçe, babası kral veya babası kral, kral, kral, kral oğlu, kral oğlu, kral oğlu, kral oğlu geliyor. Bunlara halk seçmedi.
Kraliçe’yi de halk seçmedi. Bize demokrasi olarak yutturdukları şey halk seçecekti. Öyle değil mi? Neden biz üç tane ihtilal gördükte, üç tane ihtilalde halkın seçtiklerini astık biz? Nasıl basmaya? Biz Menderes’i astık, demokrasi adına astık. Arkadaşlarını demokrasi adına astık. 12 Eylül demokrasi adına darbe oldu. 12 Eylül’ü seçilen partilerin ne suçu vardı? Onlar İslam mıydı? Değildi. İslam’ı bir düzen ve sistem mi getireceklerdi? Hayır. Demokrasi adına ama onlar yıkıldılar, yıktılar.
E aynı şekilde 28 Şubat halk seçmişti. Ama onu da 28 Şubatçılar yıktılar.
2. Helvadan Put Gibi Demokrasi: Mursi, Menderes, Kadışşâfi ve Halkın Kendi Kendini Yönetmesi Aldatmacası
Demek ki demokrasi dediğiniz şey Hz. Ömer Radıllahu An Hazretlerinin söylediği gibi biz müşrik iken tatlıdan putlar yapardık, helvadan putlar yapardık, karnımız acıktığında yerdik. Demokrasi helvadan put gibi. Canın isteyince ye. Mısır’da seçimle iş başına gelecekti, demokrasinin olmazsa olmaz kaidesiydi. Seçimle gelen seçimle gidecekti. Ne oldu? Sisi darbe yaptı, darbe yaptı. Halkın seçmiş olduğu Cumhurbaşkanı ibretlik olarak mahkeme salonunda şehit oldu. İbretlik.
Dediler ki ey İslam dünyası, siz bizim sistemimizin dışında bir şeyler isterseniz biz böyle sizin gözünüzün önünde bizim sistemimizin dışına çıkanları cezalandırırız. Libya lideri Kattafi nerede öldürüldü? Irak lideri Saddam nerede öldürüldü? Nasıl öldürüldü? Bunlar uluslararası birer ders. Batı’nın demokrasi olarak dayattığı şey onların emperyalizmini kabul edip, sömürgeciliğini kabul edip onların emrine girmek. O zaman bize dayatılan Müslümanlara dayatılan demokrasi ne idiği belirsiz.
Anayasada demokrasinin tanımı yok. Anayasada layıklığın tanımı yok. Demokrasi ve layıklık tanımı anayasada da yok. Ceza hukukunda da yok. Tanımlanmamış iki tane deyim ve biz o tanımlanmamış iki deyimin hangi tanıma gireceğini nereye çarpacağını nereye çarpmayacağını bilmiyoruz. Benim buradaki bu sorunun karşısında vermiş olduğum cevaplar anayasanın hangi tanımına daha doğrusu tanımsızlığına çarpacağı belli değil. Tanım değil tanımsızlık var çünkü.
Şimdi öyle olunca İslam’ın özünde demokrasi ile uyumlu olmadığı iddia edilmektedir. Evet bize demokrasinin ne olduğunu açıklayın. Biz demokrasinin ne olduğunu açıklandığında biz onun İslam’a uygun olup olmadığını tartışma zemini oluşturalım. Çünkü o kadar çok demokrasi tanımı var ki biz hangi demokrasi tanımını kabul edeceğiz? Demokrasi tanımı halkın kendi kendisini yönetmesi olarak nitelendireceksek bize öyle öğrettiler.
Ben şimdi kendimce demokrasi tanımı deyince kendimce ben ilkokul, ortaokul, lise çağlarındaki demokrasi tanımıyla ben buna cevap vereceğim. Bu değişmiş olabilir. Şu anda demokrasi tanımı değişmiştir. Neydi demokrasi tanımı? Benim öğrendiğim o zaman için halkın kendi kendini yönetmesi. Doğru mu? Evet. Allah’ınızı severseniz dünya üzerinde halkın kendi kendisini yönettiği bir sistem söyleyin bana. Hiç mi incelemediniz? Hiç kimse incelememiş demek ki.
Dünya üzerinde hiçbir sistem yoktur ki halk kendi kendisini yönetmiş olsun. Aldatmacadan ibarettir bu. Bu bir kandırmacadır. Bu bütün dünya insanlığını bir kandırmacanın peşine düşürmektir. Hiç bir zaman halk kendi kendisini yönetmez. Hiç bir zaman. Hadi halk kendi kendisini yönetsin. Vergileri kendisi belirlesin. Hadi halk kendi kendini yönetsin. Valilerini kendisi belirlesin. Hadi halk kendi kendisini yönetsin. İl Milliyetin Müdürlerini kendisi tespit etsin. Hadi halk kendi kendisini yönetsin.
Belediye başkanlarını kendisi seçsin. Seçilmiş belediye başkan adaylarını seçmek değil. Belediye başkan adaylarını kendisi seçsin. Hadi halk kendi ilinin bütün kararlarını kendisi versin. Nasıl basmaya? Halkın kendi kendisini yönetmesi değil miydi? Bakın durduk. Bakın durduk. Hadi Bursa’nın bütün katma değeri Bursa’ya kalsın. Bursa’nın bütün vergisi Bursa’ya kalsın. Bursa’da vergi veren esnaflar kendi paralarını nereye harcandıklarını takip etsinler. Valisini Bursalılar kendisi seçsin.
İl Emniyet Müdürünü kendisi seçsin. Örnekliyorum bunu. İl Milliyetin Müdürünü kendisi seçsin. Ya da vali, belediye başkanı, il Milliyetin Müdürü, il Emniyet Müdürü, sağlık çok önemli, sağlık müdürü hepsi de seçimle gelsin ülkeye, ile. Her dört yılda bir hesap versinler. Bursa kendi vergisini kendisi toplasın. Kendi vergisini nereye harcayacağında kendisi karar versin. Referandum yapsınlar. Havaalanı yapalım mı yapmayalım mı? Demokrasi 50 artı 1’in yönetmesi mi? 49’un hakkı nerede?
Halk kendi kendine yönetecek. Kim yönetecek? Seçim yapacağız. 50 artı 1 alan başkan seçildi, belediye başkan seçildi, bir şey seçildi. İyi 49’un hakkı ne oldu? Demokrasi bu. Benim bana öğrettikleri demokrasi buydu. Halkın kendi kendine seçimi. Halk nasıl kendi kendine yönetecek? Milletvekili seçecek. Kim seçiyor milletvekillerini? Hangi partiden olursa olsun. Siz milletvekilini de seçmiyorsunuz. Kim seçiyor? Parti başkanları seçiyor. Ben bazen zaman zaman diyorum.
milletvekili adayları öyle seçilmiş olsa ben Bursa’da 1. gelirim diyorum. Bu tek başınalık bir şey değil. Bursa’da salon kaç kişilik? 4500 kişilik. Hangi milletvekili doldurabilir? 4500 kişi taraftar toplayabilir. Toplayamaz. Hangi mühdi toplayabilir? Toplayamaz. Hangi hoca toplayabilir? Toplayamaz. Hangi cami imamı toplar? Toplayamaz. Vali toplayabilir mi? Hayır. Hangi milletvekili başkanı toplayabilir mi? Hayır. Hiç kimse toplayamaz Bursa’da.
Ücret olmadığı müddetçe, bir şey olmadığı müddetçe toplayamaz. Ücret verirse toplar. Seçim olsa ben 1. sıradayım. Kim seçer beni? Hiç kimse. Partiler olarak. Neden? Ben haramları söylerim, bu haram derim. Kimin işine gelirim? Hiç kimsenin. Benim emniyet müdürü olduğumu düşünebiliyor musunuz? Benim vali olduğumu düşünebiliyor musunuz? Yandı şehir. O zaman bize anlattıkları, kağıt üzerinde anlattıkları demokrasi uygulanabilir bir şey değil. Uygulanmıyor da zaten.
Darwin teorisi gibi, kanıtlanmamış. Teori. Halkın kendi kendini yönetmesi demokrasi. Şimdi Türkiye’de halk kendi kendini yönetecek Darwin teorisini kabul edecek bir kimse var mı? Yok. Yok. Siz çıksanız dışarı deseniz ki maymundan geldiğimizi iddia ediyoruz. Bize oy verin. Kim oy verir? Kimse vermez. halk kendi kendini yönetecekti? Darwin teorisiyle alakalı sizden bir öneri aldılar mı? Hayır. Kim bunu bize kafamızda demokrasin kılıcı gibi koydu? Mevcut eğitim sistemi.
siz bu eğitim sistemi değiştirebiliyor musunuz? Hayır. Hayır. Darwin teorisi benim inancıma ters. İstemiyorum kardeşim. Teori değil mi? Evet. İstemiyorum. Bunu kim dayatıyor bize? Ama bize şunu söylüyorlar. İslam demokrasiyle uyumlu olmalı ve hatta birileri çıkıyor. İslam demokrasiye uyumludur, uyguntur değil kardeşim. Değil. Bakın değil. Hadi seçim yapın. Türkiye’de seçim yapsalar. Türkiye Cumhuriyeti, Devleti İslami kaidelerle mi yönetilsin? İslami kaidelerin dışında mı yönetilsin diye.
Ne çıkar acaba sonuç? Bunları böyle cesaretli bir şekilde dile getirebilecek olan bir kimse var mı? Bunları konuşabilecek olan bir kimse var mı? Yok. Neden? Adamın dilini koparırlar.
3. İçi Boş Bir Kavramın Sınırsızlığı ve İslâm’ın Değiştirilemez Hükümleri — Barnabas İncili ve Kozmik Oda
Tırnak içerisinde demokrasi denilen kavram içi boştur. Dolu değildir. İstenildiği yere çekilebilir. Her ülkede farklı bir şekilde uygulanır. Ve bunu söylediğinizde size şunu cevap verir. Batı. Ülkelerin karakteristik yapılarına göre demokrasi vardır. İslam ülkelerin karakteristik yapısına göre içkiyi helal edemez. Uyuşturucuyu helal edemez. Adam öldürmeyi haksız yere helal edemez. Fuhuşu helal edemez. Eşcinselliği helal edemez. Hırsızlığı helal edemez. Rüşrete helal edemez.
Kayırmacılığı helal edemez. İslam’ın haramlarını helal edecek hiçbir güç yoktur. Hiçbir insan eliyle kurulmuş olan bir sistem Allah’ın haramlarını helal edemez. Zaten sıkıntı bu. bizim Kur’ân ve Sünnet dairesindeki İslam’da helalı haram edecek, haramı helal edecek herhangi bir otorite yok. Bu yol kapalı. Bakın bu yol kapalı ancak talih meselelerde iştahat edebilirsin. Bu iştahat nedir? Namazı cem etmekle alakalı. Bu iştahat nedir? seferi namazla alakalı. İştahat konusu bunlardır.
Siz abdestin 4 tane farzını değiştiremezsiniz. Yüzü yıkamak, başı mest etmek, kollarını ellerine beraber yıkamak ve ayaklarını yıkamak. Bunu değiştirebilecek, bunları değiştirebilecek, bunların yerine başka bir şey koyabilecek. İslam’da herhangi bir otorite yok. Bugün dininizi tamam ettim, din olarak da sizi İslam’ı seçtim. Böyle olunca bunu değiştirecek bir organ, bir güç yok. Kilise için, Hristiyanlar için var. Kim? Papa. Papa oturur, herhangi bir Hristiyan’ın hükmünü ortadan kaldırabilir.
Yeni bir hüküm koyabilir. O yüzden zaten İznik konsülünde 800-900 tane incil çıktı orta yere. Ve o günkü konsül bunu dörde indirdi. Dördün haricindekileri lav etti, yok etti. Dördün haricindeki incillere inananları da kafir olarak nitelendirdi. Ve bulunduğu yerde öldürülmesi lazım dedi. Mesela Barnabas incilini kabul etmedi. Barnabas incilini neden kabul etmedi? Orada İsa oğul olarak geçmiyor çünkü. İsa aleyhisselâm orada bir peygamber olarak geçiyor ve Barnabas incilinde Hz.
Muhammed Mustafa’nın da gelecek peygamber olduğu geçiyor. Ve şu anda da Barnabas incili bulundu, açıklanamıyor. Bir böyle şehir efsanesi dolaşıyor. Şehit Muhsin Yazıcıoğlu’nun Barnabas incilinden dolayı bazılarında da eski ahit, Tevrat’la alakalı bir kitabın bulunup ona getirildiği, bu kitabın kendisinde olduğu ve yanındaki çantada olduğu ve o çantanın hala da kayıp olduğu söyleniyor. Şehir efsanesidir, yalandır. Bir şey diyemem.
Bunun da NATO’nun aldığını, bunun askeriyeye gittiğini, askeriye de bunun o vardı ya oda , mink ne? Kozmik oda, kozmik odada saklandığını. O yüzden bugünkü devletin resmi tanımıyla söylüyorum. FETÖ grubunun o kozmik odaya girip asıl o Tevrat’ı oradan almak istediklerini, 15 Temmuz’un arka penceresinden birisinin de bu olduğu. Ben size bir sürü burada kaos planları veya kaos söylenleri söyleyebilirim. Doğrudur, değildir. Devletin işi araştıracak. Kozmik odaya girdiler, ne buldular?
Hiçbir şey bulmadılar. Buldular mı? Bulamadılar. o günkü genelkurmay kozmik odayı boşalttı. Diyorlar ki boş odaya gittiler, girdiler. E şimdi kozmik oda meselesine girdiğimizde Bülent Arınç’ın sözde vuracaklardı, suikast düzenleyeceklerdi. O yüzden girmişlerdi. Bülent Arınç suikasta uğramadı. Niçin girdiler, niçin çıktılar? Bülent Arınç genel şimdi hangi noktada, nerede, ne yapıyorlar? Bakın bunların hepsi de uluslararası keşmekeş. Bunlara kafa yormaya kalkarsan sufili kenara bırakacağım.
E ben de sufili kenara bırakamam, yapamam. Ama ülkemizi ilgilendiren meseleler kafa yormadan da durmaz. Ama şimdi biz böyle bunları düşündüğümüzde, bunlarla hareket ettiğimizde İslam değiştirilmesi mümkün olmayan hüküm ve hukuklarla dolu. Değiştirilmesi mümkün değil. Siz namazın farzlarını değiştiremezsiniz. Siz orucu bozan bozmayan şeyleri değiştiremezsiniz. siz yemek yiyerekten oruç tutamazsınız. Bunu değiştiremezsiniz.
fabrikada üretim düşecek, o yüzden oruç tutan arkadaşlar saat sekize kadar yeseler olmaz mı? Bunu değiştiremezsiniz. Haccın hükümlerini değiştiremezsiniz. Kur’ân’ın hükümlerini değiştiremezsiniz. E demokrasiye uygun değil. Hangi demokrasiye uygun değil? Demokrasi dediğiniz şey ilahi bir şey mi? Değil. Neden ilahi olmayan bir şeye ilahi olanı uydurmaya çalışıyoruz? Hangi güç bize bunu dayatıyor? Kim dayatıyor? Bunun cevabını veren yok. ne oldu? Irak demokrasi adına girmişti.
Amerika yerle buz etti, ortalığı perişan etti, yıktı bütün ülkeyi. ne oldu demokrasi gelmedi? Hangi demokrasi geldi ki oraya? o zaman seçilmiş Mursi’yi öldüren Sisi yönetimi demokrasi adına mı yönetti? Bizim ülkemizde Menderes’in öldürüldüğü gibi şehit edildiği gibi Mursi’de şehit edilirken demokrasi adına mı şehit edildi? halkın kendi kendini yönetmesi ise o zaman insanlar Mursi’yi seçtiler. Neden o yönetim devrildi ki askeri darbeyle? O zaman İslam’ın özü demokrasi ile uygun mudur değil midir?
Bu bizim işimiz değil. Bana ne demokrasi uygun mu değil mi? Tırnak içerisinde demokrasi denilen ama içi boş bir terimle, ne tarafa gideceği belli olmayan bir terimle ben yönetilmek istemiyorum. Kim bu yönetimi bize dayattı ki? Halk kendisi mi seçti bu yönetimi? Hayır. Türkiye Cumhuriyeti devleti kurulurken bir İslam Cumhuriyeti olarak kuruldu. Kim değiştirdi? Halk mı değiştirdi? Bunu böyle söylediğimde hiçbir devrim kansız olmaz. Ne olacak şimdi?
Birileri de İslam’ı hakim etmek için kan mı dökmesi gerekiyor? Karşılık olarak. demokrasi insanların kendi kendine yönetme biçimiydi? Neden kana ihtiyaç duysun ki demokrasiye? Ama Batı’nın doğuya ve Batı’nın kendi insanlarına dayattığı demokrasi kana doymuyor. Batı’nın İslam dünyasına dayatmış olduğu demokrasi gözyaşına doymuyor. Kana doymuyor. Namusların paçavra gibi atılmasına doymuyor. Müslümanların şereflerinin, haysiyetlerinin yerle bir edilmesine doymuyor.
Ama Batı demokrasisi dediğiniz şey Müslümanların kanlarıyla, canlarıyla, mallarıyla, namuslarıyla, şerefleriyle ayakta duruyor. ne kadar Müslümanın kanını dökerse, ne kadar namusunu kirletirse, ne kadar şerefini ve haysiyetini iki paralık ederse onların demokrasisi o kadar daha uzun yaşıyor. Ne kadar İslam dünyasının yeraltı ve yeryüzlü zenginliklerini emperyalistçe, vahşice onları üterler, katlederler, sömürürlerse onlar bize demokrasi satmaya daha devam edecekler.
Ve biz ne almış olduğumuz ürünün içeriğini bilmeden alanlardan olacağız. yediklerimizin içeriğini bilmiyoruz ya, batıca ve batılılarca üretilmiş olan yiyeceklerin içeriğini bilmeden yememiz gibi, batı tarafından üretilmiş olan terimleri de biz içeriğini bilmeden yemeye çalışıyoruz, yediriyorlar bize. Peki söyler misiniz bana bir ülkeyi baştan sona bombalamak hangi insan hakkının karşılığıdır?
Bir ülkenin bütün tarihi varlıklarını ve tarihi değerlerini yağmalamak hangi demokratik insan haklarına uygundur ki? Bugün Bağdat dediğinizde, Irak dediğinizde önünüze on bin yıllık bir kültür çıkar orta yere. Bana söyler misiniz on bin yıllık yazma eserler nerede şimdi? Bağdat Kütüphanesi’ne ne oldu ki? Ama biz Müslümanlara demokrasi adı altında katilimizi sevdirmeye çalışıyorlar.
Biz Müslümanlara demokrasi ve insan hakları tırnak içerisinde deyimlerinin altında biz tecavüzcülerimizi sevelim istiyorlar.
4. Ben Demokrat Değilim: Halifeliğin İlgâsından Bugüne — Sarı Öküz Hikâyesi ve Doymayan Batı Demokrasisi
Ben demokrat değilim. Ben demokrasi savunucusu da değilim. Ben Müslümanım. Ben Kur’ân ve Sünnet’te ne yazıyorsa ona iman ettim ve onu yaşamak istiyorum. Demokrasiye karşı bu. Ben içki haram, ben çocuklarımın içkiyle karşılaşmasını istemiyorum. Yol boylarına adım attığım yerde içki satılmasını istemiyorum. Adım attığım yerde, yol boylarında kadınların eteklerini yukarı kadar çıkarıp kendilerine pazarlamalarını istemiyorum.
Ben kadınların bilmem ne evlerinde kendilerinin pazarlamalarını istemiyorum. Demokrasi adına buyursa ben böyle bir demokrasiyi istemiyorum. Allah’ın haram ettiği her şeyi serbest eden bir demokrasi istemiyorum. O yüzden ben demokrat değilim, demokrasiyi de savunuyorum. Ve İslam hiçbir şeye benzemez. İslam kendine münhasırdır. İslam demokrasiyle bağdaşmaz, İslam kapitalizmle bağdaşmaz, İslam emperyalizmle bağdaşmaz. İslam gücü elinde tutanın egemenliğiyle bağdaşmaz.
İslam bütün insanların hakkına, hukukuna riayet eden bir her şeyiyle tamamlanmış bir olgudur. Her şeyiyle, hukukuyla, kültürüyle, inancıyla, yaşam standardıyla, her şeyiyle, her şeyiyle. Gördüğünüz eksikliklerin hepsi de Müslümanların eksiklikleridir, dinin değil. Tespit ettiğiniz bütün eksiklikler Müslümanların eksiklikleridir, dinin eksikli değildir. Bir Müslüman hırsızlık yapıyorsa bu onun kendi imanıyla, İslamıyla alakalıdır, dinin kendisiyle alakalı değildir.
Bir Müslüman rüşvet diyorsa, bir Müslüman örneğin aldatıyorsa, kandırıyorsa, bunun dinle alakalı değildir. O Müslümanın kendi uygulaması ile alakalıdır. Oradaki uygulamadaki hatalarla alakalıdır, öğretimle alakalı hatalardır. Öğretmemişlerdir orada dosdoğru. Orada hukuki olarak onu yaşamak mümkün değildir, ondandır. Şimdi insanlar yüzyıldan beri dini öğrenmiyorlar, yüzyıldan beri dini öğrenmeleri de mümkün değil zaten. Ve bu insanlardan biz doğru bir İslam bekliyoruz. Bu da doğru değil.
Bizim toplumumuz doğru dini nereden öğrenecek ki? Bu Müslüman topluluğun doğru dini öğrenebileceği herhangi bir kurum, kuruluş yok. Bakın yok. Bu insanlar televizyondan öğrenmeleri mümkün değil, okullarda öğrenmeleri mümkün değil, çarşıda, bacada, bayırda öğrenmeleri mümkün değil, evde öğrenmeleri mümkün değil.
Bu toplum %90 kusuru Müslüman ama kendi Müslümanım diyen bu topluluğun kendi müslümanlığı, kendi müslümanlığı, kendi müslümanlığı, kendi müslümanlığı, Bu toplum %90 kusuru Müslüman ama kendi Müslümanım diyen bu topluluğun dinini öğrenebileceği bir kurum ve kuruluş yok. Var diyen layık, demokratik insan haklarına dayalı devlet sistemine karşı çıkmış olur zaten. Biz burada İslam’ı öğretiyoruz diye bir tabel alsam bir kimse anında kapatılır orası. Demokrasi buna karşı çünkü. Nasıl basmaya?
Demokrasi İslam’a karşıdır. Bırakın İslam’ın demokrasi uyup uymadığına. Demokrasi zaten İslam dışı bir şeydir, İslam’a karşıdır. Demokrasi İslam’a savaş açmıştır çünkü. Tırnak içerisindeki, dünya üzerindeki demokrasi algısı bütün dinlere savaş açmıştır. Sadece İslam’a değil ki. Hristiyanlığa da savaş açmıştır, Musevili’ye de savaş açmıştır. Müslümanlar demokrasiye savaş açmazlar, açamazlar zaten. Açacak muhtedirlikleri ve güçleri yoktur. Demokrasiye savaş açacak entellüekteellikleri yoktur.
Kabak güçleri de yoktur. Bu konuda eğitimleri de yoktur. Bu eğitimi alabilecekleri bir kurum da yoktur. Hayır. O yüzden Türkiye’deki Müslümanların veya dünya üzerindeki Müslümanların demokrasiye savaş açma gibi bir şeyler olamaz ki. Mümkün değil. Diyanet mi kurumuyla olan kurumlarıyla, içindeki barındırdığı profesörlerle, içindeki barındırdığı alimlerle demokrasiye savaş açacaklar? Hayır. İlahiyatçılar mı? Hayır. Camilerden böyle bir şey beklemeyin. Hayır.
Türkiye’deki dergahlardan, tarikatlardan adı öyle anılıyor ya, ben onu da kabul etmiyorum da veya mevcut cemaatlerden, topluluklardan buna yeltenecek bir kimse var mı? Hayır. Yemin ediyorum bu soruyu onların önüne getirseniz, konuşmaya korkarlar, konuşamazlar. Bunları dile getiremezler. Haklılar. Bu güne kadar içeri girenler ne oldu ki? Söyler misiniz bana Salih Mirza Bey yolunun suçu ne? Elinde silah mı vardı? Top mu vardı? Tüfek mi vardı? Tank mı vardı? Ceminde çakı biçah mı vardı?
Söyler misiniz Bediüzzaman Sayyidi Nursi neden yattı içeride o kadar? Tankı, tüfeği, topu mu vardı? Söyler misiniz Nazım Hikmetli için ülkeyi terk etmek zorunda kaldı? Tankı, tüfeği mi vardı elinde? Söyler misiniz Pir Sultan’ın elinde tankı, tüfeği mi vardı? Neden asıldı ki?
İslam’ı adaletin sınıfa, ırka veya cinsiyete dayalı ayrımcılığını kabul etmediğini ileri sürerek birçok Müslümanın Tanrı’nın kendilerini yönetmek için insanlara egemenlik bahşettiğini ve İslam’ı adaletin sınıfa, ırka veya cinsiyete dayalı ayrımcılığını kabul etmediğini ileri sürerek bu ithamı reddetmesine rağmen dini referanslı, siyaseti ve Müslümanların demokratik idealler noktasında dinlerini pratik nasıl algıladıklarını anlamaya yönelik yetersiz çaba nedeniyle tartışma tüm metinsel ve felsefi alanlarda genel olarak açmaza girmiştir.
5. Açmaz İslâm’ın Değil Demokrasiyi Savunanların: Genelev, Peygamber Terbiyesi ve Âdil Mertebede Şûrâ
Açmaz da değildir. Ben kabul etmiyorum açmaza girdiğini. Sebep? kıymetli kardeşler din orada duruyor. Kur’ân Sünnet orada duruyor. Siz onu değiştiremediğiniz zaman bu senin açmazın olur. Onun açmazı olmaz. Açmaz İslam’ı demokrasiye devşirmek isteyenler de. İslam’ı demokrasiye tabi tutmak isteyenler de. diyorlar ki siz bizim istediğimiz gibi dini yaşayacaksınız. Bu ne demek? Siz İslam’ı yontacaksınız. İslam’ın kendisine ait olan genel kaidelerini kendi ellerinizle siz yıkacaksınız.
Bu bizim işimiz değil ki. Bu İslam dinini din olarak kabul eden bir kimsenin işi değil. Bu kimsenin işi değil. Biz bu sarı öküz hikayesi gibi aslanlar gelmişler öküz sürüsüne demişler ki herkes rahat yaşasın şurada. Eee demişler şu sarı öküz var ya ihtiyar olanı evet şunu verin demişler dokunmayalım biz size. Siz güzelce otlayın. Öküzler toplanmışlar meslemi de de geçer bu. Demişler ne yapalım? Sarı öküz demiş ki ya zannediyorsunuz ki demiş benim canımdan bir korkum var.
Demiş beni yemekle bu iş bitecek olsa tamam verin beni yesinler bitsin ama bununla bitmeyecek demiş. Onlar toplanmışlar demişler ki ya ne yapalım edelim yapacak bir şey yok. Bütün sürünün rahatlığı için şu demişler ya bu sarı öküzü verelim. Tabii öküzü dişlemişler kendi içlerinden tabi aslanlar gelmiş sarı öküzü bükkürtür çatır çatır çatır çatır yemişler. E bir gün iki gün üç gün beş gün on gün on beş gün av bulamayınca aslanların canı sıkılmış haber göndermişler.
Şu demişler kara öküz var ya evet filanca yerde. Bizimkinlere yan bakmış. Şu barış bozulmasın ee şu kara öküzü de getirin. Ya olur da olmaz ya ona neden sen yan baktın filan ya ben yan bakmadım filan. Hadi kara öküzü de dışlamışlar. Aslanlar bir güzel çatır çatır onu da yemiş. E bitmemiş ki. E sarıydı karaydı alacaydı beyazdı yok kahverengiydi. Teker teker öküzlerin hepsini yemeğe başlamışlar. Şimdi bu da onun gibi bir şey. Demokrasi nerede doyacak?
Biz İslam’ın hangi kaidesini değiştirerekten savaşı durduracak ki? Bakın savaşı durdurdu mu? Durdurmadı. Biz halifeliyi ilga ettik. Biz padişahlığı kaldırdık halifeli ilga ettik. Biz kendi İslam hukukumuzdan vazgeçtik. Bir daha adına medeni hukuk dedik. Medeni hukuk dedik. Batıdan gelen medeni hukuk İslam hukuku gayrimedeni. Bize öyle anlatıyorlar ya biz medeni hukuku kabul ettik. Bu şey medeni terk ettiğin şey medeni değil o zaman. Nasıl ?
İslam’ın hukukunu medeni değil demek medeni görmemek küfür. Bir kimse küfre düşerse tecrid-i iman tecrid nikah gerekli. Bir kimse medeni hukuka geçtik. Bu İslam hukukunu gayrimedeni gördü. O kimsenin dini nikahı düştü. Doğan çocuk veledi zina. Nasıl ? Basbaya sen İslam’dan çıktın. Nasıl? Sen İslam hukukunu medeniyetsiz gördün, gayrimedeni gördün ve İslam hukunu Allah’ın hukukunu reddettin. Allah’ın hukukunu küçük gördün.
Allah’ın hukukunu küçük gördün ama gittin imamın önünde benim dini nikahımı kıydırdın. Allah’ın hukuku nerede? Yok. O gayrimedeni. Allah’ın hukukunu gayrimedeni gördüğün anda dinden çıktın. E dinden çıktın. E çocuk veledi zina oldu. Annesi babası belli veledi zina. Sebep? Çünkü İslam üzerine değilsin. Doymadı batı demokrasisi. Halifeliği ilga ettik. Padişahlığı ilga ettik. İlgahı ilgah ettik. E ardından biz İslam hukukunu yok ettik ortadan. Kuran-ı Kerim’i yasakladık.
Dini öğretilerin hepsini yasakladık. Tekke’leri yasakladık. Zaviyeleri yasakladık. Medreseleri yasakladık. Kapattık. Hatta mezarlıkları bile yasakladık. Mezarlıklarının başına gidip dua okumayı bile yasakladık. Doymadı. Fuhuşu serbest ettik. İçkiyi serbest ettik. Bireyi serbest ettik. Kumarı serbest ettik. Devlet eliyle yürütüyoruz bunların hepsini. Doymadık. Güzellik yarışmaları sunduk. Doymadı. Demokrasi doymuyor. Eşcinselliği kabul ettik. Eşcinsel fuhuşu kabul ettik. Doymuyor.
Nerede duracak bu demokrasi? Doymuyor. Bana duracağı yeri söylesin birisi. geçen Cumhurbaşkanı’nın Birleşmiş Milletlerde bir konuşması vardı. İsrail haritasını çıkardı. dedi ki şu tarihte İsrail bu kadar. Bu tarihte bu kadar, bu tarihte bu kadar, bu tarihte bu kadar. birisi söylesin dedi. İsrail’in sınırları nereden nereye kadar ve nerede bitecek dedi. Ayakta alkışlanacak bir laf. Sağlı soldu yanaşın.
Nasıl İsrail’in sınırları belli değilse ve İsrail bu noktada doymuyorsa, mesela Suriye’deki Golon tepeleri İsrail sınırlarının içinde mi değil mi? İçinde değilse oradaki yaşayan Suriyeli, Müslüman halk nereye kadar özgür? Değil. Oraya bir Suriyeli gidip, kendi memleketim deyip oturabilir mi? Hayır. Oradan dışarı çıkabilir mi? Hayır. Ben çalışmayacağım diyebilir mi? Hayır. Bu topraklar beni ben istediğim yere satabilirim der mi? Hayır. Haydi. Golon tepeleri kimin? Sınırları kimin?
Sınırı belli değil. Adam daha önce Güneydoğu’da uçakları pike yapıyordu. Doğru mu? Evet. Acaba Güneydoğu’nun sınırlarının içinde mi kalıyordu o zaman için? Bunun gibi demokrasi bir haydut, bildiğiniz haydut, ete kemiğe bürünmemiş bir haydut. Nerede duracağı belli değil. Sınırı belli değil. Sınırı belli değil. Birisi sınırı koysun buna. Yok. İslam’ın sınırı belli. Biz şimdi sınırı belli bir felsefeyi inancı, sınırı belli olmayana uydurmaya çalışıyoruz. Veya uyduracağız diye uğraşıyor herkes.
Bırak kardeşim yorma kendini. Ne amma uyduracağım diye uğraşıyorsun? İslam bu ben buna iman ettim. Bunu yaşamak istiyorum. Demokrasiye aykırı al demokrasini git o zaman. Bana ne? Bal mı bundan mı davet ettim? Ben mi davet ettim? Kendi kendine yönetmem. Ben yönetmiyorum kendimi. Kim yönetiyor? Referandum yapın. İçki serbest kalsın mı kalmasın mı? Hadi. İçki satmak üretmek içmek serbest olsun olmasın mı? Referandum yapın. Muğdayna’da bir köyde konuşma yapıyorum.
O zaman da bu İsmail Hakkı Bursevi Hazretlerinin vakfiyesinin üzerinde genel evi var. Bunu eleştiriyorum. Diyor ki ya düşünebiliyor musunuz? İsmail Hakkı Bursevi Hazretlerinin vakfiyesinin üzerinde genel evi kurulmuş. Ne? İsmail Hakkı Bursevi vakfiyesine. Siz bir hristiyan bir kilisenin vakfiyesine yapabilir misiniz bunu? Bir havranın vakfiyesine yapabilir misiniz? Yapamazsınız. Bir Müslüman olarak yapamazsınız. Yapmanız uygun olmaz zaten.
Ama Bursa’nın değil İslam dünyasının değeri olan İsmail Hakkı Bursevi Hazretlerinin vakfiyesine genel evi kurulmuş. Genel evi kurulmuş. Yaşlı bir adam. Hoca bu gençler nereye gidecek dedi. Bu Süleyman Demirel’in sözüdür. Harikasın dedim adama. Böyle gençler kahvenin içinde dinliyorlar. Böyle hem böyle cevval duranın dedim. Sen kız kardeşinin orada dedim çalışmasını ister misin? İstemem dedi. Oraya birisi düşürse satsa ne yaparsın? Vururum dedi. Harikasın dedim ya.
dedim Müslüman Türk evladı bu ben şimdi. Ona soruyorum sen vururum, ona soruyorum sen vururum. Senin annen öyle yapsa vururum. Senin kızın yapsa vururum senin. Bu aslında hadisi şerif. O yüzden bol hadis okuyun derim ben. Nasıl hadis şerif? Genç bir delikanlı geldi dedi ki Hz. Peygambere Sallallâhu Aleyhi ve Sellem’e. Ben dedi nefsimle savaşmakta mücadele etmekte yenilmek üzereyim. Niçin dedi? Dedi ki ben İslam olmadan önce huuş yapardım kadınlara giderdim.
Şimdi dedi kendimi durduramıyorum ey Muhammed. Allah Resulü ona Sallallâhu Aleyhi ve Sellem gitme yapma etme demedi. Muhteşem bir terbiye sistemi. Muhteşem. Dedi ki senin kızının böyle olmasını ister misin? Hayır dedi. Senin ablanın dedi kız kardeşinin böyle olmasını ister misin? Hayır dedi. Hayır dedi. Senin annenin dedi böyle olmasını ister misin? Hayır ya Muhammed dedi. O zaman kendin istemezsin de dedi. Neden başkasını sen yapmak istersin ki? Bu muhteşem bir öğreti bu. Sonra ilav etti.
Kendinize yapılmak istemeyen bir şeyi bir başkasına yapma. Bu muhteşem bir öğretidir. Ben şimdi söylemeye başlayınca sen ister misin? Herkes karşı çıktı. En son o adamı koydum sıraya. Döndüm sen ister misin dedim. Kim ister ki dedi? Sıkıntı bu. Hiç kimse kendi kız kardeşinin, kızının, annesinin, teyzesinin, halasının bu evlerde alınıp satılmasını istemiyor. Ama gidiyor. Olsun istiyor. Problem bu. Şimdi kim ister? Kimse istemez. Bunun referandumu yapıldı mı? Hayır. Halka soruldu mu? Hayır.
Kim bunları açtı ya? Demokrasi adına açıldı. Kim bunlara müsaade ediyor? Demokrasi adına. O yüzden burada demokratik idealler dediğimiz idealler kargaşası var. Burada Asef Beyaz almış bunu ama bu demokratik idealler bizim kargaşamız değil. Demokrasiyi savunanların kargaşası. Hangi demokratik idealler? Bu idealler önümüze koyun bizim. Bakalım, inceleyelim. Yok. tartışma metinsel alanlarda değil, bizim metinsel alanlarla bir tartışmamız yok. Biz ona iman ettik çünkü.
Sizin metinselliklerinizde sıkıntı var. Demokrasiyi savunanların.
6. Karışık Bir Kavram — İslâm’ın Münhasır Yapısı, Dinlerin Demokrasi İle Bağdaşmazlığı ve İçtihâdın Gücü
Mesela İslam’ın karışık bir kavram olan demokrasiyle uyumlu olup olmaması değil. Evet. mesele bu. Karışık bir kavram demokrasi. Bakın kendisi de beyan etmiş. Demokrasi karışık bir kavram. Nereye tekabül ettiği belli değil. Neye tekabül ettiği belli değil. Sınırları belli olmayan bir kavram. Nerede başlar, nerede biter belli değil bunun sınırı. Demokrasiyi savunan kimseler de buna bir sınır çizemiyorlar. Buna bir sınır koyamıyorlar. Zaten koymaları da mümkün değil.
Ve Müslümanların İslam’ı nasıl ve hangi koşullar altında demokrasik değerler sistemiyle bir araya getirebileceklerdir. Müslümanların İslam’ı nasıl ve hangi koşullar altında demokrasik değerler sistemiyle bir araya getirebileceklerdir. Böyle bir kaygısı yok Müslümanların. Ben Müslümanım. Benim böyle bir kaygım yok. Ben iman ettim, inandığım dinin hangi demokratik ilkelerin altında yaşayıp yaşamayacağımı kaygısı yok bende. Bende böyle bir felsefik boşluk yok. Böyle bir inançsal boşluğum yok benim.
Herhangi bir şuurlu Müslümanın böyle bir felsefi boşluğu olması mümkün değil. Müslüman Müslümandır, inancı bellidir. Size iki şey bıraktım. Kim bunlara sımsıkı yapışırsa asla sapıtmaz. Bu Allah’ın kitabı Kur’ân ve Hz. Muhammed Mustafa’nın sünnetidir. O zaman felsefik olarak bizim bir boşluğumuz ve kargaşamız yok. Boşluk ve kargaşa sınırı belli olmayan, zemini belli olmayan demokrasi kavramında.
İslam’a veya başka bir dine özgü hiçbir şey kendinden o dini demokratik veya anti demokratik yapmaz mümkün değil. Dinler zaten herhangi bir din demokratik olması mümkün değildir. Bugün batının hangi neresinde anlaşılan hangi demokrasi olursa olsun hiçbir din hiçbir demokrasi anlayışıyla bağdaşmaz. Hindular dahil buna. Tibet rahipleri dahil buna. İsevilik, muhsevilik dahil buna. Bir iesevinin demokrasiyle bağdaşması mümkün değildir. Bir muhsevinin demokrasiyle bağdaşması mümkün değildir.
Çünkü bu dinlerin dahi kaideleri bellidir, kuralları bellidir. Nerede insanlar duracağı, nerede yürüyeceği, nerede oturacağı bu da bilir. Kurallar manzumesidir bir din. Hangi din olursa olsun. E karşısında kurallar manzumesi gibi duran bir din dururken orada. Kuralı belli olmayan, başı ve sonu belli olmayan, durduğu yer ve zemin belli olmayan bir… Kuralı belli olmayan, başı ve sonu belli olmayan, durduğu yer ve zemin belli olmayan bir…
Karışık ve kargaşe içerisindeki felsefenin nesine uyacak o din? Mümkün değil bu. Bunu bugün alsak, iesevilik adına konuşsak burada benim tarzım değişmeyecekti yine. Ben diyecektim ki, bu kimin? Diyelim ki Yuhanna İncilinden konuşalım. Yuhanna İnciline göre de demokrasi uygun değil Yuhanna İnciline. Paulosa da uygun değil. sonuçta en cezası az olan, cezası az olan… Ceza kategorisinde cezası hiç yok denecek kadar az olan iesevilik dahi uymaz demokrasiye.
Siz bir kilise papasınızı kendiniz seçemezsiniz. Oradaki cemaat bir papas seçemez. Oradaki cemaat kilisenin yönetimine karışamaz. Oradaki cemaat ders günlerini, ders saatlerini, ibadet saatlerini, ibadetin yapınış şeklinin şemalini iesevilikte cemaat bunları karışamaz. Mümkün değil. Siz bir papa seçimini dahi karışamaz. Cemaatin hiçbirisi karışamaz. Papayı Hristiyanların kendileri mi seçiyorlar? Hristiyanların kendileri mi seçiyorlar? Hayır. Hakanbaşını Yahudilerin kendileri mi seçiyor? Hayır.
Seçemezsiniz. Müslümanlar Diyanet İşleri Başkanı mı seçiyor? Hayır. Müslümanlar mühtüyü mü seçecekler? Hayır. Mümkün değil. Aldatıyorlar bizi dedim ya demokrasi ile alakalı. Bu dindar insanların inançlarını algıladıkları ve yaşadıkları girift davranış tarzlarına dayanmaktadır. Hayır. Biz Müslümanların inançları ve davranışları girift değil. Biz Müslümanların inançları ve davranışları hiç de anlaşılmaz bir noktada değil. Namazımız belli, orucumuz belli, İslam’ın hukuku belli.
Evet belki de yeniden iştahat edilmesi gereken alanlar olabilir ama girift değil, boşlukta değil. Bazen zaman zaman derim ben hangi konuyu sordunuz da onun karşılığında İslam’ın bu konudaki vermiş olduğu bir hükmü size söylemekten geri durduk? Hangi konuyla karşılaştığınızda, İslam’a bunu sordunuz da oradan cevabını almadınız? Bu mümkün değil. O zaman girift bir durum yok. O zaman Müslümanlar adına meydanda kalmış, açıkta kalmış, cevabı verilmemiş bir konu yok.
Cahil Müslüman var, cahil bir din yok. Eğitimsiz Müslüman var, eğitimsiz bir din yok. Kendini tamamlayamamış bir Müslüman var, kendini tamamlayamamış bir din yok. Burada Müslümanların eksiklikleri dindeki eksiklikten kaynaklanmıyor. Zaman olsun, hangi profesör gelecekse gelsin zaman olsun. Ben kendimce klasik eserlerimi alayım yanıma. Bakın kendi kafamdan dahi söylemeyeceğim. O ne sorarsa, bendeki mevcut klasik eserlerin hepsinden ben ona cevap vereceğim.
Bendeki mevcut klasik eserlerin hepsinden ben ona cevap vereceğim. Türkiye değil, dünyadaki bütün profesörlere, bütün alimlere, herkese sesleniyorum. Bu boş bir muhabbet değil, boş kabadayılıkta değil. Gelsin kim gelecekse, ne hangi soruyla gelirse gelsin. Onu Kur’ân’dan, Sünnet’ten, Hanefi fıkhından, Şafi’den, Maliki’den, Hanbeli’den, bakın kendi kalbime gelenden değil, hepsinden de cevaplayacağım onlara. Hepsinden.
Hanefi’den bulamazsam, Maliki’den, Maliki’den bulamazsam, Hanbeli’den, Hanbeli’den bulamazsam, Şafi’den, onların dört ana gruptan bulamazsam, onların sonradan yetiştirmiş oldukları, İmam Muhammed olsun, İmam Yusuf, İmam Züfer, Kastelani, İzfahani gibi onlara muhakkak bir cevap vereceğim.
7. Karmaşıklık Değil Zenginlik: Mezheplerin Genişliği, Yol Güvenliği Meselesi ve Dinin Tamamlığı
Evet. Bakın, 100 yıldır yeni iştahatler yapmaktan uzak olan İslam dünyası, öylesine iştahatler koymuşlar ki, 100 yıl sonra dahi cevap veriyor. Cevap veriyor. Bu fakir 30 yıldan beri sohbet ediyor. 30 yıldan beri sorulu cevaplı sohbet ederim ben. Bir kişinin daha sorusu cevapsız kalmamıştır bende. Gecikmiş olabilir derim ki, zaman verin bana, buna bakmam lazım. Bana zaman verin, buna bakmam lazım derim.
Ben sırf İslam adına, o benim bu soruma, bu soruma Mustafa Özbağ değil, o çünkü benim bu soruma İslam cevap vermedi diyecek. Mustafa Özbağ değil. O Mustafa Özbağ cevap vermedi dese benim eksiktim, kabulüm zaten. Ama o bilmiyor, o İslam cevap vermedi diyecek. Ben kitabın üstünde uyuduğum zamanlar olmuştur ben onun meselesini arayıp bulmak için.
Ben sermişimdir, elimde ne kadar kitap varsa çantalar dolusu, neresi benim için uygun salona yığmışımdır, neresi uygun iş yeri, kapatırım ben kompleke penkleri. Bütün o gördüğünüz üçlü koltuğun üstü, masaların üstü kitap, oraya bir ayraç, oraya bir kıskaç, oraya bir şey koyarım, hepsine bakarım. Onun Allah’ın izniyle İslam cevabını verir. Arayıp bul, işin ne? Arayıp bul. Arayıp bul. Bakın 30 senedir sohbet ederim, 30 seneden beri de sorulu cevaplı sohbet ederim.
Ben Elif nedir bilmiyordum, var mı bir sorunuz dedim, çıktım cemaatın önüne. Ben cevapladım, kalbi çürük olanlar gittiler evde kitap karıştırdılar. Ben cevapladım, kalbi çürük olanlar gittiler, hadisi indirdiler. Ben cevapladım, benden cevaplayan Allah, Mustafa Ezber kim? Allah dinini ayakta tutacak olan, dinini ayakta tutacak olan Allah, insanlar değil ki. Ben orta yerde görünenim Mustafa Ezber kim? Cenab-ı Hak cevapladı onlar gittiler, hadis karıştırdılar, onlar gittiler fıkı karıştırdılar.
İslam her şeyle bir tamam ayakta. Bakın, bu seferilikle alakalı, bizim bu arkadaşlar 25 yıldan beri, 30 yıldan beri seferilikle alakalı bir şey. O da benim söylediklerimi uygular, öyle değil mi? 30 yıl sonra Diyanet geldi benim, geldim noktaya. Biz 10-30 yıl önce uyguluyorduk ki. Ben diyordum ki hanefiye göre kadınların seyahat etmeleri caiz değil. Diyor muydum? Evet. Ama diyordum burada güvenlik söz konusu. Burada güvenlik söz konusu, bu güvenlikle alakalı.
Yol güvenliği varsa hemen hadis-i şerifleri ve olayları anlatıyordum hatırlıyorsunuz öyle değil mi? Eee Diyanet sonradan 30 yıl sonra geldi. Bakın İslam cevap verir. İslam dini yaşamak isteyene cevap verir. Sen yeter ki yaşamak iste. İhlaslı ve samimi bir şekilde yaşayacaksan sana cevabı gelir onun. İslam canlı ve diri bir dindir. Canlı ve diridir. O yüzden bunu bu Müslümanların ve İslamın böyle bir derdi yok demokrasiyle. Uyar mı, uymaz mı? Demokrasiyi savunanların kendi açmazı var.
Bizim açmazımız yok. Bugün size din olarak İslam’ı seçtim, onu da tamam ettim demiş Âyet-i Kerîme’de. Tamam benim dinim. Ne soracaksan sor. Din tamam. Yaşamak istiyorsan sor. Din tamam çünkü. Eksik bir tarafı yok. Felsefik olarak. Ama demokrasi her şeye eksik, her şeye karışık. Bugün ak dediğini yarın kara diyor, bugün kara dediğini yarın ak diyor. Fulu netlik yok. Bu dindar insanların inançlarını algıladıkları ve yaşadıkları girift davranış tarzlarına dayanmaktadır diyor.
Bizim girift davranış tarzlarımıza dayanmıyor bu. Bizim girift bir davranış tarzımız yok. Haramlar belli, helallar belli, farzlar belli, vacipler belli. Neden girift olsun? Bazılar dinlerini dışlayıcı ve oteliter şekillerde uygularlarken yanlış öğrendiklerinden ve öğretildiklerinden dolayı bu insanlar dinlerini doğru merkezlerden doğru bir şekilde algılamadılar ki bu insanlar dinlerini demokratik eğitim sistemlerinden çarpmadılar ki.
Bu insanlar dinlerini demokratik eğitim sistemlerinden çarpık bir şekilde aldılar. Türkiye’de dini bir eğitim sistemi var? Yok. O zaman Türkiye’deki dindarların çarpıklıkları veya sertlikleri veya oteliteleri veya otelitesizlikleri eğitimin sıkıntılı olduğundan daha doğrusu eğitimsizlikten. Dinle alakalı değil. Diğerleri de dinlerinde adalet, temsil ve çoğulculuk bulmaktadırlar. Hiçbir zaman bir Müslümanın çoğulculukla alakalı, adaletle alakalı, temsille alakalı bir sıkıntısı yoktur ki.
Ama demokrasiyi demokrasinin kılıcı gibi Müslümanların üzerinde tutarsanız, evet temsil problemi var Müslümanların. Bana söyler misiniz Müslümanların temsildeki bugün kimdir? Temsil yetkisi olan Müslümanların seçtikleri bir lider mi var? Evet Müslümanların temsilde problemleri var. Müslümanların halifesi mi var? Müslümanların siyasi bir lideri mi var? Askeri bir lideri mi var? Yok. Ama bunu demokrasi denilen o kargacık burgacık neydi bilirse sistem vermiyor.
Evet Müslümanların temsille alakalı çok büyük problemi var hem de. Bu doğru. Ama Müslümanların böyle bir istekleri de yok çünkü bilmiyorlar. Bunun eğitimi verilmedi. Bireylerin ve grupların aynı kutsal metinleri neden farklı olarak algıladıkları ve yorumladıkları merak uyandırıcı ve karmaşık bir meseledir? Merak uyandırabilir, karmaşık değildir bu zenginliktir. Siz zenginliği karmaşık olarak gördüğünüzde şaşı baktığınızdandır. Şaşı bakmazsanız zenginliği kargaşa ve karışıklık olarak görmezsiniz.
Doğru noktadan doğru şekilde bakarsanız o zenginlik muhteşem bir şeydir. Bakın ne dedim az önce dedim ki bana gelsin kim soracaksa dedim. Kim soracaksa Kur’ân’dan, Sünnet’ten, Hanefi’den, Maliki’den, Hanbeli’den, Şafi’den onlardan bulamazsam dedim. Onların yolunda giden diğerlerinden cevap veririm dedim. Bu kargaşa mı, karmaşıklık mı, zenginlik mi şimdi bu? Zenginlik. Bunu yaşamak için dini yaşamak için uygularsan zenginlik. Bu zenginlik. Bakın zenginlik insanı nereye getiriyor?
Hanefi’ye göre kadınların seyahat etmenisi 90 kilometre ileriye mahremleri olmadan gitmeleri caiz değil. Ama Hanbeli’ye göre caiz. Kadınların Kur’ân-ı Kerim okumayı öğreten ve öğrenen kadınların Hainzli zamanlarında öğrenmeleri ve öğretmeleri Hanefi’ye göre caiz değil. Maliki’ye göre caiz. Bak kargaşa değil, o zenginlik kargaşa değil ya. O zenginlik o kargaşa gibi görünen şey insanlara ne oldu? Kapağı araladı. O zenginlik oldu, kargaşa olmadı. Uygulamak isteyene ne oldu? Kapağı araladı.
Veya kadınların seyahatiyle alakalı. Mesela ne derdim öyle bir zaman gelecek ki filanca yerden haccını yapacak kadınlar tek başına. Ve haccını yapacak geri dönecek. Hadis bakın o bizde kargaşa değil zenginlik oldu. Demek ki yol güvenli olursa kadınlar seyahat edebilir mi? Cevap ederlermiş. Hatta aynı şeyi söylerim bir arkadaş geldi bana dedi ki senin tek başına seyahat etmen de caiz değil dedi. Doğru söylüyorsun yol güvenliği yoksa dedim. Sebep bir kişi seyahate çıkarsa diyor ikincisi şeytandır.
İki kişi çıkarsa üçüncüsü şeytandır. Üç kişi yola çıktığında birinizi imam seçiniz diyor. Doğru mu hadis doğru. Neyle alakalı? Yol güvenliğiyle alakalı. Bakın yoksa erkeklere de yasak olacak. Bu sadece kadınlara ait bir şey olmayacak. Demek ki İslam bütün ahalinde her şeyle dip duru duruyor.
Kaynakça ve Referanslar
- Asaf Bayat (Prof. Dr. Asef Bayat), Ýemokrasi ve İslâm tartışması: Post-Islamism: The Changing Faces of Political Islam (2013); Making Islam Democratic: Social Movements and the Post-Islamist Turn (2007); Life as Politics: How Ordinary People Change the Middle East
- Din olarak İslâm’ın tamamlığı: Mâide 5/3 (“Bugün sizin için dininizi ikmâl ettim… size din olarak İslâm’ı seçtim”)
- Allah’ın hükmüyle hükmetmek âyetleri: Mâide 5/44-47 (kâfirler, zâlimler, fâsıklar); Nisâ 4/59-65
- İçki, kumar ve kuşunun haramlığı: Mâide 5/90-91; Bakara 2/219; Nisâ 4/43; Buhârî, Eşribe; Müslim, Eşribe
- Hz. Ömer’in “helvadan put” rî’vâyeti (müşriklik dönemi hatırası): İbn İshâk, es-Sîre; Taberi, Târîhu’l-Ümem ve’l-Mulûk; İbn Keûr, el-Bidâye ve’n-Nihâye
- Musr’da Muhammed Mursi’nin devrilmesi (3 Temmuz 2013) ve 17 Haziran 2019 şehadeti: David D. Kirkpatrick, Into the Hands of the Soldiers; BBC ve Al Jazeera arayazları
- Menderes, Zorlu, Polatkan’ın idamı (17 Eylül 1961): Hikmet Özdemir, Adnan Menderes ve Yüksek Adalet Divanı; Şevket Süreyya Aydemir, İhtilâlin Mantığı
- Libya’da Muammer Kaddafi’nin öldürülmesi (20 Ekim 2011) ve Irak Savaşı (2003): Patrick Cockburn, The Rise of Islamic State; Seymour Hersh, Ortadoğu analizleri
- Darwinizm ve evrim teorisine İslâmî eleştiri: Harun Yahya, Evrim Aldatmacası; Seyyid Hüseyin Nasr, Man and Nature; Adnan Oktar eleştirileri
- İznik Konsili (325) ve dört İncil’in resmî kabulü: Adolf von Harnack, History of Dogma; Şinasi Gündüz, Dinler Tarihişi Sözlüğü; Necmîye İsfihan, İznik Konsili
- Barnabas İncili tartışması ve Muhsin Yazıcıoğlu şehadeti: Barnabas İncili Anadolu akademik basımı (Ömer Rıza Doğrul çevirisi); İlgili şehit Yazıcıoğlu kaza dosyaları (25 Mart 2009)
- 15 Temmuz 2016 darbe girişimi ve Kozmik Oda davası: TBMM Darbe Girişimini Araştırma Komisyonu Raporu (2017); Bülent Arınç suikast girişimi dosyası
- “Size iki emanet bıraktım” hadîs-i şerîfi (Kitâbullâh ve Sünnetim): Müveta, el-Muvatta’, Hâkim, Mustedrek I/93; Beyhakî, Sünenü’l-Kubrâ X/114
- “Kendinize yapılmasını istemediğiniz şeyi başkasına da yapmayınız” hadîs-i şerîfi (zinâ isteyen genç kıssası): Ahmed b. Hanbel, Müsned V/256-257; Heysemî, Mecmau’z-Zevâid I/129
- Hanefî, Mâlikî, Şâfiî, Hanbelî mezheplerinin kadının yalnzca seyahati hakkındaki görüşleri: Kâsânî, Bedâi’u’s-Sanâi’ II/123; İbn Küdâme, el-Muğnî III/96; Vehbe Zuhaylî, el-Fikhu’l-İslâmî
- “Üç kişi yola çıkarsa birinizi imâm seçin” hadîs-i şerîfi: Ebû Dâvûd, Cihâd 80; Ahmed b. Hanbel, Müsned II/177
- İsmail Hakkı Bursevî Hazretleri’nin Bursa vakıflığı ve tarihi: Mustafa Kara, Bâğ-ı Mehâsin: İsmail Hakkı Bursevî; Ali Namık Öztürk, İsmail Hakkı Bursevî Hayatı ve Eserleri
- Medeni Hukuk’un kabulü (4 Ekim 1926) ve Şer’iye Mahkemeleri’nin kaldırılması: Hafzı Veldet Velidedeoğlu, Türk Medeni Kanunu; Ahmet Akgündüz, Eski ve Yeni Hukukumuz