Karabaş-ı Velî Tekkesi 2019

1. Siyasal İslâm: Batı Kaynaklı Bir Kavramın Çözümlemesi, Osmanlı Sonrası Parçalanma, Modernizm Kıskacı ve İçerideki Satılmışlar


1. Siyasal İslâm Kavramının Batı Kaynaklı İnşası ve Osmanlı Sonrası İslâm Dünyasının Parçalanması

Çağdaş siyasal İslam Müslüman toplumuna bir seçenek sunuyor mu? Genel kanı İslamcılığın etki ve genişlemesinin henüz durmadığı, siyasal İslam’ın iktidara gelebileceği ancak iktidara gelse de, ade her yerden, adal, yine burayı anlayamadım. Adetlerden ve hukuktan başka hiçbir şeyin değişmeyeceği, sonucun her seferinde kesin bir başarısızlık olacağı. Peki neden bir başarısızlık? Soru işareti. Yanıt, Oliver Roy’dan.

Siyasal İslam’ın karşı çıkarak kendini var ettiği modernizmin kötü bir kopyası olmasında yatıyor. Batı ve modernlik karşıtlığı temelinde mevcut muhalefet boşluğunu doldurarak güçlenmiş olan siyasal İslam, giderek bir fundamentalizm halini alıyor ve şeytanını batı tanrısında ararken kendi içinde çölü göremiyor. Tırnağı kapatmış. Konumuz siyasal İslam. Bu yazıda her şey doğrusuyla yanlışı ile alıntıdır. Konuyu belki de tartışarak güzelleştireceğiz. Taha ayet 114. Rabbim ilmimi artır. Amin.

Cenab-ı Hak cümlemizin ilmini artırdığı kullarından eylesin inşallah. Evet, çağdaş siyasal İslam veyahut da siyasal İslam. Bir çağdaş siyasal İslam, iki siyasal İslam. Sonuçta siyasal İslam veyahut da çağdaş siyasal İslam dediğimizde önümüzde önce bir ibare çıkıyor. Bu ibarenin siyasal İslam. Şimdi İslam’ın önüne arkasına siz birer kelimeler üretir, türetir koyarsanız ona İslam’a bakış açınız o kelimeye bağlı kalır. Siyasal İslam literatürünü İslam toplumunun ürettiği bir literatür değil.

Veya İslam’ın kendi içerisindeki ne kadar eleştirilirse eleştirilsin var olan eksik fazla entörlü ektel takımının geliştirdiği bir deyim de değil. Peki, siyasal İslam’ın o zaman geriye yönelik çıkış noktasına bakacağız. Bu Osmanlı’dan sonra üretilen bir terim Müslümanların üzerine. Şimdi İslam bütün her şeyiyle bir bütün yönetimiyle yönetim idare şekliyle, ekonomisiyle, hukukuyla, ahlakıyla, kültürüyle, kurmuş olduğu medeniyetleriyle bir bütün biraz daha sessiz olursak daha hoş olacak.

İslam’ın mesela hukukunu al, yönetim biçimini alma veya ahlakını al, hukukunu alma bunlar anlaşılabilir şeyler değil. Şimdi genel manada Müslümanlar son 150 yıldır sadece İslam’ı ibadet ve bu son dönem ahlaki olarak algılamaya başladılar. Algıladıkları ahlakı ve ibadet bu ayrı bir tartışma, bunu da tartışırız. Ama söz konusu olan siyasal İslam. Peki, siyasal İslam söylemi batıda ne zaman çıktı?

Bu siyasal İslam batıda çıkış noktası, batının siyasal İslam olarak nitelendirilmesi Osmanlı’dan sonadır. Osmanlı var iken batının böyle bir söylemi yok. Sebeb Müslümanlar hak ve hukuklarını kendi içlerinde, kendi sistemlerinde hallediyorlar. Bir Müslümanın hukuksal bir isteği yok, ekonomiksel bir isteği yok, kültürel bir isteği yok, ahlakı bir isteği yok. Böyle bir sıkıntısı yok. Sebeb hukuk ise İslam’ın kendi hukuku geçerli. Eğer ekonomi ise İslam’ın kendi ekonomik ölçütleri geçerli.

Kültür ise İslam’ın kendi içerisinde kendi kültürü geçerli. Ahlak ise İslam’ın kendi içerisindeki ahlaki normlar geçerli. Bunların eksiklikleri vardır, bunların olgunlaşmamış olanları vardır, bunların kendi içerisinde uygulanayıcıların kendi hataları vardır. Bunlar farklı bir tartışma konusu ama bir Müslüman dönüp geriye baktığında İslam’ın kendi dininin yaşantısal tecelliyatı var. Ama Osmanlı yıkıldı, Osmanlı yıkıldıktan sonra koca bir İslam imparatorluğu dağıldı.

Sonuçta bir sürü devletçikler kuruldu. O devletçikleri oturduğu o gün İngilizler ve yanındakiler, cetvelileri koydular. Kendi ekonomik, siyasi, askeri görüş ve düşüncelerine göre böldüler. Böldükten sonra farklı farklı bir sürü devletçik kurdular. Farklı farklı devletçiklerin başına yine kendi ihtiyarlarıyla kendi istedikleri devlet başkanı başbakan, kral, kralcık ne derseniz adına bunları oluşturdular. Ve böylece bütün Osmanlı’dan kalan İslam dünyasını sömürmeye başladılar.

Yönetmeye ve yönlendirmeye başladılar, hala da devam ediyorlar. Bunu da buraya koyalım. Bakın yönetiyorlar, yönlendiriyorlar, hala da devam ediyorlar. Bu bitmiş değil.


2. Öze Dönüş Hareketleri ve Öncülere Yönelen Baskılar: Bediüzzaman, Süleyman Hilmi Tunahan, İhvân-ı Müslimîn

Şimdi bunun akabinde tüm İslam dünyasında kendince Müslümanlar entellüktüel olarak bu topraklar bizim. Bizim bu topraklarda İslam yeniden hakim olmalı düşüncesi, yeniden İslam ve Müslümanlar nefes almalı düşüncesi başlayınca batı buna baktı, yeni yeni oluşumlar var. Bu yeni oluşumlar ilk etapta ahlak, ibadet bu noktada felsefe noktasında felsefi bir noktada başladı. Bunu şimdi biraz daha ülke sınırlarının dışına çıkaraktan yorumlamamız lazım.

Mısır’da örneğin Seyyid Kutuptan önce başlayan bir hareket var. Veyahut da Pakistan’da başlayan hareketler var. Suriye’de, Irak’ta Müslüman kardeşlerle başlayan, ihvan-ı Müslüman ile başlayan hareketler var. Filistin’de İsrail’e karşı direnişin dini bir simgesel, dini bir duruşu başlıyor. Türkiye’de Anadolu topraklarında Risale-i Nur ile Bediüzzaman Sayyidi Nursa Hazretleri ve Süleyman Hilmi Tuna Hazretleri veya bir kısım Ehli Tarikatın bu noktada çalışmaları var.

Yeniden kendi özüne dönüş, yeniden kendi medeniyetine dönüş, yeniden kendi dini köklerine dönüş istekleri var. Ama bu köklerine dönüş istekleri başladığında o Müslümanlara karşı bir baskı, o dönüş isteklerine karşı bir yıldırma politikaları da var. Bediüzzaman Sayyidi Nursa Hazretleri yıllardır mahkemeden mahkemeye sürüklenmiş, cezaüllerinde yatmış. Sebebi? Sebebi Risaleler. Bakın sebebi? Risaleler. Şu anda herkesin evinde, kütüphanesinde veya mevcut yayın evlerinde var olan Risaleler.

Peki, bunu şimdi buna devam ediyorum. Mesela örneğim benim şeyhimin Antep’teki Bilal Nadir Hazretleri, şeyhimin şeyhi. İdandan yargılanmış. Antep’te Kadir-i Şeyhi. Suçu ne? Hiçbir suçu yok. Ondan sonra zaten yıllardır ceza önünde yatmış. Ceza önünde yatmış, mahkeme, mahkeme, mahkeme. Bir suçu yok. Bildiğiniz Antep’te Kadir-i Şeyhi. İdamdan yargılanmış. Sonra bırakılmış. Kaç yıl içeride yatmış. Uzun seneler yatmış. Şimdi bunların istekleri ne? Bunların ortak bir istekleri var. Şimdi tartışılır.

Bakın tefsiri tartışılır, kendisi tartışılır ama bir mevdu değil. veya Pakistan’da mesela o tahirci derler onu. Pakistan odaklıdır o. Tahirciler var. Bizim burada terör örgütün noktasında durur. Neydir işleri? Onlar böyle kendilerince Pakistan’da İslami bir mücadele, dini yaşama, yaşatma mücadelesi. Bu aynı zamanda da Suud’da da var. Mesela Müslüman kardeşlerin Suud’a da etkisi var. Ürdün’e etkisi var. Suriye’ye etkisi var. Mesela Suriye’de Hama ve Humus katliamları var. Kime?

Müslüman kardeşlerin üyelerine karşı. Hama’yı da, Humus’u da, obüslerle çevirip komple Esad’ın babası. İki şehri komple helak ediyor, komple yıkıyor. Sebep içerideki ihvani Müslümanla alakalı. Şimdi İslam dünyasında mevcut Osmanlı imparatorluğu yıkıldıktan sonra dinle alakalı yönetimsel olarak hiçbir şey yok. bir tek nerede var? Suud Arabi’sinde göstermelik bir İslam hukuku var. Göstermelik. Geri kalan hiçbir yerde yok. Bakın, geri kalan hiçbir yerde yok.

Şimdi eğer herhangi bir İslam ülkesinde için Müslüman olan bir yer, yok çünkü İslam ülkesi, Müslümanların yaşadığı bir yerde, Müslümanlar, biz İslamca, Müslümanca yaşamak istiyoruz. Dinin bize emrettiklerini biz uygulamak istiyoruz dediği anda o Müslüman hemen batının tabiriyle oldu siyasi İslamcı. O oldu siyasi İslam. Mesela siz Türkiye’de komünist sistemi isteyen bir parti kurabilirsiniz. Türkiye’de sosyalist bir düzen isteyen bir parti kurabilirsiniz.

Türkiye’de siz İslam’ı bir sistem isteyen bir parti kuramazsınız. Anayasaya aykırı. Bakın anayasaya aykırı siz Türkiye’de ben İslam hukuku ile hukuklanmak istiyorum, İslam hukukuna göre yaşamak istiyorum diyemezsiniz. Bunun için bir çalışma yapamazsınız. Yaparsanız anayasaya ve ceza hukukuna çarpılırsanız. Ülkeyi teyokratik sisteme dönüştürmekten, döndürmekten savcılığın karşısında bulursunuz kendinizi. Böyle bir şeyi istemeye hakkınız yok. Fikir özgürlüğü çatısı altında da yok.

Bakın fikir özgürlüğü çatısı altında da yok. Eğer siz ben İslam hukukunu istiyorum, İslam hukuku ile yönetilmek istiyorum derseniz, bu Türkiye’de mevcut anayasaya göre ve mevcut ceza hukukuna göre suçtur. Siz savcılığın önünde ifade vermek zorunda kalırsınız. Mustafa Özbağ gibi.


3. Batı’nın Devletçikleri Kurarkenki Tek Şartı: İslâm Hâkim Olmayacak

Şimdi bakın bu batılı emperyalistler, batılı emperyalistler Osmanlı’dan kalan yerlerde devletler ve devletçikler, krallar, kralcılıklar kurdururken tek şart isterler. Bir tek şartları vardır. Orada İslam hakim olmayacaktır. Din ve dine dayalı hiçbir şey koymayacaksınız ayakta. Hiçbir şey. Ve hiçbir içinde hiçbir şey koymaz. Irak, Suriye, Ürdün, Yemen, Mısır, Tunus, Fas, Cezaer bakın Osmanlı’nın bıraktığı yerlerdir bunlar.

Yukarıdan Bosna, Bulgaristan, Yunanistan, Mekadonya, Üsküp aşağı doğru gel. Bunlarda zaten milliyetçilik öne çıkmış. Oradaki milliyetçi unsurlar devlet kurmuşlardır. Öbür taraftan Özbekistan, Tacikistan, Kırgızistan, aşağı doğru gelin Afganistan, Pakistan. yukarıda Azerbaycan, Kırım. Buradaki İslam unsurların hepsi de ikinci üçüncü sınıf vatandaşlığa inmiş. Ve orada kurulan devletler sonra zaten Rusya’nın işgali altında yeniden bir yapılanma olmuş, paylaşılmış.

Ve orada da İslam ve Müslümanlarla alakalı hiçbir şey yok. Şimdi günümüz, dünyasına günümüze geldiğimizde dünya üzerinde 1.7 milyar Müslüman var. 1.7 milyar Müslümanın bir tek İslam hukukuna ve hükmüne dayalı devleti yok. Değil. İran’ın adı İslam Cumhuriyeti. Ben bunu böyle söylerken sakın şunu düşünmeyin. Osmanlı İslam devleti olarak görmüyorum. Bunu ben Osmanlı bir İslam devleti olarak görmüyorum. Bunda da bir şerh olarak düşeyim. Osmanlı bunun son temsilcisiydi. Tam mıydı? Hayır.

Ama en azından Müslümanların böyle bir problemi yoktu. Şimdi problemleri var. Şimdi İslam’ın kendine ait bir hukuku var. Ahlakı dizayn eden, ekonomiyi dizayn eden, bakın ahlakı dizayn eden, ekonomiyi dizayn eden, devlet sistemini dizayn eden ve devlet idarecilerini de dizayn eden kendine ait bir hukuku var. Ben o yüzden İran’ında İslam görmüyorum dedim. Benim şu anda dünya üzerinde benim tanıdığım, benim bildiğim bir İslam devleti yok.

Böyle buruma İslam’ı ilan etti filan fişman, bunları duyuyorum ben. Yerini de incelemedimden, onları da görmedimden bu konuda bir fikrim yok. Bir fikrim olmayınca da Hz. Mevlânâ Celalettin Rumazet’in dediği gibi, sen gözlerini kapatırsan güneş yok dersin diyor. Gözünü açarsan güneşi görürsün diyor. Ama ben görmediğimden böyle bir şey, incelemedimden, ben o yüzden benim bildiğim yok diyorum çıkıyorum işin içinden.


4. Dinci, İslâmcı, Fündamentalist Etiketlerinin Mantıksal Çözümlemesi ve AK Parti Yönlendirme Oyunu

Şimdi siyasi İslam, İslamcı, dinci onlar dinciler onlar siyasi İslamcılar bunlar İslamcı. Bu tabirleri duyuyorsunuz ya, bu tabirlerin hepsi de batı tarafından üretilmiş olan tabirler. Bir Müslüman’ı şucu bucu ocu, şucu bucu deniliyorsa bir yerde, bu bize batı tarafından üretilmiş, batı tarafından servis edilmiş bir şeydir. Hatta mesela son dönem Türkiye’deki Müslümanlar bunlar Kadir’i bunlar Mevlevi bunlar Tarikatçı bunlar cemaatçi, risaleci Süleyman’cı şucu bucu yazıyor diyorlar ya.

Bu da batının bizim içimize koyduğu bir şeydir. Bunun da altını çizelim. Sebep bundan 150 yıl önce bir kimse tarikatıyla anılmazdı. Bundan 150 yıl önce bir kimse şeyhiyle anılmazdı. Bundan 150 yıl önce bir kimse kendi tarikatını söylemeye utanırdı. Söylenmezdi. Veyahut da gitmiş olduğu tarikatın kendisine vermiş olduğu virdi ve evradı söylemezdi. Utanırdı buna. Hatta Sufiler tarikat ayrıdır. Sufiler kendi üzerlerinde herhangi bir emare taşımazlardı.

Ama biz bugüne geldiğimizde Anadolu’daki kendince dinine yaşayan küçük küçük topluluklar kendi tarikatlarınca ve şeyhlerince anılmaya başladı ki bu tehlikeli bir nokta. Bunun böyle konuşulmaması lazım, anılmaması lazım. Çünkü sebep Müslüman Müslümandır. Kim la ilahe illallah Muhammeden Resulullah der ise o Müslümandır. Müslümanın İslamın kendi içerisindeki farzları, vacipleri, sünnetleri ne kadar icra eder ise müminliği kemale erer. Ama o kimse başka bir isimle isimlendirilmez.

Çünkü İslam bir bütündür. Siz Kuran-ı Kerim’de kısas ayetini okuduğunuzda ve kısasın olması lazım dediğinizde Batı sizi hemen burada vardı ya tabir, hundamaletist olarak sizi kabul ediyor. aşırı, aykırı çiz. Mesela örnekliyorum şimdi bunu. Herhangi bir kimsenin bir suç işlediğinde o suçun karşılığı İslami bir cezayı dillendirdiğinizde bunu istediğinizde siz ya siyasi İslamcı oluyorsunuz.

Ya aşırı hundamalist İslamcı oluyorsunuz, ya gerici İslam oluyorsunuz ya da böyle bir isim buluyorlar ya da siz dinci oluyorsunuz örneğin. Mesela bayanın birisine sordum dincilikten kastınız ne dedim. Örtünüyorsunuz ya dedi. Örtüyorsunuz ya kadınları dedi. örtünen kadınlar dinci mi oluyor dedim evet dedi. Peki örtünmeyi farz olarak algılıyorlar öyle inanıyoruz. Bunların hepsi de dedim sizin tabiriniz de dinci mi oluyor dedim evet diyor. bir Müslümanın dinci veya dincisiz olur mu?

Dinciliğin zıt anlamı ne dedim durdu. Dinciliğin zıt anlamı ne? Bu dinci ben neyim? Dinsiz miyim dedim. Hayır dedi. Zıt anlamı bir şeyin ayakta durması için zıt anlamı lazım. Bunun zıt anlamını söyle. Mümin zıt anlamı kafir. Mümin zıt anlamı kafir. Müslüman zıt anlamı ya İslam zıt anlamı ne? Dinsiz. Zıt anlamı bu. Zıt anlamı ne bu? Namaz kılan zıt anlamı ne? Namaz kılmayan, oruç tutan zıt anlamı ne? Oruç tutmayan. Zıt anlamı ne? Dinci zıt anlamı ne? Dinsiz veya siyasal İslamcı. Zıt anlamı ne?

Siyasal olmayan İslamcı. Peki siyasal olmayan bir İslamcı. bu ne demek? Siyasi hiçbir görüşü yok. Siyasi hiçbir düşüncesi yok. Siyasetten uzak bir İslamcı. Öyle mi? Örneğin. Hiç siyasetle alakası olmayan bir Müslüman mı? Siyasi olmayan, anti siyasal İslam dediğimizde ne anlayacağız? Hiç siyasetle bağlantısı olmayan bir Müslüman. Allah’ın hükmüyle hükmetmeyenler kafirlerin ta kendileridir. Allah’ın hükmüyle hükmetmeyen başka âyet-i kerîme münafıkların ta kendileridir.

Allah’ın hükmüyle hükmetmeyenler fasıkların ta kendileridir. Ayet-i kerime. Arkadaş ben bu ayetin tecelli etmesini istiyorum dediğin anda sen siyasal İslamcı oldun. Kardeşim Allah bunu benden istiyor. Diyor ki ey iman edenler siz Allah’ın hükmüyle hükmedin. Olur. Ben eşime Allah’ın hükmüyle hükmetceğim. Çocuğuma Allah’ın hükmüyle hükmetceğim. İş yerimde bana ait Allah’ın hükmüyle hükmetceğim. Eee belediyeye gittim. Belediye bana neyle hükmetcek? Devlet kapısına gittim.

Devlet kapısı bana neyle hükmetcek? Devlet kapısı diyecek ki ben Allah’ın hükmünü kabul etmiyorum. Neyin hükmünü kabul ediyorsun? Neyden hükmediyorsun? Neye ki ben devletim benim bir aklım var. Kim bu aklı oluşturdu? İnsanlar. İnsanlar bu aklı nereden edindiler? Bu hükmetmeyi nereden hükmettiler? Onun hakikat kaynağı ne? Ben bir Müslüman olarak soruyorum. Senin hakikat kaynağın ne? Kim benim arkadaşım? Benim seninle ortak zeminim ne olmalı? Senin adalet, hukuk insanlığın üzerine olmalı. İyi.

Senin adalet düşünceyle benim adalet düşüncem ne olmalı? Senin hukuk düşüncen ile benim hukuk düşüncem ne olmalı? O dedi ki hırsızlık diye bir şey yoktur. Suç sayılmaması lazım. O yüzden bütün insanların malı ortaktır, hırsızlık yoktur. Olur mu böyle bir şey? Seninki oluyor, benimki neden olmuyor? Sen ne diyorsun akıl olarak? Sen diyorsun ki bir başkasının malını almak yasak. Nereden çıkardın bunu? Bunu nereden çıkardın? Bir başkasının malını almak suç olmaz mı? Nereden çıkardın canım kardeşim?

Suç değil. Neyle karşılık vereceksiniz ona? Bir başkasının kadını göz koymak, o kadını rahatsız etmek, o kadını taciz etmek suç. Neye göre? Neye göre? Öldürmek suç neye göre? Birinin canını kastediyorsun, ben onu kurtarıyorum, canını kastetmiyorum. Nasıl basbaya? Basbaya benim için bu dünya yaşanır bir dünya değil, öldürerekten ben onu bu dünyadan kurtardım. Neye göre suç? Neye göre suç değil? Senin aklına göre suç ise benim aklıma göre suç değil. Senin aklın benim aklımdan fazla mı?

Benim aklım senin aklından eksik mi? Biz akıl mı yarıştıracağız o zaman veya güç mü yarıştıracağız? Dünya üzerinde ne yarıştırılıyor o zaman? Akıl ve güç yarıştırılıyor. Biz akıl ve güç yarıştıranların altında eziliyoruz. Bakın akıl ve güç yarıştıranların altında eziliyoruz. O zaman dünya üzerinde hikmet hakim değil, erdemlilik hakim değil, hakkaniyet hakim değil, doğrular hakim değil. Hakim değil, benim için doğrular ne? Kur’ân ve sünnet. Benim için doğrular o.

Bir başkası için, bir başkası için Pavlos’un düşünceleri doğru. Örneğin bir başkası için Engels’in düşünceleri doğru, öbürkü Stalin’in düşünceleri onun için doğru. Öbürkü, Eflat’ın düşünceleri onun için doğru. Kendince hepsi de doğru. Ve kendince bu düşüncelere ilan eden bu düşünceler üzerinde bir kimse siyasi parti kurması, bununla alakalı mücadele etmesi serbest hepsi de. Ama ben Kur’ân ve sünnet istiyorum demek yasak. Şimdi bunu isteyen kimseler de ne olmuş oldu? Siyasal İslamcı oldu.

siz yarın biz namaz kılmak için yürüyoruz, miting yapıyoruz derseniz siyasal İslamcı olursunuz. Bu size tuhaf gelir. Öyledir. Siz namaz için miting yapamazsınız. Yaptığınız halde siyasal İslamcı olursunuz. Cumana namaz için yapabilir misiniz? Cumanın tatil olması için yapabilir misiniz? Yapamazsınız. İsteyemezsiniz bunu. Bakın yapamazsınız ve isteyemezsiniz de.

Türkiye Cumhuriyeti Devleti cuma olan tatil gününü pazara, ondan sonra da içerideki Yahudi gazını da düşünerekten cumartesi ve pazarı tatil etmesinin gerekçesi nedir? Ben Cumanın da Cumartesi’nde, Pazarın da tatil olmasını savunanlardan değilim. Cuma saati bir tek Müslümanların namaz kılma zamanlarıdır. Cuma saati herkes cumasına gidiyorsa gitsin ben tatile karşıyım. Bu örnek nasıl basmaya? Biz fakir bir ülkeyiz. Bizim çok çalışmamız lazım. Çok üretmemiz lazım.

Çok çalışıp çok üreterekten biz ekonomimizi zenginleştirmemiz lazım. Bizim çok çalışarak, çok üreterekten askeri gücümüzü yükseltmemiz lazım. Ekonomik gücümüzü yükseltmemiz lazım. Bizim çok çalışarak, çok üreterekten bir medeniyet kurmamız lazım. Çok çalışarak, çok üreterekten biz o kendimize has yeni bir medeniyet kurmamız lazım. Örnek, bunu ciddi ciddi söylüyorum. Bizim tatil yapacak lüksümüz yok.

Biz yağmur yağdı tatil yapalım, Poyraz esti tatil yapalım, komple ama ülke olarak, devlet daireleri ve sivil kuruluşları olarak bizim tatil yapacak lüksümüz yok. Ben görmüyorum örneğin. Ben neyin tatili bu diyorum bu fukaralığın içerisinde, bu işsizliğin içerisinde, bu ülkenin zayıflığı içerisinde. Amerika’dan bir daldan yaprak düşse burada dolar kıpırdanıyor.

Ülkenin ekonomisi sağlam değil, askeriyesi sağlam değil, siyaseti sağlam değil, kültürel yapısı sağlam değil, medeniyet yapısı sağlam değil, ahlaki yapısı sağlam değil, eğitimimiz sağlam değil, bilimimiz sağlam değil, ilmimiz sağlam değil. Çok çalışmamız lazım. Bizim arı gibi çalışmamız lazım. Harıl harıl çalışmamız lazım. Biz ülke olarak gece bile çalışmamız lazım. Fabrikalar, atelyeler, okullar, devlet daireleri üç var diye çalışması lazım. Üç var diye.

Bütün her yer üç var diye çalışması lazım. Ne işsizlik kalır, ne de problem kalır. Üretmemiz lazım. Örneğin, kapattım parantezi. Kim verdi bu tatilleri bize? Neye binaen tatil yapıyoruz? Hangi otelite bizim cumartesi ve pazarı iki gün tatil yaptı? Ve neye binaen yaptı? Kime binaen yaptı? Ben bunu böyle söyleyince siyasal İslamcı oldum. Örneğim, demek ki İslam’ı bir bütün içerisinde algılar, bir bütün içerisinde yorumlar, o bütünün bir taklidi var.

Sizin yaşanması için mücadele etmeye kalkarsanız, batının terimleri sizin içinde geçerli olur. Mesela anayasada siyasal İslamcı’da bir ibara yoktur. Ceza hukukunda siyasal İslamcı olarak bir ibara yoktur. Ama anayasada şu vardır. Türkiye Cumhuriyeti Devleti layık demokratik insan haklarına dayalı bir devlet sistemidir. Siz layık demokratik insan haklarına dayalı bir devlet sistemini nerede dışına çıkarsınız? Nerede içinde olursunuz? Bunun sınırı belli değildir. Bakın bunun sınırı belli değildir.

Layıklık nedir dediğinizde bunun sınırı belli değildir. Tarifi yoktur anayasada layıklığın. Ceza hukukunda layıklığın tarifi yoktur. Siz her an layıklık karşıtı bir eylemin içerisinde bulunabilirsiniz. Mesela birisi çıkıp namaz kılmayı layıklık karşıtı bir eylem olarak görebilir. Bunlar şimdi size tuhaf geliyor. bu karşınızda gördüğünüz kimse hadis kitabından yargılanmış kimse, Buhari’nin hadis kitabından.

Siz kendi kendinizde evinizde Buhari’yi okurken alıp götürülüp layıklık karşıtı eylemde bulunmuştur ibaresine damgasını yiyebilirsiniz. Ve İmam Buhari’nin Buhari kitabı zarflanıp mühürlenip, dianet işleri mühtürleye gönderilip bu kitap dini bir kitap mıdır değil midir diye sorulabilir. Siz böyle diyorsunuz ki ya hilkat garibesi gibi böyle bir şey olur mu? Evet Türkiye’de olur. Ve siz bir anda adınızda siyasal İslamcı olur.

Mesela şimdi ülkemize dönecek olursak siyasal İslamcılar’ın başını kim çeker? Refah Partisi. Eskine Milli Selamet Partisi. Nedir? Türkiye’deki siyasal İslam’ın yükselilmesine, yükselişe geçmesine sebeptir. Öyle değil mi? Evet. Böyle dillendirilmez mi? Evet. Peki. Ecevit’le ortaklık yaptı mı? Yaptı. Hangi konuda dini bir, herhangi bir işlem yaptı hukuki olarak? Hiçbir şey. Bakın hiçbir şey diyorum. Ama sonra siyasal İslamcı oldukları için genel kanı bu. Parti kapatıldı mı? Evet.

İkincisi bir daha kapatıldı mı? Evet. Üçüncüsü bir daha kapatıldı mı? Evet. Sonra ne kuruldu? AK Parti kuruldu. AK Parti’de siyasal İslamcı olduğu için kapatılma tehlikesi yaşadı mı? Evet. Evet. Şimdi ben parti eleştirmek veya metetmek değilim. Kaç yıl? 13 yıl mı? Kaç yıldan beri iktidar? 16 yıl mı olmuş? 16 yıldan beri iktidar. Bir tane kanun maddesi var mı dine dayalı yeni çıkaran? Yok. A a nasıl ? Basbayağı.

Dinin haram ettiği, yasakladığı herhangi bir şeyi 16 yıl boyunca yasakladığı bir şey var mı? Yok. Ama AK Parti ne? Siyasal İslamcı. Burada başka bir oyun seziyorum. Başka bir oyun. Bu ne biliyor musunuz? Batı bizi yönlendiriyor ve güdüyor. Bizi bir yerde topluyor ve topladığı yerde bizi yönlendiriyor ve gidiyor. Biz batının karşı olduğu şeye otomatikman destek çıkıyoruz çünkü. Sağlı sollu yanaşın. Biz çünkü ritmik olarak şöyle düşünüyoruz.

Bir şeye batı karşıy ise bizim gözümüzde onu düşmanlaştırıyorsa biz ritmik olarak onun arkasında saf tutuyoruz. Bu oyunu kimse görmüyor. Bakın bu oyunu kimse görmüyor. Ve İslam toplumu değişik ülkelerde bu tip değişik oyunlarla yönlendiriliyor ve yönetiliyor. Mesela buna bir örnek verip parantezi kapatacağım. Dayış yeni çıktığında bütün Müslümanlar kendilerince sempatilerle baktılar. Bunu kabul edin. Sebep batı onu şeytanlaştırdı. Batı onu şeytanlaştırdıysa biz ona sahip çıkmalıydık.

Şimdi sohbetleri takip eden arkadaşlar hatırlasınlar. Dayış ile alakalı ilk şerh düşenlerden biriyim olmaz diyenlerden biriyim. Bunun arkasında oyun var. Müslümanlar buradan kandırılacaklar. Bütün batının içerisindeki cihat düşünceli Müslümanların hepsini Suriye’yi toplayıp orada komple katletecekler dedim. Hatırladınız mı? Evet neden? Biz çünkü kendi içimizden batının şeytanlaştırdığını biz tanrısallaştırıyoruz. Ve biz farkında değiliz.

Tanrısallaştırdığımızın arkasına geçerek asıl şeytana hizmet ediyoruz. Batı üretiyor bizim önümüze bir şeyler. Batı üretirken ama terör üretiyor, ama terörist üretiyor, ama fikir üretiyor, ama yeni bir deyim üretiyor ve o ürettiği deyimi şeytanlaştırıyor. Veya ürettiği terör örgütünü şeytanlaştırıyor. Veya ürettiği siyasi parti liderini şeytanlaştırıyor. Ve o şeytanlaştırdığı anda biz otomatik olarak ritmik olarak onun arkasında toplanıyoruz. Ve buradan yönlendirilip yönetiliyoruz.

Ve İslam dünyasının şu anda mesela İslam ahlakıyla alakalı bir derdi yok. İslam hukukuyla alakalı bir derdi yok. Faizle alakalı bir derdi yok. Fuhuşla alakalı bir derdi yok. Uyuşturucuyla alakalı bir derdi yok. Hırsızlıkla alakalı bir derdi yok. Ötekileştirilmekle alakalı bir derdi yok. İnsanların kayrılmasıyla alakalı bir derdi yok. İslam dünyasının adalet derdi yok. Hukuk derdi yok. Yarın derdi yok. Çocuklarının ne olacağı derdi yok. Sebebi? Sebebi?

Müslümanlar çünkü fikirleri köreltilmiş, kalpleri köreltilmiş, gözleri köreltilmiş, kulakları köreltilmiş. Köreltilmiş bir İslam dünyası var. Böyle olunca bizim şeytanlaştırdıklarımız günlük batının şeytanlaştırdığını biz tanrısallaştırıyoruz. Batının tanrısallaştırdığını biz şeytanlaştırıyoruz. Medyanın bize tanrısallaştırdığını biz şeytanlaştırıyoruz. Biz şeytanlaştırıyoruz. Bize şeytanlaştırdığını biz tanrısallaştırıyoruz.

O yüzden aslında parantez içerisinde siyasal İslam argümanı batının bize giydirmiş olduğu bir elbise ve biz bununla aldanıyoruz. Bu argümanlarla aldatılıyoruz. Sanki bizim önümüzde siyasetini dinin kaerlerine göre yapan bir topluluk olmuş gibi biz bunu algılıyoruz. Veyahut da dini talep eden, İslam’ın bütününü talep eden sanki bir siyasi organizasyon varmış gibi algılıyoruz.

Ama onlar ha bire bize içeriden ve dışardan siyasal İslam’ın var olduğunu, bütün kötülüklerin siyasal İslam’dan kaynaklandığını, bütün kötü gidişatın siyasal İslam’a bağlı olduğunu veya dinciler veya İslamcılardan kaynaklandığı söyleniyor. Birisine dediğimizde bu siyasal İslamcıyı bize tarif edin. Yok. Bu dinci İslam’ı tarif edin. Yok. Bakın yok. Bu fundamalet İslam kim? Söyleyin bana. Bunu söyleyin. Bize kimi söyleyecekler? Dayı işleyecekler. Siz kurdunuz Batı olarak. Silahlarını siz verdiniz.

Siz büyüttünüz. Siz yeşerttiniz. Siyahıyla Mosad’ın ortak kurduğu bir örgütü haline getirdiniz. Kimi söyleyeceksiniz? El-Kaide. Onu da siz kurdunuz. Onu da siz yönettiniz. Kime karşı? Afganistan’da Rusya’ya karşı. İşinize geldi Çetenistan’da Rusya’ya karşı. Nerede El-Kaide lideri? Kim vurdu? CIA’ya vurdu. Vurdu mu? Biliyor musunuz? Yok. Nereden bilmiyorsunuz? Nereden biliyoruz? Veya nereden bilmiyoruz? Ödüllendirildi. Herhangi bir adacıkta yeni bir pasaportla hayatını yaşıyor. Nereden biliyoruz?

Tehlikeli şeyler. Bunu normal bir vatandaş, normal bir Müslümanın bu tip örgütler kurması, bunları yönetmesi o akla sahip olması mümkün mü? Değil. Peki, en son 15 Temmuz darbe girişimiyle alakalı nerede lider kadroları? Aa arkasından NATO çıktı. Neden sesi söyleyemediler? 15 Temmuz’da NATO darbe yapmak istedi. NATO unsurları. Neden açık açık söyleyemediler? O zaman burada dünya üzerinde büyük bir oyun var. Bu oyunun içerisinde Müslümanlar oyun kurucu değil, figüran.

Bizim üstümüze istedikleri anda, istedikleri deyimi üretip o elbiseyi giydirebilirler. Biz de bu elbise bizim değil deyip çırpınıp bize giydirilmiş olan elbiseyi çıkarmaya çalışıyoruz. Giyen biz değiliz. Bana sorarlar mesela Kadir misiniz, Rufay misiniz? Biz Müslümanız kardeşim. İslam’ın içerisinde Sufiyiz derim. Hiç benim ağzımdan bir tarikat sözü duydunuz mu? Hep Sufiyiz biz derim. Biz Müslümanız, Müslümanın içerisinde Sufiyiz. Hep söylerler. Hangi tarikat’tansınız? Sebep? O cahil onu soran.

Bilmiyor. Hangi mezheptensin sorulmaz. Hangi mezheptensin sorulmaz. Hangi tarikat’tansın sorulmaz. Soran kimse bilmediğinden soruyordur. Şimdi, evet siyasal İslam’ın karşı çıkarak kendini var ettiği modernizmin kötü bir kopyası olmasında yatıyor.


5. Modernizm Kıskacı: Batı’nın Şeytanlaştırdığını Tanrısallaştırma ve Ümmetin Kendi Çölünü Görememesi

Evet bu doğru. Biz modernizm olarak karşı değiliz. Biz modernizm ismi altındaki her türlü haramlara karşıyız. Ama bunu da Batı bir söylem geliştiriyor. Bir bayan örtündü, Allah’ın emri dedi modernist değil. Benim sakalım var, modernist değilim. Ben Kuran Sünnet diyorum, Batı’ya göre modernist değilim. Aslında modernizm ne? Aklın tanrılaştırdığı, ilahlaştırıldığı bir yer modernizm. Batı’da. Batı kendi içerisinde kendi Hristiyanlığını da kabul etmiyor zaten.

Modernizm şemşisi altında dinsizlik var, akılperestlik var. Bakın modernizmin altında akılperestlik var. Müslüman dünya kendince Batı modernizmin karşısındaymış gibi gösteriliyor. Allah’ınızı severseniz, modernizmin karşısında olan İslam dünyası en fazla akıllı cep telefonu alan dünya. Modernizmin karşısında görülen İslam dünyası bütün lüks malların satıldığı bir dünya.

Modernizmin karşısında görülen İslam dünyası Batı’nın bütün ekonomik hegomanyası, kültürel hegomanyası, Batı’nın komple kokuşmuş ahlakının hegomanyası altında. Hangi modernizm karşıttığını söyleyebiliriz ki biz? bize aslında sanki modernist karşıttığı gibi gösteriliyor bize. Biz bu yaftalamanın altında ezildiğimizden biz modernistiz diyerekten örneğin, çıplaklığı modernizm olarak görüyoruz. Kolilerce içki içmeyi modernizm olarak görüyoruz. Bana söyler misiniz modernizm nedir?

Herkes şunu diyebilir bana, modernizm çağdaş düşüncedir. Çağdaş düşünce nedir? Kökünü, çağdaş düşünce ben söyleyeyim mi? Düşüncenin kökü astarı ilahi olmayan, Allah’tan gelmeyen bir düşünce sistemi. Bunun kökünde Allah yok, kökünde din yok bunun. Kökünde iman yok. Çağdaş düşünce dediğinizde bir kimsenin aklı, bir kimsenin oturup düşüncesi, felsefe üretmesi. Çağdaş düşünce kim? Eflatun kim? Aristo. Ya nasıl Basbaya? Aristo da kendi zamanının çağdaş düşünce adamıydı.

Platon da kendi zamanının çağdaş düşünce adamıydı. Son dönem Firuut, çağdaş düşünce adamı. Darwin, çağdaş düşünce adamı. Darwinist olmak, çağdaş düşünce insan olmak. Darwinist olmak siz atalarınızın maymun olduğunu kabul ederseniz, çağdaş düşünce sahip oldunuz. Yok insanım ben Adem’den olmayayım, Adem’de topraktan olma dediğinizde siz çağdaş düşünce erbabı olmadınız. Böyle olmadığınız için aynı zamanda da ya dinci oldunuz, ya fundamalist Müslüman oldunuz ya da siyasal İslamcı oldunuz.

Nasıl Basbaya? Giydirilen deli gömleği bu çünkü. Ve siz bunu çıkarmak için çırpınıyorsunuz. Bunu çıkarmak için, öyle yaftalandığınız için taviz vermek zorunda kalıyorsunuz. Bana söyler misiniz? Milli eğitimin herhangi bir eğitimin, eğitimle alakalı kanunun, hukukunun herhangi bir yerinde, herhangi bir yerinde İslam’la alakalı hangi unsuru bulabilirsiniz? Buna şeyler ne o? İmamatipler ve ilahiyatlar dahil. Size tuhaf gelebilir onlar bile aldatmacadan ibarettir. Evet. Siz oradan bakmazsınız .

Müslümanlar oradan bakmazlar. Orada güdülüyorsunuz. Neden ilahiyatçılar sufiliye karşıdır? Neden diyanet sufiliye karşıdır? Neden ilahiyat ve diyanet ikilisinin yetiştirdiği bütün hepsi de büyük bir çoğunluğu sufiliye karşıdır? Neden 15 Temmuz’dan sonra bütün cemaatlere, tarikatlara, bütün oluşumlara karşı bir cephe oluşturulmuştur? Evet. biz bu noktada modernizmin kötü bir kopyasıyız. Bunu kabul ediyorum. Nasıl kötü bir kopyasıyız?

Biz modernizm adı altında bize fuhuş, eşcinsellik, uyuşturucu, her türlü aklı gidirici, sarhoş edici unsurlar ve teröre ait bütün her şey kabullenmiş vaziyetteyiz. Biz modernizm adı altında fuhuşu, eşcinselliği, her türlü aklı giderici, sarhoş edici unsurları, her türlü kumarı, her türlü İslam’ın haram ettiği her şeyi serbest ettik. Evet. Kötü bir kopyayız. Ve Batı hala da bizi bununla yaftalıyor. Batı hala da bizi bununla yaftalıyor. Biz modernizmden uzağız. Batı’nın istediği kıvamda değiliz.

Batı’nın istediği kıvam ne? Ülkede fuhuş yaşı 13 e insin. Batı’nın istediği kıvamda değiliz. Ülkede eşcinseller hiç horlanmasın. Eşcinsel evlilikleri serbest edelim. Batı’nın istediği modernizm kıvamda değiliz. Bütün herkes sarhoş olsun. Batı’nın istediği modernizm kıvamda değiliz. Aile ayakta durmasın. Namus, şeref, haysiyet bunlar bulunmasın içimizde. Batı’nın istediği modernizm kıvamda değiliz. Hala da camiye gidiyorsunuz. Hala da örtüncez diye uğraşıyorsunuz.

Hala da sakal bırakcaz diye uğraşıyorsunuz. Hala da içinizde zaman zaman bir kısım ehli tarikat cübbeyle, sarıkla, asayla dolaşcam diye uğraşıyor. Batı’nın istediği modernizm kıvamda değilsiniz. Batı’nın istediği modernizm kıvamda değilsiniz. Ahlaki olarak hala da belirli ahlaki umdelere sahipsiniz. Evet. Bunların da atsanız yine siz İslam orada durduğu müddetçe, ben Müslümanım dediğiniz müddetçe yine modernizmin karşılığındasınız. Modernist karşıtlığı.

Almanya’da bir Hristiyan tarikat, Almanya’da herhangi bir dağda, o dağın bir köyünde elektrik dahi istemezler. Elektrikleri dahi yoktur. O köyde yaşam öyle devam eder. O köyde öyle yaşam devam ederken, Alman hükümeti bunlar modernist diye aykırı diye onlara savaş açmaz. Veya Kanada’da bu tip topluluklar vardır. Kanada toplumu veya Kanada ülkesi bunlara savaş açmaz. Amerika’da bu tip tarikatlar vardır. Amerikan devleti bunlar modernist karşıtlığı deyip onlara savaş açmaz.

Avustralya’da, o adada olan yer Avustralya değil mi? Hata yapmıyorum. Avustralya’da bu tip topluluklar vardır. Hiçbir elektrikli alet kullanmazlar. Hiçbir şekilde. Bunu belgesellerde izleyebilirsiniz. Bunlar modernist karşıtlığı değildir. Ama siz dininizin geriyi sakal bırakıyorsanız, dininizin geriyi örtünüyorsanız, dininizin geriyi haramlardan uzak duruyorsanız, dininizin hükümlerini istiyorsanız, siz modernist değilsinizdir.

Ve siz aşağılanmaya, kötülenmeye, horlanmaya, savaşılmaya ve görüldüğünüz yerde başınız ezilmeye mahkumsunuz. Bunu, dozunu artırırlarsa o zaman çok taraftar bulur. Dozunu zaman zaman vidanızı gevşeterekten rahatlamanız lazım. Rahatlamanız için de camiler açılması lazım, imam hatiplerinin açılması lazım, Kur’ân kursusların serbest olması lazım. Rahatlamanız için sizin din adına böyle kafanızdan geçen bir yasağın kaldırılması lazım.

Böyle olunca siz bir derin nefes alır, bir yirmi yılda idare edilirsiniz. Faiz alabildiğine devam eder, huyuş alabildiğine devam eder, uyuşturucu alabildiğine devam eder, hırsızlık, uğursuzluk, arsızlık, haksızlık alabildiğine devam eder. Siz bunların hiçbirisine de hayır diyemezsiniz. Bir çıtüstü siz bunları görmezsiniz bile. Bunları gören kimse modernizmden uzaktır. Nerede görülürse başı ezilmelidir.

Batı ve modernlik karşıtlığı temelinde mevcut muhalefet boşluğunu doldurarak güçlenmiş siyasal İslam giderek bir fundamaletizm halini alıyor ve şeytanını batı tanrısında ararken kendi içindeki çölü göremiyor. Evet. Biz kendi içimizdeki çölden uzağız. Serap görüyoruz. Serap görüyoruz. ben böyle zaman zaman komple ümmetin aldanmışlığından bahsederim ya. böyle bir size iki satır her gördüğüm aksakallığı pirifani zannederdim. Heyhat değilmiş. Evet.

Biz her duyduğumuz İslam söylemini İslam zannedenlerdeniz. Bizi aldatmak çok kolay. Bizi kandırmak çok kolay. Biz çünkü çölün ortasında dünyaya geldik. Çölün ortasında dünyaya geldiğimiz için biz bahar bahçelerini bilmiyoruz. Biz çölün ortasında dünyaya geldik ya biz gül bahçelerini bilmiyoruz. Çölün ortasında dünyaya geldik ya biz hiç gül koklayamadık. Biz gerçek gülün kokusunu bilmiyoruz. Bir ressam çıkıyor bizim önümüze ve o bize bir bahar bahçesi çiziyor.

Biz onun çizdiği bahar bahçesini doğru bahar bahçesi zannedip her şeyimizi onun avucunun içine koyup o bahar bahçesine ulaşmayı düşünüyoruz. Heyhat bakıyoruz. Gece gidiyoruz gündüz gidiyoruz. Az gidiyoruz uz gidiyoruz. Vardığımız yer yine çölün ortası oluyor. Biz ümidimizi kırmıyoruz. Yeniden ümitleniyoruz. Yeniden önümüze birisi düşüyor bizim. Bize yeniden bir gül bahçesi çiziyor. Biz yeniden küllerimizden doğuyoruz. O gül bahçesine ulaşırız diye biz yeniden yollara düşüyoruz.

Biz yeniden az gidiyoruz uz gidiyoruz dere tepe düz gidiyoruz. Bir bakıyoruz ki bizim vardığımız yer yine çölün ortası oluyor. Ve diyoruz ki o gül bahçesini artık kim önümüze koyacak bekliyoruz. Birisi diyor ki ben Mehdi’yim o gül bahçesini biliyorum. Birisi diyor ki ben Veli’yim o gül bahçesini biliyorum. Öbürki diyor ki ben Mürşid’im o gül bahçesini biliyorum. Öbürki diyor ki ben Mücahid’im o gül bahçesini biliyorum. Biz yeniden kırığımızı çıkığımızı düzeltiyoruz. Yeniden sarıp sarmalıyoruz.

Kırılan, düşen, parçalanan, yıkılan, yanan, yırtılan, kanayan, eriyen yanlarımızı görmemez diye geliyoruz. Yeniden yürüyoruz. Yeniden çölde kalıyoruz. Yeniden çölde kalıyoruz. Bunu kimse şuurlanır bilirse bunu böyle yürümesi ona daha da ağır gelir belki de. Ama velakin ümmete baktığınızda ümmet büyük bir aldatmacının, büyük bir kandırmacanın, büyük bir soysuzluğun, büyük bir şerefsizliğin, büyük bir haysiyetsizliğin, büyük bir münafıklığın, büyük bir kafirliğin altında inim inim inliyor.

Yine aldatılıyor, yine aldatılıyor, yine aldatılıyor. Öyle olunca Batı kendi siyasi varlığını, kendi kültürel varlığını, kendi hegemanist ve emperyalist varlığını, Bakın Batı kendi vahşiliğini İslam muhalefetiyle yürütüyor. Bakın Batı emperyalizmini, vahşiliğini, kokuşmuşluğunu, Batı her türlü pisliğini, Batı her türlü sömürgeciliğini İslam muhalefetiyle götürüyor. Ve Müslümanların içerisinde Müslümanlardan kendine payandalar bulup onlarla bu muhalefetini götürüyor.

Aslında düşmana en büyük düşmanlık onu düşmansız bırakmaktır.


6. İçerideki Ahmaklar ve Satılmışlar: Batı’nın Vahşiliğini İslâm Muhalefetiyle Yürütmesi

Âyet-i Kerîme’de içimizdeki ahmaklardan dolayı bizi helak eder misiniz der ya, içimizden ama siyasi ama entelektüel ama askeri terörist açısından bir kısım ahmakları dizayn edip, onları şeytanlaştırıp, bizi onların arkalarında ve etraflarında toplayıp, Batı topyekin bunları da düşmanlaştırıp kendi siyasi, ekonomik, kültürel, felsefi olarak kendisini sağlamlaştırıyor. Ve kendi yıkımını geciktiriyor. Bakın kendi yıkımını geciktiriyor.

Ve Batı kendi kendisini eleştirmekten, kendisine eleştirilmekten, kendi içerisinde kendi toplumları tarafından eleştirilmekten kurtulmuş oluyor. Batı kendi toplumu içerisinde, Batı’nın toplumu dönüp kendi yöneticilerini, parayı yöneten, askereyi yöneten, sistemi yönetenlere siz zulmediyorsunuz. Siz bizi de sömürüyorsunuz.

Bizim de namusumuzu, şerefimizi, paramızı, pulumuzu, vatanımızı, milletimizi, yeraltı ve yeryüzlü zenginliklerimizi, dünya üzerinde bin, bin beş yüz iki bin tane şirkete peşkeş çekiyorsunuz diyemiyor. Çünkü hiçbir şey kalmazsa, Batı kendisi bir sakallı bir terörist üretir. Onu herhangi bir banyoda, herhangi bir şehirde bir bomba patlattırır. Yine şeytanlaştıracağı bir, İslam üretir Batı. Şeytanlaştıracağı bir İslam üretir.

Ve İslam dünyasını da, Müslümanları da birbirlerinden şeytan ürettirerekten birbirleriyle de çatıştırır. Ama bunda birinci hatalı Müslümanlar. Suudi Arabistan, Bahreyn, Birleşik Arap Ömürlükleri, Mısır, Ürdün, onların şeytanı kim? İran. Aynı zamanda Türkiye’yi de koydular şimdi. Peki, İran’ın şeytanı kim? Suudi Arabistan, Bahreyn, Birleşik Arap Ömürlükleri, Mısır, Ürdün, Yemen. İran’ın şeytanı bu. Kendi içtilerinde şeytan üretiyor. Türkiye’nin şeytanı kim? Hepsi. Evet.

Suudi Arabistan, Bahreyn, Birleşik Arap Ömürlükleri, Mısır, Ürdün, Yemen. Kimi şeytanlaştırdı? Türkiye’yi. Türkiye hepsini mecbur kaldı. Türkiye kimle? Katar. Ne yaptı? Katar’ı korumaya aldı. Ne yaptı? Suudi Arabistan’ın, Katar’ın burnunun ucunda Suudi Arabistan’daki ABD’nin üstüne karşılık Katar’da Türkiye’ye üskurdu. Yukarıdan bakın. Batı, Emperyalist güçler İslam dünyasını kendi içinde birbirlerine şeytanlaştırırken kendisi de topyekun İslam dünyasını şeytanlaştırıyor. Ne için?

Kendisinin Batı’da hakimiyetinin ve sömürgeciliğinin devam etmesi için. Evet. Çünkü Batı’da kendi kendisini sorgulayacak diyecek ki ya düşünebiliyor musunuz koca ABD? ABD’de doları basan aile vakfı. Bu dolar Merkez Bankası’nın elinde değil. Bir aile var, bir vakıf kurmuş dolar o basıyor. Merkez Bankası gidiyor, bana dolar lazım diyor, olur diyor. Ona kağıt veriyor da ona dolar basıyor. Cebimizde olan dolarlar o ailenin bastığı dolarlarda. Merkez Bankası’nda karşıtlığı yok.

Cebinizde dolaşan dolarlar kasamızda ve bank hesaplarımızda dolaşan dolarların ABD Merkez Bankası’nda karşıtlığı yok. Yarın hepsi de kağıt hükmünde olabilir. ABD Merkez Bankası’nda karşıtlı olan ne var? Beyaz kağıtlar. Merkez Bankası’nın çıkarmış olduğu tahviller. En fazlası kimde? Çin’de. Sonra Japonya’da. Beyaz kağıt. Çin hızla son zamanlarda beyaz kağıtlarını altına çevirmeye başladı. Çin’le ABD arasındaki ekonomik savaş bu. Çin diyor ki bu kağıtlardan benim elimde oldukça fazla var artık.

Ben bu kağıtlarla altın alacağım diyor. Bu kağıtlardan altın almaya başladı Çin. En büyük altın ithalatçısı şu anda Rusya ve Çin. Ardından Türkiye’de buna katılmaya başladı. İngiltere’deki altınları getirdi. Bazen söylüyorum ya, düşünebiliyor musunuz? İngiltere Merkez Bankası’nda sizin 400 tonluğun fazla altınınızdırıyor. Diyorlar ki size siz bu altınları koruyamazsınız, muhafaz edemezsiniz. Devletmişsiniz, devletmişsiniz ki siz bunları koruyasınız, muhafaz edesiniz.

Ya, çocuk gibisiniz yolda giderken düşürürsünüz. Evet. Şimdi tabi Batı böyle İslam dünyası Batıyı şeytanlaştırırken, İslam dünyasının Batıyı şeytanlaştırmasının sebebi ve şeytan gören içimizdeki Batılılardan. Batının yetiştirmiş olduğu, Batının yetiştirmiş olduğu içimizdeki satılmışlar Batıyı bize şeytanlaştırıyor. Ve hepimizi bütün Müslümanları birer Batı düşmanı yapıyor. Felsefi olarak hepimiz birer Batı düşmanıyız.

Ve felsefi olarak Batı düşmanı olduğumuz için Batının bütün her şeyine karşıyız. Çarşı her şeye karşı gibi. Bu Batının işine geliyor. Ama biz Batı felsefi olarak düşmanken, ekonomik olarak düşman değiliz. Kültür olarak düşman değiliz. Batı’da çalan bir melodiyi biz bütün hepimiz dinliyoruz. Batı’nın bir rapçısı, bir popçusu, hepimiz için bir idol oluyor. Ama kendi kendimize baktığımızda Batı’da bir moda çıkıyor, bizim modamız oluyor.

Düşük kemer modası bir çıkıyor, hepimizin pantolonları düşük kemer. Kadın erkek. Yüksek bel çıkıyor, hepimizin pantolonları yüksek bel oluyor. Bir saç stili çıkıyor, hepimizin saç stili ona benziyor. biz Batı düşmanıydık. Kıyafetlerimiz Batı. Kafelerimiz Batı. Yemek yeme kültürümüz Batı. Kaç tıraşımız Batı. Pantolon stillerimiz Batı. Tatil stilimiz Batı. Her şeyimiz Batı. Kopyası. Kötü mü kopyası? Ama felsefi olarak neyiz? Batı düşmanıyız. Hiç kimse de buna bu açıdan bakmıyor.

Neyimiz Batı düşmanı bizim? Eğlencemiz Batı. Düğünlerimiz Batı. Kıyafetlerimiz Batı. Batı’da fabrikaya giden bir kadını siz erotik olarak görmezsiniz. kıyafet açısından. Türkiye’de görürsünüz. Batı. Ama baktığımızda biz Batı düşmanıyız. Hiç alakası yok. Allah bizi affetsin. Evet. Konumuz siyasal istan. Bu yazıda her şey… …buraya okuduk.


Kaynakça ve Referanslar

  • “Siyasal İslâm” ve Batı kaynaklı kavramsallaştırma eleştirisi: Olivier Roy, L’Échec de l’Islam politique (Siyasal İslâm’ın İflâsı); Edward Said, Oryantalizm; Bernard Lewis eleştirisi
  • Allah’ın hükmüyle hükmetmeyenler âyetleri: Mâide 5/44 (kâfirler), Mâide 5/45 (zâlimler), Mâide 5/47 (fâsıklar); Nisâ 4/60-65
  • Tâhâ Sûresi “Rabbi zıdnî ilmen” duâsı: Tâhâ 20/114
  • Bediüzzaman Said Nursî ve Risale-i Nur yargılamaları: Eskiehir, Denizli, Afyon mahkemeleri (1935, 1943, 1948); Necmeddin Şahiner, Bilinmeyen Taraflarıyla Bediüzzaman
  • Süleyman Hilmi Tunahan ve Kur’ân kursu direnci: M. Emin Sarıyarlı, Süleyman Hilmi Tunahan; Ömer Muştu, Süleyman Efendi Hazretleri
  • İhvân-ı Müslimîn (Müslüman Kardeşler) — Hama ve Hıms katliamları (1982): Hasan el-Bennnâ, Mecâmi’u’r-Resâil; Seyyid Kutub, Fî Zilâli’l-Kur’ân, Yoldaki İşaretler; Robert Fisk, Pity the Nation (Hama katliamı tanıklığı)
  • Bilal Nadir Hazretleri (Antep Kâdirî Şeyhi) ve İstiklal Mahkemeleri: Mustafa Küpeli, Şeyh Nadir Efendi; Gazi Mustafa Kemal dönemi Kâdirî tekkeleri araştırmaları
  • Oryantalizm ve “fundamentalizm” yaftasının menbaı: Edward Said, Oryantalizm, Kültür ve Emperyalizm; John L. Esposito, The Islamic Threat: Myth or Reality?
  • DAEŞ (ISİD), El-Kâide ve Batı istihbaratlarının rolü: Patrick Cockburn, The Rise of Islamic State; Seymour Hersh, The Red Line and the Rat Line; Robert Fisk Ortadoğu yazıları
  • 15 Temmuz 2016 darbe girişimi ve NATO unsurları: TBMM Darbe Girişimini Araştırma Komisyonu Raporu (2017); İncirlik Üssü ve darbe girişimi delilleri
  • FED (Federal Reserve) ve doların özel aile vakıflarınca basılması: G. Edward Griffin, The Creature from Jekyll Island; Murray Rothbard, The Case Against the Fed
  • Modernlik ve akılperestlik eleştirisi: René Guénon, Modern Dünyanın Bunalımı; Seyyid Hüseyin Nasr, Modern Dünyada Gelenek; Frithjof Schuon, Dünya Dinlerinin Aşkın Birliği
  • Mevlânâ Celâleddin-i Rûmî’nin güneş ve göz metaforu: Mesnevî-i Şerîf, c. I (görme ve idrâk beyitleri); c. III (şûphe ve iman)
  • İçimizdeki ahmaklardan dolayı helak olma uyarısı: A’râf 7/155 (Hz. Mûsâ’nın duâsı: “İçimizdeki ahmakların işlediklerinden ötürü bizi helak eder misin?”)