2017 Karabaş-i Velî Tekkesi sohbet serisinin 13. oturumunda Mustafa Özbağ Efendi; Mesnevî-i Şerîf’in 711. beyti olan “Ey surete tapan, yürü manâyı elde etmeye çalış — manâ suret tenine kanattır. Mâna ehliyle düş kalk ki hem ata-ihsan elde edesin hem de feta olasın” beytinin tafsîlâtlı şerhini, suretin manâdan ayrılamayacağını (namaz dış görünüşte suret ama içi mîraç manası), kıyam-rükû’-secdenin meleklerin halakaları gibi olduğunu, sûfîlerin 5. esmâdan sonra esma şemsiyelerine vâkıf olduğunu (“hay” altında 9-10 isim, “hû” altında 7 isim), Hz. Ali’nin Yahudîye 7 altın borcu hakimde haksız hükmedilince bir avuç toprağı 7 altın yapma kerâmetini ve sahabelerin onu taklit etmesinin başarısızlığını (“ağzınız Ali’nin ağzı değildir”), İhsan mertebesinin “Allâh’ı görüyormuşçasına ibâdet” (Cibrîl hadîsi) tarîfini, mâna ehlinin alâmetlerini (sabah-akşam Allâh’a yalvaranlarla berâber tutmak — Kehf 28; Allâh zikredildiğinde kalpleri titreyen — Hac 35), Allâh’ın el-Velî isminin tecellîsiyle “kul Allâh’ı sever Allâh kulunu sever” hadîs-i kudsîsini, “kişi sevdiği iledir” hadîsi ile sufînin 28 Şubat’ta dervişin tahta kılıç çıkışını, “manâsız kılıf içindeki tahta kılıç” Hz. Pîr Mevlânâ teşbîhini, dünyâda misâfir odası kilitlemenin israflığını, gece ibâdeti-vird disiplinini ve 360 âlem-Rahmân-i rüyâ-cüz’î irâde-Allâh kendinden üstün varlık yaratabilir mi gibi sorulara cevaplarını tafsîlâtlı bir şekilde açıklamaktadır.
Manâ: Mesnevî 711. Beyt: “Ey Surete Tapan, Manâyı Elde Et”
Sohbetin başında Efendi hazretleri Mesnevî-i Şerîf’in 711. beytini şerh eder: “Ey surete tapan, yürü! Manâyı elde etmeye çalış. Çünkü manâ suret tenine kanattır. Mâna ehliyle düş-kalk ki hem ata ve ihsan elde edesin hem de feta olasın.”
Efendi hazretleri “her şeyin bir sureti ve bir manâsı vardır” hakîkatini açıklar: “Cenâb-ı Hakk’ın da bir zâhir bir bâtını olduğu gibi, insanların da bir görünüşü-sureti ve bir de manâsı-iç âlemi vardır. Dînin de bir şerîatı ve bir kendi içerisinde manâsı vardır. Her şey bir kabukla muhâfaza olunur. Cevizin bir dışı, bir içi vardır. Cevizin yeşil tarafını geçersiniz, daha sert bir yere varırsınız, onu da geçersiniz, ardından cevizin iç hakîkatine varırsınız. Bu da şeriât-tarîkat-hakîkat-marifet gibidir.”
Suret-Manâ Bütünlüğü: Ne Suret Yetmez Ne Manâ Yalnız Olur
Çok mühim bir denge: “İnsanlar ilk bakışta karşındaki kimsenin suretine göre hükmeder. Hz. Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî hazretleri ‘bir kimse bir topluluğa girdiğinde kıyâfetiyle karşılanır, fikirleriyle uğurlanır’ der. Bir kimse ‘önemli olan insanın manâsı, suret önemli değil’ derse — bu doğru bir düşünce değildir. Sûfîler buna katılmazlar. Sâdece suret yetmez, manâ da gerek; ama o manâ da bir suret gerek. Suretsiz de manâ bir anlam ifâde etmez. Sebep — o manâyı muhâfaza edecek-koruyacak bir suret lâzım.”
Namaz misâli: “Namaz dış görünüş olarak suretten ibârettir. Kıyâma durursun, rükû’a gidersin, secdeye gidersin — bu bir surettir. Ama bir kimse ‘ben surete takılmam’ deyip de namazın dış sallığını reddedemez. Namaz aynı zamanda içselliktir. İçsellikte, manâda zirve noktası o kimsenin mîrâcıdır. Namaz mü’minin mîrâcıdır. Eğer manâ ehliysen hiç en alt noktası namazın mîrâcın olur.”
Bu sebeple suret reddedilmez: “Sakın şunu çıkarmayın: ‘Bu işin sureti önemli değil.’ Mesela kadınlara tesettür farz kılınmış — ‘suret önemli değil’ diyemezsiniz. Erkeklere de tesettür farz kılınmış. ‘Manâ önemli, suret önemli değil’ deyip de erkekler cıs cıbıl dolaşamazlar. Böyle bir şey yok. Suret de önemli. Muhakkak ki ritüeller de önemli.” Bir kısım kendisini sûfî olarak sayanlar var ki ritüelleri terk ederler — bu yanlıştır. Hadîs-i şerifte: “İbâdetlerinizi benden gördüğünüz gibi yapınız.”
Sarık misâli: “Sarık sarmanın manâsı Sünnet’e uymaktır. Aslında sarık sarmanın manâsı meleklerin ayak izlerini takip etmektir. Sebep, ilk sarıklı bir şekilde Cebrâîl aleyhisselâm indi yeryüzüne — Bedir Savaşı’nda. Arkasındaki meleklerin de hepsinin başında sarık vardı. Hz. Muhammed Mustafâ direkt tâbî oldu Allâh’tan gelene ve hemen sarık sardı. Ardından bütün ashâb sarık sardı. Sarık sarmak işte bu — ama o Sünnet’e tâbî olma içi. Daha da içi Cebrâîl aleyhisselâm’a ve meleklere uymak.”
Meleklerin Halakaları: Rükû’-Secde-Kıyâm Melekleri
Efendi hazretleri çok mühim bir bâtinî hakîkati açıklar: “Mesela rükû’da olan melekler vardır. Biz namazda rükû’ ederiz ya. Meleklerin bir kısmı rükû’da Allâh’ı zikrederler. Bir kısmı secdede Allâh’ı zikrederler. Bir kısmı kıyâmda Allâh’ı zikrederler. Kıyâmda durmak, namazda rükû’ya gitmek, secdeye gitmek meleklerle yarışmak gibidir.”
Zikrullah halakası ve melekler: “Siz zikrullah halakası yaparsınız — zâhirîdir bu. Melekler de halaka-i zikrullah yaparlar. Tevhîd çeken melekler ayrıdır, hû esması çeken melekler ayrıdır, hay esması çeken ayrıdır, hak esması çeken ayrıdır. Bu büyük, Cenâb-ı Hakk’ın bütün isimleri güzel — ama içlerinde bazı isimleri cemeden, şemsiyesinin altına alınan isimleri vardır. el-Rahmân ismi şerifi gibi. Onun üstünde Allâh celle celâlühû ismi şerifi gibi.”
5. esmâdan sonra esmâ şemsiyeleri: “Hay ismi şerifinin altında 9-10 tâne isim şerif vardır. Hay ismi onların üstünde şemsiye gibidir. Hû ismi şerifinin altında 9-10 tâne, 7 tâne isim şerif vardır. Hû ismi onların başında şemsiye gibidir. Bunları sûfîler 5. esmâdan sonra vâkıf olurlar. 5’ten sonra halîfeliğe geçerken bunlara vâkıf olurlar.” Yâni esmâ silsilesinde belirli bir mertebeye varan derviş, Allâh’ın isimlerinin nasıl bir şemsiye-âile yapısı içerisinde tertib edildiğini görmeye başlar. Bu bilgi kitaptan değil, yakaza hâlinden alınır.
Hz. Ali’nin Toprağı Altın Etme Kerâmeti: Sahabelerin Taklit Edememe Hâdisesi
Efendi hazretleri çok kıymetli bir Hz. Ali kerâmetini nakleder. Bir Yahudî, Hz. Ali halîfe iken hâkim huzûruna gelir: “Benim senden 7 altın alacağım var” der. Hz. Ali: “Yok.” Yahudî: “Var.” Kâdı sorar: “Ey emîre’l-mü’minîn yemîn eder misin olmadığına dair?” Hz. Ali: “Ehl-i Beyt’e yemîn etmek yasak. Ehl-i Beyt yemîn etmez.” Bunun üzerine kâdı 7 altını Yahudîye ödemeye karar verir. Adâlete bakın — devlet başkanı olduğu için ayrım yapılmaz; Hz. Ali olduğu için kayrılmaz.”
Efendi hazretleri Hz. Ali’nin kim olduğunu hatırlatır: “Halîfe — koca Hz. Ali keramellâhu vechehu. Hz. Muhammed Mustafâ’nın birinci kızı Hz. Fâtıma’nın eşi. Hz. Hasan ve Hz. Hüseyin’in babası. Hayber’in önüne gidip koca Hayber kapısını yüklenip kaldıran kimse. ‘Bugün size Allâh içinizdeki dostunun yüzü suyu hürmetine zafer bahşedecek’ dediği Ali. Hz. Peygamber’in mübârek tükürüğüyle gözleri açılan Ali. Bedir’de kuyuların başına geçmeyi içtihâd eden Ali. ‘Yâ Rabbi Ali’nin döndüğü yere hakkı döndür’ diye duâ edilen Ali. Şimdi 7 altın için hâkim karşısında haksız hükmedilen Ali.”
Hz. Ali’nin Kerâmet Sahnesi
“Çıkıyor mahkemeden, hemen mahkemenin önünden bir avuç toprak alıyor. Üç İhlâs bir Fâtiha-ı Şerîf okuyor. Hz. Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretlerinin rûhâniyetine bağışlıyor. ‘Yâ Rabbi sen bilirsin ki benim bu Yahudîye borcum yok. Muhammed Mustafâ’nın yüzü hürmetine 7 tâne altın yâ Rabbi.’ Bir avuç toprak 7 tâne altın oluyor. Götürüyor mahkemeye teslim ediyor: ‘Alın diyor 7 tâne altını bu kimseye verin.'”
Sahabelerin Taklit Çabası ve “Ağzınız Ali’nin Ağzı Değildir”
Bunu gören sahabe taklit etmeye çalışır: “Herkes koşturuyor aynı yere. Herkes bir avuç toprak alıyor. Üç İhlâs bir Fâtiha okuyor. Hz. Muhammed Mustafâ’nın rûhâniyetine bağışlıyor. Ama olmuyor. Diyorlar ki ‘yâ Ali, senin yaptığını yaptık biz.’ Bakın suret — senin yaptığını yaptık. Suret cevap muhteşem: ‘Ağzınız Ali’nin ağzı değildir. Nasıl bir ağızsa, nasıl bir dilse, nasıl bir nefesse…’ İşte manâ. Sen bir manâ ehli bul.”
Buradaki ders şudur: “Mâna ehliyle düş kalk ata değer bulursun. O manâ ehli bırakın bakırı, tenekeyi altın eder. Bırakın tenekeyi, cürufu cevher eder. Eşkıyâyı evliyâ eder. Küfür deryâsında dolaşanı velî eder. Bir bakışıyla dağı altına çevirir. Eline aldığı kaya parçası mermer olsa, altına döner.” Suret aynı olsa bile manâ farklı olunca sonuç farklı olur. Hz. Ali’nin “ağzı” — yâni manâsı, mertebesi, Cenâb-ı Hakk’ın katındaki kıymeti — sahabelerin ağzından farklıydı; o sebeple aynı duâ aynı sonucu vermedi.
İhsan Mertebesi: “Allâh’ı Görüyormuşçasına İbâdet”
Efendi hazretleri Mesnevî beytinin “ihsan elde edesin” kısmını şerh eder. Cibrîl hadîsi: “Cebrâîl aleyhisselâm Hz. Peygamber’e sordu: ‘İmân nedir, İslâm nedir, ihsân nedir yâ Resûlallâh?’ Cevap: ‘İhsân, Allâh’ı görüyormuşçasına yaşaman, ibâdet etmen. Sen göremesen dahi her dâim O’nun seni gördüğünü hissedip de yaşamandır.'”
Demek ki o kimse ne elde edecek? — Bir de ihsân elde edecek. “İhsanın zirvesi-mîrâcı-tepe noktası ‘görüyormuşçasına yaşaman’dır. Yine Hz. Ali’ye döneceğiz: ‘Görmediğim Allâh’a ibâdet etmem.’ İhsanda öyle bir noktaya gel ki görmediğin Allâh’a ibâdet etme. Bu zirvedir. Bu zirveyi yakalayamadın, Hz. Muhammed Mustafâ bir çıt altını söylüyor: her dâim onun seni gördüğünü hissederek yaşamandır.”
Pratik tatbîkat: “Bu zirvenin altında olunca, onun seni her an gördüğü-işittiği bilinciyle yaşa. Harama düşme — O seni her an görüyor. Yanlışa düşme. Allâh’ın helâl dâiresi sana yeter. Zinâ etme — yapma. Hırsızlık-uğursuzluk yapma. Göz göre göre harama dalma. Namazlarını terk etme. Kendine dikkat et, diline dikkat et. İhsân mertebesinde yaş.”
Sonra “feta bul” — yâni kurtuluşa er. Manâ ehliyle düş kalkmanın üç ana neticesi: (1) Atâ — kıymetlenirsin; (2) İhsan — Allâh’ı görüyormuşçasına yaşar mertebesine erersin; (3) Feta — kurtuluşa erersin.
Mâna Ehlinin Alâmetleri: Kehf 28 ve Hac 35
Efendi hazretleri “manâ ehlini nasıl tanırız?” sorusunu Kur’ân ile cevaplar. (1) Kehf 28: “‘Nefsini sabah-akşam rızâsını isteyerek Rablerine yalvaranlarla berâber tut. Gözlerin dünyâ hayâtının süsünü isteyerek onlardan başka yana sapmasın. Kalbini bizi anmaktan-zikretmekten alıkoyduğumuz keyfine uyan ve hep aşırılık olan kişiye itaat etme.'”
Bu âyet Hz. Peygamber’e indirilmiştir; Mekkeli müşrikler “fukara sahabeyle berâber bizi tutma, bize ayrı sohbet et” demişlerdi. Hz. Peygamber bunu düşününce âyet indi. Demek ki: “Birisi zengin, ona iltifât ediyorsan dînin yarısı gitti. Birisi müdür-milletvekili-bakan, ona iltifât ediyorsan dînin yarısı gitti.” Manâ ehli sabah-akşam Rabbinin rızâsını isteyenlerle berâber olmak zorundadır.
(2) Hac 35: “‘Onlar ki Allâh zikredildiği zaman kalpleri titrer. Başlarına gelenlere sabrederler. Namazı kılarlar ve kendilerine verdiğimiz rızıktan dağıtırlar (infak ederler).'” Hadîs-i şerîfte: “Allâh’ın öyle kulları vardır ki onlar görüldüklerinde Allâh hâtıra gelir.” Ve bir kısım hadîslerde “insanların bir kısmı zikrullahın anahtarıdır — Allâh’ı zikrettirirler” diye geçer.
Mâna Ehlinin Sıfatları
- Kalbi Allâh zikredildiğinde titrer — dînî hassâsiyete sâhip, soğuk değil
- Başlarına gelenlere sabreder — isyan etmez, “Rabbim sebebi yakıcıdır” der
- Namazı kılar — farz ibâdetlerden hiç uzak değil
- Verilen rızıktan dağıtır (infak) — eşinden-çocuğundan-yakın akrabasından başlayarak
İnfak edileni Efendi hazretleri çok mühim bir tertîb verir: “Sağ elinin verdiğini sol elin görmeyecek. Elin titremeyecek verirken. ‘Lan benden beraber mi kazandı yâ — şimdi bunu veriyorum?’ demeyeceksin. Onu o verdi sana. Sebebi yakıcıdır Allâh — başına ne geldiyse ötelerden geldi. Öp başına koy. Mücevher gibi başına tâcet.”
Sufînin İmân Yenilemesi: “İslâm’ın Muhâfazakârı Olmaz”
Efendi hazretleri çok orijinal bir tezi koyar: “İslâm her an yenidir, cedittir. İçtihâd kapısı açıktır, her gün içtihâd edilir, yenidir. İslâm’ın muhâfazakârı olmaz. İslâm inanç olarak yenidir. ‘Ey iman edenler, iman ediniz!’ — yenile.”
Yenilemenin nasıl olacağı: “Muhâfazakâr olma, dünkü îmânında kalma. Yenile kendini. Surette kalma. Manâ olarak yenile. Halden hâle geç, perdeden perdeye geç. Allâh’ı zikret. Dosdoğru zikret. Dosdoğru ibâdet et. Ağzını tıka haramlara karşı. Gözünü tıka. Elini-ayağını bağla. Kendini her dâim zikrullah ile yenile.”
Bunun altında çok mühim bir akâidî hakîkat vardır: “‘Putperestin de muhâfazakârı vardır, Hıristiyanın da, Budistin de — her şeyin muhâfazakârı vardır. İslâm’ın muhâfazakârı olmaz. Çünkü Cenâb-ı Hak her an yeni bir şe’n üzeredir; sen de her an bu şe’ni takip etmek zorundasın.'” “Muhâfazakâr Müslüman” tâbiri, dînin durağan-eski bir sistem gibi anlaşılması demektir; oysa İslâm dinamik-her dem yenilenen bir akıştır.
Allâh’ın Sevdiklerine “İlân Etmesi”: Hadîs-i Kudsî
Efendi hazretleri çok kıymetli bir Hadîs-i Kudsîyi şerh eder: “Hz. Muhammed Mustafâ buyurdu: ‘Kul Allâh’ı sever, Allâh da kulunu sever. Allâh kulunu severse Cebrâîl’e nidâ eder: Ey Cebrâîl, Allâh filanca kulunu sevdi. Gök halkına nidâ et, Allâh’ı sevdi. Cebrâîl bütün gök halkına nidâ eder. Gök halkına dikkat edin — meleklere değil. Çünkü Allâh’ın sonsuz-sayısız mahlûkâtı, kavmi var. Melekler mü’min kulların kalbine ilhâm eder: Allâh filanca kulunu sevdi, sen de sev.'”
Allâh sevdiğine ne yaptırır? Sevdiğini ilân eder: “O kendisi sevdiğini söyler sana — ama meleklerin vâsıtasıyla. Şeyhinin vâsıtasıyla. Peygamberinin vâsıtasıyla. Kalbine ilhâm gelir-söyler. Önüne bir kuş oturtur, kuştan dillendirir. Bir çöp gelir, çöpten dillendirir. Bakarsın seccâdede dillenir. O sevdiğini beyân eder. O ketum değil. O sevdiğini ilân eder.”
Pratik tatbîk: “Düşünsenize, tövbe ediyorsunuz ‘Sübhânallâh ve bi-hamdihî, sübhânallâhi’l-azîm ve bi-hamdihî, estağfirullâhe’l-azîm.’ Takkak Hz. Ebû Bekr Efendimiz gelmiş dizinin dibine. Daha ne istiyorsun? Bu sevdiğine işâret değil mi? Şâh-ı Şâheyn gelmiş dizinin dibine — bu sevdiğine işâret değil mi sana? Daha ne işâret bekliyorsun? Bir bakmışsın bir süliyet gelmiş yanına, sana kelâm ediyor — ‘seninle berâber tövbe’ diyor. Bu sevdiğine işâret değil mi? Sâlih rüyâ peygamberliğin 46 cüzünden bir cüz dedi — işâret. O işâreti al, daha bu dünyâda kân al.”
“Manâsız Kılıf İçindeki Tahta Kılıç” — Mesnevî
Efendi hazretleri Mesnevî’den son bir beyti şerh eder: “Bu cisimde manâsız can — kılıfsız kılıf içinde tahta kılıç gibidir. Eğer bu can manâsızsa, yâni bir manâya ulaşamadıysa, manâ ehliyle oturup-kalkamadıysa, manâdan uzaksa — o kimse kılıf içerisinde tahta kılıçtır. Kılıf bedendir, içerisindeki tahta kılıç ruhumuzdur-canımızdır. Onu çelik hâline getiremedik. Manâya ulaşamayınca o bir tahta kılıç oldu.”
Tahta neye yarar? “Yanmaya yarar. ‘Cehennemlikler odunlarını bu dünyâdan taşırlar.’ Ne taşıyorlarmış? Odun. Nereden? Bu dünyâdan. Odun olma. Odun da taşıma. Odun yanmaya yarar. Mermer ol, razıyız. Taş ol, razıyız. Odun olma. Odun olarak bu dünyâdan göçme.”
Tahta Kılıçla Muhârebeye Girme
Çok mühim bir uyarı: “Tahta kılıcı muhârebeye götürme. Âh-ı figâna düşmemek için önce bir kez kontrol et. Tahta kılıçla muhârebeye girilir mi? Girilmez. Çakar almaz bir tüfekle muhârebeye girilir mi? Girilmez. Kendini vurdurursun. Tutukluk yapan tabanca çekilir mi? Çekilmez. Fıydır at onu. Sakın korkutmak için bile çekme onu — iki katil olursun.”
Bu, hem cismen hem manâen geçerlidir: “Birisi belinde silahı var, kavga etmeye geldi — ‘Ben dövüşmem’ der ama silah taşıyor. Karşıdaki seni vurursa iki katil oldu. Hadîs-i şerîfte: ‘Silahını önce çeken silahını birisi çekti — öbürkü de senden önce seni vurdu. Sen silahına elini attığın için iki katil oldu.'” Aynı şey manâen de geçerli: nefsi terbiye edilmemiş bir derviş, dünyâ imtihanlarına girince ilk kırılan o olur. “Şimdiden kendini bir dene. Ölmeden önce kendinizi hesaba çekiniz. Hesaba çek. Kılıcın tahtadan mı değil mi anlarsın sen. Manâdan bir pencere açılmadıysa tahtadan.”
“Misafir Odası Kilitlemek” Sürdürülen İsraf
Efendi hazretleri sohbetin pratik bir tarafı olarak “misafir odası” kültürünü sert şekilde eleştirir. Bayanlardan birkaçı ellerini kaldırınca: “Var mı evinde misâfir odası olanlar? Evet var işte. Kilitlidir o odada değil mi? Ölü kes açmaz. Ancak misâfir geldiğinde açacak. Onu da misâfirine göre açacak. Hele herkese de açmaz değil mi? Doğrusu bu. Dünyâ süsü.”
Bu uygulama dînen bir israftır: “Eh o misâfirin çocuğu varsa asla o oda açılmaz. Hele o çocuk haşaraysa benim gibi hiç açılmaz. Dünyâ süsü. Ne diyor? Dünyâ süsüne kalanlardan olma. Allâh israf edenleri sevmez.” Misafir odasının yıllarca kilitli durması, koltukların kullanılmaması, halıların eskimemesi için saklanması — tüm bunlar israf-savurganlık-dünyâ süsünden başka bir şey değildir. Sûfî bütün eşyâyı yerli yerinde kullanmalıdır.
Genel israf eleştirisi: “Sökülmüş dik, yırtılmış dik, az kalmış ye onu, atma. İsraf etme. Geymeyeceksin temizle ütüle birisine ver, atma. Bu plastik bardak atma. Bu kâğıt bardak atma. Yıka temizle koy yerine. Peçeteyi sil-at sil-at ediyor — bu ne dedim! Bir kez silip atıyorsun. Sosyetelik yapma. Sonuna kadar sil — önce bir tarafını, sonra öbür tarafını. Atma. İsraf etme. Bezden peçete kullan.”
Gece İbâdeti ve Vird Disiplini
Efendi hazretleri sûfînin gece ibâdetinin önemini açıklar: “Bir kimse gece dervişin gece zikri olur. Gece zikirsiz derviş olmaz. Mâna ehliyse, geceyi kaçırmaz. Gece avâm uyuduktan sonra hâslar için gündüzdür. Geceyi Cenâb-ı Hak avâmı örtmek için yarattı. Geceyi dostlarıyla hem-hâlleşmek için yarattı. Geceyi kaçırma.”
Vird disiplini: “Bir virdin mi var? Günlük bir virt çekiyor büyük bir çoğunluk. Bazıları iki tâne çekiyor sabah-akşam. İki tâne çekmek serbest. Bir virdi olan onu gece çekmeye gayret etsin. El ayak çekilince. Ben gece virt çekeceğim deyip de hatunu boşlama; gece virt çekeceğim deyip de kocanı boşlama. Bu da ibâdet — nâfile ibâdet — insanın eşiyle ilişkiye girmesi.”
Hz. Peygamber’in örneği: “Hz. Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretleri isteğini yerine getirirdi. Sonra gusulünü alır eşine derdi: ‘Müsâade eder misin? Ben biraz Rabbimle baş başa kalayım.’ Muhteşem bir şey. Müsâade eder misin? Yâni ‘Ben senin gönlünü aldım, gönlün doldu. Şimdi müsâade et — Rabbimle baş başa kalayım.'”
Pratik tavsîye: “Evinizin bir köşesi olsun, oraya bir secâdeniz olsun. Bu misâfir odası olursa daha iyi olur. Kilitli odaya açlıktır — ‘şu odada ben ibâdet edeyim, en kıymetli odada Allâh’a en güzel ibâdetler edeyim. Zikrullah yapayım burada’ de. Otur iki rekat namaz kıl Allâh için (farz değil-vâcip değil-muhteşem bir şey). Allâh’a yalvar, dersine başla. Sübhânallâh ve bi-hamdihî, sübhânallâhi’l-azîm ve bi-hamdihî, estağfirullâhe’l-azîm — her kelimeyi nurdan top haline getir, semâlara yırta yırta gönder. Allâh’ın kapısına vuran bir bombardıman.”
360 Âlem, Cüz’î İrâde ve “Allâh Kendinden Üstün Yaratabilir mi?” Sorusu
Bir derviş “kırklar nasıl oluşur?” diye sorar. Efendi hazretleri: “Cenâb-ı Hak onları seçiyor. Allâh’a yakınlık peydâ etmişler.” Bir başka derviş cennette 360 âlemden bahseden bir hadîsi sorar. Efendi hazretleri kestirme cevap verir: “İnsanların bildiği bir tek âlem var — rüyâ görüyor ya. Onu da rüyâ görenler bilir. Rüyâ kendi içerisinde ayrı âlemlerdir. Üçe bölmüş Hz. Peygamber: şeytânî rüyâlar, bir şeyin etkisinde kalınarak görünen rüyâlar, Rahmânî rüyâlar. Rahmânî rüyâlar kendi içerisinde 70 ayrı perdedir; her perdenin içerisinde 7 daha ayrı perde vardır. Yaşamayan bilmez.”
“Allâh Kendinden Üstün Bir Varlık Yaratabilir mi?” Soru
Bir derviş çok klasik bir ateist-felsefik soru iletir. Efendi hazretleri çok pratik bir cevap verir: “Bu sorular ahmakcadır. Ahmak soruya cevap arayan da ahmaktır. Ateistlerin laf cambazlığıdır. Allâh Allâh’tır, en büyük-en kudretlidir. Allâh’ın her şeyi yaratmaya gücü ve kudreti yeter. Neden kendinden üstünü yaratsın? Senin küçücük beynin için mi yaratsın?”
Pratik karşılık: “Bu şuna benziyor: Sen de parmaklarının üzerinde yürümen lâzım. Kalk işâret parmaklarının üzerinde hâmuda kalk yürü. Neden? Öyle yürü. Ben istiyorum. ‘Yürüyemem ki — neden? Yürümeye tâkâdim mi yok?’ Birine öyle dedim — bir ateist kardeşe. ‘Hadi parmaklarının üzerinde yürü.’ ‘Neden?’ ‘Benim Rabbim böyle yaratıyor — ayaklarının üzerinde. Sen de inanmıyorsan ya ellerinin üzerinde yürü, karşı çık, doğaya da karşı çık.'” Yâni “Allâh kendinden üstün yaratabilir mi?” sorusu doğanın temel mantığına aykırıdır; aynı tip sorular “ateist hava atma” kalıplarıdır, ciddî bir akâidî tartışma değildir.
Sohbetten Çıkan Ameli Dersler
- Suret de manâ da gereklidir — biri olmadan diğeri ayakta duramaz
- Namaz dış görünüşte suret, içsellikte mîrâcdır
- Sarık sarmak meleklerin Bedir’de Cebrâîl’le indikleri sünnete tâbiyettir
- Meleklerin halakaları vardır: rükû’-secde-kıyâm melekleri ayrı ayrı zikrederler
- Esmâ şemsiyeleri (hay-hû) 5. esmâdan sonra dervişe açılır
- Hz. Ali’nin toprağı 7 altın yapma kerâmeti — sahabe taklit edemedi: “ağzınız Ali’nin ağzı değildir”
- Mâna ehliyle düş kalk — atâ-ihsan-feta üç meyve
- İhsan = “Allâh’ı görüyormuşçasına ibâdet” (Cibrîl hadîsi)
- Mâna ehlinin sıfatları: kalbi titrer-sabreder-namaz kılar-infak eder (Hac 35); Kehf 28 emri
- “İslâm’ın muhâfazakârı olmaz” — her dem yenilenmek lâzım
- Allâh sevdiğini meleklerle-şeyhlerle-rüyâlarla ilân eder
- “Manâsız can — kılıf içindeki tahta kılıç”; mahşere çıkmadan kontrol et
- Misafir odası kilitlemek dünyâ süsüne aldanmaktır, israftır
- Gece ibâdeti ve vird disiplini — eşin hakkını da unutmadan
- Allâh kendinden üstün yaratabilir mi sorusu ateist laf cambazlığıdır
Bibliyografya — Zikredilen Kaynaklar
- Kur’ân-ı Kerîm: Kehf 28 (“Sabah-akşam Rablerine yalvaranlarla berâber tut”); Hac 35 (mü’minlerin sıfatları); Âl-i İmrân 135 (kötülük yapanlar Allâh’ı zikrederek tövbe eder); Â’râf 206 (Rabbinin yanındakiler ibâdetten geri durmazlar)
- Hadîs-i Şerîfler: Cibrîl hadîsi — îmân-İslâm-ihsân tarîfi (Buhârî-Müslim); “Beni rüyâda gören gerçekte görmüştür”; “Sâlih rüyâ peygamberliğin 46 cüzünden bir cüzdür”; “Müslüman dilinden ve elinden mü’minlerin emîn olduğu kimsedir”; “İbâdetlerinizi benden gördüğünüz gibi yapınız”; “İlk silahını çeken iki katil olur”
- Hadîs-i Kudsî: “Kul Allâh’ı sever, Allâh kulunu sever — Allâh kulunu severse Cebrâîl’e nidâ eder, gök halkına ilân eder”; “Allâh’ın öyle kulları vardır ki onları görenlere Allâh hâtıra gelir”
- Mesnevî-i Şerîf: Mevlânâ — 711. beyit: “Ey surete tapan, manâyı elde et — manâ ehliyle düş kalk”; “Manâsız can kılıf içindeki tahta kılıç gibidir”; “Bir kimse bir topluluğa girdiğinde kıyâfetiyle karşılanır, fikirleriyle uğurlanır”
- Hz. Ali Kerâmeti: Yahudîye 7 altın için bir avuç toprağı altın yapma; sahabelerin taklit edememesi ve “ağzınız Ali’nin ağzı değildir” cevabı
- Sahabe ve Sîret: Bedir’de Cebrâîl’in sarıkla inişi; Hayber’de Hz. Ali’nin kapıyı kaldırışı; Hz. Ömer’in Huzeyfe’ye “ben listede miyim?” diye ağlayışı; Hz. Ebû Bekir’in cihad-ı Müseylemâ
- İhsan Kavramı: “İhsan, Allâh’ı görüyormuşçasına ibâdet etmen, görmesen de O’nun seni gördüğünü hissetmendir”
- Tasavvuf Istılâhları: Suret-manâ, esmâ şemsiyeleri (5. esmâdan sonra), tahta-elmas kılıç, kıyâm-rükû’-secde melekleri, mâna ehli, atâ-ihsan-feta, sebebî yakıcı (Allâh), 360 âlem, Rahmânî rüyâ 70 perde
Sohbetin Özeti
2017 Karabaş-i Velî Tekkesi sohbet serisinin 13. oturumunda Mustafa Özbağ Efendi; Mesnevî-i Şerîf’in 711. beyti olan “Ey surete tapan, manâyı elde et — manâ ehliyle düş kalk ki atâ-ihsan-feta bulasın” beytinin tafsîlâtlı şerhini, suret ile manânın bütün bir olduğunu (namaz dış görünüşte suret, içte mîrâcdır), sarık sarmanın Bedir’de Cebrâîl’in sarıklı inişine tâbîlikten geldiğini, meleklerin rükû’-secde-kıyâm halakaları olduğunu, sûfîlerin 5. esmâdan sonra esmâ şemsiyelerine (hay-hû gibi) vâkıf olduğunu, Hz. Ali’nin Yahudîye 7 altın için bir avuç toprağı altına çevirme kerâmetini ve sahabelerin taklit edemeyişini (“ağzınız Ali’nin ağzı değildir”), Mâna ehliyle düş kalkmanın atâ-ihsan-feta üç meyvesini, İhsan mertebesinin Cibrîl hadîsinde “Allâh’ı görüyormuşçasına ibâdet” olarak tarîf edildiğini, Mâna ehlinin Kehf 28 ve Hac 35’teki sıfatlarını (sabah-akşam Rabbe yalvarma, Allâh zikrinde kalp titreyişi, sabır, namaz, infak), “İslâm’ın muhâfazakârı olmaz” tezini, Allâh’ın sevdiğini meleklerle-şeyhlerle-sâlih rüyâlarla ilân ettiğini, “manâsız can kılıf içindeki tahta kılıçtır” Mesnevî teşbîhi ile sûfînin imtihanlara karşı manâyla tahkîm olunması gerektiğini, dünyâ süsüne aldanmamak adına misafir odası kilitlemenin israflığını, gece ibâdeti-vird disiplini ile sübhânallâh-elhamdülillâh-Allâhu ekber zikirlerini “nurdan top hâline getirip” Allâh’ın kapısına vuran bir bombardıman olarak yapmayı, 360 âlem-rahmânî rüyâ 70 perde gibi tasavvufî meselelere kısa cevaplar verilişini ve “Allâh kendinden üstün bir varlık yaratabilir mi” gibi ateist laf cambazlıklarına nasıl pratik karşılık verilmesi gerektiğini tafsîlâtlı bir şekilde açıklamıştır.
Kaynak: Mustafa Özbağ Efendi — 13. Karabaş-i Velî Tekkesi 2017 Sohbeti | Video: YouTube | Playlist: 2017 Karabaş-i Velî Tekkesi
Diğer sohbetler: Dergah Sohbetleri