2017 Karabaş-i Velî Tekkesi sohbet serisinin 12. oturumunda Mustafa Özbağ Efendi; Hz. Peygamber’in dizlerini karnına çekerek sağına yatma Sünnet’ini ve sırt üstü-yüz koyun-sol tarafa yatmanın nehyini, “tahta kılıç vs. elmas kılıç” Mesnevî teşbîhi üzerinden sûfînin imtihanlara dayanma terbiyesini, 28 Şubat döneminde 500-600 dervişten bir kısmının “tahta kılıç” çıkıp evine döndüğü hâdisesini, ashabın Hz. Peygamber sayesinde her birinin velîye dönüştüğünü, mürşidin “kimyacı” olduğunu (taşı cevher, kayayı altın, hayta kişiyi Allâh dostu yapan), sûfînin üstâdını Hz. Peygamber’le veyâ Geylânî gibi pîranla denk görmesinin sapkınlık-cahillik olduğunu, İngilizlerin Müslüman dünyâsını içeriden Şia-Vahhâbî kıskacıyla parçalama oyununu ve son 300-400 yıldır sufilere-mezheplere acımasızca saldıranların İngiliz/ABD/Mossad/Avrupa Birliği ajanı olduğunu, Suûd-Vahhâbîlerin Cennetü’l-Bakî’de Ehl-i Beyt mezarlarını-Peygamber eşlerinin türbelerini yıkışını, Cebrut lâikliğin yerine “Cebrut Vahhâbîliği” üretildiğini, Kütüb-i Sitte’de geçen ebdâl-aktâb-kutub hadîslerini (40 ebdâl Şâm’da, kalpleri Hz. İbrâhim’in kalbi üzere, onlar sebebiyle yağmur yağar-yardım gelir-arz ayakta durur), İbn Arabî’nin “Allâh’ın direkleri 4, imâmlar 2, kutub 1” sınıflandırmasını ve bu velîlerin ümmetin selâmeti için zarûri olduğunu tafsîlâtlı bir şekilde açıklamaktadır.
Velî: Sağına Yatma Sünneti: Hz. Peygamber’in Yatış Şekli
Sohbetin başında bir derviş “sırtüstü uzanırken zikir edilebilir mi?” diye sorar. Efendi hazretleri Hz. Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellemin yatış Sünnet’ini açıklar: “Hz. Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretleri sırt üstü uzanıp yatmazdı. Yüzü koyun da yatmazdı. Bununla alâkalı buna nehyeden iki tâne hadîs-i şerîf var. Sol tarafına yatmayı da nehyeden hadîs-i şerîf var. O yüzden o sağ tarafına yatardı.”
Resûlullâh’ın yatış pozisyonu: “Hz. Peygamber dizlerini karnına doğru çeker sağına yatardı. Ayaklarını uzun uzun uzatmazdı. Yüzü koyun yatmak yok, yüzü aşağı yatmak yok, yüzü yukarı yatmak yok, soluna yatmak yok. Sağına yatmak var.”
Bunun Kur’ânî temeli: “Âyet-i Kerîme’de ‘yanlarınızın üzerine yatarken Allâh’ı zikredenler’ diyor. Sırt üstü yatarken demiyor. Veyâhud yüz üstü-yüzü koyun yatarken demiyor. ‘Yanlarınızın üzerine yatarken.’ Ayaktayken-otururken-yanlarınızın üzerine yatarken (Âl-i İmrân 191). O yüzden hem âyetle hem de Sünnet-i Resûlullâh ile sâbittir yanının üzerine yatmak. Müslümanın bu noktada Sünnet-i Resûlullâh’a uyan bir kimse sağına yatar.”
“Tahta Kılıç vs. Elmas Kılıç” Mesnevî Teşbîhi
Efendi hazretleri Hz. Mevlânâ’nın Mesnevî’sinden bir teşbîhi şerh eder: “Hazreti Pîr diyor ki: ‘Tahtadansa başkasını ara. Eğer elmassa sevinerek ileri gel.'” Tahta kılıç, sûfîlik yolunda nefs terbiyesi görmemiş, mücâdeleye girmemiş, kendini terbiye etmemiş kişidir. Bir muhârebede tahta kılıç çabucak kırılır, kendi kendini doğrar. “Demek ki bir nefis terbiyesi almadıysan, bir terbiye görmediysen, nefis mücâdelesinin içine girmediysen, sen tahtadan kılıçsın.”
Bunu dışarıdan anlamak mümkün değildir: “Burada herkes sohbet dinliyor. Ama burada o kimse tahtadan mı değil mi bilmiyoruz. Tahtadan olup olmadığı, ona bir imtihan çarptığında belli oluyor. Herkesin bir kaldırabileceği bir şey var. Ona bir şey çarpıyor — isyan mı edecek? Yoldan geri mi dönecek?”
28 Şubat İmtihanı: Tahta Kılıçların Düşüşü
Çok çarpıcı bir hâtıra: “28 Şubat döneminde herkes dervişti. Yaklaşık zikrullahlarda 500-600 kişiydik. 28 Şubat geldi-çarptı. Bütün arkadaşlar dervişti bizim. Bir kısmı tahtadan. İmtihanı görünce, basılmayı görünce, polisi görünce, bir düdük öttürüldüğünde bir kısmı evine döndü. ‘Biz burada yapamayacağız, yürüyemeyeceğiz’ dediler. Kılıç tahtadan olunca bir imtihan sırasında ilk önce o gider. O çünkü kendini terbiye etmiyor. Allâh’a âşık değil. Nefis mücâdelesi yok onda. Zorluklara-sıkıntılara-belalara katlanabilme özelliği oluşmamış. Bir bela-müsîbet görünce pılısını-pırtısını toplayıp gidiyor.”
Bu, dünya hayâtında her sûfînin yaşayacağı bir imtihandır — ister 28 Şubat gibi siyâsî baskı, ister şahsî bir musîbet olsun. Tahta kılıç çabucak kırılır; elmas kılıç ise binlerce darbeye dayanır.
Mürşid: “Bir Kimyâcı” — Velinin Bir Nazarı Taşı Cevher Eder
Efendi hazretleri Mesnevî’nin devamını şerh eder: “Elmas kılıç velîlerin silah deposundandır. Onları görmek size kimyâdır.” Eski dilde “kimyâ” bir şeyin vasfını-özelliklerini değiştirmek için kullanılan bir ilimdir; buna simyâ ilmi de denir. “Bu ne? Toprağı altın etmek. Bu ne? Taşı elmas etmek. Bu ne? Kayayı cevher etmek. Bu kimyâ ilmidir.”
Kimyâ ilminin sûfîce tatbîki: “O velîlerin sohbetine gitmek, o mürşidlerin huzûrunda durmak, o mürşidlerin Kur’ân ve Sünnet dâiresindeki telkinlerine uymak, o mürşidlerin iyi nazarlarını almak insanlara kimyâdır. Nasıl Hz. Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretleri Ebû Zeri’l-Gifârî gibi bir eşkiyâdan bir velî oluşmasına sebep olduysa, ashabın büyük bir çoğunluğu neydi? Câhildi. Hepsi neler oldular? Hz. Muhammed Mustafâ’nın halkasında her biri birer velî, birer evliyâ oldular.”
Velînin nazarının kıymeti: “Onların terbiyesi, nazarı, kızmaları dahi rahmettir-berekettir-lütuftur-ikramdır. Onların terslemeleri dahi senin nefsine bir ilaçtır. Velînin bir nazarı taşı cevher eder.” Bu sebeple sûfî mürşidin huzûrunda sürekli bulunmalı, onun nazarını-sohbetini kaybetmemelidir.
İsâ aleyhisselâmın “küp” mu’cizesi de bu kimyâ ilmiyle ilgilidir: “Ne yaptı İsâ? Bütün elbiseleri-kumaşları bir kazana attı. 20 kişi 20 tâne renk söyledi. 50 kişi 50 renk, 100 kişi 100 renk söyledi. Hepsini de o küpün içerisinden çıkarır onlara verirdi. O ne yaptı? Renksizlikten insanların istedikleri rengi Allâh’ın izniyle meydana getirdi — bir peygamber mu’cizesi.”
Sûfînin Üstâdını Hz. Peygamber’le Denk Görme Sapkınlığı
Efendi hazretleri çok sert bir uyarı yapar: “Sakın bir velî bir mürşid-i kâmili Hz. Muhammed Mustafâ ile yarıştırmayın. Sakın üstünde görmeyin. Bir kısım sûfîler üstâdlarını-şeyhlerini Hz. Muhammed Mustafâ’dan üstün görme noktasına gelirler ki bu sapkınlıktır.”
Çok kuvvetli bir kıyas: “Âdem’den kıyamete kadar bütün velîleri-mürşidleri üst üste koysalar, milyon kezle çarpsalar, milyon kezle çarpsalar — hiçbir biri veyâ tamamı Muhammed Mustafâ’nın sallallâhu aleyhi ve sellem hazretlerinin tırnağının üzerindeki tozu olamazlar. O yüzden bir kimse üstâdını Hz. Muhammed Mustafâ’ya denk veyâ üstün görür ya kimisi — o üstün görmekte, denk görmekte büyük küstahlıktır.”
Bir başka sapkınlık: “Bir kısmı da herhangi bir dervişi, çavuşu, zâkiri, nakîbi, halifeyi üstâda denk görür. O da ya cahildir ya gâfildir. Bunlar sûfîlerin uyması gereken edeplerdir, sapkınlıktır.” Birisi “filanca ağabeyle üstâdın arasında bir fark yok” derse o sapkınlıktır; birisi “üstâdımla Peygamber arasında bir fark yoktur” derse sapkınlıktır; bir kimse üstâdının sözünü Sünnet-i Resûlullâh’dan üstün tutarsa o vartaya düşmüştür.
Velîlerin meslekteki ve fazîletteki konumu: “Peygamberlerle dahi eş tutamazdı. Meslekte eştirler — peygamberlik mesleğinde eştirler. Fâziletette eş değildirler. Bir kimse velilikte mesleğinde eş olur. Ama fâziletette Abdülkâdir Geylânî hazretlerine eş olur mu? Allâh muhâfaza eylesin.” “Herkesin üstâdı kendisine haktır. Eyvallâh. Herkesin üstâdı kendisi için aktâbtır-kutubdur. Eyvallâh.” Ama bu, üstâdı pîranla denk tutmak değildir.
İngiliz Oyunu: Şia-Vahhâbî-Cemaat Üçgeni ile Müslümanları Parçalama
Efendi hazretleri 300-400 yıllık sûfîlere karşı düşmanlığın asıl kaynağını açıklar: “Bu İngilizler İslâm dünyâsını içeriden yıkmak için türlü oyunlar sergilediler. Şia ile Sünnîlerin arasını iyice açan son 300-400 yılda İngilizlerdir. Önceden makas bu kadar açık değildi. Buna bir şey daha ilâve ettiler Osmanlı’nın içerisinde — Vahhâbîlik. Vahhâbîlik kurarlarken Selefî Vahhâbîlik kurdular. Bunlar önce ‘Kur’ân ve Sünnet’i icrâ ediyoruz ve öğretiyoruz’ diyerek, ‘ona bidat-buna şirk’ diyerek ümmet-i Muhammed’in içerisine bir bomba attılar.”
Bu oyun Türkiye’de de aynı şekilde uygulanmıştır: “Türkiye’de birinci derecede uygulama tekke ve tarîkatların kapatılması — Tekke ve Zâviyeler Kanunu. Şedîd bir mücâdeleye giriştiler. Türkiye’de ‘Allâh’ diyeni bırakmamaya gayret ettiler.”
Orta Doğu’daki uygulama: “Orta Doğu’da mezhepleri bozdular ama insanların dînî yaşantılarına karışmadılar. İnsanların mezheplerini bozdular. Şimdi orada insanlar üzerlerine bomba bağlayıp herhangi bir yerde patlatabiliyorlar. Onu durduracak mezhepsel bir öğreti yok. Başına bir tâne İngiliz ajanı koyuyor — ‘âlim, şöyle âlim, böyle âlim.’ Aslında İngiliz ajanı. Daha açık söylüyorum: ABD başkanı kendisi söyledi DAEŞ’i bir önceki ABD başkanının kurduğunu. Başındaki adam ABD ajanı.”
Türkiye’deki Sufî Düşmanlığının Arkasında Kim Var?
Efendi hazretleri çok kuvvetli bir tesbît koyar: “Türkiye’de sûfîlere karşı acımasızca savaş açanlar varsa, mezheplere karşı acımasızca savaş açanlar varsa — Türkiye’de adı, ismi şeyh de olsa, hoca da olsa, profesör de olsa, Diyânetçi de olsa, ilâhiyâtçı da olsa İngiliz ajanıdır. Direkt. Ya arkasında Mossad vardır, ya M16, ya CIA, ya Avrupa Birliği. Sebep dîni ve dindarları ifsâd etmektir.”
Mısır-Suriye-Yemen-Suûd-Tunus-Cezâir-Fas örnekleri: Hepsinde Müslüman Kardeşler üzerinden oynanmıştır. Türkiye’de de aynı oyun oynanıyor. “Karşımıza bir kimse çıkıyor, bizim dilimizden konuşuyor. Ama Türkiye’de İslâmî mücâdelenin geldiği noktaya bakmaksızın, eski-yeni bakmaksızın acımasızca eleştiriyorlar. Sufî topluluklarla, mezheplerle, sufî toplulukların başındaki kimselerle savaşıyorlar. İlâhiyâtlarda mezhep konuşulmuyor artık. Yetişen ilâhiyâtçılar her biri birer mezhep, birer sûfîlik düşmanı olarak yetişiyor. Bunlar bizim çocuklarımızı eğitiyor, kürsülerde vaaz ediyorlar.”
Sonuç: “Oynanan oyun çok büyük. Bu Anadolu topraklarında insanları birbirlerine düşürmeye çalışıyorlar. Yûnus’la, Hz. Mevlânâ’yla, Hacı Bektâş’la, Hacı Bayrâm-ı Velî’yle, Üftâde’siyle yoğrulmuş olan bu toprakları ne yazık ki ayrıştırmaya çalışıyorlar. Bizi Yûnus’tan, Hz. Mevlânâ’dan, Hacı Bektâş-Hacı Bayrâm’dan, Sünbül-i Sinân’dan, Muhammed Uşşâkî hazretlerinden koparmaya çalışıyorlar. Tekkelerle-zâviyelerle-türbelerle bağımızı koparmaya çalışıyorlar. İmâm-ı A’zam’dan, İmâm Şâfi’î’den, İmâm Mâlik’ten, İmâm Hanbel’den, İmâm Muhammed’den, İmâm Yûsuf’tan, Gazâlî’den, Muhyiddîn İbn Arabî’den koparmaya çalışıyorlar.”
Suûd-Vahhâbî Tarihî Vesîkalara Saldırı: Cennetü’l-Bakî’nin Yıkılışı
Efendi hazretleri Suûd-Vahhâbîlerin yıkımlarını çarpıcı şekilde nakleder: “En son Suûd’daki Vahhâbî-Selefî bozuntuları Hz. Muhammed Mustafâ’nın sallallâhu aleyhi ve sellem hazretlerinin kabri şerîfini yıkmaya kalkmışlardı. Geldikleri nokta bu oldu. Mescid-i Nebevî’nin karşısında Cennetü’l-Bakî’de bir tâne türbe bırakmadılar. Bir tâne mezar taşı bırakmadılar. Orada komple seyyidlerin, şeriflerin mezarları ve türbeleri vardı — yıktılar. İmâm Mâlik’in türbesi, mezarı vardı yıktılar. Sahâbelerin mezarları-türbeleri vardı hepsini yıktılar.”
Uhud’da bile aynı vahşet: “Uhud meydanında dahi kabristanlar belli değil — yıktılar. Hattâ Hz. Hamza’nın olduğu yeri hiç kimse bilmiyor şimdi. Yerle yeksân ettiler, imârı açtılar.” Türkiye’de de bir zamanlar aynı yasaklar vardı: “Tekke ve Zâviyeler Kanunu çıktığında türbeleri ziyâret etmek yasaktı. Kilitliydi hepsi. Osmân Gâzî, Orhan Gâzî türbesi yasaklıydı. Muhammed Üftâde hazretlerinin türbesi yasaklıydı. Emîr Sultân hazretlerinin türbesi yasaklıydı.”
Cebrut Lâiklik → Cebrut Vahhâbîlik
Efendi hazretleri çok kıymetli bir tesbît koyar: “Cebrut lâiklik bunu yasaklamıştı. Şimdi başka bir şey ürettiler. Cebrut lâiklik Cebrut Selefî Vahhâbîliği üretti. Cebrut lâiklik geri çekildi — Cebrut Selefî Vahhâbîliği var şimdi.” Yâni eskiden lâiklik adıyla türbe ziyâreti yasaktı; şimdi ise “Selefî Vahhâbîlik” adıyla aynı yasak getiriliyor. Bir kimse türbeye gidip üç ihlâs bir Fâtiha okuyunca “şirk ehli oldu” fetvâsı veriliyor.
Medîne-i Münevvere’deki uygulama: “Medîne’ye geldiniz, Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem hazretlerinin kabri şerifinin başında üç ihlâs bir Fâtiha okuyamıyorsun. Sebep — orada Cebrut bir tâne Selefî Vahhâbî var. Senin Hz. Peygamber’in sırtını döndürüyor. Cennetü’l-Bakî’yi istediğiniz nisâbatla ziyâret edemezsiniz. Çok eski bir kroki var — elden ele dolaşan. ‘Burada İmâm Mâlik’in mezarı var, burada seyyidlerin mezarlığı var’ diyor.”
Bu yıkımın asıl mânâsı: “Asraptan intikam alıyorlar. Hz. Muhammed Mustafâ’dan intikam alıyorlar. Bunu da din adına yapıyorlar. Ümeyye oğullarından gelmeler herhalde. Hz. Peygamber’in torunlarından, eşlerinden ne istediniz ya? Bana şimdi yeni yetişen Müslümanlardan bir kimse, Hz. Âişe annemizin kabri şerîfini gösterebilir mi? Hz. Ali Efendimizin torunlarından bir tânesinin kabrini gösterebilir mi? Gösteremez.” Bizi târihimizden, ata-ecdâdımızdan kopararak, gelecek nesillere ne kalacağı bilinmez bir hâl yaratmak istiyorlar.
Kütüb-i Sitte’deki Ebdâl Hadîsleri: 30-40 Velî Arzı Ayakta Tutuyor
Efendi hazretleri “yaşayan velî yoktur” diyenlere karşı Kütüb-i Sitte’deki sahîh hadîsleri sıralar:
1. Hadîs-i Kudsî (Ramuz)
“Kullarımdan benim velîlerim ve halkımdan sevdiklerim, o kimselerdir ki benim zikrimle zikrolunur ve zikirleriyle ben zikrolunurum.” Yâni Allâh’ın velîleri ve sevdikleri, sürekli zikreden ve etrâflarına da Allâh’ı zikrettiren kimselerdir.
2. Ahmed b. Hanbel’in Naklettiği Hadîs
“Bu ümmette ebdâllar 30 tânedir. Kalpleri Halîlu’r-Rahmân Hz. İbrâhim aleyhisselâm’ın kalbi üzeredir. Bunlardan biri ölünce Allâh onun yerine bir başkasını koyar.” Demek ki bu velîler hiç eksilmez; ebedî olarak vardırlar. Çünkü Cenâb-ı Hakk’ın “el-Velî” ismi şerifi sıfat olarak her dem tecellî eder.
3. Yûnus 62-64 Âyeti
“Onlar mahzûn olmazlar, mahsûm da olmazlar. Onlara dünyâda da âhirette de müjdeler vardır.” — Allâh’ın velîleri hakkındadır.
4. Ümmetimden Ebdâllar 30 Tânedir Hadîsi
“Arz, onlar sebebiyle ayaktadır. Onlar sebebiyle yağmura mazharsınız. Onlar sebebiyle yardıma mazharsınız.” Demek ki bu velîler arzın direkleridir. “O velîler var olduğu için arz ayakta. O velîler var olduğu için yağmur yağmakta. O velîler var olduğu için size yardım edilmekte. Eğer o velîler yeryüzünden çekilirse kıyamet kopuyor.” Yine bir hadîs-i kudsîde “Allâh diyen kalmayınca kıyamet kopar” geçer. Muhyiddîn İbn Arabî de “son zamanın kutbu vefât edip onun yerine birisi tâyîn edilmediğinde bozulma başlar” der.
5. Şâm Ehli Arasındaki Ebdâl Hadîsi
“Ebdâllar Şâm ehli arasındadır. Onlar sebebiyle yardım görürler, rızka mazhar olurlar.” (Hz. Ali rivâyeti) “Ebdâllar Şâm’dadır, 40 erkektir. Bunlardan biri öldü mü Allâh yerine birini koyar. Yağmur onlar sebebiyle sular, düşmanlara karşı onlar sebebiyle yardım edilir, Şâm ehlinden azap onlar sebebiyle bertaraf edilir.” Şâm ehli demek — Suriye’nin Dimaşk şehrinden başlayıp Anadolu’nun büyük bir çoğunluğu, İran’ın bir kısmı ve çevreyi kapsayan büyük bir coğrafyadır.
6. Ebdâlların Amelleri Hadîsi (Ebû Nuaym, İbn Ömer)
“Her nesilde ümmetimin en hayırlıları 500 kişidir. Ebdâllar da 40 kişidir. Ne 500’ler için ne de 40’lar için eksilme vardır.” Sahabelere “bize onların amellerini söyle” denildiğinde Hz. Peygamber: “Onlar kendilerine zulmedenleri affederler, kendilerine kötülük yapanlara iyilik yaparlar. Allâh’ın kendilerine verdiği şeylerden başkalarına pek cömert davranırlar.”
İbn Mes’ûd radıyallâhu anh’a sorulur — “nasıl onlar sebebiyle ihyâ-öldürme olur, yağmur yağar?” Cevap: “Çünkü onlar Allâh’tan ümmetlerin çoğalmasını talep ederler ve çoğalırlar. Cebbarlara beddua ederler — onlar azalır. Yağmur talep ederler, yağmur yağar. Onlar dilerler, onlar için arz nebat verir. Dua ederler — bu dua sebebiyle nice belalar def olur.”
7. Tirmizî Rivâyeti
“Arz Allâh’a nübüvvetin kesilmesinden şikâyette bulundu. Allâh-u Teâlâ: ‘Senin sırtına 40 tâne sıddîk koyacağım. Onlardan biri ölünce yerine bir başkasını bedel kılacağım.’ Bu sebeple onlara ‘bedel’ dediler. Allâh onların ahlâklarını tebdîl etti — yâni ahlâklarını değiştirdi-güzelleştirdi. Onlar arzın direkleridir. Onlar sebeple arz ayaktadır.”
Bir başka rivâyet (Ebû’d-Derdâ’dan): “Onlar insanları ne çok namaz kılarak, ne çok oruç tutarak, ne de çok tespih çekerek geçmiş değillerdir. Fakat onları öne geçiren husus güzel ahlâk, vera’-takvâda sıdk, hâlis niyet, iç temizliği gibi ahlâkî düstûrlardır. Bunlara uyanlar Hizbullâh’tır.” Hizbullâh olanlar kurtuluşa erecek olanlardır (Mücâdele 22).
İbn Arabî’nin Velâyet Sınıflandırması
Efendi hazretleri sohbeti İbn Arabî hazretlerinin meşhûr velâyet sınıflandırmasıyla bitirir: “Allâh’ın kendileriyle âlemi muhâfaza buyurduğu ‘direkler’ dörttür. Bunlar ebdâllardan daha hâstırlar. İki imâm ise bunlardan daha hâstırlar. Kutub ise hepsinden ehâstır.”
Velâyet Mertebeleri
- Kutub (1): En yüce velî, dünyâdaki tek mertebe — zamanın kutbu
- İki imâm (2): Kutbun yardımcıları
- Dört direk (4): Allâh’ın kendileriyle âlemi muhâfaza ettiği direkler
- Yediler (7): Bir başka mertebe
- Kırklar — ebdâl (40): Şâm ehli arasında, kalpleri Hz. İbrâhim üzere
- Yüz yirmiler: Daha alt mertebe
- 500 hayırlı: Her nesilde ümmetin en hayırlıları
Ebdâl tarîfi: “Ebdâl kötü vasıfları iyileriyle tebdîl eden herkes için kullanılan müşterek bir lafızdır. Ve bunu muayyen bir miktar hakkında kullanırlar — bu muâyyen miktar 40’tır, 30 da denmiştir, 7 de denmiştir. Her birinin dört direk, vetedten bir direği, beytin rükunlarından bir rüknü vardır.”
Direklerin kalp tecellîleri: “Hz. İsâ’nın kalbi üzerine olanlara Rüknü’l-Yemânî, peygamberlerden bir peygamberin kalbi üzerine olanlara… Hz. Âdem’in kalbi üzerine olan kimseye Rüknü’ş-Şâmî, Hz. İbrâhim’in kalbi üzerine olana Rüknü’l-Irâkî, Hz. Muhammed sallallâhu aleyhi ve sellem hazretlerinin kalbi üzerine olana da Rüknü’l-Hacer-i Esved vardır.” İbn Arabî kendisi için “bu, Allâh’a hamd olsun, bizimdir” der — yâni kendisi bu mertebede bulunduğunu beyân eder.
Sonuç: Bütün bu hadîsler ve sınıflandırmalar Cenâb-ı Hakk’ın “el-Velî” ism-i şerîfinin kıyâmete kadar tecellî edeceğini, her dönemde mutlaka bu velîlerin var olacağını ve onlar sayesinde arzın ayakta durduğunu, yağmurun yağdığını, düşmanlara karşı yardımın geldiğini gösterir. “Yaşayan velî yoktur” diyen bu hadîsleri ve âyetleri reddetmiş olur.
Sohbetten Çıkan Ameli Dersler
- Sünnet üzere yatış: dizleri karna çekerek sağ tarafa yatmak
- Sırt üstü, yüz koyun ve sol tarafa yatmak nehyedilmiştir
- “Tahta kılıç” — nefs terbiyesi görmemiş kişi imtihanda kırılır
- 28 Şubat döneminde 500-600 dervişten bir kısmı tahta kılıç çıkıp evine döndü
- “Elmas kılıç” velîlerin silah deposundadır — onları görmek kişiye kimyâdır
- Mürşid kimyâcı gibidir — taşı cevher, kayayı altın eder
- İsâ aleyhisselâm “küp” mu’cizesi: renksizlikten her rengi çıkarma
- Sûfînin üstâdını Hz. Peygamber’le veyâ Geylânî gibi pîranla denk görmesi sapkınlıktır
- Velîler meslekte (peygamberlik) eş olabilir, fâzilette eş olmazlar — Hz. Muhammed Mustafâ’nın “tırnağındaki tozu” bile olamazlar
- Sufîlere acımasız savaş açan İngiliz/ABD/Mossad/AB ajanıdır
- Cebrut lâiklik geri çekildi, yerine “Cebrut Vahhâbîlik” geldi
- Suûd-Vahhâbîler Cennetü’l-Bakî’de Ehl-i Beyt mezarlarını yıktılar
- Ebdâl hadîsleri Kütüb-i Sitte’de sâbittir; “yaşayan velî yoktur” diyene tecdîd-i imân gerekir
- 40 ebdâl Şâm’dadır, kalpleri Hz. İbrâhim üzere — onlar sebebiyle yağmur yağar, arz ayakta durur
- İbn Arabî sınıflandırması: Kutub 1, imâmlar 2, direkler 4, ebdâl 40
Bibliyografya — Zikredilen Kaynaklar
- Kur’ân-ı Kerîm: Âl-i İmrân 191 (“ayakta-otururken-yanlarınız üzerine yatarken Allâh’ı zikredenler”); Yûnus 62-64 (Allâh’ın velîlerinin korkusu yoktur); Mücâdele 22 (Hizbullâh)
- Hadîs-i Kudsî: “Velîlerim zikirleriyle anılan kullarımdır” (Ramuz); “Allâh diyen kalmayınca kıyamet kopar”
- Hadîs-i Şerîfler — Ebdâl: “Bu ümmette ebdâllar 30 tânedir, kalpleri Hz. İbrâhim üzere” (Ahmed b. Hanbel); “Ebdâllar Şâm ehli arasındadır, 40 erkektir” (Hz. Ali rivâyeti); “Her nesilde 500 hayırlı, 40 ebdâl” (Ebû Nuaym, İbn Ömer); “Arz nübüvvetin kesilmesinden şikâyet etti, sırtına 40 sıddîk koyacağım” (Tirmizî); “Onlar çok namaz-oruç-tespih ile değil güzel ahlâk-vera’-takvâ ile geçmişlerdir” (Tirmizî, Ebû’d-Derdâ)
- Mesnevî-i Şerîf: Mevlânâ — “Tahtadansa başkasını ara, eğer elmassa sevinerek ileri gel”; “Elmas kılıç velîlerin silah deposundandır, onları görmek kimyâdır”
- Peygamber Mu’cizeleri: Hz. İsâ aleyhisselâmın “küp” mu’cizesi — renksizlikten her rengi çıkarma; Hz. Peygamber’in Ebû Zeri’l-Gifârî’yi velî hâline getirmesi
- İbn Arabî: Velâyet sınıflandırması — kutub 1, imâmlar 2, direkler (evtad) 4, ebdâl 40, yediler, yüz yirmiler; her direğin Beytullâh’ın bir rüknü ile irtibâtı (Yemânî, Şâmî, Irâkî, Hacer-i Esved)
- Hadîs Kaynakları: Buhârî, Müslim, Tirmizî, Ahmed b. Hanbel, Ebû Nuaym (Hilyetü’l-Evliyâ), Hâkim
- İslâm Tarihi: 300-400 yıllık İngiliz oyunu — Şia-Sünnî makasının açılması, Vahhâbîlik’in Osmanlı’nın içine atılması; Suûd-Selefî Vahhâbîlerin Cennetü’l-Bakî’deki yıkımları (Ehl-i Beyt-İmâm Mâlik mezarları, Hz. Hamza yeri, Uhud kabristanı); 28 Şubat Türkiye süreci
- Tasavvuf Istılâhları: Tahta-elmas kılıç, kimyâ-simyâ, mürşid nazarı, ebdâl-aktâb-kutub-evtad, vetedu’l-erbaa, Hz. İbrâhim kalbi üzere olmak, Cebrut lâiklik-Cebrut Vahhâbîlik
Sohbetin Özeti
2017 Karabaş-i Velî Tekkesi sohbet serisinin 12. oturumunda Mustafa Özbağ Efendi; Hz. Peygamber’in dizlerini karnına çekerek sağ tarafına yatma Sünnet’ini ve sırt üstü-yüz koyun-sol tarafa yatmanın nehyedildiğini, “tahta kılıç vs. elmas kılıç” Mesnevî teşbîhi üzerinden sûfînin imtihanlara dayanma terbiyesini ve 28 Şubat döneminde 500-600 dervişten bir kısmının “tahta kılıç” çıkıp evine döndüğü hâdisesini, mürşidin “kimyâcı” gibi olup taşı cevher-kayayı altın-haytayı Allâh dostu yaptığını ve Hz. İsâ’nın “küp” mu’cizesinin bunun bir misâli olduğunu, sûfînin üstâdını Hz. Peygamber veyâ Geylânî gibi pîranla denk görmesinin sapkınlık olduğunu (“Âdem’den kıyamete kadar bütün velîler üst üste konsalar Hz. Muhammed’in tırnağındaki tozu olamazlar”), İngilizlerin son 300-400 yıldır Şia-Sünnî makasını açıp Vahhâbîliği üreterek Müslüman dünyâsını parçaladığını, Türkiye’de sûfîlere-mezheplere acımasızca savaş açan herkesin (şeyh-hoca-profesör-ilâhiyâtçı) İngiliz/ABD/Mossad/AB ajanı olduğunu, Suûd-Vahhâbîlerin Cennetü’l-Bakî’deki Ehl-i Beyt mezarlarını-İmâm Mâlik’in türbesini-Hz. Hamza’nın yerini yıktığını, “Cebrut lâiklik geri çekildi, Cebrut Vahhâbîlik geldi” tesbîtini, Kütüb-i Sitte’de geçen ebdâl-aktâb-kutub hadîslerini (40 ebdâl Şâm’dadır, kalpleri Hz. İbrâhim üzere — onlar sebebiyle yağmur yağar, yardım gelir, arz ayakta durur), İbn Arabî’nin kutub-imâm-direkler-ebdâl sınıflandırmasını ve her direğin Beytullâh’ın bir rüknü ile irtibâtı (Yemânî, Şâmî, Irâkî, Hacer-i Esved) hakîkatini tafsîlâtlı bir şekilde açıklamıştır.
Kaynak: Mustafa Özbağ Efendi — 12. Karabaş-i Velî Tekkesi 2017 Sohbeti | Video: YouTube | Playlist: 2017 Karabaş-i Velî Tekkesi
Diğer sohbetler: Dergah Sohbetleri